17 Mayıs 2018

Cansız hoca

Cansız hoca

Mustafa Cansız ismi, eğer Trabzonlu değilseniz size pek bir şey ifade etmeyecektir. Trabzon’da bir efsane gibi anlatılan, dini sorulara nükteyle, küfürle cevap vermesiyle meşhur Of´lu Mustafa Cansız Hoca, 1990’larda ses kayıtları ortaya çıkan ama varlığı kanıtlanamayan Oflu Hoca’nın aksine gerçek. Karadeniz fıkralarını çağrıştıran dini yorumları da. Mustafa Cansız, 1895-1975 yılları arasında yaşadı. Arapça, Farsça, Çağatayca, Rumca bilgisi, koyu CHP’li olması, akademisyenlere taş çıkarır kültürüyle her yönden farklı bir din adamı.

Trabzon Diyanet müfettişi Mustafa Cansız Hoca´yı Karadeniz´de tanımayan yok gibiydi ama Türkiye onun adın,ı öğrencisi ilahiyat profesörü Türkiye’de adını tanımayanın yok gibi olduğu Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile tanıdı. Ünlü ilahiyatçı Öztürk, kendisini ´Ulan kursi (tespih püskülü) diyerek ömrünün son deminde rahlesine oturtan  Cansız Hoca için “Cansız hoca benim hayatımın en büyük devrimidir” diyordu.   Prof. Dr. Öztürk’e göre Cansız müstesna bir şahsiyet: “Sadece ilim ve irfan birikimiyle değil, büyük zekası, hayranlık veren esprileri, hálá yararlandığımız öngörüleri ve engin insan sevgisiyle müstesnaydı. İslam adına sergilenen saptırma, uydurma ve yanlışların altını çizer, bunları yaparken övülecek olanı cömertçe över, sövülecek olana müstahak olduğu şekilde söverdi. Bana Kursi derdi ve hep şunu tembihlerdi: Kursi, oğlum layık olandan layık olduğunu, müstahak olandan da müstahak olduğunu esirgemek namussuzluk ve dinsizliktir. Bunu sakın unutma.

2973046
Bu sıradışı,  İslam dinini alışıldık kalıpların dışında, Kur´an esaslı olarak yaşamayı savunan bu bilim adamının, din aliminin ölümünden yıllar sonra hayatı, yaşadıkları ve nükteleri Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi Mehmet Günaydın tarafından kaleme alındı ve ´Cansız Hoca´ adıyla Heyemola Yayınlarından kitaplaştırıldı.

Siyaseten CHP´li olduğunu gizlemeyen ve İl Genel Meclis üyeliği de yapan Cansız Hoca´nın kitabını okurken yer yer gülmekten yerlere yatmamak mümkün değil. Her din aliminin olduğu gibi Cansız Hoca´nın da dini görüşleri son derece yorumlanmaya ve yargılanmaya açık da olsa bu topraklarda böyle bir rengin yaşadığını görmek açısından kitap bize göre oldukça önemli. Ancak Hocanın pervasızlığının ve ağzının bol küfür yaptığının unutulmaması da gerekiyor…

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK HOCASINI ANLATIYOR

Kitabın sunuş yazısını kaleme alan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, hocası hakkında şunları dile getiriyor:

Kültür, bilgi, irfan ve şuur mirasımın en önemli mimarı olan Cansız Hoca (ben ona hep Üstadım derdim) İslam dünyasında bugün emsali yok denecek kadar az bulunan öyle bir dehadır ki, bakış açıları, bugün ekolleştiği kabul edilen düşüncelerimin hâlâ önünde gitmekte ve benim aracılığımla milyonlarca insana ufuk açmaya devam etmektedir.

Sadece ilim ve irfan birikimiyle değil, büyük zekası, hayranlık veren esprileri, hâlâ yararlandığımız öngörüleri ve engin insan sevgisiyle de müstesna bir şahsiyet olan Mustafa Cansızoğlu üstadıma ben 1960 yılında bağlandım ve doğup büyüdüğüm şehir olan Trabzon´dan ayrıldığım 1969 yılına kadar huzurunda aralıksız ders okudum. Aralıklı yararlanma zamanım ise 1969´dan öldüğü yıla kadar sürdü.

Türkçe yanında Arapça, Farsça, Rumca ve Azeri dillerini edebiyatlarıyla bilen ve mükemmel okuyup yazan bu ender bilgi ve düşünce öncüsüyle beraberliğim, denebilir ki, uyuduğu saatler dışında kesiksiz yürümüştür. Nargile içtiği, tavla oynadığı saatler bile bu hoca-öğrenci ilişkisini kesintiye uğratmamıştır. Tam aksine, bende iz bırakmış, yol açmış, boyut yükseltmiş en önemli bilgi aktarımlarını bazen saatler süren nargile fasıllarında gerçekleştirmiştir.

Bu aralıksız beraberlik Cansız Hoca´nın bana ´Kursi´ adını vermesiyle ve öldüğü güne kadar beni Kursi diye çağırmasına yol açtı. Kursi, Rumca’da tespihin püskülüne denir. Büyük üstadım kendisini tespihe beni de tespihten hiç ayrılmayan kursiye benzetmiştir. Birçok gün gözleri yaş dolarak şunu söylediğine tanık olma bahtiyarlığını yaşadım:  ´Ulan Kursi, sana baktıkça bir yandan Allah´a şükrediyorum, bir yandan da vahlanıyorum. Şükrediyorum; çünkü vicdanım emin bulunuyor ki, benim hasretimi hedefine sen vardıracaksın; Müslüman halkımızı uyandıracak, yalan ve bühtanlara karşı teçhiz edeceksin. Vahlanıyorum; çünkü seni uzun yıllar önce tanıyıp sahip olduğum bütün müktebebatı sana veremedim. Bilgi tomarımı dürüp kenara koyacağım bir sırada karşıma çıktın.”

————————

Hoca çok enteresan biriydi. Öncelikle istismara çok karşı idi. Mesela bir kişi inkılâpçılığı savunmaya kalksa o onun muhalifi olur ve karşısına geçerdi. Şekilden ibaret olan inkılâp anlayışının yanlış olduğunu hem söverek hem döverek karşısındakilere anlatırdı. Ama bir mutaassıbın karşısında da kendi imanından şüphe edecek şekilde cephe alırdı.

Dini grupların hepsine karşı idi. Ama onun yanında gruplardan birinin aleyhine konuşan ve dine lakayt davranan kimseye karşı da adeta aslan kesilirdi. O´nun böyle bir özelliği vardı. Tenkit eden kişinin tavrını ve niyetinin bozuk olduğunu anlayınca hemen onun karşısına geçer, diğer tarafı savunurdu. Dine kliklerin ve cemaatlerin bakışından bakılmasına tamamen karşı idi. Dinin esas kaynağından öğrenilmesinin gerektiğini, dini menfaatlerine kullananlara çok karşı idi. Dini politik, şöhret veya servet amaçlı kullananların da karşısında idi.

Müftüler ona saygılı davranırlardı. Onunla kimse ters düşmek istemezdi. Çünkü pervasızdı. Hoca öyle realist bir anlayışa sahip ki, onun din anlayışı Türkiye´ye ve İslâm ülkelerine hâkim olsun, İslâm dünyası silkinsin şeklindeydi.

CANSIZ HOCA´NIN HATIRALARINDAN SEÇMELER

Uzun bir süre İl Genel Meclisi üyeliği yaptı. Vali ve müdürlerle diyalogları çok iyi idi. Dairelerin birine yeni bir müdür gelmişti. İslâmiyet´le hiç alakası olmayan bir kişiydi. Hıristiyanlığın üstünlüğüne inanıyor, hatta bu dine girmeyi düşünüyordu. Arkadaşları onu Cansızla tanıştırmak istiyordu. Bir toplantıda konu açılmış ve müdür bu görüşlerini tekrar etmiş. Bunun üzerine Cansız ona, “Kuran’ı inceleyip de içinde beğenmediğin neler buldun?” diye sormuş. Müdür, ´Kuran’ı hiç okumadım´ diye cevap vermiş. Bunun üzerine Cansız, “Peki, Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil´i okuyup neleri beğendin?” diye sordu. Müdür, ´İncil´i de hiç okumadığını´ söylemiş. Bu cevap üzerine Cansız Hoca valiye dönerek, “Sayın valim, bu adamdan ne Müslüman ne de Hıristiyan olur.

———————————–

Trabzon´da genelevi Patroniçesi Gülizar ölür. İskender Paşa Camii´ne getirirler.  Hemen bir dedikodu yayılır. Bu kadının cenazesi kılınmaz. Oflu bir müezzin de  cenazenin kılınmasını arzu eder. Çünkü çok zengin. İşin içinde de para da var. Cemaatten de çekinir. Cansız Hoca’ya haber verir. Cansız Camiden en son çıkar.  Cenaze namazını kıldırmayan hocayla aralarında şu diyalog geçer.

– Bu kadının cenaze namazını niçin kıldırmıyorsun?

– Hocam bu kadın hayatında hep fuhuş yapmış. Böyle birisinin cenaze namazı kılınmaz.

– Ulan, üstte yatan pezevenklerin cenaze namazlarını kılıyorsunuz da altta yatanlarınkini niçin kılmıyorsunuz?

Burada bir anlayış meselesi var. Erkek her türlü melaneti işler, onun cenazesi kılınır. Mevlitler okunur, yemekler yedirilir ama o kadının cenazesi kılınmaz. Ama sen gidiyorsun bu kadına. Diğer hocalar bunu söyleyemez. Çünkü cemaatten korkarlardı. Hocanın öyle bir derdi yoktu.

—————-

Devlet dairelerinde vatandaşa ´bu gün git yarın gel´ anlayışı hemen her dönemde geçerli olmuştur. Dernekpazarı 1950 öncesi Of ilçesine bağlı idi. Resmi bir işi olan yirmi kilometrelik yolu gitmesi gerekirdi. Cansız Hoca´nı köylüsü Şahmeran Güveli nüfus cüzdanı alabilmek için iki kez Of´a gitmesine rağmen yukarıda ifade ettiğimiz anlayıştan dolayı başarılı olamaz.

Durumu Cansız Hocaya aktarır. O dönemde İl Genel Meclisi üyesi ve sözü geçer konumda idi. Kâğıt-zarf ister. Zarfa koyduğu kâğıda şunları yazar:

Vatandaşın üçüncü defa işini yapmamak bok yemektir.   İmza. Mustafa Cansız

Okuma yazması olmayan Şahmeran Güveli bu mektupla birlikte Nüfus memurluğuna gider. Mektubu açıp okuyan memur hiçbir şey sormadan işlemi yapar. Böylece Şahmeran Güveli nüfus cüzdanına kavuşur.

————-

Buna benzer bir diğer olay şöyledir: Bir şahıs rüşvet vermediği için ´bu gün git yarın gel´ diye oyalanır. Durumu Cansız´a anlatırlar.

Aynı şekilde bir zarf ve kâğıt ister. Kâğıdı makasla parçalar ve zarfa koyar.

Niçin böyle yaptığı sorulunca ne yazdığın söyler: “Bu adamın rüşvet verecek kuruşu yoktur. Cüzdanını verin.”

Adam bu şekilde cüzdanını alır.

—————–

Kur´an esaslı bir din anlayışına sahip olan Cansız Hoca´nın tarikatlarla arası pek iyi olmasa da sünnet konusunda oldukça hassas olduğunu şu hatırasından görmek mümkün.

1940-50´li yıllarda pozitivist bir anlayış hâkim. Aydınlar genelde böyle. Öğretmen olan böyle bir kişi gelişi güzel olarak sahabenin önde gelen hadis ravilerinden Ebu Hureyre´nin çokça hadis rivayet etmesini doğru bulmadığını ve uydurma olduğunu dile getirir. ´Bir kişi bu kadar hadis rivayet edemez. Tahmin ediyorum bir yerlerden bir şey okumuş´ demiş. İzah etmeye çalışanların sözlerinden ikna olmamış. ´Cansız Hoca´yı kabul eder misin?´ demişler. ´Ederim.´ demiş. Cansız Hoca Meydan Parkı´nda bir ağacın altında sohbet ediyor. Gelmişler. Hafız Murat,var, Muharrem Aslantürk var.

– ´Hocam böyle diyen bir adam var. Anlattık ama tam izah edemedik. Siz ne dersiniz?´

– Kalem kâğıdınız var mı?

– Var.

Bu öğretmene maddeler halinde açıklama yapacak olan hocanın ilk maddesi şu olmuş:

– Yazın; Bir: Ebu Hureyre´ye yalancı deyenin anasını avradını…

Adam duraklamış… Cansız Hoca,  “Bu kalayı safhası” demiş. Daha sonra Usul-i Hadisten anlatmaya başlamış. Toplanması, rivayeti… İlmi bir izah.

Sonra kalkmış gitmiş. Öğretmene sormuşlar: Nasıl buldun?

Cevap: Çok iyi anlattı ama çok kaba bir insan.

—————————-

Cansız Hoca´nın bulunduğu bir yerde kimlerin cennete gireceği konusu tartışılıyormuş. Mollalardan biri Cansız Hocaya:

– Hocam, Edison bütün dünyayı aydınlatan buluşu gerçekleştirdi ama yine cehenneme gidecek.

– Sen Edison´un cehenneme gideceğini nereden biliyorsun?

– O bizim Peygambere inanmadı. Onun için cennete giremez.

Bunun üzerine Cansız Hoca şu açıklamayı yapma gereğini duyar: Bakara suresinin 62. ayetinde Allah ´Şüphesiz iman edenlerle, Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabilerden kimler Allah´a ve ahiret gününe inanıp salih ameller işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de.´ Bu ayette Allah insanlardan Allah´a ve ahiret gününe inanıp hayırlı işler yapmaları şartını getiriyor. Aynı ayet Maide suresinin 69. ayetinde tekrar edilmektedir. Sonra büyük âlimlerin ekseriyeti iman sahibi oldukları bilinen bir husustur. Ayrıca Edison´un son nefesinde nasıl gittiğini ne biliyorsun? gibi izahlarla onu ikna etmeye çalışmış.

Ancak adam ikna olmamış ve illa cehenneme gidecek diye ısrar edince, Cansız Hoca sinirlenir ve ona şu cevabı verir:

 Allah, senin gibi beş milyon eşeği cennete koyacağına bir Edison´u koysun daha kârlıdır.
                                                          ———————–

Cansız Hoca’ya yerli yersiz herkes dini sorular soruyormuş.

– Hocam, yeryüzünün her tarafına Kuran sayfaları serilse ve büyük abdest ihtiyacın gelse bu ihtiyacı nerede gidereceksin?

Cansız Hoca çok sinirlenerek şu cevabı vermiş:

– İhtiyaç giderecek yer kalmadığına göre, ağzına sıçmaktan başka çare yok.                                                             

————-

Hocalar vaaz verdikleri sırada ´Kalellahu´ diye ayeti okurken Türkçesi ´Allah dedi´ anlamında olmasına rağmen saygıya binaen ´Allah buyurdu´ denir.

Cansız Hoca´nın bulunduğu bir imtihanda hocanın biri alışkanlık olacak ki ´ve kaleşşeytanu´ ayetini tercüme ederken ´şeytan buyurdu´ demiş.

Bunun üzerine Cansız Hoca açmış ağzını, yummuş gözünü:

– Şeytan buyurdu mu? Bir de celle celalühü ekle oraya eşek oğlu eşek. Şeytan bok yedi. Çık dışarı.

—————–

Cansız Hoca, vali ve üst düzey bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemek yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır: “Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, hangisini çıkaralım demişler. Kimileri mandayı çıkarın o çok yer demiş, kimileri de yok hoca daha fazla yer onu çıkarın demiş.”

Fıkrayı dinleyen Cansız Hoca masadan kalkmış, bir kenara oturup sigarasını yakmış. Masadakilerden biri Cansız Hoca’ya, “Hocam niçin kalktınız” diye sormuş. Cansız Hoca şu cevabı vermiş: “Hoca çıktı mandalar yesin.

—————–

İzmirli avukat dava için Trabzon’a gelmiş. Sohbet esnasında, okunan duaların ölünün ruhuna gidip gitmeyeceği tartışılmış. Avukat, okunan duaların ölülerin ruhuna gideceğine inanmıyormuş. “Seni ancak Cansız Hoca ikna edebilir” demişler. Hocanın tavla oynadığı kahveye gidilmiş. Adam sorusunu yineleyince, aralarında şu diyalog geçmiş.

– Elbette gider.

– Peki nasıl gider?

– Senin anan, hanımın, kızın var mı?

– Var.

– Nerede oturuyorlar?

– İzmir’de.,

– Senin ananı, avradını, kızını s……m

– (Adam sinirlenerek hocanın üzerine yürümüş) Ne biçim konuşuyorsun sen?

– Niye sinirleniyorsun? Duaların buradan ahirete gittiğine inanmıyorsun da, küfürlerin buradan İzmir’e gittiğine niye inanıyorsun?

———————-

Demokrat Partisi kurulduğu zaman Cansız Hocaya, Halk Partisi ile Demokrat Parti arasında ne fark var diye bir soru yöneltmişler. O da şu cevabı vermiş:

Hayvan dışkısının üzerinden manda arabasının tekeri geçti. Yarısı bir tarafa, öbür yarısı da öbür tarafa kaldı. Aradaki fark budur.

————–

1960 İhtilalinden sonra Milli Birlik Komitesi üyelerinden bazıları Trabzon´a gelmiş. Cansız Hoca´yı, İmam-ı Azam´ın Türk olup olmadığını sormak için çağırmışlar. Hoca gitmeden önce şöyle demiş: “İmam-ı Azam işi kolay da Allah´ın Türk olup olmadığını sorarlarsa ne cevap vereceğim

————–

Ahmet Gürsoy´a göre Cansız Hoca´nın tarikatlara bakışı

“Tarikatlara karşı olduğu doğrudur. Ancak tasavvuf şiirlerini ezbere bilirdi. Türk edebiyatının; Halk edebiyatı, Tekke edebiyatı ve Divan edebiyatından akarak oluştuğunu ve bunların büyük değerler olduğunu ifade ederdi. Ayrıca Tarikatların 18. yüzyıldan itibaren yozlaştığını ve şeyhlerin araya konularak dine en büyük kötülüğü yaptıklarını söylerdi. Bazıları ´hatemü´l enbiya mı büyük, yoksa hatemü´l evliya mı büyük´ sözünü söyleyerek tartışanlara çok kızar ve ağır hakaret ederdi.”

————

Sait Aydemirin Cansız Hoca ile ilgili hatırası

Kendilerinden dinledim. Gençlik yıllarıydı. Köylerinden tarikata giren bir genç, ´biz vecde geliyoruz. Tecelliler oluyor. Allah´ı bile görüyoruz. İstersen sana da göstereyim.´ Cansız, “göster bakalım” der. Birlikte giderler. Karanlık yerde olacak ya Cansız´ı ahıra götürmek ister. Bunun üzerine Cansız çok kızar ve “ulan eşek oğlu eşek Allah´ı ahırda mı arıyorsun” diyerek basmış dayağı. Aslında Hoca işi biliyor ama sonucu merak ediyordu.

——————-

6 Eylül 1950 tarihinde kaleme aldığı ve Diyanet İşleri Başkanlığına gönderdiği rapordan

Üzerinde hassasiyetle durulması gereken tarikatçılıkta son zamanlarda görülen durgunluk, bölgemiz hesabına tarikatçılıktan bir dönüş kabul edilemez. Buna fırsatta ilerlemek için bir gerileyiş demek daha doğru olur sanırım.

Zaman zaman din, tasavvuf kisvesi altında belli olmayan maksatlarla neşredilen kitaplar, mecmualar çoğalmış bulunuyor. Bu kitaplardan birisi de yanılmıyorsam tarikatlara hizmet maksadı ile Ömer Rıza Doğrul´un Tasavvuf tarihidir. Bu eser hakkında güzel niyetlerinden emin olduğum bir iki arkadaş vaiz tarafından da aciz düşüncem sorulmuştu. Düşündüğümü söyledikten sonra kendilerine, bağlı bulunduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığının tasdiklerini, hususi ile Başkanımızın takrizlerini görmediğimiz (yeni çıktı) dinî, tasavvufî eserleri şüphe ile telakki etmeniz gerekli olduğunu söyledim. Sözlerime Diyanet İşleri Başkanlığının ve sayın Başkanın dinî neşriyatı size de. Öğütlerinizi dinleyenlere de üstün bir yeterlilik taşıdığını eklemiş bulunuyordum. Fakat bu yeni çıktıların bir listesi ile mahiyetlerinin teşkilat mensuplarına bildirilmesinin faydalı olacağını sanmaktayım.

Cansız Hoca´nın cümlelerinden anladığımız kadarıyla tarikatlara karşı bir tavrının olduğu anlaşılmaktadır. Çok partili hayata geçişle birlikte gerek dinî neşriyatta ve gerekse dinî oluşumlarda bir serbestliğin yaşanması söz konusu olmakla birlikte kendileri, bu durumu sağlıklı görmemekte ve ihtiyatla karşılamaktadır. Özellikle tasavvuf içerikli çıkan yayınların şüphe ile karşılanması, çıkan bu kitaplarla ilgili Başkanlığın inceleme yapıp teşkilatı bilgilendirmesi gerektiğini vurgulamakta ve dini öğütlerde Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlarının kaynak olarak kullanılmasını yeterli görmektedir.

——————————

Rıza Selim Başoğlu´nun anısı ve düşünceleri

Cansız Hoca kendi dönemindeki hocaları adam yerine koymuyordu ki. Gezici vaiz olduğu dönemlerde otobüsle Samsun´a gidiyordu. Saçlar uzun. Başında fötr şapka. Yanında veya arka koltukta birisi Arapça bir metin açmış onu okuyor. O, Cansız´ı tanımıyor. Cansız sormuş: “Elindeki kitap nedir? Ne okuyorsun?” Adam bakmış ki uzun saçlı, fötr şapkalı bir adam, ´sen anlamazsın demiş.´ “Anladım ama sen anlat bana ne var orada?” Kıyafetine bakmış ya herhalde gâvur zannetmiş. Çünkü şekilcilik var ya. “Merak ettim biraz oku bana.” Adam okumaya başlamış ama bir cümlede kırk tane irap hatası yapmış. Hoca, ver şu kitabı demiş ve başlamış okumaya. “Bak kitap böyle okunur. Senin ağzına, sakalına, ...”

Hoca, hoca geçinen insanlara hakaret ediyordu. Daha sonra görev icabı karşılaştığım tablolardan dolayı anladım ki Cansız Hoca haklıymış. Çünkü bu tür insanların sosyal hayatlarına din hiç girmemiş. Dini sadece namaz ve oruçtan ibaret sayıyorlar. Cansız bu tür hocalara asabileşiyordu. Onlara olan düşmanlığından değil. Belki maksadı aşan ifadeler kullanıyor ama hiçbir zaman niyeti kötü değil ve hiçbir zaman zannedildiği gibi dine saygısız ve kayıtsız bir insan değildi.

Bana göre tahkiki olarak Allah´ı bulan bir insandı. Ben onu böyle tanıyorum.

Biz Cansız Hoca´yı İmam-Hatipte olduğumuz yıllarda dinliyorduk. Ama o yaşlarda onu anlayabilecek seviyede değildik. O dönemlerde biraz ibare okumuş ve vaiz olarak camilerde kürsüye çıkan hocaların Hoca ile ilgili olarak ´itikadının çok zayıf olduğu, dininin zayıf olduğu ve adeta inançsız biri olduğu´ propagandasını yapıyorlardı. Bizler, onunla ilgili olarak hep bu sözleri duyarak yetiştik. Bunun takdirini yapabilecek durumda da değildik. Acaba Hoca için niçin böyle söylüyorlar? Bunu söylemelerinin tabi çok sebepleri var. Bir kere şunu söylemek lazım ki Hoca çok liberal bir kişiydi. Kıyafetiyle, hareket tarzıyla hocalardan çok farklıydı.

Geleneğin çok dışında yaşayan bir kişiydi. Mesela oturur tavla oynar. Tavla oynuyor ya, zındık oldu. O tavla, hocalara göre onun küfrünü gerektirecek bir durum olarak görülmektedir. Çünkü o dönemlerde hocalar, tavlanın zarına bile tutmanın insanın hınzır kanına bulaşacağı konusunda hadisler söylerlerdi. Yani tavla oynamak dinsizlikti. Hoca olarak o bu tür hadislerin,tahlilini yapacak bilgiye sahipti.´

————————–

Sadık Albayrak´ın anısı

Cansız Hoca yeterince tanınmadığı için yanlış bir anlama ile soluğu hakim önünde alan Milli Gazete Yazarı Sadık Albayrak anlatıyor:

Sanırım doksanlı yıllarda idi. Yaşar Nuri Öztürk´ün fikirlerini Milli Gazete´deki köşemde eleştiriyordum. Bir yazımda Öztürk´ün ortaya koyduğu görüşlerin gayet doğal karşılanması gerektiğini, çünkü ´Cansız Mustafa´ ekolünden olduğunu yazmıştım. Bir gün savcılıktan bir çağrı aldım. Niçin çağrıldığımı bilmiyordum. Savcı ile görüşmemizde kullandığım bu ifadeyi sordu. Meğer ´Cansız Mustafa´ ifadesini Atatürk için kullandığımı zannetmiş ve bundan dolayı hakkımda dava açılacağını belirtti. Atatürk´e nasıl Cansız Mustafa dersin? Savcıya, ´Cansız Mustafa´nın Yaşar Nuri Öztürk´ün hocası olan Mustafa Cansız olduğunu anlattım. Konuyu açıklığa kavuşturduktan sonra hakkımızda açılması düşünülen dava böylece açılmadan kapanmış oldu.”

KAYNAKLAR

Övüleceği öven, sövüleceğe söven Cansız Hoca. Şermin Terzi. Hürriyet Gazetesi. 4 Mart 2007. http://www.hurriyet.com.tr/pazar/6055946.asp

Yaşar Nuri Öztürk’ün cansız hocası. Haber 7 Kitap dünyası. 27 Şubat 2007.  http://www.haber7.com/kultur/haber/223161-yasar-nuri-ozturkun-cansiz-hocasi

Bülent Pakman. Mayıs 2014.

 İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Sıkıntılar bitsin, işler kolaylaşsın...


Sıkıntılar bitsin, işler kolaylaşsın... 

Hiçbir kaynak yada sitede bulamayacagınız özel bir dua paylaşmak istedim sizinle, (Habir ögretisidir..) 
 Elimi attıgım dallar kuruyor diyen kardeşlerimiz biiznillah bu dua ile sıkıntılarından kurtulacaktır..

Estafurullah el Aziym, 
Estafurullah el Aziym, 
Estafurullah el Aziym 
ya Tevvab Ya Fettah, Elem neşrahleke sadrek. 
Ve vedagna anke vizreak. Ellezi enkadezahrek..
Ve refane leke zikrek.. fe inne meal usri yüsren inne mealusri yüsren,feiza feragte fensab vallahu feiza feragte fensab vallahü billahü feiza feragtefensab, ve ila rabbike fergab.. Sadakallahül aziym-i Allahümme salli alaseyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi bi ecmain bi hürmeti AshabıBedir, ashabı uhud, ashabı akabe, 
Ya RABBEL ALEMİN YA AMAN YA AMAN...
Rabbena atigna fid dünya hasenetev ve fil ahireti hasenetev ve kina azaben Narr.. AMİN..

Sevdiğiniz İçin Muhabbet Uygulaması 
helaliniz olan birisi için yapmanız uygundur sevdiğiniz kimsenin saçından 3 adet kıl alıp her birisine 3 düğüm atılır hepsi tamam ulunca 3 kıl bir araya getirilir üzerine bir defa surei yasin okunur harlı ateşe atılır atarken şu sözler söylenir tevekkelü ya hüddam ahrık ve heyyicü kalbi fi mehabbeti fülan binti fülan bihakkı hazihis suretiş şerifeti elvaha 3 el acele 3 essaate 3 düğümlerde okunacak ayeti kerimeler : 

yuhibbünehum kehubbillahivelleziyne amenu eşeddu hubben lillah vel gaytu aleyke muhabbeten minnivettesniu ala ayni kul in küntüm tuhibbunallahe fettebiuni yuhbibkumullah veyağfirlekum zunubekum vallahu gafurur rahim okuma sadece çarşamba gün doğmadan yapılır okuma zamanında ak günlük kizbera od ağacı buhur edilir

KISMET AÇMA DUASI
Arkadaşlar, sihir yapılarak kapanmış kısmetleri açan bir dua formülünü sizeveriyorum . Size sihir, büyü yoluyla kapanmış kısmetleri açan ve temizleyenbir formül yazıyorum. Bu 3 aşamalı ve 3 güne yayılan bir işlemdir, yapılmasıbiraz zahmetlidir ancak inanılmaz şekilde etklilidir her türlü büyüyü ve sihiri çok eski bile olsa temizler, açar Rabbimin izniyle . İhtiyacı olanlar yapsın çoketkili olduğu belirtilmişti.Bu okuma için gerekli olanlar şöyle;3 metre kadar biraz kalınca pamuk ipliği 3 küçük parça tane tuz, 3 kaşık gülsuyu, 3 kaşık sirke, 3 diş sarımsak ve 3 ayrı cami çeşmesinden alınacak su. 361 tane Euzü Besmele İhlas suresi Yunus suresinin 81 ve 82 ayetleri, Saffat suresi 7. ayeti ,Sad suresi 41. ayetiile Falak ve Nas sureleri Salatı Münciye.Bakara suresinden Ayet-el kürsi ve Bakara suresinin son 285 ve 286. ayetleri.

Gelelim nasıl yapılacağına:
Perşembeyi cumaya bağlayan gece boy abdesti alınıp temiz çamaşır giyiliyor,giyilecek olan her şey tertemiz yeni yıkanmış olacak. Sonra niyet belirtilerek iki rekât namaz kılınıyor, namaz bitiminde derince bir cam kaseye 3 ayrı camiden alınmış su konuyor ve içine önce tuz, sonra sırasıyla gülsuyu, sirke, 3 diş sarımsak soymadan konuluyor ip dolaşmayacak çeklide batırılıyor. 
Buraya çok dikkat edilmesi gerekiyor ki ip birbirine dolaşıp karışmasın. Sonra bu suya önce 361 tane Euzü besmele okunuyor sonra da sırasıyla yunus suresinin 81ve 82. ayetleri, saffat 7. ayet ve sad 41 ayeti 41 defa okunuyor. 

Bu ayetlerinhepsi önceden bir kağıda yazarak çıkarılıyor okuma kolaylaşsın diye öyleokunuyor. Böylece işlemin ilk bölümü tamamlanmış oluyor.Ertesi günü sabahtan ipler sudan alınıp kurutuluyor. İyice kuruduktan sonraüzerine niyet tekrarlanarak cuma selasından önce ihlas suresi okunarak 202 tane kolay çözülecek düğümler atılıyor ama ilk 101 tanesi bitince belirleyicibir işaret konuyor veya biraz geniş bir aralık bırakılınıyor ikinci 101 düğümöyle atılıyor. 

Sonra bu düğümler aynı gün yani cuma günü akşamı yatsı namazından sonra felak ve nas sureleri okunarak tek tek çözülüyor her düğümü çözerken bu işlem kim için yapılıyorsa onun adını söyleyerek;ben....kızı..... veya... oğlu.... üzerimde herhangi bir nedenden dolayı kısmetkapalılığı varsa, ya da sihir büyü veya nazar etkisi ile benim her türlü nasibim, rızkım, iş ve evlilik kısmetim kapalıysa ( Durumunuz hangisine uygunsa onu söyleyin.. 

Bekarlar için: evlilik, iş. Evliler için: iş, rızk, kısmet gibi... ) ben tümbu kötü etkileri Yüce Allah'ın adı ile ve Allah'ın kelamı olan kuran ayetleri iletemizliyorum ve bu düğümleri açarken önümdeki bütün engelleri kaldırıyor veher türlü şansımı, kısmetimi, nasibimi açıyorum deniyor ve tek tek ilk 101 lik düğümler bu şeklilde çözülüyor.

 Ancak dikkat edilmesi gereken en önemlidetaylardan biri şu; ilk 101 lik düğümlere kadar FELAK suresi okunarak, sonraki 101 lik düğümler ise NAS süresi okunarak çözülüyor. 
Bu okumalar ve düğüm çözme işlemi sırasında daha önceden üzerine dua okunan su kâsesiokuyanın önünde olacak ve düğümü çözülen ipler tekrar bu suya bırakılacak. Düğüm işlemi tamamlandıktan sonra okunmuş suya 17 tane Ayet-el kürsü vebakara suresi 285-286 ayetleri yani ameneresulü okunuyor. 

En son olarak da 21 tane salat-ı münciye okunuyor ve okuma tamamlanıyor.Bu okunmuş su ve içinde ki çözülen ipler bir gece üstü örtülerek bırakılıyor.Ertesi gün ipler sudan alınıyor, kurutuluyor sonra da kül olana kadar yakılıyor. İpten arta kalanlar ya bir akar suya veya ayak basılamayacak gibi olan evin dışında bir yere, toprağa gömülüyor. 

Su ise içinden sarımsaklar alınıyor 21gün boyunca içme suyuna azar azar karıştırılıp içiliyor yemek, çay, kahvesuyuna katılarak kullanılıyor eksildikçe üzerine su ilave ediliyor banyo suyunakatılıp bu sudan geçiliyor. Bu su eşyalara, varsa arabaya, iş yerine, yaşanılanalanlara, odalara, salonlara mutfaklara yani banyo ve wc hariç her yere, kullandığınız her eşyanıza hafifçe püskürtülüyor. 
Böylece tam bir temizlikyapılmış oluyor. 
İnşaallah sıkıntısı olan arkadaşlarıma çözüm olur.  Çalışmada geçen dualar arakadaşlar ;
Euzü besmele 
Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm 
Bismillahirrahmanirrahim 
Anlamı : 
Kovulmuş Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığınırım. 
Rahman ve RahimOlan Allah’ın Adı ile. 
İhlas Suresi : 
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Gul hüvallâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün(l) lehû küfüven ehad. 
Anlamı: 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile. De ki; O Allah, bir tektir. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O’namuhtaç; fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir.) Doğurmadı ve doğurulmadı.O’na bir denk de olmadı. 
 Yunus suresi 81. ve 82. ayetler: 
81.Fe lemma elkav kale musa ma ci'tüm bihis sıhr innellahe seyübtılühinnellahe la yuslihu amelel müfsidın 82.Ve yühıkkullahül hakka bi kelimatihı ve lev kerihel mücrimun 
Anlamı: 
81. Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki: "Sizin getirdiğiniz sihirdir. Allah onuboşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez."
82. "Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığaçıkaracaktır." 

Saffat suresi 7. Ayet: Ve hıfzam min külli şeytanim marid 
Anlamı: 
7. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. 
Sad Suresi 41. ayet 41. Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeşşeytânu bi nusbin ve azâb(azâbin). 
Anlamı: 
41. (Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. 
Hani o, Rabbine,“Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti. 
Nas Suresi 
Bismillahirrahmanirrahim 
Kul e'uzü birabbinnas Melikinnas İlahinnas Minrril vesvasil hannas Elleziy yüvesvisü fiy sudurinnas Minel cinneti vennas 
Anlamı: De ki: 
“Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese verensinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine,insanların İlâh’ına sığınırım.” 

Salatı Münciye: 
Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âliSeyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Vetakdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât veterfe’unâ bihâ a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike Yâ erhame’r-rahimîn.Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufranekerabbenâ ve ileyke’l-masîr. 

Anlamı: 
Allahım! Efendimiz Muhammed’e (sav) ve onun ehli beytine salât et.Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. 
Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin,bizi bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetinebizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta veöldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin ensonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunlarımerhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi birvekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır. 
Ayet-el Kürsi : 
ALLAHü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühûsinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeuindehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûnebişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâyeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm. 
Anlamı: 
ALLAH… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O’nu uyuklamave uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. 
O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. 
Bakara Suresinin 285 ve 286. ayetleri: 
285 . Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne),kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lânuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâgufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru) 286.Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâmektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmilaleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâtuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ,ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne). 
Anlamı: 
285.Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de(iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerineiman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden)ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Sendenbağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” 286.Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. 
Onunkazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla,bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

RAMUZ EL-EHADİS Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî




RAMUZ EL-EHADİS
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî



Sayfa: 3
1. Kıyamet günü Cennetin kapısına, açtırmak için geleceğim. Kapıcı Hâzin sorar: "Sen Kimsin?" Ben de: "Muhammed (s.a.s.)'im" derim. Kapıyı açar ve: "Senden önce hiç bir kimseye açmamakla, ancak sana açmakla emrolundum" der.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
2. Bit, pire, çekirge, at, katır, sığır vs. gibi bütün hayvanların ecelleri tesbihlerine bağlıdır. Tesbihleri bitince Allah (z.c.hz.) onların ruhunu kabzeder. Azrail (a.s.)'ın bu kabzla alakası yoktur
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
3. Bu ümmetten en son ölecek olan Kureyş'ten iki kişidir.
Ravi: Hz. Kays İbni Ebi Hazim (r.a.)
4. Hz. İbrahim (a.s.)'ın ateşe atılırken söylediği son söz: "Hasbiyellahu ve ni'mel vekîl" (Bana Allah kafidir. O, ne güzel vekil)dir.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
5. Eski Peygamberlerin kelamlarından insanların son idrak ettiği şudur: "Haya hissetmedikten sonra, istediğini yap."
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
6. Ayın son Çarşamba'sı "Nahsi müstemir" günüdür. (Bu günde Ad kavmi ortadan kaldırıldığı için ayın son Çarşamba'sını iyi saymazlar.)
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
7. İslam karyelerinden (şehirlerinden) en son harab olacak belde Medine'dir.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
8. En son ölecek olan Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Bir gün dağlarda Medine'ye gelmek için davarlarını toplamak üzere bağırırlar. Fakat görürler ki hayvanları vahşileşmiştir. Seniyetül Veda'ya geldiklerinde yüz üstüne düşüp ölürler.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

16 Mayıs 2018

Suya yazılan alfabe,

İlgili resim
Suya yazılan alfabe, 
suyun H2O kimyasal formülünü değiştirmeyen ve bu sebeple şimdiye kadar okunamayan titreşimsel bir alfabedir. Bu alfabe,“ Niyet” in alfabesidir… Hani bir söz vardır; “ Suya yazı yazılmaz” diye… Kaldırıp atmalı artık o sözü bence…
Suya yazı yazılır… Lakin suya yazılan yazıyı okuma marifetini geliştirmek şartıyla… Ona yazılan cümlelerin alfabesi; bir takım fizik kuralları ile kurulmuştur. Ne mutlu ki bilim, artık o alfabeyi okunur hale getirmeye başlamıştır.
Su ile irtibata geçen her madde suda iz bırakır. Suya iz bırakan maddeler onun kimyasını değiştirebilir. Ama suya yazılan alfabe, suyun H2O kimyasal formülünü değiştirmeyen ve bu sebeple şimdiye kadar okunamayan bir alfabedir. Bu alfabe, “ Niyet” in alfabesidir aslında…

Gümüş bir kaptan içtiğimiz su ile toprak kaptan içtiğimiz su, hele de plastik kaptan içtiğimiz su birbirinden neden farklıdır? İnce belli bardaktan içtiğimiz çay ile porselen fincandan içilen çayın aynı olmaması gibi… Çay tiryakileri bu farkı ayırt ederler her nedense. Hepsinin molekül yapısına baktığımızda; kimya bilimi bize aralarında bir fark olmadığını söylüyorken, bizim değişik algılamamızın sebebi nedir?

İşte bu farkı fark eden bilgi; kimyada değil, rezonans kanunlarındandır… Nasıl mı?
Su bilgiyi kaydeder ve kaydettikçe yeni nitelikler kazanır. Ama kimyasal bileşimi değişmez, rezonansı değişir. Kimyaya göre suyun bileşimi önemlidir, ayrıştırıcı kimya bilimi onun sadece H2O moleküllerine ve taşıdığı elementlere bakar. Oysa rezonans; suyun sadece moleküllerine değil, yapısına ve taşıdığı titreşime bakar. Suyun yapısı demek, onun moleküllerinin nasıl organize olduğu demektir. Su molekülleri bir araya gelerek bir grup oluştururlar. Bu gruplara da kümeler denir. Bu kümeler ise bir hafıza hücresi görevi görür.

Bu hafıza sisteminin çalışmasını ve etkileşimin okunmasını sağlayan alfabe; yapılanma kümelerini oluşturan su molekülü gruplarıdır. Ve siz isterseniz bu alfabe ile cümleler yaratabilir ve bu cümleleri değiştirebilirsiniz…

Suyun her bir hafıza hücresinde 440.000 bilgi hücresi bulunduğu kaydedilmiştir. Bu hücrelerin her biri çevreleriyle kendilerine özgü bir etkileşim sağlar. Bu etkileşim sırasında su, dünya ile ilişkisini bir manyetik band gibi kaydeder. Odadaki elektriği açtığınızda, ona dua ettiğinizde, teşekkür ettiğinizde, öfke duyduğunuzda su değişir.

Bu işlemlerin hepsi suyu farklı bir rezonansta yapılandırır. Pozitif duygularla yapılandırılmış suyla beslenen bitkiler, diğerlerine göre çok daha fazla gelişir ve güzelleşir. Çünkü yapılandırılmış su, diğer suya göre 6 kat daha fazla foton enerjisi taşır. Yapılandırılmış sudan aldığınız çok küçük bir miktar su, çok daha büyük hacimli yapılandırılmamış suya katıldığında kendi içindeki cümleleri o suya yazar. Kutsal suların bir zerresinin katılmasıyla diğer suyun da kutsallaşmasının sebebi budur.

Roraima Dağının Gizemli Suyu

Suyun enerjisi ve yapısı ile ilgili en ilginç çalışmalardan biri, Brezilya ve Venezuela arasında bulunan 2270 metrelik Roraima Dağı’nda yapılmıştır. Dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilen ve son derece sert kuvars taşından oluşan bu dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Kirlian tekniği ile çalışan bir cihazla bu dağın suyunun yaydığı ışık ölçülmüştür. (Işığın gücü, nesnenin taşıdığı enerjiyi yansıtır) Normal bir su ile Roraima dağının suyunun taşıdığı enerji karşılaştırılırken, hiç beklenmeyen bir sonuçla karşılaşıldı:

Roraima dağının suyu 40.000 kat fazla enerji taşıyordu. Bilim adamlarına göre bu su, bakir bir zamanın enerjisini yansıtıyordu. Çünkü dağ; dünyanın şimdiki titreşimlerine çok uzak ve gizemli Amazon Ormanlarındaydı. Üstelik suyu yapılandırdığını bildiğimiz kuvars kristallerinin içinden akıp geçiyordu. En ilginç olan ise; Roraima kelimesi bütün suların anası anlamına geliyordu…

Dünyanın hiçbir yerindeki su, bir diğer bölgedeki suyla aynı değildir. Çünkü su çıktığı toprakların mineral ve madenlerini aldığı kadar, o toprakların titreşimini ve enerjik bilgilerini de alır. O toprakların geçmiş tarihi bile suyunun üzerinde yazılıdır. İnsanın doğduğu toprakların karakterini yansıttığı söylenir ve eski insanlar bunu o toprağın suyuna bağlamıştır.

İşlenmiş, zenginleştirilmiş, arıtılmış su, kimyasal olarak mükemmel bile olsa, yaşamayan ölü bir sudur. İçinde yaşam ve enerji bulunmaz. Çünkü üzerine yazılan doğal yazı silinmiştir. Kaynaktan içilen doğal su bu yüzden şifalıdır. Doğanın üzerine cümleler yazdığı su, onu içen insan tarafından rezonans yasaları gereği kimyasal değil titreşimsel olarak algılanır.

Telepatinin Taşıyıcısı, Düşüncenin Titreşimlerini Kaydeden Su Molekülleri midir?

Suyun alfabesini çözmeye çalışan bilim insanlarının bir de yeni teorisi var:
“İnsanlar arasında gerçekleşen telepatinin aracısı, hücrelerinde taşıdıkları sudur.”

İnsanların vücut sıvılarının (özellikle de ayna nöronlardaki) mesafeler arasındaki titreşimlerin dalgalarını kaydedip veriye çevirdiği gibi bir durum çıkıyor ortaya. Nobel ödüllü fizikçi Garnier Malet’ e göre de; rüya sırasında yaşananlar, enerji bedenimiz aracılığıyla fizik bedenimizdeki suya kaydediliyor. Suyun tüm bunları yapabilmesi için, bir alfabe sistemine duyarlı olmasından başka bir açıklama yok. 
Evrendeki inanılmaz düzenin bilgi alışverişinin, bizim dünyamızdaki aracısının su olması hiç de inanılmaz değil. Düşünceler ve niyetler suya yazılabilir, niyetin alfabesini çözebilirseniz eğer. 
Çünkü niyetin bileşenleri çok boyutludur ve düşünce kadar lineer değil, bütünseldir…



Şeklini Hatırlayan Madde

Son yılların yine enteresan buluşlarından birisi, “Meta hidrojel” adı verilen ve şeklini hatırlayabilen maddedir. Doğada bulunmayan ve yapay olarak üretilen bu jeller, havada su gibi davranıyor, ama suya atıldığında katı hal alıyor.



Bu yeni meta-hidrojel madde kendi orijinal yapısını hatırlıyor. Bir kalıp içinde üretildikten sonra, suya atıldığında kalıba atılan haline tekrar tekrar giriyor. Bu madde, havaya maruz bırakılsa ya da sıvıya benzer haline geri sokulsa bile bu durum değişmiyor. Araştırmacılar bu maddenin su ilave edildiğinde harfleri oluşturan performansın görüntülerini hazırlamış.



Araştırmacı ekibinin başı olan Luo ve ekibi daha önce sentetik DNA kullanarak hidrojeller veya çoğunlukla su içeren jeller hazırlamıştı. Bu sefer, farklı bir mikroskopik yapıya sahip bir DNA hidrojeli hazırlamak istemişlerdi. Meta-hidrojellerini hazırladıktan kısa bir süre sonra benzersiz özelliklerini keşfettiler ve araştırmalarının sonucunu Nature Nanotechnology dergisinde bir makalede yayınladılar.



İsa’nın denizi şaraba dönüştürmesi, Musa’nın denizi ikiye ayırması, edilen yağmur dualarının yağmurla cevaplanması, vaftizin ve abdestin kutsallığı, ninelerimizin dualarını suya okuyup üflemesi, büyülerin suya konulup içilmesi, mantraların ve seslerin titreşiminin bedeni iyileştirmesi, yenilen yemeğin dua ve şükürle kutsanması, dünyadaki suyun başka hiç bir gezegende yaşam endeksi yaratamaması, müzik dinleyen bitkilerin çok daha fazla çiçek açması, suyun hafızasında taşıdığı cümlelerin eseridir.



Dünyada ilk anda ne kadar su varsa, hala aynı miktarda duruyor. Hepimiz ilk okyanusun suyundan bir parça taşıyoruz. Her bir kelimemiz bir su damlası için bir düşünce ve bilgi kaynağı oluşturuyor. Düşüncelerimizi ve dünyayı ne kadar kirlettiğimize bakarsak eğer, yaşam kaynağımız olan suyun ne kadar acı kelimelerle dolu bir kitap haline geldiğini anlamamak mümkün değil. Suyu en kısa sürede yapılandıran kelimeler ise Sevgi ve şükran…



Gelin hep birlikte suya yeni bir yazı yazalım…



Suyun bize verdiği yaşam titreşimi için, içinde 7 Milyar kere sevgi ve şükran kelimesi geçen bir kitap olsun… Bu yeni kitabı ona borçlu muyuz? Evet borçluyuz, çünkü tüm hücrelerimizden onu çekip aldığımızda biz bir hiçiz. Tüm damarlarımızda ”O” aziz dolaşıyor…

DELAYLUL HAYRAT



DELAYLUL HAYRAT

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...