19 Eylül 2015

Bizi insan yapan gen çok az



Bizi insan yapan gen çok az

Uluslararası bilim konsorsiyumu niteliğindeki Human Genome Project'in 10 yıllık çalışmaları sonucunda İnsan DNA'sındaki üç milyarı aşkın moleküler bileşik deşifre edildi; genetik kodun yüzde 97'si çözüldü. Konuyu Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazlı Başak ile konuştuk. 

Şahin Alpay

       Bizi "insan yapan" özellikler, iki ayak üzerinde yürüme, şiir yazma, müzik besteleme gibi, sadece az sayıda birkaç gen tarafından kontrol ediliyor. Şu anda biyolojinin en önemli sorularından biri yüzde 1.5 oranındaki değişimin ne olduğudur. Nitekim, bu doğrultuda iki yeni genom merkezi şempanze genomunu incelemek üzere kurulmuştur.

       *DNA ve hücre nedir? 
       Vücudumuzdaki en küçük işlevsel birime hücre denir. 
Bir hücrede hayatı devam ettirmek ve üremek için gerekli bütün talimatlar mevcuttur. Bakteriler gibi basit canlılar tek bir hücreden oluşurken, insanın trilyonlarca hücresi ve bu hücrelerin kendilerine özgü görevleri vardır. Örneğin, saç hücreleri keratin, kan hücreleri hemoglobin, pankreas hücreleri insülin, beyin hücreleri beyin ile ilgili bir dizi proteinin sentezini yapar. 

Bir hücre tüm ömrü boyunca, bir kimya fabrikası hassasiyeti ile sentezlenmesi gereken ürünü sentezler; normal şartlar altında hiç hata yapmaz. Bu da hücrede bir işlevin yanlışsız olarak yapılmasını sağlayan bir kumanda merkezi, bir program olduğunu gösterir. İşte her hücrenin çekirdeğini oluşturan bu kumanda merkezi, DNA molekülüdür. 
      Her canlı hücrenin çekirdeğinde, o canlının hayati özelliklerini taşıyan ve biyolojik bilginin nesilden nesile sadık bir şekilde aktarılmasını sağlayan DNA molekülü vardır. İnsan DNA'sı 3.2 milyar yapı taşından oluşan bir bilgi hazinesi, bir kitaptır. Bu kitaptaki harfleri yan yana dizecek olursak, biner sahifelik 10.000 kitaptaki bilgiye eş değer gelir.

       DNA kitabı içindeki anlamlı cümleler, genlerdir. Diğer bir deyişle genler, DNA üzerinde belirli bir işlevi olan bölgelerdir. Her gen değişik bir proteinin sentezi için gerekli talimatları taşır.
       İnsan gibi kompleks bir canlıdaki gen sayısı 50.000 - 100.000 olarak tahmin edilirken, bu sayı basit bir bakteride yaklaşık 3 bindir.
      Bir canlıyı oluşturmak için gerekli olan genlerin tümüne genom denir. İnsan Genom Projesi, insanı oluşturduğu düşünülen 50.000 - 100.000 genin, yani insan genomunun yapısının açıklanmasını, yani bu genlerin yerlerinin belirlenmesini ve dizilerinin bulunmasını hedeflemektedir.
   
    Bir insanın trilyonlar civarındaki hücrelerinin hepsinin çekirdiğinde bulunan DNA bir yumak gibi çok sıkı bir şekilde kendi etrafında sarılmıştır. DNA molekülü yumak halinden çıkarılıp bir ipliğe dönüştürüldüğünde, bu DNA'nın uzunluğu 1.5 metreyi bulur. 

Bu 1.5 metrelik şerit 10 üssü eksi 6 m çekirdeğe sığabilmektedir.
       100 x 10 üssü 12 hücre x 1.5 metre 150 x 10 üssü 12 metre = 150 x 10 üssü 9 km = 150 milyar km. eder ki, tüm canlılar için bu çok ince ipliğin üzerinde hayatı oluşturmak ve devam ettirmek için gerekli olan bütün bilgi mevcuttur. 

DNA'nın bu işlevi nasıl yerine getirdiği ancak 1953 yılında, Jim Watson ve Francis Crick adlı iki bilim adamının DNA'nın ikili sarmal modelini tanımladıktan sonra mümkün olmuştur. DNA molekülünün yapısı helikal bir ip merdiveni andırır. 
       Getirdiği evrensel düşünme şekli ile bütün canlı organizmalardaki moleküler işlemleri tek bir ana prensibe dayanarak açıklayabilmesi bakımından fizik için atom modeli ne ise, biyoloji için de DNA'nın ikili sarmal modeli odur. Bu model, Einstein'ın relative teorisi, ya da Darwin'in Türlerin Oluşumu adlı eseri gibi, insanın düşünüş şeklini, dar görüşünü değiştiren bir buluştur. DNA'nın ikili sarmal modeli, DNA'nın kendi kendini kopyalama ve bu suretle nesilden nesile aktarılma özelliğini açıklamaktadır.
       Crick'in 1953 yılında Nature mecmuasında sadece bir sahifelik bir makale ile açıkladıkları bu yapı yüzyılımızın bu büyük alçakgönüllülüğü olarak nitelendirilmektedir.
      


  • Genlerin işlevleri tamamiyle belirlendi mi?
           İnsanlarda, mutasyona uğrayınca hastalığa neden olduğu bilinen 289 genin 177'sinin (yüzde 60) meyve sineğinde benzeri vardır. Bu genler arasında kanser ve nörolojik hastalıklara yol açan genler de vardır. Örneğin p53 menin, frataxin ve parkin geni. Buna karşılık, meyve sineğindeki genlerin yaklaşık yüzde 30'u şu ana kadar tanımlanmış hiçbir genle benzerlik göstermemektedir. Bu genler, nasıl bir proteini kodlarlar, bu proteinlerin görevi nedir? Buna ait bilgilerimiz halen çok kısıtlıdır. Bu güne kadar tanımlanmış birçok canlının gen haritasında da durum aynıdır. Birçok genin işlevi belirsizdir.
           Şempanze genomundaki DNA dizisi henüz tanımlanmamıştır. Buna rağmen yaklaşık 25 yıldır şempanzeler üzerinde yapılan birbirinden bağımsız genetik araştırmalar, insan genomu ile şempanze genomunun yüzde 98.5 oranında benzer olduğunu tutarlı bir şekilde göstermektedir.
           Bu da bizi "insan yapan" özelliklerin iki ayak üzerinde yürüme, şiir yazma, müzik besteleme gibi, sadece az sayıda birkaç gen tarafından kontrol edildiğinin göstergesidir. Şu anda biyolojinin en önemli sorularından biri bu.
           Yüzde 1.5 oranındaki değişimin ne olduğudur. Nitekim, bu doğrultuda iki yeni genom merkezi şempanze genomunu incelemek üzere kurulmuştur.
  • Adam olacak çocuk geninden belli olacak

    Adam olacak çocuk geninden belli olacak

    Gen şifresinin çözülmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Hamile bir kadın, çocuğunun sağlıksız büyüyeceğini öğrenebilecek. Bu da kürtajı artıracak 

    DIŞ HABERLER SERVİSİ

           Bilim adamlarının tartışıkları konuların başında, “hamile olan kadınların çocuklarının hangi hastalığa yakalanacağını öğrenebilme hakkı" geliyor. Hamile kadınların çocukları üzerinde yaptıracakları gen araştırması, doğacak çocuğun hangi hastalığa yakalanabileceğini tespit edebilir. Buna göre dünyada çocuklarını aldıran kadınlarda hızlı bir artış meydana geleceğinden endişelenen bilimadamları, “gen bilgilerinin aktarılması" konusunda belirsizlik yaşıyor. Doktor - hasta ilişkilerinin de bu nedenle değişime uğrayacağına dikkat çekiliyor. Bu noktada bilimadamları şu soruyla karşılaşıyor: “Bir doktorun hastasına ‘Hastalıklı bir gen taşıyorsunuz’ demesinin ardından, bu hastanın evlenmesi veya hamile kalması mümkün olabilir mi?". 

    İşyerinde ayrımcılık

           Uzmanlara göre iş hayatı da “gen devrimiönden etkilenecek alanların başında geliyor. İşverenin, işe başvuracak kişilerin, yanlarında gen bilgilerini de getirmelerini istemesi, toplumsal sorunlar listemize “genetik ayrımcılık"ın da eklenebileceği ihtimalini doğuruyor. Genetik bilgilerin sigortacılık sektörü tarafından, AIDS, Alzheimer veya Parkinson gibi hastalıklara yakalanacak olan kişilerin “genetik olarak klasman dışı" addedilebilmesi, genbilim alanında etik açıdan düzenlemelerin yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiliyor. “Kimin bizim gen haritamızı tümüyle bilmeye hakkı var?" sorusuna karşılık bazı bilimadamları, bu bilginin, işveren, sigorta şirketleri ve devlet tarafından doğruluk ve hakkaniyet ölçüleri içinde kullanılıp kullanılmayacağından kimsenin emin olamayacağını belirtiyor ve genetik sorunlara bir yenisi daha ekleniyor: “Eğer bu tür kişi ve kurumlar söz konusu bilgiyi bireylere karşı, onların haklarını çiğneyecek şekilde kullanırsa ne olacak?" Ölümcül hastalıklarla mücadele 3. dünya ülkelerinin bu gelişmeden pay alıp almayacağı ise en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor. Bilimadamları ise ancak ırklar arasındaki genetik farklılıkların açıklığa kavuşmasının ardından gelişmekte olan ülkelerin bu buluştan yararlanabileceğine işaret ediyor. Kısa vadede bu ülkelerin dışlanacağından emin oldukların vurgulayan uzmanlar, uzun vadede, genetik araştırmaların bu bögeleri kapsamasıyla birlikte genetik devrimin tüm dünyayı kapsayabileceğini belirtiyor.

    Özel sektöre güvenilir mi?

           Ekonomi alanında yer alan başlıca tartışmalardan birisi de insanın gen haritasının kamu sektörünün mü, özel sektöründe mü hakimiyeti altında olacağı. Ekonomi uzmanları, “gen bilgi bankasıönın özel sektörün ilgi alanına bırakılmasının toplumların bu devrimden maddi durumları ölçüsünde faydalanabileceklerini iddia ediyor. 

    ‘Arızalı insan’a son

           Genetik kökenli hastalıkların tedavisini beraberinde getirecek olan bu muhteşem buluş, ‘sağlıksız insan’ bırakmayacak 
           ZAFER ARAPKİRLİ - Londra
           İnsanlık tarihinin, ateş, elektrik, tekerlek, matbaa, atomun parçalanması kadar önemli buluşları arasına giren “gen haritasıönın çıkarılması, bilim dünyasında büyük sevinç yarattı. Özellikle, tıpta bilinmeyenlerin giderek azalmasını ve genetik kökenli hastalıkların tedavisini beraberinde getirecek olan bu muhteşem buluş aslında ne anlama geliyor ?



           Sorular ve yanıtlar :
           Bütün bu çalışma kaça maloldu ?
           Tüm deneyin maliyetinin 200 milyon Dolar civarında olduğu hesaplanıyor. 



           Genomu nerede “okuyabilirim" ?
           İnternet üzerinde. Ama, bir hayli zamana ihtiyacınız var. Çünkü 4’er harften (A,T,C,G) oluşan 3 milyar harflik bir dizinden sözediyoruz. 9,5 yıl sürüyor. 



           Tüm hastalıklara çare olacak mı ?
           Büyük bir olasılıkla. Bütün hastalıklar, insan genlerindeki arızalar ve yanlış diziliş nedeniyle oluştuğundan, genetik yapının tam olarak anlaşılması ve bunları “düzeltmenin" yolunun bulunması, hastalıkların da önlenmesi anlamına gelecek. Sadece genetik değil, çevresel faktörlerin neden olduğu hastalıklara da, daha ileri tedavi yöntemleri geliştirilebilecek.



           Faydalarını ne zaman görebileceğiz ?
           Alzheimer ve bazı kanser türlerinin tedavisinde, şimdiden bazı ilerlemeler sağlandığı biliniyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yeni tedavi yöntemleri ve ilaçların, dünyanın çeşitli yerlerindeki araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılması söz konusu olabilecek. Ancak kalp hastalığı gibi, hem genetik hem de çevresel (çevre kirliliği, stres vb.) nedenleri bulunan hastalıklar için daha uzun yıllar (20,30,40 yıl) beklenmesi gerekecek.



           Sakıncaları da olacak mı ?
           Evet. Belirli hastalıklara neden olan belirli genler saptandığında, bu genlere sahip insanların kayıtları, işyerlerinin ve sigorta şirketlerini eline geçebilecek. Bu da, işe alınma ve sigortalama anında “tercih edilmeme" nedeni olabilecek. Doğumdan önce bebeğin genetik ‘arıza’sının ortaya çıkması, anne ve babalara “doğumdan vazgeçme" opsiyonu tanıyacak. Zengin ve yoksul ülkeler, bir ülkenin zengin ve yoksul bölgeleri ve vatandaşları arasında, genetik teknolojisinin kullanımı açısından farklılıklar, kaçınılmaz olarak yaşanacak. Bu da, sağlık ve yaş ortalaması açısından farkın açılmasına yol açacak.



           Deneyler kimin genleriyle yapıldı? 
           Tesadüfi olarak, her ırk ve cinsten önce 12 sonra da 24 insanın sperm ve kanları kullanılarak yapıldı. Her ne kadar her insanın genetik yapısı, bir diğerinden farklılık gösterse de genel farklılık oranı (varyasyon) binde 2 oranında yaşanıyor. Bu yüzden, elde edilen bulgular tüm insanlığa uygulanabilecek ve herkesin derdine çare olabilecek .

    Sanatçı değerlendirmes

           Sayın: Yaşlanma hemen durdurulmalı

           SERKAN DUYGU
           ABD Başkanı Bill Clinton ve İngiltere Başbakanı Tony Blair’in ortak açıklamasıyla tüm dünyaya duyurulan gen haritası, Türk sanat dünyasını ikiye böldü. Türkan Şoray ve Hülya Avşar, “Çok iyi bilmiyoruz" dedikleri bu konuda görüş belirtmezken, starlar bu konuda şunları söyledi:
           Emel Sayın: Bin yıla yetişmek isterdim. Korkunç güzel bir olay, ama şimdi içimi müthiş bir korku sardı. Biz bu günlere yetişemeyiz. Yaşlanmayı hemen durduracak sihirli bir formüle ihtiyaç var. O formülü elde etmek için, neyim var neyim yok, feda etmeye hazırım. Bir yüzyıl daha kaset yaptığımı düşünsenize. Sahneye çıkıp şarkılar söyleyeceğim. Gerçekten insanlık için çok büyük bir buluş olduğuna inanıyorum.
           Hamdi Alkan: Çocuğumun çocuğunu görmek isterdim. Yuvarlak olarak bana bir asır yeter, fakat bu asrın hatası olur. Tıbbın sonsuzluğuna inanıyorum. Gen olayının çok makul ve mantıklı sonuçlar doğuracağına inanıyorum, yeter ki insan doğasıyla oynamasınlar. Özellikle beni şişmanlık geni ilgilendiriyor. Bir an önce şu şişmanlatan geni bulsunlar.
           Berna Laçin: Son gelişmeyi olumlu buluyorum, çünkü ben yaşamayı seven bir insanım. Fakat 95 yaşına geldiğimizde fiziksel ve beyinsel olarak ne durumda olacağız, orası tartışılır. Bizi suça iten genler değişsin.

    Siyasiler yorumladı 

           Kutan: Allah’ın işine karışmak değil

           ANKARA Milliyet
           FP Genel Başkanı Recai Kutan, insanın gen yapısının sırlarının çözüldüğü ABD’deki buluşu övdü. Kutan, “Bu, Allah’ın işine karışmak demek değildir. Cenabı hakkın kuvvet ve kudretini açıkça göstermektedir. Dünya nerelere gidiyor, Türkiye nelerle uğraşıyor" dedi. 
           Kutan dünkü grup toplantısınıda şöyle dedi: “Bana bunun Allah’ın işine karışıp karışmamak olduğunu sordular. Ben de hayır dedim. Cenabı hak Kuran’ı Kerim’de bütün Müslümanlara ilim öğrenmeyi ve araştırmayı emretmiş. Bu bakımdan bu da ilmi bir çalışmadır. Cenabı hakkın kuvvet ve kudretini açıkça göstermektedir. Mister Clinton da gene bu keşfi takdim ederken gene Allah’ın kudret ve kuvvetine atıfta bulunmuştu.“ 

    Gen"etik" tartışılıyor

           Genom Projesi’nin sonuçlanmasıyla gen bilimcileri etik kaygı sardı. Çalışmaların gizlilikten uzak ve kamuoyunu bilgilendirerek yapılması gerektiğini söyleyen Bİlkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfun Özçelik, “En büyük korku şu an hastalık genlerinin saptanmış olması. Çünkü hastalık genleri saptandı ama bunlara karşı geliştirilecek tedaviler zaman alacak. Bu ara dönemde insanlara ‘10 yıl sonra kansere veya başka hastalıklara yakalanacaksın’ demek ne kadar doğru bilinmiyor. Hastalıkları önceden saptandığı için daha şimdiden işini kaybeden insanlar var. Eğer kötü amaçlı kullanılırsa Hitler’in bir zamanlar yapmak istediği gerçekleşir"


           Ayrımcılık olabilir
           Marmara Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu da “Genetik ayrımcılık söz konusu olabilir. Yani insanları genetik özellliklerine göre ayırma tehdidi oluşabilir. Yetenek ve zekayla ilgili genlere göre kişiler ayrıma tutulabilir. Irk ayrımcılığına benzer durumlar ortaya çıkabilir" diye konuştu.

    Çiller: Devlet yönetimi değişecek

           Çiller, gen haritası konusundaki bilimsel çalışmaların sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Öyle gözüküyor ki, bilim büyük bir devrime daha imzasını atmıştır. Bu insanların yaşamını, devlet idaresini, hukuku değiştirecek bir adımdır. İnsanlık alemine hayırlı olmasını diliyorum."

    17 Eylül 2015

    SOKRATES İLE KORKU ÜZERİNE SÖYLEŞİ



    TÜRKİYE SORUNLARI KİTAP DİZİSİ  
    SOKRATES İLE KORKU ÜZERİNE SÖYLEŞİ ­
     Ey Sokrates,seni bıktırdığımızın farkında olmadığımızı sanmamalısın. Ama ne çare ki gelmek zorundayız, sana muhtacız. Çevremizde danışacak, doğruyu ve gerçeği öğrenecek kişi bulmakta öylesine sıkıntıdayız ki. Neden insanlar düşündüklerini söymez gerçeği görmezlikten gelirler. Kimden, neden, niçin korkuyor çekiniyorlar. Şöyle bize, korku nedir, korkusuz yaşamanın bir çaresi yok mu. Bizleri korkusuz yaşamaya alıştırmayan dünyada mıyız. Ya da korkuyla birlikte yaşamaya mı alıştırılıyoruz? Bizleri yönetenler korkmamızdan yarar mı sağlıyor? Oysa kendileri ne denli korkusuzca yaşıyorlar ve ne denli korkusuzca bizleri kandırıyor, kendi çıkarlarını korkusuzca gözetip, varlıklarına varlık katıyorlar. 

    Onları bu denli korkusuz yapan nedir? Tanrıya inanıyor ama Tanrıdan korkmuyorlar. Yalan söylüyor, haklan olmayan servetler edinmekten korku duymuyorlar. İnanç özgürlüğünden sözediyorlar, inanca bile saygı duymuyorlar. Söyle bize, korkusuzlar bizleri korkutarak yönetme hakkını kimden, nasıl alıyorlar? Ellerindeki gücün kaynağı bizleriz ama neden o güçle bizleri korkutuyorlar. Daha çok, daha kolay çalmak, daha çok daha kolay yalan söylemek ve daha çok daha kolay varlıklı olmak için mi bizleri korkutmaları gerekiyor? Korkuya meydan okuyarak korkusuz yaşayabilir miyiz? Anlat bize, söyle, korku nedir, korkuyla birlikte mi doğuyoruz, korku sonradan mı gelip yüreğimize yerleşiyor. Bizim dışımızda bizden bağımsız, bize hasım mı korku, Bunları öğrenmek gereksinimi duyuyoruz. Huzuruna o yüzden geldik. 

    Korkusuz insanların yaşadağı ülkemiz olsun istiyoruz. Sokrates: Bana soruların en güç olanını sordunuz. Doğru ve gerçek söylememenin korkusunu yüreğimde duyar gibiyim. Korkuyu iki farklı ve birbirine zıt bölüme ayırmak gerekir diye düşünüyorum. Ama kesinlikle bilmiyorum, böyle düşünmekte hakimliyim. Birinci bölümde yer alan korkuda ben daima erdemi, fazileti, yüceliği görmüşümdür. Bu, insanın kendisinden korkmasıdır. Kendisine saygısından, topluma ve çevreye karşı sorumluluk duygusundan kaynaklanan korkudur bu. Zarar vermekten korkmaktır. Yalan söylemekten, haksızlık etmekten korkudur,korkuların en erdemlisi. Kişinin kendi kendisini denetlemesi, sorgulamasının ürünüdür bu yücelik. Sanıyorum siz böylesi korkudan sözetmi­yorsunuz. Her kişi kendisine düşman olan bir başka kişiliği içinde taşır. Yaşayan kişi, onun gölgesi olan ikinci kişiyi yenmesi ve ondan korkmaması gerekir. Bu kişinin sonradan ona eklenen bir kazanımı değildir elbet. Doğduğumuz zaman o ikinci kişiyle birlikte doğarız. Ve pek çoğumuz farkında olmadan tüm yaşamını bu ikinci kişiyle savaşarak ve ona yenilerek geçirir ve pek çok kişi de, o ikincisini karşısına çıktığı anda yener, bağımsızlığını kazanır ve kendisine saygı duyarak yaşar. Oldum olası ben böylesi korkuya hayranlık duymuşumdur. ­ 

    Doğru söylüyorsun ey Sokrates. Yalan söylemekten ve haksızlık etmekten korkanlar korkmayanlarca yönetiliyor ve daima yenik düşüyor. O zaman düşünüyoruz, haksızlık etmek, yalan söylemek ve korkutucu olmak mı gerekir, yenik düşmemek için. Bizler bunun çözümsüzlüğü içindeyiz. Korkutanlarla korkanlar arasındaki çelişkiyi yaşıyoruz bizler. Demokrasinin buna çare bulacağını sanmıştık. Oysa yanılmışız. Totaliter rejimde herkes sadece bir kişiden korkar.Ama demokraside herkes birbirinden korkuyor. Bizlere sorarsanız, ey Sokrates, demokrasi acaba korkunun sosyalizmi olmasın. Korkunun genelleşmesi, kitleselleş­mesi, yaygınlaşmasına dönüştü bizim demokrasimiz. Umutsuzluğumuz buradan kaynaklanıyor. O yüzden sana geldik, demokrasimizi korkudan nasıl arındırabi­liriz. Yoksa arındırmak olanaksız mı? Sokrates: İsterseniz bu tür korkuya toplumsal korku adını verelim. 

    Zaten benim de değinmek istidiğim bu 17.09.2015 Türkiye Sorunları Kitap Dizisi http://www.olcen.net/print.php?id=341 2/4 ikinci bölümde yer alan korkuydu. Totaliter yönetimlerde, bir tek kişiden korkunun yerini demokrasilerde herkesten korkunun aldığını söylüyorsunuz. Bunda haksız da değilsiniz. Ama bu acaba, demokrasinin kendisinden mi kaynaklanıyor yoksa, onun çarpıtılmasından ve sermayenin güdümüne girmesinden mi? Kanımca sermayenin güdümündeki demokrasidir sizlerin sözünü ettiğiniz toplumsal korkunun kaynağı. Konuyu dağıtmadan, bir nokta üzerinde yoğunlaştırmamız gerekir. Demokrasi, yönetim biçimlerinin en güç olanıdır. Bıçağın sırtında gibidir demokrasi. O yönetim biçimine layık olan­larca özümsenir. Demokrasinin özünde, korkunun eşitliği yatar. Herkesin birbirinden korkması, hiç kimsenin bir ötekisinden korkmaması sonucu getirir. Demokrasinin işleyişidir bu. Demokrasinin başarılı, eşitlikle, hakkaniyetle, doğrulukla erdemle uygulanabilmesi için, bireylerin korkudan korkmaması ve korkuyu bilinç dışına iten toplum yapısı gerekir. 

    Kanımca sizler, korkuya göre davranışlarınızı düzenlemeye alıştırılmışsınız. Oysa tersine davranışlarınıza göre korkuyu biçimlendirmeniz gerekir. ­ Nasıl Sokrates, nasıl davranışlarımıza göre korkuyu betimleyebiliriz. Biraz daha açıklamasınız bu son sözünüzü. îlk kez işitiyoruz bunu. Yaşadığımız toplumda bunu size söyleyen olmadı. Korkuya göre davranışımızı düzenlediğimiz doğrudur. Ama bunun sorumlusu biz miyiz. Bizlere kendi acımasız Tarih bilincimiz bunu miras bıraktı. Dinin cehennem korkusuyla, padişah fermanındaki korkuyu duya duya doğduk, yaşadık ve öldük, bin yılı aşkın süre. Belki de korku bizlerin genetiğine yerleşti, kromozomlarımız korkuyla birlikte biçimlendi, korku kimliğimizin dokusunu oluşturdu. Şimdi bizlere korkuyu miras bırakan Tarihimizi aşmak, onu gerilere itmek istiyoruz. Toplumsal korku deyiminiz tam bize göre bir deyimdir ve tam da bizleri betimliyor.

     Sadece bu deyim için sana teşekkür ediyoruz. Ama söyle bize toplumsal korkunun nasıl üstesinden gelebiliriz, anlat. Sokrates: Toplumsal düzeni korkuya dayandırılan toplumlar, demokrasiyi varedemezler, özenerek öteki ülkelerden devşirseler bile onu özümlemenin sıkıntısını yasarlar. Ve en başta yöneticiler kadrosu, demokrasiyi göstermelik hale getirir. Çünkü demokrasi onların, egemenlikleriyle çatışır. Yetkilerinin sınırı daralır ve çıkar gruplarıyla ortaklıklarına engel olur demokrasi. O yüzden demokrasinin işlemezliğinin kaynağı olmak zorundadırlar. Toplum, kendisini kuşatan tehlikenin farkına varmaya başladığı andan itibaren, onlar, korku denilen olgunun yaratıcısı olurlar. Bunun da adını bulmuşlardır: Kendilerinin yapılandırdığı, ama koşullarına uymadıkları yasalardan korkuyu bilinç altına yerleştirmenin yöntemini uygulamaya gelir sıra. Yasalara saygı, yasalardan korku modeli, toplumun dirlik ve düzenin temel koşulu olmuştur. 

    Sadece onlar, bunun dışında yaşarlar. Korkusuzdurlar o yüzden. Birbirlerinden korkmalarının da gereği kalmamıştır, çünkü aynı dalın üzerinde oturmaktadırlar. Davranışlarımıza göre korkuyu nasıl betimleriz diye sordunuz bana. Şimdi o sorunuza yanıt vermenin sırası gelmiştir. Eğer yukarıdaki söylediklerimde gerçeklik payı varsa ve söylediklerim doğruysa, yönetenlerin korkusuzlukları, topluma aşıladıkları korkudan kaynaklanıyorsa, o zaman tek çıkar yol, davranışlarınıza göre korkuyu betimlemek olur. Korkmamaya karar verenlerle bir araya gelerek, korkutanların karşısına caydırıcı güç olarak çıkmanız gerekir. ­ Nasıl Sokrates, nasıl elinde güç olanların karşısında çıkabiliriz. Caydırıcı güç olabilmek için, örgütlenmek gerekir, oysa örgütlenmenin özgürce gerçekleşmediği koşullarda yaşıyoruz. Amacımız hiç bir zaman bizleri yönetenlerin elindeki gücü zor kullanarak almak değil. 

    Tersine, güç devrinin demokratik koşullarda halkın isteklerine göre gerçekleşmesini amaçlıyoruz. Demokrasinin gereğidir bu. Bunu amaçlarken, yalancının yerine dürüstün,hak yiyenin yerine adalet­linin,hırsızın yerine namuslunun, bilgisizin yerine bilgilinin, beceriksizin yerine beceriklinin ve umursamazın yerine yurtseverin gelmesini özlüyoruz, gözlüyoruz. Ama son yıllarda ülkemiz erdemi, adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, külfet, yük kabul edenler ortaklığına yenik düştü. Ulusal yarar kavramı tersyüz oldu. Değer yargıları tümden çökertildi ve polis korkusunun yanına işsiz kalmak ve açlık korkusu gelip yerleşti. İşsizliğin en acı yanı, yalınızca açlık değil ondan da beteri, kişinin kendisini işe yaramaz, toplumun dışına itilmiş olarak görmesidir. Tüm bunların nereden 17.09.2015 Türkiye Sorunları Kitap Dizisi http://www.olcen.net/print.php?id=341 3/4 kaynaklandığını biliyoruz. Sokrates: Bilmek zorundasınız. Sistemin çarpık işleyişinin kaynağının, sermayenin egemenliğinde biçimlenen devlet yapısından kaynaklandığım bilmeniz gerekir. 

    Nerede sermaye tekelleşiyorsa, orada sömürü vardır ye nerede sömürü varsa orada korku bilinç atına zorla yerleştirilir. Korku, yemek sofrasında, yatak odasında ve işyerindeki masada, fabrikada makine başındadır. Sermayenin kuralıdır bu. Kâr, yararın yerine geçtikçe, bu böyle olmaya devam edecektir. Benim yaşadığım 2300 yıl öncesinde toplumsal işbölümünde sermayenin egemenliği tacirlerdeydi ve onlar da soyluların hizmetinde olmak zorundaydılar. Görüyorum ki sizin çağınızda koşullar tersine dönmüş. Soyluların yerini iktidar ve iktidarın yerini de tacirler almış. Öleyse demokrasi yokolmak üzeredirve tacirler demokrasisi, değer yargılarının fiyatını koyacaktır elbet. Ticaretin ölçüsüdür fiyat ve ahlakın da, adeletin de ve dürüslüğün de fiyatı olacaktır, bu fiyatı ödeyenlerle, dürüstlüğü satınalanlar arasındaki alışveriş, sizleri yönlerdiricektir. Bana gelerek bunları mı söylemek istediniz? ­ Evet sokrates, aklımızdan geçenleri okuyor, biz söylemeden önce ne düşündüğümüzü biliyorsun. Bu, senin bilgeliğinden kaynaklanıyor. 

    Belli etmeden, alçak gönüllülükle, bizleri bilgilendiriyorsun. Hem de doğrulan ve gerçekleri söyleyerek. Evet bunun için geldik. Yurtseverliğin fiyatı olmasın, adaletin fiyatı olmasın ve eşitliğin fiyatı olmasın istiyoruz. Korkusuzca düşüncelerimizi söyleyebilmeliyiz ve kimseden korkmadan, çekinmeden, gerçeklerin ne olup olmadığını anlamaya çalışmalıyız.Bizlerden gizlenen gerçekleri, bizlerden saklı tutulan doğruları. O doğruların üstünü, çirkinlikler örtmesin istiyoruz. Demokrasi bunları topluma sağlar sanıyorduk. Tersine, bunları toplumdan esirgeyen demokrasi oldu. Bizim demokrasimiz. Yıllarca uğruna uğraş verdiğimiz demokrasi, kolaylıkla avuçlarımızın arasından kaydı ve sermayenin kollan arasına atıldı. MEDYA denilen görsel ve yazımsal basının, ser­moyenin pençesinde, gerçekleri toplumda gizleyen ya da ortaya çıkardığı çirkinliklere toplumu alıştıran ve kanıksatan bir işlevi gibi oldu. 

    Devletin güdümünde sergilenen akılalmaz çirkinlikleri, yaşamın bir parçası olarak görmeye başladık. O çirkinlikler, onu yaratanların hakkı gibi geliyor bize. Bizim çıkmazımız burda. Söyle bize, ne yapabiliriz ya da ne yapmalıyız. Balçığa bulaşan ellerimizi nasıl temizleyebiliriz. Sokrates: Bana sorduklarınızdan bir kanıya varıyorum. Sizler kendinize güvenmiyor ve kendiniz gibi düşünenlere de güvenmiyorsunuz. Yurtsever, aydın, demokrat kadroların dağınıklığı sürdükçe, bu soruların üstesinden gelemezsiniz. Korku denilen duyguya yeniden dönmek istiyorum. İki tür korkudan sözetmiştim. Şimdi korkunun asıl kökenine inmek ve iki tür korkunun arakesitinde dolaşmak istiyorum. Korkunç olan nedir ki sizler ondan korkuyorsunuz. Aslında korkuyu yaratan sizlersiniz. Doğru mu düşünüyorum. O zaman benim sormam gerekir, korku sizin içinizde mi, yoksa dışınızda mı? Belki de sizler, korkuyu yaratıyor ve sonra ondan korkuyorsunuzdur. Yüreğinizin derinliklerinden ve zihninizin içinden korkuyu atınız. Onu etkisiz salt duygu haline sokmalısınız. Herkes korkar, korku yaşamın bir parçasıdır ama, onun süreklliğinden kendinizi kurtarmanız gerekir. Korku ile yüreklilik ikiz kardeş gibidir. Biri olmadan ötekinin değeri bilinemez. Ama şunu da söylemek isterim. 

    Yüreklilik te korku da kişinin içinde bulunduğu dışsal koşulların sonucu da olabilir. Kanımca korku insanların en doğal hakkıdır ve hiç kimseyi korkaklıkla suçlamaya hakkımız olamaz. Korktuğunu sandığımız o birey, koşulların güdümünde birgün karşımıza en yürekli insan olarak çıkabilir. Kanımca, korku, psikoloji ile fizyoloji arasında bir geçiş evresidir, bir bağ, bir köprüdür. Burada üzerinde durduğumuz ve asıl konumuz olan korku, toplumsal sisteme yerleşmiş olan ve insan yaşamında sürekliliği olan korkudur. Sistemin niteliği, ayrılmaz parçası, kurumlaşan korkudan sözediyoruz. Korkunun kurumlaşmasıdır korkunç olan. Kurumlaşan toplumsal korku, işsiz kalmak, düşüncesinden ötürü özgürlüğü yitirmek, işkence görmek, yurt dışıra sürülmek türündeki sonuçlarıyla bireyleri buyruklara boyun eğen edilgenliğe sürükler. Para kazanma özgürlüğüne sınır getirilemezse, haksız servet edinenlerin egemenliğinde korku, kurumlaşmaktır elbet ve böylece özgürlükleri satın alma özgürlüğü, kitlelerin bilincine 17.09.2015 Türkiye Sorunları Kitap Dizisi http://www.olcen.net/print.php?id=341 4/4 yerleşen korkunun ürünü olacaktır. 

    Toplumun gerçeklerinden asıl korkan onlardır. Korkularından ötürü korkutucu olurlar. Eğer bu düşündüklerim doğruysa, onların korkutucu olmalanndaki korkuyu açığa çıkarmak, o korkunun üzerine yürümek gerekmez mi? Paranın sağladığı korkusuzluk, açlığın getirdiği korkusuzluğa yenik düşmüştür hep. Emeğin alın teri, korku­sııluğu göze almasın bir kez. Kimin gerçekten korkusuz olduğu o zaman açığa çıkar. Korkusuzların korkak ve korku­tululann yürekli olduğu bir dönemdir o. Galiba sizler öylesi döneme devrim diyorsunuz. Devrimin bir başka adıdır korkunun sınıf değiştirmesi. Uygar toplumlarda, korkunun yer değiştirmesinin aracı, siyasal erkin el değiştirmesi demektir. Ve demokrasinin kendisidir bu. Öyle ise, demokrasinin çarpık işleyişi yüzünden sizlere saldığı korkuyu yine demokrasi ortadan kaldıracaktır. ­ Ey Sokrates, yüreğimize yürek kattın ve serinlik getirdin. Ama yine de tam olarak anlayabilmiş değiliz. Korkudan korkmamak gerekli ama acaba yeterli midir? Demokrasi bir kez sermayenin güdümüne girmiş ve siyasal erk, tacirler koalisyonuna dönüşmüş ise, öylesi demokraside halkın özgür iradesini ortaya koyacak mekanizmalar nasıl işleyecek? Siyasal partilerin hiç birisinin yapısında demokrasinin erdemi yeşermemiş­ken çoraklaşan bu yapıda demokrasinin işlemesine yol açarlar mı? Sokrates: Korkuya döşülmüşse olumsuzluklar, çözümsüzlük başlamış demektir. 

    Çözümsüzlük korkusu, tüm öteki korkuların da üreticisi olur. Şimdi çözümün ne olabileceğini birlikte gözden geçirelim. Önce sizler, sizleri sorgulayan çocuklarınızı, korkutarak bundan vazgeçiriyor musunuz. Bana gerçeği söyleyin. Susmanızdan anlıyorum ki, sizi babalarınız ve siz de çocuklarınızı, korkutarak özgürce sorgulamaktan alıkoyuyor, onlardaki düşün özgürlüğünü daha başlangıçta yasaklayorsunuz. Korkuyu yaratan değil misiniz. Tüm farklı düşüncelere ve sorulara apaçık olanak tanıyan bir toplumda ve aile içinde yetişmemenin sakıncalarıyla günün birinde kendinizin karşılaşacağının farkında değilsiniz. Lşte Araf'ta yüzyüze geldiğiniz gerçek budur. Ben 2300 yıl önce, antik Yunanda bu olumsuzlukla karşı karşıya kaldığım ve kendi vicdanımda da aklımın alabildiği düşüncemde yanıt bulamadığım için yaşamın anlamını yitirdim. Ve şimdi Araf'ta bir gerçekle karşıkarşıyayım. Ve o gerçek benim karşımdaki bendir. Bu iki ben arasındaki çelişkiyi burada zamanı olmayan mekansız Araf'ta ortadan kaldırdım. 

    Eğer zaman varolsaydı, bu iki ben arasındaki çelişkiyi ya da çatışmayı ortadan kaldıramayacaktım. Zihnimin yarattığı ben ile doğanın yarattığı ikinci ve fizyolojik ben arasındaki tüm çelişkilerden arınmanın bir başka adıdır yücelmek ve erdemlilik ya da sizlerin deyimiyle kemale ermek. Ama ben hiçbirinize kemale ermeyi koşul olarak göstermiyorum. Sadece önerim şudur. Fizyolojik "ben"in tutsağı olmayınız. Onun güdülerine ve gereksinmelerine zihninizde yarattığnız ikinci ben ile karşı çıkınız. Bu sizin kültür düzeyini yükseltecek ve eşıtliğin,özgürlüğün kendinize güvenin ve korkusuzluğun kapılarını açacaktır. 

    Buna önce ailede, okulda, iş yaşamında başlayınız ve göreceksiniz ki siyasal parti içinde bunun verimli sonuçlarını alacak ve sizleri demagogların yönetmesine açılan kapıları daraltacaksınız. ­ Ey Sokrates, her zaman olduğu gibi, yine bizlere aydınlığın yolunu gösterdin, İçimize serinlik kattın. Tüm olumsuzlukların kaynağının kendimiz olduğunu öğrettin bize. Toplumsal korkuyu, bireysel korkusuzlukla değil, yine toplumsal korkusuzlukla yeneceğimizin bilincini anlattın. Ülkemize dönünce, bizlere korku salanlara yüreklilikle sesleneceği: Ey korkusuz korkaklar, sizlerden korkmuyoruz. Ülke çıkarlarını kendi kişsel çıkarlarınız uğruna hiçe saymanızın sonu gelmiştir. Ülkeyi kirli ellerinizden kurtaracağız, sizlerden korkmuyoruz, diye suratlarına haykıracağız. Yüreğimize yürek kattın. 

    Öyle çok şey var ki, anlatacak...


    Şevki Kayapınar - Beni Tutm

    Öyle çok şey var ki, anlatacak.


    Ama şimdi ben burada bunları anlatmak istemiyorum desem de yalan olur. 

    Sende ince ip inci sorunlarınla beni incitmesen çok iyi olur. 
    Yağmurlu uzun bir yolu düşe kalka yürümeye çalıştık, 

    Ve inanılmayacak kadar duygusal bir geçmişimiz oldu seninle, 
    Üstelik biz bunu bir ömür boyu sürüp gider sanmıştık yanılmışız, 

    Beni tutma ben böyle sahnelere gelemem! 

    Sakın beni tutma çok kötü yanılırsın! 
    Yıllardır öyle biriktim gerildim ki, 
    Şimdi topyekün birden bire boşalırım, toz olurum toz! 
    Darmaduman olur dağılırsın! 

    Sen benim ince tellerimden, sırma tellerimden, en güzel türkülerimi çaldın! 

    Sen benim en ücra duygularımı talan ederek beslendin! 
    Herşeyin merkezi sensin, herşey senin etrafında dönerdi! 

    Hani bar köşelerinde tükenipte kaldırımlarda sınarken kendimi 

    Gelip sana sığınırdım, umutlarım patlamış lastik gibi bir kez daha gümlerdi. 
    Beni tutma lan! bem öyle şantajlara falan boyun eğmem! 

    Beni tutma hırsımdan çatlarım, yıllardır öyle sabrettim, öyle doldum ki, 
    Şimdi yanar dağlar gibi birden bire patladım, hani bir yavru serçe hayata alışır gibi 
    Ağzım açık bağlanmıştım ben sana, bir topal karınca gibi titrer heyecanlanırdım ben sana 

    Bu akşam siktir olup çekip gitmek adına, bütün ömrümü ve seni sildim. 

    Bir tuhaf senaryoydu, bu senaryoda bende zavallı bir figürandım sadece. Anlatamam! 
    Kumlara yazılmış sözcükler kadar, çok kısacıktı ümidim, 
    Ve anladım ki; ben bir takım şeyleri, daha gelen ilk dalgayla yitirdim! 

    Beni tutma, ben senin dizlerine çökemem, beni tutma elinde kalır kırılırım, 

    Yıllardır öyle daraldım, öyle bunaldım ki, beni bir saniye bile oyalasan 
    Akli dengem bozulur cinnet geçirir, çıldırırım! 

    Sen kalbimi emanet edecek kadar güvendiğim, dost bildiğim, 

    Sen kuru bir lokma ekmeği bile, tek başına hazmedemeyipte birlikte yediğim 
    Sen, yatalak olsan, altına yapsan, iğrenmeden alır temizlerim dediğin, 
    Bu nasıl insanlıkmış lan, bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl vefa, 
    Bu nasıl acı, bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa, 

    Beni tutma gazabım yakar ellerini, beni tutma, hurda hâş olursun, modelin bozulur, 

    Yıllardır öyle kırıldım, öyle küstüm ki, derinden böyle bir aaah çekerim, 
    Anam avradım olsun, kaskatı kesilir taş olursun taş! 

    Ben şimdi senin gözlerine sokuyorum dünyayı, ama sen körsün gözlerin körelmiş,ısrarla görmüyorsun, 

    Ben şimdi senin beynine değil, ananın amına çakıyorum hayatı, 
    Anla bakim anlayabilirsen, ama bir türlü algılamak istemiyorsun, 

    Benim gördüklerimi gördün, yaşadıklarımı hiç yaşadın mı sen? 

    Devrilmiş heykellerin önünde, düşsüz yanılgıları, yüce kurularıyla yoksul, fakat dürüst! 
    Çıplak bir sütun gibiydim, dik duranların, acılarını hiç yaşadın mı sen? 

    Beni tutma lan! tutma, gömleğim kan içinde, Beni tutma darmaduman olursun 

    Yıllardır öyle çok yedirdin, öyle çok doyurdun ki, 
    Ağzının, suratının ortasına okkalı bir tükürürüm, 
    Havan bozulur, rezil olursun, göt olursun, yavşak olursun! 

    Ey kir içinde yüzenler hayatı kirletenler! 

    Her devirde borusu çın çın ötenler, 
    Darbe kaçkınları, orta yolcular dönekler, 
    Sümüklü böcekleri bölenler, bölüşenler 
    Bacıyı bacıya, gardaşı gardaşa kırdırıp, 
    Kanıyla sevişen orospu çocukları, 

    Gençliğimizi harcayan kağıttan kaplanlar, ey zavallı sıçanlar! 

    Ciğeri beş para etmez, sıkıyı gördü mü, delik delik kaçanlar, 
    Fırsatçılar, cepçiler, hortumcular, tokatçılar, vurguncular, bölücüler, üç kağıtçılar! 

    Ey sürüngenler, sümükler, bağırsak parazitleri, bitler, 

    kudurmuş İT OĞLU İTLER! 
    Yüzü yırtılmış köçekler, fırıldak varyeteler, 
    Ey dinsiz imansız çeteler! 
    Beni tutmayın lan, boğazımıda aştı artık boğazımı! burama geldi dayandı! 
    Beni tutmayın çizerim o çirkin, şebelek maymun suratınızı! 

    Yıllardır öyle çok sömürdünüz, öyle kanımızı emdiniz, kan kusturdunuz ki! 

    Anam avradım olsun, sadece bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı diz, 
    Sadece bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı..!








    Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...