Annemin yalnızca bir gözü vardı. Ondan nefret ederdim… Çünkü bu durum beni utandırıyordu.
Ailemizi geçindirmek için okulda öğretmenlere ve öğrencilere aşçılık yapardı.
İlkokulda iken bir gün annem bana merhaba demeye gelmişti.
Yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi?
Onu görmezden geldim. Ona nefretle baktım ve oradan kaçtım.
Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım dedi ki, “Eee, senin annenin yalnızca bir gözü var!”
Yerin dibine girmek istedim. Ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.
Bu yüzden o gün onunla karşılaşınca dedim ki,
“Beni gülünç duruma düşüreceğine ölsen daha iyi?!!!”
Annem karşılık vermedi.
Dediklerim hakkında bir saniye bile durup düşünmedim çünkü çok kızmıştım.
Onun duyguları beni ilgilendirmiyordu.
Onu evde istemiyordum..
Çok çalıştım ve Singapur’a okumaya gittim.
Sonra evlendim. Kendi evimi aldım. Çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum.
Bir gün annem beni ziyarete gelmişti. Kaç yıldır beni görmemiş ve torunlarını tanımamıştı.
Kapıya gelince çocuklarım ona güldüler.
Ona “Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin! HEMEN BURADAN GİT !” diye bağırdım.
Buna, annem sessizce;
“Kusura bakmayın. Yanlış adrese geldim galiba”
diye cevap verdi ve gözden kayboldu.
Bir gün mezunlar toplantısı için okuldan bir mektup aldım.
Karıma “iş seyahatine gidiyorum” diye bahane uydurdum.
Mezunlar toplantısından sonra sırf meraktan eski eve gittim!!!.
Komşularım, annemin öldüğünü söylediler.
Hiç üzülmemiş, bir damla göz yaşı dahi dökmemiştim.
Bana verilsin diye annemin bıraktığı bir mektup verdiler.
“ En sevgili oğlum, her zaman seni düşünüyorum…
Singapur’a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzgünüm.
Mezunlar gününe geleceksin diye çok sevinmiştim.
Ama seni görmek için yataktan kalkabilir miyim bilemiyorum.
Sen büyürken sürekli bir utanç kaynağı olduğum için üzgünüm.
Biliyor musun… sen çok küçükken bir kaza geçirmiştim ve gözünü kaybetmiştin.
Anne olarak senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım.
Bu yüzden sana kendi gözümü verdim…
O gözle benim yerime görüyor diye seninle o kadar gurur duyuyordum ki.
Bütün sevgimle…..
Annen…
Annenin çocuğuna sevgisi böyle olursa Allah’ın (c.c.) kullarına sevgisini, rahmetini siz hesaplayın. Allah’ın Rahmeti Boldur
www.yolyordam.com Peygamber (s.a.v) Efendimiz önce Allah’a (c.c.) ve Resulüne itaat etmemizi sonra da annemize ve daha sonra babamıza itaat etmemizi emretmiştir.
Zeki ve çalışkandır. İleriyi görür ve yenilikçidir. Bilim ve sanata önem verir. Sabırlı ve disiplinlidir.. İyi bir konuşmacı iyi bir askerdir. KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ Vatanını ve milletini sever Kararlarını düşünerek verir. Kararlı ve azimlidir. Eşitlikçi ve adildir.. Alçak gönüllü ve hoşgörülüdür..
1881’ de Selanik’te doğdu.Askeri okullarda eğitim gördü.1.Dünya Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’na karşı çıktı.Çünkü bu antlaşma ulusun bağımsızlığını zedeliyordu. Bu sırada ülkede halk bu antlaşmanın uygulanmasına karşı örgütlenmişti.Bu insanları biraraya getirmek amacıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.Dahasonra Amasya’da devlet adamları ve komutanlarla görüşme yaptı .Burada alına kararlar halkın bilinçlenmesini sağladı.
ATATÜRK’ÜN HAYATI
Erzurum ve Sivas’ta halkın temsilcileriyle kongrelere katıldı.Bunlara başkanlık edip önemli kararlar alınmasını sağladı.23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasını sağladı.Böylece,hakimiyet kayıtsız şartsız millete verildi. TBMM başkanı olan Mustafa Kemal düzenli ordunun kurulmasını sağladı.Bu ordu Kurtuluş Savaşı’nda başarılar kazandı.Mustafa Kemal Sakarya’da orduya başkomutanlık yaptı.Savaş halkın da desteği ile zaferle sonuçlandı.Türkiye’nin bağımsızlığını dünyaya kanıtladığı Lozan Barış Antlaşması imzalandı.
Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal’e Soyadı Kanunu ile Atatürk soyadı veridi.Yaptığı yeniliklerle ülkemizin modernleşmesini sağlayan Atatürk, 10 Kasım 1938’de vefat etti.
İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika'daki Trablusgarp ve Bingazi'yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır'a, Fransa da Tunus'a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp'a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa'yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp'ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911'de Trablus'a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti.
Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp'ı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus'ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı. Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8 Aralık 1911'de Trablusgarp'a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı'nı kazandı. Derne'de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören Mustafa Kemal, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu. Derne'de başarılı savunma muharebeleri yaptı.
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlıİtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911'de Trablusgarp ve Bingazi'yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler.
Balkanlarda dört devlete (Bulgaristan,Yunanistan,Sırbistan,Karadağ)karşı savaşan Osmanlı devleti savaş sonucunda yenilmiş ve savaş sonrası yapılan Londra antlaşmasıyla tüm balkan topraklarını ve Trakya‟daki topraklarını kaybetmiştir. II.Balkan Savaşı esnasında Trakyada Bulgarlara karşı verilen mücadeleye M.Kemal Bolayır kolordusu kurmay başkanı olarak katılmıştır.Bolayır kolordusu bulgarlara karşı büyük başarılar kazanmış ve Edirne‟yi Bulgarlardan geri almıştır.Aynı yıl içerisinde M. Kemal Sofya askeri ateşeliğine atandı.II.Balkan Savaşları sonucunda yapılan İstanbul antlaşmasıyla Meriç nehri sınır kabul edilmiş Böylece Osmanlı Devleti I Balkan Savaşında kaybettiği topraklardan bir kısmını geri almayı başarmıştır.
I Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir. İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler.
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi. General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan, 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.
Arıburnu‟ndaki Anzak Kolordusunun Nisan‟da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde‟ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu‟nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00‟te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu Kesimine
çıkmak zorunda kalır.Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı‟da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz.
Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere
Conkbayırı‟na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim. -Efendim düşman dediler! -Nerede? -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
- Düşmandan kaçılmaz, dedim. - Cephanemiz kalmadı, dediler. - Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim. Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin „ marş marşla‟ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı‟na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı‟nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise,tartışmasız Mustafa Kemal‟dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay‟dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen
Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir: “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır.Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu‟nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu‟nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur
Bu tarihten başlayarak harekat, 1915‟in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, ConkbayırıKocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde,tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir‟de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.
25 Ağustos 1915‟ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu‟nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı‟nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu‟nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar‟da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı‟na inerek hakim olmaktır. Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır.
Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer‟e de, Saros‟dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder. Liman Von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal‟i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45‟de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur.
İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler. Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “...Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal‟in emrine verir.
Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton‟un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.
Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir‟de, ister Suvla‟da ya da, Anafartalar‟da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır.
Mustafa Kemal Anlatıyor : "10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 2030 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu.
Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi.
Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular
2 Kasım 1914'te Rus kuvvetlerinin Kars'a doğru taarruzuyla cephede savaşlar başladı. 6/9 Kasım 1914'te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar yenilince biraz geri çekildiler. 22 Aralık 1914'te Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın çetin kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu'ya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit verildi. 1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirt'i aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915'te kurtarıldı.
1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar Kafkasya'daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916'da Erzurum düştü. Trabzon'a da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu hattına çekildi. Mart 1916'da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Ordu'yu Kazım Karabekir komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916'da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne'den Diyarbakır'a kaydırılan 16. Kolordu'nun komutanı olarak, 15 Mart 1916'da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916'da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.
1917 yılında Rusya'da iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917'de Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917'de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu'yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918'de Brest Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars, Ardahan ve Batum'un Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılması saptandı.
Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan Ermeni taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak zorunda kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar, Kars, Ardahan, Batum kurtarıldı ve Gümrü'ye girildi.
İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa'yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı'na tamamen egemen oldular. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın, 14 Ocak 1915'te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı'na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915'te Birüsseba-Gazze'ye geri dönüldü. 1916 yılında Süveyş Kanalı'nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu'dan bir kısım birlikler Hicaz'a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze'ye saldırdı.
1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917'de komutanlıktan istifa etti. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917'de 138.000 askerle taarruza başladılar.
Birüsseba-Gazze Savaşı'nı kazandılar. 9 Kasım 1917'de Kudüs düştü. General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. 1918 yılında Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na General Liman von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanlığına Mustafa Kemal Paşa yeniden döndü. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.
Yıldırım Ordular Komutanı, Halep'te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep'in kuzeyinde bir savunma hattı kurup İngilizler'i durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'nden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na atandı.
bağımsızlığını kurtarmayı biricik amaç ve erek bildiği halkı EMPERYALİZİM ve KAPİTALİZİM tahakküm ve zulmünden kurtaracak yönetim ve hakimiyetin gerçek sahibi kılmakla amacına erişeceği kanısındadır.’’ TBMM bildirgesi,1920
‘’ Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ulusun yaşam ve bağımsızlığına suikast eden EMPERYALİST ve KAPİTALİST düşmanların saldırılarına karşı savunma ve dış düşmanlarla işbirliği yapıp ulusu aldatmaya ve bozmaya çalışan İÇ HAİNLERİN cezalandırılması için Ordu'yu güçlendirilmeyi ve onu ulusal bağımsızlığın dayanağı bilmeyi görev sayar.’’ M.K.ATATÜRK, 13.09.1920
‘ ’ Biz hayatını, istiklâlini kurtarmak için çalışan Emekçileriz, zavallı bir halkız! Ne olduğumuzu bilelim.Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmak suretiyle bir hak elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur! O halde söyleyiniz Efendiler! HALKÇILIK , toplumsal düzenini EMEĞİNE, hukukuna dayandırmak isteyen bir toplumsal doktirindir . Efendiler! Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için genel kurulumuzca, milletçe bizi mahvetmek isteyen EMPERYALİZME KARŞI ve bizi yutmak isteyen KAPİTALİZME KARŞI milletçe mücadeleyi uygun gören bir doktirini takip eden insanlarız. ’’ M.K.ATATÜRK 01.12.1921 (Meclis konuşmasından)
‘’ Ben ki benim fikirlerim bütün arkadaşlarımca paylaşılmaktadır, bir yandan BATININ İŞÇİ SINIFI , öte yandan ASYA ve AFRİKA’nın KÖLELEŞTİRİLMİŞ HALKLARI , milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya İşçilerince kavrandığı gün , Burjuvazinin kuvveti sona erecektir. BEN BUNA İNANIYORUM .’’ M.K.ATATÜRK,22.10.1920 (Çiçerin’e yazdığı mektup )
‘’ İşgâlciler ve onların saldırgan orduları kendileri hiçbir zaman baskıdan geri kalmadı. Fakat bu baskı ne kadar kuvvetli olursa olsun bu büyük fikir hareketine karşı duramayacaktır. İnsanlığa yönelen fikir hareketi, er geç başarılı olacaktır. BÜTÜN MAZLUM MİLLETLER ZALİMLERİ BİR GÜN YOK EDECEK VE ORTADAN KALDIRACAKTIR. O zaman dünya yüzünden ZALİM ve MAZLUM kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma ulaşacaktır. Bizim milletimiz o zaman, bu amaca ulaşmış olan milletler arasındaki önceliğiyle gerçekten övünecektir.’’ M.K.ATATÜRK 03.01.1922 (Söylev ve Demeçler c.2 s.29)
‘’ Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye büyük ve önemli bir çaba harcıyor. Çünkü savunduğu, BÜTÜN MAZLUM MİLLETLERİN, BÜTÜN ŞARK’IN davasıdır ve bunu sonuçlandırıncaya kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark Milletleriyle beraber yürüyeceğinden emindir.’’ M.K.ATATÜRK,09.07.1922
‘’ Türkiye'nin hala açık ya da kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün MAZLUM ULUSLARA kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır .’’ M.K.ATATÜRK, 04.01.1922
‘’ Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız.Bu gün günün ağardığını nasıl görüyorsam,uzaktan bütün Şark Milletlerinin de(Asya,Afrika) uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır.Onların yeniden doğuşu şüphesizki ,terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklale ulaşacaklardır .’’ M.K.ATATÜRK Mart 1922
‘’ Biz, Garp(Batı) emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmiyoruz. Aynı zamanda Garp emperyalistlerinin kuvvetleri ve malum olan her vasıtalarıyla Türk Milleti’ni emperyalizmin aracı yapmak istemelerine mani oluyoruz. Bu suretle bütün insanlığa hizmet ettiğimize kaniiz. ’’ M.K.ATATÜRK 20.06.1920
‘’ Müstemlekecilik (Sömürgecilik) ve Emperyalizim yeryüzünden YOK OLACAK ve yerlerine milletler arasında hiçbir RENK,DİN ve IRK AYRIMI GÖZETMEYEN yeni bir ahenk işbirliği çağı hakim olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK Mart 1922
‘ ’ Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.’’ M.K.ATATÜRK 1923
‘ ’ TAM BAĞIMSIZLIK denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her konuda tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve huzura erişeceğimiz inancında değiliz. ’’ M.K.ATATÜRK,1921
‘’ Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde herkesten çok RAHATLIK, MUTLULUK ve VARLIĞA hak kazanan ve buna layık olan köylüdür. Bundan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin iktisadî siyaseti bu önemli amacın sağlanmasına yöneliktir. ’’ M.K.ATATÜRK,01.03.1922
‘’ Yeni Türkiye'nin izleyeceği siyaset, belirsiz ve keyfî olamaz. Bizim siyasetimiz, kesinlikle milletin yetenek ve gereksinimiyle uyumlu olacaktır. Bizim için ne İslâm birliği, ne Turanizm MANTIKİ BİR SİYASET YOLU OLAMAZ. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, millî sınırları içinde, egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Hareket kuralımız budur!’ M.K.ATATÜRK,1923
’ Vakıa bize milliyetperver derler.Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki , bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz… Bizim milliyetçiliğimiz herhalde BENCİLCE ve GURURLUCA bir milliyetçilik DEĞİLDİR. ’’ M.K.ATATÜRK (Söylev ve Demeçler,c.1,s.102)
‘’ Türkiye Cumhuriyetini kuran TÜRKİYE HALKINA Türk Milleti denir.’’ M.K.ATATÜRK,1930
"...TBMM, hem Kürtlerin, hem Türklerin sahib-i selâhiyet vekillerinden mürekkeptir ve bu iki unsur menfaatlerini ve mukadderatlarını tevhid etmiştir (birleştirmiştir). Türkiye'nin halkı mevzubahis olurken, onları da(Kürtleri) beraber ifade lâzımdır. İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daima varittir." M.K.ATATÜRK,16.01.1923,İzmit
‘ Kesinlikle şu ya da bu nedenler uğruna ulusu savaşa sürüklemekten yana değilim. Savaş, zorunlu ve yaşamsal olmalı . Gerçek kanım şudur :Ulusu savaşa götürünce azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ Ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Ne var ki, ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe,SAVAŞ BİR CİNAYETTİR .’ M.K.ATATÜRK ,16.03.1923 ,Adana
‘’ Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada, bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve rahat içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını savaşa gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.’’ M.K.ATATÜRK,1934 (Anzaklar için söylediği söz)
‘’ İnsanlıkta mutluluk, insanoğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz duygu ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK,1936
‘’ İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK,1931
‘’ Egemenlik ,güçle,erkle ve zorla alınır. OSMANOĞULLARI zorla Türk Ulusunun egemenliğine el koymuşlardı.O YOLSUZLUKLARINI altıyüzyıldan bu yana sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk Ulusu BU SALDIRGANLARA,artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor .Bu bir oldu bittidir.Söz konusu olan ,ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir.Sorun olmuş bitmiş bir gerçeği yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir.Bu kesinlikle yapılacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek , yönetime göre saptanacaktır;ama belki bitakım kafalar kesilecektir.’’ M.K.ATATÜRK (Nutuk,c.2,s.505) (Osmanlı hakkında söylediği söz)
‘ ’ O saraylar ve o sarayların çevresini çevreleyen HAİNLER , yüzyıllarca bu ulusu uykuda bıraktılar. O'nu nura koşmaktan alıkoydular. Onlar, bu ulusu ve ülkeyi yalnız iki zamanda düşünürlerdi. Biri parayı, öbürü askeri gereksediklerinde. Bir baştan MEMLEKETİ SOYARLAR, diğer yandan milletten aldıkları askerle Viyana’yı, Mısır’ı, İran’ı zabtetmek için fetihlere kalkarlardı. Halbuki milletin o fetihlerde hiçbir milli isteği, vicdani isteği ve çıkarı yoktu. Onların hırsı, onların şan ve şerefi için, bu milletin evlâtları bir daha dönmemek üzere onların arkasından sürüklenirlerdi. Sonra onların, saraylardaki büyük gösterişi sağlamak için paraya ihtiyaçları vardı. Bu parayı milletten sopa ile alırlardı. Bütün bunların sonucu milleti, YOKSULLUĞA,HARAPLIĞA sonunda ÖLÜMÜN KIYISINA götürdü . İşte bu idare şekline padişahlık idaresi denir. Arkadaşlar, bu idareyi bir daha dirilmemek üzere TARİHE GÖMDÜK .’’ M.K.ATATÜRK,16.03.1923 ,Adana (Osmanlı hakkında söylediği söz)
‘ ’ Ölülerden dilek dilemek uygar bir toplum için UTANÇTIR .(…) Bugün bilimin ,tekniğin,bütün kapsamı ile ışıklar saçan uygarlığın karşısında filan ya da falan ŞEYHİN yol göstermesi ile maddi ve manevi mutluluğu arayacak denli İLKEL İNSANLARIN Türkiye nin uygar toplumunda VARLIĞINI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM. Efendiler!Ve ey Ulus! Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler,müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık yoludur.Uygarlığın buyruk ve isteğini yapmak , insan olmak için yeterlidir.’’ M.K.ATATÜRK,30.08.1925
‘’ Şimdiye kadar ulusun beynini paslandıran, uyuşturan ve bu istekte bulunanlar olmuştur. Her halde anlayışlarda varolan bütün batıl inanışlar, büsbütün atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, beyne gerçek ışıkları aşılamak olanaksızdır.’’ M.K.ATATÜRK,01.09.1925
‘’ Uygarlığın coşkun seli karşısında direnmek boşunadır. Ve bilinçsiz ve boyun eğmeyenler üstüne pek acımasızdır. Dağları delen ,göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden, yıldızlara dek her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen uygarlığın güçlü ve yüksek varlığı karşısında ortaçağ düşünüşleriyle, ilkel kör inanışlarla yürümeye çalışan uluslar yok olmaya hiç olmazsa tutsak ve düşkün kalmaya mahkumdurlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Halkı, yenilikçi ve gelişmiş bir yığın olarak sonuna dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirlerini ise tarihte eşi olmayan kahramanlıklarla parça parça etmiştir.’’ M.K.ATATÜRK,27.08.1925,İnebolu
‘ Bütün Türk ve İslâm dünyasına bakınız. Anlayışları medeniyetin emrettiği kavrayış ve yükselmeye uyamadıklarından ne büyük sıkıntılar, ne acılar içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız ve sonunda son felâket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı yıl içinde kendimizi kurtarmışsak; bu düşüncemizdeki değişmedendir. ARTIK DURAMAYIZ. MUTLAKA İLERİ GİDECEĞİZ. GERİYE İSE HİÇ GİDEMEYİZ. ÇÜNKÜ İLERİ GİTMEYE MECBURUZ Millet açıkça bilmelidir. MEDENİYET ÖYLE BİR KUVVETLİ ATEŞTİR Kİ ONA İLGİSİZ OLANLARI YAKAR VE YOK EDER.’ 24.08.1925 M.K.ATATÜRK
‘’ Her türlü yükselme ve gelişmeye istekli olan milletimizin, SOSYAL DEVRİM adımlarını kısaltmak isteyen engeller derhal ortadan kaldırılmalıdır .’’ M.K.ATATÜRK 30.08.1924 Dumlupınar
‘’ Bütün dünya bilsin ki, benim için tek yanlılık vardır: Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir bireyi, dışarıda düşünmek İstemiyorum.’’ M.K.ATATÜRK,1924
‘’ Hasımlarımız, düşünebildikleri iğrenç çözümlere istediklerince başvursunlar. Onların çılgınca davranışları bizim devrim ateşimizi söndüremez. Onların kendilerini felakete, zaman zaman ulusu acıya uğratan akılsızlıklarına acıyorum.’’ M.K.ATATÜRK,Haziran 1926 ( İzmir Suikasti Sonrası, İzmir Kurulu'na Yaptığı Konuşma'dan)
‘’ Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!’’ M.K.ATATÜRK,05.02.1933,Bursa Nutku
‘’ Atatürkçülük BAĞIMSIZLIK demektir , Atatürkçülük ULUSAL ONUR demektir , Atatürkçülük DEVRİMCİLİK demektir . Kurtuluş Savaşımızın ve Ulusal Devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri o günden görmekteydi… UNUTTURULAN, UNUTTURULMAK İSTENEN ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK BUDUR!!! ’’ Uğur MUMCU 06.01.1981,Cumhuriyet
‘’ Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz .’’ Deniz GEZMİŞ (Mahkeme Savunmasından)
(‘’Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüşü’’, Samsun-Ankara,30 Ekim-8 Kasım 1968 )
‘’ TBMM hükümeti,hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı biricik amaç ve erek bildiği halkı EMPERYALİZİM ve KAPİTALİZİM tahakküm ve zulmünden kurtaracak yönetim ve hakimiyetin gerçek sahibi kılmakla amacına erişeceği kanısındadır.’’ TBMM bildirgesi,1920
‘’ Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ulusun yaşam ve bağımsızlığına suikast eden EMPERYALİST ve KAPİTALİST düşmanların saldırılarına karşı savunma ve dış düşmanlarla işbirliği yapıp ulusu aldatmaya ve bozmaya çalışan İÇ HAİNLERİN cezalandırılması için Ordu'yu güçlendirilmeyi ve onu ulusal bağımsızlığın dayanağı bilmeyi görev sayar.’’ M.K.ATATÜRK, 13.09.1920
‘ ’ Biz hayatını, istiklâlini kurtarmak için çalışan Emekçileriz, zavallı bir halkız! Ne olduğumuzu bilelim.Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmak suretiyle bir hak elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur! O halde söyleyiniz Efendiler! HALKÇILIK , toplumsal düzenini EMEĞİNE, hukukuna dayandırmak isteyen bir toplumsal doktirindir . Efendiler! Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için genel kurulumuzca, milletçe bizi mahvetmek isteyen EMPERYALİZME KARŞI ve bizi yutmak isteyen KAPİTALİZME KARŞI milletçe mücadeleyi uygun gören bir doktirini takip eden insanlarız. ’’ M.K.ATATÜRK 01.12.1921 (Meclis konuşmasından)
‘’ Ben ki benim fikirlerim bütün arkadaşlarımca paylaşılmaktadır, bir yandan BATININ İŞÇİ SINIFI , öte yandan ASYA ve AFRİKA’nın KÖLELEŞTİRİLMİŞ HALKLARI , milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya İşçilerince kavrandığı gün , Burjuvazinin kuvveti sona erecektir. BEN BUNA İNANIYORUM .’’ M.K.ATATÜRK,22.10.1920 (Çiçerin’e yazdığı mektup )
‘’ İşgâlciler ve onların saldırgan orduları kendileri hiçbir zaman baskıdan geri kalmadı. Fakat bu baskı ne kadar kuvvetli olursa olsun bu büyük fikir hareketine karşı duramayacaktır. İnsanlığa yönelen fikir hareketi, er geç başarılı olacaktır. BÜTÜN MAZLUM MİLLETLER ZALİMLERİ BİR GÜN YOK EDECEK VE ORTADAN KALDIRACAKTIR. O zaman dünya yüzünden ZALİM ve MAZLUM kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma ulaşacaktır. Bizim milletimiz o zaman, bu amaca ulaşmış olan milletler arasındaki önceliğiyle gerçekten övünecektir.’’ M.K.ATATÜRK 03.01.1922 (Söylev ve Demeçler c.2 s.29)
‘’ Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye büyük ve önemli bir çaba harcıyor. Çünkü savunduğu, BÜTÜN MAZLUM MİLLETLERİN, BÜTÜN ŞARK’IN davasıdır ve bunu sonuçlandırıncaya kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark Milletleriyle beraber yürüyeceğinden emindir.’’ M.K.ATATÜRK,09.07.1922
‘’ Türkiye'nin hala açık ya da kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün MAZLUM ULUSLARA kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır .’’ M.K.ATATÜRK, 04.01.1922
‘’ Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız.Bu gün günün ağardığını nasıl görüyorsam,uzaktan bütün Şark Milletlerinin de(Asya,Afrika) uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır.Onların yeniden doğuşu şüphesizki ,terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklale ulaşacaklardır .’’ M.K.ATATÜRK Mart 1922
‘’ Biz, Garp(Batı) emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmiyoruz. Aynı zamanda Garp emperyalistlerinin kuvvetleri ve malum olan her vasıtalarıyla Türk Milleti’ni emperyalizmin aracı yapmak istemelerine mani oluyoruz. Bu suretle bütün insanlığa hizmet ettiğimize kaniiz. ’’ M.K.ATATÜRK 20.06.1920
‘’ Müstemlekecilik (Sömürgecilik) ve Emperyalizim yeryüzünden YOK OLACAK ve yerlerine milletler arasında hiçbir RENK,DİN ve IRK AYRIMI GÖZETMEYEN yeni bir ahenk işbirliği çağı hakim olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK Mart 1922
‘ ’ Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.’’ M.K.ATATÜRK 1923
‘ ’ TAM BAĞIMSIZLIK denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her konuda tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve huzura erişeceğimiz inancında değiliz. ’’ M.K.ATATÜRK,1921
‘’ Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde herkesten çok RAHATLIK, MUTLULUK ve VARLIĞA hak kazanan ve buna layık olan köylüdür. Bundan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin iktisadî siyaseti bu önemli amacın sağlanmasına yöneliktir. ’’ M.K.ATATÜRK,01.03.1922
‘’ Yeni Türkiye'nin izleyeceği siyaset, belirsiz ve keyfî olamaz. Bizim siyasetimiz, kesinlikle milletin yetenek ve gereksinimiyle uyumlu olacaktır. Bizim için ne İslâm birliği, ne Turanizm MANTIKİ BİR SİYASET YOLU OLAMAZ. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, millî sınırları içinde, egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Hareket kuralımız budur!’ M.K.ATATÜRK,1923
’ Vakıa bize milliyetperver derler.Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki , bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz… Bizim milliyetçiliğimiz herhalde BENCİLCE ve GURURLUCA bir milliyetçilik DEĞİLDİR. ’’ M.K.ATATÜRK (Söylev ve Demeçler,c.1,s.102)
‘’ Türkiye Cumhuriyetini kuran TÜRKİYE HALKINA Türk Milleti denir.’’ M.K.ATATÜRK,1930
"...TBMM, hem Kürtlerin, hem Türklerin sahib-i selâhiyet vekillerinden mürekkeptir ve bu iki unsur menfaatlerini ve mukadderatlarını tevhid etmiştir (birleştirmiştir). Türkiye'nin halkı mevzubahis olurken, onları da(Kürtleri) beraber ifade lâzımdır. İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daima varittir." M.K.ATATÜRK,16.01.1923,İzmit
‘ Kesinlikle şu ya da bu nedenler uğruna ulusu savaşa sürüklemekten yana değilim. Savaş, zorunlu ve yaşamsal olmalı . Gerçek kanım şudur :Ulusu savaşa götürünce azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ Ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Ne var ki, ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe,SAVAŞ BİR CİNAYETTİR .’ M.K.ATATÜRK ,16.03.1923 ,Adana
‘’ Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada, bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve rahat içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını savaşa gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.’’ M.K.ATATÜRK,1934 (Anzaklar için söylediği söz)
‘’ İnsanlıkta mutluluk, insanoğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz duygu ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK,1936
‘’ İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.’’ M.K.ATATÜRK,1931
‘’ Egemenlik ,güçle,erkle ve zorla alınır. OSMANOĞULLARI zorla Türk Ulusunun egemenliğine el koymuşlardı.O YOLSUZLUKLARINI altıyüzyıldan bu yana sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk Ulusu BU SALDIRGANLARA,artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor .Bu bir oldu bittidir.Söz konusu olan ,ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir.Sorun olmuş bitmiş bir gerçeği yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir.Bu kesinlikle yapılacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek , yönetime göre saptanacaktır;ama belki bitakım kafalar kesilecektir.’’ M.K.ATATÜRK (Nutuk,c.2,s.505) (Osmanlı hakkında söylediği söz)
‘ ’ O saraylar ve o sarayların çevresini çevreleyen HAİNLER , yüzyıllarca bu ulusu uykuda bıraktılar. O'nu nura koşmaktan alıkoydular. Onlar, bu ulusu ve ülkeyi yalnız iki zamanda düşünürlerdi. Biri parayı, öbürü askeri gereksediklerinde. Bir baştan MEMLEKETİ SOYARLAR, diğer yandan milletten aldıkları askerle Viyana’yı, Mısır’ı, İran’ı zabtetmek için fetihlere kalkarlardı. Halbuki milletin o fetihlerde hiçbir milli isteği, vicdani isteği ve çıkarı yoktu. Onların hırsı, onların şan ve şerefi için, bu milletin evlâtları bir daha dönmemek üzere onların arkasından sürüklenirlerdi. Sonra onların, saraylardaki büyük gösterişi sağlamak için paraya ihtiyaçları vardı. Bu parayı milletten sopa ile alırlardı. Bütün bunların sonucu milleti, YOKSULLUĞA,HARAPLIĞA sonunda ÖLÜMÜN KIYISINA götürdü . İşte bu idare şekline padişahlık idaresi denir. Arkadaşlar, bu idareyi bir daha dirilmemek üzere TARİHE GÖMDÜK .’’ M.K.ATATÜRK,16.03.1923 ,Adana (Osmanlı hakkında söylediği söz)
‘ ’ Ölülerden dilek dilemek uygar bir toplum için UTANÇTIR .(…) Bugün bilimin ,tekniğin,bütün kapsamı ile ışıklar saçan uygarlığın karşısında filan ya da falan ŞEYHİN yol göstermesi ile maddi ve manevi mutluluğu arayacak denli İLKEL İNSANLARIN Türkiye nin uygar toplumunda VARLIĞINI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM. Efendiler!Ve ey Ulus! Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler,müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık yoludur.Uygarlığın buyruk ve isteğini yapmak , insan olmak için yeterlidir.’’ M.K.ATATÜRK,30.08.1925
‘’ Şimdiye kadar ulusun beynini paslandıran, uyuşturan ve bu istekte bulunanlar olmuştur. Her halde anlayışlarda varolan bütün batıl inanışlar, büsbütün atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, beyne gerçek ışıkları aşılamak olanaksızdır.’’ M.K.ATATÜRK,01.09.1925
‘’ Uygarlığın coşkun seli karşısında direnmek boşunadır. Ve bilinçsiz ve boyun eğmeyenler üstüne pek acımasızdır. Dağları delen ,göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden, yıldızlara dek her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen uygarlığın güçlü ve yüksek varlığı karşısında ortaçağ düşünüşleriyle, ilkel kör inanışlarla yürümeye çalışan uluslar yok olmaya hiç olmazsa tutsak ve düşkün kalmaya mahkumdurlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Halkı, yenilikçi ve gelişmiş bir yığın olarak sonuna dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirlerini ise tarihte eşi olmayan kahramanlıklarla parça parça etmiştir.’’ M.K.ATATÜRK,27.08.1925,İnebolu
‘ Bütün Türk ve İslâm dünyasına bakınız. Anlayışları medeniyetin emrettiği kavrayış ve yükselmeye uyamadıklarından ne büyük sıkıntılar, ne acılar içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız ve sonunda son felâket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı yıl içinde kendimizi kurtarmışsak; bu düşüncemizdeki değişmedendir. ARTIK DURAMAYIZ. MUTLAKA İLERİ GİDECEĞİZ. GERİYE İSE HİÇ GİDEMEYİZ. ÇÜNKÜ İLERİ GİTMEYE MECBURUZ Millet açıkça bilmelidir. MEDENİYET ÖYLE BİR KUVVETLİ ATEŞTİR Kİ ONA İLGİSİZ OLANLARI YAKAR VE YOK EDER.’ 24.08.1925 M.K.ATATÜRK
‘’ Her türlü yükselme ve gelişmeye istekli olan milletimizin, SOSYAL DEVRİM adımlarını kısaltmak isteyen engeller derhal ortadan kaldırılmalıdır .’’ M.K.ATATÜRK 30.08.1924 Dumlupınar
‘’ Bütün dünya bilsin ki, benim için tek yanlılık vardır: Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir bireyi, dışarıda düşünmek İstemiyorum.’’ M.K.ATATÜRK,1924
‘’ Hasımlarımız, düşünebildikleri iğrenç çözümlere istediklerince başvursunlar. Onların çılgınca davranışları bizim devrim ateşimizi söndüremez. Onların kendilerini felakete, zaman zaman ulusu acıya uğratan akılsızlıklarına acıyorum.’’ M.K.ATATÜRK,Haziran 1926 ( İzmir Suikasti Sonrası, İzmir Kurulu'na Yaptığı Konuşma'dan)
‘’ Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!’’ M.K.ATATÜRK,05.02.1933,Bursa Nutku
‘’ Atatürkçülük BAĞIMSIZLIK demektir , Atatürkçülük ULUSAL ONUR demektir , Atatürkçülük DEVRİMCİLİK demektir . Kurtuluş Savaşımızın ve Ulusal Devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri o günden görmekteydi… UNUTTURULAN, UNUTTURULMAK İSTENEN ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK BUDUR!!! ’’ Uğur MUMCU 06.01.1981,Cumhuriyet
‘’ Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz .’’ Deniz GEZMİŞ (Mahkeme Savunmasından)
(‘’Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüşü’’, Samsun-Ankara,30 Ekim-8 Kasım 1968 )