05 Kasım 2012

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI 6



KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
6
Uyarılara Kulak Verenler:
Allah-u Teâlâ uyarının fayda sağlamadığı kimseleri beyan ettikten sonra, uyarılara kulak veren ve etkilenen bahtiyar müminleri belirterek şöyle buyurmuştur:
"Sen ancak o kimseyi uyarabilirsin ki, Zikr'e uyar." (Yâsin: 11)
Kur'an-ı kerim'in bütün hükümlerine iman ederek ve gönülden tasdik ederek boyun eğer, şeytanın peşinden gitmekte direnmeyip öğüt ve nasihate kulak verir.
"Ve görmediği halde Rahman'dan korkar." (Yâsin: 11)
Kendisini görmediği halde haşyetullahtan titrer. Rabb'inin rahmet ve merhametinin ne kadar geniş olduğunu bilmekle birlikte, kendisine lütfettiği maddi ve mânevi nimetleri elinden almasından korktuğu için O'ndan çekinir. Rahman'dır diye rahmetine güvenip aldanmaz. Ümit ile korku arasında bulunur.
Allah'tan başka hiç kimsenin görmediği durumlarda Allah-u Teâlâ'nın kendisini gördüğünü bilerek her türlü kötülüklerden nefsini uzak tutar. Yalnız görünürde değil, O'ndan başka kimsenin bilemeyeceği kalbinin iç yüzünden korku duyar.
İlâhî hükümlere uymak ve Rahman olan Allah'tan korkmak yolun başıdır. Hikmetin başı ise Allah korkusudur.
Sözden anlayıp, şirk ve nifaktan uzaklaşan kimse müjdeyi haketmiştir:
"İşte böylesini bir mâğfiret ve güzel bir mükâfat ile müjdele!" (Yâsin: 11)
İnsanoğlu uyarıdan faydalanınca, hiçbir günah bırakmayıp örten engin bir mağfirete ve hiçbir eksikliği olmayan mükâfata lâyık olur.
Bu şerefli mükâfat cennettir ve Allah-u Teâlâ'nın mümin kulları için hazırladığı nimetlerdir. Bu ise Allah'tan korkmanın ve ilâhi hükümlere uymanın karşılığıdır.
Bir kalbe haşyetullah girdiği zaman, ilâhi hükümlerle amel etmek kolaylaşır. Allah-u Teâlâ'nın gösterdiği yolda engelsiz olarak rahatlıkla yürünür.
Peygamberlik yalnız korkutmak için değil, aynı zamanda böyle büyük müjde ile müjdeleme hikmeti içindir.
Bu korkutma ve müjdelemenin asıl sır ve hikmeti ise müteâkib Âyet-i kerime'de şöyle beyan buyurulmaktadır:
"Hiç şüphesiz ki ölüleri ancak ve ancak biz diriltiriz." (Yâsin: 12)
İşte o zaman müjdelenen insanlara olan ikram, uyarıldıkları halde inkâr ve inatlarında direnenlere karşı intikam bütünüyle ortaya çıkar.
Bu beyan-ı ilâhî'de aynı zamanda Allah-u Teâlâ'nın, kalpleri dalâletle sönmüş bulunan kâfirlerden dilediğini dirilterek hidâyet edeceğine işaret vardır.
"İşlediklerini ve eserlerini (geride bıraktıklarını) biz yazarız." (Yâsin: 12)
Geriye bıraktıkları faydalı ve zararlı eserlerini; gerek okuttukları ilimler, yazdıkları kitaplar, yaptıkları vakıflar... gibi hayır hasenatlarını ve gerekse zulüm ve düşmanlık kanunlarını tesis etmelerini, şer ve kötülüklerinin bütün izlerini tamamen tespit ederiz. Onların adına hesaplarına geçiririz.
"Zaten biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i mahfuz'da) saymışızdır." (Yâsin: 12)
Bütün hadiseler O'nun ezelî ilmince belli olduğu için, daha olmadan önce Levh-i mahfuz'da bütün sayısıyla zaptedilmiş olmakla beraber, olduktan sonra da bütün izleriyle yazılır ve insanlar bu şekilde yaptıklarından sorumlu tutulur.
•
"Korunan Levha" mânâsına gelen Levh-i mahfuz, Kur'an-ı kerim'in yirmi iki Âyet-i kerime'sinde geçmektedir.
İsim olarak, ya varlık âleminde meydana gelecek her şeyin yazılı bulunduğu bir Levha'yı, veya "Ümmül-Kitap" denilen "Ana Kitab"ı ifade etmektedir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (Levh-i mahfuz'da) bulunmasın." (Neml: 75)
Allah-u Teâlâ'nın ilmi, olmuş ve olacak her şeyi tespit edip "Ana kitap" olan "Levh-i mahfuz"da yazmıştır. Vakti saati gelince yazıldığı gibi meydana gelir.

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI 5




KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
 5
KÜFRE MEYLEDENLER,
HİDÂYETE YÖNELENLER
Çoğu İnsanlar Küfre Meyyal:
Allah-u Teâlâ müşriklerin inkâr ve yalanlamada ısrar etmeleri sebebiyle azaba müstehak olduklarını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:
"Andolsun ki onların çoğunun üzerine söz hak olmuştur." (Yâsin: 7)
Bu azap sözünün hak oluşu, bir zorlama sonucu değil; aksine kendi tercihleriyle küfürde direnmeleri, öğüt ve uyarılardan etkilenmemeleri sebebiyle gerçekleşmiştir.
"Artık onlar iman etmezler." (Yâsin: 7)
Onlar selim fıtratlarını kaybetmişler, iradelerini kötüye kullanmışlar, haklarında kesin hüküm verilmiştir. Artık onlar imana gelmeyeceklerdir. Çünkü Allah-u Teâlâ onların küfür üzere öleceklerini bilmektedir. O'nun ilmi kesinlikle yanılmaz ve tespitinde hata olmaz.
"Gerçekten biz onların boyunlarına demir halkalar geçirdik." (Yâsin: 8)
İradelerini aslâ imana sarfetmediklerinden dolayı, taata ve boyun eğmeye sebep olan boyunlarına demir halkalar geçirilmiştir.
"O halkalar çenelerine kadar dayanmıştır." (Yâsin: 8)
O kadar ki, boyunlarına kelepçe takılanlar, başlarını hareket ettiremedikleri gibi, sağa sola bakacak halleri de kalmamıştır. İmana itibar ve iltifat etmediklerinden dolayı bu cezaya maruz kalmışlardır.
"Onun için kafaları yukarı kalkıktır." (Yâsin: 8)
Hakikati görmek için etraflarına bakamazlar. Ne kadar delil getirilirse getirilsin hakikati göremezler ve apaçık delilleri bile kabul etmezler.
•
"Biz onların önlerine bir sed, arkalarına bir sed çektik." (Yâsin: 9)
Allah-u Teâlâ bu seddi onlarla iman ve İslâm arasına koymuştur. Onlar bu bakımdan hiçbir şekilde iman ve İslâm'a yol bulamazlar.
Onlar öyle koyu bir taassuba kapılmışlardır ki, geçmişlerinden ders almadıkları gibi, geleceklerini dahi hiç düşünmezler. Doğru yolu bulmak, hakikati görmek kabiliyetinden mahrumdurlar.
"Gözlerini de bir perdeyle örtüverdik, artık görmezler." (Yâsin: 9)
Kendileri ile hidâyet yolunun arası kapanmıştır. Onlar kalp gözleri köreltilmiş kimselerdir. Şayet selim bir fıtrata sahip olsalardı, bu hakikatleri görebilirlerdi.
"Onları uyarsan da uyarmasan da birdir. Onlar iman etmezler." (Yâsin: 10)
Çünkü uyarma, ölü kalpleri diriltmez. İnanmak istemeyen bir kalbe, ikaz fayda vermez. Allah-u Teâlâ onlar hakkında dalâlet hükmünü vurmuştur. Küfürlerinde ısrar ederek sapıklık içinde ölür giderler, lâyık oldukları cezâlara kavuşurlar.
Şu halde kendini yorma, iman etmedikleri için üzülme. İmansızlıklarının zararı iman etmeyenlere âittir.
•
Onları uyarmakla uyarmamak arasında fark yoktur. Çünkü onlar bu öğütlerden faydalanıp da imana gelmezler.
Bu Âyet-i kerime'lerin benzeri bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:
"Kâfirlere gelince, onları ikaz etsen de etmesen de birdir, onlar iman etmezler." (Bakara: 6)
Onlar fıtratlarını kötüye kullanan, Hâlik-ı kerim'in varlığını gösteren eserleri görmemek için gözlerini kapayan, üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmekten kaçınan münkir kimselerdir.
Kesin olarak iman etmeyecek kimseyi uyarmanın faydası, ileride delil ile susturulmaları içindir.
Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir." (A'râf: 193)
Onların hali tıpkı Hud Aleyhisselâm'ın kavmi gibidir.
Onlar:
"Sen bize öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir." demişlerdi. (Şuarâ: 136)
Kıyamet gününde onlara şöyle denilir:
"Girin oraya! İster dayanın ister dayanmayın, sizin için birdir." (Tûr: 16)
Allah-u Teâlâ onların şöyle diyeceklerini beyan buyuruyor:
"Şimdi artık sızlansak da sabretsek de birdir, kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur." (İbrahim: 21)
Artık iş bitmiş, iş işten geçmiştir.

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI 4




KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
 4
Babaları Uyarılmayan Arap Kavmi:
Musa Aleyhisselâm'dan önce uzun yıllar İsrâiloğulları'na nasıl ki uyarıcı peygamber gönderilmemişse, Mekkeliler'e de veya Arap yarımadasında yaşayan Araplar'a da altı asra yakın bir süre içerisinde peygamber gönderilmemiştir. İsa Aleyhisselâm'dan sonra fetret dönemi başlamış, cahil Araplar Tevhid inancından iyice uzaklaşıp putperestliği benimsemişler, Kâbe-i muazzama'yı puthane yapacak kadar ileri gitmişlerdir.
İşte ataları asırlarca uyarılmayan Araplar koyu karanlık bir cehâlet içinde bocalarken Allah-u Teâlâ hem onlara hem de bütün milletlere rahmet olarak Muhammed Aleyhisselâm'ı uyarıcı peygamber olarak göndermiştir.
"Ataları uyarılmadığı için gaflet içerisinde kalmış bir kavmi uyarman içindir." (Yâsin: 6)
Doğru yolun ne olduğundan, neticenin nereye varacağından haberleri yoktur.
Sadece onlardan söz edilmesi, diğerlerinin uyarılmayacağı mânâsına gelmez.
Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanlardan teşekkül eden ehl-i kitaba seslenerek, kendilerine Muhammed Aleyhisselâm'ı peygamber olarak gönderdiğini haber veriyor, dâvette bir nezaket olmak üzere iltifat yoluyla bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:
"Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size PEYGAMBER'imiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor ki, 'Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi.' demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi.
Allah'ın her şeye gücü yeter." (Mâide: 19)
Allah-u Teâlâ onu dinlerin değiştirildiği, Hakk ve hakikatten uzaklaşıldığı, yolların çıkmaza girdiği, putperestlerin çoğaldığı bir devirde gönderdi.
Onun gönderilişindeki nimet, nimetlerin en büyüğüdür. Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:
"Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur." (Müslim)

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI 3


KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
3
Kur'an-ı Kerim Üzerine Yemin:
Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ini en üstün şerefle müşerref eyleyen Allah-u Teâlâ, Kur'an-ı kerim üzerine yemin ederek onun doğru yolda olduğunu ve dosdoğru bir yolu gösterdiğini; bu nûrlu yolda gönül huzuruyla, emin adımlarla yürümesini beyan buyuruyor:
"Hikmet dolu Kur'an hakkı için ey Resul'üm!" (Yâsin: 2)
Pek muhkem olan Kur'an-ı kerim, hiç şüphesiz ki her hikmetin menbaı ve her öğüdün kaynağıdır. "Hakîm" olan Allah-u Teâlâ'nın kelâmı olduğundan dolayı, o da "Hakîm" yani hikmeti sonsuz olmakla vasıflandırılmıştır.
"Muhakkak ki sen gönderilmiş peygamberlerdensin." (Yâsin: 3)
Bütün inkârcıların, inatçıların inat ve küfürlerine rağmen, sen şüphesiz peygamberlik vazifesi ile gönderilmiş ve dinlenilmediği takdirde hesabının sorulması kesinleşmiş elçileri olan hak peygamberlerdensin.
"Doğru bir yol üzerindesin." (Yâsin: 4)
Risaletin özü istikamettir. Risalet kılıç gibi keskindir. Kendisinde doğru yoldan herhangi bir sapma, eğrilik ve bozukluk aslâ bulunmaz. Hak ve hakikati bütün açıklığı ile ortaya koyar.
Kur'an-ı kerim bu doğru yolun tek kılavuzudur.
"Üstün ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu üzerindesin)." (Yâsin: 5)
Senin vasıtanla bütün beşeriyete böyle bir hidâyet rehberi verilmiştir.
"Azîz", kitab'ın ifadelerindeki fesahat ile inat sahibi kimselerin galip gelen; "Rahim" ise, kitab'ın mânâlarındaki inceliklerle doğruluk sahibi olanların anlayışlarını üzerine çeken demektir.
Azîz ve Rahîm olan Allah-u Teâlâ'nın emirlerine kimse karşı koyamayacağı gibi, hiçbir kimse O'ndan kaçıp kurtulamaz. Engin merhametinden ötürü kullarının hidâyete ermeleri, dünya saâdetine ve âhiret selâmetine ermeleri için kitaplar salmış, peygamberler göndermiştir.
Bu Âyet-i kerime'nin muhatabı bizzat Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz olduğu gibi onun vekiline de şâmildir. Niçin? Onun vekâletini taşıdığı için, onun nûruna mazhar olduğu için, onun yolunda yürüdüğü için.

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI 2



KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
2

İnsan-ı Kâmil:
"Ey insan!" (Yâsin: 1)
Hitabının muhatabı Muhammed Aleyhisselâm'dır. İnsan-ı kâmil, hulâsa-i insan odur.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri ona kendi lütf-u kereminden "Yâsin! = Ey insan!" buyurdu.
"Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin: 4)
Aslında bu hitab-ı ilâhiye'ye mazhar olan ve Âyet-i kerime mucibince en güzel bir biçimde yaratıldığı belirtilen insan da yine odur.
"Asluhu nûr cismuhu âdem,
Velekad kerremnâ benî âdem."
Aslı nûrdur, görünüşü beşerdir. Öyle bir benî âdem ki;
"Andolsun ki biz Âdemoğulları'nı üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık." (İsrâ: 70)
Âyet-i kerime'sindeki mükerrem insan hitabının mazharı da yine odur. İnsan bütün yaratıkların en mükerremi, o ise bütün insanların en mükerremidir. Onun yüzü suyu hürmetine bütün bu faziletlerden insanoğlu da istifade ediyor.
•
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri sevdiği, seçtiği Peygamber kullarına ayrı bir lütufla tecelli etmiştir. O lütuf Muhammed Aleyhisselâm'ın nûru idi. Geldikleri zaman o nûr ile geldiler. Tâ Âdem Aleyhisselâm'dan beri o nûr onların üzerinde döndü durdu. Her birinin alnında parlıyordu. Nihayet Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e kadar geldi. Zaten onun nûru idi. Nûr nûra kavuştu. Daha sonra o nûr:
"Âlimler peygamberlerin vârisleridir." (Buhârî)
Hadis-i şerif'i mucibince vekillerine sirayet etmeye başladı.
Vekillere sirayet ediliş şekli bir Hadis-i şerif'te beyan buyuruluyor:
"Cenâb-ı Allah benim göğsüme ne boşalttı ise olduğu gibi Ebu Bekir'in göğsüne boşalttım." (Risâle-i Es'adiyye. 6. Fasıl)
Bu boşaltma kıyamete kadar devam eder. Binaenaleyh Resulullah Aleyhisselâm'ın nûru her zaman mevcut. Her an tepemizde. Amma hani hidâyet! Hani hidâyete erenler! Halbuki onun nûru her an üzerimizde. O gitmiş gibi görünüyor amma vekilinin üzerindeki nûr, onun nûrudur.
Hani gören, hani bilen, hani bulan?
Hakk Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri bu nûr sahibi vekillere öyle büyük lütuflarda bulunmuş ki; onları zâtına çekmiş, onlara herşeyin en güzelini vermiş, onları takvânın en yüksek derecesine yükseltmiş, gönüllerini mârifet nûrlarıyla nûrlandırmıştır.
Bunlar Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in hem sehm-i nübüvvetine hem de sehm-i velâyetine vâris olanlardır. Yoksa zâhiri ulemaya âit değildir.
Binaenaleyh iş gören onun nûrudur, o nûrdur.
Resulullah Aleyhisselâm'ın tam vârisleri bir evlât derecesinde olup, zâhirî nesep itibarı ile ona yakın olanlardan da ileridirler. Mânevî nesep itibarı ile en yakınları onlardır.
Onlar esrar odasının has erleridir.
Sıddık-ı Ekber -radiyallahu anh-in yoluna girip, Selman-ı Fârisî -radiyallahu anh- Hazretleri üzerinden gelen yine onun ıyâlidir.
Bir Hadis-i şerif'te:
"Selman bizdendir ve Ehl-i beyt'tendir." buyurulmaktadır. (Taberânî)
Mânen öyle yakınlık var ki, en yakından da yakındır ve kıyamete kadar bu ıyâl devam eder.
Onun ıyâli olunca hıfz-u himaye ve tasarruf-u ilâhiye de ona göre olur. Onun için işler kendiliğinden oluyor.

KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI..1


KUR'AN-I KERİM'İN KALBİ OLAN YÂSİN SÛRE-İ ŞERİF'İNİN TEFSİRİ VE ESRARI
1
Yâsin sûre-i şerif'i iman esaslarının ana prensiplerini, nübüvvet, dâvet şekli, geçmiş ümmetlerin durumları, tevhidin ispatı, kıyamet alâmetleri, haşir ve tekrar dirilme gibi mühim meseleleri anlatıp açıklamaktadır. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in peygamberliğinin önemine ve sıhhatine yemin edilerek, onun dosdoğru bir yol üzerinde bulunduğu belirtilerek başlamakta; altı asra yakın bir zaman ataları uyarılmayan putperest bir kavme uyarıcı gönderildiği beyan edilmekte; azgınlık ve sapıklıkta devam eden, yalanladıkça yalanlayan Kureyş kâfirlerinin üzerlerine ilâhî azap ve intikamın hak olduğu anlatılmaktadır. İsâ Aleyhisselâm'ın elçilerinden üç dâvetçinin Antakya halkına uyarıcı olarak gönderilmeleri ve yalanlanmaları mevzu edilerek; Mekkeli müşriklerle, her asırda yaşayan inkârcılar uyarılmaktadır.

Sûre-i Şerif'in Takdimi:
Muhtevâsından Mekke döneminin ortalarında veya sonlarına doğru nâzil olduğu anlaşılan bu mübarek sûre-i celile; seksen üç Âyet-i kerime, yedi yüz yirmi yedi kelime ve üç bin harften müteşekkildir.
"Yâsin" kelimesi ile başladığı için kendisine bu isim verilmiş olup, bu iki harf aynı zamanda anahtar durumundadır.
Okuyanların kalplerini nûrlandırdığı için kendisine "Kalb'ül-Kur'an" adı verilmiştir.
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Şüphesiz ki her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi ise Yâsin'dir. Allah bu sûreyi, Kur'an'ın tamamını on defa okumak kadar (sevaplı ve feyizli) kılmıştır." (Tirmizî. Fezâil-i Kur'an: 2889)
Her şeyin kalbi o şeyin özüdür ve aslını teşkil eder. Onun dışındakiler ise ya bunun bir takım başlangıçlarıdır veya tamamlayıcı unsurları arasında yer alır.
Birçok yanlış inançları bertaraf etmekte; gaflette kalmış bir nice insanları ikaz ederek, haklarındaki ilâhi hükmü bildirmektedir.
Ma'kıl bin Yesar -radiyallahu anh-den rivayete göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Kur'an'ın kalbi Yâsin sûresi'dir. Bir kimse Allah'ın rızasını ve ahiret yurdunu dileyerek onu okursa, Allah onun günahlarını bağışlar." (Ahmed bin Hanbel)
Diğer Hadis-i şerif'lerde de şöyle buyurulmaktadır:
"Her gece Yâsin-i şerif'i okuyan mümin-i kâmilin küçük günahları bağışlanır." (C. Sağir)
"Yâsin-i şerif'i her gece okumaya devam eden kimse vefat ederken şehid olarak vefat eder." (Münâvî)
Ali Râmitenî -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyurmaktadır:
"Bir iş üzerinde üç kalp birleştiği zaman kulun muradı hasıl olur.
Mü'minin kalbi, Kur'an'ın kalbi, gecenin kalbi."
Hazret; burada gece kılınan teheccüd namazında, Yâsin Sûre-i şerif'inin okunmasına işaret buyuruyorlar.



YENİ MASONİK DÜZEN




YENİ MASONİK DÜZEN

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...