05 Nisan 2012

GÜLLERİ SANA BIRAKIP DİKENLERE GİDİYORUM

Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

Gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

Gidiyorum
başımda gam, gözlerimde nem
toplayıp önüme düşen gölgeleri
savurup acılı rüzgarlara gözyaşlarımı
gidiyorum
bütün hatıraları bırakıp geride
ve usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için

Hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
say ki, hiç yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan

Çekip gidiyorum bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
rüzgarların uğultusunda kaybolmaya gidiyorum

Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında çıkıp yola
dağlı bir ırmak gibi çarpa çarpa kıyılara
içimdeki yaraları kanatmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum

Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içinde iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileride
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

NURİ CAN

SENİ SEVEN YÜREĞİME SOR BENİ

Seni Seven Yüreğime Sor Beni

Her gece kan-ter içinde uyanıyorsam eğer
hasretin ateş olup giriyorsa koynuma
seni düşünüp özlüyorsam, uyuyamıyorsam
ıslanıyorsa kirpiklerim seni her andığımda
yağmur olup yüreğime yağıyorsan her gece
her düşündüğümde hızla çarpıyorsa kalbim
sensiz bir kez olsun gülmüyorsam bu şehirde
savruluyorsam sokak sokak
ürperiyorsam yaprak yaprak
esip geçen rüzgarlara sor beni

Hasret ateşleri yağıyorsa üzerime her gece
kül ateş, ateş alev, alev kor olup yakıyorsa
kahroluyorsa kalbim seni andığımda
ve hiç bir kural tanımıyorsa artık
titreyen yüreğime söz geçiremiyorsam
kaçmak istedikçe sana dönüyorsam yine
ölüyorsam aşkından her gün dirhem dirhem
ateş - alev sevdalara sor beni

Seninle gözgöze her geldiğimde
ben lal olmuş bülbül, sen gül oluyorsan
düğümleniyorsa boğazımda kelimeler
çıkmıyorsa sesim, daralıyorsa nefesim
konuşamıyorsam tek bir kelime
depremsi bir titreme başlıyorsa bedenimde
ve çözülüveriyorsa dizlerimin bağı
şu deli - divane gönlüme sor beni

Sensiz böyle boynu bükük duruyorsam eğer
kirpiklerimden süzülen damlalar,
ıslatıyorsa yüreğimi her gece.
hep bulutlarda saklıyorsam gözlerini
içime düşüyorsan tane tane her yağmur yağıdığında
kirpiklerimin kıyısında martı olup uçuyorsan
sesinden başka ses duymuyorsa kulaklarım
susuyorsa denizler seni düşündüğümde
gelip seriliyorsan kıyılarıma sular gibi
gelip sokuluyorsan uykularıma
gelip sokuluyorsan rüyalarıma
sensiz geçen gecelere sor beni

Damarlarımda aşk olup dolaşıyorsan
şiir şiir duruveriyorsan içime her düşündüğümde seni
her şarkıda nağme nağme doluveriyorsan kulaklarıma
mavi bir coşku oluyorsan bedenimde aşkça
çıkıp ırmaklarla dertleşiyorsam her gece
ay gibi akıyorsan yüreğime beyaz tüller içinde
yalnız yıldızlarla paylaşıyorsam seni sevdiğimi
sana anlatamıyorsam
bir kır çiçeği hüzün saçıyorsa gözlerime
su olup akıyorsam, ateş olup yakıyorsam
beceremiyorsam sana aşkımı anlatmayı
beceremiyorsam sensiz yaşamayı ve ölmeyi
şu seni ölümüne seven yüreğime sor beni
Nuri CAN

TURNALAR TÜRKÜSÜ DİNLEYİN SESLİ VİDEO

ayrılmasın,ayrılmasın
ben yandım eller yanmasın
sevdalılar aşkın bağrına , canına
hasret kimseye kalmasın,
sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
ben yandım eller yanmasın
sevdalılar aşkın damarına canına
sana eller bakmasada aşkım inanki bak bu kalbimi yakarım… senle olur bakarım
sana eller bakmasada aşkım inanki bak bu kalbimi yakarım… senle olur bakarım
yağmur tanesinde ömrüm tek canım bak bu can sana sürgün ( ben seninle mutluyum)
istersen yak vur canımı. ama tek dileğim al beni yanına sar kollarına
hasret kimseye kalmasın,
sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
ben yandım eller yanmasın
sevdalılar aşkın bağrına , canına
hasret kimseye kalmasın,
sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
ben yandım eller yanmasın
sevdalılar aşkın bağrına , canına

Al Gönlümü Götür Turnam

kuş mu uçar bu kaleden
haber yok gözü eladan
kurtar beni bu beladan
al gönlümü götür Turnam

bu dağları elem sardı
gelen aldı giden çaldı
deli gönlüm viran kaldı
elden ele götür Turnam

bülbülün avazı için
dostluğun niyazı için
Çağlari’nin sazı için
al gönlümü götür Turnam

Gahi gündüz gahi gece
duygu dolu bir gönülce
şiir şiir hece hece
al o yare götür turnam

aylar gelip yıllar geçti
diyar diyar yollar geçti
hak yolunda kullar geçti
al ömrümü götür turnam

sevda uçsun kanatlansın
herkes seni aşık sansın
al gönlümü sende kalsın
elden ele götür turnam

bülbüllerin ahı için
gecenin sabahı için
dostlukların şahı için
alda götür burdan turnam

Can’ı canana kul eden
yakıp yakıpta kül eden
kurtar beni bu çileden
al gönlümü götür turnam


Nuri CAN

TÜRKÜLER YÜREĞİMİZİN DİLİ,BAŞIMIZIN SEVDA YELİDİR


Türküler yüreğimizin dili, başımızın sevda yelidir.

Türküler yüreğimizin dili, başımızın sevda yelidir. Anadır, bacıdır, kardeştir, gurbete gidip dönmeyen oğul, hasret çeken yavukludur, Anadır, Anadolu’dur türküler.

Türkülerin olmadığı yerde çiçekler açmaz, kuşlar cıvıldamaz, akmaz derin-dingin ırmaklar hasrete; bahçeye dikilen fidanlar yeşermez türküler olmadıkça... Çiçekler kokmaz türkülerin geçmediği yollarda...

”İnsanların türküleri kendilerinden güzel/ kendilerinden umutlu/ kendilerinden kederli/ daha uzun ömürlü kendilerinden/ sevdim insanlardan çok türkülerini/ insansız yaşayabildim/ türküsüz hiçbir zaman...”” derken Nazım Hikmet, türküleri övmekle kalmıyor aynı zamanda da yaşıyor...

Türküler umuttur, hasrettir, vefadır, dostluktur ve yüreğimizde kıvrım kıvrım dolanan ince bir yoldur sılaya uzanan gurbet ellerde. Dermandır dermansız kalanlara... Yüreğin gurbetinde büyüyen, özlemleri kor kor, demet demet sunan iki damla hasret çiçeğidir türküler... Yüreğimizdeki sevgi kıpırtılarıdır, sevgi pınarıdır gürül gürül hasrete akan...

Yaşama sevincinden tutunda ölüm acısına kadar, vefayı, vefasızlığı, hasreti, sevgiyi, inancı, direnci, aşkı türkülerle dile getirmiş, türkülerle seslenmişiz. İçimizi, acımızı, sevdamızı türkülere dökmüşüz, türkülerle bölüşmüşüz!...

Bir damla aşk iksiridir kırık kadehlerde yudumladığımız, bir damla su’dur hayatımızda türküler. Yüreğimizde ateşlerle dağlanan volkanlar kadar dağlayıcı, özlemler kadar sıcak ve yakıcıdır. Aynı zamanda da bahar yelleri gibi serin ve dağbaşında bir pınar kadar ferahlatıcıdır türkülerimiz..
Bakın Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun dizelerine…

“Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana südü" gibi candan
Ana südü" gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz”.

Türküler kanatsız kaldığımızda kanadımız, efkarlı olduğumuz ve yalnız kaldığımız gecelerde tesellimiz olmuştur. Sesimizim çıkmadığı yerde sesimiz, nefesimizin kesildiği yerde nefesimiz olmuştur türküler....

Bazen toprağa düşen su damlası gibi düşüp yüreklerimize ayrılık ateşini söndürmüş. Yağmur olup bizi vuslatına erdirmiş bazen... Bizim canımız, coğrafyamız, anamız, yarimiz, gurbet ellerde tek teselli kaynağımız olmuş türküler. Memleketin başı dumanlı dağlarından, yemyeşil ovalarından, bağlarından, pınarlarından turnalarla haber beklemiş, seher yelleriyle selam yollamışızdır sevdiklerimize türkü türkü.

“Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.”

Geceleri uzanıp kalınca gurbet yataklarına yorgun ve kimsesiz; Bir türkü nağmesi gelmeyiversin kulağımıza, dumanlanır hemencecik gözlerimiz; ince ince bir sızı sızar yüreğimize... Türküler damlayan gözyaşlarımızdır yağmurlu gecelerde, yanağımızdan süzülen pınarlardır...

Türküleri “Hasret Gültekin” bilip, “Mahsuni”gibi uğurlarken, ardında yolladığımız gözlerimizdir kimsesiz mezarlara... Bilirizki; türküler de, türküleri yakanlar da çoğu zaman kimsesizdir... Yine de en acılı günlerimizde bile bizi terk etmeyen en vefalı sadık dostumuzdur türküler, sevdiğimizdir ele-güne, dosta- düşmana karşı...

Türküler değil midir? Buram buram hasret kokan toprak gibi; Emek gibi, ekmek gibi, ter gibi, bir çocuğun elindeki taze somun gibi... Türküler değil midir? dünyanın en muhteşem gelini, en sabırlı anası... Türküler değil midir? Özümüz, sözümüz, gözümüz; yollarda yoldaş olup dağlar denizler aşan bizimle...

Anamızın gözünde bir damla yaş olup süzülen, yavuklumuzun yüzünde bir tomurcuk çiçek olup açan. Gurbette hasretimiz, sılada ayrılığımız, karımız, kızımız, oğlumuz. Tek dostumuz, avuntumuz, sırdaşımız bekar odalarında Türküler değil midir? ...

Türkülerimiz acılardan damıtılmış gözyaşı, yangınlardan yüreğimize düşmüş madımak, mevsimlerden bahar, vakitlerden akşam; Çiçeklerden gül, figanda bülbül, kuşlardan turnadır...

Biliriz ki, türküler baharda ruhumuza işleyen pak nefesler gibidir, yeni yetme sevdalıların dilinden rüzgarlarla savrulan, pınarlarla çoşan... Bilirizki, bülbüllerin gözyaşlarıdır güle kavuşma adına türküler... Biliriz ki, bahar yağmurlarında güle kavuşma sevinci gizlidir. Güz yağmurlarında ise bülbüllün gülden ayrılacağının hicranı...
Biliriz ki, türküler Anadolu insanının dilden, gönülden söylediği kah ağlayan, kah ağlatan, güldüren, sevindiren duygu dolu gönül sesimizdir. Rüzgar olup şahlanan, sel olup çoşan, deniz olup dalgalanan yaşama sevincimiz, vefalımız, vefasızımız, aşkımız, sevdamızdır...

“Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...”

Ve bunca imkansızlıklara rağmen yine de değerli ozanlarımızla birlikte tarihteki yolculuğunu sürdürmeye devam ediyor. Yolculuğunun Hollanda'daki emekçisi ve adresi ise son kasetiyle hayli ilgi gören Aşık Çağlari’dir. Bunun en önemli etkeni şüphesiz davudi sesi, sazı, seçkin güzel eserleri ve yorumlama biçimidir.
Türkülerimiz dedik, türküler hiç sazsız, sözsüz, ozansız ve Hollanda da yaşayıp da Aşık Çağlari’den söz etmeden olur mu? Bu değerleri biribirinden ayırmak mümkün mü? Hiç türküler Çağlari’siz, Çağlari türküsüz olur mu? Çağlari’nin türküleri kimi dağlardan sel olup gelir, kimi rüzgar olup pınarlara seslenir, kimi hasret olup, aşk olup yüreklerde beslenir ve dinledikçe gönlümüz türküyle dolar... İşte Çağlari’den bir uzun hava...

Sazım alıp gidem karlı dağlara
Garip anam şimdi ağlasın dağlar
Seherde bir haber salım o yâra
Tarayıp zülfünü bağlasın dağlar
***
Anam ne zor imiş yardan ayrılmak
Sılada sevdiğim ağlasın dağlar
Hayali gözümde hep ırmak ırmak
Zülfü perişanım çağlasın dağlar


Nuri CAN

Derdime dermanmısın sen dağlar....
Hayat herşeye rağmen bir şekilde devam ediyor.
Birileri bir yerde mutlu birileri bi yerde mutsuz.
Bazılarında ümit hiç tükenmezken,bazıları çoktan kesmiş ümidini yaşamdan ve yaşamaktan.
Kimiyse,ortalarda bir yerde işte...
Düşünüyorumda,ben bu hayatın neresindeyim acaba?
Kendi mahkememde sorguluyorum kendimi.Herşeye tarafsız bakamıyor insan böyle durumlarda.
Birşeylerde,biryerlerde hep kendini destekliyor...
Gideyim diyorum bazen,kimse bulamasın beni.Hatta ben bile...
Konuşmasın kimse benimle, ben istemedikçe...
Uzaklar...Hep sizi arıyorum.Sizde bana bir hayat var biliyorum,
ama size bir türlü kavuşamıyorum...
Dağlar...
Neden size yazılmıştır bütün şiir ve şarkılar diye merak ederdim hep.
Anladımki sizden başka dost yokmuş,
Anladımki sizden başka hiç kimse beni can kulağıyla dinlemiyormuş.
Anladımki hayatta hep senden güç alınıyormuş...
Hayat...
Anladımki seninle başa çıkılmıyormuş,
anladımki sen estirdiğin rüzgarlarla bizi bir yaprak misali istediğin yere savuruyormuşsun.
Ve anladımki...
Ya da boşver,anlamadım say seni...

04 Nisan 2012

ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER SESLİ VİDEO


ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER
Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı.

Zaten onlarla adaştı da. Rose… Gül…
Kocasının sevgili Rose’u…
Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduğu
enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı.
 Hiç aksamadan.
Hatta, eşini kaybettiği yıl bile kapısı çalınmış,

gülleri kucağınabırakılmıştı..
Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte..
Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:
“Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum…”
Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü..

Önceden ısmarlanmış olmalıydı..
Öleceğini nasıl bilebilirdi?..
Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi,
yumurta kapıya gelmeden…
Gülleri özenle içeri taşıdı..
Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi..
Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen
fotoğrafının yanına koydu.

Orada kocasının koltuğunda
oturup saatlerce güller ve fotografı izledi sessizce..

Bitmek bilmeyen bir yıl geçti..
Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..
Sonra bir sabah kapı çalındı..

 Tıpkı eski günlerde olduğu gibi..
Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi..
Sevgililer Günü’nü kutluyordu.

Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti.
Çiçekçi dükkanını aradı…
Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı?
“Biliyorum” dedi, çiçekçi.. “Eşinizi geçen yıl kaybettiniz..
Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri
çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti..

Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı.
Dosyamda talimat var
.Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım.
Bir de özel kart vardı,kendi el yazısıyla.
Bilmeniz gerek diye düşünüyorum..
Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart…”
Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı.
Parmakları titreyerek zarfı açtı..
“Merhaba gülüm” diye başlıyordu, kart.. “Bir yıldır ayrıyız.
Umarım senin için çok zor olmamıştır.

Yalnızlığını ve acılarınıhissedebiliyorum.
Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim
kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor.
Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim.

Harikabir eştin dostum, sevgilim benim…
Sadece bir yıldır ayrıyız.Kendini bırakma.
Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum.
Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.
Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve
kutsandığımızı düşün.

Seni hep sevdim..
Her zaman daseveceğim.
 Ama yaşamalısın. Devam etmelisin… Lütfen..
Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış.
 Kolay değil,biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim….
Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam
edecek.

O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak,
eve dönüp dönmediğini kontrol edecek.

Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip
seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..

SENİ SEVİYORUM GÜLÜM…”

BEN SEN GELMEDEN ÖNCE GÜLLERİ SEVDİM

Sevgili;Ben sen gelmeden önce gülleri sevdim.
O güzelim kokuları,o eşsiz duruşlarıydı sana benzeyen ve beni
sana getiren...
Goncası başka güzel,açınca bir başka güzeldi hepsi...
Ama hepsi bir araya geldi de birtek sen edemediler..
Ben yinede sen gelmeden önce onları sevdim.
Ben sen gelmeden önce yolları sevdim..
Hepsi çok fazlaydı, karmakarışıktı..
Kimi sakindi,kimi ise sonu belirsiz bir uçurumdu...

Bazısı mutlu ediyor,bazısı karanlık kör labirentlere benziyordu.
Ama ben sen gelmeden önce yolları sevdim,
Çünkü hepsi bir şekilde sana çıkıyordu...
Ben sen gelmeden önce yağmurları sevdim.
Yağdıkça yüreğimi ıslatan, yağdıkça en derin nerelerim varsa oralara işleyen yağmurları,toprağa,havaya,suya karışan yağmurları sevdim sen gelmeden önce...
Serin tutsunlar diye yüreğimi,Birgün gidersen içimi yakacak olan yokluğunun acısını dindirsinler diye...
Hepsi bir başka kötü herbiriyle öğrendim aşka dair ne varsa;aldatılmaksa yaşadım,aldatmaksa yaşadım,mutluluksa öğrendim öğrettim.
Yalnızlıksa terk edildim.Yalnız bırakmaksa eğer terk ettim...

Ben sen gelmeden önce kendimi sevdim.
Kıymet verdim kendime,seni bulunca bırakmamak için mutlu etmek için
 ne kadar mümkünse o kadar sevdim kendimi, o kadar çok ilgilendim.
Bir gün geldiğinde beni sevmen için ne mümkünse yaptım...

Ve sen geldin.O güne kadar ne varsa sevdiğim hepsi yitirdi birer birer bendeki anlamını.
Ve seninle yeniden yeni birer anlam kazandı.
Gül senin elinde güzeldi yollar sen yürüdükçe taçlandı.
Yağmurlar seninle birlikte ısıttı yüreğimi senden öncekilerse mazide kaldı.
Kendimi daha çok sevmeye başladım sen gelince,içimde seninle olmanın gururu vardı.

Ben sen gitmeden önce herşeyi daha çok sevdim seni bana veren,
beni sana getiren herşeye ayrı bir değer verdim...

Hayatım senden çok öncelerde başlamıştı belki ama,bilinen tarihimde ben hep seninleydim.
Ve sen gittin;Ne çiçekler umurumda artık ne yağmurlar,yollar.
Ne kendimi seviyorum nede başka birini.
Ne dünüm var geri gelecek nede bugünüm nede yarınım var yaşanacak.
Kısa ve anlamsız bir hikayeymiş yaşayıp da yazdığım...
Güller soldu, yağmurlar dindi,yollar tükendi.
Ben tükendim kal dedim gittin.
Benim hikayemdin... Bittin...

DOSTUM O KADAR BENZİYORUZ Kİ BİRBİRİMİZE

Dostum O Kadar Benziyoruz ki Birbirimize

Dostum o kadar benziyoruz ki birbirimize
Onun için bütün bu kavgalarımız
Dostlarım o kadar benziyoruz ki birbirimize
Onun içindir bu dünyada bunca savaş
Bunca dökülen kan
Ve bu itişip kakışmalarımız
Anlayamamış olduğumuzdan
Yeryüzünde aynı noktada durmanın
İmkansızlığını
Düşmanlığımızın renk körü yaptığı gözlerimizle
Göremiyoruz döktüğümüz kanın kızıllığının
Ne kadar benzediğine kendi damarlarımızda dolaşan kana

Ve siper ardında göz göze geldiğimizde
Süngülerimiz neredeyse yaracakken
Birbirimizin göğsünü
Duyduğumuz korku birbirinin aynısıydı

Dostum o kadar çok benziyoruz ki birbirimize
Hep en iyisini istiyoruz kendimiz için
Ama bu dünyada
Hepimize yetecek bir en iyi olmadığını göremiyoruz hiçbir zaman

O kadar benziyoruz ki birbirimize
İkimizin de ağlayacak çocukları
Dönemezsek bu savaştan
Ve biliyorum ki benim kadar senin içinde türkü yakılacak
Yitip gidecek gençliğine

Dostum
Fark ettin mi
Ne kadar benziyoruz birbirimize
İkimizin de arkasında eli çomaklı adamlar
Dürterek sırtımıza
Zorla götürüyorlar bizi savaş meydanlarına
Öl ve öldür diyorlar
Bak yine ötüyor savaş boruları
Karanlık basıyor gitgide
Yine kaybolacak birileri

Zulüm kalelerinde
İri popolu adamlar
Ellerinde pürolarıyla poz verecekler
Resimler konulacak önlerine
İnceleyecekler savaş meydanına dağılan organlarını senin
Yüzlerini pis bir gülümseme saracak

Dostum
Bu savaş,
İnsanlık adına demişlerdi sana buraya gelirken
Can verirken insanlar
Anlayamamıştın hangi insanlıktan bahsettiklerini,
Utanmaya başlamıştın kendi insanlığından
Adına barış demişlerdi vahşetin
Yatarken yerlerde çocuk ölüleri

Mermiler kesiyor papatyaların gövdelerini
Korkuyorum
Bırakmayın beni bu meydanlarda yalnız başıma

Dostum yazmayacak seni tarih kitapları
Haber bültenlerinde alt yazı olarak bile geçmeyecek adın
Seni uçuruma itenler kocaman kafalarıyla
Poz verirken gazetelerde

Dostum o kadar benziyoruz ki birbirimize
İkimizde yaşamak istiyoruz sadece
Bu çelik yığınlarından uzak
Mavi bir gökyüzüne uyanmak her sabah
Öpmek istiyoruz yanağından kardeşimizin

Gel gömelim silahlarımızı
Kimsenin bulamayacağı yerlere
Sevgimizi biriktirip ekelim dünyanın tarlalarına
Çocuklarımız yaşasın en azından bizim yaşamadığımız gibi
İnsanca...
Melih COŞKUN

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...