22 Mart 2012

ESKİ MISIR TARİHİ PİRAMİITLER BELGESEL 2

ESKİ MISIR TARİHİ PİRAMİITLER

PİRAMİTLER
Allah'ın elçileri aracılığıyla insanlara yaptığı ilahi tebliğ, insanın yaratılışından beri bizlere ulaştırılmaktadır. Kimi toplumlar bu tebliği kabul etmişler, kimileri inkar etmişlerdir. Bazen in,karcı bir toplumun içinden küçük bir azınlık çıkmakta ve sadece bunlar elçiye uymaktadırlar.
Ancak kendisine tebliğ gelen kavimlerin çok büyük bir kısmı bunu kabul etmemişlerdir. Sadece Allah'ın elçisinin kendilerine getirdiği tebliği dinlememekle kalmamış, aynı zamanda elçiye ve ona uyanlara da zarar vermeye çalışmışlardır. Elçiler, birçok kez "yalancılık, büyücülük, delilik, şımarıklık" gibi nitelendirmelerle suçlanmış, hatta birçok kez kavmin önde gelenleri onları öldürmeye teşebbüs etmişlerdir.
Oysa ki, her peygamber, kavminden yalnızca Allah'a itaat etmesini istemiştir. Bunun karşılığında para ya da başka bir dünyevi çıkar talep etmemişlerdir. Kavimlerinin üzerine bir zorlayıcı da olmamışlardır. Tek yaptıkları gönderildikleri toplumu gerçek dine davet etmek ve kendilerine uyanlarla birlikte o toplumdan farklı bir hayat tarzı yaşamaya başlamaktır.
Bu konuyla ilgili olarak Kuran'da dikkat çekilen noktalardan biri, helak edilmiş olan kavimlerin çoğu kez yüksek bir medeniyet kurmuş olmalarıdır. Kuran'da, helak olmuş kavimlerin bu özelliği vurgulanırken şöyle denir:
Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (Kaf Suresi, 36)
Ayette, helak edilmiş toplumların iki özelliğine dikkat çekiliyor. Birincisi, "zorbaca yakalamak bakımından üstün" olmalarıdır. Bu, helak olmuş kavimlerin disiplinli ve güçlü askeri-bürokratik sistemler kurdukları ve kaba kuvvet yoluyla yaşadıkları coğrafyada iktidarı ele geçirdikleri anlamına gelir. Vurgulanan ikinci nokta ise, sözkonusu toplumların, mimari özellikleriyle dikkat çeken büyük şehirler kurduklarıdır.
Dikkat edilirse, bu iki özellik de, tam tamına, bugün teknoloji ve bilim yoluyla süslü bir dünya meydana getirmiş, merkezi devletler, büyük şehirler kurmuş olan ancak tüm bunların Allah'ın verdiği güçle olduğunu unutarak Allah'ı inkar ya da gözardı eden medeniyetlerin özelliğidir. Ancak ayette bildirildiği gibi, oluşturdukları medeniyet, helak olmuş kavimleri kurtaramamıştır; çünkü medeniyetleri Allah'ı inkar ve yeryüzünde bozgunculuk temeline dayanıyordu. İnkar ve yeryüzünde bozgunculuk temeline dayandığı sürece, bugünkü medeniyetlerin sonu da farklı olmayacaktır.
İşte bazıları Kuran'da bildirilen bu helak olaylarının önemli bir bölümü, modern çağda yapılan arkeolojik araştırmalar sonunda ortaya çıkarılmıştır. Kuran'da sözü edilen olayların delilleri olan bu bulgular, Kuran kıssalarının "ibret olma" özelliğini daha da açık bir biçimde gösteriyor. Çünkü Allah, Kuran'da "yeryüzünde gezip dolaşılması" ve "öncekilerin uğradıkları sonun anlaşılması" gerektiğini bildiriyor.
Eski Mısır da , dünya tarihinin bilinen en eski uygarlıklarından biridir ve üstün medeniyetlerinin örneği olarak , firavunlar ve kraliçeler için mezar olarak piramitler inşa etmişlerdir. Bu piramitlerden bir kısmının ulaştığımız teknolojiye rağmen bugün için bile inşa edilmesi olanaksızdır. Bu durum eski Mısırlıların ulaştığı uygarlık seviyesini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Ancak Allah'a iman etmeyen ve kendi sapkın dinlerini yaşamak isteyen Mısırlılar sonunda yok olmuşlar. İnşa ettikleri yapılar ise “ibret” olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Firavunlar Eski Krallık başında ve Orta Krallık sonlarında değişik ebat ve şekillerdeki bu piramitlere gömülürlerdi. Piramitler firavunun mumyasını, hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini ve kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklamak ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır. Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en ihtişamlısı olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.
Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser Mısır'daki Keops Piramididir. Keops, Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Büyük Piramit olarak da adlandırılan Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır.
İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve o öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir.Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.Piramitler kat kat kurulurlardı. Devasa taş bloklar, kat kat yükseldikçe, rampa yükseltilir, genişletilir ve uzatılırdı.Bir piramidin inşaatı binlerce işçiyle yirmi seneden uzun sürerdi.
Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadir. Ziyaretçileri pek Keops piramidine sokmadıkları bunun nedeninin de piramidin koridorlarının çok dar ve dik olmasından dolayı olduğu söylenmektedir.
Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi vermektedir. (149.504.000 km) Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyor. Taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını vermektedir. Piramidin içinde dünyanın ağırlıgı yazıyor. Piramidin tam olarak dünyanın merkezinde bulunmaktadır. Piramidin çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek, piramitteki 2.5 milyon taşın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş olması gerekiyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır .
Giza Piramitleri
Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen Giza piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir. Giza'de sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Giza piramitlerini öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır. Piramitler yalnızca Mısır'a özgü de değildir. Güney Amerika kökenli Maya ve Aztekler de piramitler yapmışlardır. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da zannedilmektedir.

ESKİ MEDENİYETLAR-MISIR VE TARİHİ

ESKİ MISIR TARİHİ
Piramitlerle simgelenen eski imparatorluk dönemi Eski Mısır'ın Altın Çağı sayılır. Bu dönemde gerçekleştirilen anıtsal yapılarda artık tuğlanın yerini taş almış ve piramitler biçiminde krallık mezarlarının yapılmasına olanak verilmiştir. Menfis gene başkent olarak kalmış, yer altı gömütlükleri Sakkara ve Gize yaylalarına yayılmıştır.
III. , IV. , V. ve VI. Sülaleleri kapsayan Eski imparatorluk, kral Zoser'in hükümdarlığıyla başlar (2700'e doğru); bakanlarından İmhotep, Zoser için, Sakkara'daki basamaklı piramidin mezar kompleksini yaptırmıştır. Sina ve Nübye'ye yapılan seferler henüz bu dönemde başlamıştır; bu da Mısırlıların daha o dönemde bir yandan değerli taş ve bakır sağlamak, öte yandan da sınırları korumak amacıyla örgütlenmiş olduklarını gösterir.

IV. sülale (2620'ye doğru) oldukça ünlüdür. Sülalenin ilk firavunu Snefru'nun Libya, Nübye ve Sina'ya kârlı seferler yaptığı ve oralardaki türkuvaz yataklarına bir düzen getirdiği bilinir. ardılları olan keops, Kefren ve Mikerinos ise Gize'de kendilerine mezar olarak yaptırdıkları düz yüzlü üç büyük piramitle ün sağlamışlardır.
V. sülale(2560'a doğru) döneminde sapkın bir inanca sahiptiler. Allah’ı bırakıp kendi uydurdukları krallık tanrısı olarak Re'nin üstünlüğünün kabul edildiği görüldü. Bundan böyle firavunlar Yüce Allah’ın yerine koyulup (Allah’ı tenzih ederiz) "Re'nin oğlu" olarak adlandırılmaya başlandılar. Bu firavunlar uydurdukları Güneş tanrıya çok sayıda tapınaklar yaptırdılar.
VI. sülale (2420'ye doğru) döneminde, krallık otoritesinde bir zayıflama, buna karşılık eyaletlerdeki valilerin (nomarkhes) güçlerinde de artma görüldü. Firavunlar (Teti, Userkarei Papi I, Merenre, Papi II) bunların tutkularına karşı koymak zorunda kaldılar. Yalnızca Papi I'in egemenliği döneminde daha önceki firavunlara yakışır gelişmelerde bulunuldu. Bunlar arasında çok sayıda askeri ve ticari sefer vardır. 90 yıl süreyle tahtta kalan Papi II'yse Mısır'ın siyasal ve toplumsal bir kargaşa içine düşmesini engelleyememiştir.
Eski Mısır'ın tarihi, insanlar açısından oldukça önemli ibretlerle doludur. Kuran'da özellikle Hz. Musa ve Firavun kıssaları günümüz toplum yapısına da ışık tutmaktadır. Gönderilen tüm peygamberler gibi Hz. Musa da Mısır kavmini ve Firavun'u uyarmış, kıyamet gününü haber vermiş ve onları Allah'ın azabı ile korkutmuştur. Hayatı bu gerçekleri anlatmakla geçmiştir. Ancak başta Firavun olmak üzere önde gelenler onu yalancılıkla, maddi çıkar elde etmeye çalışmakla ya da üstünlük peşinde koşmakla suçlamış ve onun anlattıklarını düşünmeden, kendi yaptıklarını yargılamadan uygulamakta oldukları sistemlerini devam ettirmişlerdir. Hatta Firavun daha da ileri giderek Hz Musa ve yanındaki müminleri öldürmeye ve Mısır'dan sürmeye çalışmıştır. Ancak yüce Allah Hz.Musa müminleri kurtarmış, Firavun ve Ordusunu ise suda boğmuştur.
Eski Mısır medeniyetinin yıkılmasının ardından binlerce sene geçmesine ve mekanların, şekillerin, teknoloji ve medeniyetlerin değişmesine rağmen bahsedilen toplum yapısında ve inkar sisteminde değişen pek bir şey yoktur; Ancak unutulmamalıdır ki, toplumlarda ne türlü değişiklikler olursa olsun, teknolojik yönden ulaşılan seviye veya edinilen imkanlar, hiçbir önem taşımamaktadır. Bunlar, kimseyi Allah'ın azabından kurtarıcı değildir. Kuran'da bu gerçek şöyle hatırlatılır:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Rum Suresi, 9)

21 Mart 2012

AĞLADIM

AĞLADIM

Hüzün yıldızları parlıyor bugün gökyüzünde,
Bu gece yine için için yanıyorum,
Oturmuş seni düşünüp ağlıyorum,
Seni, gidişini, sevişini, herşeyini...
Unutamıyor işte seni şu yaralı kalbim,
Yaptıklarını hatırlayıp, pişman oluyor...
Seni düşünüyorum bu gece, karanlık gökyüzünde...
Simsiyah gökyüzünde parlayan yıldızları seyrediyorum,
Onları sana benzetiyorum,
Kararmış kalbimin bir kenarında yanan meşale misali...
Dedim ya, seni düşünüyorum bu gece,
Beni sevdiğini, bana nasıl baktığını, bana nasıl güldüğünü,
Ellerimi nasıl tuttuğunu, ellerini nasıl tuttuğumu,
Büyüyen bir ateş gibi sevgimizin nasıl çoğaldığını
Ve birgün ansızın bırakıp gidişini...
Son vedanı hatırlıyorum, gözlerime ağlarcasına baktığını,
Gözlerini kalbime gömdüğünü hatırlıyorum,
Bir daha çıkamasın diye...
Çıkamadılar zaten kalbimden gözlerin,
Ölüler dirilirler mi ki gömülenler çıksın, gitsin?
Gittin son bir veda ile gözü yaşlı,
Elimde kolyen, ardından dakikalarca baktım, ağlamaklı,
Sıkıldım, üzüldüm, perişan oldum ama ağlamadım...
Ağlayamadım, engel oldu gururum, engel oldu aşkım,
Uzaklara gittin, belki birdaha asla geri dönmemecesine,
Özledim seni deliler gibi, özlüyorum hala...
Sen bir yerde ben bir yerde, yinede sönmedi sevgimiz,
Aksine çoğaldı dağlar gibi oldu hasretimiz...
Hep seni hayal eder, hep seni düşünürdüm,
Sesini duyunca yaşar, duyamayınca ölürdüm,
Aradın beni aylarca bir sevgi uğruna,
Ne yazık ki, ihmal edildin bir hata uğruna,
Kırıldın, ağladın, affettin ama hep sevdin,
Beni sevdin gülüm beni, kalbi kırık bir vefasızı,
Yine ihmal edildin yine unutuldun bir hiç uğruna,
Yine kırıldın, yine ağladın, yine affettin...
Bir daha unutuldun, sevdanla başbaşa bırakıldın,
Yine kırıldın, yine ağladın ama bu sefer affetmedin...
Sevdiğini en mutlu gününde öldürdün,
Ve ardına bakmadan gittin...
Beni benle başbaşa bıraktın, yıkıldım, üzüldüm, kırıldım...
Senden ayrılınca kaldım çaresiz, sevgisiz ve birde sensiz,
Hep sensizdim zaten ama şimdiki kadar asla değil...
Parçalanmış bir kalbe sahip oldun mu sen hiç?
Parça parça edilmiş, yıkık ve virane,
Bir o kadarda vefasız...
Önceleri üzüldüm, yıkıldım ama asla ağlamadım...
Geldi geçti deyip senide gözlerin gibi kalbime gömdüm...
Unuttum dedim, unutacağım dedim,
Unutamıyorum dedim, unutmam dedim...
Önce gözlerin sonra sen çıktın kalbimden,
Bir vicdan azabıdır başladı ölü yüreğimde,
Hiçbir şey kalmadı, senden başka kalbimde,
Hatıraların, gözlerin ve sözlerin...
Şiirlerini getirdiler bana,
Beni öldüren şiirlerini...
Vefasız dediğini duydum, yıkıldım,
Düşündüm seni gecelerce daima tek başıma,
Şiirlerin öldürdü, hasretin yaktı yüreğimi,
Kırıldım, üzüldüm, yıkıldım ve en sonunda ağladım...
3 kişi ağladık sana; ben, kalbim ve gözlerim...
Sana yandım, seni sevdim, seni hatırladım heryerde...
Belki birgün sesini duyarım umuduyla
Telefon bekledim günlerce,
Telefon gelmeyip sesine hasret kalınca
Ağladım ağladım,
Sana yaptıklarımı ancak o zaman anladım...
Duydum ki kalbini vermemişsin kimseye,
Olurda içinde görürler beni diye...
Benim kalbimide istediler, ama vermedim kimseye,
Olurda içinde seni görürler diye...
Gökyüzü yıldızlar ile doluydu, ben hep seni düşünürken,
Hüzün yıldızları koydum adlarını, seni hatırlatıyorlar diye,
Aynı onlar gibi sende benden çok uzaklardaydın,
Hep göz kırpardın uzaktan, sessizce,
Bense hep seni bekledim kırık kalbim, yaşlı gözlerimle...
Bazen hayallere dalıyorum, seni düşünüp ağlıyorum,
Seni ve sevgini arıyorum hep kalbimde...
Düşmüyor adın hiç dilimden,
Öleceğim gülüm bir gün ben,
Senin sevginden, senin derdinden...
Bir gün göreceğim yine belki seni,
Seni, beni unutmuş, benim olmayan seni...
İşte o an aşkımın gözyaşlarını hatırlayacağım,
Ve yine bir köşeye oturup ağlayacağım...
Yemin ettim senin üstüne sevmeyim başkasını diye,
Ve heryerde, her zaman tekrarlıyorum yeminimi;
Seni unutmam için öldürseler bile,
Karşılık olarak dünyayı verseler bile,
Darağacı kurup idam etseler bile,
Senden başkasını asla sevmeyeceğim...

KEOPS PİRAMİDİNİN KAPISI AÇILDI MI..?


Daniken haklı mı çıkacak?

Mısır´dan gelen son haberler Daniken´in bazı buluntuların saklandığı yolundaki iddiarını destekliyor gibi... Gerçekten de ortada birşeyler dönüyor ama henüz nedeni ve niçini anlaşılmış değil...

Erich von Daniken, son açıklamasında dünyadışı astronotların genetik mutasyon yoluyla insan zekasına yarattıklarını ve kanıtların piramitlerde bulunduğunu söyledi. Dünyada 28 dilde, 55 milyon kitap satan Daniken ayrıca dar kafalı bilimciler yüzünden toplumun bu muhteşem olayın farkına tam olarak varamadığını da ekliyor. Gerçekten de, son olarak BBC, Daniken´e karşı bir belgesel yayınlayarak ciddi bir kuşku yaratarak, yazarın popülaritesini zedeledi. Fakat Daniken, pes etmiş değil ve İngiliz gazeteci Sarah Moran´la yaptığı röpörtajda daha kesin ve daha cesur açıklamalarda bulundu.

Örneğin, Büyük Piramit´in içinde ve çevresinde yeni buluşların yapıldığını, kimsenin bunları yadsıyamayacağını, eninde sonunda dış kaynaklı zekaların yapay mutasyon yöntemiyle insanı yarattığının ve yine geleceklerinin kabul edileceğini söylüyor. Daniken´in de yakın arkadaşı olan mühendis
Rudolph Gantenbrink´in 1993 Ağustos´unda Büyük Piramit´te gerçekleştirdiği buluştan geçen sayılarımızda söz etmiştik. Mühendis, 37 cm uzunluğundaki bir robot kullanarak bugüne kadar hiç bilinmeyen 60 metrelik bir tünel bulmuştu. Gantenbrink, iki haftalık bir çalışmadan sonra 4500 yıllık metal bir kapıya ulaştığını söylüyor ve bu kapının bilinmeyen bir alana açıldığını iddia ediyordu. Sonrası malum, araştırma durduruldu, tartışmalar sürüyor vs...

Bir video bant gerçekten var mı?

Daniken, bu olayın insanlık tarihinin en önemli olayı olduğunu söylüyor ve diyor ki; "Kapı açılmıştır; Mısırlı araştırmacılar kapıyı açtıklarında iki metrelik bir koridorla karşılaştılar, bu 20X20 boyutunda bir koridordu. Sonra bir duvar vardı ve geçmek için bu duvarı yıktılar ve işte orada Tufan öncesinden kalma yazıtlar buldular. Bu yazıtlar beni destekliyor, dünyadışı canlılar buradaydılar. Orada dünyadışı canlıların genetik çalışmalarından bahsediliyor. Ama bunu örtbas etmek istiyorlar oysa ben Gantenbrink´in video çekimlerini izledim. Evet, Mısırlılar piramitler inşa ettiler, Sakkara´daki gibi. Ama bu ilkel düzeyden 80 yıl sonra Büyük Piramit ve Sfenks gibi oloğanüstü yapıtları onlar değil, dünyadışı canlılar yaptılar.

" Daniken´e göre, bir diğer aleni kanıt Mısır sanatında görülebilir; yani resimlerdeki deforme olmuş kafataslarından söz ediyor ve bunlar mutasyonun gösterisidir, diyor. Sonra ekliyor; "Atalarımızın genetik yapısıyla ilgilendiler, DNA kodlarımızın içine bizi zeki ve meraklı yapan genler eklediler ama bu ziyaret ne zaman yapıldı? Bunu bilmiyoruz. Bildiğimiz tarih boyunca bizi en azından üç kez ziyaret ettiler.

 Eski yazıtlarda onların teknolojisi görülüyor. Yazıtlarda, milyonlarca yıl evvel dünyada bulunan dev kentlerden ve buralardan gelen metalik uçan araçlardan söz ediliyor ayrıca araçların renkleri, boyutları ve şekilleri detaylı olarak anlatılıyor. Biz inanmaya kodlandık ve bu şimdi su yüzüne çıkıyor. Bana göre dünyadışı canlıların arzusu insan ırkının üstün bir zekaya ulaşması ve galaktik yolculuğu başararak ´Büyük Kozmik Aile´ ye katılmamızdır.

 Her büyük inanç, mit veya din, daima birilerini bekler, atalarımız da daima göklerden birilerinin gelmesini beklediler ve onlar yine gelecekler. Bizler inter-galaktik eğitim programına daha uygun bir ırk olmak için geliştirildik." Daniken´in yaklaşımları, tabii ki kanıt gerektiriyor ve biz de haklı olarak bu kanıtları bekleyeceğiz. Şimdi piramitlerden ve Mısır´dan gelen son haberlere göz atalım;

Mısır´da olanlar;

* Hierogliflerde 4000 yıl öncesinde, açlığın ve ebedi gençliğin çaresinin bilindiğinden, Atlantis uygarlığının nasıl yokolduğundan, Pasifik´in kuzeybatısında içinden altın lavların fışkırdığı volkanik bir patlamanın olduğundan ve Sfenks´in altında gizli bir geçidin bulunduğundan söz ediliyor. Bu iddianın ardında bu kez Daniken yok, iki Fransız arkeoloğu var; Dr. François Thibault ve Etienne Sheuyler; İki uzmana göre, Kızıl Deniz´de oluşan dev bir deprem Sfenks´de yıkıntılara neden olmuş ve giriş koridorları yıkılıp, kaybolmuş, bu girişten söz eden hieroglif metinlerin çözümü sürüyor gerek Thiabault gerekse de Sheuyler 28 Ocak 1997´de yaptıkları açıklamada en kısa zamanda sonuca ulaşacaklarını söylediler.

* Mısırlılar Yunanlar´a ilk kez izin vererek, Büyük İskender´in mezarının araştırılmasını başlattılar. 1995´de arkeolog Liana Souvaltzi mezarı bulduğunu iddia etmişti ama iddiası resmen reddedildi sonra da izin başkalarına verildi. Anlaşılan sorun kadın arkeoloğun kendisindeydi.

* Akabe Körfezi´ni sarsan 7.2 şiddetindeki deprem, Giza Piramitleri´nin yani üç büyük piramitin iç tavanlarında çatlaklara neden oldu. Sarsıntı, 6 m. uzunluğunda, 1.20 m. genişliğinde yarıklar açtı ve Keops Piramiti´ndeki firavun odasının tüm sıvaları döküldü. Ama neyse ki yapıların ana taşlarında bir yıkım oluşmadı. Kefren Piramiti, 10 ekim´den beri kapalı çünkü yoğun turist akımı sırasında gerçekleşebilecek bir çöküntüden korkuluyor. Sfenks´de ve diğer piramitlerde bir hasara raslanmadı, en büyük yıkım Serapeum yeraltı mezarında oluştu ve Ptoleme dönemine ait 24 mumya zarar gördü. Serapaum, Giza Piramitleri´ne sadece 10 mil uzaklıktadır.

* Arkeologlar büyük bir olasılıkla dünyanın en eski kaldırım taşından yapılmış kanalını, Giza Piramitleri´nin hemen 300 m. yakınında buldular. Antik tüneller Tapınaklar Vadisi´nin altında bulunuyorlar ama araştırmacılar kazıya nereden başlayacaklarını henüz belirleyemediyer. Vadi´nin hemen önünde yapılan kazılarda, zeminde küçük bir sıra delik bulundu, bunların dinsel ayinlerde kullanıldığı sanılıyor. Giza Platosu´nda yeraltı galerilerinin varlığı uzun zamandır tartışılıyor. Belki de bu eski antik tüneller 4500 yıllık Sfenks´le ilgili olabilirler. Arkeologlar, tünellerin çok eski bir limana bağlı olduğunu ve belki de piramitlerin yapımında ulaşım yolu olarak kullanılmış olabileceğini de düşünüyorlar. Kefren Piramiti´nin Tapınaklar Vadisi´ne bağlı olduğu daha önce de bulunmuştu ve su kanallarının banyo yapmak amacıyla Firavun Kefren tarafından MÖ 2.500´lerde yapıldığı belirlenmişti. Bu arada, yine Kefren tarafından yapılan bir tiyatro ve tapınak kalıntısı, yine Giza Platosu yakınında bulundu.

* Efsanevi kent İskenderiye´nin Akdeniz´in dibinde yaklaşık bir hektarlık bir alanda bulunduğu belirlendi. Batık kentte, sfenkslerin, dev anıtların, sarayların, firavun heykellerinin ve dev bir fenerin kalıntılarının bulunduğu belirtiliyor. Kent, MÖ 280´de dev bir deprem sonucunda batmıştı. 4. Yüzyıl´a kadar kentinin bazı bölümleri hala su üzerindeydi. Fransız deniz arkeologları kazıları başlattıktan sonra su balonları kullanarak bazı parçaları su yüzeyine çıkarmayı düşünüyorlar. İlk olarak dev bir firavun heykelinin gövdesinin bir parçası bu yöntemle su yüzüne çıkarıldı.

STONEHANGE GİZEMİ


STONEHANGE GİZEMİ
Dünyanın birçok yerinde sırrı çözülemeyen yerler vardır ve bunların içinde en çok tanınanlarından birisi yılda bir milyon insanın ziyaret ettiği İngiltere´deki Stonehenge´dir. Günümüzün majisyenleri, gizem grupları Stonehenge´de her yıl törenler yapıp toplanıyorlar. Bazılarına göre Stonehenge, evrenin merkezini simgeliyor, bir diğer kitle, bu inanılmaz yapının dünyadışı canlılar tarafından yapıldığına inanıyor. İşin aslı ne? Bilinen tek birşey var; Stonehenge´in amacı gökle ilgili...ötesi? ...


Salisbury Ovası´na girdiğinizde veya arabanızın kısıtlanmış görme alanının dışına çıktığınızda yani indiğinizde, sanki sonsuz bir düzlüğün ortasında çaresiz kalmış gibisiniz, bir çeşit kontr-klostrofobi insanı sarıp, sarmalıyor. 360 derecelik bir taramanın bir noktasında neyse ki bir kütle, garip, anlamsız bir yığın kapıldığınız boşluk dalgasından sizi kurtarıyor. Eğer onun ne olduğunu önceden bilmiyorsanız, hiç bir anlam veremiyor, hatta neden orada olduğunu dahi anlayamıyorsunuz ama karşınızdaki taş kütlenin ne olduğu hakkında bir fikriniz varsa, iş değişiyor ve yanına ulaşmak için hızlanıyorsunuz çünkü karşınızda tüm zamanların en gizemli on yapıtından biri var; efsanevi Stonehenge... Bu garip yapı önce tek bir parçaymış gibi görünüyor oysa şu anda bile onlarca parçadır. Stonehenge, taştan yatay üst eşikleri bulunan bir dairedir. Bazıları düşmüş, bazıları eğilmiş, bazıları ise toprağa gömülüdür. Çevresi bir set ve bir de hendekle çevrili, bir ana yolla ulaşılıyor. Tahminlere göre ilk Stonehenge 112 büyük ve sayısız küçük taştan yapılma; oturup bunları tek tek yontup, dikmişler. Ama neden acaba? Binlerce yıl öncesinin zor ve ölümcül koşullarında yaşayan o insanlar neden zamanlarını ve güçlerini bu işe harcadılar? Üstelik bu önem, sonraki bin yıllarda da sürdü ve yapı geliştirildi.


Stonehengede Gün Doğumu - Stonehenge Resimleri - Stonehenge - Bulutsu

Açıklama :
Güneş bugün gezegenimizin göklerindeki en kuzey noktasına ulaşıyor. Gündönümü adı verilen ve geleneksel olarak mevsim değişikliğine işaret eden bu tarih, Dünya'nın kuzey yarımküresinde ilkbahardan yaza, güney yarımküresinde ise sonbahardan kışa geçişi temsil eder.
Resmi Orjinal Boyutta Görmek Istiyorsan TIKLA: 900 x 600


2008 yılının yaz gündönümü haftasında, Stonehenge / İngiltere'den çekilen yukarıdaki görüntüde; içerisinde sisin, ağaçların, bulutların, 4500 yıl önce yerleştirilen taşların ve 5 milyar yıldır ışıldayan büyük bir kürenin de yer aldığı etkileyici bir gün doğumu yakalanmış.
 Geçtiğimiz bin yıl içerisinde Dünya'nın dönüş ekseni üzerinde meydana gelen yalpalamaya rağmen,
Güneş gökbilim açısından önemli bir biçimde Stonehenge anıtı üzerinde yükselmeye devam etmektedir.
Katkı ve Telif Hakkı :
 Max Alexander, Bilim ve Teknoloji Tesisleri İdare Meclisi (STFC), SPL

UZAYDAKİ KARA DELİKLER (KURT DELİKLERİ)


Yıldızların kararıp, düştükleri dev kuyular gördüm

HORUS ( Mısır Tanrısı)

Profesör Stephen W.Hawking, The Physics of Star Trek (Uzay Yolculuğunun Fiziği) adlı yeni bir kitaba yazdığı ön sözde zamanda yolculuğun mümkün olabileceğini öne sürdü. Zamanın iki ya da tek yönlü bir yolculuk olup olmadığı konusu, Aziz Augustinin zaman geçici bir şey midir, yoksa her zaman mevcut olmuş mudur? sorusunu ortaya atmasından bu yana 1500 yıldır insanların kafasını kurcalamayı sürdürüyor.

Bundan 100 yıl önce H.G. Wells, The Time Machine (Zaman Makinası) adlı romanında bu konunun fizikçilerce araştırılmasını önermişti.
Mekanda (gerçekte mekan-zaman ya da uzay-zaman) istenen yönde yolculuk yapılabildiğine göre, acaba zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi problemi teorik fizikçilerin zihnini kurcalıyor.
Cambridge Üniversitesindeki Isaac Newton kürsüsü profesörü Stephen Hawking, daha önce , eğer evrenin genişlemesi sona erer ve küçülmeye başlarsa, zamanın geriye doğru işleyebileceği fikrini ortaya atmıştı.

Ama bu nasıl bilinebilirdi?

Çünkü, bu takdirde, düşünce de geriye doğru işleyecekti. Fakat 1980 lerin sonunda, Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı, yalnıza ciltli baskısı 6 milyon satan kitabın ilk yayınlandığı sırada, tartışmalar kızışmaya başladı.

Hawking yalın ve katı kabullerle zamanda yolculuğa izin vermiyordu. Uzayda evrenin çeşitli parçalarını birbirine bağlayan solucan delikleri vardı. Kafaları karıştıran da bu Worm Holelardı zaten. Hawking California Institute of Technologydeki dostu Kip Thorne 1994te yayınlanan

Kara Delikler ve Zaman Boşlukları adlı kitabında, genel relativiteye ilişkin öndeneyimlerin, uzaydaki bir solucan deliğinden zamanda seyahat etmeyi mümkün kıldığını öne sürdü. Ancak bunun için deliklerden birini açık tutmak ve buradan bir insanı geçirmek gerekeceğini yazdı.

Solucan Delikleri, Einsteinın varlığını öngördüğü, varsayımsal uzay boşluklarıdır. Eğer uzayda boşluklar varsa, zamanda da boşluklar olmalıydı. Ne var ki bu boşluklar atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kısa süre ile varoluyor.

Dolayısıyla, bu boşluklardan birini yakalamak, açık tutmak ve insanın geçeceği kadar genişletmek hayli güç olabilir. Başka bir bilim adamı, Princeton Üniversitesinden Richard Gotta göre de, evrenin başlangıcı olan patlamadan, Big Bangden arda kalan, sonsuz uzunlukta ve hayli gizemli şeyler olan kozmik ipliklerden ikisi alınıp aynı hızla birbirlerinin yanından geçmeleri sağlanırsa, teorik bir zaman makinesi yapmak mümkün olabilir.

Kurt delikleri sonsuz ihtimali temsil eder. Bizim bildiğimiz uzayın ötesindedir. Sonsuz tünel burada üst üste labirent yumak gibi dolanır.

Onların içinde zaman yoktur. İmkansız ve zamansız bir bölgedir.

Bu atomaltı tüneller sayısız tanedir.
Boyları uzar, kısalır, birbiri üzerine dolanan solucanlar gibi hep kıpır kıpırdır.

Birbirlerine hiç dolaşmayan 10E-33 cmlik hortumlardır ve her an heryerdedirler.

Salınımlarıyla maddeye can verirler.

Worm Holelarda zaman olmadığı için dün ve yarın, en uzak ve en yakın, en büyük ve en küçük beraberdir.

Zamanın ve mekanın ötesindedirler. Tünellerin kurgusu Geometrik-Dinamik denen iki yasayla yönetilir. Kıpır kıpır kaynayan bu geometrik biçim, dinamiktir.

Tıpkı Windowstaki eğriler ve renkler adlı ekran koruyucu gibi. Döner, sallanır, uzar, kısalır, zamansızdır, dinamiktir. Philedelphia Deneyinde bu bölgeyi görmeleri muhtemel tayfaların gözlerindeki dehşete ve şaşkınlığa şaşırmamak gerekir.

Bu tüneller zaten imkansızı temsil ettikleri için her türlü garabete neden olabilirler. Telepatiden rüyalara, ilhamdan ışınlanmaya kadar çözemediğimiz herşeyin sebebi olabilirler. Kurt delikleri hakkında bu yazılanlardan sonra bir de şunu okuyun; Mısır Piramitlerinde bulunmuş bir yazı:

Ey İnsanoğlu, bu parşomende yazılı olanları iyi oku.

Oku; burada varolmadığın günleri bulacaksın.
 Eğer Tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen Oku çoçuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmiş ve geleceğin sırlarını oku İnsanoğlu ebediyetten bugüne kadar sadece burada yaşamadı. Bir çok kere, zamanda, dünyada yaşadı. Herbirinin arasında karanlık perdesi var.

 Ve şimdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri varolan tüm karanlık tüneller aydınlanıp görünecekler.İnancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; şimdi ebediyeti sonun sonun ve başlangıcın olmadığını anladık.

Bu bir sonsuz daire Çember yasasına göre; eğer bir şey doğruysa herşey doğrudur.
Yaratıcı, çeşitli şekillerde yüzünü gösterdi. Aslında o birdir. İstedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin.

Henüz herşey yanlış. Görünmeyen zamanların kudreti ruhların tümünü bağlayacak dünya öldüğünde; sona geldiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...