27 Kasım 2012

Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi



Hz. Hasan’ın Muaviye ile Barış imzalamasi

      Muaviye’nin Irak’a gelisi, zaten bir arada zor duran Hz. Hasan’in ordusunun maneviyatini daha da bozmustur. Çünkü bu ordu yukarida da vurgulamaya çalistigimiz gibi bir birine düsman ve aralarinda bir çok savas meydana gelmis olan farkli kümelerden olusuyordu. Kûfeli askerlerin bu özelligini gayet iyi bilen Muaviye, Irak’a gelir gelmez bu orduyu dagitmanin yollarini aramaya basladi. Buna Hz. Hasan’in öncü kuvvetleri komutani Ubeydullah b. Abbas ile baslamayi uygun buldu ve kendisini yarisi pesin, yarisi Kûfe’de ödenmek üzere 1.000.000  dirhem karsiliginda saflarina katmayi basardi.[1] Yakubî, Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina sekiz bin kisilik bir grup ile katildigini söylemektedir.[2] Isfehanî ise tek basina ve gece gizlice katildigini, sabahleyin ordunun sabah namazina kalktiginda kendilerine imamlik yapmak üzere onu aradiklarini ve bulamadiklarini, bunun sonucunda da Muaviye’ye katildigini anladiklarini, daha sonra kendilerine Kays b. Sa’d’in namaz kildirdigini belirtmektedir.[3] Ubeydullah’in Muaviye’nin ordusuna katilmasi Hz. Hasan’in ordusundaki çözülmeyi hizlandirmistir. Ubeydullah, Hz. Hasan’in yakin akrabasiydi, Hz. Ali’nin amcasinin ogluydu. Yakin akrabasinin Hasan’a ihanet edip saf degistirmesi, gönülsüz olarak bu mücadelede yer almis olan, fakat kaçmanin yolunu arayan kitle üzerinde etkili olmus, Muaviye’nin saflarina katilmalarina neden olmustur. Ya’kubî’nin Ubeydullah ile    8000 kisinin Muaviye’ye katildigini söylemesi de bu çözülme ile alakalidir. Kaynaklar Kays ile beraber 4000 kisinin kaldigini söylemektedirler. Öncü kuvvetlerinin tamami ise yukarida da ifade ettigimiz gibi 12.000 kisi idi. Dolayisiyla Muaviye’ye 8000 kisi katilmis olmaktadir ki bu Ya’kubî’yi dogrulayan bir rakamdir.
Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina katilmasiyla Hz. Hasan’in ordusunun öncü kuvvetlerinin basina Kays b. Sa’d geçmisti. Kays, ordusunun hizli bir sekilde dagildigini görmüs, bunun önüne geçmek için [4] Ubeydullah’i ihanetle suçlamis agir hakaretlerde bulunmustur.[5] Ancak Kays’in bu girisimleri hiçbir ise yaramamistir. Irak ordusunda Muaviye’nin bekledigi çözülme hizla sürmektedir. Kays’in ordusunda bulunan sadece siradan askerler degil,  Kûfe’nin ileri gelenleri de Muaviye’ye giderek ona biat etmislerdir. Hatta bunlardan bazisi temsil ettikleri kabileler adina biat etmekteydiler.[6] Kûfe’deki durum da savas alanindan çok farkli degildi. Meclisî, savasa gitmeyip Kûfe’de kalan insanlarin da Muaviye’ye mektuplar yazarak onu sehre davet ettigini söylemektedir.[7] Dolayisiyla Hz. Hasan sadece ordusunun üzerindeki kontrolünü yitirmekle kalmamis, ayni zamanda Kûfe’yi de yitirmisti. Zaten bunu anlamasi da çok fazla sürmeyecektir.
Öte taraftan  Ibn A’sem el-Kûfî’nin de belirttigi gibi  Kays b. Sa’d, bütün gayretlerine ragmen, ordusunun yasadigi çözülmenin önüne geçmeyi basaramayinca  durumu Hz. Hasan’a bildirdi.[8] Kays’dan gelen mektup, Hz. Hasan’in moralini daha da bozdu ve Kûfelilere asagidaki konusmayi yapti:
 “Ey Iraklilar babam Ali’yi savasa ve tahkime zorlayanlar sizlerdiniz. Sonra ona muhalefet edenler (yine) sizler oldunuz. Sonra bana geldiniz. Muaviye gelince  ileri gelenleriniz ona biat ettiler. Beni kendim ve dinim hususunda aldatmayiniz”[9]  Ibn A’sam’a göre ise konusmanin metni su sekildedir: “Ey Iraklilar siz benimle ne yapmak istiyorsunuz. Iste Kays’in mektubu, sizin ileri gelenlerinizin Muaviye’ye katildiklarini yaziyor. Vallahi bu sizin tek kötülügünüz degildir. Babami tahkime zorlayanlar [yine] sizlerdiniz. Bunu kabul edince de ona muhalefet ettiniz. Sizi Muaviye ile ikinci kez savasmaya çagirinca buna yanasmadiniz. Sonra ona, Allah’in kendisine uygun gördügü sey oldu. Sonra bana itaat edip isyan etmeyeceginize dair biat edenler yine sizlerdiniz. Biatinizi aldim ve bu amaçla hareket ettim, bu hareketimde neyi amaçladigimi Allah bilir. Olan yine sizden oldu. Ey Iraklilar sizden çektigim yeter. Bana dinim hususunda eziyet etmeyiniz. Ben Müslüman bir kimseyim. Hilafeti Muaviye’ye birakiyorum”.[10] 
Bu konusmanin içeriginden Hz. Hasan’in içinde bulundugu haleti ruhiyenin ipuçlarini yakalamamiz mümkündür. Yine yukaridaki ifadeler Hz. Hasan’in Sabât’ta yaptigi konusmanin sadece bir ihtimali dile getirdigini göstermektedir.
Öte taraftan Ubeydullah’i kendi tarafina çeken Muaviye, Hz. Hasan’in ordusuna son darbeyi vurmak için Busr b. Ebî’l-Ertât komutasinda bir orduyu Kays b. Sa’d’in üzerine sevk etmisti.[11] Kays ile Busr arasinda meydana gelen savasta, Busr büyük bir yenilgiye ugramakla kalmamis, Samlilardan pek çok kimse öldürülmüstü.[12] Bunun üzerine Muaviye, Ubeydullah b. Abbas’i saflarina kattigi metotla, Kays’i da   kendisine baglamak istedi ve ona da Ubeydullah’a yaptigi teklifin aynisini yapti. Ancak Kays, bu teklifi kabul etmeyip, siddetle reddetti.[13] Kays’i kendi tarafina çekmeyi basaramayan Muaviye, onun komutasindaki 4000 kisilik kuvveti büyük bir ordu ile kusatti.
Dineverî, Muaviye’nin Kays b. Sa’d’i kusattigi esnada, Abdullah b. Âmir’in de Medain’de bulunan Hz. Hasan’i kusattigini, Hz. Hasan’in kusatmayi yarmak amaciyla harekete geçmek istedigini, ancak askerlerini savasa gönderemedigini ve onlarin isteksizligini gördükten sonra da Abdullah b. Âmir’e, Muaviye ile sulh yapmak istedigini belirttigini aktarmaktadir.[14] Bagdadî ise Hz. Hasan’in bütün bu olanlara ragmen bu zor karari yalniz basina vermedigini ordusunun ileri gelenleri ile istisarede bulunduktan sonra Muaviye ile baris yapmanin hem kendisi ve hem de askerleri için daha dogru olacagi neticesine vardigini ve onunla anlasmak için harekete geçtigini söylemektedir.[15] Ibnu’l-Esîr, Bagdadî’nin belirttigi bu istisareyi aktarmakta ve Hz. Hasan’in arkadaslarina asagidaki konusmayi yaptigini söylemektedir: 
 “Andolsun, Samlilar hakkindaki kanaatimiz eskisi gibi devam ediyor ve hiçbir süphe ve pismanlik duymus degiliz. Samlilar ile selamet ve sabirla çarpisip duruyoruz. Ancak sonunda selamet büyük bir düsmanliga dönüsecektir. Bu sabir da zaten [simdiden]eleme dönüstü. Çünkü sizler Siffin savasina giderken dininizi dünyanizin önüne almis bulunuyordunuz. Bunun arkasindan siz öldürülen iki kisi arasinda kaldiniz. Bir kesim Siffin’de öldürüldü ve siz onlarin da intikamini almaya çalisiyorsunuz. Geri kalanlariniz ise zaten kaçip gitmistir. Aglayanlariniza gelince; onlar da bize isyan etmis durumdadir. Biliniz ki Muaviye bizi hiçbir izzet,   seref ve adalet yönü bulunmayan bir hususa çagirmistir. Eger ölümü tercih edecek olursaniz hemen Muaviye’nin bu teklifini kesinlikle reddeder ve onu Allah’in hükmü ve kiliçlarinizin agziyla muhakeme ederiz. Eger dünya hayatini tercih edecek olursaniz bu hususta rizanizi aliriz”
 
Hz. Hasan’in bu konusmasi üzerine orada bulunanlarin hepsinin bir agizdan, hayatta kalmak istediklerini bagirdiklari rivayet edilmektedir.[16] Bu konusma sonrasinda oradakilerin verdigi cevaplar da Hz. Hasan’in arkasindaki destegi tamamen yitirdigini, baris disinda yapacagi bir seyinin kalmadigini ortaya koymaktadir. 
Hz. Hasan’in arkasindaki destegi yitirdigi için hilafeti Muaviye’ye devretmek zorunda kaldigini bize gösteren baska veriler de bulunmaktadir. Sadece Sünnî kaynaklar degil Siî kaynaklar da Hasan’in hilafeti devretmesinin en önemli nedeninin, arkasindaki destegi yitirmis olmasi gerçegi oldugunda hem fikirdirler.  Örnegin Siî dünyanin en önemli bilginlerinden biri olan Müfid, Hz. Hasan’in etrafinda hemen hemen hiç kimsenin kalmadigini, tam bu esnada Muaviye’nin kendisine baris teklif ettigini söylerken,[17]   Tabersî de  buna katilmaktadir.[18] Yine bir baska Siî müellif olan Meclisî de hilafet devrinin temel nedeninin güç kaybi oldugunu vurgulamakta ve asagidaki haberi aktarmaktadir: Hz. Hasan kusatma altinda iken “Zeyd b. Vehb el-Cüheynî, kendisine bundan sonra ne yapmayi düsündügünü sordugunda cevabi söyle olmustur:
Vallahi Muaviye’nin benim için bu insanlardan daha hayirli oldugunu düsünüyorum. Bu insanlar benim taraftarim olduklarini söylüyorlar, fakat beni öldürmek istiyorlar, malimi yagmaliyorlar. Vallahi Muaviye’den kendim ve ailem için bir güvence alip, canimizi ve malimizi kurtarmam savasmamdan daha hayirlidir. Vallahi Muaviye ile savasacak olursam, bunlar beni bogazimdan tutarak kendisine  teslim edeceklerdir.”[19]
Yillar sonra Medine’ye gelenler Hz. Hasan’i, iktidari Muaviye terk ettigi için elestirince onun baris antlasmasinin gerekçesi olarak “Kûfelilerin savasmak istememeleri”ni  zikretmesi[20]   söz konusu antlasmasinin yegane nedeninin güç kaybi oldugunu açik bir sekilde ortaya koymaktadir.
Ibn Miskeveyh, Hz. Hasan’in arkasindaki destegi yitirmesi kadar Kûfe’de kalanlara da güvenmemesini gerekçe olarak zikretmektedir. Ona göre; Hz. Hasan, hilafeti Muaviye’ye teslim etmeden kisa bir süre önce ordusuna yapmis oldugu asagidaki konusma da bunu ortaya koymaktadir. “Ey Iraklilar! Sizden gördügüm üç sey beni yaralamistir. Babami öldürmeniz, beni yaralamaniz ve malimi zorla gasp etmeniz”[21]
Bütün bu gerçeklere ragmen kimi tarih yazicilari olaya tamamen dinî bir veche kazandirmaya çalismaktadirlar. Örnegin; Ibn Arabî Müslümanlar arasinda bir savasin meydana gelmemesi için Hz. Hasan’in, hilafeti Muaviye’ye devrettigini söyledikten sonra, Hz. Peygamber’in “Benim bu oglum seyyiddir. Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasini bulacaktir. ” dedigini aktarmakta ve onun bu gaybî habere binaen savasmak istemedigini ve bu yüzden Muaviye ile baristigini söylemektedir. Kalkasandî de bu anlasma ile Hz. Peygamberin bir mucizesinin gerçeklestigini söylemekte,[22] söz konusu hadise atifta bulunmaktadir.[23] Ancak yukarida da ifade etmeye çalistigimiz gibi eger Hz. Hasan gerçekten böyle bir hadisi bildigini ve bu hadis ile amel edip bunun sonucu olarak, Muaviye ile savasmak niyetinde olmadigini kabul etsek, savas için asker toplamasini, askerlerini  Muaviye’nin üzerine göndermesini, hatta bu iki ordu arasinda  savasa meydan vermesini ve bu savasta bazi insanlarin ölümüne sebep olmasini   izah edemeyiz. Bize göre; Hz. Hasan’i temize çikarmak için ortaya atilmis olan bu iddia dogru olmus olsaydi, onun Kûfe’den hiç hareket etmeksizin hilafeti Muaviye’ye devretmesi gerekirdi. Nitekim, Hz. Hasan’in ta Medain’e kadar gelip hilafeti burada Muaviye’ye teslim etmesinin hiçbir mantiki gerekçesi bulunmamaktadir. Yine Kûfelilere hitaben yapmis oldugu konusmalar bizim bu kanaatimizi hakli çikarmaktadir. Hz. Hasan basindan beri vurgulamaya çalistigimiz gibi son derece zeki, akli basinda ve gelecegi görebilen bir devlet adami idi. Binlerce insanin ölümüne veya eziyet ve sikinti çekmesine engel olmak için hilafeti Kûfe’de Muaviye’ye teslim etmek ona en uygun düsen tavir olacakti. Evet Hz. Hasan hilafeti Muaviye’ye devretme niyetinde olmadigi ve onunla savasi düsündügü  gibi  bunda basarili olabilecegi ümidi de tasiyordu. Ama sartlar onu baris masasina oturmak zorunda birakmistir.


[1] Belâzûrî, Ensâb, III, 284; Yakubî, Tarih, II, 214; Taberî, VI, 79; Isfehanî, Mekâtil, 65; Kesî, Ricâl, I-II, (thk. Es-Seyid Mehdî er-Reaî), Kum 1404, I, 330; Isterabadî (Kesî’nin Ricâl’i ile bir arada), I, 269. Nuveyrî Ubeydullah b. Abbas’in Hasan’in Muaviye ile sulh yapma niyetinde oldugunu anlayinca kendisi için bir takim menfaatler elde etmek amaciyla Muaviye’nin saflarina katildigini söylemektedir. XX, 289.
[2] Bkz. Yakubî, Tarih, II, 214
[3] Bkz. Isfehanî, Mekâtil, 65
[4] Ibn Sa’d, VI, 53; Yakubî, Tarih, II, 214; Isfehanî, Mekâtil, 73; Kesî, 330; Nuveyrî, XX, 289; Isterabadî, I, 269
[5] Belâzûrî, Ensâb, III, 284
[6] Halid b. Muammer, Rebîa kabilesi adina, Affâf b. Sureyhbil, Temîm kabilesi adina Muaviye’ye biat ettiler.Bkz. Belâzûrî, Ensâb, III,284-285. Ayrica bkz. Müfid, 172
[7] Bkz. Meclisî, 44, 43
[8] Bkz. Ibn A’sem, IV, 157
[9] Belâzûrî, Ensâb, III, 285
[10] Ibn A’sam, III/IV, 391
[11] Belâzûrî, Ensâb, III, 284
[12] Belâzûrî, Ensâb, III, 284; Isfehanî, Mekâtil, 73
[13] Belâzûrî, Ensâb, III,284; Yakubî, Tarih, II, 214; Taberî, VI, 79; Isfehanî, Mekâtil, 74
[14] Dineverî, 218
[15] Bkz. Bagdadî, Tarih, I, 139
[16] Bkz. Ibnu’l-Esîr, Tarih,  III, 414
[17] Müfid, 173
[18] Bkz. Ebû Mansûr Ahmed b. Ali b. Ebî Talib et-Tabersî, (ö.6.yy), el-Ihticâc, I/II, (thk. Muhammed Bakir el-Musevî el-Horasanî), Beyrut 1981, 289
[19] Meclisî, 44/20
[20] Bkz. Dineverî, 221
[21] Bkz. Ibn Miskeveyh er-Razi,(421/1030 begin_of_the_skype_highlighting ÜCRETSİZ 421/1030 end_of_the_skype_highlighting), Tecâribu'l-Ümem, I-II, (thk. Ebû'l-Kasim Imamî), Tahran, 1987, I, 388
[22] Kalkasandî, Meâsiru’l-Inâfe, 108
[23] Demircan “Hz. Hasan’in ümmetin selameti mülahazasiyla hilafeti Muaviye’ye teslim etmesinin hakikat payi tasidigini söyledikten sonra, bu nedenin tek basina hadiseyi açiklamak için yeterli olmadigini da ilave etmektedir. Bkz. Demircan, 69

Hz Hasan'ın Muaviye ile Mücadeleye Başlaması



Muaviye ile Mücadelenin Başlaması
 Ibn Mülcem’in kisas edilmesinden hemen sonra, Hz. Hasan, Muaviye ile baslayacagi mücadelede Kûfelilerin destegini almak için harekete geçti ve atâlarini yüzer dirhem artirdi.[1] O, Kûfelilerin her ne kadar babasinin yaninda yer aliyor gibi görünseler de onu sevmediklerinin farkindaydi. Zira gerek Siffin savasinda, gerekse Nuhayla, Nehrevan ve devamindaki savaslarda bu sehirden önemli sayida insan ölmüstü. Ölenlerin fazlaligini anlatmak için kaynaklar, sehirde agit sesinin yükselmedigi hiçbir evin olmadigini aktarmaktadirlar. Tüm bu insanlarin, yakinlarinin öldürülmesini gönül huzuru içerisinde kabullendiklerini söylemek safdillik olur. Bunun bilincinde olan Hz. Hasan,[2] Muaviye ile yapacagi mücadelede bunlarin destegini saglamak istedi ve maaslarini artirdi. Bu taktigin geçici bir süre için dahi olsa ise yaradigi anlasilmaktadir. Nitekim Belâzûrî, Kûfelilerin Hz. Hasan’i babasindan daha çok sevdiklerini aktarmaktadir.[3]
Biat tamamlandiktan sonra yeni halife Hz. Hasan, babasinin öldügünü, kendisinin onun yerine halife seçildigini, babasinin valilerine bildirdi ve biat istedi. Babasinin atadigi valilerinin tamami ona biat ettiler. Hz. Hasan bu valilerden hiç birini degistirmeyerek görevlerinin basinda birakti. Böylece kendisine sadece Muaviye’nin kontrolünde bulunan Misir ve Suriye biat etmemis, bunun disindaki yerlesim birimlerinin tamami biat etmis oldu.  Daha önce babasinin kontrolünde bulunan yerlesim birimlerinin biatini alan yeni halife, hiç zaman kaybetmeden Muaviye’ye mektup yazarak biat istedi.[4] Fakat  Muaviye bunu reddetti. Çünkü o Hz. Ali’nin ölümü ile avantajli bir konuma yükseldiginin farkinda idi. Artik karsisinda genç ve deneyimsiz biri duruyordu. Onunla mücadele etmek daha kolay olacakti. Dolayisiyla hiç zaman kaybetmeden kendisini halife ilan etti ve biat almaya basladi.[5] Böylece Islam aleminin, ilk defa, iki halifesi olmus oldu. Artik Muaviye mesru halifeye biat etmeyen bir vali degil, kendisine, Islam aleminin en azindan bir bölümünde, biat edilmis olan bir halife konumuna yükseldi. Simdi Hz. Hasan’i ikna etmek veya en azindan hareket alanini daraltmak gerekiyordu.  Bu amaçla Muaviye ilk olarak Hasan’i kendi tarafina çekmek için her zaman uyguladigi taktik olan kesenin agzini açti ve ona aslinda hilafete layik olmakla beraber genç ve tecrübesiz oldugunu, devlet islerinin deneyim gerektirdigini bildirdi ve kendisine katilmasi durumunda ona Irak Beytu’l-Malinda bulunan tüm parayi ve istedigi bölgenin haracini tahsis edecegini yazdi.[6] Fakat Hasan, buna razi olmayarak babasinin baslattigi mücadeleyi sürdürme niyetinde oldugunu ortaya koydu. 
Muaviye’nin mektubunu Hz. Hasan’a getiren Cundeb b. Abdullah, Samlilarin kendisine karsi savasmak için ordu hazirlamakta olduklarini bildirerek, bu ordunun gücü ve sayisi hakkinda bilgi verdi,  bir an önce hazirlanmasini önerdi.[7]  Bu hadiseden kisa bir süre sonra Muaviye’nin 60.000 kisilik bir ordunun basinda Sam’dan Irak’a dogru hareket ettigi, yerine vekil olarak da ed-Dahhâk b. Kays el-Fihrî’yi atadigi haberi geldi.[8] Rivayetlere göre; Hz. Hasan, Muaviye’nin ordusunun Irak’a hareket ettigi haberini almis olmasina ragmen harekete geçmemistir.[9] Büyük bir ihtimalle Muaviye’nin saldiracagi yerin netlesmesini beklemistir. Kaynaklarimiz Suriye ordusunun, Cisru Menbiç’e geldigi haberi  üzerine Hz. Hasan’in basta Hucr b. Adiyy, Kays b. Sa’d b. Ubâde ve Abdullah b. Abbas olmak üzere danismanlarinin uyarilarini dikkate alarak orduyu hazirlamak  için harekete geçtigini ve Kûfe mescidinde halka bir konusma yaparak onlari Muaviye’ye karsi savasa çagirmakla yetinmedigini bunun bir cihat oldugunu ilan ettigini aktarmaktadirlar.[10]  Hz. Hasan’in mescitte yapmis oldugu bu konusma, onun Muaviye ile mücadeleye bakisini yansitmaktadir. Cihad çagrisi içeren bu konusma baris yanlisi birinin yapacagi bir hitap degildir.  Eger Hz. Hasan, Muaviye ile savasmak, ya da Demircan’in ifadesi ile “Müslümanlar arasinda meydana gelebilecek bir savasin sorumlulugunu üstlenmemek” [11] amacinda olsaydi, hadiseye  cihad olarak bakmasi anlamsiz olurdu. Bu durum rivayetlerin aksine Muaviye ile ciddi bir sekilde savasma niyetinde oldugunu göstermektedir.
Halife savasa istekli olmasina ragmen Kûfeliler onun ile birlikte savasa gitme niyetinde degillerdi. Nitekim Belâzûrî ve Isfehanî, Kûfe mescidinde Hz. Hasan’in halki cihada davet ettiginde hiç kimsenin olumlu cevap vermedigini, herkesin susup kaldigini söylemektedir.[12] Hz. Hasan’in asker toplamakta zorlandigini gören Hz. Ali taraftarlarindan Tay Kabilesi’nin lideri Adiyy b. Hatem et-Taî, Kays b. Sa’d b. Ubâde, Ziyâd b. Sa’sa’ et-Teymî, Ma’kil b. Kays er-Riyâhî devreye girerek mescitte halka yaptiklari konusmalarla Kûfelileri halifeye destek vermeye çagirdilar. Burada vurgulanan tema ise imamlarini yalniz birakmamalari gerektigi idi.[13] Ama Kûfeliler, hiç de bu kanaatte degillerdi. Onlar, yukarida da arzetmeye çalistigimiz gibi artik bu kabil savaslardan yorgun düsmüs ve barisin bir an önce gelmesini  arzulamaktaydilar.[14]
Öte taraftan Hz. Hasan, Kûfelilerin kendisine destek vermek istemediklerini anlayinca amillerine yazarak asker talebinde bulundu. [15] Bütün bunlardan sonra Kûfe ve bagli yerlesim birimlerinden 40.000 kisilik bir kuvvet olustu.[16]  Adi geçen bu sehrin askeri potansiyeli dikkate alindiginda söz konusu rakamin çok da büyük olmadigi anlasilmaktadir. Rivayetlerin aktardigi rakamlarin en yüksegi olan 40.000 kisinin dogru olduguna inansak bile bu rakamin içerisinde çevre yerlesim birimlerinden gelen askerlerin varligini da kabul etmemiz gerekir. En kötü ihtimalle bunun 1/4’ünün disardan geldigini varsaysak bile Kûfe kökenli askerlerin 30.000 kisi oldugu gerçegi ile karsi karsiya gelmis oluruz. Bu rakam da Kûfe’nin asker potansiyelinin ancak yarisini teskil etmektedir.[17] Toplanan askerlerin hepsinin de Hz. Hasan’i destekledigini, onun basarili olmasini istedigini veya ayni hedefe varmaga çalistigini söylemek de mümkün degildir. Aksine Hz. Hasan’in ordusu birbirinden oldukça farkli kitlelerden olusmaktaydi.  Bu kitlelerin ilkini Muaviye ve Haricîlerle yapilan savaslarda yorgun düsen, yakinlarini bu savaslarda kaybeden ve artik savasmak istemeyen kitle olusturuyordu ki bu kitle ordunun çogunlugunu teskil etmekteydi.
Ordusunun ikinci önemli kuvvetini ise  haricîler olusturmaktaydi.[18] Sayilari hakkinda net bilgilere sahip olmamakla beraber, bunlarin Sabât’ta[19] çikardiklari karisikligi dikkate alacak olursak, önemli bir kuvvet olduklarini düsünebiliriz. Bu orduda yer almalarinin nedenine gelince;  Muaviye’yi kafir olarak gördükleri için onunla savasmak istiyorlardi. Babasi Hz. Ali’yi tekfir etmis olmalarina ragmen yeni halifeyi kafir olarak hala degerlendirmiyor, en azindan onun hakkinda henüz bir  karara varamadiklari anlasiliyor. Sabat’ta baristan bahsettigi esnada Haricîlerin kendisine daha önce babanin sirke girdigi gibi sen de sirke girdin demeleri[20] de bu kanaatimizi destekliyor. Eger onu daha önce kafir olarak degerlendirmis olsalardi böyle bir cümleyi sarf etmelerinin bir anlami kalmazdi.
Ordudaki  üçüncü kitleyi ise Hz. Hasan’i yürekten destekleyen kimseler olusturuyordu. Sayilari Muaviye ile savasin kaderini tayinde etkili olamayacak kadar az olan bu  insanlar çogunlukla Hemdân kabilesi ve Rebia’nin bazi kollarina mensup idiler. Nitekim Hz. Hasan, Sabat’ta saldiriya ugradiginda bunlar tarafindan korunmustur.
Kûfe ve bagli yerlesim birimlerinden gelen bu askeri güçten sonra, Hz. Hasan, yukarida zikrettigimiz sorunlarin da farkinda olarak, Mugire b. Nevfel b. el-Hâris b. Abdulmuttalib’i Kûfe’de yerine vekil birakarak[21] Muaviye ile savasmak üzere sehirden ayrildi. Deyru Abdurrahman’a geldiginde 12.000 kisilik bir öncü birligi olusturdu ve  basina da Ubeydullah b. Abbâs’i geçirdi[22]  ve kendisine Enbâr yöresine gitmesini, Muaviye’yi orada karsilamasini, yaptigi her iste Kays b. Sa’d b. Ubâde ve Saîd b. Kays el-Hemdânî’ye danismasini, her gün kendisine haber göndermesini, öldürülmesi durumunda yerine Kays b. Sa’d’in geçmesini, onun da öldürülmesi durumunda   Saîd b. Kays’in yerine geçmesini emretti.[23] Öncü kuvvetlerinin hemen arkasindan hareket eden Hz. Hasan, Deyru Ka’b’i geçerek oradan da Medâin’e yöneldi. Sabat’a gelinceye kadar ordusunu sürekli gözledigi ayni amaca sahip olmayan böyle bir ordu ile savasmanin kendisini basariya götürmeyecegi sonucuna vardigi anlasilmaktadir. Bu yürüyüs esnasinda zihninde baris fikri de, bir ihtimal olarak,  belirmis olmalidir. Gerek hazirlik asamasinda, gerekse Sabât’a gelince kadar yolda geçen zaman zarfinda hiç baristan bahsetmemis olmasi bu ihtimalin yolculuk esnasinda düsünüldügünü göstermektedir. 
Burada yaptigi konusmada bu ihtimali dile getirmesi,[24] Haricîlerin, küfrüne hükmetmelerine neden olmustur. [25] Hatta rivayetler bu konusma üzerine haricîlerin birbirlerine “Hasan daha önce babasinin küfre girdigi gibi küfre girdi” dedigini aktarmaktadir.[26] Hz. Hasan’in küfrüne hükmeden Haricîlerden, içlerinde Abdurrahman b. Abdullah b. Ebî Cu’âl el-Ezdî’nin de bulundugu bir gurup onun çadirina saldirip, esyasini yagmalamakla yetinmemis[27] kendisini de öldürmeye çalismistir.[28] Bu saldiri esnasinda bir taraftan da “Daha önce babanin sirke girdigi gibi sirke girdin ey Hasan.” diye bagirmaktan da geri durmuyorlardi.[29] Birinci suikast girisiminden sag kurtulmayi basaran Hz. Hasan’i bu gurubun sag birakma niyetinde  olmadigi anlasilmaktadir. Çünkü atina atlayip olay yerinden uzaklasmak isterken, Haricîlerden el-Cerrâh b. Sinân adindaki bir sahis  tarafindan durdurulmus, atinin yularina yapisilarak babasi gibi dinden çiktigi  yüzüne haykirilmistir. Bununla da yetinmeyen Cerrah, Hz. Hasan’a saldirmis onu atindan düsürmüs, kiliçla öldürmeye yeltenmistir. Hasan, orada bulunanlarin  yardimiyla bu suikast girisiminden ancak yarali olarak kurtulabilmistir.[30]  Hz. Hasan kendisine düzenlenen suikast girisiminden Hemdan ve Rebia kabilelerine siginarak kurtulabilmistir. Bu kabileler onun etrafinda canli bir kalkan olusturarak kendisini, Muhtar es-Sekafî’nin amcasinin valilik yaptigi, Medain’e[31] getirmislerdi.[32] Nevbahti ve Isfehanî, Hz. Hasan’a suikast girisiminde bulunuldugunu, yarali olarak kurtuldugunu ve yarasinin Medain’de tedavi edildigini söylerken burada ne kadar kaldigi hakkinda bilgi vermemektedirler.[33]Bu bosluk Bagdadî tarafindan doldurulmustur. Bagdadî onun Medain’de 40 gün kadar kaldigini söylemektedir.[34]
Bu hadiseye ragmen kaynaklarimiz Haricîlerin Hz. Hasan’in ordusundan ayrildigina dair en ufak bir bilgi aktarmamaktadirlar. Dolayisiyla Hz. Hasan’in Medain’e gitmeye karar vermis olmasi Haricîleri bir beklentiye sevk etmis olmalidir. Belki de onlar, gelisen bu son durumdan sonra Hz. Hasan’in Muaviye ile savasa devam edecegini tahmin etmekteydiler.


[1] Isfehanî, Mekâtil, 55. Bu durum Hz. Hasan’in Muaviye’ye karsi savasma isteginin bir kaniti olarak degerlendirilebilir. Nitekim iddia edildigi gibi Hasan, gözünü ilk günden itibaren Kûfe beytu’l-malina dikmis olsa idi, mukatilenin atâlarini artirmasi anlamsiz olurdu. Kûfe’de o tarihte 80.000 civarinda bir mukatilenin bulundugunu biliyoruz, [Bkz. Söylemez, Kûfe, 95] bu beytu’l-maldan 8.000.000 dirhem çikmasi anlamina gelmektedir.
[2] Nitekim Hz. Hasan, hilafeti Muaviye’ye devrederken Kûfelilere yaptigi konusmada kendisini terk etmelerinin nedeni olarak Siffin ve daha sonraki savasta ölenlerin öcünü almak istemeleri oldugunu söylemektedir. Bkz. Ibnu’l-Esîr, III, 414
[3] Bkz. Belâzûrî, Ensâb,III, 291
[4] Belâzûrî, Ensâb,III, 281; Ibn A’sem, III/IV, 286-287; Isfehanî, Mekâtil,  55. Ayrica bkz. Ibrahim Sariçam, Emevî-Hâsimî Iliskileri –Islam Öncesinden Abbasîlere Kadar-, Ankara 1997, 281           
[5] Bkz. Ibn Hibbân, II, 305. Muaviye, Hz. Ali’nin vefat ettigi tarihte Kudüs’te bulunmaktaydi. Hz. Ali’nin vefat haberini alir almaz kendisine biat almaya baslamistir. Bkz. Ibn Kuteybe, el-Imâme, I/II, 162. Ayrica bkz, Irfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Muaviye b. Ebî Süfyan, Ankara 1990, 176; Sariçam, 281
[6] Belâzûrî, Ensâb,III, 281
[7] Belâzûrî, Ensâb,III, 281
[8] Bkz. Ebû Bekr Ahmed b. Ali b. Hatib el-Bagdadî, Tarihu Bagdad ve Medinetu’s-Selâm, I-XIV, Beyrut trs,  I, 208
[9] Belâzûrî, Avâne b. el-Hakem’den aktardigi bilgiye göre Hz. Hasan 50 gün hiç savastan bahsetmeden durmustur. Bkz. III, 279
[10] Belâzûrî, Ensâb,III, 279-280; Isfehanî, Mekâtil, 61
[11] Bkz. Demircan 67
[12] Bkz. Belâzûrî, Ensâb, III, 281, Isfehanî, Mekâtil, 66
[13] Konu ile ilgili genis bilgi için bkz. Belâzûrî, Ensâb,III, 281 vd.; Isfehanî, Mekâtil, 62
[14] Nitekim Muaviye iktidara geldikten sonra bas gösteren Haricî isyanlarinin bastirilmasinda da Kûfeliler yer almak istememisler, onun tehditlerinden sonra istemeyerek katilmislardi. Genis bilgi için bkz Taberî, VI, 81; Yakubî,. II, 217. Ibnu’l-Esîr, el-Kâmil, III, 418; Nuveyrî, XX, 273
[15] Belâzûrî, Ensâb,III, 280; Ibn A’sem, III/IV,289; Isfehanî, Mekâtil, 61
[16] Bkz. Kalkasandî,  Measiru’l-inafe, 108
[17] Ziyâd b. Ebihi döneminde Kûfe’de 80.000 kisinin devletten atâ aldigi, yani asker oldugu bilinmektedir. Hz. Hasan döneminde de sehirdeki asker sayisi bundan çok farkli degildir. Genis bilgi için bkz. Söylemez, Kûfe, 95
[18] Bkz. Müfid, 171; Ali Yasin, 175
[19] Sabât; Medâin’e yakin bir yerlesim yeridir. Bkz. Yakut el-Hamevî, Mu’cemu’l-Buldân, I-V, Beyrut 1975, III, 166
[20] Bkz. Belâzûrî, Ensâb, III, 282
[21] Belâzûrî, Ensâb, III, 282;  Kalkasandî ise yerine Ammâr b. Hassân’i vekil olarak birakip gittigini söylemektedir. Bkz. Measiru’l-inâfe, 108
[22] Zührî’nin Emevî yanlisi tavri  bu hadisede de kendisini göstermekte ve  diger kaynaklardan farkli bilgiler vermesine neden olmaktadir. Ona göre Hz. Ali vefat etmeden önce Muaviye ile savasmak üzere 40.000 kisilik bir kuvvet olusturmus ve basina da Kays b. Sa’d b. Ubâde’yi geçirmisti. Hz. Ali sehid edilip yerine Hz. Hasan geçmistir. Hasan, ta basindan beri Muaviye ile anlasmayi düsünmekteydi. Tek amaci ise bir takim menfaatler elde etmek idi. Bu istegini onaylamayacagini bildigi Kays b. Sa’d b. Ubâdeyi görevden alarak yerine Ubeydullah b. Abbas’i getirdi. Ubeydullah, Hasan’in bu niyetini bildigi için Muaviye tarafindan kendisine teklif edilen parayi hiç çekinmeden kabul etti ve ona katildi. [Bkz. Zührî, 157] Fakat Belâzûrî, bazi sahislarin ordunun basina Kays b. Sa’d’in geçtigini söylediklerini, ancak bununun dogru olmadigini söylemektedir. [Bkz. Belâzûrî, III, 281] Bu da Zührî tarafindan aktarilan bilgilerin dogru olmadigini ortaya koymaktadir.
[23] Belâzûrî, Ensâb,III, 281; Yakubî, Tarih, II, 214; Isfehanî, Mekâtil, 62
[24] Belâzûrî, Ensâb,III, 282; Ebû Hanife Ahmed b. Davud (282/895), Ahbâru’t-Tivâl, (thk. Abdulmünim Âmir-Cemalettin es-Seyyâl), Kahire 1960, 216; Ibn A’sem, III/IV, 289; Ayrica bkz. Sariçam, 283. Ismail b. Râsid ise bu huzursuzlugun kaynaginin ordu arasinda gezen Kays b. Sa’d’in öldürüldügü  haberi oldugunu söylemektedir. [Bkz. Taberî, VI, 74. Ayni bilgiler Nuveyrî tarafindan da aktarilmaktadir. Bkz. XX, 225.] Yukarida öncü kuvvetlerinin basinda Kays’in bulunmadigini belirttik, dolayisiyla bu rivayet kendiliginden geçerliligini yitirmektedir. Siîler de Hz. Hasan’a karsi düzenlenen bu saldiriyi söz konusu konusmaya baglamakta, fakat amacinin farkli oldugunu ileri sürmektedirler. Nitekim Siîlerin önemli yazarlarindan Müfid, Hz. Hasan  tarafindan yapilan bu konusmanin yegane amacinin ordusunu denemek oldugunu iddia etmektedir. Bkz. Müfid, 172.
[25] Bkz. Dineverî,  216. Nitekim Haricî kaynaklar da Hz. Hasan’in Muaviye ile anlasmasindan önceki durumu ile ilgili hiçbir beyanda bulunmazken, onun Muaviye ile anlasmasindan dolayi küfre girdigini ifade etmektedirler. Bkz. Ahmed b. Said b. Abdulvahhid es-Semmâhî, Kitâbu’s-Siyer, (thk. Ahmed b. Suûd es-Siyâbî) I-II, Umân 1987, I, 55
[26] Bkz. Dineveri, 216
[27] Belâzûrî, Ensâb,III, 282
[28] Belâzûrî, Ensâb, III, 282; Yakubî, Tarih, II, 214; Taberî, VI, 74; Isfehanî, Mekâtil, 63;  Nuveyrî, XX, 226
[29] Belâzûrî, Ensâb, III, 282. Dineverî,  216
[30] Belâzûrî, Ensâb, III, 283; Dineverî, 217; Isfehanî, Mekâtil, 64; Ibn A’sem, III/IV, 290; Ufak degisikliklerle bkz. Nuveyrî, XX, 226
[31] Muhtar es-Sekafî de burada bulunmaktaydi. Muhtar’in, amcasina Hz. Hasan’i yakalayip, Muaviye’ye, Cuhâ’nin haracini ömür boyu kendilerine tahsis etmesi karsiliginda teslim etmeyi teklif etmis oldugu, amcasinin ise  kendisine bu teklif karsisinda sen Resulullah’in ogluna buna yapmami nasil teklif edersin? diyerek onu azarladigi rivayet edilmektedir. Belâzûrî, Ensâb,III, 283; V, 214; Taberî, VI, 74; Nuveyrî, XX, 226; Muhammed Bakir el-Meclisî, Bihâru’l-Envâr, I-CX, Beyrut 1983; 44, 28
[32] Isfehanî, Mekâtil, 63
[33] Ebû Muhammed Hasan b. Musa en-Nevbahtî,  Firaku’s-Sia, Necef 1936, 24; Isfehanî, Mekâtil, 64
[34] Bkz. Bagdadî, Tarih, I, 149

Hz. Hasan’in Hilafete Getirilisi



Hz. Hasan’in Hilafete Getirilisi 

Hz. Ali ile Hz. Fatima’in ilk çocugu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde dogdu. Taberistan’in ve Kuzey Afrika’nin fethinde bulundu. Hz. Osman’in asiler tarafindan kusatildigi dönemde, kardesi Hüseyin ile beraber, onu korumak amaciyla kapisinda nöbet beklemesi disinda, babasinin hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadi. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aise’nin ordusuna karsi savasmak üzere, asker toplamak amaciyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi.[1] Babasinin hilafeti döneminde cereyan eden savaslarin tamamina istirak etti. 

Hz. Ali’nin vefatindan sonra hilafete getirilen Hz. Hasan’in seçilis biçimi ile Hz. Ebubekir’in göreve getirilisi arasinda bir benzerlik bulunmaktadir. Bir farkla ki Hz. Ebubekir’in hilafete gelisinde Ensarin, Sa’d b. Ubâde’yi halife seçmek amaciyla, daha önce bir takim hazirliklar yaptigi anlasilmaktadir.[2] Bu durum sahabenin tamamen hazirliksiz olmadigini, en azindan bir kisminin Hz. Peygamberin hastaligi esnasinda, onun vefat edecegi gerçekligine kendisini hazirladigini ortaya koymaktadir. 

Hz. Hasan’a gelince; Kûfelilerin Hz. Ali’den sonra kimin halife olacagi hususunda hiçbir hazirlik yapmadiklari anlasilmaktadir. Çünkü Hz. Ali’nin sehit edilmesi ani bir gelismedir. Kûfeliler bu duruma tamamen hazirliksiz yakalanmislardir. Ancak Hz. Ali’nin yaralanmasi ile beraber kimin halife olacaginin tartisilmaya baslandigini görmekteyiz. Tartisma Hz. Ali’ye kadar getirilmis, kendisinden sonra halifelik yapacak bir sahsi tayin etmesi istenmistir.[3] Hz. Hasan disinda, kaynaklarimiz tarafindan zikredilmemis olmasina ragmen, baska adaylar da bulunmus olmalidir. Babasinin vefatindan iki gün sonra kendisine biat edilmis olmasi bu ihtimali kuvvetlendirmektedir.[4] Ancak Hz. Hasan, bu adaylar arasindan siyrilip ön plana çikmistir. Onun ön plana çikmasinin bir takim nedenleri olmalidir. Kendisini hilafete tasimada önceki basarilarinin rolünün olmadigini biliyoruz. Zira daha önce hilafete gelebilecek kadar büyük bir basari elde edemedigi gibi katildigi savaslarda da kayda deger bir varlik gösterememistir. Nitekim hilafeti onun hakki olarak görenler de kendisine böyle bir basari atfetmemektedirler. Dolayisiyla Hz. Hasan’i hilafete tasiyan nedenleri baska yerde aramak gerekmektedir. 

Sia, Hz. Hasan’i hilafete tasiyan nedenin ilahî oldugu kanisindadir. Onlara göre Hz. Hasan, babasindan sonraki imam olarak Tanri tarafindan belirlenmistir. Dolayisiyla Hz. Ali, Tanrinin bu emrine dayanarak, oglunu kendisinden sonraki imam olarak açiklamis ve halkin ona biat etmesini emretmistir. Bu hadiseden sonra da Kûfeliler, Hz. Hasan’a biat etmislerdir. Siî müellif Kuleynî, bu olayi anlatirken, söyle demektedir: “Ali (as) hasta oldugu zaman onun yerine namazi oglu Hasan kildirdi. Imam Ali kitabini ve silahini ona vererek onu kendi yerine imam tayin etti ve söyle dedi: “Yavrum! Allah Resulü benden sonra seni vasi tayin etmem ve kitabim ile silahimi sana vermemi emretti. Peygamber beni kendisine vasi tayin edip kitabini ve silahini verdigi gibi, benim de seni vasi tayin etmemi ve ömrünün sonlarina dogru bunlari kardesin Hüseyin’e vermeni buyurmami emretti... ”[5] Isbatu’l-Vasiyye adli eserde de Hz. Ali’nin on iki oglunu bir araya toplattigini, kendilerine Hasan ve Hüseyin’i vasi tayin ettigini söyledigini, bundan sonra da Hz. Hasan’a biat edildigini aktarmaktadir.[6] Ibn A’sem Hz. Ali’nin vefatindan sonra Kûfeliler “önce Hasan’in, arkasindan da Hüseyin’in imam olmasini kabul ettiler”[7] demektedir. Ancak Siî kaynaklar disindan gelen rivayetler Hz. Hasan’in bu sekilde veliaht olarak atandigina dair yeterli bilgi sunmamaktadir. Aksine tarafsiz rivayetlerin büyük bir kismi Hz. Ali’ye kendisinden sonra kimi halife tayin edeceginin soruldugunu, onun da hiçbir beyanda bulunmadigini aktarmaktadir. Örnegin Islam Tarihinin önemli kaynaklarindan biri olan Belâzûrî tarafindan aktarilan Cündeb b. Abdullah’in Hz. Ali’ye geldigi ve oglu Hasan’i halife seçmek istediklerini, bu konudaki fikrini sordugunu, Hz. Ali’nin de “size emretmeyecegim gibi sizi bundan da alikoymam”[8] rivayeti bunlardan sadece birisidir. 

Öyle anlasiliyor ki Hz. Ali kendisinden sonraki halifeyi belirlemek istememistir. Nitekim kendisine bu talepte bulunanlara Hz. Peygamberi örnek almak istedigini ifade ederek hiç kimseyi halife olarak zikretmeyecegini söylemistir.[9] Bilindigi gibi Hz. Peygamber de kendisinden sonra hiç kimseyi halife tayin etmemis, ümmeti kendi halifesini tayin hususunda özgür birakmisti. Hz. Ebûbekir ve Ömer ise kendilerinden sonraki halifeyi bir sekilde belirlemislerdi. Hz. Ömer, Hz. Osman’in halife seçildigi sûrâ’yi belirlerken oglunu da dahil etmis, fakat seçilemeyecegini sart kosmustu. Iste Hz. Ali bu hadiseye de vurgu yaparak Hasan’i halife olarak belirlemeyecegini, hilafetine de engel olmayacagini açiklamisti. Adnan Demircan’in da belirttigi gibi belki de Hz. Ali, açik bir sekilde dile getirmemis olsa da, oglunun halife olmasini istemistir. En azindan oglunun da diger insanlar kadar hak sahibi oldugunu düsünmüs olmalidir.[10] Zaten Abdullah b. Cündeb’in kendisiyle görüsmesinden hemen sonra oglunu çagirip nasihatlerde bulunmasi da halife seçilecegini bekledigini göstermektedir.[11] 

Hz. Ali’in vefatindan iki gün sonra halk yeni halifeyi seçmek üzere Kûfe Cuma mescidinde toplandi.[12] O ana kadar da halifenin kim olacagi hususunda halk arasinda bir ittifak bulunmuyordu. Bunu bilen Kays b. Sa’d b. Ubâde el-Ensârî, mescitte bir konusma yaparak, babasinin faziletlerini ve Hz. Hasan’in meziyetlerini zikretmis, ona biat etmeleri hususunda Kûfelilere telkinlerde bulunmus ve hiç zaman kaybetmeden kendisine biat eden ilk kisi olmustur. Onun biat etmesiyle Kûfeliler de biat etmeye baslamislardi.[13] Dönemin ileri gelenlerinden biri olarak kabul edilen Kays b. Sa’d b. Ubâde’yi Hz. Hasan’a biat hususunda bu denli acele ettiren neden ise Kûfe’nin yapisinda aranmalidir. Zira Kûfe çok farkli etnik unsurlari barindiran bir kent idi.[14] Hilafet tartismalari ile, bu etnik unsurlarin karsi karsiya gelebilecegi endisesinin Kays’i acele ettirmis olmasi yüksek bir ihtimaldir. Böylece Kays’in, gerek Kuzey Araplari gerekse de Güney Araplari tarafindan kabul edilebilecek birine biat ederek, Kûfelilerin birbirlerine girmesini, bir iç savasin patlak vermesini engelledigini söylemek mümkündür. 

Siî temayüllü olan Isfehanî, Hz. Hasan’a ilk biat edenin Abdullah b. Abbas oldugunu söylemektedir.[15] Ancak Abdullah b. Abbas, Hz. Ali’nin Basra valisi idi ve o anda Kûfe’de olmayip görevinin basinda bulunuyordu.[16] Zaten Isfehanî Hz. Hasan’a ilk biat eden sahsin Abdullah b. Abbas oldugunu söyledikten sonra Muaviye tarafindan Hz. Hasan’in hakimiyetinde bulunan kentlere casuslarin gönderildigini, Kûfe’ye gönderilen casusun Hz. Hasan, Basra’ya gönderilen casusun da Basra valisi Abdullah b. Abbas tarafindan yakalanarak idam edildigini belirtmektedir.[17] Böylece Isfehanî de daha önce verdigi bilgiyi yanlislamakta, Abdullah b. Abbas’in o tarihte Basra’da oldugunu kabullenmektedir. Ibn A’sem’in de Abdullah b. Abbas’in Basra’dan Hz. Hasan’a mektup yazip, Muaviye ile savasa devam etmesini tavsiye ettigini söylemesi de[18] Abdullah’in, Hz. Hasan’a biat ettigi tarihte Kûfe’de olmadigi gerçegini ortaya koymaktadir. 

Burada üzerinde durulmasi gereken bir baska husus ise Hz. Hasan’a yapilan biatin sekli ile ilgilidir. Kaynaklar bu konuda birbiri ile çelisen iki ayri rivayet kümesi zikretmektedirler. Birinci rivayet kümesi Kûfelilerin, Hz. Hasan’a, Muaviye ile savasmasi sarti ile biat etmek istedigini ve Hz. Hasan’in Kur’an ve Sünnet yeter diyerek bunu reddettigini belirtmektedir.[19] Kaynaklarimizda bunlarin kimlikleri ile ilgili net bilgiler verilmese de savas hususunda bu kadar istekli olan bu grubun Haricîler oldugu kanaatindeyiz. Eger Hz. Hasan’a biat etmis olanlarin tamami, “Muaviye ile savasmak” sartyla onun hilafetini taniyacaklarini ileri sürmüs olsalardi, biraz sonra anlatmaya çalisacagimiz süreçte, savas hususunda bu kadar gevsek davranmaz ve savasmamak için bu kadar mücadele etmezler, aksine Muaviye ile canla basla savasirlardi. Oysaki hadiseler Kûfelilerin ne kadar isteksiz olduklarini, savastan ziyade barisi düsündüklerini ortaya koymaktadir. 

Taberî, Kays b. Sa’d b. Ubâde’nin de Muaviye ile savasmak sarti ile biat etmek istedigini, ancak Hz. Hasan’in bu sarti kabul etmedigini söylemektedir.[20] Fakat hadiseyi Kûfeli tarihçi Avvâne b. el-Hakem’den (ö.148) den aktaran Belâzûrî, Kays’in sartli biat ettigine dair bir bilgi aktarmamaktadir.[21] Zaten Kays’in sartli biat etmek istemesi olayin akisi ile uyumlu degildir. 

Ikinci rivayet kümesi ise Hz. Hasan’in barisi saglamak veya kendisine bir takim çikarlar elde etmek amaciyla hilafete gelmek istedigini, hilafete seçilirken “baris yaptigi ile baris, savas yaptigi ile savas yapmak” sarti ile biat aldigini, [22] böylece hilafeti Muaviye’ye devretmek için hazirlik yaptigini söylemektedir. Nitekim bu rivayetler Hz. Hasan’in Muaviye ile savasma niyetinde olmadigini, tek amacinin kendisine bir takim çikarlar sagladiktan sonra hilafeti Muaviye’ye teslim etmek oldugunu belirten Zührî kanaliyla gelmektedir.[23] O bu kurgusunu, söz konusu sahislar arasinda hiçbir hadise meydana gelmemiscesine, Hasan’in Muaviye’ye yazarak ondan bir takim seyler talep ettigini, bunlarin verilmesi durumunda biat edebilecegini söyledigi iddiasi ile tamamlamaktadir.[24] 

Zühri Emevî yanlisi bir tarihçidir. Nitekim bu hanedan ile yakin iliskileri bulunmakta idi. Abdulmelik b. Mervan fetva hususunda ona basvururdu.[25] Emevî halifesi Hisam döneminde ise bu hanedaninin neredeyse bir parçasi haline gelmis, onlardan hiç ayrilmamistir. Bu dönemde halifenin çocuklarinin da hocaligini yapmistir.[26] Dolayisiyla Zührî tarafindan aktarilan bu rivayetin Hisam dönemindeki Imam Zeyd b. Ali hareketiyle de yakin iliskisinin bulunma olasiligini göz ardi etmemek gerekir. Bilindigi gibi Hisam b. Abdulmelik’e isyan eden Zeyd b. Ali döneminde de bir takim ekonomik nedenler gündeme gelmis ve Zeyd b. Ali hadisesi bu ekonomik sorunlardan dolayi patlak vermis idi.[27] Hz. Hasan’in hilafeti para karsiliginda sattigini söyleyen yukaridaki rivayetler, ayni zamanda Zeyd b. Ali’yi karalamak için kullanilmis olmalidir. Böylece bu ailenin öteden beri para düskünü oldugu, ilkelerinin bulunmadigi ima edilerek, Zeyd b. Ali’yi halkin gözünden düsürme amaciyla ileri sürülmüs olmasi muhtemeldir. Bu rivayetler ayni zamanda Hz. Hasan’in böyle bir sart ileri sürdügünde, biat etmekte olan halkin tereddüt geçirdigini, Muaviye ile anlasmak niyetinde oldugundan süphelendiklerini ve bu tutumunu kinadiklarini aktarmaktadir.[28] Fakat biraz sonra aktaracagimiz hadiselerden de açik bir sekilde anlasilacagi gibi Kûfeliler hiç de bu kanaatde degillerdi. Aksine onlar savasmayi istemiyorlardi. 



Kendisine h. 40 yilinin Ramazan ayinda biat edilen Hz. Hasan’in halife olarak ilk icraati babasinin katili olan Abdurrahman b. Mülcem’e kisas uygulamasi oldu.[29] Rivayetler Hz. Hasan’in bu ilk sinavini hiç de iyi vermedigini aktarmaktadir. Zira bu rivayetlerin önemli bir kismi Abdurrahman b. Mülcem’in iskence ile öldürüldügü hususunda hemen hemen ittifak halindedir. Bunlardan kimisi ise Ibn Mülcem’e müsle yapildigini; yani önce elleri, sonra ayaklari, arkasindan kulaklari ve burnu kesildikten sonra öldürüldügünü söylemektedir.[30] 
--------------------------------------------------------------------------------
[1]Hz. Hasan ve Ammâr b. Yasir’in Kûfe valisi Ebû Musa el-Esarî ile tartismalari meydana gelmis, bu tartismalarin akabinden ancak 7000 kisilik bir kuvvet Hz. Ali’nin ordusuna katilmistir. Genis bilgi için bkz. Halife b. Hayyat, Tarihu Halife b. Hayyat, (thk. Süheyl Zekkar), Beyrut 1993, 137-138; Ebu Cafer Muhammed b Cerîr et-Taberî, Tarihu'l-Ümem ve'l Mulûk, I-XIII, Beyrut 1987, V, 508; Mesûdî, Murûcu’z-Zeheb, I-V, Kum 1984, II,368 

[2] Peygamberin cenazesi kaldirilmadan Ensar’in Sakifetu Beni Saide’de toplanarak Sa’d b. Ubâde’yi halife seçmeye çalismalari, onlarin Hz. Peygamberden sonra kimin halife olacagi hususunda bir takim hazirliklar yaptigini göstermektedir.

[3] Bkz. Ibn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihaye, (thk. Ahmed Ebû Mülhim ve arkadaslari), I-XIV, Beyrut ?, VIII, 16

[4] Bkz. Mesudî, Murûc, III, 4

[5] el-Kuleynî, Usul el-Kafî, II, 65. Kuleynî tarafindan aktarilan bu rivayet kendisinden sonraki kaynaklarin tamaminda yer aldigi gibi, bu gün dahi Siî kökenli arastirmacilar ayni argümani kullanmaktadirlar. Örnek olarak bkz. Razi Ali Yasin, Sulh-i Imam Hasan, 76-77 

[6] Bkz. Isbatu’l-Vasiyye, 165 vd. 

[7] Bkz. Ebû Muhammed Ahmed b. A’sem (314/926), el-Fütûh, I-VIII, Beyrut 1986, III/IV, 284

[8] Belâzûrî, Kitâbu Cumel min Ensâbi’l-Esrâf, (thk. Süheyl Zekkâr-Riyâd Ziriklî) III, 262; Taberî, VI, 73

[9] Bkz. Ibn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihaye, VIII, 16

[10] Bkz. Adnan Demircan, Islam Tarihi’nin ilk Asrinda Iktidar Mücadelesi, Istanbul 1996, 40

[11] Bkz. Belâzûrî, III, 262

[12] Bkz. Mesudî, Murûc, III, 4

[13] Belâzûrî, III, 278; Taberî, VI, 73

[14] Kûfe’nin demografik yapisi ile ilgili olarak bkz. M. Mahfuz Söylemez, Bedevîlikten Hadarîlige Kûfe, Ankara 2001, 95-171

[15] Ebû’l-Ferec el-Isfehanî (356/966), Mekâtilu’t-Talibiyyîn, (thk. Ahmed Sakar), Beyrut 1987, 52 

[16] Bkz. Ali Yasin, 122

[17] Bkz. Isfehanî, Mekâtil, 54

[18] Bkz. Ibn A’sem, III/IV, 285

[19] Ibn Kuteybe konu ile ilgili sunlari söylemektedir: “Kûfelilerden bazisi Hz. Ali’nin vefatindan sonra Hz. Hasan’in yaninda yer aldilar. Bunlar ona Muaviye ile savasmasi sarti ile biat etmek istediler. Ancak o, söz konusu gurubun bu sekilde biatini kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Hasan’dan ayrilarak Hüseyin’e gittiler ve ona biat etmek istediler. Fakat Hüseyin, agabeyi dururken kendisinin biat almasinin mümkün olmadigini belirtince, ondan ayrildilar tekrar Hasan’a geldiler ve kendisine biat ettiler.” Bkz. Ibn Kuteybe, el-Imame, I/II, 163

[20] Bkz. Taberî, VI, 73

[21] Bkz. Belâzûrî, Ensâb, III, 279

[22] Belâzûrî, Ensâb,III, 279; Taberî, VI, 77; Ibn A’sem, III/IV, 285; Müfid, Muhammed b. Muhammed b. Nu’man, (413/1022 begin_of_the_skype_highlighting ÜCRETSİZ 413/1022 end_of_the_skype_highlighting) el-Irsâd, (shh. Seyyid Kâzim el-Musevî), Kum 1377, 169; Nuveyrî, XX, 224

[23] Bkz. Ibn Sihâb ez-Zührî, el-Megâzî en-Nebeviyye, (thk.Süheyl Zekkâr), Beyrut 1981, 157; Zührî kanaliyla gelen bu bilgiler ayni sekilde Taberî [VI, 73-74] ve Ibnu’l-Cevzî [el-Muntazam fi Tevârihi’l-Mulûk ve’l-Ümem, I-XII, (thk. Süheyl Zekkâr), Beyrut 1995, III, 406] tarafindan da eserlerine alinmistir.

[24] Bkz. Taberî, VI, 77

[25] Hatta Kaderiye mezhebine mensup bir takim insanlar onun verdigi fetva sonucunda öldürülmüstü. Bkz. Abdulkahir el-Bagdadî, Mezhepler Arasindaki Farklar, (trc. Ruhi Figlali), Ankara 1991, 289

[26] Bkz. Michael Lecker, “Biografical Notes on Ibn Sihab al-Zuhrî” Jurnal of Semitic Studies, XLI/I spring 1996, 22 vd; Ayrica bkz. Talat Koçyigit, “Zührî”, IA, XIII, 643-647

[27] Imam Zeyd hadisesi ile ilgili genis bilgi için bkz. Muhammed b. Sa’d, Tabakâtu’l-Kübra, I-IX, Beyrut trs, IV, 326; Muhammed b. Ali b. Tabataba b. Tiktaka, el-Fahri fi Adâbi’s-Sultaniyye ve’d-Duveli’l-Islamiyye, Beyrut trs., 133; Ibnu’l-Cevzî, Muntazam, IV, 673 vd.

[28] Bkz. Nuveyrî, XX, 224

[29] Yakubî, Tarihu Yakubî, I-II, Beyrut 1992, II, 216; Ibn Kuteybe, el-Meârif, 240; Taberî, VI, 73; Muhammed b. Hibbân, Kitabu's-Sikât, I-IX, Haydarabad, 1975, II, 305; Kalkasandî ve Nuveyrî Hz. Hasan’a babasinin katledildigi ilk gün biat edildigini söylemektedir. Bkz. Ahmed b. Ali el-Kalkasandî, Subhu’l-A’sa fi Sinaati’l-Insa, I-XV, (srh. Muhammed Hüseyin Semsuddin), Beyrut 1987, III, 266; Meâsiru’l-Inâfe,106; en-Nuveyrî, XX, 224

[30] Bkz. Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dineverî (276/889), el-Im­âme ve’s-Siyâse, I-II, Kum 1363, I/II, 161

Kaynak: Islami arastirmalar dergisi, 3-4, 2001

HZ. HASAN’IN HILAFETI - MUAVIYE’YE DEVRININ ARKAPLANI



HZ. HASAN’IN HILAFETI - MUAVIYE’YE DEVRININ ARKAPLANI


Genel bir bakis

Hz. Hasan dönemi, Islam tarih yaziciligi açisindan problemli bir dönemdir. 
Söz konusu zaman dilimi ile ilgili yeterli arastirma yapilmamistir. 
Mevcut çalismalarda da çogu zaman mezhepsel kaygilar ön plana çikmistir. 
Bu durum dönemin aydinlatilmasi bir yana, sorunun daha da giriftlesip içinden çikilmayacak bir hal almasinda etkili olmustur.
 Özellikle 
Sia ve Ehl-i Sünnet, söz konusu devreyi, 
bir birinden oldukça farkli sekillerde insa etmislerdir. 
Bu iki düsünce ekolünün, 
Hz. Hasan ile ilgili tarihi verileri kendi görüsleri dogrultusunda kurguladiklari ve buna uygun bir tarih insaina çalistiklari görülmektedir. 

Sia, Tanri tarafindan belirlenen ikinci imam olarak kabul ettigi Hz. Hasan ile ilgili kutsal bir hâle olusturarak, kurgulamasini bu eksen üzerinden yaparken,[1] 
Ehl-i sünnet ise bir taraftan Hz. Peygamberin torunu Hasan imajini zedelemeden ve onu rencide etmeden Sia’ya karsi durmaya çalismak, diger taraftan ise Muaviye’ye yapilan asiri elestirilerin, en azindan bir kismini, gögüslemek gibi bir paradoksla karsi karsiya kalmistir. 

Ehl-i Sünnet, Muaviye’nin gerek Hz. Ali gerekse Hz. Hasan karsisindaki tutumunu temelde yanlis ve haksiz bulmasina ragmen fazla elestirmeme egilimindedir. 

Her iki grup da Hz. Hasan’in hilafeti Muaviye’ye teslim etmesini dogru bulmama noktasinda ortak bir paydada bulusuyorlarsa da, fiilen aksi gerçeklesmis olan imametin, 
Muaviye’ye devri hadisesini mesru kilacak tarzda, te’vil etme yolunu tercih etmislerdir. 


Ehl-i Sünnet bu noktada “Benim bu oglum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasini bulacaktir.
 ”[2] hadisine dayanarak, Hasan’in Muaviye ile barismasini mesru bir zemine oturtma çabasina girisirken, 
Sia ise Hz. Hasan’i hakli göstermek için hadiseye ilahi bir yön veya veche verme gayretindedir. 

Hz. Hasan’in hilafeti Muaviye’ye devretmesi ile alakali muazzam bir hadis külliyati uydurulmustur. 
Bu durum söz konusu ideolojik kurguyu göstermesi açisindan önem arzetmektedir. 
Biz, çogunlugu Sia tarafindan uydurulmus olan bu hadislerden sadece bir kaçini zikretmekle yetinecegiz: 

Muaviye’yi Hz. Peygamberin minberinde görmeye tahammül edemeyen Siîler, bir taraftan Peygamberin Muaviye’yi lanetledigini ve “Onu minberimin üzerinde görürseniz, öldürünüz” dedigini aktarirlarken[3] diger taraftan, “Resulullah rüyasinda Ümeyyeogullarinin birbiri ardinca minbere çiktiklarini gördü. 
Bu rüya onu üzdü kendisini teselli etmek için yüce Allah Kevser suresini nazil buyurdu” iddiasinda bulunmaktadirlar. 
Bir birinden iki ayri durusu ifade eden bu haberlerden ilki, daha erken döneme ait iken, ikinci haber ise Emevî hanedanina mensup halifelerin pes pese iktidara geldikleri bir döneme aittir. 
Nitekim rivayetteki teslimiyet havasi Emevîlerin güçlü oldugu dönemlerde uydurulmus oldugunu göstermektedir.
 Ibnu’l-Esîr, hilafeti Muaviye’ye teslim ettiginden dolayi elestirilen Hz. Hasan’in kendisini savunmak için bu haberi kullandigini söylemektedir.[4] 
Bu durum, daha sonraki dönemlerde Peygamber’in torununu temize çikarmak amaciyla bu uydurma rivayetten Ehl-i Sünnet’in de yararlanmak istedigini ortaya koymaktadir. 

Siîlerin kendi aralarindaki tartismalarin da zaman zaman uydurulan hadislere katildigini görmekteyiz. Nitekim Peygamber’e söylettirilen “Hasan ve Hüseyin huruc etmeseler de etseler de imamdirlar”[5] haberi aslinda Sia’nin kendi içerisindeki tartismalar ile alakalidir. Hz. Hasan ile Hüseyin’in Emevîler karsisindaki farkli tutumlari, Hz. Hasan’in imametini tartismali hale getirince, böyle bir hadis uydurularak imameti kurtarilmistir!. Yine ayni düsünce ekolü tarafindan uydurulan “Ilim anlamindaki ars, öncekilerin dördü, sonrakilerin de dördü tarafindan tasinir.
 Önceki dört selam üzerlerine olsun Nuh, Ibrahim, Musa ve Isa’dir. 
Sonrakiler de Allah’in salati üzerlerine olsun Muhammed, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir”. [6] haberi ashabin en aliminin kim oldugu ve imametin ümmetin en alimine ait oldugu tartismalara, yani hicri ikinci asra ait çekismelerle yakindan iliskilidir. 
Bilindigi gibi Sia ümmetin en alimi olarak Hz. Ali’yi kabul etmekte ve Imametin Hz. Ebûbekir’in degil onun hakki oldugunu iddia etmekteydi. 

Nebi (as) Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin’e söyle demistir: 
“Sizinle savasan kimsenin düsmani, sizinle baris halinde olanin dostuyum”.
[7] Hadisi ise yine Siîler tarafindan uydurulmus bir haber olup Cemel, Siffin ve Kerbela’da Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin ile savasmis olan Emevîleri toptan cehenneme gönderme amacina matuf olarak uydurulmustur. 
adli eserde bulunan asagidaki hadise ise Siîler tarafindan bu konuda uydurulan hadislerde artik mantigin bile yok oldugunu göstermesi açisindan son derece çarpicidir.
“Hüseyin (as) Aise’nin [Hz. Hasan’in dedesinin yanina defnedilmesine müsaade etmemesi] üzerine kendisine gitti ve onun talakini verdi. 
Çünkü Resulullah, kendi eslerini bosama yetkisini kendisinden sonra Emiru’l-mü’mîn’e [Hz.Ali] vermisti. 
O da kendisinden sonra Hasan (as)’a vermisti. 
Hasan da Hüseyin (as)’e vermisti. 
Resulullah [bu yetkiyi verirken de] söyle buyurmustu: 
 Eslerimin içinde Kiyamet günü beni görmeyecek olanlar, 
vasilerim tarafindan talaklari verilmis olanlardir”.[8] 

“Benim bu oglum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasini bulacaktir.” 
Siyasî hadiseler ile hadis iliskisi konusunda bir çalismasi bulunan Mehmet Hatipoglu bu hadisin mevzu oldugunu söyledikten sonra söyle demektedir: 

Ehl-i Beyte asiri derecede bagli olan kimseler, onun maddi menfaat karsiligi mukaddes davadan yüz çevirmis olmasini hazmedememisler, hatta onu, “mü’minlerin yüz karasi” olarak ilan etmeye karar vermislerdir. 
Hasan’in hareketini mazur görmeye çalisan çevreler ise, onun müdafaasini Hz. Peygambere yaptirmaktan baska çikar yol bulamayacaklardir. 
Hz. Peygamber, iki büyük ordunun birbirini kirmasina mani olup sulhu ikame eden bu torununun tutumunu yerinde bulacak, hatta övecektir.[9] 

Yezîd b. Humeyr b. Abdurrahman b. Cubeyr’in agziyla Hasan’a söylettirilen 
“Araplarin çogunlugu bana itaat etmekteydiler.
 Istedigim ile savasiyor, istedigim ile baris imzaliyorlardi. 
Ama ben bütün bunlara ragmen hilafeti Allah rizasi ve ümmetin kaninin dökülmemesi için terkettim”[10] ifadesi de yukaridaki hadisi tamamlamasi için insa edilmis gibidir. 

Yukarida sadece bir kaçini aktarmis oldugumuz haberlerden de anlasildigi gibi, Hz. Hasan dönemi sonraki kusaklar tarafindan bir çok kez restorasyona tabi tutulmus ve “tarih kurgulayicilari” tarafindan birden fazla kurgulanmistir. 
Iste “tarihin geriye dönük olarak okunmasi”nin en güzel örnegi olan, bu kurgu tarih içerisinden dogruyu bulup çikarmak Islam tarih yazicisinin önündeki en büyük problemlerden biri olarak durmaktadir. 
Biz bu çalismamizda yukarida saydigimiz iki farkli ideolojik durustan herhangi birinin tuzagina düsmeden Hz. Hasan’in hilafeti Muaviye’ye devretmesinin nedenlerini tartismak istiyoruz. 
Elde ettigimiz malzemenin hem lehte hem de aleyhte olanlarini dikkate alarak bir sonuca varmaya çalisacagiz. 
M. Mahfuz SÖYLEMEZ*
------------------
*Gazi Üniversitesi Çorum Ilahiyat Fakültesi 

[1] Sia Hz. Hasan’in yaptigi her seyin Allah tarafindan emredildigini, onun da Allah’in emrini yerine getirdigini söylemektedir. 
Konu ile ilgili Kuleynî sunlari aktarmaktadir:
 “Ebû Abdullah rivayet etmektedir; 
 Vasiyet, yazili bir metin olarak Muhammed’e indi. 
Vasiyet ile ilgili bu yazili metin disinda Muhammed’e gökten mühürlü hiçbir metin indirilmemistir. 
Cebrail dedi ki: “Bu Ehl-i Beyt’ine ümmet hakkindaki vasiyetindir.... 
Muhammed’in ölümünden sonra Ali o mektuptan ilk mührü açti onunla amel etti. 
Sonra Hasan ikinci mührü açti onunla amel etti. 
Onun ölümünden sonra Hüseyin üçüncü mührü açti, orada sunun yazili oldugunu gördü; savas, öldür ve öldürül, insanlari kendinle beraber sahadet için götür. 
Sen olmaksizin onlara sahadet yoktur. 
 Hüseyin ölünce mektubu Ali b. Hüseyin’e verdi....
” Kuleynî, Usulu Kafi, I-IV, (Farsça’ya trc. Seyid Cevad Mustafa), Tahran ?, II, 28-29 

[2] Bu hadis bir çok meshur hadis mecmualarinda da yer almaktadir. 
Örnek olarak bkz. Buharî, VII, 74; Tirmizî, 3775; Nesaî, III, 107; Ebû Davud, 4662, Taberanî, 2588; Semsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Siyer A’lam en-Nubela,(thk. Suayb el-Arnavud-Hüseyin el-Esed) I-XXIII, Beyrut 1984-1988, III, 251; Zehebî, Tarihu’l-Islam ve Vefeyâtu’l-Mesâhîr ve’l-A’lâm –Ahdu Muaviye b. Ebî Süfyân 41-60, (thk. Ömer Abdusselam Tedmurî), Beyrut 1993, 34; Ibn Teymiyye, Sualun fi Muaviyye b. Ebi Süfyan;(trc. M. Mahfuz Söylemez, Ideolojik Tarih Okumalari’nin içerisinde) Ankara 1999, 119; Sihabuddin Ahmed b. Abdulvahhab en-Nuveyrî, Nihâyetu’l-Ereb Fi Funûni’l-Edeb, (thk. Muhammed Ebû’l-Fadl Ibrahim) Kahire 1975, XX, 230.

[3] Allame Ibn Mutahhar Hillî (726/1326 begin_of_the_skype_highlighting ÜCRETSİZ 726/1326 end_of_the_skype_highlighting), Kitabu Minhâcu’l-Kerâme fi Ma’rifeti’l-Imâme, (thk. Muhammed Resâd Sâlim), Kahire 1962, 113

[4] Ibnu’l-Esîr aynen söyle demektedir: 
“Hz. Hasan Kûfe’den ayrildiginda adamin biri ona hücum ederek 
“Ey Müslümanlarin yüzünü kara çikartan adam” diye bagirmis, 
Hz. Hasan da ona söyle cevap vermisti: 
“Beni kinama! Resulullah rüyasinda Ümeyyeogullarinin birbiri ardinca minbere çiktigini gördü. 
 Bu rüya Peygamberi çok üzmüstü, 
Ancak yüce Allah bunun üzerine su ayeti indirdi 
 “Biz sana Kevser’i verdik.
 Arkasindan indirdigi kadir suresinde söyle buyurdu: 
 “Biz onu Kur’an’i kadir gecesinde indirdik... 
(o gece) bin aydan daha hayirlidir.” 
Senden sonra Ümeyyeogullari bu göreve geleceklerdir. 
Bkz. el-Kâmil, III, 416

[5] Seyh Razî Ali Yasin, Sulh-i Imam Hasan –por sokveterin-i nermes-i kahrumânâne-i tarih, (Farça’ya trc. Seyyid Ali Hameneî), Tahran 1365, 269; Muhammed Beyumî Mehran, el-Imam Hasan b. Ali, Beyrut 1990, 44 

[6] Ebû Ca’fer Muhammed b. Ali b. Babeveyh el-Kumî (Seyh Saduk), Risâletu’l-I’tikadiyeti’l-Imâmiyye: Siî Imamiyye’nin Inanç Esaslari, (Türkçe’ye trc. Ethem Ruhi Figlali), Ankara 1978, 47

[7] Seyh Saduk, 125. Bu rivayetin Hillî’deki versiyonu ise “Ey Ali seninle savasan benimle savasmis, seninle anlasan benimle anlasmis olur” seklindedir. Bkz. Hillî, 115-116

[8] Mesudî’ye atfedilen Isbatu’l-Vasiyye li Imam Ali b. Ebî Talib, Beyrut 1988, 173

[9] Bkz. Mehmet Hatipoglu, Hz. Peygamberin Vefatindan Emevîlerin Sonuna Kadar –Siyasî-Ictimaî Hadiselerle Hadis Münasebeti, Basilmamis Doçentlik Tezi, Ankara, 41

[10] Zehebî, Tarih (muaviye) 38

Kaynak: Islami arastirmalar dergisi, 3-4, 2001

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...