21 Şubat 2012

BİR ÖNCEKİ SAYFANIN DEVAMI..9..HADİSLER

Öfkenin Tedavisi
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimse, tenfiz etmeye (uygulamaya) gücü yettiği halde öfkesini tutarsa Allah o kişinin kalbini güven ve imanla doldurur.”[770]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim öfkesini yenerse Allah da onun aybını örter.”[771]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kızma.” [772]Ahmet ve birçokları bu hadisi Ebû Hüreyre'den rivayet etmişlerdir.
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç şey vardır iki, bunlar her kime verilirse ona, Davud ailesine verilenlerin bir eşi verilmiş olur: Öfke ve memnunluk anında adalet, fakirlik ve zenginlikte iktisat, gizli ve açıkta Allah korkusu.”[773]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En güçlü olanınızı size göstereyim mi? Öfke anında kendine en çok malik olandır.”[774]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi biriniz öfkelendiği zaman ayakta ise hemen otursun Eğer öfke kendisinden giderse (ne âlâ!) aksi takdirde sırt üstü uzansın!”[775]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimse kızdığı zaman, mel'un Şeytan'ın şerrinden Allaha sığınırım, derse öfkesini diner.”[776]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öfke Şeytan'dandır ve Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateşi ancak su söndürür. Herhangi biriniz öfkelendiği zaman hemen abdest alsın.”[777]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öfke Şeytandandır ve Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Su ise ateşi söndürür. Herhangi biriniz öfkelendiği zaman- hemen yıkansın.”[778]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Güçlü, hasmını yere seren ikisi değildir. Ancak güçlü, öfke anır da kendine malik olan (öfkesini yenmesini bilen) kişidir.”[779]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kızdırıldığı halde yumuşaklık gösteren kişiye Allah'ın muhabbeti vacip olur.”[780]
Kendisini kızdırmak için çeşitli hareketler yapıldığı ve türlü vesi­lelere başvurulduğu halde genişliğini ve yumuşaklığını kaybetmeyen kişi, Cenâb-ı Allah'ın sevgisine hak kazanmıştır.[781]
Ölümden Sonra Devam Eden Ameller
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanoğlu ölünce ameli kesilir (amel defteri kapanır), ancak üç şeyden kesilmez: Faydası devamlı olan hayır, kendisinden istifade edilen ve ruhu için dua eden iyi evlât.”[782]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Vefatından sonra mü'min kişiye amelinden ve iyiliğinden ula­şacak olan şeylerden bazıları şunlardır: Neşrettiği ilim, sali'h (iyi) evlât, miras olarak bıraktığı Kur'an, yaptırdığı cami, inşa ettiği kervansaray, aç­tığı su kanalı, sağlığında ve hayatında imalından çıkardığı sadaka (vasiyet) vefatından sonra ona ulaşır.”[783]
Rüyalar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz sevdiği bir şeyi rüyasında görürse, o rüya Allah'dan geldiğinden hemen Allah'a hamd ve şükür etsin. Rüyasını da başkalarına da anlatsın. Sevmediği bir şeyi rüyasında görürse, o şeytandan geldiğin­den (uyandığı anda euzu besmele çekip) Allah'a sığınsın ve bu rüyayı da başkalarına anlatmasın.”[414]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz rüya tabir edildiği gibi olur. Bu, kişinin kaldırdığı bir ayağını beklettiği -müddetçe öylece kalması indirdiği zaman ise yere düş­mesi gibidir ki, görülen rüyada havada kalır, tabir edildiği anda ise düşüp vuku bulur. Öyleyse biriniz gördüğü rüyasını ancak rüya tabir eden ve na­sihat eden bir kimseye anlatsın.”[415]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamberliğini bildirecek sebeblerden, ancak doğru rüyalar kalmıştır.”[416]
Sevgili peygamberimiz (s.a.s) diğer bir hadisde ise: “bana ve­rilen peygamberlik süresi 23 sene olmuştur. Bu müddetin 6 ayı doğru rü­yalarla geçmiştir. Demek ki, 23 senenin altı ayı rüyalarla, geriye kalan yıl­lar ise vahiylerle geçmiştir.”[417]
Sadaka (Yardım)
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biliniz ki, içinizde, vârisinin malı kendisine kendi malından daha kıymetli olmayan bir kimse yoktur. Harcadığı senin malındır, geri bıraktığın ise vârisin malıdır.”[1268]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Amellerin en faziletlisi, bir müslüman kardeşinin gönlüne sevin sokmaklığın veya onun bir borcunu ödemekliğin veya ona ekmek yedirmeliğindir.”[1269]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın en faziletlisi, yaşama ümidi içinde sağlıklı ve ihtiraslı olduğun ve yoksulluktan korkduğun halde verdiğin sadakadır. Erteleyip de can boğaza geldiği vakit, falana şu kadar, iflana şu kadar deme! Dikkat et artık o falanın (varislerin)dir!”
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın en faziletlisi, varlıksızı kişinin çabasıdır ve sen ge­çindirdiğin kişilerden başla.”[1270]
Kendisinin ve ailesinin geçimini güçlükle temin eden kişinin, ihtiyaç­larından artanı sadaka olarak vermesi, sadakaların en faziletlisi olarak de­ğerlendirilmektedir.[1271]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın en faziletlisi su içirmektir.”[1272]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın en faziletlisi, müslüman kişinin bir ilim öğrenmesi ve sonra onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”[1273]
Burada en faziletli sadaka, ilim öğrenmek ve öğretmek olarak gös­terilmiştir. Görülüyor ki, en faziletli sadaka, yerine göre değişmektedir. Ay­nı zamanda en faziletli sadaka tabirinden, bütün sadakaların en üstünü ol­mak değil, en faziletli sadakalardan biri olmak manâsı kasdedilmektedir.[1274]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka veriniz! Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, kişi sada­kası elinde dolaşacak ve kendisine sadaka getirdiği kişi, “bunu dün getir­miş olsaydın, kabul ederdim; ama şimdi ona ihtiyacım yok!” diyecek ve sa­dakayı kabul eden kimse bulamayacaktır.”[1275]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka veriniz; çünkü sadaka, cehennemden sizin kurtuluş akçenizdir.”[1276]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir hurma tanesiyle bile olsa sadaka veriniz! Çünkü hurma ta­nesi mideyi tutar ve suyun ateşi söndürmesi gibi hatayı söndürür.”[1277]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın en faziletlisi, kindar hısıma yapılan sadakadır.”[1278]
Fakir hısım, zengin akrabasına karşı hasetten ileri gelen bir kırgın­lık ve düşmanlık duyabilir. Biz ekseriya bu çeşit durumlara, arayı büsbütün kesmek, selâmı sabahı kaldırmakla mukabele ederiz. Oysa bu derdin ilâcı, Rasûl-i Kibriya Efendimizin bu hadis-i şerifinde belirtilmektedir.[1279]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allalh, sadakayı kabul kabul eder ve onu sağıyle alarak herhangi biriniz için (büyütür; tıpkı sizden birinizin, tayını büyütmesi gibi ve sonunda bir lokma, Uhud dağı kadar olur.”[1280]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka, Muhammed'in ailesine yakışmaz; çünkü o temizlenen, insanların kirleri (gibi) dir.”[1281]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka, sahiplerinin kabirlerinin hararetini söndürür. Mü'min kişi, kıyamet gününde ancak sadakasının gölgesinde gölgelenir.”[1282]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka ile Allah'ın rızası talep edilir. Hediye ile Peygamber rızası ve bir işin görülmesi aranır.”[1283] Et-Taberânî hadisi Abdurrahman bin Akame'den rivayet etmiştir.
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gizli verilen sadaka Rabb'in gazabını söndürür. Hısım akraba ile ilgilenmek ömrü artırır. Yapılan iyilikler, kötü ölümlerden korur. Lâ ilâhe illellah sözü, en aşağısı sıkıntı olmak üzere doksandokuz belâyı sahibinde defeder.”[1284]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir şeyin ödünç verilmesi sadakadan daha hayırlıdır.”[1285]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İffetli olarak (Allah rızası için) iki kere ödünç, kadan daha hayırlıdır.”[1286]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kul, sadakanın verilişini güzel yaparsa Allah da, gerde bıraktığı malı üzerinde halefliği güzel yapar.”[1287]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir kişi belalından para kazanır, kendini ve Allah’ın mahlukatından eli altında bulunanları yedirir ve giydirirse bu harcama, kendisi için zekât (sadaka) sayılır. Bir müslüman kişinin sadaka verecek durumu yoksa duasında şöyle desin: Allah’ım! Kulun ve Peygamber'in Muhammed'e salât (rahmet) et; mü'min erkek ve mü'mine kadınlara, müslüman erkek ve müslüman kadınlara rahmet et! Bu dua, kendisi için sadaka sayılır.”[1288]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müslüman, çıplak olan bir müslümana bir elbise giydirirse Allah Teâlâ ona cannetin yeşil giysilerinden giydirir. Bir müslüman, aç olan bir müslüman yedirirse Allah Teâlâ kıyamet gününde ona cennet meyvelerinden yedirir. Bir müslüman, susayan bir müslümanı içirirse Allah Teâlâ kıyamet gününde ona cennetin mühürlü şaraplarından içirir.”[1289]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zekâtla mallarınızı kale gibi sağlamlaştırınız. Hastalarınızı sa­daka ile tedavi ediniz. Belâya karşı katlanma hususunda dua ve yakarış ile yardım isteyiniz.”[1290]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın hayırlısı zenginliği müteakip olan sadakadır ve sen geçindirdiğin kimselerden başla.”[1291]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın hayırlısı, geride zenginlik bırakandır. Yüksek (veren) el, alçak (alan) elden daha hayırlıdır ve sen (vermeye) geçindirdiğin kişi­lerden başla.”[1292]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadakanın hayırlısı, ödünç verilen süt hayvanıdır; ecirle gider ve ecirle gelir.”
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennette igrdim ve kapısının üzerinde sadakanın karşılığının on, borcunun karşılığının onsekiz olduğunu gördüm. Bunun üzerine “Ya Cebrail dedim, “nasıl sadakanın karşılığı on, borcun karşılığı onsekiz oluyor?” Şöy­le dedi:
“Çünkü sadaka, zenginin de, fakirin de eline düşebilir. Borç ise an­cak ona muhtaç olan kişinin eline düşer.”[1293]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İbn-i Dahdâha'nın cennette el altında olan nice hurma salkımla­rı var!”[1294]
İbn-i Dahdaha, Ensar'dan bir zattır. İçinde 600 hurma ağacı bulunan bir bostanı sadaka olarak vermişti. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz bu hadisi buyurdular.[1295]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hısımın hısıma sadakası, sadaka ve aynı zamanda sıla (hısım­lık hakkı) dır.”[1296]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gizli (yapılan hayır), aşikâr (açıkta yapılan hayır)dan daha üs­tündür. Ancak aşikâr, kendisine uyulmasını isteyen kişi için daha fazilet­lidir.”[1297]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanık çatal tırnakda olsa yoksulun eline koy!.”[1298]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her evin halkı, her Receb'de bir koyun ve her Kurban­da bir koyun kesmelidir.”[1299]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her müslüman sadaka vermelidir. Şayet sadaka verecek bir şey bulamazsa bir iş yaparak kendisine yarar temin eder ye sadaka da verir. Eğer gücü yetmezse kaygılı ıbir ihtiyaç sahibine yardımcı olur. Eğer yap­mazsa iyiliği emreder. Eğer yapmazsa kötülükten el çeker. Bu, kendisi için sadakadır.”[1300]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç kişi vardı ve bunlardan biri on Dinar'a sahipti, bu Dinarlar­dan birini sadaka olarak verdi; diğerinin on ukıyyesi (dörtyüz Dirhemi) var­dı ve bu ukıyyelerden birini sadaka olarak verdi ve ötekinin de yüz ukıyye­si vardı ve bu ukryyelerden onunu sadaka olarak verdi. Bunlar sevap bakı­mından eşittirler. Çünkü her biri, malının onda birini sadaka olarak ver­miştir.”[1301]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar arasında hesap görülünceye kadar herkes (kıyamet gününde) sadakasının gölgesindedir.”[1302]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bolluktan veren kişinin sevabı, muhtaç olduğu için alan kişinin sevabından daha çok değildir.”[1303]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın bu maldan sana istemeden ve ardına düşmeden verdi­ğini al ve onu sermaye edin veya sadaka olarak ver. Böyle olmazsa ona te­nezzül etme.”[1304]
Bu hadisin sebebi şöyle anlatılıyor: Ashâb-ı Kirâm'dan birine bir miktar mal verilmiş ve o, bu malı kabul etmeyerek “benden daha muhtaç olana ver!” demişti. Rasûl-i Ekrem Efendimiz bu hadisi şerifi buyurdular.[1305]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Komşusu yanı başında aç olduğu ve kendisi de bunu bildiği hal de geceyi tok olarak geçiren kişi bana iman etmiş sayılmaz.”[1306]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka malı asla eksiltmez. Allah, bağışlayan kulun ancak şere­fini artırır. Her kim Allah için tevazu gösterirse Cenâb-i Allah 'mutlaka onu yüceltir.”[1307]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir kimse, bir miktar sadakayı, yetmiş şeytanın iki çenesini ondan sökmedikçe çıkaramaz.”[1308]
Hayır yapmak isteyen kişiyi bu hayırdan caydırmak için yetmiş Şeytan'ın çenesi durmadan çalışır ve o kişi, ancak bu çeneleri susturmaya mu­vaffak olduktan sonra hayrını yapabilir.[1309]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her ikim ödünç olarak gümüş veya sütlü hayvan verirse veya yol gösterirse bu, bir köle azadı gibidir.”[1310]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Fâtıme! Ailemden (bana kavuşacak olanların ilki sensin, zev­celerimden bana kavuşacak olanların ilki de Zeynep'tir ve o, en cömert olanınızdır.”[1311]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cimri ile sadaka veren kişinin misali, emciklerinden köprücük­lerine kadar üzerlerinde demirden giysi bulunan iki kişiye benzer. Sadaka veren kişi, bir şey vereceği zaman demir giysi onun parmak uçlarını örte­cek ve eserini kaybedecek derecede onun derisi üzerinde genişler ve açılır. Fakat cimri, bir şey vermek istediği zaman demir giysinin her halkası ye­rine yapışır ve kendisi onu genişletmek ister, ancak genişlemez.”[1312]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim Allah yolunda bir harcama yaparsa kendisi için bu har­cama yediyüz kat olarak yazılır.”[1313]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sabahları verilen sadakalar kırıcı hastalıkları önler.”[1314]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka verenlerden biri de müslüman ve emin bir hazinedir ki kendisine emredileni tam, eksiksiz ve gönlü hoş olarak verir ve onu ve­rilmesi emredilen kişiye teslim eder”.[1315]
Sahipsiz Toprakların Onarımı
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sahipsiz topraklar Allah'ın, Peygamberi'nin ve dolayisıyle sizin (milletin) dir. Her kim sahipsiz topraklardan bir şey onarırsa o yerin mülki­yeti kendisine aittir.”[1231]
Selam
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yahudi ve Hıristiyanlara önce siz selâm vermeyiniz ve bir yolda onlardan biriyle karşılaştığınız zaman onu yolun en dar yerinden (kenarın­dan) geçmeye mecbur ediniz.”[1149]
Yolun ortasını kâfire bırakıp da kenara çekilmek müslümana yakış­maz. Yani yol daracık ise ve geçebilmek için ikisinden birinin kenara çekil­mesi gerekiyorsa müslüman çekilmemeli ve kâfiri kenara çekilmeye mec­bur bırakmalıdır.[1150]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kitap ehli (Yahudi veya Hıristiyanlar) size selâm verdikleri za­man “ve aleyküm”[1151]
“Ve sana da olsun!”. Bunun sebebi, Yahudilerin, selâm yerine ölüm demek olan “sâm” kelimesini kullandıkları görülmüştü. “Ve sana da olsun!” şeklindeki mukabelede misilleme vardır. Eğer “sâm” demişse ona da eğer selâm demişse ona da selâm çevrilmiş olur.[1152]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâm, konuşmadan öncedir. Bir kişiyi (yemek esnasında geldiği zaman) selâm vermedikçe sofraya davet etmeyiniz.”[1153]
Onun selâmını melekler alırlar.[1154]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâm, ümmetimizin esenlemesi ve zimmetimizin güvencesi­dir.”[1155]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâm, Allah Teâlâ'nın yeryüzüne indirdiği isimlerinden bir isim­dir ve onu aranızda yayınız. Müslüman kişi bir topluluğa uğrar, onlara selam verir ve onlar da onun selâmını alırlarsa Selâm'ı onlara hatırlatmış ol­ması nedeniyle onlardan biri derece üstünlüğe sahiptir. Şayet onun selâ­mını almazlarsa onlardan daha hayırlı ve daha iyi olan onun selâmını alır.”[1156]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâm, Allah'ın isimlerinden büyük bir isimdir; yaratıkları ara­sında onu zimmet kılmıştır. Bir müslüman bir müslümana selâm verdiği za­man artrk onu hayırdan başka bir şeyle anması kendisine haramdır.”[1157]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâm'ı başlatan dargınlık (günahın) dan kurtulmuştur.”[1158]
Selâm, dargınlığı sona erdirmek, iki müslüman arasında üç günden fazla devam etmemesi gereken küskünlüğü kaldırmak için yeterli kabul edilmekte ve önce selâm verenin daha üstün olduğuna işaret edilmektedir.[1159]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâmı önce veren kibirden kurtulmuştur.”[1160]
Çünkü kibirli insanlar, başkalarının önce kendilerine selâm verme­lerini beklerler.[1161]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hayvana binen yürüyene selâm versin, yürüyen oturana selâm versin ve azlık çokluğa selâm versin! Kim selâma karşılık verirse selâm onadır ve her kim karşılık vermezse ona bir şey yoktur.”[1162]
Şüf'a Ve Satışlar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haraç satılmış şeyden sağlanan yarar, garanti mukabilidir.”[1234]
Bu hadisin sebebi şöyle anlatılmaktadır: Adamın biri bir köle satır almıştı. Yanında bir müddet kaldıktan sonra kölede (eski) bir kusur bula rak iade etti. Satıcı:
“yâ Rasûlellah!” dedi, “benim kölemi hizmetinde kullandı.” Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem bu hadisi buyurdular.[1235]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir ortak, sakb'ine, değeri her ne ise daha müstehaktır: Hadisin tamamı şöyledir:
“Sakb nedir?” diye soruldu. Rasûl-i Ekrem
“civardır!” buyurdular.[1236]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ortak, şüf a hakkına sahiptir ve şüf’a her şeyde vardır.”
Şüf'a hakkı: Satılık mala ortak veya komşu olanın, aynı para ile sa tın almak üzere başkalarına tercih olunması hakkı.
Hadis, menkul ve gayrimenkul her malde şüf'a olduğuna delâlet et mektedir. İmam Ahmet, menkul mallardan yalnız hayvanda şüf'a olduğuna kail olmuştur. [1237]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arazi, konut ve bostandaki her ortaklıkta şüfa vardır. Alsın ve­ya almasın, ortağına teklif etmeden satması doğru olmaz. Eğer teklif et­mek istemezse, (başkasına satması için) kendisine müsaade etmedikçe or­tağı, satılık mala daha müstahaktır (şüf'a hakkıyle onu alır).”[1238]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüf'a, sınır düşmeyen yerlerdedir. Sınır düştüğü (ifrazı yapıldı­ğı) takdirde şüf'a yoktur.”[1239]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mükâteb, mükâteblik bedelinden üzerinde bir Dirhem kaldığı müddetçe köledir.
Mükâteb: Tamamlandığı zaman azat edilmek üzere bedele bağlanan köle.”[1240]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Velâ, gümüş parayı (Dirhem'i) veren ve azadetme nimetinin ve­lisi olana aittir.”[1241]
Velâ: Efendisi ile kölesi arasında azat neticesi olarak meydana ge­len bir yakınlıktan, bir yardımlaşmadan ibarettir ki, azadedilen bir suç iş­lediği takdirde diyetini efendisi verir ve vefat edip de derecesi mukaddem vâris bırakmadığı takdirde mirası efendisine kalır. (Devellioğlu)[1242]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evin'komşusu, komşunun evine daha müstahaktır.”[1243]

BİR ÖNCEKİ SAYFANIN DEVAMI..8..HADİSLER

Müminin Belâları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah sevdiği kullarının feryat ve inlemelerini dinlemek için, kendisine belâ verir.”[67]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sahabiyeler (savaşların)dan bahsedildiğinde, durup tenkidden kaçınınız. Yıldızların etkilerinden bahsedildiğinde ise inanmayınız. Gene kader yazısından bahsedildiği zaman, şüphe etmekten kaçınıp bunun ger­çek olduğuna inanınız.”[68]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müminin hastalığından dolayı yakınıp sabırsızlık gösterme­sine şaşarım doğrusu. Hasta olan mümin, hastalığından ötürü kendisine verilecek olan mükâfatları bilmiş olsaydı, muhakkak ki, ölünceye dek has­ta kalmak isterdi.”[69]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bu ümmetin başına gelecek en büyük belâ birbirlerine düşüp savaşmalarıdır.”[70]
“Hz. Muhammed bu hadisde, müslümanlar arasında baş gösterecek bir savaşa işaret etmekte. Bu savaş müsümanların bel kemiğini kırıp birbirlerine düşürüp ayırdıktan sonra batının boyunduruğu altına sokacaktır.”[71]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın, iki gözünü aldığı mümin kulunu cehenneme koyması adaletine aykırı düşer.”[72]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki meleğin yaptıklarına hayret ederim. Semadan, yere inerek araştırıp namaz kıldığı yerde mümin kulu bulamadıklarında;”
Allah'ın huzuruna gelip şöyle seslenirler:
“Ya Rab! Şu ana kadar her gün ve gece falanca kuluna yazdığımız se­vabı, bu gün aramamıza rağmen ibadetgâhında bulamadık. Onu hastalık ipiyle evinde bağlayıp hapsettiğinizden bir sevap yazamadık. Buna karşı Hz. Allah şöyle buyurdu:
“Ey meleklerim (iki meleğim) falanca kuluma sağlığında bir gün ve gece içinde işlediği sevapların aynını hiç bir nok­sanlık yapmaksızın yazınız. Hastalıkla hapsetmeme karşılık ona verece­ğim sevapla birlikte, bu arada işleyeceği iyiliklerin sevabını da alacaktır.”[73]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Mümin kuluma) verilecek mükâfatın büyüklüğü, kendisine ve­rilen belânın büyüklüğü nisbetindedir.”[74] 8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sıtma gibi herhangi bir hastalığa tutulan bir mümin, ateşe so­kulup üzerindeki tüm kir ve paslardan arınan bir demire benzer.”[75]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Va'ku: Şiddetli sıtma,
Elhumma: Sıtma
Hadid: Demir,
Habeş: Pas ve leke,[76]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir atlının bineğine sarılması gibi, fakirliğe hazırlanıp sarıl. Çünkü fakirlik, beni seven kimseye, gideceği yere varmak için hızla akan bir sudan daha hızlı koşup varır.”[77]
Ticfahen: Savaş anında kılıç ve mızrak darbelerine karşı ata giy­dirilen bir zırh örtüşüdür, fakat biz burada, atlının bineğine sarılması an­lamında kullandık. Hadisde de kast edilen mâna budur.[78]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin kul, üç şey sayesinde dünya ve ahiret de iyi olan tüm şeylere nail olur.”
a) Kendisine verilen1 belâ ve musibetlere karşı sabırlı olması,
b) Allah'dan gelen kaza ve belâlara rıza göstermesi,
c) Refah ve servet içinde olduğu zaman, Allah'ı unutmayıp duada bulunması,”[79]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın en iyi şekilde bana gönderdiği Cebrail şöyle de­di:
“Ey Muhammed şüphesiz Hz. Allah sana selâm eder ve şöyle buyur­makta:
“Ben, ölüm nedeniyle bana gelmeyi sevmeleri için, dünyaya şöyle emrettim: Ey Dünya! Sen dostlarıma karşı şiddetli belâ ve kederli ol. Çün­kü seni dostlarım için zindan, düşmanlarım için de cennet olarak yarat­tım.”[80]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin başına bir belânın gelmesi, günahları için bir kefa­rettir.”[81]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zarara uğramayan servette ve hastalık görmeyen insanda hayır yoktur.”[82]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ölüp Allah'ın huzuruna gelinceye kadar, gelecek olan her se­ne geçirdiğiniz seneden daha kötü olacaktır.”[83]
“Gelecek olan her sene, bir öncekinden daha kötüdür. Çünkü daha evvel geçmiş olan seneler, sevgili peygamberimizin zamanına ve İslâmiyetin devrine daha yakındır. İslâm güneşi doğmadan evvel iki cahiliyet devri ve dinsizlik, Hz. Muhammed'in devri uzaklaştıkça insanlar ara­sına yerleşir, ahlâksızlık rüzgârları ve fırtınaları tüm İslâm ülkelerine ye­niden dönüş yapar, İslâm rejimlerini hor görüp daha üstün gördükleri ba­tının mülevves ve kötü ahlâk rejimlerini beğenerek küfürbazlığına oturur­lar. Bunun içindir ki, geçmiş olan her sene, gelecek olan her seneden da­ha hayırlıdır.”[84]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, kaza ve belâyı, insana, aziz ve şerefli olması için veririz.”[85]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyurmakta:
“Kendisine verdiğim belâya karşı bana hamd edip sabreden mümin kulum, anasından doğduğu gün gibi günahdan arınmış olarak yatağından kalkar.” Hz. Allah onun omuzundaki koruyucu meleklere şöyle emreder: “Şüphesiz ben, ku­lumu hastalıkla, iyilik yapmasına engel oldum. Öyleyse kendisine hasta olmadığı anlarda işlediği sevabların aynısını yazınız.”[86]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin kul, kertenkele yuvasına bile girse, Hz. Allah ona ezi­yet verecek bir şey musallat ederdi.”[87]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin kul, denizde bir tahta üzerinde bile tutunsa, Hz. Al­lah ona eziyet eden birini musallat ederdi.”[88]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rahip olan Cüreyce bir din bilgini olsaydı, muhakkak ki ana­sının çağırışına cevap vermenin, içinde bulunduğu nafile namazına devam etmekten daha üstün olduğunu bilirdi. (Namazını bozup anasının çağrısı­na icabet ederdi.)”[89]
“Müminin anasının çağırışına cevap vermesi, içinde bulundu­ğu ibadete devam etmesinden daha üstündür” manâsını taşıyan hadisi şe­rifin iki nedeni vardır.”
a) Çocuğun ateşe düşmesi veya amanın kuyuya düşme tehlikesinin olması gibi önemli sebebler teşkil eden vakalarda namaz kılmakta bulu­nan kişinin anasının çağırışına icabet etmesi gerekir.
b) Sevgili peygamberimizin buyurmuş oldukları bu hadisi şerif, o devrin hak dinine mensup İnsanlara ait olmasındandır.[90]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşılaştığı belâyı nimet, bolluğu da musibet olarak kabul etmeyen, kâmil bir mümin değildir.”[91]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ömrü) belâ ve hastalıkla geçen kişilerin kıyamet günü ala­cakları sevapdan ötürü, (Dünya hayatı refah ve huzur içinde geçen) sıh­hatli kişiler, dünyada iken derilerinin makasla koparılmasını niyaz eder­ler.”[92]
“Dünyada iken hayati refah ve afiyet içinde geçen, vücuduna hastalık, malına zarar, namusuna leke, çocuğuna belâ gibi herhangi bîr musibet görmeyen kimseler, görenlerin kıyamet aleminde alacakları mü­kâfatları görünce, “Dünyada iken küçük değil, büyük belâlara maruz kal­saydık hatta derilerimiz düşmanlar tarafından makasla kesilip koparılsaydı” diye niyaz ederler.”[93]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah için gördüğüm eziyetleri kimse görmemiştir.”[94]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hoşlanmadığınız halde yaptığınız güçlükler için, kıyamet günü karşılığını alacaksınız. Hayır ve sevap, sahibi için ahiret gününe ertelen­miştir.[95]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hastalık gören her damarı için, mümin kişinin bir günahı in­dirilip bir sevap yazılır, bir makamı da yükseltilir.”[96]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir dikenin isabet edip de eziyet verdiği bir müslümanın günahlarından bir günah, ağacın yapraklarını dökmesi gibi dökülür.”[97]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dikene varıncaya kadar müminin eziyet gördüğü her belâ, günahlarına kefarettir.”[98]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin cılız bir ekine benzer. O ekin rüzgârın her esişinde yı­kılır, rüzgârın durması halinde ise doğrulup eski halini alır.
Kâfir, çam ağacına benzer. Normal durumu (esen rüzgârlar karşısın­da) değişmez. Ancak Hz. Allah dilediği zaman, büyük bir afetle onu yık­tırır.”[99]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yeryüzünde Hz. Allah'ın dilediği kulları için, hastalık (gibi belâlar) bir terbiye aletidir.”[100]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yaprakların ağaçtan dökülmesi gibi, hasta olan kişinin günah­ı dökülür.”[101]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üzüntü ve belâlar (ahiret aleminde müminler için) bir mükâfat vesilesidir.”[102]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herkesin yüzünün kapkara kesildiği o günde (kıyamet) belâ ve musibetler, sahibinin yüzünü ak çıkarır.”[103]
“Yağmur altında paslanmış demirin cila ile temizlenmesi gibi, çeşitli günah işleyen kulun günah kirlerinden arınması ancak belâ ve mu­sibetler sayesinde gerçeklenir. Günah kirlerinden arınmamış bir kimsenin işlediği günahlar, kalbindeki iman aynasına karşı, güneşin önüne geçen bulutlar gibi geçip hakikati göstermesine engel olurlar.”[104]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sıtma hastalığına tutulan kimseye ayak ve damarları titrediği müddetçe sevap yazılır.”[105]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin kişi için (en büyük) hediye, ölümdür. (Çünkü onu, dün­yanın belâ ve musibetlerinden kurtarıp Allah'ın rahmetine kavuşturur.)”[106]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların belâsı en çok olan kimseler, peygamberler, ondan sonra da (iman ve ahlâk bakımından) peygamberlere yakın olan kimseler­dir. Çünkü kişiye dininin sağlamlığı kadar belâ verilir. Mümin, dininde sağlam bir imana sahipse belâsı çok şiddetli olur. Dini zayıf olan kimse­ye ise o oranda belâ verilir. Kısacası belâlar, yeryüzünde günahlarından arınmış olarak yürümeyinceye kadar yakasına yapıştığı mümin kulu rahat bırakmaz.”[107]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar arasında belâsı en çok şiddetli olan kimseler, öncelikle peygamberler sonra da salih (iyi amel işleyen) kimselerdir.”
And olsun ki, geçmiş ümmetlerin bazıları öylesine fakru zaruret için­de yaşarlardı ki, bir gömlek gibi kafalarına geçirdikleri abadan başka bir giyecekleri yoktu.
Yine, değiştirilecek elbise, yıkayacakları sabun gibi temizleme araç­ları bulunmadığından dolayı, kendilerini öldürecek çoklukta bitlerle mu­sallat olunurlardı. Onlar (sağlam bir iman halkasına yapıştıklarından ötü­rü) sizin mal ve servete olan sevginizden ziyade belâlardan hoşlanırlar­dı.”[108]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, inlemelerini işitmek için, sevdiği kuluna belâlar verir.”[109]
“Anne ve baba, çok sevdiği evlâtlarının ağır bir hastalık altın da inlediğini görüp işittikleri zaman, acıyıp kendilerine karşı öncede yaptığı isyanlarını af edip bağışlarlar. İşte haz. Allah da sağlam bir imana sahip olan sevdiği kulunun işlediği yığınlarca günahına rağmen hastı (andığında onun inlemelerini dinleyip günahlarını affeder.”[110]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bir müminin gözlerinin) kör olması veya kulaklarının sağı olması günahları için bir kefarettir. Kısacası müminin vücudundan noksan olan uzvuna göre günahları affedilir."[111]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hastalıkla geçen zaman, günahlarla geçen zamanı telâfi eder.”[112]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dünyada iken, müminin eziyetlerle geçirdiği anlar, ahireti (hak edeceği) eziyetli anlarını karşılar.”[113]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey İslâm ehli! (benden sonra) siz ordunuzla birlikte Şama kadar dayanacaksınız. Muhakkak ki, Şam size feth olunacaktır. (Şama girdikten sonra) bazılarınızda Taun, sivilce gibi hastalıklar ince yerlerinde görünmeye başlar, Onun yüzünden ölüm şerbetini içerler. Hz. Allah onları şehitler mertebesine yükseltip günahlarını temizler.[114]”
“Sevgili peygamberimiz bu hadisiyle tekriben kendisinden 3 sene sonra Şam beldesinin alınacağını, fakat askerlerden bazılarının Taun hastalığına yakalanacağına dair bir mucize haberi vermiştir. Peygamberimiz (s.a.s) kendisine peygamberlik rütbesi verildiği andan kıyamete değin yeryüzüne gelecek her hadiseyi sanki huzurunda olmuşcasına ilâhi bir aletle görüp haber vermiştir.
İşte peygamberimiz bu hadisle vermiş olduğu olay, otuz yıl sonra aynen vuku bulmuştur.”[115]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biz peygamberlere belâlar kat kat verilir.”[116]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah gerçekten mümin kulunu dünya mal ve servetine kapılmaktan, sizin hastanıza zarar vermesinden korktuğunuz yiyecek ve içeceklerden korumanız gibi korur.”[117]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah mümin kuluna işlediği günahlara ke­faret olsun diye çeşitli hastalık belâları verir.”[118]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah kulunu verdiği nimetlerle imtihan eder. Buna karşı kul, kendisine düşen Allah'ın nimetlerine razı olup şük­rederse, o mal bereketli kılınıp çoğaltılır- Fakat kul razı olmayıp şükür et­mezse, kendisine verilen mal bereketli kılınmadığı gibi çoğaltılmaz da.”[119]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah şöyle buyurmuştur: “Dünyada iki gö­zünü aldığım mümin kulum için, mükâfat olarak ancak cennet vardır”[120]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah kıyamet günü şöyle buyuracaktır:
“Ey kulum! Hastalığımda neden beni ziyaret etmedin?” Mümin kul:
“Ey Rabbim! Sen ki, bütün varlıkların sahibisin. Ben nasıl seni zi­yaret edebilirim?”
Hz. Allah:
“Ey kulum! Bilmez misin? Falanca mümin kulum hastalandı. Onu ziyaret etmedin. Ziyaret etseydin, beni (rahmetimi) orada bulurdun. (Do­layısıyla onu ziyaret etseydin beni etmiş olurdun.)” Hz. Allah:
“Ey kulum! Senden yemek istedim. Neden vermedin?” Mümin kul:
“Ya Rab sen ki, tüm varlıkların sahibisin. Sana nasıl yemek vere­bilirim?” Hz. Allah:
“Ey kulum bilmez misin? Aç olan falanca kulum senden yemek is­tediğinde onu neden doyurmadın? Onu doyursaydın, beni orda bulurdun.” Hz. Allah:
“Ey kulum! Senden su istediğimde bana neden vermedin?”
“Ya Rab! Sen ki, bütün varlıkların sahibisin. Sana nasıl su verebilirim?” Hz. Allah:
“Ey kulum! Bilmez misin? Susuz olan kulum senden su istediğinde sen ona neden vermedin. Onun susuzluğumu dindirseydin, beni orda bu­lurdun.”[121]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah mümin kuluna, hastalığı devam ettiği müddetçe işleyemediği iyilikleri için, sağlığında iken işlediği iyiliklerin sevabından daha çok sevab yazar.”[122]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, salih kimselere şiddetli belâlar verilir. Yine bir di­kenin isabet ettiği mümin kimse için, bir günah indirilip bir makam yük­seltilir.”[123]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, müminlerin belâları şiddetli olur. Çünkü bir diken veya daha büyük bir şeyin veyahut bir hastalığın isabet ettiği mümin kim­se için, bir makam derecesi yükseltilip bir günahı da silinir.”[124]
50- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Allah'ın en kötü kulu, malına ve çocuklarına be­lâ gelmeyen kimselerdir.”[125]
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, (kıyamet günü verilecek büyük mükâfatlar (dünya da iken kendisine verilmiş) büyük belâlar nisbetinde olur.”
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, belâyı ancak sevdiği kullarına verir. Buna karşı kul, kendisine verilen belâlara rıza gösterirse, Allah'ın rızasını kazanmış, öfke
Müslümanlar Arasında Tefrikacılık
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yahudi milleti 71 fırkaya, Hıristiyan m'illeti 72 fırkaya, benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılmış olacaktır. (Bu yetmiş üç fırkanın yalnız bir fırkası kurtulacak ki, bunlar da ehlisünnet ve cemaattandır. Diğerle­rinin hepsi cehennemliktir.)”[498]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Siz (başlarına gelen iyilikleri Allah'a, kötülükleri ise insanlara isnad etmek inancına sahip olan) kadercilerle beraber oturmayın. Ve da­valarınızda onların hakemliklerini kabul etmeyiniz.”[499]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, benim ümmetimi gerçek dışı batıl şeyler üzerinde toplanıp karar vermekten korumuştur. (Batıl olan bir şey üze­rinde toplanıp karar vermezler.)”[500]
lenirse gazabını hak etmiş olur.”[126]
Müslümanların Birbirlerine Karşı Hakları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Din kardeşini seven müslüman bir kimse, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş olur.”[563]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kölelerin (ve işçilerin) evinin iş ve ihtiyaçlarını yerine getirmek konusunda sana yeterlidir. O halde onlar beş vakit namaz kılarlarsa senin kardeşindir. Onlara çocuklarına yaptığın iyilikleri yapıp yediklerinizden yedirin.”[564]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanında bir din kardeşine hakaret edilen bir kimse, yardım etmeğe gücü yettiği halde ona yardım etmeyip hakaretten kurtarmazsa, Hz. Allah kıyamet günü onu mahşer meydanında insanların huzurunda rezil eder.”[565]
(*) İyi bir müslüman elbetteki Allah'ın emirlerine hayatinin her anı da uyan ve Peygamberimizin çizdiği yoldan ayrılmayan kimsedir. Fak; şurası da muhakkaktır ki insanlar, eksiksiz ve samimi bir mümini, insanlara karşı olan hareketlerinin dürüstlüğü, doğruluğu ve sevimliliği ile ölçülebilirler.
Gerçi kimin iyi mü'min olduğunu, kimin Cehennemlik ruhlu olduğunu herkesin iç yüzünü en ince noktalarına kadar gören Ulu Allah bilir. Ancak herkes hakkında kulların bildiği ve onlara dayanarak iyiliğine veya kötülüğüne hüküm verdiği hususlar vardır. İnsanlara iyi davranmayan, eline düşen her fırsatta karşısındakine zarar ve sıkıntı veren, yardım elini uzatacağı yerde insanların rahatına, huzuruna ve menfaatine engel olmaya çalışan, kendi rahat ve menfaatini, vicdanı sızlamadan ellerin ıstırap ve hu­zursuzluğunda arayan, hattâ insanların dert ve kaderlerine ortak çıkmayıp üzüntülerine gönülden katılmayan kimsenin iyi bir mü'mîn olduğunu, Al­lah'ın ve Peygamber'in hoşnutluğunu hakkeden bir müslüman olduğunu kim öne sürebilir?.. Çünkü iyi bir mü'mîn demek günde beş vakit namaz kılan, hatta bu beş vakte beş vakit daha nafile katan, farz demeyrp sık sık oruç tutan, zekât verip Kabe'yi ziyaret edere kimse değildir. Bu saydıkla­rımız gerçi İslâm dininin ana temelini teşkil ederler, ama İslâmiyet hiç bir zaman bunlarla bitmez. İslâmiyet gönül temizliği ve herkesi hoşnut eden örnek insan olma davasıdır. Bilelim ki insanların kendisinden zarar gördü­ğü, tiksindiği ve nefret ettiği bir kimsenin, Allah tarafından sevilip beğe­nilmesine kat'iyyen imkân yoktur. İyi bir müslüman önce akraba ve yakın­larını, sonra yakın uzak bütün komşularını ve daha sonra da karşılaştığı ve münasebet kurduğu herkesi memnun ve razı eden kimsedir. Arkasından herkesin yaka silktiği, “Allah belâsını versin,” diye lanetler edilen kimse­nin istediği kadar bol bol ibadeti olsun gerçek mü'minlik defterinde yeri olacağı şüphelidir. Bu konudaki sözlerimizi, her mü'mînin kulağına küpe olmasını dilediğimiz Peygamber'imizin şu sözü ile bitirelim: Mü'min kar­deşinin sıkıntısını kendi sıkıntısı saymayan kişi, gerçek mü'min değildir.[566]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Din kardeşine karşı kalbinde sevgi bulunan bir kimse, sevdiği­ne dair din kardeşine haber vermezse, ona ihanet etmiş olur. (Haber ver­mesi aralarındaki bağlılığı daha da kuvvetlendirir.)”[567]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, kocası yanında olmayan bir kadının yatağına oturan kimseye kıyamet günü ısıracak zehirli bir yılanı musallat eder.”[568]
Kocası yanında bulunmadığı bir zamanda kadının yanında otur­mak, en büyük bir günahdır. Çünkü aralarına şeytan girebilir ve kadını ko­casına karşı ihanete tahrik edebilir. Böylece kadın, ihanet edenlerden olup, cezayı hak eder.[569]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Borcunu vermek isteyen bir kimseye Hz. Allah tarafından bir yardımcı bulundurulur.”[570]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adaletten ayrılmayıp adil kararlar veren bir hakim, günah sevabı olmadığı halde Allah'a varmayı hak etmiş olur.”[571]
“İki kişinin arasına girerek hakemlik yapmak veya üzerine aldı­ğı bir davada karar vermek büyük bir vebaldir. Çünkü her an için, adalet­ten kayma ihtimali vardır. Ancak adil bir hüküm verirse, vebaldan kurtu­labilir. Bunun sonucunda Allah'ın yanına günah ve sevabı olmaksızın va­rır da onun için büyük bir kazanç sayılır.[572]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hile yapan kimseler, bizden değildir. Çünkü hilekârlık aldatmacılık, sahibini cehenneme götürür.”[573]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir din kardeşini işlediği günah ile ayıplayıp alay ederse, o kimse aynı günahı işlemeden ölmeyecektir.”[574]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman, müslümanın din kardeşidir.”[575]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müslümanın din kardeşiyle dargın olup ilgisini kesmesi, onu öldürmesi kadar ağır bir günahdır.”[576]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
a) Zannettiğin bir şey hakkında kesin hüküm verme. (Çünkü zannettiğinin aksi de çıkabilir.)
b) Kıskandığın bir kimseye, kıskançlığının nedenini gerçekleyip zu­lümde bulunma.
c) Kuşlarla fal çekip uğursuzluğa yormak istediğin zaman, buna inanmayıp hemen vazgeç. (Çünkü kuşlarla fal çekip uğursuzluğa yormak, Al­lah'a şirk koşmak demektir.)[577]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanın din kardeşi üzerinde beş hakkı vardır:
a) Karşılaştığında selâm vennek veya sefam almak,
b) Hastayı ziyaret etmek. Hastanın kimsesi yoksa ziyaret etmek vacip, kimsesi varsa, ziyaret etmek sünnet olur.)
c) Cenaze namazını kılmak ve defnini yapmak. (Bu ise, farz-ı kifayedir.)
ç) Ziyafet davetini kabul etmek- (Bu da vacipdir.)
d) Aksıran kimsenin “elhamdülillah” demesine karşılık yerhamukümüllafı” (Allah sana rahmet eylesin” diye karşılık vermek.
Karşılaştığında selâm vermek ve tatlı konuşmaktır.”[578]
Bir müslümanın diğer bir müslümanda olan diğer bir hakkı da hastalandığı zaman ziyaretine gitmektir. Kanaatimizce bu en önemli ve hiç bir zaman ihmal edilmemesi gereken bir haktır. Hiç şüphesiz ki, insan herzaman sıhhatini korumak için gerekli olan ihtimamı göstermeyebilir. Gerek bu yüzden ve gerekse Allah'ın bizi imtihan etmesi için zaman za­man hepimiz hastalanabilir ve bir derse tutulabiliriz.
Bu gibi zamanlarda insanın bir köşeye atılması, bütün dostları ve ah­bapları tarafından unutulması ne kadar acı ve üzücüdür!...
İnsanların dosta ve teselliye ençek ihtiyaç duydukları anlar, işte bu zamanlardır. Bunun için dinimiz bu konuya büyük bir önem vermiş ve Pey­gamberimiz başka bir hadisi şerifinde “Herhangi bir müslümân sabahleyin hasta bir mü'min kardeşini ziyaret ederse, yetmiş bin melek ona akşama adar rahmet okurlar. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek sabaha kadar ona istiğfar ederler. Aynı zamanda o kimse için cennette toplanmış meyvalar vardır.” diye buyurmuştur.[579]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanın din kardeşi üzerinde altı hakkı vardır:
a) Din kardeşinle karşılaştığında selâm ver,
b) Ziyafete çağrıldığında davete icabet et,
c) Senden herhangi bir şey hakkında istenilen bilgiye güzel nasihat­le karşılık ver,
ç) Aksırıp Allah'a hamd eden din kardeşine “yerhamukümüllah” diye karşılık ver.
d) Hastalarvdığı zaman ziyaret et.
e) Öldüğü zaman cenazesine katıl,”[580]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın affını gerektiren şeylerden birisi de; din kardeşini üzmen değil, sevindirmendir.”[581]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın affını gerektiren şeylerden birisi de; din kardeşinle kar[582]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşılıklı birbirini sevmek, yardımlaşarak yekdiğerlerini ka­yırmak hususunda müminler, azalarından biri ihastalandığı zaman, diğer kısımları uykusuz kalarak ve ateşler içinde yanarak hasta azanın derdine katılan bir vücuda benzer.”[583]
Diyebiliriz ki insanlığın gönlünü Allah'ın birliği ile şenlendiren ilâhî nur'un Hira dağında parladığı andan günümüze kadar İslâm yokluğun­dan şiddetli zararlar gördüğü ve durmadan hasretini çektiği ve buna rağ­men bir türlü kavuşamadığı en önemli prensip, birlik ve müslümanlar ara­sı tutkunluk olmuştur.
Halbuki dinimiz bütün müslümanları kardeş saymış, İslâm cemiyetini de tuğları birbirini destekleyen sarsılmaz bir bina şeklinde tarif etmiştir. Birlik ve beraberliğe dinimizce verilen ve bunca öneme rağmen şu bin-dörtyüz yıllık tarihimiz ayrılıkların, kardeş kavgalarının, mezhep çatışma­larının, sözün kısası birleşip düşman dünyayı yok edeceğimize karşı kar­şıya gelip birbirimizi yemenin kanlı ve acıklı sayfalan ile doludur.
Günümüzde de bütün fikirler ve inançlar aralarındaki derin ayrılıkla­rı uzlaştırıp birliğe doğru gitmeye çalışırken yedi yüz milyonluk İslâm dün­yası hiç yoktan sebepler icad ederek küçük pürüzler yüzünden birbirleriy­le uğraşmakta, bir araya gelmeye bir türlü yanaşamamaktadırlar. İşte bu parçalanmışlığın acı ve ibretli sonucudur ki günümüzün bütün müsiümân memleketleri batının maddeci” büyük zengin devletleri ile Allahsız komü­nist devletlerin pazarlık ederek bölüştükleri ve köle diye kulandıkları mil­letler olmuşlardır.
Bu acı durumun vebalini sadece dünyanın her yanındaki ve hatta içi­mize de sinmiş olan, Allah düşmanlarına yüklemek kanaatımızca eksik ve kısır bir görüştür. Çünkü sebeplerin başı ve davaların kökü, müslümanların Allah'a ve O’nun resulüne bağlanıp her mü'mini ana - baba bir kardeş diye görecek bir iman temizliğine ulaşamamış olmamasıdır.[584]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuğunu, kocasını veya yakınını kaybeden bir kadına baş sağlığı dileyen- kimseye, cennet elbiselerinden bir kürk giydirilir.”[585]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek müslüman, diğer müslümanlarm dilinden, elinden se­lâmette olduğu, mümin ise, insanların kan ve mal konusunda kendisinden güvenlikte kimsedir.”[586]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek müslüman, diğer müslümanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir. Gerçek muhacir, (yurdunu terkeden değil) Al­lah'ın haram kıldıklarını terkeden kimsedir.”[587]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanların ortak oldukları üç şey vardır:
a) Sahipsiz ibir yerde biten bitkiler,
b) Sahipsiz sular,
c) Sahipsiz yakacak maddeler.[588]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşçinin hakkını, teri kurumadan önce veriniz.”[589]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, ümmetimin fikirlerini sapık inanç üzerin­de birleştiremez, Hz. Allah'ın kuvvet ve himaye eli, topluluk üzerindedir. (Doğru yolda bulunan bir toplumdan ayrıan kimse, cehenneme yalnız olarak girecektir.)”[590]
Müslümanların önderliğini yapan bilginleri hiç bir zaman ger­çek dışı olan batıl bir inanç ve düşünceyi kabul etmek konusunda birleşmez. Çünkü kalblerindeki iman lâmbası, karşılarındaki meselelerin iç yü­zünü gösterip onları batıl düşüncelerin etrafında toplanmaktan alıkor.[591]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, dünyada insanlara eziyet veren kimsele­ri kıyamet günü cezalandıracaktır.”[592]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evinde misafir edip besleyen ilk insan, İbrahim peygamber olmuştur.”[593]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, zalimlerinden zayıf kimselerin hakları alınmayan bir milleti, işledikleri günahların azabından nasıl korusun.”[594]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişi, bineğinin sırtına binmeye, kendi yatağında yatmasıve evinde imamlık yapmaya daha hak sahibidir.”[595]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimse, tuttuğu yerde oturmakla daha hak sahibidir. Böy­le bir (kimsenin bir ihtiyacını görmek için, yerinden kalktıktan sonra gelip tekrar yerine oturması, yine hakkıdır.”[596]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insan, gerek zalim, gerek mazlum olsun din kardeşine yardım etsin. Yardım ettiği kişi zalimse eğer, onu zulmünden vazgeçirme­si kendisi için büyük bir yardımdır. Eğer yardım ettiği kimse mazlumlardansa, ona uğradığı haksızlıktan kurtarmakla yardım etsin.”[597]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, kıyamet günü boynuzlu hayvandan boynuzsuza varıncaya kadar her hak, sahibine verilmeyecektir.”[598]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Birinizin çeşitli yerlerde yamalı bir elbise giymesi, sonradan ödeyecek parası olmadığı halde veresiye olarak yeni bir elbise alıp giy­mesinden daha hayırlıdır.”[599]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimse, iyilik gördüğü bir kimseyi anıp ondan bahsederse, ona karış şükran borcunu yerine getirmiş, iyiliğini gizleyip ondan bahsetmezse, ondan gördüğü iyiliği inkâr etmiş olur.”[600]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adamın biri, din kardeşini ziyaret için birköye gider. Bunun üzerine Hz. Allah, o adamın yoluna bir melek gönderip onu oturtur. Melek, yanına varan adama, nereye gittiğini sorar.”
Adam:
“… köyüne bir ahbabımın ziyaretine gidiyorum.” Melek:
“Adamın sana karşı bir iyiliği veya alacağı mı var?” Adam:
“Hayır. Herhangi bir borcu yok bana. Ancak, Allah rızası için (Al­lah'ın dostu olduğu için) onu seviyor ve bunun için de ziyaretine gidiyo­rum.” Melek:
“Muhakkak ki, ben bunu sana bildirmek için Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sen, dostunu Allah için sevdiğin gibi, Allah da seni seviyor.” [601]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Her zaman değil, fakat) ara sıra ziyaret et ki, sevgin artsın.”[602]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Din kardeşini ziyaret eden kimsenin sevabı, ziyaret ettiği kimsenin sevabından daha büyükdür.”[603]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dîn kardeşini ziyaret edip evinde yemeğini yiyen bir kimse­nin derecesi, ziyaret edilip yemeğini yediren kimsenin derecesinden da­ha üstündür.”[604]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah için ziyaret et. Çünkü Allah için ziyafet eden kimseye, yetmiş bin melek (dua ve istiğfar ile) ikramda bulunurlar.”(605)
Müslümanların İhtiyaçlarının Görülmesi
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhtiyacı hususunda bir mü'min (kardeşime yardım etmekliğim, Mescid-i Haram'da (Kâ'be'de) bir ay oruç tutmak ve itikâf yapmaktan benin için daha değerlidir.”[1250]
Mescide kapanıp ibadetle vakit geçirmek,[1251]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir mü'minî sevindirmek, amellerin en faziletlilerindendir. Bir borcunu ödersin veya bir ihtiyacını görürsün veya bir sıkıntısını giderirsin.”[1252]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gören kimseye, haccedip umre yapan kişi gibi sevap vardır.”[1253]
Umre: Muayyen bir vakti olmayan ve Arafat'da vakfeyi gerektirin yen hacc.
Burada nafile olan hacc ve umren'in kasdedildiği belirtilmiştir.[1254]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir ımüslüman kardeşinin bir ihtiyacını gören kimse, ömrü boyun­ca Allah'a hizmet eden kişi gibidir.”[1255]
Bir müslümanın bir ihtiyacını karşılamak, ömür boyu yapılan nafile ibadetlerden daha üstün sayılmaktadır. Bu hadis, iyiliği teşvik eden en yü­ce manayı dile getirmiştir.[1256]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhtiyacını kendisi bana ulaştıramayan kişininin ihtiyacını bana ulaştırınız. Her kim, ihtiyacını ulaştıramayan kişinin ihtiyacını devlet yet­kilisine ulaştırırsa Cenâb-i Allah, kıyamet gününde onun ayaklarını sırat üzerinden kaydırmaz.”[1257]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Aracılık ediniz, sevap kazanırsınız ve Cenab-ı Allah Peygamberi'nin dilinden dilediği hükmü verir.”[1258]
Bu hadisin sebebi: Rasûi-i Ekrem Efendimize ihtiyaçlı bir kimse gel­diği zaman yanındakilere döner ve kendilerinden bu ihtiyacın karşılanması için aracılık yapmalarını tavsiye ederdi. Buradaki aracılığın manasa, adamın durumu belirtilerek ihtiyacının en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.[1259]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cenâb-i Allah, iyilik için kullarından ileri gelen kişiler yaratmış, onlara iyiliği sevdirmiş ve iyilik yapmayı kendilerine kolaylaştırmıştır. Tıp­kı kurak bölgeyi sulamak ve halkına hayat vermek için yağmuru oraya müyesser kılması gibi. Cenâb-i Allah, kullarından iyiliğe düşman olan kişilerde yaratmış, onlara iyiliği sevdirmemiş ve onları iyilik yapmaktan tiksindirmiştir. Tıpkı kurak bölgeyi öldürmek ve bölge ile birlikte halkını kırmak için yağmurun önlenmesi gibi. Allah'ın bağışladıkları ise daha çoktur.”[1260]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın birtakım kulları vardır ki onları insanların ihtiyaçları için ayırmıştır, insanlar ihtiyaçları için onlara başvururlar. Allah'ın azabın­dan emniyette olanlar işte onlardır.”[1261]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın bazı grupları vardır ki, kulların istifadesi için onları ni­mete ayırmış (servet sahibi kılmış) tır ve bol bol verdikleri müddetçe bu ni­meti kendilerinde bırakır. Şayet nimeti tutarlarsa o zaman kendilerinden çe­kip alarak başkalarına verir.”[1262]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlardan birtakım kişiler vardır ki onlar bayrın anahtarı vı şerrin kilitidirler. İnsanlardan birtakım kişiler de vardır ki onlar şerrin anahtarı ve hayrın kilitidirler. Allah'ın, hayrın anahtarlarını eline verdiği kişiyi yazıklar olsun!.”[1263]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim duasının kabul olunması ve sıkıntısının kalkmasını isterse güçlük içinde olan kişiyi ferahlandırsın.”[1264]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendisine nimet (varlık) verilen kişi Allah'a hamdetsin! Rızkı; geciktiğini sanan kişi Allah'dan mağfiret (bağışlanma) dillesin! Her ikim bi işten daralırsa “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” desin!.[1265]
“Lahavle ve lâ kuvvete illâ billah” = güç ve kuvvet ancak Allah iledir.[1266]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Her kim, müslüman kardeşinin bir işi için koşar ve onun o iş görülürse kendisine bir hacc ve bir umre olur, şayet görülmezse bir umre yazılır.”[1267]

BİR ÖNCEKİ SAYFANIN DEVAMI..7..HADİSLERKaza Ve Kader

Kaza Ve Kader
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bütün hastalıklar geçici değildir. Kuşu uğurlu veya uğursuz saymak, guguk kuşunun öldürülmüş bir kimsenin ruhunu taşıdığına ve maktulun intikamını alacağına, seefr ayının haram olduğuna, cinlerin ge­celeri insan şeklinde görünüp başkalarını korkutacağına inanmak dinimiz­de yoktur.”[210]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Avde: Hastalığın geçmesi.
Hadisde geçen “La adve” kelimesinden iki manâ kast edilmiştir:
a) Bütün hastalıklar geçici değildir. Yani bazı hastalıklar vardır ki, bir insandan diğerine geçmez. Bu hayvanlar içinde geçerlidir.
b) Hiç bir hastalık Allah'ın takdiri olmazsa, kendiliğinden geçmez.
Tirete: Kuşu uğurlu veya uğursuz saymak,
Hamete: Zulmen öldürülen kişinin ruhunun guguk kuşuna gireceğine ve bu kuşun yüksek yerlere konup maktulün intikamını alıncaya kadar bed­dua edeceğine inanmak.
Sefer: Bir ayın ismidir. Bu ayda savaşın yapılmasının haram olduğu­na inanılır.
Uğule: Bazı cinlerin İnsan şekline girip dere kenarlarında ve kaya­ların arkasında bekleyerek gelip geçenleri korkuttuğuna inanmak.
Sevgili peygamberimiz, bu hadisi şerifde tüm saydıklarımızın gerçek­le ilgisi olmayıp sadece birer uydurulmuş efsane olduklarını buyurmuş­lardır. [211]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside buyuruyorlar ki: Kader yazısına ve kaderin meyvesi olan kaza hükümlerime inanmayan bir kimse, benden başka ikinci bir ilâh arasın.”[212]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bana gelen tüm musibetler, Adem peygamber çamur olup he­nüz yaratılmamışken hakkımdaki yazılmış kaderimin bir sonucudur.”[213]
Sevgili peygamberimizin huzuruna gelen Ümmü Seleme şöyle der:
“Ya Resûlullah! Her sene zehir konulan yemek yüzünden sana bir hastalık isabet ediyor.” Bunun üzerine peygamberimiz (s.a.s.) şöyle bu­yururlar:
Zehirli yemek yemekten bana hiç bir şey olmaz. Ancak Allah'ın ezeli kalemiyle yazılan olur.” Hadiscilerden birisi şöyle diyor:
“Peygambe­rimiz (s.a.s.) yediği onca zehirli yemeklerden hiç bir zaman zarar görme­di”[214]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz, Allah, kimi, doğruluk veya sapıklık içinde yaratıyorsa, onun için muvaffak kılıp, yolunu kolaylaştırır.”[215]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, nazar boncuğuna benzer bir şeyi (kendisine veya sahip olduğu şeylere) takarsa, Allah'a şerik koşmuş olur.”[216]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sedef veya nazar boncuğu gibi şeyler takan kimseyi, Hz. Al­lah korumasın işlerinde de kolaylık göstermesin.”[217]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fazla önemseyip bir şeyin üzerine düşme. Çünkü senin için, yazılmış olan mutlaka olur. Yine senin için, yazılan rızkında muhakkak ki, seni bulur.”[218]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Siz ikiniz, hayatta bulunduğunuz müddetçe (mutlaka rızkınız verilecektir. Öyleyse) rızkınız konusunda umutsuzluğa düşmeyin. Çünkü anneler çocuklarını doğururken, elbisesiz ve kırmızı tenli olarak doğurur­lar. Sonra Hz. Allah çocuğa elbise rızkını verir ve giydirir.”[219]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah bir kulunun aleyhindeki hükmün infazını istediğinde kulunun aklını başından aldıktan sonra o hükmünü infaz ettirir.”[220]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah bir kulunun aleyhinde vermiş olduğu hükmün infazına hiç bir kuvvet karşı duramaz.”[221]
“Muhakkak ki, bütün kâinatı yoktan var eden Hz. Allah'ın, yerine getirmek istediği hükmüne kim karşı çıkabilir. Karşı çıkmak ancak acizliğin bir delilidir. Oysa Hz. Allah aciz değil, her şeye gücü yetendir.”[222]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her birinizin yaratılış tohumu, anasının rahminde kırk gün bekletilir. Kırk gün sonra meni tohumluğundan bir damla kana dönüştürülmesi için bir kırk gün daha geçer. Bu müddet sonunda o kan bir parça et haline getirtilir. (Böylece aradan toplam 120 gün geçer.) Bundan sonra Hz. Allah göndereceği meleğe ana rahminde bulunan yavruya şu dört cümlenin yazılmasını emreder:
a) Yapacağı iyi veya kötü işler.
b) Helâl veya haram yoldan kazanacağı rızıkları
c) Uzun veya kısa olan ömrü.
d) Doğru veya sapık bir insan olması. Böylece ana rahminde bulunan çocuğa ruh verilir.
Bu yüzden, bazı kimseler vardır ki, cennetliklerin yaptıklarını yapar. Öyle ki, onlarla cennet arasında yarım metrelik bir mesafe kalır. Fakat kalemi ezeli ile sapık bir insan olduğu yazılı ve işlediği iyiliklerinde de samimi olmadığından, hemen dönüş yapıp cehennemliklerin yaptıkları kötülükleri yaparak cehenneme girmeyi hak etmiş olur.
Yine, muhakkak (ki, bazı insanlar vardır ki, cehennemliklerin yaptıkları kötülükleri işler. Öyle ki, onlarla cehennem arasında yarım metrelik b mesafe kalır. Fakat yaptığı kötülüklerinden içten duyduğu pişmanlığında ve hakkında doğru, imanlı bir insan olacağına dair kader yazısı bulunduğundan hemen dönüş yapıp, cennetliklerin işledikleri iyilikleri yapara cennete girmeyi hak eder.”[223]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rızık, kulu ecelinden daha çabuk arayıp bulur.”[224]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Cebrail bana gelerek kalbime şöyle seslendi:
“Muhakkak ki, her insan eceli gelmeden ve rızkını tamamiyle almadan ölmeyecektir. Öyleyse Allah'dan korkunuz ve rızkını aramakta acele etmeyiniz. Rızkı­nızın geç gelmesi sizi haram olan yollara saptırmasın. Sizin için, saklı bu­lunan helâl rızka, ancak Allah'ın emirlerine itaat etmekle nail olabilirsi­niz.”[225]
Yaşama müddeti bitmeden ve yeryüzünden rızkı tükenmeden hiç bir varlık ölmeyecektir. Çünkü bir kimsenin, rızkı tükenmeden ölmesi, geriye kalan rızkının başkasına verilmesi demektir ki, bu da zulümdür. Zulüm ise Allah'ın adaletine1 aykırı düşer. Yine bir kimsenin peşinden koş­tuğu malın eline geçmemesinin sebebi, Allah'ın kudret kalemiyle yazıla­rak gösterilen zamanın gelmemesindendir. O halde acele edip helâl olma­yan birçok çarelere baş urup onu elde etmeye çalışmak doğru bir hareket değildir. En iyisi acele etmeden çalışıp tayin edilen zamanı beklemektir. Çünkü acele etmek şeytandan, teenni etmek ise, Allah'tandır.[226]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Uğursuzluk (kuş gibi herhangi bir şeyin getirdiği değil) ancak kader yazısının bir sonucudur.”[227]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Uğursuzluğun (kuş, yıldız veya herhangi bir şeyden geldiğine inanmak) Allah'a şerik koşmaktır.”[228]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir çocuğun dünyaya geleceği konusunda hüküm verirse, mutlaka dünyaya gelir. Meninin dışarıya akıtılması dahi buna ma­ni olamaz.”[229]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah'ın senin için, takdir etmediği bir rızık, seni sevenin dilemesiyle sana verilmez. Yine Hz. Allah'ın sana veril­mesini takdir ettiği rızık, seni sevmeyenin istememesi buna engel ola­maz.”[230]
Kıskançlık Ve Kindarlık
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geçmiş ümmetlerin hastalıklarından olan haset (kıskançlık) ve kincilik size de geçti. Bu iki afet kökden kazır. Tabi ki sacı değil, dini kö­künden kazır. Benliğime hakim olan o yüce zat (Allah)'a yemin derim ki, mü­min olmayınca cennete giremez, birbirinizi sevmeyince de mümin olamaz­sınız. Dikkat ediniz!. Size uyguladığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? O da; Aranızda selamlaşmayı yaymanızda.”[729]
Bu hadisde şöhretin bir afet olduğu belirtilmektedir. Mal, makam, ilim ve takvada parmakla gösterilecek duruma gelenlerden birçokları mağ­rur olarak kendilerini ebedî bedbahtlığa maruz bıraktıkları halde, bir kısmı da Cenab-ı Allah'ın himaye ve muhafazası sayesinde değişmemiş ve ruhla­rındaki safiyeti kaybetmemişlerdir. İstisnalar kaideyi bozmaz fetvasınca, şöhret her insan için afet olma niteliğini korumaktadır.[730]
Kıyamet Günü Zararlı Çıkacak Zenginler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, dünya malından (sadece ona önem verip) çok ka­zananların kıyamet günü nasibleri çok az olacakdır. Ancak Hz. Allah'ın kendisine verdiği hayırlı bir mal bunun dışındadır ki, onlar da bu malın içinden vacip gibi olan kısmını çıkarıp sağ sol ve arkasında bulunan fakir­lere dağıtırlar.”[252]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dünyada (sadece midesine önem verip) tok olanlar, yarın kı­yamet gününde muhakkak ki, aç olacaklardır.”[253]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhacirler (Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabiler)'in fa­kirleri zenginlerinden 500 yıl önce cennete gireceklerdir”[254]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapısına dikilip cennetin manzarasını seyrederken cen­nete girecek olan kişilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu zenginlerin de orada bekletildiklerini gördüm. Ancak zenginlerden cehennemlik olanlar gelen bir emirle cehennemin içini boyluyorlardı. Bu sefer kapısında bekleyip cehennem manzarasını seyrettim. Oraya girecek olanların çoğunluğunun ise kadınlar olduğunu gördüm.”[255]
Bu hadisi şerifde peygamberimiz (s.a.s) yaşadığı andan 1400 küsur sene sonra kadınların şeytanlara canbazlık yapıp İslâmiyete büyük bir felâket olacağını haber vererek büyük bir mucize ortaya koymuştur. Bir felâket olacağını haber vererek büyük bir mucize ortaya koymuştur. Bugünkü genellikle kadın milleti, Allah'dan, dinden uzaklaşarak insanlara sırt çevirmiş, maymun misâli maskaralaşmış adeta kendisiyle oynanan bir oyuncak haline gelmiştir. Şeref, haysiyet, iffet ve namusunu kaybede­rek 'değerini düşürmüştür.[256]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü en sefil kimseler, sadece dünyaya önem verip malını çoğaltan zenginler olacaktır.”[257]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yalnız dünya malı için yaşayıp çoğaltan kimselerin vay haline. Ancak kazandığı helâl maldan (zekât gibi) hakkını çıkarıp muhtaç olanlara veren zenginler müstesnadır.”[258]
Helâl haram gözetmeden çok mal kazanan zenginleri muhakklal ki, çok büyük felâketler beklemekte. Çünkü kazandıkları malı helâl yoldan kazanamadıkları için, birçok kimsenin hakkına tecavüz ederek mallarını ellerinden meşru olmayan sebeblerle alır. Allah'ın ve İslâm dininin haram kıldığı kadınlı, içkili bar ve pavyon gibi yerlerde harcarlar. Bunun içindir ki, hadisi şerifdeki Veyl kelimesi, birçok acı, azap dolu felâketler anlamına gelmekte ve böyle zenginlerin başına nasıl felâketlerin geleceğini haber vermekte.[259]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'dan korkan kimseler için zenginliğin zararı olmaz. Fakat vücud sağlığı zenginlikten, içtenlikle yapılan cömertlik ise cennetten çok daha hayırlıdır.”[260]
Komşuluk Hakları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben iki kötü komşunun arasındayım. Biri Ebu Leheb, diğeri de Ukbe binu Ebu Muayd. Bu kötü iki komşu pisliklerini getirip kapımın önü­ne atarlardı. Hatta (etraftan topladıkları) pislikleri dahi getirip evimin önü­ne yığarlardı.”[606]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Komşu hakları şunlardır:”
a) Hastalandığında, akraba veya yabancı gözetmeksizin ziyaret et­mek,
b) Öldüğünde, (fakirse malınla, zenginse) bedeninle cenaze nama­zına katılman,
c) Muhtaç bir komşun senden borç istediğinde, ona borç olarak di­lediğin şeyi vermen,
d) Çıplak olana elbise giydirmen,
e) Başına bir musibet geldiğinde ona başsağlığı dUemen,
f) Evini onun evinden yüksek yapma ki, esen rüzgâra engel olsun.
g) Yemeğin kokusuyla onu rahatsız etme. Ancak pişirdiğin yemekten vermen, günah olan bu hükmün dışındadır.”[607]
Komşunun, hasta olan komşusunun ziyaretine giderken, sevin­dirici hediyeler götürmesi, yanindayken ölümden bahsetmesi, teselli ede­cek tatii ve güzel şeyler anlatması, yapması gereken haklardandır. Öldü­ğü zaman cenazesine gitmesi, de bir hakdır.[608]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Cebrail, komşuluk hakkında bana öylesine tavsiyelerde bulundu ki, hatta komşu komşunun varisi olacağını zannettim. Yine, Hz. Cebrail köleler hakkında bana öylesine tavsiyelerde bulundu ki, hatta kö­leye bir müddet tayin edileceğini, bu müddet sonunda azat edileceğini zannettim.”[609]
Selâm vermek, fazla lâfa tutmamak ve iğneden ipliğe hâlini in­celememek komşu haklarındandır. Ayrıca hastalandığında ziyaret, bir fe­lâkete uğradığında taziye, sevinçli günlerinde tebrik etmek ve kendi se­vincini göstermek, kusurlarını bağışlamak, kapı ve pencereden gizli hâl­lerini araştırmamak, evinin önünü daraltmamak, evine getirdiğine göz dikmemek, kusurlarını gizlemek, felâkete uğradığında yardımına koşmak, ayrıldığı zaman evini korumak, konuştuklarını dinlememek, mahrem yer­lerine bakmamak, hizmetçilerine kötü gözle bakmamak, çocuğu ile güzel konuşmak, din ve dünyasında bilmediklerini ona öğretmek de, komşu hak­larındandır.
Adamın biri, farelerin evini istilâ etmesinden şikâyet etmiş. Bir ke­di almasını tavsiye edenlere:
“Bunu yapmam; çünkü kedinin sesini duyan farelerin, evimi terkedip komşunun evine gitmesinden ve bu suretle ken­dim için sevmediğimi komşum için sevmiş olacağımdan korkarım” diye cevâb vermiştir.[610]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Köy ya da şehirde) devamlı oturan kötü komşularınızın şer­rinden Allah'a sığınınız. Oysa obadaki kötü komşunun şerrinden, günün birinde sizden ayrılıp gideceğinden kurtulabilirsiniz.”[611]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü ilk bakılacak dava, geçimsiz iki komşunun davası olacaktır.”[612]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a ve kıyamet gününe gerçekten iman eden kimse, komşu­suna iyilik yapsın. Yine Allah'a ve kıyamet gününe iman eden kimse, mi­safirlerine ikramda bulunsun, dene Allah'a ve kıyamet gününe iman eden kimse, faydalı ve öz ikonuşsurr, ya da sükût etsin”[613]
Kötü Günahların Akibeti
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah bir millete karşı gazaba geldiğinde, bir deprem veya kötü bir şekle sokmak gibi azablarla cezalandırmadığı tak­dirde, onları yiyecek maddelerini azaltmak, yağmuru kesmek ve en kötü­lerini başlarına amir olarak yetinip musallat etmekle cezalandırır.”[301]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah bir millete rahmet etmek istediğinde, o mil­let ölmeden peygamberinin ruhunu alıp geride kalan milleti için öncü kılar. (Ve O peygamber, peşinden gelecek olan milleti için hayırlı dualarda bulunup niyaz eder.)”
Yine Hz. Allah bir milletin yok olmasını istediğinde o milleti, pey­gamberleri henüz sağ iken ta'zip edip yok eder. O peygamber de bakıp kendisine yaptıkları tekzip ve isyanlarından dolayı gördüğü kötülüğün in­tikamı alındığından sevinir.”[302]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennemin yedi kapısı vardır. Bu kapılardan biri, ümmetime hakaret edip kılıç çekenler için olacaktır.”[303]
Cehennemin yedi kapısı vardır. Bunların en kötüsü, müslümanlara karşı gelip İslâmiyeti yok etmek, yerine başka bir rejimi getirmek için çalışan zalimler içindir.[304]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İncil’de “dünyada iken işlediğin iyilik ve kötülüklerin ne ise onun karşılığını alırsın. İşlediğin iyilik ve kötülükleri hangi ölçekle işlediysen, karşılığını da aynı ölçekle alırsın” cümlesi yazılıdır.”[305]
Hz. Allah kıyamet günü, mükâfat veya cezayı kişinin işlediği iyilik ve kötülüğüne göre verir. İyilik işleyenler mükâfat, kötülük işleyen­ler ise hiç şüphesiz azap göreceklerdir.[306]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi mühür, Arş-ı Âlânın altında asılıdır. Hz. Allah o mührü, (İslâmiyete karşı) hürmet ve saygısızlıkta bulunup çeşitli günah işleyerek kendisine karşı gelen bir kimsenin kalbi üzerine basar ve o kimse ne ya­pacağını bilemez hale gelir.”[307]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, evden kadir gecesinin Ramazanın hangi gecesi olduğunu tayin etmek için dışarıya çıktığımda, kavga eden iki kişiyle karşılaşmam ne yazık ki, bana kadir gecesinin hangi güne isabet ettiğini unutturdu. Fakat Kadir gecesini, Ramazanın son on gününde özellikle 27. 29. ve 25. günlerinde arayınız.”[308]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Servet, mal ve rütbe gibi şeylere karşı) kıskanmak, kişinin iyiliklerini, ateşin odunu yakıp kül etmesi gibi yok eder.”[309]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şarkı ve türkü söyleyen kadınlar ve çalgılar ortaya çıktığı, iç­ki açıkça içildiği zaman, (azab olarak) ümmetimin arasında deprem, şekil değişmeler ve (göklerden) yağmur misali taşların yağması gibi afetler baş gösterir.”[310]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötülükler, yapmayanlar İçin de bir felâkettir. Çünkü onu yok etmeye çalışan belâ ile karşılaşır. İşleyene gıybet ederse günahkâr, rıza gösterdiği takdirde de ortağı olur.”[311]
İslâmiyetin haram kıldığı kötülükler geçici bir hastalığa benzer. Bu hastalık, milletin arasına girip yerleşmeden önüne geçmek gerekir. Yayılıp yerleştikten sonra adeta bir alışkanlık haline gelir ki, bu da yapanlar için, büyük bir felâket olduğu gibi, yapmayanlar için de bir felâkettir. Çünkü kötülük işlemeyen bir kimse, kötülük işleyenlerin önüne geçip vazgeçirmeye çalışırsa zarar, vazgeçirmeyip aleyhinde dedikodu ederse gıybet, rıza gösterirse günahına ortaklık etmiş olur. Fakat İslâm dini cihadı geldiği ve gene cihatla geri döneceği için, cihat etmek en iyisidir.[312]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine beş çeşit kötülük vardır ki, bunların karşılığında beş çeşit azab vardır:
a) Hz. AUalh İslâm devletine yapılan antlaşmayı bozanlara düşman­larını musallat eder.
b) Allah'ın indirdiği İslâm nizamını bırakıp başka hukukları hüküm olarak kabul edenlerin arasında fakirlik salgın halini alır.
c) Fuhuşun yaygınlaştığı bir milletin arasında ölümü gerektiren bil çok sebebler baş gösterir.
ç) Ölçek ve tartıda noksanlık yapanlar, ekin ve bitkileri azaltılarak kıtlıkla cezalandırılır.
d) Zekâtını vermeyenler için yağmur kesilir.”[313]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Son zamanlarda çalgı çalındığı, türkü söyleyen kadınlar haya­sızca ortaya çıktığı ve içki içilmesi mubah sayıldığı zaman, depremler, yağmur misali taşların yağması ve şekil değiştirmeler baş gösterir.”[314]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Uğursuzluğu kötü ahlâk doğurur.”[315]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin- arasında deprem ve şekil değiştirmeler, kader yazısına inanmayanlar yüzünden olacaktır.”[316]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Davut peygamber şöyle buyurur:
“Ey kötülük tohumu saçan­lar! Bu dikenli ekinin hasadını sizler çekeceksiniz.”[317]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir malın karada veya denizde telef olmasının nedeni, zekâ­tın verilmemesindendir.”
Bu hadisin diğer bir rivayetinde şu fazlalık vardır: “Malınızı zekâtla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belâ yollarını ise dua ile kapatınız.”[318]
Zenginlerin mallarını muhafaza eden en sağlam kale ve koru­yucu en büyük neden, zekâtın verilmesidir. Zekâtı verilmeyen bir mal, ça­lınmak, yanmak gibi tehlikelere daima maruzdur. Belâ ve musibet kapıla­rının en muhkem kilidi, verilen zekâttır. Gelmekte olan felâketlerin yolu­nu kapatan en dayanıklı kapı muhakkak ki zekâttır.[319]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah için birbirini seven bir kişi, birbirlerinden ancak (ikisinden) birinin işlediği günahdan ötürü ayrılabilir.”[320]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Neyseniz, başınızdaki amirleriniz de öyle olacaktır.”[321]
Şüphe yok ki, Hz. Allah insanların başına hak ettiği şekilde amirler seçip getirecektir. Bunların idaresi altına girecek olanlar, eğer iyi kimseler ise, başlarındaki amirler iyi, kötü kimselerse başlarındaki amirler de kötü olacaktır.[322]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zekâtını vermeyen bir millete karşı yağmur kesilir. Eğer hayvanlar olmasaydı, zekât vermeyenler için tek bir yağmur damlası dahi yağdırılmazdı.”[323]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar, işlediği günahları hak etmedikçe helâk olmazlar.”[324]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer İsrailoğulları olmasaydı yemekler ekişimez, etler kokmazdı. Hz. Havva olmasaydı, onun kızları kocalarına ihânet etmezlerdi.”[325]
Yahudiler kestikleri hayvanların etlerini nehy olunmalarına rağmen ihanet ederek saklayıp karaborsacılığı icat ettiler. Bunun için Yahudilere Hz. Allah, kesilen etlerine bir müddet sonra kokmalarını ceza olarak verdi.
Hz. Havva, Adem peygamber ile birlikte kendilerine cennette yaşama yetkisi verilmiş iken, o bu yetkiyi yasak olunan meyveyi yemekle kötüye kullandı. Bu yüzden Hz. Havva’nın kızları kocalarına ihanet ederler.[326]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer, Allah'ın kullarından belleri kamburlaşmış olan ihtiyar­lar, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, (Ey insanoğlu iş­lediğiniz kötülüklerden ötürü) mutlaka azablar üzerinize dökülür ve kalır­dı.”[327]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İnsanın başına gelen) damarları titreten sıtma ve göz ağrı­larının sebebi, kişinin işlediği günahlar yüzündendir- Hz. Allah'ın insan­oğlunun işlediği günahlarından affettikleri, affetmediklerinden daha fazla olduğundan, verdiği cezalar da vermediği cezalardan daha azdır.”[328]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Faizin baş gösterdiği bir millet kıtlıkla, rüşvetin baş gösterdiği bir millet ise korkuyla cezalandırılır.”[329]
Faiz büyük günahlardan biridir. Çünkü faiz, zenginlerin boynu­na azgınlık halkasını geçiren ve fakirleri de fakirlik uçurumuna iten en büyük felâketlerden biridir. Rüşvet de büyük günahlardan biridir. Hatta felâket bakımından faizden daha da kötüdür. Çünkü rüşvet, hakimi adalet­sizlik çamuruna kaydıran, haklıyı ve onun sulbünden olan herkesi hakkın­dan mahrum ettirerek haksızlık kürsüsüne oturtup haksızı ve haksız olan herkesi de haklının malına oturtup haram yemelerini sağlayan en büyük günahlardandır.[330]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Kıyamet günü) sahabiyelerimden birçoğunun havuza inip su içmek istediklerinde (melekler tarafından) yakalanıp uzaklaştırıldıkları­nı görünce hemen “Ya Rab! Bunlar benim sahabiyelerimdir. Onları affeyle” diye yalvarıp yakardım. Bunun üzerine bana: (bunların 'kurtulması İçin yalvarıp yakarma. Çünkü) senden sonra İslâm dinine karşı neler yaptık­larını bilmezsin.” denilince bende öyleyse kahrolsunlar” derim.”[331]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine beş büyük günah vardır ki, o günahları af ettirecek tek bir kefaret sebebi olamayacaktır.”
a) (Kâinatı yaratmakla veya 'kendine ibadet edilmekte) Allah'a ortak yapmak,
b) Hak etmediği halde insan öldürmek,
c) Temiz ve masum bir mümine iftira etmek,
d) Düşman cephesinde İslâm ordusunu bırakıp kaçmak,
e) (Hakimin- huzurunda) hakkı olmayan bir malı yeminle kendisine mal etmek.”[332]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz, Allah'ın işleyenin cezasını (ahirete bırakmayıp) dünyada iken acele olarak verdiği beş türlü günah vardır:
a) (Bir kimsenin malına gasp etmek, canına kıymak, dinine hakaret­te bulunmak gibi) zulüm etmek,
b) Aldatmak,
c) Müslüman ana-babaya hakarette bulunmak,
d) Akrabalarından akrabalık bağlarını koparmak,
e) Yapılan iyiliklerin boşa gitmesi (iyilik yaptığı kişiden şükür gibi herhan­gi bir karşılık görmemek.)”[333]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fûzai kabilesinden Amr Bini Amir'in barsaklarını cehennem içinde sürüklediğini gördüm. Çünkü develeri putlara adayan ve gene de­veleri kulaklarına damga vurarak puthanelere adayan ilk kişi o olmuştur.”[334]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Kusbe: Bağırsak,
Seyebe: Adamak,
Essevaibe: Erkek develer ki, bunlar putlara adanan, sütünden yarar­lanılmayan ve üzerine yük vurulmayan develerdir.
Behere: Adamak.
Elbehire: Kulakları damgalı develerdir, Bunların sütleri ancak puthaneye hizmet gören kimseler verilir.
Hayvanları bu şekilde adamak veya başkalarına tazimen kesmek haramdır. Hayvan, (kurbanlık olanları) ancak tazimen Allah'a kesilir. Ondan başkasına adamak, Allah'ın emrine karşı gelmektir.[335]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altı şey haramdır:
a) Devlet adamlarına rüşvet vermek,
b) Satılan köpekten alman para,
c) Erkek hayvanın tohumunun- satılması,
ç) Zina karşılığında kadına verilen para,
d) Kan aldırmayı meslek edinmek,
e) Kahinlere para vermek,”[336]
Hadisde geçen kelimeler:
Essubtu: Haram Olan Şeyler.
Asbu: Tohum.
Fahil: Erkek Hayvan.
Elhaccum: Kan Aldırmak,
Elkahin: Gaibten Haber Veren,
Mehiri Ücret,
Beği: Zina Eden,
Kesb: Meslek Edinmek”[337]
Konu: Her Zorluktan Sonra Kolaylığın Olması
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Mümin bir kimsenin içinde bulunduğu) zorluğu, kertenkele yuvasından dahi çıkaracak bir kolaylık vardır.”[338]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çok istiğfar eden bir kimse için, Hz. Allah her düşünce ve üzüntüsüne karşılık huzur ve rahatlık, her sıkıntısına karşılık da bir kur­tuluş yolu, zannetmediği yoldan ise rızkını verir.”[339]
Kötülük Yapanı Bağışlama
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimseye bir din kardeşi gelerek suçsuz olduğunu iddia eder­se, gerçekçi olsun veya yalancı olsun, din kardeşimin bu iddiasını kabul etsin! Eğer kabul etmezse havuzdan içmeye gelemez.”[784]
Şeriat dilinde “sadaka-i câriye” tabir olunan hayır müessesesinin önemli faaliyetleri müteakip hadisde belirtilmektedir. Biz bu terimi, “fay­dası devamlı olan hayır” diye tercüme ettik. Şöyle ki kurulan bir köprünün, akıtılan bir suyun, açılan bir yolun veya benzeri faaliyetlerin faydası devam ettikçe bunlara sebep olan kişinin amel defteri kapanmaz. Kendisine de­vamlı olarak sevap yazılır.[785]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç şey vardır ki, bunlar üzerine yemin edebilirim: Kulun malı sadaka (hayır yapmak) dan eksilmez. Kul, kendisine yapılan haksızlığa tahammül gösterirse Cenâb-ı Allah behemehal onun şerefini artırır. Kul, dilenme (ondan bundan isteme) kapısını açarsa Cenâb-ı Allah da mutlak ona yoksulluk kapısını açar. Size bir hadis (söz) söyleyeceğim, onu hafızanızda tutunuz: Dünya ancak dört kişinindir: Allah'ın mal ve ilim verdiği kul ki malı ve ilminde Allah'dan korkar, hısım akrabasiyle ilgilenir ve Cenâb-ı Allah'ın ondaki hakkını ihmal etmez. İşte bu kimse, derecelerin e üstünündedir. Allah'ın ilim verip mal vermediği kul ki, kendisi doğru niyetlidir ve “benim de param olsaydı falanın yaptığını yapardım!” der. Bu kimse niyetine göre karşılık görecektir ve her ikisinin de sevabı eşittir. Allah'ın mal verip İlim vermediği kul ki, malında, bilgisizliği yüzünden yanlış hareket eder, malı hakkında Allah'dan korkmaz, malıyla hısım akrabasını kayırmaz ve Cenâb-ı Hakk'ın ondaki hakkını ihmal eder. İşte bu ada derecelerin en kötüsündedir. Allah'ın mal da vermediği, ilim de vermediği kul ki, bu kimse, “benim de param olsaydı bu para ile falanın yaptığı yapardım.” der. Bu kişi niyetine göre karşılık görecektir ve her ikisinin (kendisi ile niyet ettiği kişinin) tartısı birdir.”[786]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç şey vardır ki bunların mutlak surette hak olduklarını biliyorum: Kendisine karşı yapılan haksızlığı affeden kişinin, Cenâb-ı Allah ancak şerefini artırır. Varlığını artırmak isteyerek kendisine dilenme kapısını açan kişinin, Cenâb-ı Allah mutlaka yoksulluğunu artırır. Allah'ın rızasını kastederek kendisine sadaka (hayır işleri) kapısını açan kişinin Cenâb-ı Allah behemehal servetini artırır.”[787]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim güçlü iken affederse Cenâb-ı Allah da güçlük gününde affeder.”[788]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim bir kanı bağışlarsa bunun sevabı ancak cennettir.”[789]
Burada zikredilen kandan diyetin veya kısasın veya her ikisi kastedilmiş olması muhtemeldir. Zira İslâm hukukuna göre katil hakkındaki hüküm maktulün velisine bağlıdır. Maktulün velisi, kısas talep etmeyip diyet isteyebilir veya kısası da, diyeti de bağışlayabilir.[790]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ölümüne sebebiyet vereni affeder işi cennete girecektir.”[791]
Ölümünden önce katilini bağışlayan kişinin cennetlik olduğu belir­tilmektedir. Ancak bu bağışlama, maktulünün velilerinin katilden kısas ta­lep etme veya diyet isteme haklarının düşürmez. Sadece âhsrete taallûk eden hakkı iskat eder.[792]
Mirasçılık
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ölünün bıraktığı malından) hisse sahiplerine verilen hissedeni arta kalanı ölünün en yakın erkek varislerine verilir.”[261]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok iki, Hz. Allah (ölünün ardında bıraktığı malından her hak sahibine hakkının verilmesini farz kılmıştır. Öyleyse varisler için vasiyet etmek hakkı yoktur.”[262]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Anne, baba, oğul gibi yakın akrabalarını) öldürenler için miras hakkı yoktur.”[263]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Daha evvel malının bir kısmını kendisine vasiyet edeni) öldüren kimsenin vasiyet de hakkı yoktur.”[264]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ailesiyle yaptığı lânetleşme sonunda erkeğin “benden değil­dir” dediği çocuk, babasının değil ancak annesinin varisi olur.”[265]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Diğer mirasçılar kabul etmedikleri takdirde, bunlardan birine edilen vasiyet makbul değildir”[266]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kâfir akrabası olduğu müslümanın mirasçısı olamayacağı gibi, müslüman da o kâfirin mirasçısı olamaz.”[267]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ölünün borcu malından, yaptığı vasiyetimden önce verilir.” (Bırakılan malda hissesi olan) varise, ölünün vasiyeti verilmez.”[268]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ölünün yaptığı vasiyet nedeniyle (malının üçte birinden fazla­sını herhangi birine veya bir kısmını varislerinin bazılarına vasiyet etmek­le) mirasçıları zarara sokman en büyük günahtır.”[269]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hayat belirtisi olmadan ölü olarak düşen çocuğun cenaze na­mazı kılınmaz, başkasının varisi olmaz, başkası da onun varisi olamaz.”[270]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dayı, varisi olmayan yeğeninin varisi olur.”[271]
Bağırmak, çağırmak gibi herhangi bir hayat belirtisi olmadan ölü ola­rak doğan çocuğun hadisde belirtildiği gibi cenaze namazı kılınmaz, yıkan­maz ve herhangi bir yere bir çaut içine serili olarak gömülür. Fakat kımıl­damak, bağırıp çağırmak gibi hayat belirtileri görülen bir çocuk tıpkı bü­yük bir insan gibi kabul edilir. Cenaze namazının kılınması, yıkanması ve mezarlığa gömülmesi, kendisinden önce ölen babasının bıraktığı malına varis olması ve anne amca, dayı gibi yakınlarının da kendisine varis ol­ması gibi.[272]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Teyze (Şefkat ve merhamet bakımından) annenin yerini tu­tar.”[273]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Babası ve çocukları olmayan bir kimsenin ölümü halinde, va­risleri kardeş veya amca gibi yakın akrabaları olur.”[274]

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...