13 Kasım 2012

ADEM A.S DAN NUH A.S KADAR ÖZET YAŞANANLAR


Ademin oğlu kabilin diğer oğlu habili öldürüp kendi karısı ve habilin karısı ile uzaklara kaçarak kendi krallığını kurmasından sonra 130 yaşında olan adem allahtan bir oğul istedi.Çünki kabil çoğalmış ve şeytana tapar bir din kurmuştu.ve İyilerin yaşadığı bölgelere saldırıp zulüm ediyordu.Adem bu zulmü durduracak insanlara kendilerini savunmasını öğretecek bir oğul diledi.Tanrı onun bu dileğini kabul etti ve ona şit’i verdi.Şit doğduğunda alnında ilahi ışık vardı.Bu kuşaktan kuşağa gidecek kutsal soyun işareti idi.Şit yaratlışça çok üstün ve bilge biriydi.Kısa zamanda bütün bilimlerde ustalaştı.o insanlığın kurtarıcısı kralların babasıdır.Şit 600 yıl yaşadı.İnsanlara askerlik savaş sanatı ve ordu kurma silah kullanmayı öğretti.Şit tanrı oğullarının ilk kralıdır.Devletler kurdu site devletleri kurup insanlara medeni yaşamı öğretti.Fizik kimya matematik geometri ziraat botanik bilinen bütün ilimlerin öğretmeni odur.Bunun dışında insanlara metafizik öğretip ha ilimlerini öğretti.Seçlimiş kutsal ırk olan türklerin babasıdır.Şit zamanında insanlık gelişti.Onun geliştirdiği araç ve teknoloji ile insanlar dünyaya hakim olmaya başladılar.Kabili öldürüp Yılan oğullarının güneş sisteminin 12. gezegeni marduka kaçmasına neden oldu.Onun zamanında dünya bin şehirden oluşan bir tek krallık olmuştu.İnsanlık onun sayesinde galaksiye hakim olacak bilgi seviyesine yaklaşmıştı.Fakat ölümü ile Marduktaki yılan oğulları dünyaya sızarak onun öğretilerini bozdular insanları sapkınlığa sürüklediler.Bin şehir gruplaşarak birbirleri ile savaşa tutuştular dünya krallığı İlimurya güçsüz düşüp bölünüp parçalandı.Yılan oğulları hile ve tuzaklarla insanları tekin öğretisinden uzaklaştırdılar.Bununla kalmayıp insanların çift genli yapısını değiştirip teksarmal yapıya çevirdiler.Amaçları insanları tek genli zayıf bir varlık yapmaktı.İnsanlık hasta olmaz akıllı zeki bedenen çok güçlü spirtüel yeteneklere sahip psişik güçlere sahipken gen sarmalının değiştirilmesi ile zayıf duruma düşürüldü.Yılan oğulları böylelikle kendilerindede bulunan kuvvetli geni insanlardan silmişti.Her yönden bir düşüş yaşandı.tekin öğretisi yerini tanrılara cinlere ve iblise tapınmaya bıraktı.Yeryüzünde klon ve gen deneyleri ile bitki hayvanlar üzerinde değişiklik yaptılar.Dünya çirkin karmakarışık bir kötülük yuvası olmuştu.İnsanlar üzerinde yapılan deneylerle insan sureti bozuldu.mutasyona uğramış bir ucubeye döndü ademin soyu.Boyları kısaldı.Tüyleri döküldü.Deri renkleri değişti.Gri ve yeşil oldu.Saçsız ve sivri bir kafatısına ve ceninlere benzer bir yüze sahip oldu.Bu geni ile oynanmış adem nesli o kadar çok çeşitliydiki her biri başka bir alemin yaratığı gibiydi.Ama hiç biri tamamıyle yaratıldıklarındaki gibi değildi.Bunlara insanımsılar denir.Yaratıcı ve ilahi konsey bunu düzeltmek için bir ilahi planı uygulamaya karar verdi.Hz.Şitin soyundan bir adamın bir oğlu dünyaya geldi.Fakat herkez bu bebeği yadırgamıştı.Dünya üzerinde hiçbir insanımsıya benzemiyordu.İlk nesil gibi dev değildi.Onlar gibi cüce değildi.O orta boydaydı.Saçları vardı derisi bu günki insan deri rengi idi.Kısaca Nuh bu günki insanlar gibiydi.Tam bir adem fiziğinde fakat orta boylu idi.Buna öğretide son nesil denir.önce Devler sonra cüceler ve sonrada orta kuşak gelmiştir.Öğreti derki devler ahmaktı ayakları birbirine dolanıp düştü.Cüceler akıllıydı ama kötü ve fena idi hepsi suda boğuldu..Nuhun atası olduğu bu kuşağı tanrı beğendi.Bunda karar kıldı.


Nuh yadırganıyor :

Nuhun hiçbir insan benzememesi babası lemeki çok şüphelendirmişti.Hatta insanlar ondan korkmuştu.Çünki tek tanrının dünyaya öfkelendiğini ve dünyayı bir gün temizleyeceğini söyleyen eskilerin masalı dedikleri kehanetlerin gerçekleşmesinden korkuyorlardı.Lemek çoçuğu babasına götürdü.Bu işi iç yüzünü sordu bilge olan babası ben ilmim buna yetmez ama seni birine götürebilirim dedi.Mahiyyeti sır olan bir yere gittiler çok yaşlı bir bilgeye danıştılar bu bilge lemeğin dedesi matuşalah dan başkası değildi.Matuşalah şit torunlarından bir bilgedir ve uzlette yaşayan bir münzevidir.İhtiyar çocuğu görünce yüzünün rengi attı.Ve ey bilinmeyen ilah vakit geldi demekki dedi.Lemek ne vakti dedi.İhtiyar bu çocuk kirlenmiş ırkı temizlemek üzere atası adem suretinde yaratıldı.Tanrı ırkı temizleyecek yeryüzünde tüm ibilsler ve taraftarları lanetlenecek bu çocuk tanrının elçisi olacak vay halinize dedi.Lemek bu kehanetden çok korkmuştu.Nuh ilahi vahyi kırk yaşında almıştı.Rab emirlerini bildiriyor nuhdan yerdekilere tebliğ etmesi isteniyordu.Nuh bu tebliğ işini 621 yaşına değin sürdürdü.Yıllarca süren bu tebliğinde ona sadece köle ve fakirler itaat etmiş diğerleri kibirlenerek nuha karşı durmuş inkar yolunu seçmişlerdi.Onu dışladılar delilikle ve yalancılıkla suçladılar hemde o çok incitildi buyurur kitab.

Gemi ve tufan ve iniş
Nuh sonunda allaha yakardı.
Rabbim bu kafir kavimle aramda hükmünü ver dedi.Bunu üzerine bir gemi yapmasını ve gemiyi emredilen şekilde ve emredilen yerde hazırlamasını istedi allah.Gemi gafardan yani mahiyyeti açıklanmayan bir madde ve yöntemle inşaa edildi.İnşa edildiği yer dünya kutuplarını dengede tutan üçüncü balık noktasıdır.Vakit gelince nuh gemiye her canlıdan ve kendine inananlardan insanları yükledi.Emirle kazan feveran etti tennur kaynadı denir kitapta.Yani ışık motoru çalıştı yüksek manyetik anti gravity etkisiyle gemiyi yükseltmeye başladı işte bu esnada dünya üçüncü denge kutbunun tam üzerinde çalışan geminin nur motoru kaf nun kuvve dengesini bozdu.
Ve dünya kuzeyden güney kutbuna takla atmaya başladı.Ansızın gelişen bu olay ana karayı parçalayıp denize sürüklerken denizleride kara parçalarının üzerine sürükleyerek büyük tufan meydana getirdi.Gök yarıldıda erimiş yağ gibi olup gül rengini aldı yarıktan yıldızlar göründü.Gökteki tüm bulutlar yağmur olup görülmemiş bir kasırga ile beraber yeryüzüne aktı.Volkanlar depremler ve parçalanıp sulara karışan dünya karaları.Gök suyunu sal yer suyunu sal dendi.Gemi inananlar ile beraber yerden yükseldi.Nuh gemiyle sularda yüzmeyecekti atmosferdede uçmayacaktı.Çünki rab tanrı gök altında soluk alan her şeyi helak etme kararı almıştı.Nuh devasa gemisiyle dünya çevresinde yörüngeye otururken dünyanın görünüşü korkunç idi.Marduk gemileri bile bu manzara karşısında korkup dünyadan uzak durdular.
İbilisin feryatları kendi göğünde çınlıyordu.Bu onların tahmin edebileceği bir şey değildi.
Gemi onlara yasak olan yerde yapılmış ve ordan kalkmıştı.Dünya kutup taklası 3 gün sürdü.
En şiddetli etkiler altı gün devam etti.Artık dünya masmavi bir deniz gezegeni olmuştu.
Kavmi rast defolup gitti.Tufan etkisi kırk gün sürdü.kırk gün sonra ulu krallık gökten indi.
Nuh gemisi suda yüzüyor bir kara buluncaya dek dünyayı dolaşıyordu.
Karga salındı karga dönmedi.Burdan karganın bir kara bulduğunu hisseden nuh bir süre sonra güvercini saldı.Güvercin bir zeytin dalı ile döndü.Nuh tufan öncesi zeytinin nerede yetiştiğini bildiği için gemiyi oraya çevirdi.Sonunda bir kara parçası görünmüştü.Gemi orada karaya oturdu.Buraya Cuda denildi.Cuda yükseltiğe inmek demektir.Burası bu gün ararat dağları bölgesidir.Bazıları bunun ağrı dağı olabileceğini söylemektedir.Bu gün kullandığınız petrol tufan sayesinde kalbura dönen karalarda ve denizlerde bulunan canlı ve bitkilerin kalıntılarından oluştu.

Tufandan kurtarılanlar

Tufan dan genleri ile oynanmamış hayvan ve bitkiler kurtarıldı.
Bu hayvanlara temiz bozulmuşlara kirli olanlar denir.Sadece temizler gemiye alındı.
Tufanda her ağaç her soy bitkiden her tahıl sebze meyve den tohumlar kurtarıldı.
Tufanda bazı alet techizat kurtarıldı.
Tufanda gemi içinde yeryüzü kendini düzeltinceye kadar yetecek yiyecek ve su depolandı
Tufan da kurtarılan halk sayısı 72,5 kişidir.Bunlar Nuhun altı oğlu ve onlara ait gelin ve torunlarıdır.Oğulları gelinleri torunları hepsi 72 nuh ve ailesidir.Buçuk olan ise geni bozuk kavimden iman etmiş bir ailedir.Nuhun karısı ve oğlu Kenan gemiye binmemiş kafirlerdir.

Aşure afat yemeği 

Karaya inen insanlar bu küçük kara parçasında sular çekilip yeryüzünde yaşayıp çoğalabilecekleri genişlikler oluşuncaya kadar beklediler.Bu zaman zarfında yanlarında bulunan yiyecek ve suyu iyi kullanmaları gerekirdi.Bunun için çok besleyici ve çok bereketli bir yiyecek yaptı nuh .Bu yiyeceğin adı aşuredir.Her sebze meyve her türlü tahıl kullanılarak karışım yapıldı şeker ve suyla yapılan bir aş olan bu yiyecek herkesin hem eşit hemde sağlam beslenmesini ve yiyecek stokunun sular çekilinceye kadar tasarruflu kullanılmasını sağladı.
Aşure bayramdır o gökten krallığın inişini hatırlatır.

Sular çekilince
Sular çekilince nuh insanlara ekip biçmelerini buyurdu.Kendiside tufan sonrasında ilk bağı dikti.Bu günki sahte Tevrat nuhun üzüm dikip şarap yapıp içtiğini söyler.Bu yılan oğulları tarafından tevrata sokulmuş iblisane bir yalandır.Nuh bağ dikti üzüm yetiştirip suyunu sıktı ama onu içmedi.Hiçbir peygamber yahut Tanrı eri kendilerine verilen onca ilimden sonra alkol ve sefahat düşkünlüğü peşinde koşmaz.Onların uyuşuk bir beyne değil görevleri için çalışan bir beyne ihtiyacı vardır.Bu salak saçması iddialara inanmak büyük hatadır.Nuh sıktığı üzümden bizim sirke dediğimiz şeyi yaptı.Belki daha farklı ve daha değişik bir yöntem kullandı ama sonuçta sirke ye benzer bir şey yaptı.ve onu batarya yapımında hidrik asit olarak kullanmak için elde etti.İşte siz insanlardan bu gerçeği saklamak isteyen yılan oğulları şarap hikayesini uydurup tevrata sonradan sokmuştur.Nuh bunlar ile bataryalar yaptı ve bunu oğlu yasefe öğretti.

Nuhun oğulları 

Yasaf
Samu
Hamu
Aras
Cuna
Zana

Yeryüzünü imar için dağılma

Nuh her oğlunu ve ailelerini toplayıp göndeceği yerlere gidip yeleşmelerini yanlarında belli ürünler hayvan ve bitkiler alarak yeryüzünü imar etmeleri gereğini bildirdi.Tufan öncesi tek kıtası bulunan dünya tufan sonrasında yedi kıta olmuştu.
Nuh kıtaların eski ana karada nerelere tekabül ettiğini biliyordu.
Oralarda kalıntılar olacağından oğlularınıda en yetenekli liyakatli olanları eskinin önemli bölgelerine göndermeye özen gösterdi.Tufan sonrasında dünya dönüş yönü de değişmişti.Bunuda göz önüne alarak yerlerin seçimini yaptı.

Yasef ve oğulları Türkler
Yasef ve ailesini bu gün japon denizi altında kalmış olan açıklıkta bulunan kıtaya gönderdi.Bu kıta tufan öncesinde ana karanın bir bölgesiydi.Hz.Adem buraya inmişti.Şit ve eski kuşaklar burada yaşamışlar insanlar burada çoğalıp eski ana kıtanın dört yanına dağılmışlardı.Şit dünya kağanlığının merkezi burası idi.Buranın eski adı biz anlamına gelen mu idi.İnsan ırkının ilk yerleşim yeriydi.Şit zamanında ilimler şit eliyle buradan yükseltildiği için ilim merkezi anlamına gelen İlimuraya adını aldı.İlimuraya yüksel dilde bizim ilim krallığımız anlamına gelir.Nuh en önemli ve seçlimiş olan oğlunu buraya gönderdi.Onun ırkının diğerlerinden çok daha önce gelişmesini istiyordu.Zaten nuh da oralarda doğmuş ve yaşamıştı.Bütün aile oralı idi.Tufan ile terkettikleri memleketleriydi.Bu yüzden oraya diyarı terk denildi.Ama aslı şudur diyarı tarık.Dayar yüksek dilde yukarı yükselen aile soy yahut krallık demektir.Tarık ise karanlığı yarmak doğmak anlamındadır.Bunun ilmi pek çoktur.Ama bu gün bizler terki diyar diye bilsekde olur.Türk ismi de işte bu tarık veya terk den gelir.Yasaf tufan sonrası ailesi ve yanında babasından aldığı ilim ve sırlarla mu kıtası adını alacak olan yere yerleşti.
Yasef tarıklıların yani ilk Türklerin atasıdır.Oğlunun Turak dır.Türklerin ismi burdan gelir.

Samu ve oğulları araplar

Nuh oğlu sami bu günki orta doğu denen bölgeye gelmişti.Bölge coğrafi yapısı bu günkünden oldukça farklıydı.Burası bu gün olduğu gibi yarım ada değil diğer kıtalardan yakın sular ile ayrılmış olan bir kıta idi.Onlara üçüncü kutup bekçiliği verilmiştir.Ama sonraları bunu yapmayıp yolu sapıttılar.Saminin lider olan oğlunun adı arab dır.Bölge ve halkları ismini burdan aldı

Hamu ve oğulları Hintliler

Hamu ailesi ve oğulları ile bu günki amerika kıtasına yerleşmiştir.Bunlar bu günki hintlerin atalarıdır.Hamunun oğlunun adı hanut idir.Hint ismi burdan gelir.

Aras ve oğulları ariel kavimler

Aras ve oğulları bu gün ingiltere açıklarında bulunan bermuda şeytan üçgeni denen yerdeki bir ada kıtaya yerleştiler.Kıta adını arasın oğlu atlas tan aldı.Kıtanın adı atlantis onu çevreleyen deniz atlas okyonusu dur.Bu günki ari kavminin yani avrupa kökenli halkların ve ulusların soyu bunlardan gelir.

Cuna ve oğulları olan çinliler

Cuna oğulları ile asya kıtasına yerleşti yalnız asya bu günkinden farklı idi.Etrafı doğuda mu kıtası büyük okyonusla kuzey de buzul denizi batıda avrupa güneyde arap kıtası vardı ve yakın sular dediğimiz kıta arası denizlerle çevrili idi.Doğuda büyük okyonustan batıda hazar gölünün doğu kıyısına kadar uzamakta idi.Hazar gölü yoktu onun yerinde avrupa kıtası ile asya kıtasını bölen bir deniz vardı.Cuna daha çok büyük okyonus kıyısına yerleşmişti.Çünki halkı mu kıtası ile yakın olmak istiyor ve denizcilikle uğraşıyordu.İşte bu gün bunlar çin japon başta olmak üzere çekik gözlülerin atalarını oluşturdular.

Zana oğlu af ve afrikalılar
Zana zene adlarıyla bilinir.Bu nuhun gemide babasının uyarısına rağmen eşi ilebirlikte olan oğludur.gemi ve tufanın yarattığı manyetik aurasal fırtına yüzünden yani radyasyon yüzünden çocuğunun cildi siyahi olarak doğmuştur.Zana bu işten çok korkmuştu.Çocuk doğduğunda onun sakat ve kötü bir halde olmamasına çok sevindi.Sadece deri rengi siyahi idi.Buna sevinen zana tanrının kendini baışladığını düşünerek oğlunun adını af koydu.Bunlar bu gün afrika adını verdiğimiz yere yerleştiler.Kıta ve halkı adını Siyahi olan af dan almıştır.Halkına afın babası nuhun oğlu olan zana dan ötürü zenci denir.

AĞITLAR VE AĞIT GELENEĞİMİZ


    Birleşmiş Milletler Kararıyla; 1950 Yılında, Güney Kore'ye yardım amacıyla, General Tahsin Yazıcı komutasında 5.000 kişilik Türk Tugayı da Kore'ye gönderilmiştir.Kore'ye ulaşan Türk askeri kendini çatışmanın içinde buldu. Mançurya sınırına yakın bir yer olan Kunuri'de, süngü muharebesi ile, bölgenin yabancısı olmasına rağmen efsâneler yarattı. Şehitler verildi, yaralananlar oldu. Üç yıl süren Kore Savaşı sonunda evlerine dönemeyenlere ağıtlar yakılmıştır. 

    Anadolu'nun birçok yöresinden olduğu gibi, Emirdağ'dan da Kore'ye gidip de dönemeyenlerden birisi de Balişoğlu Eyüp Can'dır. Eyüp Can'ın şehit olması üzerine bir yakını aşağıdaki ağıdı yakar. Ağıtta, Türk askerinin Kore'ye gitmesini anlâmsız bulan Anadolu kadını, bunu "Kore senin vatanın mı, yurdun mu?" şeklinde ifâde ederken, O'na "Kırk belikli gelin almaya" ve "Yerine kardeşi Abdil'i göndermeye râzı olacağını" belirtir.
    İzmir'den mi kalktı Kore'ye gemi,

    Gemi gurban olam getir Eyüb'ü,
    Çok ağlattın anan ile Baliş'i,
    Kore senin vatanın mı, yurdun mu?
    Gayıbıdın oğlum şehit oldun mu?
    Şubeye vardım da künyen okundu,
    Emirdağ'ı başımıza yıkıldı,
    Dostumuz ağladı, düşman bakındı,
    Dön gel oğlum dön gel kurban oluyum,
    Sana kırk belikli gelin alıyım.
    prüden ağrında gel bir görüyüm,
    Görüyüm de gadın oğlum ölüyüm,
    Apdil'i yerine vesek veriyim,
    Bir günüm doğar da bir günüm batar.
    Kore dağlarında aslanım yatar.

    Kardeşinin şehit olması üzerine bacısı Zehra'da uzunca bir ağıt yakar. Ancak, ağıdın aşağıdaki mısraları hâfızada kalmıştır. Ağıtta; günlerce süren Kore yolculuğu "çığra yola" yani bir kişinin ancak geçebileceği ve kısa mesafelerde kullanılan yola benzetilirken, Kore evlerinin ufaklığı ve insanının küçük boylu oluşu Anadolu kadınının ağzından şöyle dile getirilir.
    Kore'ye gidiyor bir uzun çığra,

    Allah'ın aşkına Eyüb'e uğra,
    Eyüp bize biz Eyüb'e doymadık,
    Gelin alıp çeyizini dökemedik,
    Ufacıktır şu Kore'nin evleri,
    Benim gardaşımdır küçük beyleri. (Yaldızkaya1996: 6)
    Millî Kahraman Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün mezarının İstanbul- Dolmabahçe sarayından Ankara'ya nakledilmesi sırasında, Emirdağ yöresinin ünlü ağıtçı kadını Döne Öksüz (Halide'nin Döne) tarafından aşağıdaki ağıt yakılmıştır. Okuma - yazması olmayan ama ehl-i dil olan Anadolu kadını yaktığı ağıtta; "Anan kızı olsaydı yanarıdı derdine" mısrasında Atatürk'ün kız kardeşinin hayatta olmayışını, "Ne bir kızı kalmış ne de bir oğlu" mısrasında ise ulu önderin çocuksuz oluşunu etkileyici bir şekilde ortaya koymaktadır.
    Sana diyom sana Mustafa Kemâl,

    Riyakâr kulların yalandan yanar,
    Bu dünyada senin başına döner,
    Saraya gel Gâzi baba saraya,
    Sen düşürdün bir soğukluk araya.
    Işık dünya başımıza dar geldi,
    Gâzi baba hepisinden zor geldi,

    1947 Yılında, Emirdağ'ın Başkonak (Kolanşam) köyünün Arzılı mahallesine bir askerî uçak düşer. Hava Kuvvetleri tarihine geçen bu olayda iki pilot subay şehit olur. Şehit olan pilot subaylara, yörenin ünlü ağıtçı kadını Topakkız (Gülsüm Köse) uzun bir ağıt yakar. Konar-göçer Türkmen kültüründen motifler de taşıyan bu ağıdın derleyebildiğimiz mısralarında, ağıtçı kadının "yol (y)ıramış varamış köyüne" mısrasında söz ettiği "köy" "Hava üssü", "Haber verin âşiretinin beyine" mısrasında kastedilen "âşiret bey"i ise "Filo komutanı, Paşa"dır.
    Duman durmuş Arzılı'nın dağına,

    Yol (y)ıramış varamamış köyüne,
    Haber verin âşiretinin beyine,
    Gurbanlar olurum yaralı beyim,
    Arzılı buraya aralı beyim.
    Yeni çıkmış subayın da birisi,
    Telde galmış saçların derisi,
    Duydum'ola anasıynan garısı,
    Gurbanlar olurum yaralı beyim,
    Tayyare buraya aralı beyim. (Yaldızkaya 1992: 8

    Sonuç olarak; ağıtlar kişilerin özgeçmişleri olduğu gibi, bir bakıma toplumların da özgeçmişidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini ağıtlardan izleyebiliriz. Cephede, düşmana karşı verdikleri mücadelede çektikleri sıkıntıları, şehit ya da gâzi oluşlarını, cephe gerisindeki açlığı, kıtlığı, hastalığı ve içindeki ihaneti; bunlara karşı verilen mücadeleyi ağıtlarımızda görürüz. Şehit düşen ve gâzi olanların isimlerini belki tarih kitaplarında göremeyiz. Ama bunların analarının, bacılarının, yavukluları ve bu milletin hislerine tercüman olan âşıklarının söylemiş olduğu ağıtlarda isim isim bulabiliriz. 
    Sözlerimi şâir Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dizeleriyle bitirmek istiyorum.
    Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i,

    Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni.

AĞITLAR VE AĞIT GELENEĞİMİZ



    Türklerde Ağıt Geleneği, Ağıtlarımız,Türk Ağıt Geleneği

    Ağıt nedir?

    Ağıt, genellikle bir ölüm'ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü'südür. Doğal afet'ler, ölüm, hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözlerdir. Ağıt söylemeye ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.Ağıtın İslamiyet Öncesi edebiyattaki adı sagu, divan edebiyatındaki adı ise mersiyedir.

    Türklerde Ağıt Geleneği

    Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Anadolu'nun hemen her yerinde söylenir. Ağıtlar yarı anonim folklor ürünleri arasında da sayılabilir. Türkçe'de 7, 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir. Gösteri bölümüyle tiyatro, söyleniş biçimiyle şiirseldir.

    Ağıtlar türkü ve destanla yakın ilişki içindedir. Erkeklerin söylediği ağıtlar varsa da ağıtları daha çok kadınlar söyler.

    Ağıtlar ve Tarihi Olaylar

    Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi, hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dünyayı ve evreni kavramaya çalışması ve bu çerçevede oluşturulan düşünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmuş, epik dönem adını verdiğimiz dönemde yaşanmış olaylar bir kahraman etrafında bütün bir milletin başarısını ve ideallerini gösterecek şekilde aktarılmıştır. Roman dönemine gelindiğinde ise, daha bireysel olaylar etrafında yoğunlaşma olduğu ve bu çerçevede iki kişi arasında yaşanan duygusal ilişkiler konu edilmiştir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumların üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kısa halk yaratmaları da vardır. Bunlarda hem tarihte yaşanmış olaylar yer alırken hem de bireysel üzüntü ve sıkıntılar da dile getirilmiştir.

    Biz bu bildirimizde yakın dönemde Türk insanının yaşadığı önemli tarihi olaylar ve bunların halk yaratmalarından ağıtlara nasıl yansıdığını ele alacak ve yazılı tarih yanında, ağıtların da yazılı olmayan tarihi belgeler şeklinde halkın yaşanan olaylar karşısındaki üzüntü ve tepkisinin nasıl dile getirildiğini tartışacağız.
    Bildirimizin asıl konusuna geçmeden önce, ağıt ve ağıt söyleme geleneğinin kültürel derinliği ile coğrafi boyutları hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. İnsanlar, başta ölüm olmak üzere çeşitli sebeplerle sevdiklerinden ayrılmak durumunda kalırlar. Kişilerin hastalanması, kızın gelin olması, delikanlının askere gitmesi, vatan toprağının kaybedilmesi, sevgilinin gidip de geri dönmemesi, sel baskını, zelzele, yangın, salgın hastalık gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi, sevilen hayvanların kaybı ve ölümü üzerine söylenen ezgili şiirler ağıt türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle ağıt; İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı - cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, talihsizliklerini, düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmiştir. (Elçin 1990: 1).
    Başka bir ifadeyle ağıtları şöyle tanımlamak mümkündür: "Yüreğin titreyişi sonucu söylenilen ve milli şiirlerimizin en dokunaklısı olarak adlandırdığımız ağıtlar, ölenin ardından dökülen gözyaşları ve çekilen gönül ıstırabının acı dolu terennümleridir."(Yaldızkaya 1992:11).
    Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan ağıt ve ağıt söyleme veya ağıtçılık geleneği, çeşitli Türk boyları tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisidir.
    Orhun Âbideleri'nde "Sıgıt" ve "Sıgıtçı" olarak gördüğümüz ağıt ve ağıt söyleme geleneği, Türk boylarındaki dil ve gelenek farklılaşması ile geniş bir coğrafyaya dağılma sebebiyle çeşitli kelimelerle adlandırılmıştır. Bazı Türk boylarında, bugün, ağıt ve ağıt söyleme geleneğiyle ilgili şu kelimelere rastlamaktayız.
    Çin Halk Cumhuruyeti' ne bağlı Doğu Türkistan' da yaşayan Uygurlar ağıt türü şiirlere "Mersiye koşukları", Kuzey Kafkasya' da yaşayan Kıpçak lehçesiyle konuşan Karaçay - Malkar Türkleri; "Küv", Kerkük Türkleri; "Sazlamağ", Kırım Tatarları; "Taqmaq" adını vermektedirler.
    Ağıt kelimesinin Almanca'da karşılığı "totenlage", Fransızca'da "élégie", Rusça'da "plaç, priçitaniya", İngilizce'de "lament" kelimeleridir.
    Geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra halk yaratmalarını anlamak ve halkın yarattığı bu değerlerden faydalanarak doğrulara varmak, geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler, tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar, ancak, o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek, bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak, bunun yansımaları da halk yaratmalarında görülecektir.
    Halkın duyduğu üzüntü, keder ve sıkıntıları en iyi şekilde yansıtan halk yaratmaları içinde belki de en önemlisi ağıtlardır. Çünkü, yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ağıtlarda gözler önüne serilir. Bildirimizde sözlerini vereceğimiz ağıtlar; tarafımızdan derlenen ve bir bölümü "Türkmen Ağıtları" adlı eserimizde, bir bölümü de "Erciyes Dergisi"nde yayınlanan ağıtlardır.

    Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildiği önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtuluş Savaşı'dır. Bu savaşta kaybedilen yüz binlerce Türk evladı için pek çok ağıt yakılmıştır. Bu durumu, Kurtuluş Savaşı'nda şehit olan Bayat'tan Ali Osman'a bacısı Şerife Aydın'ın yaktığı ağıtta açıkça görmekteyiz.
     Şafak söktü tan yerleri atıyor,
    Tren gelmiş acı acı ötüyor,
    Kardeşim şehit olmuş yerde yatıyor,
    Ak elleri kızıl kana batıyor.

    Ağıdın devam eden aşağıdaki mısraları, kardeşinin şehit olmasıyla kendisinin kimsesiz ve yalnız kaldığını düşünen ağıtçı kadının sözleri "feleğe sitem" ile doludur.

    İlkbaharda her çiçekler bezeri,

    Sonbaharda döker yaprak gazeli,
    Kardeşim şehit olmuş nerde mezarı?
    Felek beni taşa çaldı neyleyim.
    Felek sille vurdu ben oldum sersem,
    İyi olmaz dediler her kime sorsam,
    Varsamda hekime muayene olsam,
    İyi olmadık derdi hekim neylesin.
    Ben gurbeti geze geze yoruldum,
    Evvel altın idi şimdi pul oldum,
    Değer bilmez kötülere kul oldum,
    Felek beni taşa çaldı neyleyim.
    Kanatlarım yoktur çırpınıp uçmaya,
    Dizlerim tutmuyor karlı dağlar aşmaya,
    Ellerim ermedi helallaşmaya,
    Felek beni taşa çaldı neyleyim. ( Yaldızkaya1992: 36)

    Çanakkale Savaşı'nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci şehit olmuş, niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı'nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir:

    Çanakkale derler yeşil gavaklı,

    Mollaların mürekkebi boyaklı,
    Neçe gulların var ağaç ayaklı,
    Ağaç ayağınan gelsen n'olurdu.
    Çanakkale derler yeşil söğütlü,
    Neçe molla getti eli divitli,
    Bi mektup atayım üstü tahütlü,
    Mektubum ordunu bulur m'ola.
    Ağılıdır Çanakkale goyağı,
    Babamoğlu dizlerimin dayağı,
    İrengide bana benzer bayağı,
    Gurbanlar olurum babamoğluna.
    Edem gözelidi gıyıdan getmiş,
    Sürek öküz gibi boynunu bükmüş,
    Şu gevur dinsizi denklemiş atmış,
    Acep babamoğlun yudular m'ola.
    Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 39)

    Derlediğim bir başka Çanakkale ağıdı da, Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden, Macar Lâkaplı Salih'in Çanakkale'de şehit olmasıyla, annesi tarafından yakılan ağıttır. Ağıtta, yoğunlukla şehidin geride bıraktığı eşi ve çocuğunun ne olacağı endişesi vurgulanmaktadır:

    Hucûm demiş Alamanın zabiti,

    Yavrumun kefeni asker kabutu,
    Salına girmeye yoktur tabutu,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola.
    Topun dumanı da ağmış havaya,
    Gözlerim yavrumu dönmez sılaya,
    Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola.
    Çanakkale nerde, Suvermez nerde?
    Her ana dayanmaz bu zalim derde,
    Ahmed'in babasız eğlenmez evde,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola
    Derinimiş Çanakkale deresi,
    Goygunumuş şehidimin yarası,
    Acıya dayanamaz garip garısı,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola.
    Senin yavrum beşik ile belede,
    Yâdigarın galdı yavrum geride,
    Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola.
    Bir günüm doğarda bir günüm batmaz,
    Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz,
    Oğlumun yerini kimseler tutmaz,
    Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
    Kefensiz gabire goydular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 37)


    Öyle ağıtlarımız var ki; Edirne'de, Yemen'de, Kudüs'te kalanları anlatır. Yedi kardeşinden bazılarının şehit düşmesiyle yüreği yanan Ahmet Çavuş (Urfalı)'un yaktığı ağıt, işte böyle bir ağıttır:

    Yedi gardaşıdık gazada ünlü,

    Hep gara bıyıklı yüzleri benli,
    Zeybek şalvarlı da hep çuha donlu,
    Ben bu derdin hangisine yanayım,
    Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
    Halil yoğun güder içi guzulu
    Ali haba geyer golu sızılı,
    Gadir'in çocuklar gara yazılı
    Ben bu derdin hangisine yanayım,
    Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
    Ali ağam Edirne'de oldu şehit,
    Garabıyık Yemen'de ünlendi yiğit,
    İbik Ağam Kudüs'te kaldı bi büyük,
    Ben bu derdin hangisine yanayım,
    Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
    Âşık olsam ağır ağır söylesem,
    El kaldırsam şu gönlümü eğlesem,
    Şu gönlümü gıl ipinen bağlasam,
    Ben bu derdin hangisine yanayım,
    Zencirler zapdetmez benim gönlüm.
    (Yaldızkaya 1992: 41)

MENEKŞE GÖZLERİNDE ÖLMEK



MENEKŞE GÖZLERİNDE ÖLMEK


Menekşe Gözlerinde Ölmek

Bir dağ serinliğini vurup gönül ülkeme
upuzun yollara vurdum kendimi mecalsiz
üşüdü bakıp kimsesizliğime turna kuşları
üşüdü börtü-böcek ve tüm dağ çiçekleri
gitsem ayaklarım ıslak, başım dönüyor
kalsam hep kahır renginde iner gözlerime akşam
sevda hayatın neresinde duruyor ey yar
herkes bildi sevdiğimi, bir sen bilmedin 

Sustu başımdaki mavi rüzgar, içimdeki kar beyazı 
hayallerimdeki düş martısı.
hüznün zifir saçları sardı gecelerimi,
ıpıslak hayaller düştü düşülkeme
yağmur olup aktı gözlerim dünyanın üzerine
ırmak olup ağladım, sel olup çağladım
rüzgar olup estim çığlık çığlığa
herkes duydu feryadımı, bir sen duymadın ey yar

Kör kuyulara sarkıtıp özlemlerimi
kaç mevsimsiz hazan düştü yaprağıma
kaç yıl gözlerim yollarda seni bekledim
kaç yıl oldu sensizim, avareyim, divaneyim
kaç yıl oldu sözlerim dudaklarımda suskun
şiirlerim dudaklarımda öksüz
hayalin gözlerimde perişan
gidenler dönüp geldi ey yar, bir sen gelmedin 

yüreğime yazdım seni ey vefasız yar
aldığım nefese yazdım
sen artık benim vazgeçilmezimsin 
bilki ömrüm yettikçe seni her gün bekleyeceğim
hayallerim bozguna uğramış bir düş bahçesi gibi solsa da
alnım çizgi, yüzüm hüzün, saçlarıma ak düşse de 
yine de seni delikanlı yüreğimle seveceğim
Ve bir gün ölürsem de menekşe gözlerinde öleceğim... 
Nuri CAN

HAREKETLİ MANZARA RESİMLERİ



  • Büyüleyen Hareketli Manzara Gifleri, Doğann Şahane Hareketleri, Manzara Gif, Yeni Hareketli Manzara Gifleri, Doğanın Harikaa Hareketlileri, Hareketli Güzel Manzara Gif























  • GÜL İSTEYEN BİR BÜLBÜLÜM FLAŞ SESLİ


    GÜL İSTEYEN BİR BÜLBÜLÜM

    ESKİDEN NELER NELER YAŞANIRDI..



    Eskiden şiir slayt izle indir




    Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...