YENİ MASONİK DÜZEN
05 Kasım 2012
EHL-İ SÜNNET MEZHEPLERİ
EHL-İ SÜNNET MEZHEPLERİ
Ameli Açıdan Mezhepler
Ehl-i Sünnet itikatında, ameli konularda dört mezhep vardır:
1) Hanefi mezhebi; İmam-ı Azam Ebu Hanefi tarafından kurulmuştur.
2) Şafii
mezhebi; İmam-ı Şafii tarafından kurulmuştur.
3) Hanbeli mezhebi; İmam-ı
Hanbeli tarafından kurulmuştur.
4) Maliki mezhebi; İmam-ı Malik tarafından
kurulmuştur.
Bu bölümde mezhep imamlarımız ve onların görüşleri üzerinde duracağız.
Hanefi Mezhebi ve İmam-ı Azam Ebu Hanefi
İmam-ı Azam hicri 80 yılında Küfe’de doğmuştur. Asıl adı Numan b. Sabit’tir.
Yaşadığı bölge itibariyle bazı rivayetlerde O’nun Türk asıllı olduğu
söylenmektedir. Ticaret uğraşan varlıklı bir insan olan babası, Hz. Ali
(r.a.)’nin halifeliği sırasında onun hayır duasını almıştır.
İmam-ı Azam genç yaşta Kuran’ı ezberledi. Arap dili ve edebiyatı, fıkıh,
hadis ve kelam ilimlerinde kendisini geliştirdi. Bulunduğu yöredeki sapkın dini
görüşlere sahip olan insanlarla tartışarak birçoğunu ikna etmeyi başardı.
Böylece Ebu Hanefi ismi duyulmaya başladı.
Fıkıh konusunda büyük bir boşluk olduğunu hissedince ticareti bırakarak bu
konulara yönelmeye başladı. Bu arada kendisini daha da geliştirerek Kuran ve
sünnetten hüküm çıkarmaya, hadis rivayetlerini araştırmaya, sahabenin ihtilafa
düştüğü konuları öğrenmeye koyuldu.
30 yıllık medrese hayatı boyunca 4.000’den fazla öğrenci yetiştirdi. İmam
Yusuf, İmam Muhammed, Hasan b. Ziyad gibi her biri başlı başına müçtehid olan
öğrenciler yetiştirmiştir.
İmam-ı Azam, talebelerine şu esasları tatbik ettikleri takdirde ilimlerinin
sağlam temellere oturtulabileceğini söylemiştir:
1) Bir ilim meclisine devam etmek ve bu meclisin genel havasını teneffüs
etmek.
2) Alimlerle birlikte olmak ve bulundukları çağdaki her türlü fikir
hareketiyle temasta bulunmak.
3) Kendisine önemli ve üstü kapalı meseleleri
açıklayan üstadının yanından ayrılmamak.
İmam-ı Azam, bir çok İslam alimi ile biraraya geldikten sonra, çağın en büyük
alimlerinden Hammad b. Ebu Süleyman’a bağlanır. Çok şey öğrendiği hocası vefat
edince bütün gözler O’na çevrilir.
İmam-ı Azam’ı sevenlerin artması Emeviler tarafından hoş karşılanmaz. Halk
üzerindeki etkisini kırmak için Irak valisi Yezid b. Hubeyre tarafından kadılık
teklif edilir. İmam-ı Azam bu teklifi reddedince günlerce süren işkencelerden
sonra hapsedilir. Fakat halkın tepkisinden korkulduğu için kısa bir süre sonra
serbest bırakılır.
Uzun süre Hicaz’da yaşayan İmam-ı Azam, yönetim Abbasiler’e geçince tekrar
Küfe’ye döndü. Fakat Abbasi yönetiminde de değişen pek birşey olmamıştı. Abbasi
Halifesi El Mansur kendisine Bağdat kadılığı teklif ettiğinde, O’nun cevabı
şöyle oldu: "Eğer ben bu vazifeyi kabul etmediğim taktirde Fırat nehrinde
boğulmakla tehdit edilirsem, boğulmayı tercih ederim. Sizin etrafınızda ikrama
ihtiyacı olan çoktur." Bu cevap üzerine Abbasi Halifesi El Mahsur, O’nu
fikirlerinden döndürmek için günlerce işkence yaptırdı. İşkence sırasında
sağlığı bozulunca İmam-ı Azam, Hicri 150 yılında Bağdat’ta vefat etti. Türbesi
hala her yıl yüzbinlerce Müslüman tarafından ziyaret edilmektedir.
İmam-ı Azam’ın ölümünden sonra talebeleri, O’nun fikirlerini, rivayet ettiği
hadisleri sistemli bir hale getirerek yeni eserler oluşturdular. İmamlarının
görüşlerinin ışığında yeni hükümler çıkararak İslam coğrafyasına dağıldılar.
Böylece İmam-ı Azam’ın görüşleri bir mezhep halini aldı. Günümüzde, Türkiye,
Balkanlar, Kafkasya, Sibirya, Çin, Pakistan, Arnavutluk, Mısır, Filistin, Suriye
ve Irak’ta Müslümanlar Hanefi mezhebine göre amel etmektedirler.
İmam-ı Azam’ın günümüze ulaşan eserlerinden bazıları şunlardır:
Risale-i Reddi Havariç, Reddi Kaderiyye, El Fıkıhu’l Ekber, El Fıkıhu’l
Ebsat.
İmam-ı Azam Ebu Hanefi’nin eserlerinden bazı alıntılar örnek vermek
gerekirse;
"Elinden geldiği kadar insanlara sevgi göster. Herkese selam ver, isterse
aşağıda kimseler olsun. Başkalarıyla bir mecliste toplanır, aranızda bazı
meseleler münakaşa edilirse ve senin bildiğine muhalif birşey söylenirse sen
onlara muhalefet etme. Şayet sana sorarlarsa onlara bildiğin gibi haber ver,
sonra bu hususta şöyle şöyle başka kavil de vardır, delili de şudur, diyerek
kendi bildiğini söyle, böylelikle seni dinlerler ve senin ilminden dereceni
anlarlar.
Sana gelenlerin hepsine bir nevi ilim göster, herbiri senden birşey öğrensin.
Onlara kıymetli şeyler ver, ehemmiyetsiz şeylerle uğraşma. Onlarla arkadaş gibi
ol, hatta şaka yollu latifeler yap. Zira dostluk ve samimiyet ilme devamı
sağlar.
Onlara yumuşak davran hoş muamele et. Onlardan hiçbirine can sıkıntısı ve
bezginlik gösterme. Kendini onlardan biri imiş gibi tut.
Denemedikçe kimsenin dostluğuna güvenme. Alçak ve hasis olan kimseyle dost
olma. Güzel ahlaklı geniş yürekli ve derya gönüllü ol. Elbisen temiz ve yeni
olsun. Binek atın iyi olsun. Güzel kokular kullan. Yemek yedirmekte cömert ol ve
herkesi doyur. Bir fitne fesad duydun mu onu ıslah için koş. Seni ziyaret
edenleri de, etmeyenleri de sen ziyaret et. Sana ister iyilik yapsınlar, ister
kötülük sen daima iyilik yap. Affet ve bazı şeylere göz yum. Sana eziyet veren
şeyleri terket, hakkı yerine getirmeye çalış. Arkadaşlarından hastalananları
ziyaret et, göremediklerinin durumunu soruştur. Sana gelmeyenlerle sen alakadar
ol." (Ebu Hanefi’nin Öğrencisi Yusuf’a vasiyetinden)
Bilmiş ol ki amel ilme uyar. Nasıl ki aza gözün görmesi sayesinde hareket
eder. Az dahi olsa amel ile ilim, çok amel ile cehaletten daha faydalıdır. Bu
şuna benzer: Çölde bir adamın yanında az miktar azık bulunsa bile doğru yolu
biliyorsa kurtulur. Bu adamın durumu yanında çok azık bulunup da yolu bilmeyen
adamın durumundan daha hayırlıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur ‘Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak akıllı olanlar anlar.’ (Osman Keskioğlu, Ebu
Hanefi, M. Ebu Zehra, s. 177 )
İmam-ı Azam’ın Ebu Yusuf’a öğütlerinin bir kısmı Erzurumlu İbrahim Hakkı
Hazretleri’nin Marifetname isimli eserinde geçmektedir. Aşağıdaki alıntılar bu
eserden alınmıştır:
“İnsanların iyiliğini isteyici ol ve onlara nasihat et. Halk, hareketlerini
beğenip seninle görüşmek istediğinde onların sohbetlerine git. Meclislerinde
insanları ve kendini tevkir ile ilim müzakere edesin.
Her taleben kendisini senin oğlun bilsin. İlme çalışma gayretleri her geçen
gün çoğalsın. Seni dinlemeyen avamla ve pazardakilerle konuşma. Doğruyu
söylemekte kimseden çekinmeyesin. İbadetin avamdan çok olsun, az olmasın. Küfür
ve bid’at ehl-i ile oturup konuşma, müsait ortam olursa dine davet et. Bu
nasihatleri bizden canı gönülden kabul et. Zira bunları senin ve herkes için
vasiyet ettim. Bu yolda gidesin, halkı da Hak yoluna getiresin.”
HARUN YAHYA
EHLİ SÜNNET KİMDİR
EHLİ SÜNNET KİMDİR
Ehl-i Sünnet demek, Kur'an ve sünnetin öğrettiği şekilde inanan ve yaşayan
Müslümanlar demektir. Ebedi kurtuluşa vesile olacak iman ve Allahu Teala'yı
tanımak, ancak Ehl-i Sünnet itikadına sahip olmakla mümkündür. Sünnete uymak
için Peygamberimiz (sav)’in Kuran uygulamalarını ve Ashab-ı Kiram'ı tanımak ve
takip etmek gerekir. Çünkü bizimle sünnet arasında onlar köprü vazifesi
görmektedir. İman ve İslam konusunda Ashabın yerini ve gereğini Allah Resulü
(s.a.v) Efendimiz şöyle belirtmiştir:
"Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem'de
olacak" Oradakiler, hayretle: "O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasulallah" diye
sordular, Efendimiz (s.a.v): "Benim ve Ashabımın yolunda olanlar." buyurdu.
(Tirmizi, iman; 18.)
Bu kurtulan fırkaya "Fırka-i Naciye" denir. Bu fırkanın bir diğer ismi de
"Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" fırkasıdır.
İtikad ve amelde bütün hak mezheplerin buluştuğu nokta Kur'an ve sünnetin
çizdiği noktadır. Bu mezheplerin bütün çabaları Allahu Teala'nın ve Resulünün
(s.a.v) muradını anlamak, anlatmak ve yaşamaktır.
Ehl-i Sünnet anlayışını anlatırken Selefiliği de anlatmak gerekir. Selefilik
adı, halef-seleften gelir ve selef, Hz. Peygamber (sav)'e en güzel şekilde uyan
ilk nesle ve onları güzelce takip edenlere verilen genel bir isimdir. Selef
akidesi itikadi mezheplerin ortaya çıkmasından önceki Müslümanların akidesidir.
Yani Ashab-ı Kiram'ın ve Tabiin (Ashabı görüp onlardan feyz alan) neslinin
akidesidir. Bu mezhebin temel anlayışı, ayet ve hadislerin verdiği haberleri
olduğu gibi kabul etmektir. Daha sonraları Müslümanların arasında itikat
alanında iki hak mezhep doğmuştur. Bunlar, Maturidiyye ile Eş'ariyye
mezhepleridir.
Maturidiyye mezhebinin kurucusu İmam Maturi'dir (rah). Tam adı Muhammed b.
Muhammed'dir. Künyesi Ebu Mansur olup, daha çok Ebu Mansur Maturidi diye anılır.
Hicri 238, miladi 852 tarihinde Semerkand'ın Maturid köyünde doğmuştur. Doğduğu
yere nisbet edilerek "Maturidi" diye anılmaktadır. Hicri 333, miladi 944
tarihinde yine Semerkant'ta vefat etmiştir. Genel usulü, vahiyle birlikte aklı
da kullanmak ve gerektiğinde ayet ve hadisleri akılla yorumlamaktır. Hanefiler
ve Türklerin çoğu itikatta Maturidi mezhebini benimsemişlerdir.
Eş'ariyye mezhebinin imamı Ebu'l-Hasen el-Eş'ari'dir. Asıl adı Ali b. İsmail
olup, hicri 260, miladi 873 tarihinde Basra'da doğmuştur. Nesebi Ashab-ı
Kiram'dan Hz. Ebu Musa el-Eş'ariyye'ye ulaştığı için ona nisbetle "Eş'ari" diye
anılmıştır. Hicri 324, miladi 936 tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Amelde
Şafii mezhebine bağlı olduğu için itikadi görüşleri daha çok Şafiiler arasında
benimsenip yayılmıştır. Malikiler de itikatta bu mezhebi benimsemişlerdir.
Matu-ridiler ile Eşariler, çok az konuda farklı görüşlere sahiptirler.
Maturidiyye ve Eş'ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir.
Bunlardan başka bir çok itikadi görüş ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunların
başında Hariciyye, Mutezile, Mürcie, Cebriyye ve Müşebbihe grupları gelir.
Bunların da bir çok kolları mevcuttur. Bu gruplar Ehl-i Sünneti temsil
etmemektedir.
Eh-i Sünnetin içinde farklı mezheplerin hepsi hak dairededir ve doğru yol
üzerindedir. Aralarındaki farklılık fitne değil, rahmet olacak şekildedir. Onun
için bir mezhebe bağlı mü'min, diğer hak mezhebi de tasdik etmelidir.
Fıkıh ve İtikad alanında ortaya çıkan hak mezhepler Kur'an ve sünnet
çizgisinden ayrılmazlar. Mezhep, yeni bir din değil, dinimizin itikat, ahlak ve
terbiye alanında hizmet veren kuruluşlardır, dinin aslı nasılsa o şekilde bir
anlayışla ifade edilmesidir. Hepsi ciddi bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır.
Hepsinin kaynağı Kur'an ve sünnettir.
Bir mü'min itikadını düşündüğü gibi, fıkhını ve ahlakını da düşünmek
zorundadır. Çünkü her birisi diğerinin parçası ve tamamlayıcısıdır. Fıkıh
insanın, hayatının her alanında lehindeki ve aleyhindekileri bilmesi demektir.
Din; iman, ibadet ve güzel ahlaktan oluşmaktadır.
Harun Yahya
MATURİDİ VE EŞARI ARASINDAKİ FARKLAR
MATURİDİ VE EŞARI ARASINDAKİ FARKLAR
Maturidi ve Eşari mezhepleri
arasındaki farklardan bazılarını zikredeceğiz. İslam'ın amel bölümüne değil de
inanç yönüne taalluk eden görüşlerden ibaret olduğu için hükümler;
Allahın
sıfatları.
Kur'an–ı Kerim mahlûk mudur?
Cennet ve cehennemin varlığı ve
devamlılığı.
Kâfirlerin çocuklarının durumu.
Sırat köprüsü.
Şefaat,
gibi meselelerdir.
* * *
Mesela Tövbe–i yeis (ölüm anında yapılan tövbe) hem Maturidi hemde
Eşariye göre caizdir. Cennette Allah'ın görülmesi hak olduğu gibi meselelerde
ittifak ederken Maturidi mezhebinde kendisine tebliğ ulaşmayan kişi Allah'ın
daha doğrusu yaratıcının varlığına inanmakla yükümlüdür der.
Eşari mezhebi
kendisine hiçbir tebliğ ulaşmayan kişinin aklı ile Allah'ı anlamaya kifayet
etmediği için bununla mükellef tutulmaz, demektedir.
Maturidi mezhebi
delillerin yorumu ışığında peygamberlik için erkek olmanın şart olduğunu ifade
etmiştir.
Eşari mezhebi ise kadınlarda hiç peygamber gelmemiştir ama yinede
bu peygamberlik için erkek olmanın vucübunu göstermez
buyurmuştur.
Maturidi'ye göre kul gücünün yetmediği şey ile mükellef
değildir.
Eşari hazretleri ise bu zamana kadar hiç böyle bir şey olmasa dahi
Allah kulunu, kulun gücünün yetmeyeceği şey ile mükellef kılabilir
buyurmuştur.
Gayrimüslimlerin çocuklarının ne olacağı hususunda yine naslar
ve sağlam deliller ışığında birisi toprak olacaklarını diğeri ise cennette
mü'minlerin hizmetçileri olacaklarını beyan buyurmuşlardır. İkisi de olabilir
ama biz maturidi olduğumuz için cennette hizmetçi olacaklarına daha yakın
dururuz ve öyle inanırız. Geri kalan bütün meselelerdeki hükümler ittifak
halindedir.
* * *
Temel de ayrılık olmamasına rağmen, zaman zaman farklı delil ve
hükümler getirseler de sonuçta her ikisi ortak noktada birleşip Müslümanların
nezih itikatlarını muhafaza edebilmeleri için ömürlerini ortaya koymuşlardır.
Nihayetinde her biri de bu işe liyakatli ve bu sahada gelmiş geçmiş en büyük
ekol oldukları için ve ehli sünnet itikadının müdafaası için uğraştıklarından
dolayı peygamber efendimizin "İhtilafü ümmeti rahmetün vasiatün" hadisi
şerifinin sırrına mazhar olmuş ve bu hususta artık tartışılacak ve söylenecek
söz bırakmamışlardır. Allah onlardan razı olsun. Gelecek yazımızda amel'i
mezheplerden bahsedeceğimiz için Peygamber efendimizin İmam'ı–Azam'ı nasıl
müjdelediğini gelecek aya bırakıyorum.
Sanırım mezhepleri anlatırken mezhebin
lüzumu da anlaşılmıştır. Zira bilgi seviyemiz malum olduğu gibi yüzlerce yıldır
gelen bütün ulema mezhep mensubiyetinin lüzumunu savunmuş ve buna göre amel
etmişlerse, aksini iddia etmek en hafif ithamla art niyet ve ihanetten
ibarettir.
Kaynak:Beyan Dergisi
EŞARİ MEZHEBİ
EŞARİ MEZHEBİ
Kurucusu Ebu'l–Hasan Ali b. İsmail el–Eşari Hazretleridir.
Hicri 260, miladi 873 senesinde Basra'da doğmuştur. Ebu Ali el–Cübbai'nin
talebesi olduğu için kırk yaşlarına kadar her şeyi akılla tartmaya çalışan ve
ortaya koyduğu hükümlerle ehlisünnet itikadının dışına çıkan Mutezile üzerine
amel etmiş, sonra Cübbai'ye üstün gelerek bir rivayete göre de sebebi bir rüya
olan dönüşü ile büyük bir ehlisünnet âlimi olmuştur. Sonra başta Mutezile olmak
üzere, sapkın akımların itikatlarını çürüterek, bu alanda ekol hali ile Eşari
mezhebinin kurucusu olmuş 324/936 tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir.
MATURİDİ MEZHEBİ
MATURİDİ MEZHEBİ
Kurucusu İmam Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmut
el–Maturidi Hazretleridir. Hicri 238/miladi 852 yılında, bir başka rivayete göre
ise 862 yılında Türkistan'ın Semerkant şehrinin Maturid köyünde doğmuş ve
333/944 tarihinde vefat etmiştir. Hal'i hayatında iyi bir eğitimle yetişmesinin
yanında, Basra'ya giderek İslam mezheplerinin uygulanış biçimlerini araştırmış
ve eserleri incelendiğinde onun ilmi–kelam ilmi–akaid, mezhepler tarihi,
ilm'i–usulu fıkıh ve tefsir alanlarında otorite olduğu görülür. Amel olarak,
fıkıhta ise Hanefi mezhebine bağlıdır.
* * *
Hicri 2. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan ve yukarıda
bahsettiğimiz gibi başta Mutezile olmak üzere Cebriye ve Kaderiye gibi sapık
akımlara karşı İmam'ı Maturidi hazretleri itikadı meselelere ayetler ve hadisler
ışığında yorumlar, çözümler ve açıklamalar getirmiştir. Çok kısa bir zaman sonra
aynı metodu başta İmam'ı Eşari hazretleri ve onların talebeleri ve arkalarından
gelen Ehli–Sünnet uleması takip etmiş ve bu sayede Ehli Sünnetin iki itikadı
mezhebi vücut bulmuş ve ehlisünnet inancı kalıplaşmış ve sarsılamaz bir hale
gelmiştir.
Bugün dünyadaki Sünni Müslümanların yarısından fazlasını oluşturan
amelde Hanefi mezhebi mensubu olanlar itikat da Maturidi mezhebine bağlıdırlar.
Maturidiyye Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre'de
yayılmıştır
İtikadi mezheplerimiz Maturidi ve Eşari..1
İtikadi mezheplerimiz Maturidi ve Eşari
Bu ayki yazımızda mezhebin lüzumu ile birlikte itikat da Ehli–Sünnet ve–l'Cemaat
yolunun hak olan iki mezhebi Maturidi ve Eşari mezheplerini inceleyeceğiz.
Öncelikli olarak Mezhep kelimesi lügat da gidilen yol manasına geldiğini
ifade edelim.
* * *
Kur'an da belirtilen hükümler eğer açık ise aynen alınıp tatbik
sahasına geçirilmiştir. Biz bu hususta öncelikle sahabe, sonrasında ise tabiin
ve tebe–i tabiin diye adlandırılan tabiinin sohbetinde bulunmuş olanlar olmak
üzere geçmiş ulemaya çok şey borçluyuz. Başta İmam'ı Azam olmak üzere hükümleri
tasnif eylemişler, kitaplaştırmışlar, çözmüşler ve kolaylaştırmışlar. Beyanı
icap eden hükümler ise peygamber efendimizin hadisi şerifleri, davranışları ve
amel edişine göre izah edilmiştir. Sonraki asırlarda açıklanması icap eden
meselelerde ise Peygamberimiz zamanında, yoksa Ashap zamanında vuku bulan ve
hakkında hüküm verilen hadiselere kıyas yapılarak hüküm verilmiştir.
Hükmü çıkarana müçtehit denir ki içtihat derecesinin en yüksek basamağında
Ashab'ı–Kiram bulunmaktadır. Müçtehit olmanın ve içtihadın da şartları vardır.
İçtihat kapısının ise halen açık olup olmadığını tartışmaksa boş iştir çünkü
geçmiş ulema meseleleri öyle izah etmiş ve aralarında öylesine müzakereler vuku
bulmuş ki bu müzakerelerden doğan ihtilaflar ve ittifaklar sayesinde her şey
yerli yerine oturmuştur. Bunlar öyle deliller etrafında şekillendirilmiş ki
verilen hükümler ile oynamak, aksini iddia etmek iyi niyet dahi taşısa hoş
karşılanmamıştır. Bunun içindir ki içtihat mertebesinde olan yeni bir mezhep
kuracak kadar maddi ve manevi ilimlere haiz bulunup herkes tarafından takdir
edilen İmam'ı Gazali Hazretleri bir mezhep kurmamış Şafii mezhebi üzere büyüdüğü
içinde Şafii olarak hayatını devam ettirmiştir.
* * *
Fatih Sultan Mehmet'in hocası Molla Hüsrev hazretleri içtihat
mertebesinde olup yeni bir mezhep kurabilecek kadar dünyevi ve vehbi ilimlere
sahipken yeni bir akım başlatmamış ve yazmış olduğu "Dürer" isimli fıkıh
kitabında başta Hanefi fıkhının hükümlerini tekraren toparlamış ve başka
müçtehitlerinde kısmi içtihatları ile beraber kendiside istisna hükümler
vermiştir. Tarihte bunun gibi örnekler pek çoktur. Nihayetinde sonradan gelen
müctehitler ise çok az hususta fikir beyanında bulunmuş ve İtikat da Maturidi ve
Eşari mezheplerinin beyan ettiği Ehli–Sünnet ve–l'Cemaat yolunu aynen harfi
harfine takip etmişlerdir. Amelde ise İmamı Azam, İmamı Şafii, İmamı Malik ve
İmam Hanbel'in hükümlerine uymuşlar ve çok az içtihat belirtmişler ve
tasarruflarını zamanını yeni olaylarını geçmişte içtihadı yapılmış hükümlere
kıyas yapmakta kullanmışlardır. Yani nihayetinde açık kalmış bir şey yok ki o
açığı kapatsınlar.(Allah onlardan razı olsun)
* * *
Mezhebin lüzumunu inkâr yâda geçmişteki bu ulemanın verdiği hükümler
hakkında ise; "onların kendi görüşleridir, onlara tabi olmak icap etmez" gibi
saçma ve hakaret içeren ifadeler tamamen art niyet sahibi insanların işidir.
Kaldı ki bu insanlar ashabın dahi icma'ı vaki olan meselelere bile, bizde ilim
ve akıl sahibiyiz bizde yetkiliyiz diyerek itiraz edebiliyorlar oysa ashaptan
sonra gelen müçtehitler ashabın hüküm verdiği şeyi aynen tatbik etmeyi vacip
kabul etmiştir.
* * *
Farklı mezheplerin ortaya çıkmasının sebebi ise az önce
bahsettiğimiz gibi bu işe ehil olan kimselerin delillere bakarak ortaya
koydukları yorum farklılıklarıdır. Mesela Peygamber efendimiz bir gün abdest
alırken alnından kan aktığını gören Hazreti Aişe Radıyallahu Anha:
–Ya Resûlullah alnınız kanamış, diyerek eli ile peygamber efendimizin
alnındaki kanı silmiş bu hadise ışığında İmamı A'zam Rahmetullahı Aleyh
Hazretleri vücuttan çıkan kanın abdesti bozduğuna hükmederken İmamı Şafii
hazretleri ise kadın temas ettiği için yeniden abdest aldığı hükmünü
çıkarmıştır. Bunun gibi birçok meseleyi araştırıp hükümler vererek onları ya
kendileri ya da onların yollarını takip eden talebeleri eğer içtihat
mertebesinde iseler çıkardıkları hükümleri ilave ederek kitaplaştırmışlardır.
* * *
Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadisi
şeriflerinde:
"Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak yetmiş ikisi
cehenneme gidip bir fırka ise kurtulacak" buyurunca, ashab'ı–Kiram bunların
kimler olduğunu sorduğunda:
"Onlar benim ve
1–Maturidiyye.
2–Eşariyye.
Maturidilik ve Eşariliğin zuhurundan önce Selefiyye diye adlandırılan önceki ehli Sünneti de sayarak hak mezhepleri üç olarak saymakta tabiidir fakat bunun hakiki manada mensubu pek kalmadığı için itikat da hak mezhepler iki olarak zikredile gelmiştir. Bu mezheplerin mensubuna "Ehli Sünnet ve–l'Cemaat" denilmiştir. Bu bazen "Ehli hak" bazen de "Fırka'ı–Naciye" diye de zikir olunmuştur.
SELEFİYYE
Lügat olarak selef önceki manasını ihtiva etmektedir. Hiçbir hususta Maturidilik ve Eşarilikle ayrışmadığı halde ayet ve hadislerin zahiri manaları ile yetinerek manası açık olmayan müteşabih ayetler üzerine, te'vil ve yorum yoluna gitmemişler. Aynen almışlar, kader ve kazaya inanıp fikir belirtmemiş ve inançı tatbik sahasına geçirmişler. Sonraları özellikle tartışma meselesi olan mutezile, müşebbihe yâda cebriye, kaderiye gibi sapık akımların zuhuruna sebebiyetle neticelenen aklın tartamadığı Cenabı hakkın zati ve sübüti sıfatları ve beri olduğu sıfatlar hususunda münakaşalarda bulunmamış akıl ile tartılamayacak hususlarda akla yer vermemişlerdir. "Vallahü A'lemü" yani "Allah bilir" diyerek yoruma gitmemişlerdir. Maturidilik ve Eşarilik ortaya çıkıncaya kadar Sünni çevrenin itikadı selef itikadıdır. Ehlisünnet itikadı, İmam Maturidi ve İmam Eşari sayesinde art niyetlilerin sarsamayacağı bir yapı üzerine oturtulur. Ehli–Sünnet itikadında selef gibi olmak yerine artık zamanında tartışılan meseleler sebebiyle şüpheye girebilmek ve itikadı bir sapkınlığın içine düşebilmek ihtimalinden uzaklaşılmıştır. Her Ehli–Sünnet mensubu itikadı mezhep olarak bulundukları memleketteki yaygınlığına göre Maturidi veya Eşariyi tercih etmiştir.
Hanbelî mezhebinin kurucusu olan İmam Ahmed bin Hanbel'i takip edenlerin ise itikada mezhebi Selefiyye olsa bile miladi 300'ler den sonra kendilerini sonraki selef, (selefi müte'ehhirun) selef ehlini ise önceki selef,(selefi mütekaddimun) diye isimlendirmiştir. Bu tertemiz ve saf selef itikadını menşeinden çıkararak, Ehli–Sünnet itikadına zıt düşen içtihatlarda bulunan İbn'i–Teymiyye ve İbn'i–Cevziyye ve onların yolunu takip edenler sebebiyle ehlisünnet uleması artık selefiyyunu zikretmez olmuştur.
Zaten her ehlisünnet mensubu Maturidi veya Eşari olduğu için sonraki selef diye adlandırılan grup da pek taraftar toplayamamıştır. Bugün amelde Hanbelî itikat da Selefi olduğunu söyleyenler ise genelde İbn–i Teymiye'nin yolunu takip eden Vehhabilerdir. Yoğun oldukları ülkelerse Suudi Arabistan, Kuveyt ve birkaç körfez ülkesidir.
* * *
ashabımın yolundan gidenlerdir"
buyurdular.
Ehlisünnet itikadına göre itikatta, yani İslam dinini bir inançlar manzumesi
olarak ele aldığımızda hak mezhepler ikidir.
1–Maturidiyye.
2–Eşariyye.
Maturidilik ve Eşariliğin zuhurundan önce Selefiyye diye adlandırılan önceki ehli Sünneti de sayarak hak mezhepleri üç olarak saymakta tabiidir fakat bunun hakiki manada mensubu pek kalmadığı için itikat da hak mezhepler iki olarak zikredile gelmiştir. Bu mezheplerin mensubuna "Ehli Sünnet ve–l'Cemaat" denilmiştir. Bu bazen "Ehli hak" bazen de "Fırka'ı–Naciye" diye de zikir olunmuştur.
SELEFİYYE
Lügat olarak selef önceki manasını ihtiva etmektedir. Hiçbir hususta Maturidilik ve Eşarilikle ayrışmadığı halde ayet ve hadislerin zahiri manaları ile yetinerek manası açık olmayan müteşabih ayetler üzerine, te'vil ve yorum yoluna gitmemişler. Aynen almışlar, kader ve kazaya inanıp fikir belirtmemiş ve inançı tatbik sahasına geçirmişler. Sonraları özellikle tartışma meselesi olan mutezile, müşebbihe yâda cebriye, kaderiye gibi sapık akımların zuhuruna sebebiyetle neticelenen aklın tartamadığı Cenabı hakkın zati ve sübüti sıfatları ve beri olduğu sıfatlar hususunda münakaşalarda bulunmamış akıl ile tartılamayacak hususlarda akla yer vermemişlerdir. "Vallahü A'lemü" yani "Allah bilir" diyerek yoruma gitmemişlerdir. Maturidilik ve Eşarilik ortaya çıkıncaya kadar Sünni çevrenin itikadı selef itikadıdır. Ehlisünnet itikadı, İmam Maturidi ve İmam Eşari sayesinde art niyetlilerin sarsamayacağı bir yapı üzerine oturtulur. Ehli–Sünnet itikadında selef gibi olmak yerine artık zamanında tartışılan meseleler sebebiyle şüpheye girebilmek ve itikadı bir sapkınlığın içine düşebilmek ihtimalinden uzaklaşılmıştır. Her Ehli–Sünnet mensubu itikadı mezhep olarak bulundukları memleketteki yaygınlığına göre Maturidi veya Eşariyi tercih etmiştir.
Hanbelî mezhebinin kurucusu olan İmam Ahmed bin Hanbel'i takip edenlerin ise itikada mezhebi Selefiyye olsa bile miladi 300'ler den sonra kendilerini sonraki selef, (selefi müte'ehhirun) selef ehlini ise önceki selef,(selefi mütekaddimun) diye isimlendirmiştir. Bu tertemiz ve saf selef itikadını menşeinden çıkararak, Ehli–Sünnet itikadına zıt düşen içtihatlarda bulunan İbn'i–Teymiyye ve İbn'i–Cevziyye ve onların yolunu takip edenler sebebiyle ehlisünnet uleması artık selefiyyunu zikretmez olmuştur.
Zaten her ehlisünnet mensubu Maturidi veya Eşari olduğu için sonraki selef diye adlandırılan grup da pek taraftar toplayamamıştır. Bugün amelde Hanbelî itikat da Selefi olduğunu söyleyenler ise genelde İbn–i Teymiye'nin yolunu takip eden Vehhabilerdir. Yoğun oldukları ülkelerse Suudi Arabistan, Kuveyt ve birkaç körfez ülkesidir.
* * *
Önceki selef diye adlandırılanlar, itikadı meselelerde fikir
belirtmedikleri için ve nihayetinde Maturidi ve Eşari mezhepleri bu hususta
açıklayıcı nitelikte oldukları için kendini sonraki selef diye
isimlendirenlerinse itikatları ehlisünnet itikadına uymadığı için Ehli–Sünnet
itikadında hak mezhebin iki olduğuna hükmedilmiştir. Bu iki mezhep de Maturidi
ve Eşari mezhepleridir
Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...
-
KAMİL NASİHATLAR نصائح كاملة NESAİHUN KÂMİLE Sevgi Işığınız, Kalbiniz Rehberiniz Olsun. Dünya peşinde koşan, duru bir âdem idi...
-
Online Yıldızname Burcu Hesaplama 1. Yol: Arapça Harflerle Ebced Yöntemi Öncelikle "cinsiyet"inizi seçin ve aşağıdaki ...
-
HAZRETİ YUSUF'UN HAYATI İKİNCİ BÖLÜM Neticede Hz. Yusuf (a.s.), kendisine sahip çıkacak bir yakını olmadığından birkaç yıl dah...