29 Şubat 2012

KURBAN HADİSESİNİN KUR'AN-I KERİMDEKİ AÇIKLAMASI.. 9

Kurban Hâdisesinin Kur'ân-ı Kerimdeki Açıklaması:
Kurban edilme hâdisesi, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklanır:"İbrahim: Ey Rabb'im! Bana, şilinlerden, bir oğul ihsan et! diye dua etti.
Biz de, ona, çok uysal bir oğul müjdesini verdik.
Artık, o oğul, İbrahim'in yanında koşma çağına erince, babası: Oğulcağızım! Ben, seni, rü'yamda boğazlıyorum görüyorum!
Bak, artık, ne düşünürsün! dedi.
Oğlu: Babacığım! Sana verilen emir ne ise, yap!
İnşâallâh beni, sabredenlerden bulacaksın! dedi.
Vaktâ ki, böylece, ikisi de, Allah'ın emrine boyun eğdiler.
İbrahim, onu, alnı üzere yıktı.
Biz, ona: Ey İbrahim! Sen, rü'yana sadakat gösterdin.
Şüphesiz ki, biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız! diye seslendik.
Gerçekten, bu, apaçık ve kesin bir imtihandı.
Ona, büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Sonra gelenler arasında, ona, iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahime!
Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.
Gerçekten de, o, inanmış kullarımızdandı.
Ona, salihlerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak'ı, müjdeledik.
Hem ona, hem İshak'a bereketler verdik.
Her ikisinin neslinden, iyi hareket edeni de, nefsine apaçık zulüm edeni de vardır. "[374]

Kurban Edilme Hâdisesinin Yahudilerce İshak Aleyhisselâma Mal Edilmek İstenilmesinin Sebebi:
Halîfe Ömer b. Abdul'aziz (vefatı: 101 Hicrî), Müslüman olan bir Yahudî bilgi­cini, Şam'da huzuruna davet edip kendisine:
İbrahim Aleyhisselâm'a, iki oğlundan, hangisini kurban etmesi emrolunmuştur?" diye sormuştu.
O da:"İsmail'i! Vallahi, ey Mü'minler Emîri! Bunu, Yahudîler de, bilirler.
Fakat, onlar, siz Arap cemâatini kıskanırlar: Babanız İsmail'in kurban edilmesi Hakkındaki İlâhi emre boyun eğişi ve sabr edişi faziletinin Allah tarafından anılışını çekemezler de, kurban emrinin, onun hakkında verilmediğini iddia eder­ler ve kendilerinin babaları İshak olduğu için, bu husustaki emrin, İshak hakkında verildiğini ileri sürerler." dedi. [375]
Ahd-i Atîk adıyla anılan ve Yahudilerle Hıristiyanlarca Mukaddes sayılan kitap­ta, her ne kadar, İbrahim Aleyhisselâmın, oğlu İsmail Aleyhisselâmı değil, İshak Aleyhisselâmı kurban etmek istediği kaydedilmekte ise de, Ahd-ı Atîk metinleri üzerinde durulunca, bunun, sonradan bu şekle sokulduğu anlaşılır.
Tekvin kitabının 16. Babının 15. ve 16. fıkralarında şöyle denir:"Ve Hâcer'den Abram'a bir oğul olup Abram dahi kendine Hâcer'den doğan oğlana İsmail tesmiye eyledi.
Ve Hâcer'den Abram'a, İsmail doğduğu vakit, Abram, seksen altı yaşında idi." Tekvin kitabının 21. Babının 5. fıkrasında da:"Ve İbrahim, oğlu İshak'ın doğduğunda yüz yaşında idi." denilmektedir. Tekvin kitabının 22. Babının 2, 10,11,12,15 ve 16. fıkralarında ise"ve Allah: Şimdi biricik oğlunu, yâni sevdiğin İshak'ı alıp Meriya diyarına git ve anı orada sana söyleyeceğim dağların birisi üzerinde onu yakılacak kurban olarak takdim eyle! dedi.
Bundan sonra İbrahim, oğlunu boğazlamak için, elini uzatıp bıçağı aldıkta, Rab-bin Meleği: İbrahim! İbrahim! diye semâdan ona nida eyledi.
O dahi: Lebbeyk! dedi.
Melek dahi: elini, çocuğa uzatma ve ana bir şey yapma.
Zira, Biricik oğlunu benden diriğ etmediğinden, Allahdan korkar idüğünü şim­di bildim! dedi.""Ve Rabb'in Meleği ikinci defa olarak semadan İbrahim'e nida idüp Rab bu­yurur ki: Zâtım içün yemin ettüm sen bu nesneyi işleyüp Biricik oğlunu benden diriğ etmediğün içün.." denilmektedir.
İbrahim Aleyhisselâmın, iki oğlundan ikincisi olan İshak Aleyhisselâmın, İsma­il Aleyhisselâm'dan on dört yıl sonra doğmuş bulunduğu göz önünde tutulunca, İbrahim Aleyhisselâma verilen kurban emrindeki (biricik oğlunu) tâbirinin, ancak, İsmail Aleyhisselâm hakkında kullanılması doğru ve yerinde olur.
Fakat, İsmail Aleyhisselâm mevcud iken, İshak Aleyhisselâm hakkında (biricik oğlunu) denilebileceği kabul edilemez.
Esasen, 22.Babın 2, fıkrasının metninde de (biricik oğlunu) denildikten sonra (yâni sevdiğin İshak'ı) denilerek İshak isminin metne tefsir yolu ile katıldığı açık­ça görülür.
Yine aynı fıkrada Kurban mahalli olarak Meriya sözü zikr edilmektedir. Peygamberimiz Aleyhisselâm:"Mekke'nin bütün caddeleri, yollan ve Mina'nın her tarafı kurban kesme yeridir" buyurduğu gibi [376], Umre kurbanı için de:"İşte, burası, kesim yeri!" buyurarak Merve tepeciğini göstermiştir. [377] Asmaî (122-213 Hicrî), der ki:"Ebû Amr b.Alâ'dan (70-154), Kurbanlığın İsmâil'mi, yoksa, İshak mı? olduğu­nu, sordum.
Bana: (Ey Asmaî! Senin aklın nerede?!) İshak, ne zaman Mekke'de bulundu ki?!
Mekke'de bulunan, ancak, İsmail'di ve babası ile birlikte Beytullâh'ı yapan da, O, idi.
Kurban kesim yeri de, Mekke'dedir. dedi." [378]

İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, Avcılığı:
İsmail Aleyhisselâm; Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş, onlardan, ok atmayı da, öğrenmişti. [379]
Yiğitlik çağına bastığı zaman, Allah, ona, Arap Yay'ını verdi. Onunla, ok atar, attığını, vururdu. [380]
Eşlem kabilesinden bir cemâat, yarış için ok atışırken, Peygamberimiz Aley­hisselâm, yanlarına varıp onlara:"Ey İsmail oğulları! Ok atınız! Sizin Atanız da, mahir bir ok atıcı idi!" buyurmuştur. [381]
Cürhümîler, Mekke'de, av etiyle geçinirlerdi.
Bunun için, Mekke Hareminin dışına çıkarak avlanırlardı.
İsmail Aleyhisselâm da, onlarla birlikte çıkar, avlanırdı. [382]
Kendisi; av avlamağa, av silahiyle seğirtmeğe, sıçramağa, yarıp yırtmağa, par­çalamağa, öldürmeğe, avları, okla vurup düşürmeğe çok düşkündü. [383]

İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı:
Cürhümîler, Mekke'ye gelip yerleştikleri zaman, İsmail Aleyhisselâm'a yedi tane dişi keçi vermişlerdi ki, İsmail Aleyhisselâmın ilk malı, bu olmuştur. [384]
İsmail Aleyhisselâmın davarları, Haremin sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırlarını, aşmazlardı.
Yayıla yayıla her taraftan Harem sınırlarına kadar varırlar, oradan topluca geri dönerlerdi. [385]

İsmail Aleyhisselâmın Atçılığı Ve Ata Biniciliği:
İsmail Aleyhisselâm; ok atıcılıkta olduğu gibi, ata binicilikte de, çok mahirdi. Yabanî atları yakalayıp ehlîleştiren ve onlara binen ilk insandı.
Ondan önce, vahşî hayvanlara binilmez ve binilemezdi. [386] Yüce Allah, ona, denizden yüz at çıkarıp sevk etmişti.
Ehlîleştirdiği atlar, geceleri, kendi başlarına, istedikleri gibi yayılırlar, sonra, Al­lah, onları, ona doğru sürer, atlar, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önünde sa­bahlarlardı.
Kendisi ve oğulları, tutup üzerine binmedik at bırakmamışlardı. [387]
Peygamberimiz Aleyhisselâm:"At edininiz! Onu, mîras olarak alınız ve mîras olarak bırakınız!
Çünkü bu size, Babanız İsmail'in mirasıdır!" buyurmuştur. [388]

İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu Ve Arapça Öğrenişi:
İsmail Aleyhisselâm, on üç yaşında iken Sünnet oldu. [389] Cürhümîlerden, Arapcayı öğrendi. [390]
Arapçayı öğrendiği zaman, on üc yaşında olup İbrahim Aleyhisselâmın oğulla­rından Hicaz'da Arapça konuşan [391], dili, açık ve düzgün Arapçaya döndürülen, ilk kimse idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm'a, Sahâbîleri:"Yâ Resûlallâh! Sen, bizim dilce, en fasâhatlımız ve ifâdece, en açık ifadeli­miz nasıl oldun?" diye sormuşlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm:"Arapça, bozulmağa yüz tutunca, Cebrail, Babam İsmail (Aleyhisselâm)in lügatini, kendisinin konuştuğu gibi yepyeni ve taze olarak getirip bana telkin etti."buyurmuştur. [392]
Âdem Aleyhisselâm ile Şît, İdris ve Nuh Aleyhisselâmların dilleri Süryanca idi. [393] Tufandan sonra, Bâbil'de toplanmış olan insanlar da, Süryanca konuşurlardı. [394] İbrahim Aleyhisselâm ise, Kûsa'dan ayrılıp Fırattan geçince, Yüce Allah tarafından, İbranca konuşmağa başlamıştı. [395]

İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi Ve Hz. Hâcer'in Vefatı:
İsmail Aleyhisselâm, Erginlik çağına basmıştı. [396]
Mekke çevresinde oturan Imlaklardan bir kızla evlendi.
İsmail Aleyhisselâm'ın, ondan, çocuğu olmadı. [397]
Kadın, Sa'd'in kızı Cedda [398] veya Saîd b.Üsâme'nin kızı Umâre idi. [399]
İsmail Aleyhisselâm, yirmi yaşında iken, annesi Hz.Hâcer, vefat etti.
O zaman, Hz.Hâcer, doksan yaşlarında idi.
İsmail Aleyhisselâm, annesini, (bu gün, Kabe'nin bitişiğinde yarım dâire şek­linde bir duvarla çevrili) Hicr diye anılan mübarek yere gömdü. [400]
İbrahim Aleyhisselâmın Oğlunu Ve Ailesini Görmeye Gelişi:
Bu sırada İbrahim Aleyhisselâm, Hz. Hâcerle oğlunu gidip görmek için, zev­cesi Hz. Sâre'den izin istedi.
O da, Hz.Hâcer'in evine inip kalmamak şartıyla izin verince, İbrahim Aleyhis­selâm, Mekke'ye geldi. [401]
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke'ye geldiği zaman, İsmail Aleyhisselâm, Umâre adındaki kadınla evli [402], Hz.Hâcer de, vefat etmiş bulunuyordu [403].
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmın evini, sordu. Gösterdiler.
İsmail Aleyhisselâmı, evinde bulamadı. [404]
İsmail Aleyhisselâmın karısına selâm verdi.
"İsmail, nerede? [405] Sahibin, nerede?" diye sordu.
Umâre:"Buralarda yok! Avlanmağa gitti. [406]
Bizim için, rızık aramağa, avlanmağa çıktı." dedi. [407]
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınırının dışına çıkar, avlandıktan sonra, dönerdi. [408]
Umâre, kaba, katı, kötü huylu bir kadındı. [409]
İbrahim Aleyhisselâm, ona:
"Evinde konukluk var mı? Yiyecek, içecek var mı?" diye sordu.
Umâre:Umâre: "Yanımda, ne bir şey, ne de, bir Kimsem var!" dedi. [410]
İbrahim Aleyhisselâm: "Geçiminiz, durumunuz nasıldır?" diye sordu. Umâre:"Biz, çok kötü bir durumdayız. Son derecede darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikâyetlendi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Kocan, gelince, ona, benden selâm söyle! [411]
(Buraya, bir ihtiyar, geldi. Kendisinin sıfatı: şöyle şöyledir.
O, sana: Ben, senin kapının eşiğine razı değilim! [412] Kapısının eşiğini, değiş­tirsin! diyor, de!" dedi. [413]
Dönüp Şam'a gitti. [414]
İsmail Aleyhisselâmın, evine geldikçe, ailesine:"Benden sonra, size bir gelen oldu mu?" diye sormak âdeti idi. [415]
İsmail Aleyhisselâm, eve gelince [416], bir şeyler, sezdi. [417]
Babasının kokusunu aldı [418] da, karısına: "Sana, bir kimse geldi mi?" diye sordu.
Umâre:"Evet! Bir ihtiyar geldi ki, şöyle şöyle idi." [419] diyerek İbrahim Aleyhisselâmın hal ve şanını istihfaf eder bir tavırla anlattı. [420]
"Seni, sordu. Haber verdim.
Geçimimizin nasıl olduğunu, sordu.
Çok darlık ve sıkıntı içinde bulunduğumuzu, haber verdim." dedi.
İsmail Aleyhisselâm:"Sana, bir şey vasiyyet, bir söz tevdi etti mi? [421] Sana, ne söyledi?" diye
sordu. [422]
Umâre:Evet! âfnai Selâm söylememi ve (Kapının eşiğini, değiştir!" dememi bana emr etti. [423]
(Kocana, selâm söyle! Kendisine, kapısının eşiğini değiştirsin de! dedi.[424] İsmail Aleyhisselâm:"İşte, o, benim Babamdır. Senden ayrılmamı, bana, emr etmiştir. [425] Sen, benim evimin eşiğisin! [426]" diyerek Umâre'yi boşadı [427]. Umâre'yi, babasının evine gönderdi. [428]

İsmail Aleyhisselâmın Tekrar Evlenişi:
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmı görmeğe geldiğinde, Araplardan Mudad b. Amr. Cürhümîlerin, açık ve güzel Arapça konuştuklarını, İsmail Aleyhısselamın da, onların dilini öğrendiğini görüp onlardan bir kızla evlenmesini, oğluna, emir ve tavsiye etti. [429]
Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, Mudad b.Amr'ın kızını görüp beğendi ve babasından istedi. [430] Onunla, evlendi. [431]
Kızın ismi Ra'le [432] veya Seyyide [433] olup kendisi, güler yüzlü, tatlı dilli, güzel huylu ve nezaketli bir kadındı. [434]

İbrahim Aleyhisselâmın Mekke'ye Tekrar Gelişi:
İbrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah'ın dilediği kadar Şam'da oturduktan sonra [435], Mekke'ye gitmek ve İsmail Aleyhisselâmı görmek üzre, zevcesi Hz.Sâre'den izin istedi.
O da, İsmail Aleyhisselâmın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke'ye gelince, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önüne
kadar vardı. [436]
İsmail Aleyhisselâmı, yine, evde bulamadı. [437] Evde, İsmail Aleyhisselâmın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.
O da, İbrahim Aleyhisselâmın selâmına karşılık verdi. [438]
İbrahim Aleyhisselâm:"Kocan, nerede? [439] Nereye gitti?" diye sordu.
Ra'le:"Av avlamanya [440], rızkımızı, aramağa gitti." dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Nasılsınız? Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi?" diye sordu.
Ra'le:"Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!" diyerek Allah'a hamdü sena etti. [441]
"Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! [442] İnsen de, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı?" dedi. [443]
İbrahim Aleyhisselâm:"Evinde, konuk, yer bulur mu?" diye sordu.
Ra'le:"Evet! Bulur!" dedi. [444]
İbrahim Aleyhisselâm:"Yiyeceğiniz, nedir?" diye sordu.
Ra'le:"Ettir!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"İçeceğiniz, nedir?" diye sordu.
Ra'le:"Sudur!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Allah'ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!" diyerek dua etti. [445]
İşte, İbrahim Aleyhisselâmın bu duası bereketileydir ki, et ile su, Mekke'den başka yerlerde, Mekke'de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz etmez. [446] Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır. [447]
Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah'ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer olur [448], yerlerin, ziraata en elverişlisi bulunurdu. [449]
İbrahim Aleyhisselam, Mekke'den ayrılacağı sırada, Ra'le: 'İn de, başını, yıkayayım?" dedi.
İbrahim Aleyhisselam, inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının yanına vardı.
Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.
Ra'le; İbrahim Aleyhisselamın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [450]
İbrahim Aleyhisselam, Ra'le'ye:"Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle! [451]
Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyorsun'[452]
Kapının eşiğini, iyi tut! [453]
Senden sonra bir ihtiyar geldi.
Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın! [454]
O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!" dedi. [455]
İsmail Aleyhisselam, eve gelince, Babasının kokusunu, aldı. [456]
Ra'le'ye:"Sana, bir kimse geldi mi?" diye sordu.
O da:"Evet! [457] Güzel yüzlü [458], insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi.
Bana, şöyle şöyle söyledi.
Sana da, şöyle şöyle söyledi.
Başını, yıkadım.
İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!" [459] diyerek İbrahim Aleyhisselâmı, övdü. [460]
İsmail Aleyhisselâm, Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü. [461]
Ra'le:"Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim.
Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu.
(Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim." dedi.
İsmail Aleyhisselâm:"Bana, bir şey tavsiye etti mi?" diye sordu.
Ra'le:"Evet!" dedi. [462]
İsmail Aleyhisselâm:"Sana, ne söyledi?" diye sordu.
Ra'le:"Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de! [463]
Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!" dedi.
İsmail Aleyhisselâm:"İşte, o, benim Babam İbrahim (Aleyhisselâm)dir. [464]
Sen de, evimin eşiğisin.
Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!" dedi. [465]

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[374] Saffâl: 100-113.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/190-191.
[375] 356) Taberî-Tarih c.1,s.138-139, Tefsir c.23,s.84-85, Sâlebî-Arais s.92, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.16O.
[376] Mâlik-Muvatta' c.1,s.393, Vâkıdî-Megazîc.3,s.1108, Ebû Dâvud-Sünen c.2,s.194, ibn.Mâce-Sünen c.2,s.1O13.
[377] Mâlik-Muvatta d.s.393.
[378] Zemahşeıî-keşşaf c.3,s.35O, Fahrurrazi-Tefsir c.26, s.153. Nesefî-Medârik .4.S.26. Kurtubî-Tefsir c 15.s.100.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/191-193.
[379] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[380] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.
[381] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.5O, Buharî-Sahih c.4,s.119, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1.s.5, ibn.Abd Rabbih-Ikdülferîd c.l.s.190, Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.2,s.7O.
[382] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[383] Sâlebî-Arais s.83.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193.
[384] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[385] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1.s 128.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193.
[386] Yâkubî-Tarih C.1.S.221, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.
[387] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.
[388] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193-194.
[389] ibn Sa'd-Tabakat C.1.S.51, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1, s.324.
[390] Buharî-Sahih c.4,s.115, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Belazürî-Ensab. c.1,s.6, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[391] İbn.Sa'd-Tabakat C.1.S.50.
[392] Aliyyülmüttakî-Kenzül'ummal c.11,s.49O
[393] Aliyyülmüttakî-Kenzül'ummal c.16,s.132
[394] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.80
[395] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.5O
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/194.
[396] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Buharî-Sahih c.4,s.117, Yâkubî-Tarih c.1,s.26
[397] Ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.51-52
[398] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.
[399] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[400] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.52.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/194-195.
[401] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[402] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[403] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[404] Taberî-Tarih c.1,s.131.
[405] Buharî-Sahih C.4.S.115,117.
[406] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[407] Buharî-Sahih c.4,s.115,117.
[408] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[409] Taberî-Tarih c.1,s.131.
[410] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[411] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.324, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 104
[412] Taberî-Tari h c. 1, s. 131.
[413] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve v.1,s.324, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s.104.
[414] Taberî-Tarih c.1,s. 132 Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[415] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[416] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[417] Buharî-Sahih c.4,s.115.
[418] Taberi-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[419] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s. 104 .
[420] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[421] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-delailünnübüvve c.1,s.325.
[422] Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil, c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[423] Buharî-Sahih c.1,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
[424] Taberî-Tarih c.1, s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.104 .
[425] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
[426] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[427] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebi s.83, Beyhakî s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[428] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/195-197.
[429] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.
[430] ibn.Hacer-Fethulbârî c.6,s.287-288.
[431] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.
[432] ibn ishak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.5, İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.51, Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.86.
[433] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.77, 81, Taberî-Tarih c.1,s.161, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.125
[434] Taberî-Tarih c.1,s. 131.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/197.
[435] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Taberî-Tarih c.1.s.132, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[436] Taberî-Tarih c.l.s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[437] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131.
[438] Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.58.
[439] Buharî-Sahih c.4,s.117, Salebî s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[440] Buharı s.117, Taberî s.132, Salebî s.83, İbn. Esîr c.1,s.104
[441] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155
[442] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4
[443] Buharî-Sahih c.4,s.117
[444] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4
[445] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155
[446] Buharî c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.78, Beyhakî s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156
[447] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.78
[448] Taberî c.1,s.132, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[449] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[450] Taberî-Tarih c.1,s.134, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[451] Buharî-Sahih c.4,s.115, Yâkubî-Tarih c.1 ,s.27, Taberî-Tarih c.1,s. 132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil c.1, s.325, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.104.
[452] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[453] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.
[454] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1, s.59, Beyhakî-Delâilünnübüvve &1, s.325.
[455] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Oelâil c.1.s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.l56.
[456] Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O5.
[457] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih C.1.S.133, Salebî s.83, Beyhakî s.325, ibn.Esîr s.105, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.
[458] Buhari-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.
[459] Taberî c.1,s.133, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.105.
[460] Bunan-Sahih c.4,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.
[461] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.
[462] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.
[463] Taberî-Tarih c.1, s.133, Sâlebî-Arais s.83, Ibn.Esîr-Kâmit c.1,s.A05.
[464] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.133, Sâtebî-Araiss.83, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1 ,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1 ,s.1O5, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1 ,s.156.
[465] Buharî-Sahih c.4,8.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/197-200.

Hz.HACER'le İSMAİL a.s. MEKKE HAYATI...8

Hz.Hacer'le İsmail Aleyhisselâm'ın Mekke Hayatı
Hz. Hâcer'le İsmail Aleyhisselâm'ın Mekke'ye Götürülüşü:

Yüce Allah; İbrahim Aleyhisselâm'a, Hz.Hacer'le İsmail Aleyhisselâm'ı, Belde-i Haram'a götürmesini Vahy etti. [262]
ismail Aleyhisselâm'a, Beyt-i Harâm'ı, hazırladığını ve oranın, onun elleriyle nârını takdir ettiğini, suyunu da, onun için akıttıracağını bildirdi. [263]
İbrahim Aleyhisselâm, Burak'a, bindi. İki yaşındaki İsmâl Aleyhisselâmı, önü­ne. Hz.Hâcer'i de, terkisine bindirdi. [264]
Burak; Merkeple katır arası büyüklükte bir binit olup uyluklarının üzerinde iki kanadı vardı ki, onları hareket ettirir, ayaklarını, gözünün ulaştığı yere basardı.
Bu yolculukta, Cebrail Aleyhisselâm da, yanlarında bulunuyor, İbrahim Aleyhisselâm'a Beytullâh'ın yerini ve Harem'in sınırlarını gösteriyordu.
İbrahim Aleyhisselâm; köylerden, kasabalardan hangisine uğrasa: 'Ey cebrâil! Buraya mı inmemiz emrolundu?" diye sormakta[265]
Her düz ve sulu yere uğradıkça, Cebrâil Aleyhisselâm'a:"Ey Cebrâil! İn şuraya!" demekte,
Cebrâli Aleyhisselâm da: Hayır!" diye cevap vermekteydi. [266]
Nihayet, Mekke'nin bulunduğu yere geldiler.
Cebrâil Aleyhisselâm:"in yâ İbrahim!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Burası, ne zirâata[267], ne de, davar'a elverişlidir!" dedi.
Cebrail Aleyhisselâm:"Evet! Öyledir. Amma, Burada, senin oğlunun soyundan Ümmî Peygamber çıkacak ve Kelimetül'ulyâ, Onunla tamamlanacaktır!" dedi. [268]
Mekke; o zaman, Selem ve Semür denilen küçük, büyük dikenli ağaçların bu­lunduğu çalılık bir yerdi.
Mekke'nin dışında ve çevresinde de, Amâlıka diye anılan insanlardan bir top­luluk oturmakta idi.
Beytullâh (Kabe) in yeri de; o zaman, kırmızı topraklı, kesekli [269], yerden yük­sekçe, tümsekimsi bir yerdi.
Zaman zaman gelen seller, oranın, sağını, solunu oymuş, alıp götürmüştü. [270]
İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâm'a:"Sana, bunları, buraya mı bırakman emrolundu?" diye sordu.
Cebrail Aleyhisselâm:"Evet!" dedi. [271]
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcer'le İsmail Aleyhisselâmı, Mescid'i Haram'ın, bu gün bulunduğu yerin ve Mescid'in yüksekçe bir mahallindeki Zemzem kuyu­sunun yukarısında bulunan büyük bir ağacın yanına bıraktı.'[272] Üzerlerine, bir gölgelik yapmalarını da, Hz.Hâcer'e emretti.'[273]
O zaman; Mekke'de, hiç bir kimse, hattâ, içecek su bile yoktu.
İbrahim Aleyhisselâm; bu Ana ve Oğulu, buraya bıraktı. Yanlarına, içi, hurma dolu meşin bir dağarcıkla, içi, su dolu bir kırba da, bıraktı. Şam'a gitmek üzere, oradan, izi sıra geri döndü. Hz. Hâcer, İbrahim Aleyhisselâmın arkasından seslendi: "Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun?! Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!" dedi. [274] Hz. Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrahim Aleyhisselâm, ona dönüp bakmadı.
Bunun üzerine, Hz. Hâcer:"Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah mı emretti?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselâm:"Evet! Allah, emretti!" diye cevap verdi.
Hz. Hâcer:"Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz! dedikten sonra, döndü.
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke'nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerle­di. Onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kabe'nin bulunduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı:"Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Ev'inin ya­nında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.
Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara meyi ettir. Şükr etmeleri için, onları, bazı meyvalarla rızıklandır.[275] diyerek Allah'a dua etti. [276]
Sonra da, Şam taraflarındaki ailesinin yanına döndü. [277]

Zemzemin Çıkışı:
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı getirip ağacın gölgesi altına yatırdı. Su kırbasını, ağaca astı. [278]
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içiriyordu. [279]
Kırbadaki su, tükenince, hem kendisi, hem de, İsmail Aleyhisselâm, susadılar. [280]
Su, tükendiği zaman, Hz. Hâcer'in sütü de, kesildi.
İsmail Aleyhisselâm, acıkmağa başlamış, acıktıkça da, kendisinin açlığı şid­detlenmişti.
Hz.Hâcer; oğlunun açlığından[281]', susuzluğundan kıvranıp durduğuna bakıyordu. [282]
Onu, ölüyor sandı ve tasalandı. Kendi kendine:"Bari, kendisinden uzaklaşayım da, onun ölümünü, görmeyeyim!" dedi. [283]
Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti [284]. "En yakın tepe, hangisidir?" diye etrafına bakındı. [285] O bölgede, en yakın tepe olarak Safa tepeciğini buldu. Onun üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu.
Bir ses işitmek veya bir kimse görmek ümidiyle dinledi ve etrafına bakındı. Fakat, ne bir ses, işite bildi, ne de, bir kimse görebildi. [286]
Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini topladıktan sonra, müşkil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu ve vadiyi geçerek Merve tepeciğine geldi.
Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim? diye baktı. Fakat, yine, hiç bir kimse göremedi. [287]
Hz.Hacer'in Safa ile Merve arasında gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de, açlıktan, susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu.
Bununla birlikte, Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmın yanına iki kere uğramaktan da, kendini alamamış, onu, eskisi gibi can çekişir bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü. [288]
Hz.Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti. [289]
Peygamberimiz Aleyhisselâm: "Bunun için, insanlar, Safa ile Merve arasında sa'y ederler." buyurmuştur. [290]
Hz.Hacer; son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi kendine:"Sus ta, iyice dinle!" dedi. Sonra, dikkatla dinledi. Bu sesi, önceki gibi bir daha işitti. [291] Bu ses, bir insan sesine benziyordu. [292] Bunun üzerine: "Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun!
Eğer, sen, yardım edecek güçte isen, bize, yardım et! [293] Ey Allah'ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş!
Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!" diye yalvarınca [294], Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek (Cebrail) göründü. [295]
Cebrail Aleyhisselâm; Hz.Hâcer'e: "Sen, kimsin?" diye sordu. Hz.Hâcer:"Ben, İbrahim (Aleyhisselâm)ın, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğlumdur!" dedi.
Cebrail Aleyhisselâm:"İbrahim, sizleri, kime ısmarladı?" diye sordu.
Hz.Hâcer:"Bizi, Yüce Allah'a ısmarladı." dedi.
Cebrail Aleyhisselâm:"O, sizi, en şerefli, en keremli ve yeterli Rabb'e, ısmarlamış!" dedi [296] ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince, su, kaynamağa başladı!
Hz.Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­lek yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu.
Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. [297]
Peygamberimiz Aleyhisselâm:"Allah, İsmail'in Annesi Hâcer'e rahmet eylesin!
Eğer, o, Zemzem'i, kendi haline bıraksaydı da, suyu, avuçlamasaydı, muhakkak ki, Zemzem, akar bir kaynak olurdu!" buyurmuştur. [298]
Hz. Hâcer, bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi. [299]
Melek, Hz. Hâcer'e:"Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız!
İşte, şurası, Beytullâh'ın yeridir.
O Beyt'i, bu çocukla Babası yapacaktır!
Muhakkak ki, Allah, o işin ehlini zayi etmez!" dedi. [300]

Cürhümîlerin Gelip Hz. Hâcer'e Komşu Olmaları:
Hz. Hâcer, orada yaşayıp durduğu sırada, bir gün, Şam taraflarından [302], Cürhümîlerden bir cemâat, Kedâ yoluyla Mekke'nin alt tarafına gelmişler, oraya, bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi.
Kendi kendilerine:"Her halde, bu kuş, bir suyun başında döner dolaşır.
Halbuki, biz, bu vadide su, bulunmadığını biliyorduk" dediler.
İşin, iç yüzünü anlamak için, ayağına çevik bir veya iki kişi gönderdiler.
Bunlar, orada, su bulunduğunu anlayınca, dönüp gittiler, cemaatlarına haber verdiler.
Bunun üzerine, Cürhümîler, kalkıp oraya geldiler.
Cürhümîler, geldiği sırada, İsmail Aleyhisselâmın annesi Hz. Hâcer, suyun ba­şında bulunuyordu. [303]
Cürhümîler, Hz.Hâcer'e selâm verdiler.
O da, selâmlarına, mukabele etti.
Cürhümîler:"Bu su, kimindir?" diye sordular.
Hz.Hâcer:"Benimdir!" dedi [304].
Cürhümîler:"Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin?" diye sordular. [305]
Hz.Hâcer:"Şu su üzerinde, sizin için bir mâlikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla, Evet! konabilirsiniz!" dedi.
Cürhümîler: "Olur!" dediler.
Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümîlerin bu gelişi, Hz. Hâcer'in arzusuna uygun düştü.
Cürhümîler, oralara konup ev halklarına haber saldılar. Onlar da, gelip birlikte kondular, ev, bark sahibi oldular. [306]
Cürhümîler, büyük ağaçların altına yerleştiler, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar.
Anne-oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular. [307] Mekke'nin ilk sakinleri, böylece, Cürhümîler, oldu [308].
İsmail Aleyhisselâm, artık, büyüyüp duruyor, Cürhümîlerin, çok hoşuna gidiyordu. [309]

Mekke:
Mekke; Arabistan yarım adasında olup Ptolemee göre: mağrıb cihetinden 78. tul, 23 veya 21. arz derecesinde, Süreyya yıldızının doğduğu Seretan noktasının altında ve 2. iklimde bulunmaktadır. [310]

Mekke Ve Bekke İsimleri Ve Bunların Mânâları:
Kur'ân-ı kerimde Mekke'nin ismi, bir kerre Mekke, bir kerre de, Bekke olarak geçer:"Ve O, O Allâh'dır ki, onların (müşriklerin) ellerini, sizden, sizin ellerinizi de, on­lardan, Mekke vadisinde çektirdi... "[311]
' 'Şüphe yok ki, insanlar için, tesis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke 'deki o çok müba­rek ve âlemler için hidâyet olan Beytdir.'[312]
Mekke ve Bekke isimlerinin, İmlâ ve telaffuz farkına rağmen, aynı yere verilen isim olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi;
Mekke'nin, Harem sınırları ile birlikte tüm bölgeyi içine alan umûmî bir isim;
Bekke'nin ise, sâdece Beytullâh'ın veya Mescid-i Haram'ın ismi olduğu görü­şünde bulunanlar da, vardır. [313]
Mekke'ye; günahları, eksilttiği veya giderdiği ve orada zulüm yapanları, helak ettiği [314]
Zorbaların, zalimlerin boyunlarını kırdığı [315], kibir ve gururlarını yok ettiği [316]; İnsanlar, orada toplanıp biriktiği... için, Mekke ismi verilmiştir. [317] Kamus Mütercimi Âsim Efendi, Mekke maddesini şöyle tamamlar: "Müellifin Besâir'de beyanına göre: beş vecih dahi muhtemeldir:
Evvelâ: Arz-ı merkumede, su, kalîl (pek az) olmağla, gûyâ ki, yerden suyu, ağız­ları ile emüp istihraç iderler (çıkarırlar).
Sâniyen:Emüp sormak mânâsından dır.gûyâ ki, beher sene nâsı, kendisüne doğru emüp cezb ider (çeker).
Sâlisen: Mekk, tâir mânâsındandır. Gûyâ ki, isyanı, mekk ve def ider.
Râbian: Mekkâke'den me'huzdür (alınmıştır) ki, azmda (kemiğin orta­sında) lübb ve muhh(ilik) olacaktır, arz-ı merkume dahi, dünyanın vasatı ve hula-sasıdır.
Hâmisen: usat'ın (âsilerin) zünûbunu (günahlarını), kemikten, iliği sorup çıka­rır gibi istihraç ve izâle ider." [318]
Yâkut'ulhamevî de, bu beş maddeyi çeşitli kaynaklardan alarak kitabına kaydeder. [319]
Mekke'de, zâlimlerin ve zorbaların boyunları kırıldığı veya orada insanlar, faz­la biriktikleri için, Bekke diye anılmıştır. [320]

Mekke Harem Sınırı:
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten, yer yüzüne indirilince, şeytan'ın şerrinden korkmağa başlamış ve Allah'a sığınmıştı.
Bunun üzerine, yüce Allah, ona, koruyucu Melekler, göndermiş, bu Melekler, Mekke'yi, her tarafından kuşatmışlardı.
Melekler, Mekke'nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, yüce Allah, oraları, Mekke'nin Harem sınırı yapmıştır. [321]
Mekke Harem'inin Sınırı;
1) Medine yolu tarafından, Ten'im yakınındaki Benî Gıfarların evlerine kadar, .ç mil'dir.[322]
Ten'im: Mekke-Medine yolunun batı tarafındadır.
Bu yoldaki Harem sınır taşları, Zâtülhanzal diye anılan dağ yolunun başındadır.
Bu sınırın ön tarafı: Harem, arka tarafı: Hıll, Harem dışıdır. [323]
2) Yemen yolu tarafından: Libn tepesindeki (Edâetüllibn)e kadar yedi Mildir. [324]
Edâetüllibn: Tihame tarafında, Yemen yolundadır.
Burada sınır taşları, Gurab dağı üzerindedir.
Dağın yarısı: Harem, yarısı: Hıll'dir, Harem dışıdır. [325]
3) Cidde yolu tarafından: (EI'A'şâş)a kadar on mildir. [326]
Cidde yolundaki Hudeybiye Harem sınır taşları, (A'şâş)a kadar uzanır.
A'şâş'dan önceki Batn-ı Mer üzerindeki saha, Harem dışında ve Müreyr üzeri­ne bakan bölge ise, Harem içinde kalır. [327]
4) Tâif yolu tarafından: Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemire'ye kadar uzanan on bir mildir.
5) Irak yolu tarafından: Makta' dağındaki (Seniyetülhal)e kadar yedi Mildir. [328]
Makta': Necid ve Irak yolunda olup Harem sınır taşları, Harem'e dayanan Se-niyetulhal'in başındadır. [329]
6) Ciirrâne yolu tarafından: Abdullah b.Halid b.Esidlerin Şı'bına kadar dokuz Müdir, [330]

Harem Sınır Taşlarının Dikilişi Ve Onarılışı:
Mekke Hareminin sınır taşlarını, ilk önce diken, İbrahim Aleyhisselâm idi.
Ona, bu taşların dikileceği yerleri de, Cebrail Aleyhisselâm, göstermişti. [331]
Yüce Allah'ın emriyle, Kabe'yi, yapma işini tamamladıktan sonra, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmlar, kendilerine Hacc amellerini göstermesi için Allah'a yalvardılar. [332]
Cebrail Aleyhisselâm gelip İbrahim Aleyhisselâma Hacc amellerini gösterdi.
Harem'in sınırları üzerinde durdu ve o sınırlarda, İbrahim Aleyhisselâmı da, durdurdu.
İbrahim Aleyhisselâm, oralara, taşlar dizdi, işaretler, koydu ve üzerlerine top­rak çekti.
İsmail Aleyhisselâmın koyunları, bu Harem sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırını aşmazlar, Harem dışına çıkmazlardı.
Harem'in her tarafından yayıla yayıla sınırlarının sonuna kadar ulaştıkları za­man, oradan topluca geri dönerlerdi. [333]
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınır taşlarını onarıp yeniledi. [334]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Atalarından Kusayy'ın zamanına kadar bu taş­lar, yerlerinden kımıldatılmadı.
Kusayy, onları, onarıp yeniledi. [335]
Yıkılan Harem sınır taşlarını, daha önce, Adnan b.Üded'in diktiği de, rivayet edilir. [336]
Mûsâ b.Ukbe'nin rivayetine göre: Kureyş müşrikleri, Harem sınır taşlarına te­cavüz ederek onları, söktüler.
Müşriklerin bu davranışları, Peygamberimiz Aleyhisselâma çok ağır geldi. Cebrail Aleyhisselâm gelerek Peygamberimiz Aleyhisselâma: "Yâ Muhammedi Kureyşîlerin, Harem sınır taşlarını sökmeleri, her halde, sa­na, çok ağır geldi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm:"Evet!" buyurdu.
Cebrail Aleyhisselâm:"Amma, onlar, bu sınır taşlarını, yerlerine tekrar dikeceklerdir!" dedi.
Çok geçmeden, Kureyş kabilesinden bir adamın, bu işi, bahis konusu ettiği, arkasından, aynı kabileden bir adamın daha çıkıp bunu, konuştuğu ve nihayet, Kureyş kabilelerinden bir çok kimselerin, bu işi, konuşmağa başladıkları görüldü.
Hattâ, içlerinden biri, onlara:"Allah, sizi, Harem sayesinde aziz ve şerefli kıldı. Tecâvüzlerden korudu.
Siz ise, onun sınır taşlarını yerinden söküp çıkardınız! Şimdi, Araplar, sizi, kapacaklardır!" diyordu.
Meclislerde, bunu, konuşa konuşa sabahladılar. Gidip sınır taşlarını tekrar yer­erine diktiler.
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma:"Yâ Muhammedi Kureyşîler, Harem sınır taşlarını, tekrar yerlerine diktiler!" aedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm:"Ey Cebrail! Onlar, taşları, tam yerlerine dikebildiler mi?" diye sordu.
Cebrail Aleyhisselâm:"Onlar, sınır taşlarından diktikleri her bir taşı, yerlerine, kendileri değil, birer Melek eliyle koydular!" dedi. [337]
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekke feth edildikten sonra, Temim b.Esed'-l'Huzâî'yi, göndererek Harem sınır taşlarını onarıp yenilettirdi. [338]
Halifeliği sırasında Hz. Ömer de; Kureyşîlerden dört kişiyi ki: Mahreme b.Nev-fel, Ezher b.Abd.Avf, Saîd b.Yerbu' ve Huvaytıb b.Abdul'uzzâ'yı, Harem sınır taşlarını onarıp yenilemeğe memur etti. [339]
Hz. Ömer'in hicrî 17. yılda yaptırdığı bu onarımdan sonra, Hz. Osman da, hicrî 26. yılda Harem sınır taşlarını yeniletti.
Sonra, Muaviye b. Ebî Süfyan,
Sonra, Abdülmelik b. Mervan,
Sonra, Abbasî Halifesi Mehdî,
Sonra, 325'de, Râzî,
Sonra, 616'da İrbil Sahibi Melik Muzaffer,
Sonra, 683 de, Yemen Sahibi Melik Muzaffer Harem sınır taslarını yenilet-mistir. [340]

İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi:
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmı görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam'dan, Burak'a biner, gün ortasında Mekke'ye gelir. O gün, Mek­ke'den kalkar, geceyi, Şam'daki ailesi yanında geçirirdi. [341]
İsmail Aleyhisselâm, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim Aleyhisselâm, Şam'­daki evinde uyurken, rü'yasında, oğlu İsmail Aleyhisselâmı, kurban ettiğini görmüştü.
Hemen Burak'a binip Mekke'ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. [342] İsmail Aleyhisselâma:"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim de ev hal­kına odun toplayalım" dedi.
Rabb'inin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. [343]
Baba-Oğul Şı'b Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah'ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim Aleyhisselâmın yolunu kesti:"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselâm:"Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.
Şeytan:"Sen, her halde, İsmail'i boğazlamak istiyorsun!?" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?" diye sordu.
Şeytan:"Evet, O baba, sen'sin!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım?" diye sordu. [344]
Şeytan:"Sen, bunu, Allâhın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah'a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi. [345]
Şeytan:Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rü'yanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir.
Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, İbrahim Aleyhisselâm, onun, şey­tan olduğunu anladı:
Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah'ın emrini, o vadide mutlaka yerine getireceğim!" dedi.
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmdan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâmın ar­dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâmın önünü kesti. Ona:'Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun?" diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:"Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi.
Şeytan:'Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor [346], boğazlamağa götürüyor!"
dedi. [347]
İsmail Aleyhisselâm:"O, beni, ne için boğazlayacak? [348]
Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?!" diye sordu.
Şeytan:'İşte, o baba, budur!" dedi. İsmail Aleyhisselâm:"Babam, beni, ne için boğazlayacakmış?" diye sordu. [349] Şeytan:"Rabb'inin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi. İsmail Aleyhisselâm: "O, Rabb'inin, kendisine, emrettiği şeyi yapsın! [350]
Onun, her nerede olsa, Rabb'ine boyun eğmesi, Rabb'inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! [351] Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi.
Şeytan, İsmail Aleyhisselâmın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.
Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. [352] Ona:"Ey İsmailin annesi! İbrahimin, İsmail'i nereye götürdüğünü biliyormusun?" diye sordu.
Hz. Hâcer."Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü" dedi.
Şeytan:"O, İsmail'i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi. [353]
Hz .Hâcer:"Bir babanın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun?! [354]
Hayır! Öyle değildir.
O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi. [355]
Şeytan:"O, bunu, Allah'ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi. [356]
Hz. Hâcer:"Eğer, Rabb'i, bunu, emretti ise, Allah'ın emrine boyun eğmek gerekir! [357]
Her nerede olsa, onun, Allah'a boyun eğmesi, Allah'ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!" dedi. [358]
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâma ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.
Hepsi de, Allâhın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. [359] İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:"Oğulcuğum! Ben, seni, rü'yamda boğazlıyorum gördüm!" diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.
İsmail Aleyhisselâm:"Babacığım! Sana emrolunanı, yap!
İnşâallâh, beni, sabredenlerden bulacaksın! [360]
Allah'ın emrine boyun eğ!
Her iyilik, Rabb'inin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra,
"Sen, bunu, anneme bildirdin mi?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselâm:"Hayır! Bildirmedim!" dedi.
İsmail Aleyhisselam: Bildirmediğine, iyi ettin" dedi. [361] Sonra da:Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!
Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur.
Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk öldürsün! Rahata, kavuştursun!
Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir.
Yanımın üzerine, yatırma.
Çünkü, yüzüme bakınca, rıkkata gelip te, benim hakkımda Allah'ın, sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!
Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:
Oğulcağızım! Sen, bana, Allah'ın emr ettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun!" dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.
Bıçağı, iyice biledi.
Sonra, onu, yüzü koyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı.
İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı, İsmail Aleyhisselâmın boğazına bastırınca [362], sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail Aleyhisselamın boğazını kesmedi!
İbrahim Aleyhisselâm, bileği taşıyle iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. Her halde, bu iş, Allâh'dandır!" dedi. [363]
İbrahim Aleyhisselâmın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. [364] O sırada, Yüce Allah tarafından: "Ey İbrahim! Rü'yana, sadâkat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu. [365] İbrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca, Cebrail Aleyhisselâmın yanında, iri boynuzlu bir koçun [366] veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.
"Kalk yavrucuğum! Sana, bir Fidye indi!" dedi.
O teke'yi, orada, Mina'da kurban etti. [367]
Bu teke'nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. [368]
İsmail Aleyhisselâma, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kabe'de, uzun zaman asılı durmuş ve Kabe'nin Abdullah b. Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.
Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kabe Oluğunun yanında asılı bulu­nuyordu. [369]
Ebüttufeyl ile Şa'bî de, Kabe'de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir. [370]
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekkenin fethinde, Kabe Anahtarcısı Osman b. Talha'yı çağırıp ona:"Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emr etmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!
Çünkü, Beytullah'da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz." buyurmuştur. [371]
Bu boynuz, İbrahim Aleyhisselamın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab­dullah b. Zübeyr, Kâbeyi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbenin duvarında bulmuştu.
Kırmızı çamurla suvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufalanmış, gitmişlerdir. [372]
Hadîs'in Râvîlerinden Süfyan:"Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh'ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı." demiştir. [373]
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[262] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.5O, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.
[263] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[264] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.5O.
[265] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54, Taberî-Tarih c.1,s.13O.
[266] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.164.
[267] ibrahim Aleyhisselâm, çiftçi idi. (Hâkim-Müstedrek c.2s.596.
[268] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.164, Halebî-İnsanül'uyun c.1,s.79.
[269] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.54, Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323.
[270] Buharî-Sahih c.4, s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[271] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54,Taberî-Tarihc.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82.
[272] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1,s.130, Kurtubî-Tefsirc.9,s.368, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[273] Taberî-Tarih c.1,s.130, Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46, Sâlebî-Arais s.82.
[274] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1 ,s.130,Beyhakî-Delâil c.1 ,s.322, Kurtubî-Tefsir c.9,s.368,369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[275] ibrahim: 37.
[276] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih C.1.S.130-131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve C.1.S.322-323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154-155
[277] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.5O, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/175-177.
[278] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55
[279] Buharî-Sahih c.4,s.114. Taberî-Tarih c.1,s.131, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[280] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[281] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[282] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[283] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[284] Buharî-Sahih c.4,s.114, Kurtubî-Tefsir c.9,s369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[285] Sâlebî-Arais s.82.
[286] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[287] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil, c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155.
[288] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[289] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[290] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[291] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye ven­nihaye C.1.S.155.
[292] Taberî-Tefsir c.13,s.23O, Sâlebî-Arais s.82
[293] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1 ,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[294] Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82.
[295] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[296] Sâlebî-Arais s.82.
[297] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, 131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil C.1.S.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 155
[298] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1 ,s.253, Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1 ,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[299] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[300] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/177-180.
[301] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/180.
[302] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57
[303] Buharî-Sahih c.4,s.114-115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[304] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57
[305] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[306] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[307] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57.
[308] Sâlebî-Arais s 82, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[309] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/180-181.
[310] Yâkut-Mücemülbüldan c.5,s.181.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/181.
[311] Feth: 24.
[312] Âl-i imran: 96.
[313] Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.157-158, nrûzabadî-Kamusulmuhîtc.3,s.330,Yâkut-Mûcemülbüldanc.1,s.475,
c.5,s.181-182, Nevevî-Tehzibülesmâ vellugat c.1,s.39-40.
[314] Rrûzabadî-Kamûsulmuhıt c.3,s.33O.
[315] ibn.lshak, ibn.Hişam-Sîre c.1,s.119, Ezrakî-Ahbam Mekke c.1,s.89.
[316] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.181.
[317] ibn.lshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.119, Yakut-Mûcemülbüldan c.5,s.181.
[318] Mütercim Asîm Efendi-Kamus Tercemesi c.3,s.1122.
[319] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.181-182.
[320] Fîrûzabadî-Kamusulmuhît c.3,s.3O5, Yâkut-Mûcemülbüldan c.1,s.475.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/181-182.
[321] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.127
[322] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s. 130-131
[323] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)
[324] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131
[325] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)
[326] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131
[327] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)
[328] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131
[329] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)
[330] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/183.
[331] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.25, Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.127-128, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1, s.335.
[332] Bakare: 128.
[333] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.128.
[334] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.335.
[335] Vakîdî-Megazi c.2,s.842, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.129, Beyhakî-Delail. c.1,s.335.
[336] Yâkubî-Tarih c.1,s.223, Ebüttayyibüttakî-lkdüssimîn c.1,s.37.
[337] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.128-129.
[338] Abdı/rezzak-Musannef c.5,s.25-26, Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.133, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.129, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.335.
[339] Beyhaki-Delailünnübüvve c.1,s.335.
[340] ibrahim Rifat Paşa-Mir'atülharemeyn c.1,s.227.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/184-185.
[341] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93.
[342] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555.
[343] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93-94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.111.
[344] Taberî-Tarih c.1,s.14O.
[345] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.
[346] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94-95.
[347] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[348] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95.
[349] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[350] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[351] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[352] Taberî-Tarih c.1,8.141, Sâlebî-Arais s.95.
[353] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94.
[354] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[355] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.
[356] Taberî-tarih c 1 s 141, Sâlebî-Arais s.94, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[357] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.
[358] Hâkim-Müstedrek C.2.S.556.
[359] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.95.
[360] Taberî-Tarih C.1.S.141.
[361] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[362] Taberî-Tarih c.1,s.141, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.349-350..
[363] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[364] Taberî-Tarih c.1,s.141.
[365] Taberî-Tarih C.1.S.141.
[366] Sâlebî-arais s.94, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.112.
[367] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.
[368] Taberî-Tarihc.1,s.141, Tefsir c.23,s.87, Salebî-Arais s.94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 112-113, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye c.1,s.157.
[369] Taberî-Tarihc.1,s.142, Sâlebî-Arais s.94, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.35O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.158
[370] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.110.
[371] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.223-224, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.
[372] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.224.
[373] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/186-190.

ATEŞ'İN İBRAHİM a.s.SERİNLİK VE SELAMETLİK OLUŞU...8

Ateşin İbrahim Aleyhisselâma Serinlik Ve Selâmetlik Oluşu:
Ateşin içine atıldığı zaman, İbrahim Aleyhisselâmın, Yüce Allâha tevekkülü, en yüksek derecede idi.[118] Tevhid'i, Vesîlesiz, Aracısız sırf, katkısız Tevhiddi. [119]
O zaman, Yüce Allah tarafından:"Ey ateş! İbrahim'e karşı, serinlik ve selâmettik ol!" buyuruldu.[120] Ateş, Yüce Allâhın buyurduğu gibi, oldu. [121]
Ateşten, sıcaklık ve yakıcı tabiatı giderilip ateş, bir ışık haline getirildi. [122] Ateş, ancak, İbrahim Aleyhisselâmın bağlandığı ipleri yaktı. [123]
İbrahim Aleyhisselâm, ateşin içinde yedi gün kaldı. [124] Kendisinin, ateşte kırk veya elli gün kaldığı da, rivayet edilir. [125]
İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer, oğlunun, ateşe atılışından yedi gün son­ra, Nemrud'a gidip:"İbrahim'in kemikleri hakkında bana izin ver de, onları, gömeyim!" demişti. [126]


İbrahim Aleyhisselâmın Ateş İçinde Annesiyle Görüşmesi:
İbrahim Aleyhisselâmın annesi Nuna, oğluna bakıp ateşin onu yakmadığını görünce:"Ey yavrucuğum! Ben, senin yanına gelmek istiyorum. Allah'a dua et de, çev­rendeki ateşin hararetinden, beni, korusun!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Olur!" dedi.
Nuna, oğlunun yanına kadar geldi.
Ateşin hararetinden, hiç bir şey, ona, dokunmadı.
Nuna, gelince, İbrahim Aleyhisselâmı kucaklayıp öptükten sonra geri döndü. [127]

İbrahim Aleyhisselâmın Ateşin İçinden Çıkıp Nemrud'la Konuşmaları:
Nemrud; ateşin, İbrahim Aleyhisselâmı, yakıp kül haline getirdiğini, sanıyor, ve bundan, hiç şüphe etmiyordu. [128]
Hayvanına binerek ateşin yanından geçti.
İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için toplanmış, yığılmış odunlar, hâlâ yanıp du­ruyordu.
Nemrud, bakınca, İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bulunduğunu, gördü ve hemen geri döndü. Kavmine:"Ben, İbrahimi, ateşin içinde diri bir halde gördüm?!? Bu hususta, şüphe içindeyim.
Siz, benim için, hemen, yüksek bir bina çatınız da, onun üzerinden, ateşin içi­ne bakıp İbrahimin durumunu tesbit edeyim" dedi.
Hemen, yüksek bir bina çattılar. [129]
Nemrud; binanın üzerine çıkıp ateşin içine baktığı zaman, İbrahim Aleyhisselâm'ın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bulunduğunu gördü ve:'Ey İbrahim! Gördüm ki: senin İlâh'ın, pek büyükmüş ve kendisinin kudret ve izzeti de, aramıza gerilip seni zarardan koruyacak dereceye varmış! [130]
Ey İbrahim! Ne güzel Rab'dir senin Rabb'in!" diyerek seslendi. [131] Sonra da: 'Ey İbrahim! Ateşin içinden çıkmağa da, gücün yeter mi?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselâm: "Evet!" dedi.
Nemrud:Ateş içinde kalmanın, sana zarar verebileceğinden korkmaz mısın?" diye
sordu.
İbrahim Aleyhisselâm:'Hayır!" dedi.
Nemrud:"Öyle ise, kalk ve ateşin içinden çık!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm, kalkıp ateşin içinden, yürüyerek dışarı çıktı. Nemrud'un yanına doğru vardı.
Nemrud:"Ey İbrahim! Senin yanında, senin gibi bir adamın oturduğunu gördüm, Kimdi o?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselâm:"O, gölgeler Meleği idi. Rabb'ım, onu, bana, yanımda bulunsun ve ateşin için­de, benimle görüşüp konuşsun; ateşi, bana serinlik ve selâmetlik yapsın diye gön­dermişti!" dedi.
Nemrud:"Ey İbrahim! Ben, senin İlâhına kurban takdim edeceğim.
Fakat, bunu, kendisine ibadet ve birliğini itiraf maksadiyle değil, izzet ve kudretini ve sana yaptığı şeyleri, gözlerimle gördüğüm için, yapacağım! Ona, dört bin sığır keseceğim!" dedi.
İbrahim Aleyhisselâm:"Sen, bu dininden, her hangi bir şey üzerinde bulunmaksızın ayrılıp benim di­nime girmedikçe, Allah, senin takdim edeceğin kurbanı kabul etmez!" dedi.
Nemrud:"Ey İbrahim! Ben, mülk ve saltanatı, elden bırakmağa güç yetiremem.
Fakat, ben, onun için, kurban keseceğim!" dedi ve kesti. [132]

İlk Müminler Ve Hicret:
İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinden, dipdiri çıktığını gören bazı kimseler; Nemrud ile adamlarının şerlerinden korkmalarına rağmen, İbrahim Aleyhisselâ­mın davetine icabet ederek, Allah'a iman ettiler.
İman edenler arasında İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran'ın oğlu Lut b.Ha­ran, b.Târah ile İbrahim Aleyhisselâmın amcası büyük Hâran'ın kızı Hz.Sâre de, bulunuyordu. [133]
yüce Allah, İbrahim Aleyhisselama, Nemrud'un ülkesinden ayrılıp [134] kutsal Şam topraklarına doğru gitmesini emretti. [135]
İbrahim Aleyhisselâm ile kendisine tâbi olan Sahâbîleri de, kavimlerinden ay­rılıp gitmeyi, kararlaştırdılar.
Kavim ve kabilelerine de:"Biz, sizden ve Allâh'dan başka tapmakta bulunduğunuz şeylerden uzağız ve bezginiz!
Ey Allâh'dan gayrı olan putlar! Biz, sizi, red ve inkâr ediyoruz!
Ey puta tapanlar! Sizler de, bir olan Allâha iman edinceye kadar, sizinle ara­mızda, ancak, düşmanlık, sürüp gidecektir!" diyerek ültimatom verdiler.
İbrahim Aleyhisselâm, Rabb'inin yolunda Muhacir olarak, yurdundan, gizlice ayrıldı.
Amcası Hâran'ın kızı Hz.Sâre de, Rabb'ine, rahatça ibadet etmek üzre, firar yolunu seçip İbrahim Aleyhisselâm ile birlikte yola çıktı. [136] Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâm'a, Hz.Sâre ile evlenmesini vahy etmişti. [137] Hz.Sâre de, hiç boşamamak şartı ile kendisiyle evlenebileceğini teklif etti. [138] İbrahim Aleyhisselâm da, bu şartla, onunla evlendi. [139] O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, otuz yedi yaşında idi. [140] İbrahim Aleyhisselâmle birlikte, Lut Aleyhisselâm da, hicret etti. [141] O zaman, Kûsâ halkının ve İbrahim Aleyhisselâmın dili Süryanca idi.[142]

Nemrud'un Muhacirleri Geri Çevirmek İstemesi:
Nemrud, Muhacirlerin arkalarından adamlar koşturdu:"Süryanca konuşan hiç bir kimseyi bırakmayıp bana getiriniz!" dedi.
ibrahim Aleyhisselâm, Harran'da Fırat'ı geçince, Yüce Allah, onun dilini, İbraniceye çevirdi, değiştirdi.
Nemrud'un adamları, İbrahim Aleyhisselâma yetiştiler, İbrahim Aleyhisselâm, adamlara, İbranice konuşunca, onlar, dilini anlayama­dıkları için, kendisini, geri çevirmeyip serbest bıraktılar. [143]
Muhacirler, Harran'a varıp orada bir müddet oturdular. [144]
İbrahim Aleyhisselâm'ın babası Târah (Âzer), iki yüz beş yaşında iken, orada
öldü.
Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma, Ken'ânîlerin yurduna gitmesi emr ve kendisinin zürriyetinin yerdeki kumlar sayısınca çoğalacağı tebşir buyuruldu.
O zaman, Ken'ânîlerin yurdunda kıtlık ve açlık vardı. [145] İbrahim Aleyhisselâm, oradan Ürdün'e[146], Ürdünden de, Mısır'a gitti. [147]
Mısırda ilk Firavunlardan, bir Firavun bulunuyordu. [148] ki, kendisi, yedi Fira­vundan ilki olan Totıs idi. Babasını, öldürüp tahtına oturmuştu.
Totıs; mütegallibe, zorba, atılgan, korkunç, hiddetli ve cezası şiddetli bir Fi­ravundu.
Akrabalarını, ev halkını, amcasının oğullarını, hizmetçilerini, kadınlarını ve bir cok kâhinleri, hekimleri öldürmekten çekinmemişti. Kan dökmeğe çok hırslı idi. [149]
Kendisinin; Sinan b.Eşel, b.Ulvan, b.Ubeyd' [150], b.Avlec, b.lmlak, b.Lâvez, b.Sâm, b.Nuh (Aleyhisseİâm) olduğu ve meşhur Zâlim Dahhâk'in kardeşi olup Mısır'ı idareye, onun tarafından memur edildiği de, rivayet edilir. [151]
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Sâre Yüzünden Başı Dertte:
İbrahim Aleyhisselâm; zevcesi Hz.Sâre ile birlikte Mısır'a varınca [152]', şehrin giriş kapısında vazifeli Müfettişler, Hz.Sâre'yi görür görmez, yüzünün güzelliği­ne hayran oldular ve Firavun'a:"Şark halkından'[153], buraya, bir adam geldi.
Onun yanında, bir kadın var ki [154], kendisi, insanların en güzellerindendir. [155]
İnsanlar, ondan daha güzel yüzlüsünü ve güzelini, görmemiştir!" diyerek ha­ber verdiler. [156]
Firavun'un adamlarından biri de, Firavun'un yanına giderek "O, senden başkasına lâyık olamaz!" dedi. [157]
Firavun, hemen Vezîr'ini gönderip İbrahim Aleyhisselâmı huzuruna getirtti. Ona, kim olduğunu, Mısıra niçin geldiğini ve nereli olduğunu sordu.
İbrahim Aleyhisselâm da. kim olduğunu, Mısıra ne için geldiğini ve nereli oldu­ğunu, ona, haber verdi. [158]
Firavun:"O kadın, kimdir? [159] Senin, neyin olur?" diye sordu. [160]
İbrahim Aleyhisselâm, Hz.Sâre hakkında "Benim hanımımdır!" diyecek olur­sa, onun yüzünden, kendisinin öldürüleceğinden çekindi [161] de,
"Kız kardeşimdir!" dedi. [162] Firavun, onu, görmek istedi. Kendisine, muhalefet edilemezdi.
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Firavun'un, Hz. Sâre'ye kötülük yapama­yacağını, bildirdi. [163]
İbrahim Aleyhisselâm, hemen, Hz.Sâre'nin yanına geldi:"Bu zorba, senin, benim zevcem olduğunu öğrenirse, senin için, bana, galebe çalar. [164]
Bunlar, seni, bana sordular. "Kızkardeşimdir!" diye haber verdim." dedi. [165]

Hz. Sâre Firavun'un Huzurunda:
Firavun, adam göndererek, Hz. Sâre'yi, yanına getirtti. [166] İbrahim Aleyhisselâm, hemen namaza durdu. [167]
Firavun'a, Hz.Sâre'nin ve yüzünün güzelliği, çok övülmüştü. [168]
Gerçekten de, Hz.Sâre, çok güzel ve İbrahim Aleyhisselâma karşı da, son de­rece itaatli idi. Hiç itâatsızlıkta bulunmazdı. [169]
Bunun için, Yüce Allah, onu, şerefli kıldı. [170]
Hz. Sâre, Firavun'un huzuruna girince, Firavun, ayağa kalktı. [171]
Hz. Sâre, hemen abdest alarak namaza durdu.
Namazını, bitirince:"Ey Allah'ım! Ben, Sana ve Senin Peygamberine inanmış; kadınlığımı da, ko­camdan başkasına karşı, temelli olarak korumuş bir kulun isem, şu kâfiri, bana, sataştırma!" diyerek dua etti. [172]
Firavun; Hz.Sâre'ye, elini uzatmaktan kendisini, alamayıp, eli tutula kalınca, Hz.Sâre'ye:"Allah'a, dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, Allah'a, dua etti. Firavun'un eli, bırakıldı.
Bundan sonra, Firavun, ikinci kere, ona, el uzatmağa kalkıştı. Firavun'un eli, öncekinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu! Firavun, yine:"Allah'a dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, dua etti. Firavun'un eli, bırakıldı.[173]
Fakat, Firavun, eski hareketini tekrarlayıp ta, ilk ikisinden daha şiddetli olarak eli, tutula kalınca:"Allâha dua et, elimi, salsın! Vallahi, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. [174] Hz.Sâre:"Ey Allah'ım! Eğer, bunun sözü ve özü doğru ise, elini, bırak!" diyerek [175] dua edince, Firavun'un eli, bırakıldı. [176]
Rivâyete göre: Firavun'un, her saldırışında, eli, tutulmakla kalmamış, aynı zamanda, nefesi de, boğulup kendisi, horlamağa ve hattâ, yeri, ayağıyla tepmeğe başlamıştı.
Bunun üzerine, Hz.Sâre:"Allâhım! Eğer, bu herif ölürse (Onu, bu kadın, öldürdü!) denilir diyerek endişelenmişti.
Firavun; elinin, ikinci veya üçüncü bırakılışında [177], Hz.Sâre'yi getiren adamı­nı [178] veya muhafızlarından bazılarını çağırıp:"Siz, bana, bir insan getirmemişsiniz, ancak, bir şeytan getirmişsiniz! [179]
Onu, İbrahim'e geri çeviriniz. [180]
Ülkemden, hemen dışarı çıkarınız[181]
Hâcer'i de, ona veriniz!" dedi. [182]
Hz.Sâre'ye, ayrıca, elbise de, hediye etti. [183]
Hz.Sâre'ye:"Gerçekten, senin Rabb'in, büyükmüş!" dedi ve kendisinin, İbrahim Aleyhisselâmın, neyi olduğunu, sordu.
Hz.Sâre:"Kocam ve akrabam olur." dedi.
Firavun:"O, senin için, kız kardeşi olduğunu, söylemişti." dedi.
Hz.Sâre:"Doğrudur. Ben, onun, dinde kız kardeşiyim.
Bizim dinimizde olan herkes, bizim için, din kardeşimiz sayılır." dedi.
Firavun:"Ne güzel dinmiş sizin dininiz!" dedi ve Hz.Sâre'yi. görüşsün diye kızı Hurya'ya gönderdi.[184]

Hz. Sâre'ye Yapılan İkramlar:
Firavun'un kızı Hurya, çok akıllı ve üstün vasıflı bir kadındı.
Yüce Allah, onun kalbinde, Hz. Sâre'ye karşı, büyük sevgi ve saygı uyandırdı.
Hurya; Hz. Sâre'yi. en güzel bir şekilde karşıladı ve ağırladı:
Kendisine, mal ve mücevherat hediye etti.
Hz.Sâre, onları alıp [185] İbrahim Aleyhisselâmın yanına geldi. [186]
O sırada, İbrahim Aleyhisselâm, namaz kılıyor [187], Allah'a, dua ediyordu. [188]
Hz. Sâre'nin geldiğini hissedince, namazını, bitirdi. [189]
Hz. Sâre'ye, eliyle işaret ederek [190]
"Ne haber?" dedi. [191]
Hz. Sâre:"Hayır haber!" [192]
Anladın mı? [193], İzzet ve Celal sahibi olan [194] Allah, o fâcirin elini, benden men [195], kötülüğünü, redd [196] ve kendisini, zelil etti [197]. Bana da, bir hizmetçi bağışladı [198], Hâcer'i, verdi!" dedi. [199]
İbrahim Aleyhisselâm, Hurya'nın hediye ettiği mal ve mücevherat hakkında:"Götür, geri ver! Bunlar, bize gerekmez!" dedi.
Hz. Sâre, onları, götürüp geri verdi.
Hurya, durumu, babasına anlatınca, Firavun, buna, şaşa kaldı ve:"Muhakkak ki, bunlar, üstün şerefli bir kavimdirler. Temiz ve asâletli bir soy­durlar!" dedi.
Hz.Sâre'ye iyilik yapmak için, her çareye başvurdu ise de, kabul ettiremedi.
Cariyelerinin en güzeli olan Hâcer'in kabulü için, ısrar edince, kabul etmek zo­runda kaldı. [200]
İbrahim Aleyhisselâm; Firavun'dan ve şerrinden sakındığı için [201], Şam'a dön­mek üzere [202], Mısır'dan ayrılmak istediği zaman Firavun'un kızı Hurya, yol azı­ğı olarak helvalar, şekerden tatlılar, ekmekler yaptı. Pek çok yiyecekler hazırladı. Onları, sepetlere doldurdu.
Her sepetteki helvanın altına, bir çok kıymetli mücevherat, kuyumcu işi, hayrette bırakıcı bilezikler yerleştirdi.
Hz. Sâre, veda için, geldiği zaman, Hurya, bu sepetleri, ona, verip:"Bunlar, yanında bulunsun da, azık edinirsin!" dedi.
Hz.Sâre:"Sahibime bir danışayım." dedi ve danıştı.
İbrahim Aleyhisselâm:"Yiyecek olunca, al onu!" dedi.
Hz. Sâre, Hurya'dan sepetleri alıp vedalaşarak İbrahim Aleyhisselâmın yanı­na döndü.[203]

Mısır’dan Ayrılış:
İbrahim Aleyhisselâm ve Hz.Sâre, yanlarında, Hz.Hâcer olduğu halde, Mısır­dan ayrıldılar.
Epeyce yol gittikleri ve Mısırdan uzaklaştıkları zaman, Hz. Sâre, azıklardan ye­mek için, sepetlerden bazısını çıkarıp içine, elini, sokunca, cevher buldu.
Öteki sepetleri de karıştırdı. Onlarda da, aynı şekilde, cevherler buldu ve hep­sini bir araya toplayıp İbrahim Aleyhisselâma sundu.
İbrahim Aleyhisselâm, onlardan bir kısmını, satıp bedeliyle bir kuyu kazdırdı. Bir kısmını da, hayr ve iyilik yollarına harcadı. [204]

Seb'in Yurt Edinilişi:
İbrahim Aleyhisselâm ile Zevcesi ve Cariyesi, Filistin toprağında, Filistin ile Ku­düs arasında, Şam çölündeki Seb' diye anılan yere varıp indiler. [205]
İbrahim Aleyhisselâm, orada bir kuyu kazdı ve bir Mescid yaptı. [206]
Kuyunun suyu, bir çeşme gibi akar, İbrahim Aleyhisselâmın koyunları, su iç­mek için kuyunun başına gelirlerdi. [207]
Seb' halkı, İbrahim Aleyhisselâmı, rahatsız edecek bazı uygunsuz hareketler­de bulunmağa başladılar.
İbrahim Aleyhisselâm da, başka bir yerde oturmak üzere, hemen oradan ayrıldı. [208]

Seb' Halkının İbrahim Aleyhisselâmı Geri Çevirmek İstemeleri:
İbrahim Aleyhisselâm, Seb'den ayrılınca, yerden çıkıp duran su, kesildi, gitti.
Halk, İbrahim Aleyhisselâma yaptıklarına nadim oldular;"Salih Zâtı, aramızdan çıkardık!" dediler.
Arkasından yetişip yanlarına dönmesini ondan rica ettiler. [209]
ibrahim Aleyhisselâm:"Ben, içinden çıkmış olduğum bir yere artık geri dönemem!" dedi.
"Senin içtiğin ve bizim de, seninle birlikte içmiş olduğunuz o su, kesildi, gitti!" dediler. [210]
İbrahim Aleyhisselâm, onlara, davarlarından yedi keçi verdi:"Bunları, yanınızda götürünüz. Onları, kuyunun başında sulamağa hazırlaya­cak olursanız, kuyunun suyu, yükselir ve akmağa başlar.
Eskiden olduğu gibi, ondan, siz de, içersiniz.
Sakın, ay halinde iken, hiç bir kadın, ondan, avuçlamasın!" dedi.
Seb' halkı, keçilerle birlikte gelip kuyunun başında durdukları zaman, su, çıktı. Ondan, içmeye başladılar.
Ay halli bir kadın gelip ondan, avuçlayıncaya kadar, kuyunun suyu, aktı durdu. Avuçlandığı zaman da, eski kuru haline döndü. [211]

İbrahim Aleyhisselâm Yeni Yurdunda:
İbrahim Aleyhisselâm; Seb'den ayrıldıktan sonra Filistin toprağında, Remle ile Uya (Kudüs) arasında bir yere gelip yerleşti. [212] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anı­lan yerdi. [213]
İbrahim Aleyhisselâm, bu yurdunda da, bir kuyu kazdı.
Evine inen konukları, ağırlardı. [214]
Konuk, konuklayanların ilki idi ve (Konuklar Babası) diye anılırdı. [215]
Yüce Allah, ona, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etti. [216]

İbrahim Aleyhisselâmın Lut Aleyhisselâmı Ve Malını Düşman Elinden Kurtarışı:
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran'ın oğlu Lut Aleyhisselâmın da, malı ço­ğalmıştı.
İbrahim Aleyhisselâm, ona:"Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük ve büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı. Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amûre şehirlerine yerleş!" dedi. Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi.
Lut Aleyhisselâm, Sedum ve Amûre'ye varıp yerleşince, o taraflara gelen bir kral, Lut Aleyhisselâmla çarpıştı. [217]
Kendisini, esir ve mallarını ığtinam edip sürdürdü.
İbrahim Aleyhisselâm, bunu haber alır almaz, üçyüz on sekiz kişi ile gidip çarpı­şarak Lut Aleyhisselâmı kurtardı ve onun mallarını da, geri aldı.
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratıp ka­çırdıklarını da, Dımaşk'ın doğusuna varıncaya kadar takip etti. [218]

İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcerle Evlenmesi:
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma mal ve servet bolluğu verince, İbrahim Aley­hisselâm:"Ey Rabb'im! Benim çocuğum yok. Ben, çok mal ve serveti, ne yapayım?" demişti.
Yüce Allah, ona:"Ben, senin çocuklarını da, öyle çoğaltacağım ki, onlar, yıldızların sayısınca, olacaklardır?" diye vahy buyurdu. [219]
Mukaddes beldelerde yirmi yıldan beri oturdukları halde, çocukları olmuyor [220]; Hz. Sâre ise, bir hayli yaşlanıp İbrahim Aleyhisselâm için çocuk doğur­maktan kalmış bulunuyordu.
İbrahim Aleyhisselâmın da, yaşı, çok ilerlemişti.
Fakat, kendisi, sâlih bir oğul ihsan buyurması için, Yüce Allâha yalvarıp du­ruyordu. [221]
Mısırdan gelişlerinden on yıl sonra idi [222] ki, Hz.Sâre, hizmetçisi Hz.Hacer'i, İbrahim Aleyhisselâma bağışlayarak "Ben, onun gösterişli bir kadın olduğunu gö­rüyorum.
Sen, onu, zevceliğe al. Belki, Allah, Sana, ondan bir oğul nasîb eder" dedi. [223]

Hz. Hâcer'in Kimliği:
Hz.Hâcer; Firavun'un, İbrahim Aleyhisselâma iman eden câriyelerindendi. [224] Kendisi, Mısır'ın Ferema önündeki Ümmülarab köyündendi. [225]
Ümmülarab köyüne yak köyü de, denirdi. [226]
Hz.Hâcer'in köyünün Ferema olduğu da, söylenir. [227]
Hz. Hacer, Kıbti [228]', Mısırlı idi. [229], Kıbtî, Mısırlı demektir. [230]
Hz. Hâcer; Firavundan önce, Mısır Kıbt kırallarından bir kralın kızı idi.
Amr b.Âs; Mısırı, feth için kuşattığı zaman, Mısırlılara:"Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mısırın fethini bize va'd ve Mısırlılarla arada soy ve hısımlık ilişkisi bulunduğundan,kendilerine iyi davranmamızı emir ve tav­siye buyurmuştu" dedi.
Mısırlılar, bu akrabalığın, uzak bir akrabalık olduğunu ileri sürdükten sonra;
'Doğru söylüyorsun, dediler, sizin ananız, bizim kralımızın kızı ve Menf halkından idi. Kral da, Menf halkının kralı idi.
Ayn-ı Şems halkı, Menfliler üzerine yürüdüler, onları, yendiler ve devletlerine son verdiler, Menf halkını, gurbet illere düşürdüler.
Böylece, Hâcer de, Babanız İbrahim (Aleyhisselam)in zevcesi ve sizin Ananız olmuş oldu..." diye itirafta bulundular. [231]

İbrahim Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu:
brahim Aleyhisselâm, seksenini aştıktan sonra, Kadum veya Kaddum ile [232] sünnet olmuş, bundan sonra da, seksen yıl daha yaşamıştır.
ibrahim Aleyhisselâm, ilk sünnet olan insandı. [233]
İmanını tamamlamasının, cesedinden bir parça etini kesip atması, yâni Sünnet olması ile gerçekleşeceği vahy edilince [234], kendisini, hemen Kaddum (keser) ile sünnet etmiş, ağrının şiddetine dayanamayınca da, Allâha yalvarmıştı.
Yüce Allah:"Biz, sana, Sünnet âletini beyan etmeden önce, sen, acele ettin!" diye Vahy buyurmuştu.
İbrahim Aleyhisselâm da:"Yâ Rab! Emrini, geciktirmek istemedim" demişti. [235]
İbrahim Aleyhisselâmın; Amalıklarla yaptığı savaşta, iki taraftan pek çok ölen­ler olup kendi adamlarını gömmek için tanıyamadığından, Müslümanlık alâmeti olmak üzre sünnetle emrolunduğu da, rivayet edilir. [236]

Sünnete Aid Bazı Hükümler:
Sünnet olmak, erkekler için sünnettir. [237]
Sünnet olmak, Müslümanı, Müslüman olmayandan ayırt ettiği için, elinin şia­rından olmakla beraber farz değil, sünnettir. [238]
Sünnet'in, Vâcib ve Müstehab olmak üzre, iki vakti vardır. Sünnetin vâcib vakti, buluğ çağıdır ve onu, geciktirmemek gerekir. Sünnetin Müstehab vakti, buluğ çağından öncedir.
Çocuğu, doğumunun yedinci günü veya kırkıncı günü sünnet ettirmek, müstehabdır.
Sünnetin, müstehab vakti, özürsüz geciktirilmemelidir. [239]
Hz.Hüseyin, doğumunun yedinci gününde sünnet ettirilmiştir. [240]
imam Zührî:"Bir erkek, Müslüman olduğu zaman, yaşı, büyük bile olsa, sünnet olması ken­disine emredilir."'[241] Salim de: "Abdullah b.Ömer, beni ve Nuaym'ı, sünnet edip bizim için bir koç kesti.
Bize, koç kestiğinden dolayı, çocuklara karşı, neşelendiğimizi, gerçekten, ken­dimizde hissetmiştik." demiştir. [242]

İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Hz. Sâre'nin Hz. Hâcer Hakkındaki Kıskançlığı Ve Yemini:
İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunduğu sırada[243] İsmail Aleyhisselâm, Hz.Hâcer'den doğdu. [244]
Hz. Sâre, İsmail Aleyhisselâmın doğumundan sonra, Hz.Hâcer'i kıskanmağa, çekememeğe başladı.
Bir gün, ona, kızdı. [245] Kendisini, evden dışarı çıkardı. Sonra geri çağırıp eve aldı.
Yine, böyle kızıp dışarı çıkardı. [246] Sonra, tekrar eve alıp [247] vücudunun üç uzvundan birer parça kesmeğe [248], şeklini, değiştirmeğe [249] yemin etti. [250] Kendi kendine:"Ben, onun burnunu, keseyim! Kulaklarını, keseyim! Amma, bu, onu, çok çirkinleştirir!" dedi. [251]
Çok çirkinleştireceği için, onun, burnunu, kulağını, kesmeyi bıraktı. [252]
"Hayır! Ben, onu, sünnet edeyim!" dedi. [253]
Öfkesi geçip aklı başına geldiği zaman, Hz. Sâre, yaptığı bu yemîne şaştı [254]
İbrahim Aleyhisselâm; yemîni, yerine getirmek üzere Hz.Hâcer'in iki kulağını delmesini ve onu, Sünnet etmesini, Hz.Sâre'ye tavsiye etti. [255]
Hz.Sâre de, öyle yaptı [256] Bu, kadınlar hakkında sünnet ve âdet oldu. [257] Hz.Hâcer, sünnet edilince, uzun etekle, kandan korundu. Bunun için, sünnet olan kadınlar, uzun etek giymeyi âdet edinmişlerdir. [258] Hz.Hâcer; kulakları delinen ilk kadın olduğu gibi, kadınlardan, ilk sünnet olu­nan [259] ve Hz. Sâre'den, izini gizlemek için ilk etek uzatanı da, o, idi. [260] Kadınların, böyle, sünnet olmaları, sonradan, terk edilmiştir. Hz.Sâre, Hz.Hâcer'e:
"Artık, sen, benimle bir şehirde bulunmayacak, oturmayacaksın!" dedi. [261]


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[118] ibn.Asâkir-Tarih c.2,s.147.
[119] Kâtip Çelebî-Mîzânülhakk s.70.
[120] Enbiyâ: 69.
[121] Taberî-Tarih C.1.S.123.
[122] Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.578, Nesefî-Medarik c.3,s.84.
[123] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.52O, Taberî-Tarih c.1,s.125, Tefsir c.17,s.44, Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.578.
[124] Şâlebî-Arais s.78.
[125] İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.
[126] ibn.Asâkir-Tarih c.2,s.146, Ebülferee ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.116.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/157-158.
[127] ibn.Asakir-Tarih c.2,s.145, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/158.
[128] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.
[129] Taberî-Tarih c.1,s.124, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.
[130] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.
[131] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146
[132] Taberî-Tarih c.1,s.124-125, Sâlebî-Arais s.78, Ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.99-100
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/158-160.
[133] Taberî-tarih c.1,s.125, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.[134] Meryem: 49.
[135] Yâkubî-Tarih c.1,s.24.[136] Taberî-Tarih c.1, s.125, Sâlebî-Arais s.78-79
[137] jbn.lyas-Bedayiüzzühur s.86.
[138] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46.
[139] Taberî-Tarih c.1,s.125.
[140] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.16O, Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.80.
[141] Taberî-Tarih c1,s.125, Sâlebî-Arais s.79.
[142] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/160.
[143] ibn.Sa'd-Tabakat c.1, s.46, Taberî-Tarih c.1, s.159-160, İbn.Asâkir-Tarih c.2, s.14.
[144] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46, Taberi-Tarih c.1,s.125, 160, Sâlebî-Arais s.79.
[145] ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.35
[146] ibn.Sa'd-Tabakat c.2,s.46, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.16O.
[147] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125.
[148] Taberi-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.
[149] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s. 199-203.
[150] İbn.Habîb-Kitabulmuhabber s.466.
[151] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100-101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/160-161.
[152] Müslim-Sahih c.4,s.184O.
[153] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200.
[154] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200.
[155] Buharî-Sahih c.4,s.112, Ebû Davud-Sünen c.2,s.264, Taberî-Tarih c.1,s.126.
[156] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200.
[157] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126.
[158] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200.
[159] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Salebî-Arais s.79.
[160] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200, Sâlebî-Arais s.79.
[161] Taberî-Tarih c.1,s.125, Salebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.101
[162] Buharî-Sahih c.4,s.112, Ebû Davud-Sünen c.2,s.264, Taberî-Tarih c.1,s.126, Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1.
[163] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.200.
[164] Müslim-Sahih c.4,s.184O.
[165] Buharî-Sâhih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/161-162.
[166] Müslim-Sahih C.4.S.1840.
[167] Müslim-Sahih c.4,s.184O, Taberî-Tarih c.1,s,126, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.
[168] Taberî-tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks,1,s.35.
[169] Taberî-tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr c.1,s.1O1.
[170] Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79.
[171] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.38, Taberî-tarih c.1,s.126.
[172] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.38-39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.
[173] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, Buharî-Sahih c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1840-1841, Taberî-Tarih c.1,s.126,
ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.151.
[174] Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126.
[175] Taberî-Tarih c.1,s.125.
[176] Müslim-Sahih c.4,s. 1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.10l, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.
[177] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye c.1,s.151.
[178] Müslim-Sahih C-4.S.1841.
[179] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126; İbn.Asakir Tarih c.2,s.147, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1 .
[180] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147.
[181] Müslim-Sahih c.2,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1.
[182] A.b.Hânbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih C.1.S.126, ibn.Esîr c.1,s.1O1.
[183] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, İbn.Esîr-Kâmil c.1.s,101.
[184] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/162-164.
[185] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.201.
[186] Müslim-Sahih C.4.S.1841.
[187] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, Buharî-Sahih c.4,s. 112.
[188] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49.
[189] Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.101.
[190] Buharî-Sahih c.4,s.112.
[191] Buharî-Sahih c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.101.
[192] Müslim-Sahih c.4,s.1841.
[193] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.
[194] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4.
[195] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, Müslim-Sahih c.4,s.1841.
[196] A.b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80.
[197] Buharî-Sahih c.3,s.39.
[198] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, A.b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, Müslim-Sahih c.4,s.1841.
[199] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49, Sâlebî-Arais s.80.
[200] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.201.
[201] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[202] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125, Salebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.102.
[203] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/164-166.
[204] Mes'ûdî-Ahbaruzzaman s.201-202.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166.
[205] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih c.1,s.127.
[206] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih d,s.l27, Salebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[207] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80.
[208] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.47, Taberî-tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166.
[209] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[210] Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80.
[211] Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166-167.
[212] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[213] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2, Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.373.
[214] Taberî-Tarih c.1,s.127.
[215] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.47.
[216] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80-81.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/167.
[217] Yâkubî-Tarih c.1,s.24-25
[218] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152-153, Ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/167-168.
[219] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.
[220] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.153.
[221] Taberî-Tarih c.1,s.126.
[222] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.
[223] Taberî-Tarih c.1,s.126, Salebî-Arais s.80, Ibn.Esîr-Kâmıl c.1,s.1O2.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/168.
[224] İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.49.
[225] !bnfshakTîbn.H^m-Sîre c.1,s.6-7, İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.48, Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.426.
[226] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.426.
[227] Makrîzî-Hıtat C.1.S.211.
[228] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.48.
[229] İbn.lshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.6.
[230] İbn.Esîr-Nihaye c.4,s.6.
[231] Taberî-Tarih c.4,s.228, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.9O-91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.7,s.98, ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.77.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/168-169.
[232] Buhari-Sahih c.7,s.143-144, Edebülmüfred s.321, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.148.
[233] Abdurrezzak-Musannef c.2,s.175, İbn.Ebî-Şeybe-Musannef c.11,s.522, Buharî-Edebülmüfred s.322.
[234] Diyar.Bekrî-Hamîs C.1.S.129.
[235] İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.148,149, İbn.Hacer-Fethulbarî c.10,s.288.
[236] Sâlebî-Arais s.99, Diyar. Bekrî-Hamîs c.1,s.130.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/169.
[237] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.75.
[238] Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî C.22.S.45, ibn.Hacer-Fethulbarî c.10,s.288.
[239] ibn.Hacer-Fethu.barî c.10,s.289.
[240] Aliyyülmüttakî-Kenzül'ummal c.5,s.1O8.[241] Buharî-Edebülmüfred s.322.
[242] Buharî-Edebülmüfred s.321.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/170.
[243] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.
[244] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, Taberî-tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn-Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[245] Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Rvdulünüf c.1 ,s.91, Ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 154.
[246] Taberî-Tarih c.1,s.13O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.
[247] Taberî-Tarih c.1,s.130.
[248] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheyli-Ravd c.1,s.91, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[249] Sâlebî-Arais s.81.
[250] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî s.81, Süheylî-Ravd c.1,s.91, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye venni­haye C.1.S.154.
[251] Taberî-Tarih C.1.S.103.[252] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.[253] Taberî-Tarih C.1.S.130.[254] Salebî-Arais s.81, İbn.iyas-Bedayiüzzühur s.87.
[255] Sâlebî s.81, Süheylî c.1,s.91, ibn.Esir c.1,s.1O3, Ebülfida c.1,s.154.
[256] Salebî-Arais s.81, Ibn.İyas-Bedayi s.87.
[257] Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.
[258] Taberî-Tarih c.1,s.13O.
[259] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[260] İbn.Sa'd-Tabakat c.1, s.50, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1, s.347, Buharî-Sahih c.4, s.113, Süheylî-Ravdulünüf, c.1, s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.154.
[261] Taberî-Tarih C.1.S.130, Sâlebî-Arais s.81, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/170-171.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...