26 Şubat 2015

Gizli Cemiyet, Örgüt ve Oluşumlar / Pontus Rum Cemiyeti-Ramtha Tarikatı-Rael Tarikatı




Gizli Cemiyet, Örgüt ve Oluşumlar 
Pontus Rum Cemiyeti
Ramtha Tarikatı
Rael Tarikatı

Ramtha Tarikatı
Amerika'nın Seattle yakınlarındaki Yelm kasabasında 1976'nın kış aylarında sıradan bir pazar günü, ev kadını Judith Darlene Hampton, evinde yemek yapmaktadır. Birdenbire mutfağında garip bir varlık belirir. 35.000 yıl önce Lemuria adlı kayıp bir kıtada yaşadığını söyler. Hampton'a "Seni zincirlerinden kurtarmaya geldim" der. Amerikalı kadın birdenbire ruhunun bedeninden ayrıldığını hisseder. Sanki bir ışık hızıyla karanlık bir tünele girer, sonra da müthiş bir güzellikle karşılaşır. Doğup ölmeyi, dünyaya tekrar tekrar gelmeyi bu tünelden binlerce kez geçerek garip tecrübeler yaşayarak öğrenir.


BEDENİNDE İKİ RUH VAR
Yelm'deki bu sıradan kadının bedeninde artık iki ruh vardır. Adının Ramtha olduğunu söyleyen varlık Hampton'ın bedenine girdiğinde onun ağzından mesajlar vermeye başlar. Daha sonra J.Z. Knight adını alan "iki varlıklı" bu kadının bedenine istediği an gelen Ramtha, onu önemli mesajlar getiren "kutsal insana" dönüştürür. J.Z. Knight, bugün Washington yakınlarındaki Fransız tarzı şatosunda yaşıyor. Burası aynı zamanda Ramtha Aydınlanma Okulu. Dünyanın pek çok ülkesinden insan onun bedeninden Ramthayla temas kurmak için binlerce dolar ödeyerek bu şatoya geliyor. Ramtha tarikatının üyeleri arasında Türkler de var, Scientology tarikatı gibi Salma Hayek ve Linda Evans gibi Hollywood ünlüleri de...

'KANAL FENOMENİ'
Lise mezunu, 5 evlilik yaşamış, sigara tiryakisi J.Z.'nin Ramthayla temasının tarikat üyelerince bilinen adı "kanallık fenomeni". Tarikata göre, 1999'da J.Z. Knight, bilim insanları tarafından birtakım aletlere bağlanarak teste tabii tutuluyor. Bu şekilde "kanal fenomeni"nin ispat edildiği öne sürülüyor. Ünlü parapsikologlar Ian Wickramasekera ve Stanley Krippner'ın bulgularına göre, Ramtha tarafından kanal olarak kullanılma esnasında J.Z. Knight'ın beyin dalgaları deltaya dönüşüyor ve beynindeki alt cerebellum bölgesi, konuşup yürüyebilmesi için onun vücudunu kontrol ediyor. Bu da aklın gizemlerinden biri olarak düşünülüyor.

250 YIL YAŞAM VAADİ
J.Z. Knight, Ramthayla temasını ilk olarak 1978'de açıkladığında herkes ona deli gözüyle bakmıştı. Ancak 1985'te bir televizyon şovunda Ramtha'nın bedenine girip bir erkeğin sesiyle konuşmasının ardından durum değişmiş. Ramtha'nın, insan bedeninin en az 250 yıl yaşlanmadan mükemmel şekilde yaşayabileceğini savunuyor. Gençliği uzatmak ve uzun yaşam sırrı Ramtha'da insanın kendi kendine psikolojik olarak yapabilmesini hedefliyor.

RİTÜELLERİ ŞARAP TÖRENİ
Ramtha tarikatındaki tek ritüel şarap töreni. Ramtha, şarabın şifa verici ve hayat uzatıcı özelliklere sahip olduğunu söylediği için, tarikatta derslere başlanmadan önce şarap merasimi düzenleniyor. Şarapla beraber de dua ediliyor. Ramtha'nın kehanetleri de bulunuyor. Mesela Sovyetler Birliği'nin yıkılacağını, tam 5 yıl önceden öngörmüş.



Rael Tarikatı
13 Aralık 1973'te henüz 28 yaşında genç bir rallici olan Claude Vorilhon, gezmek için Fransa'nın Clermont Ferrand yakınlarındaki sönmüş Auvergne Yanardağı'na gider. Birdenbire parlak ışıklar saçan bir UFO, 10 metre yakınına iner ve içinden badem gözlü, uzun saçlı, kısa ve siyah sakallı bir uzaylı çıkar. Vorilhon'u uçan daireye bindirir. Adının Elohim olduğunu söyleyen uzaylı, Vorilhon'a "İnsanlara sizin ve bizim ne olduğumuz gerçeğini söyleyeceksin." der. Şaşıran Vorilhon, neden kendisinin seçildiğini sorar. Onlar da şu ilginç yanıtı verir:"Fransa, demokrasinin doğduğu ve bütün dünyaca hür bir ülke olduğu unvanına sahiptir. Ayrıca, zeki ve herşeye açık bir bellekle bakan birine ihtiyacımız vardı. Herşeyden önemlisi de hür düşünceli ve dine karşı olmayan birini istiyorduk. Yahudi bir babadan ve Katolik bir anneden doğduğun için senin, dünya tarihinin iki önemli insan grubu arasında önemli bir bağ olduğunun kararına vardık. Bu yüzden de seni seçtik."

Herşeye İzin Verilmeli
Vorilhon, ertesi gün yine aynı yere gelir. Bu sefer uzaylılar, ona seçilmiş bir insan olarak neler yapması gerektiğini söyler. Rael Tarikatı, uzaylıların insanları yarattığına inanan, 2000'li yılların başında "Clonaid" adlı şirket aracılığıyla insan klonladıklarını iddia eden, grup seks ayinleriyle gündeme gelen bir oluşum. İki yıl önce lüks bir oteldeki seks ayini görüntüleriyle gündeme gelen tarikatın lideri Claude Vorilhon, "dinlerine" ait kuralları yazdığı kitabında ilginç emirler veriyor: "Biriyle ya da birkaç kişiyle ne cinsiyette olursa olsunlar, şehvâni ya da cinsi deneyim etme arzusunu duyarsan, ötekiler razı oldukça, istediğin gibi davranabilirsin. Vücudunu ve böylece zihnini uyandırmak yolunda herşeye izin verilmektedir."

75.000 Kadar Üyesi Var
Bugün 84 ülkede örgütlü 75.000 civarında üyesi bulunduğu tahmin edilen, dünyanın en sapkın tarikatı Rael'in lideri Claude Vorilhon, "Uzaylıların Verdiği Mesaj" kitabında müritlerine uzaylıların verdiği mesajları birbirinden çılgın emirler halinde sıralıyor. Kendisinin "Tanrı'sız bir dinin kurucusu" olduğunu söyleyip, dinlere, evliliğe, askerliğe karşı çıkıyor, sınırsız seksin gerekliliğini anlatıyor. Uzaylılar tarafından "haberci" anlamına gelen "Rael" ünvânını aldığını söyleyen Vorilhon, en geç 2035'te gerçekte insanları yarattığını öne sürdüğü uzaylıların dünyaya hâkim olacağını iddia ediyor. Bu tarihe kadar, tarikatının bir elçilik binası yapması gerektiğini savunuyor. Uzaylılar ona uçan daire şeklindeki elçilik binasını öncelikle İsrail'de kurması gerektiğini söylemişler. Eğer İsrail reddederse uzaylıların geleceği ve dünyayı yöneteceği elçilik binası Filistin, Mısır ya da Türkiye gibi İsrail'e yakın bir ülkede kurulacakmış!

Hedefte Türkiye Var
Müritlerinin kendisine "dinlerin dininin peygamberi" diye inandığı Vorilhon'un emirleri doğrultusunda Rael Tarikatı Türkiye'yi kendisine hedef seçti. İlk olarak 2004'te Taksim'de 5 yıldızlı bir otelde ilk toplantılarını gerçekleştiren tarikatın Türkiye liderliğine de Suat Sular adında farmakolog olduğunu söyleyen, 22 dil bildiğini iddia eden, tıpkı tarikatın lideri gibi eski rallici olan biri atandı. 61 yaşındaki Suat Sular, Endonezya'da Java Adası'nda bir dönem uzaylılarla randevulaşıp görüşme yapacağını da öne sürmüştü. Sular, o tarihte tarikatın Türkiye'ye gelişini uzaylıların Fırat havzasına olan ilgileriyle açıklamıştı. Tarikatın Ortadoğu Temsilcisi Leon Mellul ve ekibinin de katıldığı toplantılara Türklerin katılımı sağlanmaya çalışıldı. Rael Tarikatı, 2004'te ortaya çıkan skandal görüntülerle Türkiye'de zor günler yaşamaya başladı. Çünkü uzay ve seks tarikatı Rael üyeleri müzik eşliğinde soyunuyor, öpüşüyorlar, tarikatın bir ritüeli olan "seks ayinini" gerçekleştiriyorlardı. O tarihten itibaren tarikat faaliyetlerini daha bir gizli yapma yolunu seçti. Çünkü gerek Türk devletinden, gerekse de toplumdan büyük tepki görmüşlerdi. Bugün Rael Tarikatıyla artık bir ilişkisi kalmadığını söyleyen Suat Sular, o dönem içinde yasal soruşturma geçirip yargılandığını söylüyor. Hatta kendisinin de aktif biçimde içinde yer alarak Rael Tarikatına darbe vurulduğunu savunuyor. Ancak Sular, o dönem tarikatın amaçları ve çalışmalarıyla ilgili verdiği bilgilerin aksine, Rael içinde Türk olmadığını iddia ediyor bugün. Daha iki yıl önce yapılan toplantılara katılan ne kimseyi hatırlıyor, ne de bilgisini veriyor. Ancak Rael Tarikatı liderinin yazdığı, tarikatın üyelerince dağıtılan kitapta "Türkiye Raelien Hareketi" adlı bölümdeki adres Suat Sular'a ait.

Sadece Tercüme Ettim
SABAH'ın sorularını yanıtlayan Suat Sular, tarikatla ilgili çarpıcı iddialarda bulunuyor: "Ben onların kitaplarını tercüme ettim, paramı almak için birkaç kez merkezine gittim. Ben bunlar düzgün bir kuruluşsa çalışayım dedim. Fakat baktım ki bunlar düzgün insan değil. Abuk sabuk insanlar. Çok büyük bir sömürü var. Sizin çok paranız varsa, sizi göklere çıkarırlar, sonra paranızı alırlar, tekme vururlar." Sular, bugün Rael Tarikatının Türkiye'de faaliyetleri olmadığını söylüyor; ancak tarikatın resmi internet sitesinde Türkiye de örgütlenilen ülkeler arasında yer alıyor. Hatta tarikatın Türkçe resmi internet sitesi bile mevcut. Bu arada Suat Sular, tarikatla ilişkisinin yalnızca bir kitap çevirisinden ibâret olduğunu söylüyor ve ekliyor:. "Ben sadece onların kitaplarını tercüme ettim. Tercüme paralarımı bile vermediler. Onları dava edecektim." Hıristiyanlığın bittiğini savunan Rael lideri, İsrail ve Yahudilere karşı daha bir ılımlı. Çünkü Yahudilerin İsrail'e dönüşleriyle altın çağın başladığına inanıyor.

Yaratıcı, 2035'de Geliyor
Uzaylıların birgün geleceği ve kendisinden yapmalarını istediği elçilik binasını da zaten İsrail'de tasarlıyor. Ancak İsrail devleti, 1990'lı yıların başından bu yana tarikatın bu talebine olumsuz yanıt veriyor. Vorilhon, uzaylıların bu duruma kızdıklarını şu sözleriyle anlatıyor: "Elçiliğimizin hükümetin vereceği bir toprak parçası üzerinde İsrail'de yapılmasını arzu ederiz, kabul etmezlerse başka ülkeye kurabilirsin ve İsrail'e elçimizi tanımadığı için yeni bir ceza verilecektir." Uzaylıların kendisine "Sen, dinlerin dinî peygamberisin" dediğini öne süren Vorilhon'un tarikatında "şehvâni eğitim" adı altında da kurallar bulunuyor. "Vücudundan ya da çıplaklığından hiçbir zaman ayıplık duymayacaksın ki onlara verilen görünüşten utanç duyanlardan yaratıcılarımızı daha hiçbir şey gücendiremez." diyen tarikatın lideri, sınırları kaldırıp kadın üyelere evlenmeden çocuk yapmalarını öğütlüyor. Evliliği reddeden tarikat, üyelerine ülkelerinde askerlik yapmamaları emri de veriyor! Tarikatın lideri en geç 2035'te yaratıcı olarak kabul ettikleri Elohim'in dünyaya geleceğini ve beraberinde Musa, İsa, Buda ve İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed'i de getireceğini öne sürüyor.


Gizli İlimler Yorumu

Kur'an-ı Kerîm'de vesvese diye bir tabir var. Cinlerin, insan kalbine vehmettikleri asılsız şeyler ve kişileri gerçeklikten 180 derece uzaklaştıran telkinler. Modern Çağ'da cinlerin başvurdukları en büyük vesvese ve telkinlerden biri de -hem Doğu'da ve hem de Batı'da- insanların aslında uzaylılar (Kendi kimliklerini saklayıp uzaylıyız diye tanıtıyorlar) tarafından yaratıldıklarını ve birçok tanınan dinî önderin de kendileri tarafından görevlendirildikleri yalanıdır. Bu yalanı empoze etmek için en büyük araçları da kişiye "çok önemli bir kişi olduğu", "seçilmiş olduğu", "seçildiği" gibi insan egosunu okşayacak tuzaklardır. Birçok sapkın inancın kurulmasında cinlerin bu vehimlerinin büyük rolü vardır.


Pontus Rum Cemiyeti

Karadeniz kıyısında yaşayan Rumlar tarafından Kurtuluş Savaşı öncesinde kurulan ve bölgede bağımsız bir devlet olmayı amaçlayan bir cemiyettir.[1]

"Pontus Rum Cemiyeti"; Trabzon, Samsun ve diğer Kuzey Anadolu illerinde Pontus Cumhuriyeti'ni kurmak için faaliyet göstermiş; fakat aslında patrikhaneye bağlı olarak çalışmış bir cemiyettir. Azınlıkların bu teşkilatlarının yanı sıra Ermeni Patriği Zaven Efendi de Rumların teşkilâtlarına benzer bir teşkilât kurmuştur.Üstelik daha önce kurulmuş olan "Taşnaksütyun"ve "Hınçak Ermeni örgütleri" de aynı süreçte faaliyet göstermekteydiler.[2]

Cemiyet, adını eski çağlarda bu bölgede kurulan ve milattan önce 64 yılında roma imparatoru Pompe tarafından ortadan kaldırılan krallıktan almıştır. Bu krallık, aslında İranlılar tarafından kurulduğu halde, sonradan Helenistik bir karakter göstermiş ve Roma'da Hıristiyanlığın resmi din kabul edilmesinden sonra, Roma tabiiyeti altında bulunan bölge halkı da Hıristiyanlaşmıştır.

Fatih Sultan Mehmet döneminde bu bölgede, 1204'de Aleks Kommen'in kurduğu Trabzon Rum İmparatorluğu hüküm sürüyordu ve merkezi Trabzon'du.

Fatih Sultan Mehmet, Anadolu'nun birliğini sağlamak için beylikleri ortadan kaldırmayı düşünüyordu. Kuzeydeki Candaroğulları'nı toprağına kattıktan sonra sıra Karadeniz sahillerini elinde tutan Trabzon Rum İmparatorluğu'na gelmişti. nihayet düzenlediği Trabzon seferiyle Fatih Sultan Mehmet, bu bölgeyi de topraklarına katmış, her yerde yaptığı gibi bu bölge halkını da din ve adetlerinde serbest bırakmıştır.

Osmanlı devleti'nin parçalandığı ve Türk milletinin ölüm-kalım savaşı verdiği kurtuluş savaşı sırasında yüzyıllar boyu kendilerine gösterilen iyi niyeti kötüye kullanan diğer bütün azınlıklar gibi Trabzon ve civarında bulunan Rumlar da Türk düşmanlarıyla işbirliğine girişmişler, bağımsız devlet sevdasıyla "Pontus Rum Cemiyeti"ni kurmuşlardır.

Mondros Mütarekesi'nin getirdiği ağır şartlar, Rumları bir devlet kurma ümidine düşürmüştür. Açıktan açığa propaganda faaliyetlerine girişen Rumların "Pontus" adında bir de gazeteleri vardı. Bu cemiyet, 25.000 kişilik bir çete kurarak dağa çekilmiş, yıllarca beraber ve bir arada yaşadıkları masum Türkleri yok etmeye, köy ve kasabaları yakıp yıkmaya başlamışlardır. Nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çalışmalarıyla kurulan Merkezî Ordu, bütün nifak cemiyetleri gibi bu cemiyeti de ortadan kaldırmıştır (1921).[1]

"Pontus Rum Cemiyeti", ilk defa 1904 yılında Merzifon Amerikan Koleji'nde gizli olarak kurulmuştu. 1908 yılında Samsun'da "Müdafâ-i Meşrûte", daha sonra "Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti"nin kurulmasıyla Pontus teşkilatı genişletilmiş, Batum'dan İnebolu'ya kadar olan bölgede bir çok şube açılmıştı. "Pontus Rum Cemiyeti", 1909 yılında Atina'daki "Küçük Asya (Asya-yı Suğra) Cemiyeti"nin emri altına girmiş, ertesi yıl Pontus adlı bir risale yayınlayarak Çalışmalarını daha da yoğunlaştırmıştı. 1. Dünya Savaşı sırasında Rus işgal döneminin himaye ettiği bu faaliyetler, ateşkes sonrasında bu kez Yunanistan'ın güdümünde yeniden hız kazanmıştı. Cemiyetin amacı, Batum'dan Sinop'a kadar uzanan Karadeniz sahillerinde başkenti Trabzon veya Samsun olan bir Karadeniz Rum Cumhuriyeti kurmaktı. Bu amaçla İstanbul'da "Pontus" adıyla bir gazete çıkarmaya başlamış, orta ve doğu Karadeniz bölgesinde Rum azınlığın yaşadığı yörelerde silahlı çeteler oluşturmuştu.

Diğer taraftan aynı amaç doğrultusunda siyâsî faaliyetlerde bulunmak üzere Avrupa'ya heyetler göndermekteydi. Pontusçu Rumlar, bir taraftan da Ermenilerle Trabzon'u paylaşamamak yüzünden rekabet halinde bulunuyorlardı. "Pontus Rum Cemiyeti", Pontus devletini kurmak için Yunanlıların Etniki Eterya cemiyeti ile de sıkı işbirliği içindeydi. Onlara destek sağlıyor, bölge hakkında bilgi veriyor, onların personeline eğitim yaptırıyor, böylece Pontus azim ve kararlılığını ayakta tutmaya çalışıyordu. Bu maksatla Amasya ve Samsun bölgesi Rum Metropoliti Yermanos, düzenli olarak Pontus propagandası yapıyordu.

1 Aralık 1922'de Lozan Konferansı'nın birinci kısım toplantılarında 13 ayrı oturum sonunda Türk-Yunan nüfus mübadelesi anlaşması kabul edildi. Bu karar gereği Trabzon vilayetinde (o zaman Samsun'dan Rize'ye kadardı) yaşayan 193.000 Rum, 1923 yılı başında vapurlarla Yunanistan'a göç ettiler. bu mübadele sonucu, Karadeniz bölgesinde Rum ahalisi kalmadı.[3]

Rotschild Ailesi (Kırmızı Levha)



Rotschild Ailesi (Kırmızı Levha)

Rotschild Ailesi (Kırmızı Levha)
Çeviren: «Osmanlı Ruhu»
Dünya çapında Bankacılık Sektöründe çok bilmece bırakan Rotschild Ailesi. 1750'de Mayer Amschel Bauer, Frankfurt'ta babasından Banka'yı devralır ve Banka'nın ismini değiştirerek adını Rotschild koyar. Kırmızı levha, kapının üstünde asılır. levha doğu Avrupa'da başarılı bir Yahudi savaşçının sembolüdür.)

Mayer evlenmiş ve 5 erkek ve 5 kız çocuğu olmuştur. Erkeklerin isimleri; Amschel, Salamon, Nathan, Kalmanın (Karl), Jakob (James).

Yükselişinin nedeni, Prens Wilhelm I5. Von Hessen-Hanau'nun, parasını bankasına yatırmadan dolayıydı ve bu Prens, Mayer'i sıkı sık masonların Almanya'daki gizli toplantılarına getiriyordu.

Prens Wilhelm, Hannoveraner Kraliyet ailesinin yakın arkadaşıydı. Bu Kraliyet Ailesi, İngiliz Kraliyet ailesine (Hannoveraner) asker kiralamaktan gelir elde ediyordu. Bu askerler, gelecekte George Washington'un askerlerine karşı Valley Forge'de de savaşacaktı.

Rotschild, Wilhelm'in özel danışmanı olmuştu zamanla. Ne de olsa Prens ve ailesi kâr ediyordu. Fakat ülkede iç huzursuzluk başlayınca; Prens, Danimarka'ya kaçmak zorunda kaldı ve askerlerin maaşlarını geri almak şartıyla Rotschild'in bankasına bıraktı.

Nathan Rotschild (Mayer'in en büyük oğlu), bunun üzerine bu parayı alıp Londra'ya gitti ve orada kendi adına banka açtı. Altın, en güvenilir sayıldığı için bütün parayı altına yatırır. Ne de olsa altınlar, East India Company'den gelmektedir ve sorun çıkması nerdeyse imkansızdır.

Nathan, tefeciliğe başladı. Duke of Wellington'a borç vermekle nerdeyse bundan 4 misli para kazandı. Zaten Duke of Wellington, aldığı borç parayla askerlerin maaşını ödüyordu. İlerde de güvenli sayılan altınlarından illegal satışla kâr elde etti. Bütün bu ticâretler, Rotschild Ailesi'nin başlangıcıydı ve bundan sonra, uluslararası bankacılığa başlanacaktı. Hedefler, çok büyüktü.

Her oğluna bir büyük Avrupa şehrinde bir banka kuruldu. Amschel, Berlin'de; Salamon, Wien'de; Jakob, Paris'te; ve Kalmann, Neapel'de. Salamon Rotschild, masonların üyesiydi aynı zamanda.

Mayer Amschel Rotschild, vekâletnamesinde tam olarak kim, nasıl, neyi yapmasını gerektiğini yazmıştı. Sermâyeler, erkekler tarafından yönetilecekti. En önemli oy, en büyük kardeşindi. Anlaşmazlıklarda, önemli kararları o alırdı. Bütün gelirler, gizli tutulması gerekirdi. Hele ki devletten..

.1773'te Mayer Amschel Rotschild, tam 12 zengin Yahudi tefeciyle «Sion Bilgelerinin Protokolleri» Frankfurt Yahudi sokağında buluştu. (Dikkat çekilecek konu, buradaki 12 kişi ve kendisiyle birlikte13... Konuyu bilenler için önemli bir rakam) Hedefleri, dünyadaki parayı nasıl kontrol edebilecekleriydi ve uzun, çok titiz bir plan hazırlamaya başladılar.

Herbert G. Dorseys'in açıklamalarına göre şu konularda da konuşulmuş: Acaba İngiliz merkez bankasını nasıl kurup ele alabiliriz? Ne de olsa, o zaman İngiltere'nin tüm sermayesi, ellerinden geçecekti. Dünya çapındaki para akışını elde edebilmek için; İngiliz bankası, tamamen kayıtsız-şartsız kontrol altında olmalıydı. Bunu her defasında söylüyorlardı.

Dorsey ve William Guy Carr, "Pawns'in the Game"nin dosyalarına göre plan "Sion Bilgelerinin Protokolleri"ne ait; ama Rotschild bunu biraz daha geliştirdi. Ne de olsa birkaç yüzyıl kadar eski bir plandı. Yeni yazıyla gerçek bir anlam kazandı ve bütün detaylar, en inceliğine kadar hesaplandı. Bu çalışmalar, 1901 yılına kadar gizli tutuldu. Tâ ki Rus Profesör S. Nilus Fielen'in eline düşene dek. Profesör Fielen, bu döküman hakkında "Yahudi Tehlikesi" isimli bir kitap yazmıştır ve Victor Marsden de, bunu İngilizceye çevirmiştir

"The Protocols of The Learned Elders of Zion" Toplam 24 protokol vardır ve sadece 12 tanesi bilinmektedir ve onlar da sansürlenmiştir. Sizlere yakında bu bankacı ailesinin nasıl çalıştığını, yaklaşık 70.000.000 insanı nasıl ölüme sürüklediğini, Amerika Merkez Bankası'nı nasıl ele geçirdiğini, BM'yi nasıl kontrol ettiğini ve daha aklınız almayacak işler çevirdiğini yazacağım.[1]

Kaynaklar
[1] «Gizli Örgütler 1», Jan Van Helsing, bölüm.4, sayfa 30.
Dini Kültler / Reformatio Fraternitatis

Reformatio Fraternitatis

Rose-Croix (Gül -Haç) cemiyetinin kadim kuralları cemiyetin her on yılda bir küçük bir reform ve her yüz 11 yılda bir genel reform gibi belirli devrelerde reformdan geçmesini öngörür. Son genel reform 1888'de Hermetic Order of the Golden Dawn ve Fransa'da iki Gülhaç cemiyetinin kurulmasıyla gerçekleşti. Bundan önce Almanya'da 1777'de Gold und Rosenkreutz cemiyetinin kurulmasıyla gelen reform vardı. Daha önce bu tür reformlar 1666 vs. oluştu.

Böylece, Reverenda Confoederatio et Sincera Fraternitatis ad Rosae Crucis (Gül-Haç Kardeşlikleri Konfederasyonu) selahiyeti altında Hermetic Order of the Golden Dawn (Altın Şafak Hermetik Cemiyeti) Mabetleri ve College of the R.R. ve A.C. Adepti (Yakut Gül ve Altın Haç Üstadları Koleji) 1999 yılı genel reformasyonu beyan ederler.

Gerçekten bu aşamada bir reform gerekliydir. Aleister Crowley ve Israel Regardie sır tutma yeminlerini bozarak Hermetic Order of the Golden Dawn ve R.R. et A.C.'in sırlarının yayınlamaları, cemiyet içerisinde oldukça absürd bir durum yaratmıştır. Crowley ve Regardie'nin yaptıklarının gerekli olduğu ya da kasıtlı ihanet olup olmadığı gibi etik sorunları tartışmaktan özellikle kaçınıyoruz. Tartışılmaz bir şey varsa o da sırlarının çoğu açıklanan bir "ezoterik" cemiyetin absürt konumudur.
Bu durumu telafi etmek için Konfederasyonun salahiyeti altında College of the Adepti of the R.R. et A.C hemen geçerli olmak üzere, bütün basılı R.R. et A.C. yazıları dış cemiyete taşımaya karar vermiştir. Dolayısıyla, bundan sonra harici (konfederasyon dahilinde) Hermetic Order of the Golden Dawn Mabetleri teorik ve entelektüel öğretiler yerine majikal/uygulamalı öğretileri esas alacaktır. Basılarak açıklanan bütün majikal sistemler artık ağırlıklı olarak dış cemiyette uygulanacaktır (the Hermetic Order of the Golden Dawn).
1999 Reformatio Fraternitatis'in beyanı vesilesiyle Konfederasyon altında College of the Adepti of the R.R. et A.C.'in sadece çoğu basılarak açıklanan R.R. et C.R.'ın ezoterik külliyatına değil, fakat oldukça kabarık ve yoğun daha eski gizli ve ezoterik ek aktarımlara sahiptir. Bu külliyatın tam mahiyeti ve menşei R.R. et C.R.'ın sırrı olarak kalması gereği görülmüştür, çünkü reform görmüş R.R. et A.C.'nin öğreti sistemi doğrudan bu ezoterik aktarımlardan kaynaklanmaktadır. Ancak, diyebiliriz ki bu öğretiler gerek maji/teürji (Havâss)ve gerekse de teorik, pratik/laboratuar ve içsel simya içermektedir. Bu külliyat kısmen R.R. et A.C. ve S.R.I.A.'dan önceki Rose-Croix kaynaklarına dayanmaktadır. Popüler yanılgıların aksine Rose-Croix tradisyonu ne İngiltere'deki S.R.I.A, ne de Rose-Croix teürjik/majikal tradisyonu Hermetic Order of the Golden Dawn ile başladı.
Çok iyi bilinen basılı bilgiler konusunda birçok Golden Dawn Mabedinin adaylarına uyguladıkları sır tutma yeminleri artık saçma bir konuma geçmiştir. Bu durum konfederasyon dışındaki mabet ve cemiyetlerde daha da absürd durumlara yol açmıştır ve bazen mabet/cemiyet başkanları iç cemiyetin sırları oldukları gerekçesiyle çok iyi bilinen basit ve basılı konularda yanıt vermeye reddetmektedirler. Bazı mabetler R.R. et C.R.'ın basılı bilgilerinin iç cemiyetlerinin sırlarını teşkil ettiklerini iddia ederek, Golden Dawn inisiyelerini henüz dış cemiyetteyken sadece Küçük Defleme Pentagram Ritüeli (Lesser Banishing Ritual of the Pentagram) ve Orta Sütun Ritüeli (Middle Pillar Ritual) uygulamalarını talep ediyorlar. Bu tür saçma durumlar çoğu zaman söz konusu mabet ve cemiyetlerinin inisyelerine bilinen ve basılı R.R. et C.R. bilgileri dışında verecek fazla bir şeyleri olmadığı için meydana gelmektedir.
Reverenda Confoederatio et Sincera Fraternitatis ad Rosae Crucis'e bağlı mabet ve cemiyetler bu tür riyakarlıklara hiçbir ilgisi olmayacaktır. Bunu teyit olarak 1999 Reformatio Fraternitatis'i beyan ediyoruz ve bütün basılı R.R. et A.C. teürjik bilgileri dış cemiyette, Hermetic Order of the Golden Dawn'a taşıdık. Dolayısıyla, reformlu R.R. et C.R. tekrar kapsamlı, EZOTERİK, majikal ve simyasal öğretisi olan gerçek bir EZOTERİK cemiyet konumuna geçmiştir. İşbu beyanla Konfederasyon dahilinde Hermetic Order of the Golden Dawn, R.R. et C.R'ın içerdiği bütün basılı teürjik bilgiler içeren kapsamlı majikal, teürjik ve uygulamalı öğretilerine sahiptir. Bu öğreti sistemi dış cemiyetteyken inisiyeye R.R. ve C.R.'ın öğretilerine bir hazırlık olarak günlük majikal çalışmaları içeren sağlam bir temel vermektedir.

Sabetayizm / Sabataycılık ve Sabatay Sevi



Osmanlılar döneminde Yahudiler arasında meydana gelen en önemli olay, Sabatay Sevi hareketidir. 15. Yüzyılın ortalarında İzmir Yahudilerinden Sabatay Sevi, kendisini Yahudilerin kurtarıcı mesihi ilan etmiştir. Onun bu davranışı, Ortadoğu ve Avrupa Yahudileri arasında heyecan uyandırmış ve birçok taraftar toplamıştır. Sabatay Sevi'nin bu davranışını bir isyan hareketi olarak gören Padişah 4. Mehmet onu sarayına getirtmiş ve mesihliğini mûcize göstererek ispat etmesini istemiştir. Sahte Mesih Sabatay Sevi, pâdişâhın bu isteğini yerine getiremeyince, kendisinden Müslüman olmakla ölüm arasında tercihte bulunması istenmiştir. Sabatay Sevi, görünürde Müslüman olmayı tercih etmiştir. Bunun üzerine Sabatay Sevi'ye Mehmet adı verilmiş ve kendisine maaş bağlanmıştır.

Sahte Mesih Sabatay Sevi, görünüşte Müslüman olmakla birlikte eski inançlarını gizlice sürdürmüştür. Ölümünden sonra, taraftarlarından bir kısmı onun yolunu devam ettirmişlerdir. Bunlar Selanik'e yerleşerek Sabataycılığı devam ettirmeye çalışmışlardır. Sabataycılar, Müslüman görüntüsü altında Ortodoks Yahudilik'ten farklı olarak Tevrat-Kabala ekolüne bağlı bir sistem geliştirmişlerdir. Sistemlerinin özünü mesih beklentisi oluşturmaktadır. Sabataycılara göre, Mesih Sabatay Sevi'nin tekrar geri gelmesiyle vaat edilen kutsal topraklara gidecekler ve gerçek İsrail'i kuracaklar ve dünyanın yönetimi onlara kalacaktır

İnançları ve uygulamaları bakımından Ortodoks Yahudiler tarafından sapkın olarak görülen Sabataycılar, kimi durumlarda Yahudilerin yanında yer almışlardır. İstanbullu Yahudilerin destek vermediği Siyonizm hareketine, Sabataycılar idealleri doğrultusunda desteklemişlerdir. Sabataycı olduğu iddia edilen dönemin etkili isimlerinden gazeteci Ahmet Emin Yalman İsrail'in kuruluşunu destekleyen yazılar yazmıştır.

1924 nüfus mübadelesi sonucunda İstanbul'a gelip yerleşen Sabataycılar, Selanikliler ve Dönmeler adıyla da anılmaktadırlar. Özellikle “Dönmeler” adı literatüre girmiştir. Sabataycılar kendilerini gizledikleri için nüfus sayıları bilinmemektedir.

Sabatay Sevi
Sabatay Sevi, Mesihliğini ilan ettikten sonra dünyadaki tüm Yahudiler arasında büyük bir yankı uyandırmış ve Yahudi din adamları yoğun tepki göstermişlerdi. Osmanlı yönetimi, baş gösteren kargaşayı gidermek için Sabatay Sevinin önüne 2 tercih koydu; ya hayatî ya da Müslüman olup kurtulması. Sevi, Müslüman olmayı kabul ettiğini açıkladı ve Mehmed Efendi ismini alarak Sarayda bir süre maaşlı memur olarak çalışmaya başladı. Bu dönem ve daha sonra taraftarlarıyla birlikte Selanik ve diğer birtakım şehirlerdeki ikameti boyunca zahiren Müslüman görünmekle birlikte, gizlice kendi yorumuyla Yahudilik'ten evirme yeni bir inanç sistemini dar bir taraftar topluluğu arasında yaydı.
Sabataycılar ya da dönmeler olarak bilinen ve bu Yahudi mesihine inananlar tarafından günümüze kadar sürdürülen inançlar manzumesi; adet, gelenek ve göreneklerinin neler olduğunu bu bölümde ele alacağız. Fakat, Sabataycılar tamamen kapalı ve gizli bir topluluk olduğundan tüm yönleriyle ortaya koymak epey zor. Birçok konu ve özellik gizli kalmaya, gizemini sürdürmeye devam demektir.
Osmanlı'dan günümüze Sabataycılar Yahudi haham Sabatay Sevinin 1648’de Mesihliğini ilan ettikten sonra Yahudiler arasında büyük çalkantılar meydana geldi. Çünkü, İspanya'dan sürülme ve Doğu Avrupa'da yaşadıkları sıkıntılar üzerine bas gösteren bunalımlar bu dinî topluluk arasında bir Mesih beklentisi yaygın bir hal almıştı. Fakat Sevinin 1666da Müslüman olması üzerine, Yahudilerde bir rahatlama görülmesiyle birlikte, Sevinin bu yeni durumunu tevil ederek bağlılıklarını sürdürenler de oldu. Bunların başında Gazzeli ünlü haham Nathan gelmektedir. Nathan, yeni din yorumu ve Sabatay'ın fikirlerinin kabul görmesinde etkin bir rol oynamıştır.
Sabatay Sevinin Müslüman olmasından sonra eski inançlarını ve Mesihlik iddialarını bırakmadığı, gizlice kendisine bağlı dinî bir cemaat oluşturma yoluna gittiği birçok kaynakta belirtiliyor. Fakat Osmanlı yönetimi onları İhtida etmiş, hidayete ulaşmış yani Müslüman kabul ettiği için tarih belgelerinde haklarında pek bilgi yer almıyor. Sabatay Sevi'nin görünürde Müslüman olduktan sonra, Yahudi mistizminin kaynağı Kabala'yı kendi yorumladığı biçimiyle bir çeşit yeni bir mezhebi inşâ ettiği günümüzde yaşayan Sabataycılar tarafından da belirtilmektedir. İbrahim Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi isimli eserinin 68. sayfasında bir olayı anlatıyor:
Sabatay Sevi'nin (Mehmed Efendi adi ve Müslüman kıyafeti ile) İstanbul'da yine eski müritlerinden bir kısmını toplayarak ayinler yaptığını, Girit seferinden dönen Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa'ya haber verdiler. Sadrazam kendini çağırtarak "Bu ne iştir? Sen hala uslanmadın mı?" diye tembih ettiği zaman Sabatay ağız kalabalığına başladı ve ünlü olan kurnazlığı ile; "Aman Sultanım, ben birtakım akrabamı, dostlarımı Müslüman yaptığım gibi bunları da dinî celil İslam'a celp ve davet etmeye uğraşıyorum." yolunda cevaplar verdi ve bu sözlerle bir süre takipten kurtuldu. Sadrazamın adamları onu birgün Boğaziçi'nde Kuruçeşme'de müritleriyle birlikte İbrani bir dua okurken buldular. Bu olay üzerine İzmirli Mesih kendisini unutturmak ve izini kaybettirmek için Kuruçeşme'yi bırakarak Kağıthane yakınlarında issiz bir köseye çekildi. Fakat müritlerinin bir süre sonra orada da etrafına toplanıp ayinler yapmaya devam ettikleri görüldü. Is tekrar Sadrazam'a haber verilince Fazıl Ahmed Pasa kızdı ve onun adamlarıyla birlikte Arnavutluk'taki Berat kasabasına sürülmesini emretti. Sabatay Sevi, orada asil adi Yoheved olan Selanikli bir Yahudi kadın ile evlenmiştir ki Sabataycılığı kabul eden bu kadına da Ayşe Hanım adı verilmiştir. 
Kayınbiraderi Josef Kerido da Abdullah Yakup ismini almıştır.
Prof. İlber Ortaylı, Selanik şehrinin, cemaatin başlıca yerleşme yeri olduğunu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde özellikle eğitime önem verdiklerini belirtiyor. Osmanlı arşivlerinde ve tarih kaynaklarında pek bir bilgiye rastlanmadığını belirten Ortaylı, Osmanlı'nın son döneminde modernleşmenin önemli taşıyıcılarının Sabutaycılar'ın arasında çıktığını belirtiyor. 19. yüzyılda Selanik'te bu cemaatin iktisadi ve kültürel bakımdan bütün diğer topluluklardan üstün oldukları anlaşılıyor. Gerçekten de Mayıs 1901'de Selanik'e vali olan Mehmet Tevfik Bey, anılarında, Fevziye Mekteplerinin (mektepleri bu cemaatin kurduğunu zikretmiyor ve belki bilmiyor) diğer mekteplerin fevkinde olduğunu ve iyi memur yetiştirdiğini belirtmektedir. Bu okullar hakkında önemli bir noktayı belirtelim; Selanik sosyal hayatî içinde, bu okullar geniş kabul gördüler. Sabataycı gençleri eğitmeyi amaçlayan bu okullar, nihayet kurucularının da ideoloji ve dünya görüşü değişikliği geçirmesine neden oldu. Artik bütün Osmanlıları, Özellikle Müslüman Türk çocukları eğitmekten memnun oluyorlardı. Gerçekten de çocuk Mustafa Kemal (Atatürk) modern eğitim veren böyle bir ilkokula giden Müslüman Türklerdendir. Kendisinin anlattığına göre annesi geleneksel bir Kurân okuluna, babasıysa Şemsi Efendi'nin kurduğu bir okula gitmesini istemişti. Semsi Efendi Sabataycıdır. Kapanî grubundan olduğu söyleniyor. Fakat Karakaş grubuyla işbirliği yapıyor ve eğitimle bu rakip 2 dönme grubunun birliğini sağlamak istiyormuş.[1]
Sabutaycılar'ın özellikle Mevlevi tarikatı çatısı altında örgütlenmeleri de dikkat çekici. Esin Eden ve Nicholas Stavroulakis tarafından yazılan ve şu anda Türkiye'de de piyasada satılmakta olan "Salonika, A Family Cookbook" (Selanikli Bir Ailenin Yemek Kitabı) isimli eserde Sabataycı ailelerin Mevlevi tarikatını benimsedikleri belirtiliyor ve kendi aile fertleri hakkında da bilgi veriliyor. (Sayfa 15-49) Laiklik ve ittihatçılığın öncüleri Sabataycı Selanikli Sabutaycılar'ın bilinen tek yayını olan Gonca-i Edep'te Mevlevilik'ten övgüyle bahsedildiğini belirten Ortaylı, dergide eğitim konusuna özel bir ilgi gösterildiğini vurguluyor:
Sabutaycılar'ın, Batılılaşma ve eğitim yoluyla, durumlarını düzeltme ve özgürleşme konusunda Musevilerin önüne geçtiği açıkça görülüyor; bir anlamda Bati Avrupa'da Musevilerin kendi cemiyetlerine yaptıkları kültürel katkıyı, Türk cemiyetinde Sabataycılar yaptılar. Gerçekten de bir süre sonra kurularak Fevziye ve Terakki gibi gerçek anlamdaki gymnasium'lar laik eğitime önem vermiştir. Onların bugünkü devamı olan Işık Lisesi de (İstanbul) kanuni zorunluluk olan din derslerini laik bir retorikle sürdürmektedir. (...) Selanik Sabataycılar'ı İstanbul'a göç ettiklerinde benzer mektepler kurdular ve laik-ulusalcı bir Türk eğitim sisteminde öncü oldular. Kendisi de Sabataycı bir aileye mensup Ilgaz Zorlu da, Evet, Ben Selanikliyim isimli kitabında bu okulların İttihat ve Terakki Hareketi'nin ortaya çıkmasında önemli rol aldığını ve İttihatçıların birçoğunun bu okullarda yetiştiğini belirtiyor. [2]
Osmanlının son döneminde Sabutaycılar'ın devlet bürokrasisinde etkin konuma geldiklerini görüyoruz. Yabancı dil bilmelerinden de kaynaklanan artı yeteneklerle dış ticaret ve hariciyede kilit noktalara kadar yükselen Sabutaycılar'ın bu alanlardaki etkinliği günümüzde de sürmektedir. Bu arada dönme denen Sabataycılar laik bir ulusalcılığı benimseyen grup olarak Jön Türk hareketi ve İttihat Terakki içinde de yer almışlardır. Gerçekten de imparatorluğun ünlü Maliye Naziri Mehmed Cavit Bey -ki aynı zamanda kuvvetli bir iktisatçı idi- Sabataycıdır. diğer bir maliye naziri olan Nüzhet Faik, dahiliye nazırlarından Mustafa Arif, maarif müsteşarı ve hukuk profesörü Muslihiddin Adil, Sabataycı kökenliydiler. Türk matbuatının önemli siması, Vatan gazetesi sahibi Ahmed Emin (Yalman) da Sabataycıydı ve bu konuda ilk tefrika 1924 Ocak ayında onun gazetesinde yayımlandı. Orduda, matbuatta ve İttihat ve Terakki çevrelerinde Sabataycılar vardı. [3] Gelecek bölümde varlıkları günümüze kadar uzanan Sabataycı fırkalar ve Cumhuriyet döneminde etkin olan Sabataycıları ele alacağız.
Dönmelerin inanç ve ritüelleri Sabataycılığın temel dinî inanç kaideleri, Yahudiliğin mistik ekollerinden Kabbalistik metodun Levi yorumundan oluşmaktadır. Gerek ayinler ve gerekse ritüeller tamamen gizli tutulduğundan bilimsel araştırmalara kaynaklık edebilecek bilgileri elde etmek imkansız gibi. Sabataycı din adamlarının açıklamaları bu konuda yapacakları açıklamalar toplumun aydınlanmasına yardımcı olabilir ancak. Ilgaz Zorlu, Kabala'nın esaslarını anlattığı kitabında, Yahudiliğin mistik yorumlarını özetledikten sonra şunları belirtiyor: Genellikle iddia edildiği üzere Sabataycı hareket Yahudiliğe karşı ve ondan kopuk bir yapıda da değildir, sadece mistik Yahudiliğin vazgeçilmez yapısı onu ister istemez farklı kılmıştır. Günlük dua ve ritüellerde Yahudiliğin temel ilkeleri korunmakla birlikte, özellikle geceyarısı sonraki zaman aralığında bunlar daha da arttırılmıştır.[4]
Sabatay Sevi'nin taraftarlarına inanç esasları olarak 18 maddelik bir nizamname bıraktığı çeşitli kitaplarda yer almaktadır. İbrahim Alaettin Gövsa'nın Sabatay Sevi isimli eserinde Avram Galante'nin İbraniceden Fransızcaya tercüme ettiğini belirttiği bu ilkelerden bazılarını özetleyerek buraya alıyoruz:
İşte Efendimiz, kralımız ve Mesihimiz Sabatay Sevi'nin 18 emri bunlardır.
Şerefi müzdad olsun!
Halikin birliğine dair iman muhafaza olunsun.
Mesihin hakiki Mesih olduğuna, ondan başka halaskar (kurtarıcı) bulunmadığına, efendimiz, kralımız, Sabatay Sevi'nin Davud soyundan geldiğine iman edilsin.
Ne Tanrı'nın, ne de Mesih'inin adına yalan yere yemin edilmesin. Çünkü Tanrı'nın adi da onda mündemiçtir.
Mesih'in sırrını anlatmak için içtimadan içtimaya gidilsin.
Davud'un Mezamiri her gün gizli olarak okunsun.
Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek amacıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tatbik için sıkıntı gösterilmesin.
Onlarla (yani Müslümanlarla) nikah akdedilmemesi lazımdır.[5]
Sabutaycılar'ın Bayramları
Gövsa bunun dışında Sabutaycılar'ın bayramları da olduğunu belirtiyor. Bunlar yılın çeşitli günlerinde ve her biri ayrı bir anlam taşıyan 16 tanedir.
Bunların içinde en ilginciyse Mart 22'de yani baharın 1. gününde kutlanan Kuzu Bayramı, Dört Gönül Bayramı ya da diğer bir deyişle Mum Söndü diye bilinen gizli bayram. Bu kuzu bayramı hakkında Sabatay zümresi mensuplarından Karakaşzade Rüştü, 1924’te Vakit gazetesi muharririne su izahatı vermişti: Kuzu bayramı 22 Adar'da yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Ve her yıl kuzu eti ilk defa bu bayram ilişkisiyle ve hususi törenle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli 4 kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve elmaslarla süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır... Bu bayram vesilesiyle doğacak çocuklar bir çeşit kutsiyeti haiz tanınırlar.
 Ona (Dört Gönül Bayramı) adi verilir. [6]
Sabutaycılar'ın kendilerine has 16 bayram ve ritüelden ayrı olarak diğer Musevi'lerle ortak birtakım bayram ve yortular da söz konusu. Bunlar, Yusuf Bayramı, Meyve bayramı, Fecir bayramı gibi isimlerle anılır. Ayrıca Sabataycı her grubun da kendi içinde geliştirmiş olduğu bayramlar da var. Bunlardan Osman Ağa bayramı en önemlilerindendir. Karakaşlar grubunun kurucusu Osman Ağa, (daha sonra soyadı kanunu çıkınca bu aile fertleri Oğan soyadını almışlardır) için bu ritüel düzenlenir.
Shema Israel, Adonai Elohenou, Adonai Ehad Duy ey İsrail! Adonay, tanrımızdır ve tanrı birdir (Yahudi-Sabataycı Şehâdet kelimesi.) Izmirli Yahudi hahamı Sabatay Sevi'nin görünürde din değiştirerek Müslüman olduğunu ilan etmesinden sonra kendi öğretileri doğrultusunda bir cemaat oluşturması görünürde Müslüman fakat inanç ve yasam boyutlarında Yahudi olan yeni bir topluluk ortaya çıkarmış oldu.
Yazımızın geçen bölümlerinde Sevi'nin hayatî, inanç temelleri ve ölümünden sonra cemaatinin geçirmiş olduğu evreleri özetlemiştik. Benzet-benzeme ilkesi gereği kendilerini hep gizlemiş olan bu dinî cemaat mensuplarının, Osmanlı dönemindeki etkinlikleri diğer bir husus. Özellikle Osmanlı'nın son dönemindeki olaylarda çok etkin rol oynamış olmaları da dikkat çekici. Jön Türkler, İttihat Terakki, Meşrutiyet gibi bugünümüzü de etkileyen olaylar zincirinde Selanik hep merkez olmuş ve Selanik'in bu etkinliği de Sabutaycılar'ın siyâsî, askeri, fikri alanlarda hep başı çekmelerinden kaynaklanmıştır.
Konuyu araştırmaya başladığımızda böylesine derin bir toplumsal ve siyâsal tablo ile karşılaşacağımızı doğrusu biz de tahmin etmiyorduk. Fakat uzun bir araştırmadan sonra karşılaştıklarımız bizi şaşırttığı gibi birçok gerçeğin bu gizlilikten dolayı bilinmezliğini sürdürdüğünün de farkına vardık. Elbette şimdilik kamuoyuna yanıltmasında mahsur gördüğümüz noktalar da söz konusu. Amacımız dinî bir topluluğu kötülemek, sansasyon yaratmak değil. Toplumumuzu derinden etkileyen bu cemaat mensuplarının kimler olduğu, neler yaptıkları, bugüne kadar nasıl bir seyir izlediklerinin bilinmesi gerekmektedir. bunları bilmek halkımızın hakki. Gizem her zaman merak uyandırmıştır. Fakat doğruların ve gerçeklerin kapalı kalmasının da bir anlamı yok. İleride daha kapsamlı araştırmaların yapılacağını ümit ediyoruz.
Gizlilik, başkalarının merakini daha da kamçılayacağından, bu alandaki gerçeklerin olduğu gibi halkımıza yansıtılması alanında görev, en çok, bu cemaate mensup kişilere düşmektedir. DERGAH + LOCA + SİNAGOG = İKTİDAR 
Ulaşabildiğimiz kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler, Sabataycı ya da dönme denilen bu topluluğun hala Yahudi mistisizminin öğretileri doğrultusunda dinî ritüellerini gizlice sürdürdükleri, adet, gelenek ve göreneklerini korudukları, bir çeşit masonik yapılarını devam ettirdiklerini gösteriyor.
Araştırmada ilgimizi çeken diğer bir konu ise gizli Yahudi tarikatı mensuplarının ekonomiden, politikaya ve eğitime kadar birçok alanda etkin olmalarının yanısıra İslam'ın mistik yorumu kabul edilebilecek Sünnî ve Alevi tarikatlarının içine sızmış olmaları. Özellikle Mevlevi, Melami ve Bektaşi tekkelerinde 19. yüzyıldan itibaren şeyh, mürşit, dede, dedebaba gibi en üst makamlara kadar ulaştıklarını görüyoruz. Sabataycı şeyh ve müritler Sevi Müslüman olduktan sonra bağlılarına Müslümanların görünürdeki adet ve geleneklerine riayet etmelerini öğütlemiştir. Bu da onların kendilerini en rahat ifade edebilecekleri çeşitli tarikatların dergah, hanegah, tekke ve zaviye gibi mekanlara rağbet etmelerine yol açmış. Merkezi Selanik olan bu cemaatin Selanik'teki özellikle Mevlevi ve Bektaşi dergahlarında yoğunlaştıklarını görüyoruz.
Ilgaz Zorlu, Sabataycı cemaatlerin İslam mutasavvıflarıyla ilişkilerinin özellikle İstanbul, İzmir ve Selanik'te yoğunlaştığını belirtiyor.[7] İstanbul'da Yenikapı Mevlevihanesi, Kasımpaşa Mevlevihanesi, Aziz Mahmud Hüdai'nin Üsküdar'daki dergahı Sabutaycılar'ın etkin olduğu dergahlar olarak dikkat çekmektedir. Yahudi mistisizmi olarak tanımlanan Kabala öğretisine dayanan Sabataycı yorum, İslam'ın gevsek mistik yorumu olarak Mevlevilik, Bektaşilik ve Melamilikle paralellikler arz eder ve ortak buluşma noktaları bulur. Yunan asilli Sabataycı yazar Starolakis, Salonika, jews and dervishes isimli kitabında Yahudi-Sabataycı kökenden olup Selanik'teki dergahlarda etkili olan ve hatta bir kısmının uzantıları İstanbul'a kadar gelen dönme şeyhlerden bahsediyor. Bunlardan biri de şu anda Amerika'da yasayan iflas etmiş işadamı Halil Bezmen'in dedesi Esad Efendi'dir. Esad Efendi 1920'lerde Kasımpaşa Mevlevihanesi'nin şeyhidir. Ankara Bektaşi Dergahı'nın şu andaki Dedebaba'sı yani şeyhi de Sabataycı. Yine Dedebabalardan Bedri Noyan da Yahudi dönmesi. Kardeşi Engin Noyan da bir TV'de program yapımcı ve sunucusu.
Sabataycılar ve Masonlar Osmanlı döneminde etkin konumdaki masonların arasında Sabutaycılar'ın önemli bir yekun tutması da dikkat çekmektedir. Osmanlı toprakları içindeki ilk Mason locasının Selanik'te kurulması tesadüf olmasa gerek. Avrupa'daki gelişmeleri yakından takip etme imkanına sahip Sabataycılar bu alandaki gelişmelere de öncülük etmişler. Hem Mason hem de Sabataycı olan ünlülerden sadece birkaç ismi burada zikrediyoruz. Bunlar, son Maliye Naziri Cavit Bey, Yeni Asır gazetesinin kurucusu Fazlı Necip Bey, bir dönem bakanlık yapmış olan Faik Nüzhet... Zorlu, Türkiye'deki Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası'nın üstadı azam'i ya da büyük amir'inin hep Kapancılar cemaatine mensup bir aileden geldiğini belirtiyor. Mason Locası'na üye diğer ünlülerse şunlar: Osman Adil, Faik Nüzhet, Talat İsmail ve Mehmet Servet.[8]
Günümüz Mason localarında da Sabataycı çok ünlü kişilerin varlığı devam etmektedir. Su anda Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın Büyük üstadı Sahir Talat Akev de Sabataycı. Mimar Sinan Locası'nın eski üstadı muhteremi Reşat Atabek, yine üstadı azamlardan Cumhur Ferman da Sabataycılardan. Reşat Atabek'in Masonluk Üzerine adli kapsamlı eseri Masonluk hakkında önemli bilgiler ihtiva ediyor. Sabataycı ünlü gazeteci Ahmed Emin Yalman'ın ve Cavit Bey'in aynı zamanda Mason da olduklarını Loca'nın dışa açılırken açıkladığı isimlerden öğreniyoruz.
Selanik+İstanbul+İsrail = Ankara-Washington İsrail'in kuruluş döneminde ve şu anda ülkemizin İsrail ile tarihte görülmemiş sıcak ilişkiler içine girmesinde Sabutaycılar'ın önemli rol aldıklarını görüyoruz. Sabatay Sevi birçok Yahudi tarafından Siyonizm'in kurucusu olarak bilinir. Çünkü Sevi, Mesihliğini ilan ederken bütün Yahudileri Kudüs'te toplayıp Büyük İsrail'i kuracağını vaat etmişti.
İttihat Terakki ve Mason localarında etkin olan Sabutaycılar'ın İsrail'in kurulusunu da desteklediklerini belirten Zorlu, 1924 mübadelesi sonucu Türkiye'ye getirilen alilerden bir kısmının 1948'de kurulusundan itibaren İsrail'e gittiklerini söylüyor. Bunların en ünlüsüyse İsrail'in 2. Cumhurbaşkanı İzak Ben Zwi'dir. Prof. Yalçın Küçük, Aydınlık gazetesinde yayınladığı makalelerinde, Türkiye'nin tamamen İsrail ve Amerika rotasına girdiği bu dönemde Sabataycı İsmail Cem'in Dışişleri Bakanı olmasına dikkat çekiyor. Küçük, ayrıca İsrail'in Hospro firması aracılığıyla Türkiye'ye hibe ettiği silahlarla ilgili bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor. Bilindiği gibi Susurluk skandalıyla ortaya çıkan ilişkilerde bu silahların kayıp olduğu iddia edildi. kayıp silahlar Susurluk Çetesi olarak nitelenen ekip tarafından kullanılmıştı. Bu silahları teslim alan kişiyse Ertaç Tinar. Yalçın Küçük, Tinar'ın Sabataycı olduğunu belirtiyor ve MOSSAD'ın dönmelerle is tutmasının tehlikesine dikkat çekiyor. Dönmeler Dönmezler aksiyonu geçerliyse bu bulgu ürperticidir diyor, Küçük.[9]Tarikat-Siyaset-Medya-Sermaye alanlarında etkili olan Sabataycılar hakkında bilgiler dizi yazımızın gelecek bölümlerinde yer alacaktır. Sabataycılarda cinsel hayat ve saplantılar, ayrıca Sabataycı mezarlıkları gelecekte ele alacağımız konulardan birkaçı.

GİZLİ AMA İÇİMİZDE DÖNMELER
Benzet-benzeme prensibi gereği görünürde Müslüman fakat aslında Yahudi olan Sabataycı cemaat mensupları, bu kamuflaj sayesinde ülkenin kaderinde belirleyici olmayı özellikle son yüzyılda becerebilmiş bir topluluk olarak yer almaktadırlar. Kendilerine has yemekleri, kendilerine ait eğitim kurumları, gizli tapınakları, kendilerine özgü ibadet, inanç ve adetleri olan bu cemaatin kimi mensupları, resmi ideolojinin oluşumu ve bugünkü jakoben-din düşmanlığı üzerine kurulu yapısını sürdürmesinde etkin olmuşlardır. Bu dinî akimin merkez üssünün Selanik olması da ilginç. Meşrutiyet'ten günümüze, tüm siyâsî oluşumlarda adına sıkça rastladığımız Selanik'in bu etkinliği bir tesadüf mü? Elbette hayır. 19. yy biterken Batılılaşmanın rüzgarının bu şehirden esmesinin temel etnik bir etkeni vardı: Sabataycılar.
Türkiye'de ilk Mason locası Selanik'te kurulmuş, Abdülhamid yönetimine karşı başlayan başkaldırı burada tasarlanmış, Sultan iktidardan indirildikten sonra buraya gönderilmiş, ilk özel Türk okulları burada kurulmuş (unutulmamalıdır ki, Galatasaray Lisesi Sultan'ın himayelerinde kurulmuştur ancak Feyziye ve Terakki mektepleri Sabataycı cemaat okulları olarak burada kurulmuşlardır), ilk kadın hareketleri burada şekillenmiş, Hareket Ordusu'nun merkezi (pâdişâhı tahttan indirip, İttihat ve Terakki fırkasını iktidara taşıyan ordu. S.K.) Selanik olmuş ve en önemlisi Türkiye'nin önde gelen kurucuları hep Selanik kökenli olmuşlardır. bunları birer rastlantı olarak görme eğilimi ne yazık ki çok baskındır. Oysa bu kente bu önemi yükleyen Sabataycı kökenli kişilerdir.[10]
Sabataycı mezarlıkları
Sabataycılar gerek ilk dönemde yoğun olarak yaşadıkları Selanik'te, gerek daha sonraları Türkiye'nin basta İstanbul olmak üzere İzmir ve Bursa gibi şehirlerine yerleştikten sonra ölülerini ayrı mezarlıklara defnetmeyi tercih etmişlerdir. Selanik'te mahalle olarak da diğer dinlere mensup insanlardan ayrı bir yerleşim düzeni kurmuşlar. 1924 ahali mübadelesi gereği geldikleri Türkiye'de de belli merkezlere yoğun olarak ilgi göstermiş ve içe kapanık bütünlüklerini böylece korumaya çalışmışlardır. Fakat zamanla farklı mahalle ve şehirlere yerleşerek bir çeşit fiziki asimilasyona uğramakla birlikte cemaat yapılarını korudukları görülmektedir.
İstanbul'da, Karakaşlar cemaatinin mezarlığı, Üsküdar Bülbülderesi'nde yer alıyor. Sabataycılığı sürdürme konusunda diğer cemaatlerden daha aktif olduğu belirtilen bu cemaatin mezarlık konusunda da hassas davrandığı görülmektedir. Bülbülderesi mezarlığında az sayıda da olsa kimi Kapancılar'ın yer aldığı belirtiliyor. Yakubilerse Maçka'daki mezarlığa ölülerini defnetmektedirler. Yakubiler'in yoğun olarak İzmir'de yaşadıkları belirtiliyor. Medya patronlarından Bilgin ailesi bu gruba mensuptur. Kapancılar cemaatinin ise Feriköy mezarlığında satın almış oldukları ayrı bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabutaycılar'ın mezar sekli ve taşların işlemesi tamamen farklı. Genellikle seramik üzerine çıkartma resim bu mezar taşlarında yer alır. Yazıların üslubu da farklılık arz ediyor. Dikkat çeken noktaysa Ey zair diye başlaması. Sekil olarak da dönem dönem farklılık arz etse de kendilerine özgü çiçek işlemeler ve Müslüman mezarlarından farklı geometrik sekil vermeler dikkat çekmektedir.
İbadethanelerinin ayrı, mezarlıklarının ayrı olmasının yanısıra bu cemaat mensubu ailelerin zengin ve farklı bir mutfak kültürleri söz konusu. Esin Eden, Yunanistan'da İngilizce olarak yayınlanan Bir ailenin yemek kitabi isimli eserinde, kendilerine özgü yemeklerden bahsediyor ve ailesi Türkiye'ye geldikten sonra da bir araya gelerek adet ve geleneklerini yaşatmaya çalıştıklarını belirtiyor. [11] Ilgaz Zorlu da bu yemeklerin salt Akdeniz ya da Yahudi mutfağından oldukça farklılıklar arz ettiğini belirtiyor.
Kaynaklar
[1] İlber Ortaylı, "Alevi Kimliği", s.120.
[2] İlber Ortaylı, a.g.e, s.115.
[3] İlber Ortaylı, a.g.e, s.123.
[4] Ilgaz Zorlu, "Evet, Ben Selanikliyim", s.112.
[5] Alaettin Gövsa, "Sabatay Sevi", s.59-61.
[6] Alaettin Gövsa, a.g.e, s.64.
[7] Ilgaz Zorlu, a.g.e, s.40-41.
[8] Ilgaz Zorlu, a.g.e, s.5.
[9] Y. Küçük, "Nasıl Görüyorum-3", Aydınlık, 14 Mart 1999.
[10] Ilgaz Zorlu, a.g.e, s.166.
[11] Ilgaz Zorlu, a.g.e, s.42.

Gizli Cemiyet, Örgüt ve Oluşumlar Sainte Vehme Cemiyeti



Gizli Cemiyet, Örgüt ve Oluşumlar



Sainte Vehme Cemiyeti
Menşeî
Sainte - Vehme ,adalet gayesiyle kurulan gizli cemiyetlerin en meşhurudur. 13. yüzyılın ortasına doğru Vestafalya'da Baviyera ve saks dükü I. Frederik tarafından imparatorluğun ilânından sonra hüküm süren kargaşalık ve haydutluk esnasında bu cemiyet doğmuştur. Ren ve Weser nehirleri arasındaki bu arazide kurulan imparatorlukta asayiş temin edilemiyor, haydutlar memleketi haraca kesiyorlardı. Bu anarşiye son vermek, zayıflamış adalet otoritelerinin yerine geçmek için Sente - Vehme cemiyeti kurulmuştur. XIV. asırda bu gizli cemiyet sınırsız bir iktidara mâlikti, ve en parlak devrinde yüz binden fazla üyesi vardı ki bunlara Wissenden denilmekteydi. Bu cemiyetin kazai hükmü 137?'de Vestefalya'da imparator 4. Şarl tarafından tasdik edilen kod ile tanınmıştır. Nihayet 5. Şarl ve imparator Maksimilyen'in kanunları, kısa süren bu mahkeme usulü kodunu lüzumsuz kılmıştır. Bununla beraber 16. asırdan sonra bile Sente - Vehme cemiyetinin tesir ve iktidarı gizlice devam etti. Bu gizli cemiyet Alman topraklarının Napolyon askerleri tarafından 1811'de istilâsıyla ortadan kaldırılmıştır.

Cemiyetin Teşkilâtı
Bu cemiyet korkuyla karışık bir itibar telkin ediyordu. Zira sosyetenin her sınıfına mensup büyük miktarda üyeleri mevcuttu. Bunlar yeminlerini tutarak mahkemeleri durdurmayı ifa ediyorlardı. Cemiyet mensupları tanınacak işaretler taşıyarak dereceli rütbe alıyorlardı, Frohnboten: hükümleri tatbik etmekle mükellefti. Freischöffen: yargılardı. Stuhlherren: Mahkemeye başkanlık yapardı. Sente - Vehme toplantıları umumiyetle açık havada yapılırdı. Mahkeme celseleri umumiyetle herkese açık bazı durumlarda da yeminlilere tahsis edilirdi. (Gizli mahkeme). Gizli tutulan yazılı bir kanun vardı ki bunu cemiyet haricindekilere bildirmek yasaktı. Başlıca ceza en yakın ağaçta asılmaktı.

Sanığa altı hafta üç gün zarfında cevap vermek mecburiyetinde olduğu üç davet yapılırdı. Eğer sanık mahkemeye cevap vermeği kabul ederse otuza kadar şahit göstermeğe hakkı bulunurdu. Şayet sanık mahkûm edilirse Vehme tarafından ağaca astırılmak suretiyle hüküm infaz olunurdu.

Sanık üç davete de cevap vermediği takdirde gıyaben mahkûm edilir ve Vehme'nin üç üyesi ona el koyunca en yakın ağaca onu asmak salâhiyetini haiz olurlardı. Böyle bir mahkemenin işini çabuk bitiren mahkeme usulü ve büyük miktarı bulunan üyeleriyle İspanyol engizisyonu kadar korku telkin etmesi kolayca anlaşılmaktadır.

Satanist Kara Aristokrasi


Satanist Kara Aristokrasi
Thule ve Vril örgütleri, belirli bir yere kadar ortak çalışmışlardı. Vril örgütü, «Öbür taraf»taki hedeflere yönelirken; Thule mensupları, daha çok teknik ve ideolojik faaliyetlerde bulunuyor ve NSDAP'ın temellerini oluşturuyorlardı.

Vril örgütü ilk kurulduğu zaman adı «Alldeutsche Gesellschaft für Metaphysik» (Pancermanist Metafizik Örgütü)'ti. «Alldeutsche Bund» daha sonra Nasyonal Sosyalist-Sosyalist rejim tarafından yasaklanmıştır. Aslında bu örgüt de «Peababylonischen Gesellschaft»tan doğmuştu. Bu örgütün üyeleri aynı zamanda «Thule-Orden»a da üye idiler. «Vril Gesellschaft»ın 1920'li yıllardaki önderleri, Maria Orschitsch ve Traute A. Adlı medyum bayanlardı. Vril örgütü bazı Nasyonal-Sosyalist çevrelerce «gerici» olarak nitelendiriliyordu. Vril örgütü, geleneksel «Offizierkorps» (Subaylar Heyeti) yani, Generalfeldmareşal von Mackense, General von Manstein, General Wever, daha sonra General von Bülow, General Galland ve Büyükamiral Dönitz ile iyi ilişkiler kurmuştu. Vril ile Amiral Kanaris'in «Abwehr» (Ordu İstihbarat) içindeki «Z» bölümü ile de 1941 sonunda ilişki kurulmuştu.

Thule ve Vril, 3. Reich'ın en gizli örgütü olan «Kara Güneş» ve aynı şekilde çok gizli bir örgüt olan «Kara Taşın Lordları» ile ilişkideydiler. «Kara Taşın Lordları» doğrudan Vril ile bağlantılıydı. Daha sonra kötü ün yapmış olan «Kara Aristokrasi» de bu ilişkide rol oynadı. Gerek Vril, gerekse Thule bugün yine mevcuttur. Örneğin, Viyana'daki «Tempelhof Gesellschaft» 3. Reich'ın okült sırlarını açıklayan kitaplar yayınlamaktadır.

lluminati örgütü bütün Masonları kontrol edebilir. Illuminati'yi kontrol eden KA'dır.
Geçmişten Günümüze Kara Aristokrasi
KA, Avrupa'nın en zengin ve güçlü ailelerinden oluşmuştur. Bu aileler, 12. yüzyılda Cenova ve Venedik şehirlerini yöneten ve kontrol eden ailelerdi. Bu ailelere «Kara Aristokrasi»denmesinin sebebi, bunların yalan, hile, sahtekarlık, cinayet, terörizm, illuminizim ve Satanizm'e bulaşmış olmaları dolayısıyladır.
Diğer bir enternasyonal örgüt, Roma Kulübü Kara Aristokrasi tarafından kontrol edilmektedir.
Venedikli KA, eski Avrupalı ailelerin en güçlüsü ve en zenginidir. Bunların serveti dünyanın en zengin ailesi denilen Illuminati'nin kurucularından Rockefeller'lerin servetini kat kat aşmaktadır.
KA, «300'ler Komitesi» denilen gizli örgütün ve bundan türeyen bütün örgütlerin kurucusudur.
KA'nin faaliyetleri 12. yüzyıla kadar geri gitmektedir. 1155'de Cenova'daki ticari ayrıcalık KA'nin eline geçti ki bu durumu bugün dahi muhafaza etmektedirler.
Venedikli KA'nın yolunun üstüne çıkanlar bunu çok pahalı ödemişlerdi. Bizans İmparatoru da Venedikli'lerden ticari ayrıcalıkları geri almaya kalkıştığı zaman onların gücünü hissetmişti.
İmparator, ailelerin tekelini kırmak istediği için KA'ye korkunç bir zarar tazminatı ödemeye mecbur kalmıştı.
1171'de Venedik'in mutlak kontrolü Doç'lardan KA'nın eline geçti. Doç'lara bugn «Büyük Komite» denmektedir. Bu komite ticari aristokrasi üyelerinden oluşuyordu.
Venedik bugüne kadar KA'nın elinde kaldı ve gücünü bu şehirle sınırlamakla kalmayıp, bütün dünyaya yaydı.
KA, 1000 yıldan beri varlığını sürdürmektedir ve bugün de çok faaldir. Bugün her zamankinden daha güçlü olduğu söylenebilir. KA'nin en güçlü aileleri şu ülkelere dağılmış vaziyettedir: İtalya, Almanya, İsviçre, Avusturya, İngiltere, Hollanda, Yunanistan, Danimarka ve diğerleri.
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in soyu, Venedikli KA ailelerinden GUELPH'lere dayanmaktadır. Bu eski kan bağı Ethioc, Rudolph, Gunigunda, Azoll gibi isimler taşımaktadır. Kraliçe Viktoria da «Este Guelph» ailesinden gelmekteydi. «Este» adı Venedikli Marki de Este'den gelmekteydi. «Guelph»ler çok güçlü bir şekilde Alman aristokrasisiyle de kan bağı kurmuşlardır. Örneğin; Hannover hânedânlığıyla Gualph ailesi, büyük güçlerini, kontrollerinde tuttukları uyuşturucu ticaretinden almaktaydı.
Bu açıdan bakıldığında Prens Charles'in sık sık Venedik'e gitmesinin sebebi kolaylıkla anlaşılıyor. Bu ziyaretlerin bir amacı da Venedik KA'sisiyle İngiltere Kraliyet KA'sisi arasındaki bağları güçlendirmekti.
Bu asil aileler, dünyadaki yanlış yönlendirilen- çevre hareketlerinin çoğunun arkasındadırlar. Prens Philip ve Prens Charles sık sık ve açıkça dünyanın «istenmeyen halklar»dan kurtulması gerektiğini dile getirmişlerdir. Edinburg Dükü Prens Philip, «Aşırı nüfus artışını önlemek için, yeniden doğarsam, ölümcül bir virüs olarak dünyaya gelmek isterim!» demişti.
Bütün masonlar ve Illuminati'yi kontrol eden Ana Masonik Kara Aristokrasi Örgütü İngiliz Prensler Dünya nüfusunu azaltmak için nükleer savaşını başlatmak istiyorlardı.
Prens'lerin gelirleri arazi kiralamaya dayandığı için, dünyanın daha fazla endüstrileşmesine karşı çıkıyorlardı.
Bu çok asil kraliyet aileleri, boğazlarına kadar uyuşturucu ticaretine batmış bir vaziyettedir. Bu aileler bugüne kadar pis işlerini gördürecek uşaklar bulmakta hiç zorluk çekmemişlerdir. İngiltere, Almanya, Kanada ve Amerika'nın güçlü aileleri, uyuşturucu ticaretinin köşe direkleri oldukları için, uyuşturucu ticaretinin önlenmesi mümkün olmamaktadır.


Amerikan başkanı Nixon'u Amerika Gizli Hükümetini kontrol eden Illuminati örgütün ana masonik örgüt KA tarafından komplolarla devrilmiştir.
Amerika Başkanı Nixon uyuşturucu ticaretine darbe vuracak bir programı yürürlüğe sokmak istediğinde, gerçekte uyuşturucu ticaretini kimlerin yürüttüğü ortaya çıktı; KA'nin görevlendirdiği «Tavistock-Enstitüsü». Bu Enstitü derhal Başkanı karalamaya başladı ki, Amerika'da hiçbir Başkan böyle bir muameleye maruz kalmamıştı.
Enstitü ünlü «Watergate» planını yürürlüğe sokarak, Nixon'u alaşağı etmeyi başardı. İşte KA'nın hiç küçümsenmemesi gereken gücü buydu!..
İngiliz Gualph'ler hammadde pazarlarına da hükmetmekte ve ayrıca yıllardır altın fiyatlarını dikte ettirmektedirler.
Windsor'lar aynı şekilde bakır, kalay, kurşun ve çinko fiyatlarını kontrol etmektedirler. Hammadde borsasının Londra'da olması tabii ki tesadüf değildir!..
Avrupalı Kara Aristokrasi aileleriyle işbirliği yapan Amerikalı ailelerden Harriman'ları, Mc George Bundy'leri ve »Eastern Establishment» ailelerini sayabiliriz.
Avrupa kraliyet ailelerinin tamamı Roma Kulübü'nün düşüncelerine sahip çıkmaktadır. Örneğin; Hollanda Kraliçesi Julianna, Rotterdam'da Roma Kulübü'nün düşüncelerinin sergilenmesini istemişti.

Savaşların Mimarı Rotschild Ailesi




Savaşların Mimarı Rotschild Ailesi

Savaş sonunda en az bilinen; fakat en önemli konulardan birisi de, savaşın Amerika üzerindeki ağır maliyetiydi. 2. Dünya Savaşı, Amerika'ya 400 milyar $a mal oldu. Bu maliyeti karşılayamayan Amerika bütçesi, 200 milyar $ açık verince; başta Rotschild olmak üzere onunla birlikte hareket eden bankerler, «yeni Amerika»yı yani «Yeni Dünya Düzeni»ni finanse etmeye başladı. Bu cümleler, herşeyi özetliyor....
Rotschild hânedânlığının savaş ticâreti, Napolyon'un, İngiltereyle yaptığı Waterloo Savaşı'yla başladı. Waterloo Savaşı'nda İngiltere'ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden aile, bir yandan da her 2 tarafa yüksek faizlerle borç veriyordu
"Her bankerin yazılmış bir tarihi vardır; fakat bir tanesi tarih yazmıştır." J.A Robson
Rotschild hânedânlığının savaş ticareti, Napolyon'un, İngiltereyle yaptığı Waterloo Savaşı'yla başladı. Waterloo Savaşı'nda İngiltere'ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden aile, bir yandan da her 2 tarafa yüksek faizlerle borç veriyordu. 1820'lerden sonra finans çevrelerinde şu yargı genel bir inanç haline gelmişti: "Avrupa'da tek güç vardır, bu da Rotschild'lerdir."
Etkileri o kadar güçlüydü ki, hiçbir savaş, Rotschild'lerin yardımı olmadan gerçekleşemezdi. Politika ve ticarette öyle güçlü bir pozisyona yükseldiler ki, bir anlamda Avrupa'nın diktatörleri oldular.
İngiliz Kraliyet Ailesi'ni Çin'le savaşa ikna etmeyi başaran Lord Rotschild, finans için de söz verdi. Aile, «Afyon Savaşı»nın ardından, Hong Kong'un kontrolünü ödül olarak aldı. Burada kurdukları HSBC, sadece Rotschild'lerin para baronluğunu dünya üzerinde tescillenmesini sağlamadı, ay zamanda afyon ticaretinin de kontrolünü beraberinde getirdi.
Osmanlı topraklarının çözülmesiyle birlikte Rotschild hânedânlığı, 2 koldan Ortadoğu'ya sızmaya başladı. Bir kolunu Irak'ın oluşturduğu sızmanın en önemli nedeni, Mezopotamya'daki zengin petrol yataklarıydı. Rotschild'ler, Siyonizm'i bölgenin güneyinde siyâsal ağırlık merkezi hâline getirdi.
Filistin topraklarının Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmasının ardından harekete geçen Lord Rotschild, İngiliz hükümetine baskı uygulayarak, İsrail'in kurulmasına start veren Balfour Bildirisi'nin yayınlanmasında etkili oldu
Eğer Rotschild Ailesi, buna karşı koyarsa, herhangi bir Avrupa ülkesinin ciddi bir savaşa girebileceğine inanan var mı gerçekten?
Başta J.P. Morgan olmak üzere Rotschild'lerin Amerika'daki uzantıları olan finans kurumları, önce "Dawes Planı» sonra da "Young Planı» ile 1924'ten sonra Almanya'yı adeta paraya boğdu ve böylece kısa bir süre içinde, yerle bir olan bu ülke, Hitler'in inanılmaz yükselişine zemin hazırladı.
Rotschild Ailesi'nin finanse ettiği 1.G Farben Şirketi, Yahudi toplama kamplarında kullanılan ölümcül gazları Naziler için üretti. Birçok Alman şirketin yanısıra Hitler'e destek veren Amerikan sermayesi arasında; General Motors, DuPont ve Ford gibi devler de bulunuyordu.
Rus Çar'a karşı Bolşevik İhtilali'ni finanse eden Rotschild'ler, Rockefellerle birlikte Hazar petrollerini çıkartmak için ayrıcalık aldı.
Tüm dünya; Amerika'nın, Saddam Hüseyin'in silahsızlandırılması ya da Irak'ın demokratikleştirilmesinden ziyâde, bu ülkedeki zengin petrol yataklarının peşinde olduğunu biliyor. Irak, 115 milyar varil ile kesinleşmiş petrol rezervleri bakımından Suudi Arabistan'ın arkasından dünyada ikinci sırada yer alıyor. Ancak kesinleşmemiş rezervle birlikte, Irak'ın toplam petrol kapasitesinin 250 milyar varili bulduğu tahmin ediliyor. Amerika ve İngiltere'nin iştâhını kabartan bu büyük pastanın tutarı, yaklaşık 7 trilyon $ı buluyor. Bu muazzam servet, sadece Amerika ve İngiltere'nin iştahını kabartmıyor; birçok devletinkinden daha büyük bütçelere sahip dev şirketleri ve zengin aileleri de yakından ilgilendiriyor. Tıpkı, yaklaşık 2 yüzyıldır yaşanan savaşların ve kanlı iç çatışmaların birçoğunun finansörü ve ganimetçisi Rotschild Ailesi gibi..

Sermayesinin savaşlar ve kan olduğu bilinen, servetinin bugün 3 trilyon $ olduğu tahmin edilen Rotschild hânedânlığı, dünya bankacılık ve finans sisteminin kurucusu olarak biliniyor. Sahip oldukları yüzlerce şirket ile 2 yüzyıldır dünyanın finans ve siyâsal dengelerini elinde tutan aile, birçok katliamın da finansörü olarak tanınıyor. Savaş tüccârlığından paranın efendiliğine Almanya'dan İngiltere'ye göçen Yahudi Mayer Ainschel Rotschild ve Paris, Londra, Frankfurt, Napoli ve Viyana'ya gönderdiği 5 oğlunun bankerlik kariyeriyle temelleri atılan hânedânlığın savaş ticareti, Napolyon'un İngiltereyle yaptığı Waterloo Savaşı'yla başladı. Waterloo Savaşı'nda İngiltere'ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden Nathan Mayer, bu dönemde bir yandan savaşı finanse ederken diğer yandan da hükümetlere yüksek faizlerle borç para veriyordu. Waterloo Savaşı'nın sona ermesi ve Napolyon'un kaybettiği haberi yine Nathan Rotschild'in güvercinleri sayesinde ilk olarak İngiltere'de duyuldu.

Nathan Mayer, Waterloo'daki İngiliz zaferini, kurduğu erken istihbarat ağı sayesinde çok önceden öğrendi ve Londra borsasına koşarak aldığı hisseleri ertesi gün çok büyük miktarla satarak bir gecede inanılmaz bir servet elde etti. Kardeşlerinin yardımıyla Nathan Mayer, ayrıca İspanya'daki İngiliz ordusunu finanse etmek amacıyla Fransa'dan altın da taşıdı. Bu çabaları, Nathan'a İngiliz Hazinesi'nin temsilcisi unvanını kazandırdı. Savaşın sonunda, Rotschild Ailesi Fransa ve Avusturya'ya borç vermeye başladı. Bu dönemde Paris'teki tüm bankerlerin servetlerinin toplamı 300.000.000 Frank iken, Rotschild'lerin sadece bu şehirdeki sermayesi, 600.000.000 Frankı buluyordu. Lionel Nathan İngiliz Meclisi'ne seçilen ilk Yahudi'ydi ve oğlu Nathan Mayer ilk Baron Rotschild oldu.

Avrupa'nın Diktatörleri
Rotschild'lerin kurdukları bu hânedân ağı, onlara büyük bir ekonomik güç getirdi. Alman tarihçi Werner Sombart, "Jews and Modern Capitalism" (Yahudiler ve Modern Kapitalizm) adlı kitabında şöyle der: "1820 sonrasındaki dönem 'Rotschild'lerin çağı' olarak bilinir. Öyle ki yüzyılın ortasında finans çevrelerinde şu yargı genel bir inanç haline gelmişti: Avrupa'da tek güç vardır, bu da Rotschild'lerdir." John Reeves ise, "The Rotschilds; The Financial Rulers of Nations" (Rotschild'ler: Ülkelerin Finans Patronu) adlı kitabında şöyle diyor: Nathan Rotschild'in İngiliz Hükümetine ilk yardımı 1819'daydı ve 60.000.000$lık borç verdi; 1818-1832 arasında 105.400.000$ miktarında 8 adet borç daha verdi; aşağı yukarı 700.000.000$lık 18 adet hükümet borcu oluşturdu. Etkileri o kadar güçlüydü ki hiçbir savaş Rotschild'lerin yardımı olmadan gerçekleşemezdi. Politika ve ticaret dünyasında öyle güçlü bir pozisyona yükseldiler ki bir anlamda Avrupa'nın diktatörleri oldular.

Afyon Savaşı ve Dünya Liderliği
Avrupa kıtasında birçok hükümeti borçla haraca bağlayan ve servetlerine servet katan Rotschild hânedânlığı «Afyon Savaşı» ile Çin ve Uzakdoğu'yla tanıştı. Bu dönemde Çin'de afyon ticareti yapan İngiliz tüccarların Çin İmparatorluğu ile ters düşmesinin ardından, İngiliz tüccarlar İngiliz Kraliyeti'nin desteğini almak üzere Rotschild ailesine başvurmuştu. İngiliz kraliyet ailesini ikna etmeyi başaran Lord Rotschild, Çin'e karşı yapılan «Afyon Savaşı»nı finanse etmeyi taahhüt etti. Çin'in mağlubiyetiyle biten savaşın ardından savaşın finansörü olan Rotschild Ailesi, İngiliz hakimiyetine geçen Hong Kong'un kontrolünü yardımlarının karşılığı olarak aldı. Yeni Hong Kong'da ilk önemli şirket olarak kurulan Hong Kong Shangai Bank Corporation (HSBC) sadece Rotschild'lerin para baronluğunu dünya üzerinde tescillemesini sağlamamış, aynı zamanda Çin'deki afyon pazarını da tekeline almasını sağlamıştır.

Balfour Bildirisi ve İsrail'in Kuruluşu
Rotschild Ailesi için 19. yüzyılın ilk yılları en yoğun geçen yıllar olmuş; bir yandan Almanya'da sanayi ihtilali sonrası Siemens, Bosch, AEG, Krupps gibi birçok şirketin kuruluşunu finanse etmiş, diğer yandan Amerika kıtasına geçerek altın uğruna yerli katliamlarında önemli roller üstlenmişti. Amerika kıtasının yeraltı zenginliklerini keşfeden Rotschild'ler, ilgisini altın ve diğer madenlere kanalize etti. Rotschild hânedânlığının bugün dünya altın ve elmas gibi yeraltı kaynaklarının yüzde 40'ına tek başına sahip olmasının temelleri o yıllarda atıldı. 19. yüzyılın ilk yılları Rotschild'ler için Ortadoğu'ya açılmaları açısından da önemli olmuştur. Osmanlı topraklarının çözülmesiyle birlikte Rotschild hânedânlığı 2 koldan Ortadoğu'ya sızmaya başladı. Bir kolunu Irak'ın oluşturduğu sızmanın en önemli nedenini, Mezopotamya'daki zengin petrol yatakları oluşturdu. Rotschild'ler BP-Amoco firması ve Royal Duth Shell ile Irak pazarına girdi. Sermaye hareketini Ortadoğu'nun kuzeyine kaydıran Lord Rotschild, bölgenin güneyinde ise Siyonizm'i siyâsal ağırlık merkezi haline getirdi. Filistin topraklarının Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmasının ardından harekete geçen Lord Rotschild, İngiliz hükümetine baskı uygulayarak İsrail'in kurulmasına start veren Balfour Bildirisi'nin yayınlanmasını sağladı. İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Balfour'un adını taşıyan bu belgeyle, Birinci Dünya Savaşıyla Osmanlı'nın elinden alınan Filistin'de bir "Yahudi vatanı" kurma hedefinin desteklendiği açıklanıyordu. Lord Rotschild, Yahudi Devleti'nin siyâsî oluşumuna zemin ararken diğer yandan da kurduğu 2.000.000 sterlinlik fon ile Filistin topraklarının satın alınmasını organize etti. Çok kısa bir zaman içinde Filistin topraklarının en verimli bölgeleri, bu fon sayesinde Yahudilerin eline geçti.

Birinci Dünya Savaşı
Birçok ünlü tarihçinin bu dönemdeki ortak kanısı, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa kıtası dahil dünyanın herhangi bir yerinde savaşların Rotschild'lerin onayıyla başlatıldığı ve onay gelmese asla bir savaşın çıkmasının mümkün olamayacağı yönündeydi. Amerikalı ünlü tarihçi Hannah Arendt, «The Origins of Totalitarianism» (Totalitarizmin Kökenleri) adlı kitabında Rotschild'lerin gücüne değinirken 19. yüzyılda pek çok devlet adamının günlüklerine yeni bir savaş çıkmayacağını, çünkü Rotschild'lerin şimdilik böyle bir şey istemediklerini yazdıklarına dikkat çekiyor. Arendt, özellikle Tarihçi J. A. Robson'un "Imperialism" (Emperyalizm) adlı kitabında yazdığı şu satırların altını çiziyor: "Eğer Rotschild Ailesi, buna karşı koyarsa, herhangi bir Avrupa ülkesinin ciddi bir savaşa girebileceğine inanan var mı gerçekten?" Bu, Rotschild'lerin tek başlarına bir devlet kadar güç elde ettikleri anlamına geliyordu. İşin bir başka ilginç yanı da Rotschild'lerin bu kazançlarının çoğu kez başkalarının yıkımını getirmesiydi... 

Yerel savaşların hakimi durumundaki Rotschildler, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı'nın perde arkasındaki en önemli güç konumunda bulunuyordu. Amerikalı yazar Eustace Mullins, «The World Order: Our Secret Rulers» (Yeni Dünyanın Düzenleyicileri) adlı kitabında, Birinci Dünya Savaşıyla Rotschild'ler arasıdaki bağlantıyı kurarken savaş sonunda oluşan durumun dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve buna bağlı olarak yeni çizilen Ortadoğu haritasıyla Çarlık Rusyası'nın dağılma sürecine girmesinin dünyayı yeniden şekillendiren gelişmeler olduğunu kaydeden Mullins, Rotschild'lerin savaşan her 2 tarafı da yönlendirdiğini, kitabında bahsettiği finansörler arasındaki hiyerarşik ilişkiye dayanarak söylüyor. Mullins'e göre, ilişkinin hiyerarşik olması ise Yahudi finansörler arasındayüzyıllar boyunca süren bir gelenek. Birinci Dünya Savaşı'nın geçtiği yıllarda ise hiyerarşinin tepesinde Yahudi finans dünyasının bir numarası olan Rotschild'ler oturuyordu.

Rotschild'in Parası Hitler'in Sermayesi Oldu
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından ekonomik anlamda yerle bir olan Almanya'nın yeniden inşâsı da Amerikalı finans çevrelerine ihale edildi. Başta J.P. Morgan olmak üzere Rotschild'lerin Amerika'daki uzantıları olan finans kurumları, önce "Dawes Planı» sonra da "Young Planı» ile 1924'ten sonra Almanya'yı adeta paraya boğdu ve böylece kısa bir süre içinde yerle bir olan bu ülke, Hitler'in inanılmaz yükselişine zemin hazırladı. Hitler'in savaştan önceki yıllarda inanılmaz savunma harcamaları ve büyüyen askeri gücü Rotschild hânedânlığının onayı ve yardımlarıyla oluşturuldu. Amerikalı tarihçi Anthony C. Sutton'un «Wall Street and the Rise of Hitler» (Wall Street ve Hitler'in Yükselişi) kitabında bu dönemi özetlerken Amerikalı finans kuruluşlarının sadece Almanya'nın yeniden yapılanması için değil, bilinçli bir biçimde Hitler ve onunla birlikte yeni bir canavarın doğuşunu da sağladıklarını kaydediyor.

Nazi gazlarına Yahudi Sermayesi
2. Dünya Savaşı öncesinde Almanya'nın parlayan yıldızı kimya ve ilaç sektörüydü. Özellikle bu alanda Almanya'da ortaya çıkan şirketler sadece Avrupa'nın değil, tüm dünyanın kimya ve ilaç alanlarında bir kartel oluşturdu. Bunlar arasında en büyüğü Rotschild'lerin finanse ettiği ve diğerlerinden farklı bir konuma sahip olan 1.G. Farben Firması'ydı. 1.G Farben, kömürden benzin üretmenin yöntemini geliştirerek, bu buluşunu Amerikalı Standart Oil şirketiyle imzaladığı anlaşmayla daha da geliştirdi. David Rockefeller'in, Standart Oil Şirketi'yle ortak olduğu ve Rotschild Ailesi'nin finanse ettiği 1.G Farben firması, daha sonra geliştirdiği ürünlerle önce Alman sanayisini beslerken daha sonra toplama kamplarında kullanılan ölümcül gazları Naziler için üretti. Birçok Alman şirketin yanısıra Hitler'e destek veren Amerikan sermayesi arasında General Motors, DuPont ve Ford gibi devler de bulunuyor. Almanya'da her 2 dünya savaşında yaşananların bir benzeri Rusya'da, bu kez daha büyük bir çapta karşımıza çıkıyor. Rusya topraklarındaki zengin yeraltı zenginliklerini ele geçirmeye hevesli şirketler, Rus Çarı'na karşı oluşacak bir ayaklanmayı finanse etmekten çekinmediler. Bolşevik İhtilali'nin başarıyla sona ermesi ve Rus Çarı'nın idam edilmesinin ardından isyancılarla ilk anlaşma imzalayan ve Hazar Petrolleri'nin çıkarılması için ayrıcalık elde eden şirket Standart Oil oldu. İsyanın finanse edilmesinden Hazar petrollerinin çıkartılmasına kadar, Rockefellerle birlikte bu işten en karlı çıkan aile ise savaşlarla para kazanmak konusunda oldukça tecrübelenen Rotschild hânedânı oldu.

Kara kıtada 1 Milyon Ölü İnsan
Afrika'da 90'lı yıllarda Ruanda ve Burundi'deki iç çatışmalarda 1 milyondan fazla kişinin öldüğü katliamlar yaşandı. Buradan parlayan olaylar, Zaire'ye sıçramış ve Mobutu Sese Seko'nun devrilmesiyle sonuçlanmıştı. İlk bakışta Hutu ile Tutsi kabileleri arasındaki etnik farklılıkla açıklanan savaşın temelinde aslında çok başka bir neden vardı: Elmas. 1 milyondan fazla kişinin ölümüne, yüz binlerce insanın göç etmesine sebep olan bu iç savaşın perde arkasındaki mimarı, dünyanın en büyük altın ve elmas üreticisi olan Rotschild hânedânlığına ait Debeers Firması'ydı. On binlerce insanın ölümüne neden olan savaşın sahnelendiği ülke ise, dünyanın en önemli elmas yataklarına sahip 5 ülkeden birisiydi... Bugün serveti 3 trilyon $ı aşan Rotschild hânedânlığı dünyanın en büyük ilk 10 bankasının 3 tanesine sahip. Dünya yeraltı zenginliklerinin yüzde 40'ına da bu aile hükmediyor. Aile bireyleri kendilerini vakfa ya da bilime adamış gözükmesine rağmen, başta Yahudi George Soros gibi birçok para baronu Rotschild'lerin emri altında. Dillere destan bu servet ve itibarın gerisinde ise okyanusları dolduran kan, vahşet ve dünya savaşları var...

Osmanlı Rotschild'lere borçlandı
Osmanlı ekonomisi, Rotschild hânedânlığıyla ilk kez Ruslara karşı yapılan Kırım Savaşı'nda tanıştı. Osmanlı İmparatorluğu, savaşı finanse etmek için Londralı bankerlerden yüksek faizle borç aldı. İngiliz bankerlerden yüzde 6 faizle 3.000.000 sterlin alan Osmanlı tarihindeki bu ilk borcuna karşılık Mısır'dan alınan vergiyi teminat göstermişti. Yine 27 Haziran 1855'te ikinci bir anlaşmayla Osmanlı yönetimi, Kırım Harbi masraflarını karşılayamadığı için Rotschild aracılığıyla İngiltere'den borç aldı. Mısır vergisi, Suriye ve İzmir gümrük gelirlerinin teminat olarak gösterildiği anlaşmayla Osmanlı yönetimi, 5.500.000 lira borç aldı. Bu borçlanmalarının ardından da Osmanlı'nın ekonomik çöküşü hızlandı.

«Novus Ordo Seclorum» (Yeni Dünya Düzeni)
2. Dünya savaşının sona ermesi yeni sınırların çizilmesine sebep oldu. Yeni ülkeler doğdu ki bunların en başında İsrail geliyor. İsrail açısından sadece sınırlarının çizilmesi değil, bir başka anlamı daha vardı 2. Dünya Savaşı'nın. Rotschild hânedânlığının baskısı sonunda yayınlanan Balfour bildirisi, Filistin topraklarının Osmanlı hakimiyetinden alınmasını ve bir devletin kurulmasını belki sağlamıştı ama gerekli Yahudi nüfus yoğunluğu istenilen seviyeye getirilememişti. 2. Dünya Savaşı, satın alınan topraklardaki hızlı nüfus artışının da istenilen seviyeye gelmesini sağladı. Savaş sonunda en az bilinen fakat en önemli konulardan birisi de savaşın Amerika üzerindeki ağır maliyetiydi. 2. Dünya Savaşı Amerika'ya 400 milyar $a mal oldu. Bu maliyeti karşılayamayan Amerika bütçesi 200 milyar $ açık verince, başta Rotschild olmak üzere onunla birlikte hareket eden bankerler, «yeni Amerika»yı yani «Yeni Dünya Düzeni»ni finanse etmeye başladı.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...