14 Kasım 2012

EVLİLİKLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER



EVLİLİKLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

EVLENME (NİKÂH)

Abdullah b. Mesûd'un (r.a.) Alkame'den rivayet ettiğine göre, Alkame şöyle dedi:
Ben Mina'da Abdullah b. Mesûd ile beraber yürüyordum. Derken, Osman b. Affan Abdullah'a rastladı ve onunla konuşmaya başladı. Osman, ona: "Ey Ebu Abdurrahman! Seni genç bir hanımla evlendirsek, olur ki sana geçen zamanından gençliğinin ve kuvvetinin bir kısmını hatırlatır" dedi. Abdullah cevaben: Sen böyle söylediysen Resulüllah'da (a.s.) bize şöyle buyurmuştur: "Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Zira evlilik gözü (haramdan) daha çok uzaklaştırıcı, iffeti de çok daha koruyucudur. Evlilik külfetine güç yetiremeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç, şehveti kıran bir şeydir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2485

Enes'ten (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber'in ashabından bir gurup, onun özel olarak yaptığı iş ve ibadetlerini öğrenmek maksadıyla, zevcelerine müracaat etmişlerdi. Gerekli bilgileri aldıktan sonra, bunlardan birisi: Ben, kadınlarla evlenmeyeceğim; diğeri: Ben, et yemeyeceğim; ötekisi de: Ben döşekte uyumayacağım, diye söylendiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Ama ben hem namaz kılar, hem uyurum. Bazen oruç tutar bazende tutmam. Kadınlarla da evlenirim. İşte her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2487

Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.)
"Resulüllah (a.s.) Osman b. Mazûn'un kadınlardan ve Dünya lezzetlerinden uzak durmasına izin vermedi. Eğer Hz. Peygamber onun uzletine izin verseydi, biz husyelerimizi çıkartıp hadımlaşırdık" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2488

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Yanımızda kadınlar bulunmadığı halde biz Resulüllah (a.s.) ile beraber gazveye giderdik. Bu sebeple; erkeklik yumurtalarımızı çıkartıp hadım mı olsak? dedik. Fakat Resulüllah bizi hadım olmaktan nehyetti. Sonra bize belli bir müddet içinde elbise mukabilinde bir kadınla nik''hlanmamıza ruhsat verdi. Bundan sonra Abdullah b. Mesûd Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez.ayetini okudu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2493

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2494

Ali b. Ebu Talib'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
(a.s.) Hayber günü kadınların, muta suretiyle nik''h edilmesini ve evcil eşeklerin etlerinin yenmesini yasak etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2510

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Kadın halasıyla veya teyzesiyle, bir nik''h altında tutulamaz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2514

İbn Abbas'ın (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) ihramlı olduğu halde Meymune ile evlenmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2527

İbn Ömer'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) "Sizden biriniz diğerinin alış-verişi üzerine, alış-veriş işine kalkışmasın. Yine biriniz, diğer birinin evlenme teklifi bir sonuca varmadan aynı hanıma evlenme talebinde bulunmasın." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2530

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) şehirliyi, köylünün malını rayiç fiyattan daha fazlaya satmak maksadıyla satın almaktan, satıcıların müşteriyi aldatmak için fiyat yükseltmelerinden, bir kimsenin dünürlüğü üzerine dünür göndermekten veya onun alış-verişi sonuçlanmadan alış-verişe kalkışmasından nehyetti ve: "Hiç bir kadın da başka bir kadının kabındaki veya tabağındakini boşaltmak için, onun boşanmasını istemesin" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2532

İbn Ömer'in (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.), şiğar suretiyle nik''htan nehyetmiştir. Şiğar nik''hı; aralarında mehir olmaksızın bir kimsenin kızını diğerine, o da kızını kendisine vermek şartıyla nik''h etmesidir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2537

Ukbe b. Âmir'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Uyulması gereken en haklı şart, kadınları helalliğinize almanızı sağlayan şarttır." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2542

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dul kadın kendisiyle istişare edilmedikçe nik''h edilemez. Kız da kendisinden izin alınmadıkça nik''h olunamaz." Orada bulunan sahabeler: "Ey Allah'ın Resulü! Bakire bir kızın izni nasıl olur?" diye sordular. Hz. Peygamber: "Onun izni susmasıdır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2543

Hz. Aişe'den (r.ah.) rivayet edildiğine göre:
O; Hz. Peygamber'e (a.s.) ailesinin evlendireceği genç kızın nik''hı hususunda görüşü sorulup rızasının alınıp alınmayacağını sormuştur. Resulüllah, Aişe'ye: "Evet kendisi ile istişare edilir" buyurmuştur. Aişe, Resulüllah'a: Genç kız utanır dediğinde Allah Resulü cevaben: "Genç kızın susması onun iznidir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2544

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) beni altı yaşımda iken nik''h etti. Dokuz yaşına geldiğimde ise benimle zifafa girdi. Aişe (r.ah.) sözlerine devamla: Medine'ye geldik ve ben bir ay sıtmaya tutuldum. Bu sebeple saçlarım dökülmüştü. Sonra tekrar saçlarım büyüyerek omuzlarıma kadar indi. Bir defasında arkadaşlarımla birlikte tahtaravalli oynuyordum. Derken annem Ümmü Ruman bana doğru geldi ve beni çağırdı. Hemen yanına vardım. Beni ne yapacağını bilmiyordum. Annem elimden tuttu ve beni evin kapısı önünde durdurdu. Bende yorgunluktan dolayı "heh, heh" diye soluyordum. Nihayet kendime gelmiş, rahat nefes almaya başlamıştım. Sonra Ümmü Ruman beni bir odaya aldı. Bir de ne göreyim Ensar'dan bir takım kadınların huzurundayım. Bu kadınlar: Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun dediler. Ümmü Ruman, beni onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkayıp bana çeki düzen verdiler. Kuşluk vakti Resulüllah ansızın çıka geldi. En sonunda kadınlar beni ona teslim ettiler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2547

Sehl b. Sa'd Saidî (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Bir kadın Resulüllah'a (a.s.) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Kendimi sana hibe etmeye geldim" dedi. Hz. Peygamber (a.s.), kadına bakarak onu tepeden tırnağa süzdü. Sonra başını eğdi. Kadın Peygamber'in kendisi hakkında bir hüküm vermediğini görünce bir yere oturdu. Bu arada ashaptan birisi ayağa kalkarak: "Ey Allah'ın Resulü! Eğer senin bu kadına bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir" dedi. Resulüllah ona: "Yanında (mehir verecek) bir şey var mı?" diye sordu. O zat: "Yemin olsun hayır! Ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulüllah: "Evine gidipte bak, bir şey bulabilir misin?" buyurdu. O zat gitti, sonra dönüp geldi ve: "Hayır vallahi Ey Allah'ın Resulü! Hiçbir şey bulamadım" dedi. Resulüllah: "Demirden bir yüzük olsun bak" buyurdu. O zat yine gitti. Sonra dönüp gelince: Hayır Ey Allah'ın Resulü! Demirden bir yüzük dahi bulamadım. Ancak işte kaftanım (Ravi Sehl Bu şahsın bütün malı bundan ibaretti, demiştir.) Bunun yarısı kadının olsun, dedi. Bunun üzerine Resulüllah: "Senin izarını ne yapsın? Onu sen giymiş olsan, kadının üzerinde bir şey kalmayacak; kadın giyse senin üzerinde ondan bir şey kalmayacak!" buyurdu. Adam bulunduğu yere oturdu. Bir hayli oturduktan sonra kalktı. Dönüp giderken Resulüllah onun çağrılmasını emir buyurdu. Adamı çağırdılar, gelince Peygamber ona hitaben: "Kur'an'dan ezberinde ne var?" diye sordu. O sahabe: "Filan ve filan sureler ezberimde," diyerek bildiği sureleri saydı. Resulüllah (a.s.): "Bu sureleri ezberinden okuyabilir misin?" diye sordu. O zat: "Evet" cevabını verdi. Resulüllah: "Haydi git! Ezbere bildiğin surelerle o kadına malik kılındın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2554

Enes b. Malik (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) Abdurrahman b. Avf'ın üzerinde sarı renk eseri gördü de ona: "Bu nedir?" diye sordu. Abdurrahman: "Ey Allah'ın Resulü! Ben beş dirhem altın çekirdek miktarı mehir vererek bir kadınla evlendim "dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Allah sana mübarek eylesin! Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti ver" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2556

Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Ben Zeynep'in düğün yemeğinde hazır bulundum. Resulüllah (a.s.) halkı ekmek ve etle doyurmuştu. Beni insanları düğüne çağırmak için gönderiyordu. Düğün ziyafeti sona erince Resulüllah kalktı, ben de kendisini takip ettim. Davetlilerden iki kişi konuşmaya dalmış, dışarı çıkmamışlardı. Resulüllah diğer kadınlarının yanına gidip gelmeğe ve onlardan her birine ayrı ayrı: "Selam size! Nasılsınız ey ehl-i beyt? diyerek h''l ve hatırlarını sormaya başladı. Onlar da: "İyiyiz Ey Allah'ın Resulü! Aileni nasıl buldun? diye karşılık veriyorlardı. Hz. Peygamberde: "İyi buldum" diyordu. Bu işi bitirdikten sonra Resulüllah geri döndü ve bende onunla beraber döndüm. Kapıya varınca, o iki kişinin h''l'' konuşmayı sürdürdüklerini gördü. Onlar, Peygamber'in geri döndüğünü görünce kalkıp çıktılar. Bilmiyorum, bu adamların çıktığını ben mi haber verdim yoksa kendisine vahiy mi indirildi! Peygamber dönüp geldi, ben de onunla beraber döndüm. Ayağını kapının eşiğine koyunca benimle kendisi arasına perde çekti. Ve Yüce Allah şu ayeti indirdi: Peygamber'in evine girmeyiniz. Ancak davet edilirseniz giriniz".
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2565

İbn Ömer'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Sizden biri yemeğe çağrıldığında gitsin" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2574

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Zenginlerin davet edilip de fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği, ne kötü bir yemektir! Her kim (özürsüz olarak) davete gitmezse, muhakkak Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2585

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Rifaa'nın karısı Peygamber'e (a.s.) gelerek; ben Rifaa ile evli idim. Beni üç tal''kla boşadı. Sonra ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Fakat Abdurrahman'ın erkeklik aleti şu elbise saçağı gibi (gevşek) dir dedi. Resulüllah gülümseyerek: "Sen tekrar Rifaa'ya mı dönmek istiyorsun? Hayır, sen ikinci kocan Abdurrahman'ın balcığından o da senin balcığından tatmadıkça dönemezsin" buyurdu. Aişe sözlerine devamla: Ebu Bekr'de Peygamber'in yanında bulunuyordu. Halid b. Saîd b. As ise kapıda kendisine izin verilmesini bekliyordu. Halid: Ey Ebu Bekr! Bu kadının Resulüllah'ın huzurunda açık açık ne söylediğini işitmiyor musun? dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2587

İbn Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Sizden birisi cinsi münasebet için eşine yaklaştığında: Bismillah, Ey Allahım! Bizi şeytandan uzaklaştır! Şeytanı da bize ihsan ettiğin çocuktan uzak kıl! der ve bu birleşmeden aralarında bir çocuk takdir olunursa, artık şeytan bu çocuğa hiç bir zaman zarar veremez" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2591

Cabir (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Yahudiler; bir adam karısının fercine arkadan yaklaşırsa, doğacak çocuğun gözü şaşı olur, derlerdi. Bunun üzerine: Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın...ayeti nazil oldu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2592

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Kadın, kocasının yatağını (mazeretsiz) terk ederek sabahlarsa, melekler sabaha kadar o kadına l''net ederler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2594

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Biz Resulüllah ile beraber Mustalik oğulları gazvesinde bulunduk. Bu arada bir çok Arap güzelini esir aldık. Kadınlardan ayrı yaşamamız epey uzun sürmüş, kadınlara karşı arzumuz da artmıştı. Fakat bizler, kadınlar üzerinden fazla fidye almayı arzu ettiğimizden esir kadınlara yaklaşıp çocuk olmaması için azil yapmak istedik. Resulüllah aramızda iken hükmünü ona sormamız uygun olurdu. Resulüllah (a.s.) cevaben: "Böyle yapmanızda size bir zarar yoktur. Allah Kıyamet gününe kadar ne kadar can yaratmayı takdir etmişse, o mutlaka olacaktır" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2599

Cabir (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Kur'an nazil olurken biz azil yapıp duruyorduk. Ravi İshak şunu da il''ve etmiştir. Süfyan: Eğer azil yasaklanmış bir şey olsaydı, muhakkak Kur'an bizleri bundan menederdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2608

SELAMLAŞMA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER


Selamlaşma ile ilgili Hadis-İ Şerifler



  

Selamlaşma ile ilgili Hadis-İ Şerifler

İmr''n b. Husayn (ra)’den rivayete göre, bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve “Esselamü Aleyküm” (Allah’ın selamı üzerine olsun) , dedi. Peygamber (sav) de “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi “Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi.” (Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Rasûlullah (sav) de “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selam verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar. (D''rimî, İstizan, 27)
Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” 
(Müslim, İman: 17; Ebû D''vûd, Edeb: 27)

İmr''n b. Husayn (ra)’den rivayete göre, bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve “Esselamü Aleyküm” (Allah’ın selamı üzerine olsun) , dedi. Peygamber (sav) de “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi “Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi.” (Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Rasûlullah (sav) de “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selam verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar. 
(D''rimî, İstizan, 27)

Ebû Um''me (ra)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! ‘Denildi iki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir?’ Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O iki adamdan Allah’a en yakın olanı.”
 (Ebû D''vûd, Edeb: 122)

C''bir b. Abdullah (ra)’den riv''yete göre, Rasûlullah (sav) şöyle demiştir: “Selam konuşmadan öncedir.”

“Bir kimseyi selam vermeden önce yemeğe davet etmeyin.”
 (Tirmizî)

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.” İbn’ül Müsenna kendi rivayetinde şunu da ilave etmektedir: “Küçükler büyüklere selam verir.” 
(Buh''rî, İstizan: 17; Müslim, Selam: 27)

“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki altı haktan biri de selam vermektir.”
 (Müslim)

“Bir yere girerken oradakilere selam vermek borç olduğu gibi, çıkarken de selam vermek borçtur.” 
(Beyhaki)

“Bir kimse ayrılırken, selam verirse, onların hayırlı işlerine ortak olur.” 
 Rüzeyn)

“İnsanların en ''cizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.” 
(Taberani)

“Selamı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selametle Cennete girersiniz.” 
 (Tirmizi)

“Genelde, iki kişiden, Allah indinde derecesi yüksek olan önce selam verir.” 
(Tirmizi)

“Yemin ederim ki, imanı olmayan Cennete girmez. Birbirinizi sevmedikçe, imana kavuşamazsınız. Birbirinizi sevmek için çok selamlaşınız!” 
(Tirmizi)

“Mümin kardeşine selam vermek, yanına gelince ona yer göstermek ve hoşlandığı isimle hitap etmek, aradaki sevgiyi pekiştirir.” 
 (Taberani)

“Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, Cennete götürür.”
 (Hakim)

“Tanıdığından başkasına selam vermemek Kıyamet alametidir.” 
(Taberani)

AHİR ZAMAN HADİS-İ ŞERİFLERİ




AHİR ZAMAN HADİS-İ ŞERİFLERİ

• İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, 
yemese bile tozu onlara bulaşacaktır.

• Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek.

• Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek.

• Kabirler süslenecek ve Kur'an, kazanç getiren bir meta h''line gelecek..

• Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler.

• Kur’an’dan bir resim, İsl''m'dan bir isim, Müslüman'dan bir cisim kalacak.

• Üç şey çok kıymetlenecek; Hel''l para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost.

• Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler.

• Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar.

• Mihnet, bel'', musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek.

• Bir Müslüman, koyundan daha ''ciz olacak, hor ve hakîr görülecek.

• İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak.

• Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak.

• Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak.

• Akrabalık bağları kopacak ve sel''m, sadece tanıdık olanlara verilecek.

• Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler.

• Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak.

• İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler.

• Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek (kilise ve havralar gibi) ve içlerinden yüksek sesler gelecek.

• H''inlere emin, emin olanlara h''in denilecek ve “şurada emin bir insan vardır” denilecek kadar emin insan sayısı azalacak.

• Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.

• Yıldızlar (fal) doğrulanacak ve kader yalanlanacak.

• Allahü Te''l'' (C.C.) apaçık ink''r edilecek.

• Âlicenaplık, izzet-ikram ve cömertlik duyguları kaybolacak ve haklar para karşılığında satılır h''le gelecek.

• Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok, ama ''lim bulunmayacak.

• Zenginlere itibar edilecek, cimrilik artacak, zek''t ağır bir borç olarak kabul edilecek.

• Âlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, ''hiret ameli ile dünyalık talep edecekler.

• Dinden gayrı hususlar için öğrenim yapılacak.

• Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da erkeklere benzetecekler.

• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla münasebetsiz al''kalar kuracak.

• Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek. 

• Söz kadınlarda olacak ve zina yaygınlaşacak.

• Kadınlar, saçları deve hörgücü gibi, sokaklarda dolaşacaklar.

• Haram işlemeyi kolaylaştıran imk''nlar artacak, gençler günah işlemeye ve kötülük yapmaya çok meyledecekler.

• İmanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak, kişi gece mü'min yatacak, sabah k''fir olarak kalkacak veya bunun tersi olacak.

• Dünya işlerine dalınıp ''hiret unutulacak, Allah'ın kitabıyla hükmetmek, ayıp sayılacak.

• Büyük ve gösterişli binalar yapılacak ve bunlardan dolayı sokaklar daralacak.

• Yırtıcı hayvanların derileri tabaklanarak çeşitli giyim eşyası yapılacak. (Kürk, manto ve benzeri...)

• Sabah giyilen elbise başka, akşam giyilen elbise başka olacak. Önünüze yemeklerden birisi gelip diğeri gidecek ve Kabe'nin örtüldüğü gibi, evlerinizin duvarları halılarla süslenecek.

• Ümmetimin erkekleri şişmanlayacak ve semizleşecekler.

• Dedikodu, yaygın bir h''l alacak. 

• Herkes “kazanamadığından ve geçinemediğinden” şik''yetçi olacak.

• Yalancı şahitlik ve boşanmalar artacak, ani ölümler sık görülecek.

• Mal çoğalıp sel gibi akacak, mal sahibi malına tapacak ve tüccarların çoğu hilek''r olacak.

• Kişi, karısına itaat edip anasına ''si olacak ve arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaşacak.

• Gönüller birbirini sevmez olacak, dinde ve dünyalık işlerde muhtelif görüşler belirecek, kardeşler bile dinde ve mezhebde ihtil''f edecekler.

• İmar edilen şeyler harap edilecek, harap olanlar ise imar edilecek.

• F''sıklar başa geçecek ve konuşmasını bilmeyenler halka hitab edecekler. 

• Arap arazisinin çölleri, nehirlere ve yeşilliklere kavuşacak.

• Köylüler şehirlere akın edecek ve ne idüğü belirsiz deve çobanları, bina yaptırmakta birbirleriyle yarışacaklar.

• Faize alış-veriş, rüşvete hediye denecek, tefecilik artacak, helal-haram unutulacak, para gelsin de nerden gelirse gelsin denilecek.

• Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek, bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak, hiçbir şeyde bereket kalmayacak.

KAYNAKLAR:
1- Riy''züs-Salihîn, İmam Nevevi, Terc: Mehmed Emre.
2- Tezkiret-ül-Kurtubî, imam Şaranî.
3- Kıyamet Al''metleri R''muz el-
Ehadis'ten Dersler, ist. 1983
4 Kitab ül-Keşf, Cel''leddin-i Suyutî, El yazma eser Süleymaniye Kütüphanesi.
5- Kıyamet Al''metleri, Muhammet! el-Hüseyni, Terc: Naim Erdoğan.

FARELER TAPINAĞI KARNİ MATA..







KARNİ MATA..FARELER TAPINAĞI 
Karni Mata Fareler Tapınağı - Hindistan: 600 Yıldır İnsanlar Farelere Tapıyor

Hindistan'da insanların korktukları ve sevdikleri her şeye tapınmaları önde gelen geleneklerden biri. Bu gelenek ülkenin her kentinde farklı bir uygulama olarak ortaya çıkıyor. Bunlardan en ilginci Bikaner?de yaşanıyor. Kentte bulunan Karni Mata tapınağında son 600 yıldır insanlar farelere tapıyor. Halihazırda ülkede 5 milyon Hintli farelere tapıyor.

Tapınakta bulunan rahipler, buradaki farelerin gelecek hayatta bir kutsal kimse olacağına inanıyor. Tapınağa mensup Hintliler de farelere çok saygı gösterip, onların artıklarını yemeği bir ibadet olarak görüyor. Cemaat fare salyası ile ıslanmış bir yemeğin kutsal olduğuna inanıyor.

Farelerin kutsal kabul edildiği ve onlar için birtakım törenler yapıldığı Karni Mata Tapınağı'nda, bütün ziyaretçilere ayakkabıları çıkartılıyor. Farelere büyük bir saygı ile sunulan yemeklerin artanları da farelere tapanlara veriliyor. Onlar için fare salyası ile ıslanmış yemek oldukça kutsal.
Tapınakta yaşayan farelerin gelecek yaşamlarında çok önemli dini kişiler olarak doğacaklarına inanılıyor. Onlara ibadet edenlere göre bu ruhlar günümüzde fare olmayı tercih etti.

Özellikle turistlerin görmeden ülkeden ayrılmadığı bir mekan olarak bilinen Karni Mata, çöl ortasında ıssız bir mekan. Tapınak Hindistan'ın Bikaner şehrinin Deshnok kasabasında bulunuyor. Tapınağın adı 15. yüzyılda yaşadığına inanılan ve Hindu tanrıçası Durga'nın yeryüzünde vücut bulması olarak kabul edilen bir mistik kimse; Karni Mata'dan geliyor.

Hint tarihine göre Karni Mata 27 yaşında evlenmiş ve evliliğinin ayrılıkla son bulması neticesinde hayattan elini eteğini çekip kendini fakirlere adamış bir kadın. Karni Mata'nın müridleri mekan ve mekanda yaşayan fareleri 600 yıl boyunca korumuş. Tapınağın rahipleri, buradaki farelerin bedenlerinde ruhlarını barındırdıklarına inanır. İnanışa göre tapınakdaki fareler yapılan ibadetleri kabul ediyor. Farelere tapanlar bu hayvanların gelecek yaşantılarında kutsal Sadhu -Hindu Rahip-olacaklarına inanıyor.

Fareler nasıl kutsal olmuş?
İnanışa göre Karni Mata, üstün güçleri ile bir masalcının ölmüş olan çocuğunu tekrar hayata getirmeye çalışıyordu. Ama ölüm tanrısı Yama buna izin vermedi. Yama çocuğun ruhunu zaten almıştı ve tekrar başka bir insan olarak yeniden hayata dönmesine izin vermemekteydi. Öfkesi ile meşhur olan Karni Mata, çocuğun hayatını koruyamamasından dolayı çok sinirlenmiş ve oracıkta ?Bu kabileden hiç kimse sonsuza dek Yama'nın eline düşmeyecek.? demiş. Bunun yerine bu kabile mensupları öldüğünde, onların ruhları geçici bir süreliğine, kabilesinde bir rahip olarak tekrar hayata dönmek üzere bir farenin bedeninde bekleyecek. Böylelikle fareler, Karni Mata'nın kabilesinin mensuplarının tekrar hayvan şeklinde vücut bulması olarak kutsal kabul edilmiş.

Karni Mata inancına göre, tapınakta ibadet eden talebelerin ruhları, mabette bulunan her bir farenin içinde yaşıyor. Bundan dolayı fareler ibadet edenlere göre kutsal.

Tapınağın tarihçesi ve mimarisi
Karni Mata Tapınağı, Deshnok kasabasının güneydoğusunda güzel bir bahçenin tam orta yerine kurulmuş. Dış cephesi güzel bir kale duvarı gibi inşa edilen Karni Mata'nın girişteki kemerli yol tamamen mermerden. İç duvarlar ise çok değişik türlü Karni Mata ve fare kabartmaları ve çizimlerle süslenmiş.


Tapınağa girenler tavana asılmış bir çanı çalıyor ve birkaç kısa dua edip büyük tevazu ve edep ile yerlere dokunuyor. Böylece tapınağa, resimlere ve heykellere saygılarını göstermiş oluyor.
Tapınağı ziyaret eden turistler peşine takılan ve korkusuzca üzerlerine zıplayan farelerden oldukça korkarken, onlara ibadet eden Hindular farelerin bu hareketlerini bir manevi ödül olarak değerlendiriyor. Onlara göre bu sırnaşma insanlara şans getiriyor. Ancak asıl kazanç tapınakta yaşayan beyaz fare ile irtibata girmekte yatıyor. Farelere inananlar onlara, büyük kaselerde süt, tatlı ve tahıl ikram ediyor.

Mabetdeki fareleri kuş ve diğer yırtıcılardan korumak için inşa edilen gümüş kapısı yetmeyince, tapınağın her yeri ızgara tel örgülerle çevrilmiş. Farelerden herhangi birini tapınak içinde incitirseniz, tapınağa hemen bir altın yada gümüş ?diyet? hediye vermeniz bir zorunluluk. İnanışa göre aksi takdirde bu size kötü şans getirir.

Tapınakta farelerin yemeklerinde sorumlu bir de rahip bulunuyor. Bu rahip yerlerde bulunan artık şeker ve yemek parçalarını süpürüp, ardından farelerin yeni yemeklerini düzgün bir çizgi halinde yere seriyor. Mabetdeki fareler bunun üzerine bulundukları yerden yemeğe doğru akın ediyor. Bu sırada tapınakta en çok saygı gösterilen yaratık olan beyaz fare yerinden çıkınca herkes büyük bir sessizliğe giriyor. Tapınak fareleri sayısız denecek kadar çok ve kontrolü zor olmasına rağmen hiçbir fare tapınak avlusunun sınırları dışına çıkmıyor.

Tapınak her sabah saat 04:00 yapılan ?Mangla-ki-Aarti? ibadeti ile açılıyor. Ardından tanrının olduğu iddia edilen ?bhog? yemeği ikram edilir. Farelere inananlar ?dwar-bhent? (rahip ve çalışanlara ithafen verilen) ve ?klash-bhent? (tapınağın bakımı ve geliştirilmesi ) olmak üzere iki çeşit bağışta bulunabiliyor.

Karni Mata Festivali
Deshnok'ta heryıl iki kez Karni Mata festivali yapılıyor. İlki Mart-Nisan aylarında, ikincisi Eylül-Ekim aylarında yapılan bu festivallerde Hindular yeni doğmuş çocuklarını buraya getirerek, çocuklarının ilk saçlarını kesip tanrıçanın ayaklarına bırakıyor. Bu gelenek inanışlara göre çocuklarının talihini açıyor.

İSLAM NEDİR..?




İSLAM NEDİR..?

Adem Safiullah’tan kıyamete kadar ALLAH var diyen. herkes müslümandır.
 Zira Hiç bir peygamber efendimiz din getirmediler, 
Cümlesi İslamiyet üzere geldiler.
 Zamanın yaşantısına uyumlu getirdikleri şeriatları ile anılırlar. 
Cümlesinin Şeriatı Haktır ve Gerçektir.
En son şeriata tabi olmak,O Günün kemalatını ifade eder.

Hayrettin Karaman tespitinden bir yazı

              Pir-i Galibi Mutasavvıf Galip Hasan KUŞÇUOĞLU bu mevzuda şöyle diyor: İslamiyetin kelime olarak if''desi “L'' il''he illallah”tır. Y''ni, “ALLAH’tan başka ilah yoktur, ill'', ALLAH vardır” Diyen kişi, beşerin başka ölçüsü yok ALLAH’a inanan kul müslümandır!. 

Anlamını yaşıyorsa, ölçü ALLAH’a mahsus olup, mü’mindir. 
“Size din olarak İsl''m’ı seçtim, dîninizi tamamladım” tebliği umûmîdir. 
Cümle peygamber efendilerimizin getirdiği şeriatlerinin anlamını kapsar; 
mana itibarı ile kel''m İslamiyet’tir!...
       
     “Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, 

İbr''hîm’e, Mûs''’ya ve Îs''’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için hukuk düzeni yaptı. 

Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam ALLAH’a ortak koşanlara ağır geldi. ALLAH dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.”

Sonra gelen sem''vî din, evvel gelen dîni iptal etmez. 
Edemez de!. Sem''vî din bir t''nedir. 
Şeriatler kulların tek''mülüne Göre ihsan edilmiştir. 
Gerçek budur.! Hazret-i All''h’ın Kur’''n-ı Azîmü’ş-ş''n’daki bey''nı budur. 
Bunun dışındaki düşünceler îmanla bağdaşmadığı gibi, toplumlar arası düşmanlıktan başka bir şey getiremez; örneğin getirmedi de!..  
Toplumlar arası dinde düşmanlık bu çarpık bilgiden gelmiştir.

çarpık bilginin Hıristiyan ''lemini engizisyona sürükleyen ve haçlı seferlerinin çıkmasına sebep olan, 
sonraki gelen ALLAH elçilerini kabul edememekten doğmuştur!. 
hakikatlerin zahirde görüldüğü şer’î hükümler insanların kem''l''tına göre tanzim edilmiştir.

 All''h’ın elçileri v''sıtasıyla tebliğ edile gelmiştir. Elçiliklerinde ayrılık yoktur. Kur’''n-ı azîmü’ş-ş''n’da: 

 “Evvelki gelenleri tasdik, sonraki gelecekleri de müjdeleyici olarak gönderdik” buyurdu, 

Hazret-i ALLAH.!. Öyle ise toplumlar arası bu düşmanlık ve ayrılık niye?
HZ. ALLAH’ın Kur’an-ı Azimü’ş-şan’daki bildirilerini dinle:

“İSA ONLARDAKİ İNKARCILIĞI SEZİNCE: 
ALLAH YOLUNDA BANA YARDIMCI OLACAKLAR KİMLERDİR? DEDİ. 
HAVARİLER: 
BİZ ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARIYIZ.
 ALLAH’A İNANDIK. 
ŞAHİT OL Kİ BİZLER MÜSLÜMANLARIZ, 
CEVABINI VERDİLER!. (Al-i İmran Suresi, 52)   
          “İBRAHİM NE YAHUDİ, NE DE HIRISTİYAN İDİ. FAKAT O ALLAH’I BİR TANIYAN, DOSDOĞRU BİR MÜSLÜMAN İDİ! MÜŞRİKLERDEN DE DEĞİLDİ.”  
(Al-i İmran Suresi, 67)  

İyi anla ki İsl''miyet hiç bir toplumun ve herhangi bir ümmetin tekelinde değildir umuma şamildir HZ ALLAHa inanan herkes müslümandır. Peygamber Efendimizin de bildirisi aynı değil mi:

“ATAM İBRAHİM’İN DİNİ ÜZERE GELDİM” buyurmadı mı?

Şüphe yok ki iman edenler, yahudiler, nasrani ve sabiilerden kim ALLAH’a, ahiret gününe inanır, bununla beraber salih amelde bulunursa, elbette onların Rableri katında ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak değillerdir.
 ( Bakara Suresi,  62 )

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da buna benzer ehl-i kitabdan bahisle, inanan kullarını taltif eden çok çok ayetler mevcut iken, ehl-i kitaba karşı bu tutum ve düşmanlık niye? Bu gerçekte Rabbimin bahşettiği imkanlarla hemfikir olalım.

 Ehl-i kitaba samimiyetle soralım : 
Muhammed ümmetine karşı bu düşmanlık niye ? 
Bu yönlü emr-i ilahi mi var ? 
Zebur’da mı var, 
 Tevrat’ta mı var, 
İncil’de mi var, 
suhuflarda mı var? Hayır !.. 
Bütün semavi dinlere mahsus bütün kitapların özetini de kapsayan Kur’an-ı Kerim’de yok. 
Netice olarak Ehl- Kitap Bakara suresin 62. Ayetteki şartları yerine getirirse 
Cenab-ı Hakk onları mahrum etmeyecek.

ALLAH kimin  gönlünü İslam’a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir ? 
ALLAH’ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. 
( Zümer Suresi, 22 )

İslam’a açılmış  gönül rahmettir. 
 Rabbından bahşedilen nurdur.
 İslam bir zümreye mahsus olmayıp, bütün semavi dinler İslamiyyettir. 
Lügat karşılığı  “bir olan ALLAH’ın iradesine bağlanmaktır” ( irade dilemesidir ). 

Küllü tevhit dini olan semavi din İslamiyyettir.
 Cümle peygamber efendilerimizin tebliğ ettikleri din İslamiyet’tir. 
Tabi olan beni Adem müslümandır. 
Tevhidin anlamı budur. 
Kulun bu yönde ölçüsü kelime-i tevhittir. 
Tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat. 
 ALLAH’a acabasız iman eden mü’min. 
İhlas, takva, vera... Ehl-i zikir, ehl-i şükür olan kulların yaşantılarında görülen kelime-i tevhidin gerçek manasıdır. 
 Ölçüsü Hazret-i ALLAH’a mahsustur.
Hazret-i Kur’an’da itikat izahında esas olan ikidir: 
İlimde tevhit, amelde tevhit, diye belirtilmiştir

"İNNEDDÎNE INDALLÂHİL İSLAM" ALLAH KATINDA DİN İSLAMD'IR




"İNNEDDÎNE INDALLÂHİL İSLAM" ALLAH KATINDA DİN İSLAMD'IR 

 Peygamber Efendimiz zamanından beri hutbelerde okunan "İNNEDDİNE INDALLAHİL İSLAM" ayetinin okunmasına Yahudilere ve Hıristiyanlara "Dinler Arası Diyalog" çalışmaları kapsamında şirin görünmek amacıyla son verildi.(2005 yılından bu yana)
Ünlü Hoca Efendinin birisi buyuruyor ki  ‘Dinler yok ki arası olsun’ bir din var.
Yine bir Hoca Efendi şöyle buyuruyor ‘ Allah bir Din bir,  bir Allahın 3 dini olurmu’
"Allah katında din, şüphesiz İsl''miyet'tir. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ''yetlerini kim ink''r ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür." Ali imran 19 .ayet
Ali İmran suresi 19 ayetinin meali açık ve net olarak görülüyor ki dinler diye bir şey yoktur tek din dini İslamdır.
"Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Al-i İmran: 3/85)
"İNNEDDİNE INDALLAHİL İSLAM" ayetini kim gizliyorda Cuma hutbelerinde okutmuyorsa bakın onlar için Allah cc ne buyuruyor. 
BAKARA 159. İndirdiğimiz açık delilleri ve hid''yeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem All''h la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.
Dikkat edin Cuma hutbelerinde Türkçe metinden sonra bu ayet okunmuyor.

BİZ SENİ GÖRMEDEN SEVDİK EY SEVGİLİ


Hani Mümkün Olsa da...
Hani mümkün olsa da, tünel açsam zamana 
Bindörtyüzküsur yılı uç ucuna eklesem 
Katedip asırları aşkınla yana yana 
Akşam hanene varıp heyecanla beklesem 

Rabbine niyâz eden güzel sesini alsam 
Bu bir rûyamı deyip türlü hayâle dalsam 
Yol yorgunu ayaklar, çökse uyuyakalsam 
Sevincimden rüyâmda ismini sayıklasam... 

Açtığında kapını sesin ile uyansam 
Gördüğümde yüzünü, güneşi doğdu sansam 
Selâm ile hürmetle nurlu adını ansam 
Yüzüme süre süre ellerini koklasam... 

Gözüm yaşlı dinlesem Bilâl´in gür sesini 
Çeksem, şifa diyerek, içime nefesini 
Gömsem gâmı, kederi, şu gönlümün ye´sini 
Her ânı anı diye, hayalimde saklasam... 

"Ümmetimden" diyerek tanıtsan sahâbeye 
Varsak huşû içinde hep birlikte Kâbe´ye 
Vecd ile kulak versem, duaya, hitabeye 
Yaptığım günahları sevaptan ayıklasam... 

Zaman tüneli bozuk, dönüş imkânsız olsa 
Ümmetin bu garibi sana evlatlık kalsa 
Görürken hizmetini, ömrüm nihayet bulsa 
Ecelin nefesini yanında soluklasam...
Mecit Aktürk
Seslendiren:Deniz

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...