Safa İle Merve
Arasında Sa'y
METİN
Sonra Mültezem'e
gider ve zemzem suyundan içer. Sa'y yapmak isterse, dönerek Hacer-i Esved'i
istilam eder, tekbir ve tehlil getirerek Safa Kapısı'ndan çıkar. Bu menduptur.
Kapıdan Safa'ya Kâbe'yi görecek şekilde çıkar ve Beyti Şerif'e doğru dönerek
yüksek sesle tekbir ve tehlil alır; Peygamber (s.a.v.)'e salâvat getirir.
Hâniyye.
İZAH
«Mültezem», Hacer-i
Esved ile Kâbe'nin kapısı arasıdır. Fetih'te şöyle denilmiştir: «İki rekat tavaf
namazından sonra zemzeme gitmek müstehaptır. Sonra Safa'ya çıkmadan Mültezem'e
gelir. Bazıları evvela Mültezem'e geleceğini; sonra tavaf namazı kılıp zemzeme
gideceğini, sonra Hacer-i Esved'e döneceğini söylemişlerdir. Bunu Surûcî
kaydetmiştir.»' Daha kolay ve efdal olan ikincisidir. Ona göre amel
olunmaktadır. Lübab Şerhi. Şârih'in söylediği ise, zâhire göre iki kavle de
muhaliftir. Lâkin atıf edatlarından 'vav' tertip iktiza etmez. Binaenaleyh sözü
birinci kavle yorumlanır. Lübab Şerhi'nde tavaf-ı saderden bahsedilirken;
"Rivayetlerin meşhur olanı budur. Esah olan da budur. Nitekim Kirmânî ve Zeylâî
de bunu açıklamışlardır." denilmektedir. Şârih burada Mültezem'e ve zemzeme
gidileceğini söylemişse de, birçok kitaplarda tavaf namazı ile Safa'ya teveccüh
arasında bunlara gidileceği zikredilmemiştir. İhtimal müekket sünnet
olmadığındandır.
«Sa'y yapmak
isterse» ifadesi gösteriyor ki, Hacer-i Esved'e dönmek, ancak ondan sonra sa'y
yapmak isteyene müstehaptır. Sa'y yapmak istemezse müstehap değildir. Nitekim
Bahır ve diğer kitaplarda beyan edilmiştir. Keza ramel ve iztıbâ da, arkasında
sa'yi yapılacak tavafa bağlıdırlar. Nitekim arzetmiştik. Şârih Nehir'deki şu
ibareye işaret etmiştir: «Tavaf-ı kudûmden sonra sa'y yapmak ruhsattır; Çünkü
hacı, bayram günü farz olan "tavafla kurban kesmek ve şeytan taşlamakla
meşguldür. Yoksa efdal olan, onu farz olan tavaftan sonraya bırakmaktır. Çünkü
vâciptir. Binaenaleyh onu farza tâbi kılmak evladır. Tuhfe ve diğer kitaplarda
da böyle denilmiştir.» Lâkin Lübab'da efdaliyet hususunda hilâf olduğu
zikredilmiştir. Lübab sahibi sonra şöyle demiştir: «Hilâf, kırân yapandan
başkası hakkındadır. Kırân yapana gelince: Onun için efdal olan, sa'yi baştan
yapmaktır. Yahut bu sünnettir.» O sa'yin tavaftan sonra yapılacağına da işaret
etmiştir. Aksine hareket ederse sa'yi tekrarlar. Çünkü sa'y tavafa bağlıdır.
Muhit'te açıklandığına göre sa'yin sahih olabilmesi için evvela tavaf yapmak
şarttır. Bundan anlaşılır ki, sa'yi geriye bırakmak vâciptir. Lübab sahibi şuna
da işaret etmiştir ki, sa'y tavaftan hemen sonra vâcip değildir. Ama sünnet onu
tavafa eklemek" tir. Bahır. Eğer sa'yi bir özürden dolayı; yahut yorgunluğunu
çıkarmak için geciktirirse beis yoktur. Aksi takdirde isaet etmiş olur. Ama bir
şey lâzım gelmez. Lübab.
"Safa kapısından
çıkar." Sirâc'da böyle denilmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) ondançıkmıştır.
Hidâye'de beyan edildiğine göre Peygamber (s.a.v.)'in ondan çıkması, Safa'ya en
yakın kapı olduğu içindir. Sünnettir diye değildir.
«Kapıdan Safa'ya
Kâbe'yi görecek şekilde çıkar.» Bu çıkış ve ondan sonrası sünnettir. Binaenaleyh
bunlara çıkmamak mekruhtur. Bunu Muhit'ten naklen Bahır sahibi söylemiştir. Yani
yürüyerek çıkarsa hüküm budur. Binek giden bunun hilâfınadır. Nitekim Mürşidî
Şerhi'nde beyan edilmiştir. Bilmiş ol ki, Safa'nın birçok basamakları yere
gömülmüştür. Hattâ mevcut basamaklardan ilkinin üzerinde duran bir kimse, Beyt-i
Şerif'i görebilir. Daha yukarıya çıkmaya ihtiyacı kalmaz. Bazı bidatçılarla
cahillerin yaptığı gibi, tâ duvara yapışıncaya kadar çıkmak, Ehl-i Sünnet
Velcemaat yolunâ aykırıdır. Lübab Şerhi.
"Yüksek sesle
tekbir ve tehlil alır." Lübab'da şöyle denilmiştir: «Allah Teâlâ'ya hamd-ü sena
eder ve üç defa tekbir alarak tehlil eder ve Peygamber (s.a.v.)'e salâvat
getirir. Sonra dilediği şekilde Müslümanlara ve kendisine dua eder. Tekbirle
'beraber zikri de üç defa tekrar eder ve Safa üzerinde uzun zaman kalır» Yani
mufassal sûrelerden birini okuyacak kadar durur. Nitekim Hidaye sahibinin
el-Udde adlı kitabından naklen Lübab Şerhi'nde böyle denilmiştir. Hâniyye sahibi
yalnız tekbir ve tehlili zikretmekle yetinmiş ve, "Bunları yüksek sesle yapar."
demiştir. Peygamber (s.a.v.)'e salâvata gelince: Telbiye duasında arzetmiştik
ki, bunu alçak sesle söyler. Burada da öyle olmak ihtimali vardır.
Düşün!
T E M B İ H :
Lübab'da beyan edildiğine göre sa'y esnasında hacceden telbiye getirir, umre
yapan getirmez. Şârihi şunu da ziyade etmiştir; «Bize göre bunda mutlak surette
iztıba yoktur. Nitekim biz bunu bir risalede tahkik ettik. Şâfiîler buna
muhaliftir.»
METİN
Ellerini gökyüzüne
kaldırarak, ibadeti bitirdiği için dilediği şekilde dua eder. Çünkü İmam
Muhammed muayyen bir dua söylememiştir. Dua tayin etmek, kalbin rikkat ve
huzurunu giderir. Ama rivayet edilmiş bir dua ile teberrük iyidir: Sonra
mescidin duvarındaki iki yeşil direk arasında sa'y yaparak Merve'ye doğru yürür.
Merve'ye çıkar ve Safa'da yaptığını orada da yapar. Onu yedi defa tekrarlar.
Safa'dan başlayarak Merve'de yedinci şavtı bitirir. Sa'ye Merve'den başlarsa,
birinci şavt sayılmaz. Esah olan budur. Sa'yi, tavafta olduğu gibi mescitte iki
rekat namaz kılarak bitirmek menduptur.
İZAH
«Ellerini» omuzları
hizasına kadar kaldırır. Lübab ve Bahır.
«İbadeti bitirdiği
için dua eder.» Sirâc sahibi diyor ki: «Musannıf'ın duayı burada zikredip,
Hacer-i Esved'i istilam ederken zikretmemesi, istilam ibadete başlama hali
olduğu içindir. Bu ise bitirme halidir. Çünkü tavafı sa'y ve dua ile bitirmek,
onun başında değil sonunda olur. Nitekim namazda da böyle yapılır.» Yine aynı
kitapta beyan edildiğine göre bu, tavafı bitirmekdeğil sa'ye başlamaktır. Meğer
ki şöyle denile: Sa'y ancak Safa'dan inmekle tahakkuk eder. Merve'ye çıkmakla
ise tavafın bittiği tahakkuk etmiştir. Çünkü tavaftan ona bağlı başka bir
ibadete geçmek istemiştir.
«Dua tayin etmek
kalbin rikkat ve huzurunu giderir.» Yani o duayı ezberlediği için, kalbi huzur
duymaksızın diline geliverir. Bu, namazdaki duanın hilâfınadır. Çünkü namazda
ezber bildiği duayı okuması gerekir. Tâ ki diline insan sözüne benzer sözler
gelip de namazı bozulmasın. Nitekim bunu Tahtâvî de Valvalciyye'den
nakletmiştir.
«Ama rivayet
edilmiş bir dua ile teberrük iyidir.» Yani gerek burada, gerekse diğer hacc
ibadetlerinde menkul dualar okumak iyidir. Ben bunu Ğukyetü'l-Menâsik adlı
risalemde zikrettim.
«Merve'ye doğru
yürür.» Lübab sahibi diyor ki: «Sonra sa'y ederek, zikrederek vakar ve sükûnetle
Merve'ye doğru iner. Mescidin duvarına asılı direğe varınca, söylendiğine göre
altı arşın kadar vâdinin ortasında şiddetlice koşar. İki direği geçinceye kadar
gider. Sonra yine vakarla yürüyerek Merve'ye varır. İki direk arasındaki sa'yin,
ramelin üstünde koşmanın altında olması müstehaptır ve her şavtta böyle yapılır.
Yani tavaftaki ramelin hilâfınadır. Çünkü o ilk üç şavta mahsustur. Bazıları
muhalefet göstererek onu da bunun gibi saymışlardır. Koşmayı terk eder veya
bütün sa'y esnasında eşkin yürürse, isaet etmiş olur. Ama bir şey lâzım gelmez.
Hızlı gitmekten âciz kalırsa, bir aralık buluncaya kadar bekler. Bulamazsa,
yürüyüşünde kendini koşana benzetir. Hayvan üzerinde ise 'kimseye eziyet
vermemek şartıyla onu harekete geçirir. Söylendiğine göre, altı arşın kadar»
ifadesi hakkında Lübab şârihi, "Bu, Şâfiî'ye mensuptur." demiş; bizim ulemamızın
yazdıkları bazı menâsik ki , taplarında da zikredildiğini bildirmiştir.
Ben derim ki: Bunu
Mi'râc sahibi, Veciz şerhinden nakletmiş ve şunları söylemiştir: «Direk,
vaktiyle sa'yin başlandığı yerde yolun üzerinde idi ve onu sel yıkardı. Bu
sebeple onu mescit duvarının en yüksek yerine kaldırdılar ve buna Muallâk
denildi. Sa'yin başladığı yerden altı arşın sonraya tesadüf etti. Çünkü buradan
daha lâyık yer yoktu. İkinci direk Abbâs'ın hanesine bitişiktir.» Bunu
Şurunbulâliyye sahibi dahi nakletmiş ve ikrarda bulunmuştur. Hâşiye
yazarlarından bazıları bunu İbn-i Acemi'nin Mensik'inden, Tarablûsi, Bahr-i Amîk
ve diğer kitaplardan nakletmişlerdir.
Ben derim ki:
Metinlerde "iki mil (direk) arasında koşarak" denilmesi, buna aykırı değildir.
Çünkü asıl itibariyle söylenmiştir.
«Merve'ye çıkar.»
sözü, eski zamana göredir. Şimdi Merve'nin ilk basamağına, hattâ toprağına çıkan
kimseye "Merve'nin üzerine çıktı" denilebilir. Lübab Şerhi.
«Safa'da yaptığını
orada da yapar.» Yani Kâbe'ye karşı döner, onu karşısına alabilmek içinbiraz sağ
tarafına yanlar, fakat bugün Beyt-i Şerif binalarla örtüldüğü için
görülememektedir. Orada tekbir alır, zikreder, hamd-ü sena ve salat-ü selâma
şâmil dua okur. Lübab Şerhi.
«Safa'dan
başlayarak» ifadesinde, Merve'ye gitmenin bir şavt olduğuna işaret vardır. Ondan
Safa'ya dönüş de bir şavttır. Sahih olan budur. Tahâvî'ye göre, tavafta olduğu
gibi, gidiş-dönüş bir şavttır. Çünkü tavaf Hacer-i Esved'den Hacer-i Esved'e bir
şavttır. Sözün tamamı Fetih ve diğer kitaplardadır.
«Sa'ye Merve'den
başlarsa ilh...» Bu hususta biz vâcipler bâbında söz etmiştik.
«Menduptur.» Bu,
Hâniyye ye diğer kitaplarda zikredilmiştir.
«Tavafın
bitirilmesi gibi, tâ ki sa'yin bitirilmesi de tavafın bitirilmesi gibi olsun.»
İfadesi hakkında Fetih sahibi şöyle diyor: «Bu kıyasa hacet yoktur. Çünkü burada
nass vardır. O da El-Muttalib b. Ebi Vedâa hadisidir. şöyle demiştir: "Ben
RasuluIIah (s.a.v.)'i sa'yini bitirdikten sonra gördüm. Geldi de rüknün
karşısına durdu ve tavaf yerinin kenarında iki rekat namaz kıldı. Kendisi ile
tavaf edenler arasında kimse yoktu." Bu hadisi îmam Ahmed ve İbn-i Hibbân
rivayet etmişlerdir. Bir rivayetinde, "Ben Rasulullah (s.a.v.)'i rükn-ü esved'in
hizasında namaz kılarken gördüm. Erkekler, kadınlar önünden geçiyorlardı. Onunla
aralarında sütre yoktu," demiştir. Tamamı Fetih'tedir.»
T E M B İ H: Allâme
Kutbuddin Mensik'inde şöyle diyor: «Kemal b. Hümam'ın talebelerinden birinin
Fethu'l-Kadîr hâşiyesinde el yazısını gördüm. Bu hadisten dolayı bir kimse
Mescid-i Haram'da namaz kıldığı vakit önünden geçeni men etmemesi gerekir. Bu
söz tavaf edenlere yorumlanır. Çünkü tavaf namazdır. Binaenaleyh önünde namaz
kılanlar varmış gibi olur.» Bir de şöyle demiştir: «Sonra Bahr-i Amîk'da gördüm.
İzzeddin b. Cemâa, tahâvî'nin MüşkiIatü'l-A'sâr adlı kitabından nakletmiş ki;
Kâbe'de namaz
kılanın önünden geçmek caizdir.»
Ben derim kî: Bu
garip bir fer'dir. Bellenmelidir.