Kâbe'de Namaz Kılanın Önünden Geçen
Men Edilmez
METİN
Sonra hacc için
ihramlı olarak Mekke'de kalır. Bize göre haccı umreyle bozmak caiz değildir ve
ramelsiz, sa'ysiz nâfile olarak Beyt-i Şerif'i dilediği kadar tavaf eder.
Uzaklardan gelen hacı için bu nâfile, namazdan efdaldir. Mekkeliye ise aksi
evladır. Bahır'da, "Bunu hacc mevsimiyle kayıtlamak gerekir. Aksi takdirde tavaf
mutlak surette namazdan efdaldir." denilmiştir.
İZAH
«Sonra hacc için
ihramlı olarak Mekke'de kalır.» Burada 'oturur' demeyip 'kalır' demesi,
'oturmak' sözü şer'î ikâmeti iham ettiği içindir ki doğru değildir. Zira
Bahır'ın misafir namazı bâbında beyan edildiğine göre, bir hacı on günlerde
Mekke'ye girer de, yarım ay ikâmeti niyet ederse sahih olmaz. Çünkü mutlaka
Arafat'a çıkacaktır. Binaenaleyh ikâmeti niyet sahih olmak için şart olan yer
birliği tahakkuk edemez. T. Hedy kurbanı gönderip kırân ve temettu yapanların
hükmü de aynı olmakla beraber, Şârih'in haccı zikretmesi, bu bâb hacc-ı ifrat
için tahsis edildiğindendir. T.
«Bize göre haccı
umreyle bozmak caiz değildir.» Yani hacc için ihrama girdikten sonra niyetini ve
fiillerini bozarak ihram ve fiillerini umreye çevirmek caiz değildir. Lübab.
Peygamber (s.a.v.)'in hedy kurbanı göndermemiş bulunan Ashabına bunu emretmesi,
ya onlara mahsus bir iştir, yahut neshedilmiştir. Nehir. Bu makamı
muhakkıklardan İbn-i Hümam açıklamıştır.
«Ramelsiz, sa'ysiz
nâfile olarak tavaf eder.» Çünkü ramel ve keza iztıbâ arkasından sa'y yapılan
tavafa bağlıdırlar. Sa'y ise sadece haccla umrenin vâciplerindendir. Bu tavaf
nâfiledir. Bundan sonra sa'y yapılamaz. Şurunbulâliyye'den Kâfî'den naklen;
"Çünkü nâfile olarak sa'y meşru olmamıştır." denilmiştir.
«Bunu hacc
mevsimiyle kayıtlamak gerekir.» Yani nâfile namazın hacc mevsiminde Mekkeli için
nâfile tavaftan efdal olması kaydını, uzaktan gelenlere kolaylık olmak üzere
koymak gerekir.
«Mutlak surette»
sözü, hacc mevsiminin dışında, Mekkeli için olsun, uzaktan gelen için olsun
tavaf efdaldir demektir. Bu bahiste Bahır sahibini Nehir sahibi dahi tasdik
etmiştir.
Ben derim ki: Lâkin
Valvalciyye'nin ifadesi buna muhaliftir. Onun ifadesi şudur: «Mekkeli için
Mekke'de namaz tavaftan efdaldir. Yabancılar için ise tavaf efdaldir. Çünkü
haddi zatında namaz tavaftan efdaldir. Zira Peygamber (s.a.v.) Beyt-i Şerif'i
tavaf etmeyi namaza benzetmiştir. Lâkin yabancılar namazla meşgul olsalar, tavaf
bir daha tedariki mümkün olmamak üzere ellerinden gider. Binaenaleyh tedariki
mümkün olmayanla iştigal etmeleri evlâdır.»
T E M B İ H :
Mürşidî'nin Kenz üzerine yazdığı şerhte şöyle denilmektedir: «Ulemanın "namaz
tavaftan efdaldir" sözünden muradları; meselâ iki rekat namaz yedi şavt
yapmaktan efdaldir mânâsına değildir. Çünkü yedi şavt fazlasıyla iki rekata
şâmildir. Onların bundan muradı, içinde yedi şavt yapılan zamanda efdal olan
nedir: onu tavafa mı, yoksa namaza mı sarfetmelidir meselesidir.» Bunun benzeri
Allâme Kâdı İbrahim b. Zahira el-Mekkî'nin cevabıdır. Kendisine "Tavaf mı
efdaldir, umre mi?" diye sorulduğunda, "Şayet tavafla, umre zamanı kadar zaman
harcarsa, tavafın umreden efdal olması tercih edilir. Meğer ki umre ancak farz-ı
kifaye olur denile. Bu takdirde hüküm değişir." demiştir.
TETİMME: Musannıf
Kâbe'ye girmekten bahsetmemiştir. Şüphesiz kendisine veya başkasına eziyet
etmemek şartıyla bu menduptur. Ama kalabalıkta bu az olur. Nehir.
Ben derim ki: Keza
kapıcıların aldıkları rüşveti vermeye şâmil değilse menduptur. Nitekim Molla Ali
buna işaret etmiştir. Bu husustaki sözün tamamı haccın sonunda, Şârih fer'î
meseleleri izah ederken gelecektir.
METİN
İmam, haccın üç
hutbesinden birinciyi zilhiccenin yedinci günü zevalden ve öğleden sonra okur.
Zevâlden önce okuması mekruhtur. Bu hutbede hacc ibadetlerini öğretir. Ayın
sekizinde, terviye günü Mekke'de sabah namazını kıldıktan sonra Mina'ya çıkar.
Mina Mekke'ye bir fersah mesafede Harem'den ma'dut bir köydür. Orada arefe
gününün fecrine kadar durur. Güneş doğduktan sonra Dabb yoluyla Arafat'a gider.
İZAH
«Haccın üç
hutbesinden birinciyi okur.» İkincisi Arafat'ta iki namazı beraber kılmadan
önce; üçüncüsü ayın on birinci günü Mina'da okunur. Bu suretle her hutbenin
arasını bir günle ayırmış otur. Bunların hepsi orta yerde oturmaksızın bir
hutbedir. Yalnız arefe gününün hutbesi müstesna. Keza arefe hutbesinden maada,
hepsi öğle kılındıktan sonra okunur ve hepsi sünnettir. Lübab. Üçüncü hutbeyi
gerek Musannıf, gerek Şârih, yerinde zikretmemişlerdir.
«Bu hutbede hacc
ibadetlerini öğretir.» Yani hacının arefe günü yapması lâzım gelen ihramın nasıl
yapılacağını, Mina'ya nasıl çıkılacağını, orada geceyi geçirip Arafat'a
gidileceğini, orada nasıl namaz kılınıp vakfe yapılacağını, sonra oradan nasıl
sökün edip dönüleceğini vesaireyi; yahut hacc bitinceye kadar hacının muhtaç
olacağı şeylerin hepsini öğretir. Velev ki daha sonra da hutbe okusun. Çünkü
te'kîd hayırlıdır.
«Mekke'de sabah
namazını kıldıktan sonra Mina'ya çıkar.» Hidâye'de böyle denilmiştir. Kemâl b.
Hümam diyor ki: «Bu tertibin zahirine bakılırsa, Mina'ya çıkış sabah namazına
arkacığından olacaktır. Fakat bu, sünnetin hilâfınadır. Muhit sahibi çıkmanın
zevâlden sonraolmasını iyi görmüşse de, bu da bir şey değildir. Merginânî,
"Güneş doğduktan sonra" demiştir ki, sahih olan da budur.»
«Terviye günü»
denilmesinin sebebi, arefe günü vakfeye hazırlanmak için hacılar develerini o
gün sularlardı. Çünkü zamanımızda olduğu gibi Arafat'ta akarsu yoktu. Lübab
Şerhi.
FAYDA: Nevevî'nin
Menâsik'inde beyan edildiğine göre, terviye günü zilhiccenin sekizi, arefe
dokuzu, bayram onudur. On birinci gün 'karr' yani oturma günüdür. Çünkü o gün
hacılar Mina'da otururlar. On ikinci gün ilk nefer, yani ilk yolculuk; on üçüncü
gün ikinci nefer günüdür.
«Orada arefe
gününün fecrine kadar durur.» Bu gösteriyor ki, orada gecelemek ister. Çünkü bu
sünnettir. Nitekim Muhit'te beyan edilmiştir. Mebsût'ta, "Terviye günü öğle
namazını Mina'da kılması ve arefe gününün sabahına kadar orada kalması
müstehaptır." denilmiştir. Sabah namazını muhtar olan vaktinde orada kılar
Bundan murad, aydınlık zamanıdır. Hâniyye'de ise alaca karanlıkta kılınacağı
bildirilmiştir. Galiba Hâniyye sahibi bunu Müzdelife'nin sabah namazına kıyas
etmiş olacaktır. Ekser-i ulema birinci kavli tercih etmişlerdir. Efdal olan da
odur. Lübab şerhi. Nevevî'nin Menûsik'inde şöyle denilmektedir: «Bu zamanda
insanların yaptıklarına, yani Arafat toprağına sekizinci gün girmelerine
gelince: Bu hatadır. Sünnete muhaliftir. Bunun sebebi ile onlar birçok sünnetler
kaçırırlar ki, Mina'da kılınan namazlar, orada gecelemek, oradan Nemire'ye
giderek oraya inmek, Arafat'a girmezden önce hutbe ve namaz vesaire
bunlardandır.» Nevevî'nin, "Nemire'ye giderek oraya inmek" ifadesi hakkında söz
edeceğiz. Yakında gelecektir.
«Güneş doğduktan
sonra Dabb yoluyla Arafat'a gider.» Musannıf "Sonra Arafat'a gider." diyerek,
Kenz'in ibaresi gibi murad olmayan mânâyı îham eden ibâre kullandığı için, Şârih
"güneş doğduktan sonra" diyerek Fetih ve diğer Hidâye şerhlerinde olduğu gibi
açıklama yapmıştır. Gâyetü'l-Beyan sahibi diyor ki: "Güneş doğduktan sonra"
tabirini Tahâvî, Kerhî Şerhi, îzah ve diğer kitaplar açıklamışlardır. îzah'ta,
"Arefe günü güneş doğduktan sonra Arafat'a çıkar. Çünkü Peygamber (s.a.v,) böyle
yapmıştır." denilmektedir. Sonra, "Daha evvel gitse de caizdir, fakat evla olan
birincisidir." denilmektedir. Sirâc'da da böyle denilmiştir. Anla! Mi'râc'da şu
ifade vardır: «Arafat'ta istediği yere iner. Ancak yol ve Cebel-i Rahmet
efdaldir. Üç mezhebin imamlarına,göre Nemire denilen yere inmek efdaldir. Çünkü
Peygamber (s.a.v.) oraya inmiştir. Biz deriz ki: Nemire Arafat'tandır. Peygamber
(s.a.v.)'in orada inmesi kasten olmamıştır.» Bu ifade Feth'in ibaresine
muhaliftir. Orada, "İmamın Nemire'ye inmesi sünnettir." denilmektedir. UIemanın
İmam Râşidüd-din'den naklettikleri şu söze de muhaliftir: «Güneş zevale erinceye
kadar Nemire'deki mescide yakın bir yere inerek Arafat'a girmemek gerektir.»
Lübab Şerhi'nde bu iki kavlin arası bulunmuş; "Nemire'yeinmek imama nisbetledir,
başkasına değildir. Yahut Arafat'ta evvela Nemire'de, sonra Cebel-i Rahmet'in
yanında inilir." denilmiştir. Düşün! Dabb, Mescid-i Hayf'tan sonra gelen dağın
adıdır. Lübab Şerhi.