06 Mayıs 2018

Altın Oran Tarihi Altın Oran Örnekleri

Altın Oran Örnekleri

Altın Oran Örnekleri, Altın oran, doğada sayısız canlı veya cansız varlıkların şekillerinde veya yapısında bulunan özel bir değerdir. Doğada bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Doğada en belirgin örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklarında ve ağaç dallarında rastlanır. Platon'a göre kozmik fiziğin anahtarı bu orandır.

Altın oranı bir dikdörtgenin boyunun enine olan "en estetik" oranı olarak tanımlayanlar da vardır. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. Altın Oran, CB/AC= ab/CB=1.618; bu oranın değeri her ölçü için 1.618dir. Bir doğru parçanın (AB) Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki, küçük parçanın (AC) büyük parçaya (CB) oranı, büyük parçanın (CB) bütün doğruya (AB) oranına eşit olsun. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, Fi 'dir. Altın Oran, pi(?) gibi iirasyonel bir sayıdır ondalık sistemde yazılışı, 1.61803398874984...'tür. (noktadan sonraki ilk 15 basamak) Altın oran için(fi) sembolü ilk kez 1909 yılında Amerikalı matematikçi Mark Barr tarafından, altın oranı kendi çalışmasında sürekli olarak kullanan Büyük Yunan heykeltıraşı Phidias'ın (M.Ö. 490?-420?) adındaki ilk Yunan harfi nedeniyle, kullanılmıştır. Bunlar dışında vücudumuzda yer alan diğer bazı altın oran örnekleri şöyledir,
İnsan bedeninde Altın Oran Örnekleri
  • Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
  • Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
  • Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
  • Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası.
    Altın Oran Örnekleri
İnsan Yüzünde Altın Oran Vardır, Ancak elinize hemen bir cetvel alıp insanların yüzünden ölçüler alınmaz. Çünkü bu oranlandırma, bilim adamları, ve sanatkarların beraberce kabul ettikleri "ideal bir insan yüzü" için geçerlidir. Her yüzün bu orana uyması beklenemez. Bu oran sadece ideale yüzlerde bulunabilir. Örneğin, üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir diş hekiminin estetik ve ideal bir gülüş yaratırken dikkate alabileceği oranlardır. Estetik diş hekimliği bu altın oranların hesaplanması ve uygulanması ile daha bilimsel farklı bir platforma yerleşir. Bunların dışında insan yüzünde yer alan diğer bazı altın oranlar ise şöyledir,
  • Yüzün boyu / Yüzün genişliği,
  • Dudak-kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
  • Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
  • Ağız boyu / Burun genişliği,
  • Burun genişliği / Burun delikleri arası.
  • Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.
Altın Oran'a uysa da uymasa da insanoğlu ve içinde yaşadığı doğa güzeldir. Yeter ki o güzellikleri görebilelim....

Altın Oran Tarihi

Altın Oran, matematikte ve fiziksel evrende ezelden beri var olmasına rağmen, insanlar tarafından ne zaman keşfedildiğine ve kullanılmaya başlandığına dair kesin bir bilgi mevcut değildir. Tarih boyunca birçok defa yeniden keşfedilmiş olma olasılığı kuvvetlidir.

Leonardo da Vinci'nin günlüklerinin birinde bulunan, insan ve doğayı birbiriyle ilgilendirme-bütünleştirme çalışması için bir dönüm noktası kabul edilen ve insan vücudundaki oranları gösteren Vitruvius Adamı çalışması (1492).

Euclid (M.Ö. 365 – M.Ö. 300), "Elementler" adlı tezinde, bir doğruyu 1.6180339... noktasından bölmekten bahsetmiş ve bunu, bir doğruyu ekstrem ve önemli oranda bölmek diye adlandırmıştır. Mısırlılar keops Piramidi'nin tasarımında hem pi hem de phi oranını kullanmışlardır. Yunanlılar, Parthenon'un tüm tasarımını Altın Oran'a dayandırmışlardır. Bu oran, ünlü Yunanlı heykeltraş Phidias tarafından da kullanılmıştır. Leonardo Fibonacci adındaki İtalyan matematikçi, adıyla anılan nümerik serinin olağanüstü özelliklerini keşfetmiştir fakat bunun Altın Oran ile ilişkisini kavrayıp kavramadığı bilinmemektedir.
Leonardo da Vinci, 1509'da Luca Pacioli'nin yayımladığı İlahi Oran adlı bir çalışmasına resimler vermiştir. Bu kitapta Leonardo Leonardo da Vinci tarafından yapılmış Five Platonic Solids (Beş Platonik Cisim) adlı resimler bulunmaktadır.
Altın Oran Tarihi

Bunlar, bir küp, bir Tetrahedron, bir Dodekahedron, bir Oktahedron ve bir Ikosahedronun resimleridir. Altın Oran'ın Latince karşılığını ilk kullanan muhtemelen Leonardo da Vinci 'dir. Rönesans sanatçıları Altın Oran'ı tablolarında ve heykellerinde denge ve güzelliği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Leonardo da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda, İsa'nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oran'ı uygulamıştır. Güneş etrafındaki gezegenlerin yörüngelerinin eliptik yapısını keşfeden Johannes Kepler (1571-1630), Altın Oran'ı şu şekilde belirtmiştir: "Geometrinin iki büyük hazinesi vardır; biri Pythagoras'ın teoremi, diğeri, bir doğrunun Altın Oran'a göre bölünmesidir." Bu oranı göstermek için, Parthenon'un mimarı ve bu oranı resmen kullandığı bilinen ilk kişi olan Phidias'a ithafen, 1900'lerde Yunan alfabesindeki Phi harfini Amerika'lı matematikçi Mark Barr kullanmıştır. Aynı zamanda Yunan alfabesindekine karşılık gelen F harfi de, Fibonacci'nin ilk harfidir.

Altın Oran, bir sayının insanlık, bilim ve sanat tarihinde oynadığı inanılmaz bir roldür. Phi, evren ve yaşamı anlama konusunda bizlere yeni kapılar açmaya devam etmektedir. 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuştur.

Altın Oranını Kullanıldığı Yerler

1. Ayçiçeği: Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının bir birine oranı, altın oranı verir.
2. Papatya Çiçeği: Papatya Çiçeğinde de ayçiçeğinde olduğu gibi bir altın oran mevcuttur.
3. İnsan Kafası: Bildiğiniz gibi her insanın kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. Işte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize altın oranı verecektir.
4. İnsan Vücudu: İnsan Vücudunda Altın Oranın nerelerde görüldüğüne bakalım:
4.1. Kollar: İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek iki bölüme ayırır(Büyük(üst) bölüm ve küçük(alt) bölüm olarak). Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı verceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir.
4.2. Parmaklar: Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. Işte size alaka... Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı verir.
5. Tavşan: İnsan kafasında olduğu gibi tavşanda da aynı özellik vardır.
6. Mısır Piramitleri: Her bir piramitin tabanının yüksekliğine oranı yine altın oranı veriyor.
7. Leonardo da Vinci: Bilindiği gibi Leonardo da Vinci Rönesans devri ünlü ressamlarındandır. Şimdi bu ünlü ressamın çizmiş olduğu tabloları inceleyelim.
7.1. Mona Lisa: Bu tablonun boyunun enine oranı altın oranı verir.
Altın Oranını Kullanıldığı Yerler
7.2. Aziz Jerome: Yine tablonun boyunun enine oranı bize altın oranı verir.
8. Picasso: Picasso da Leonardo da Vinci gibi ünlü bir ressamdır. Ve resimlerinde bu oranı kullanmıştır.
9. Çam Kozalağı: Çam kozalağındaki taneler kozalağın altındaki sabit bir noktadan kozalağın tepesindeki başka bir sabit noktaya doğru spiraller (eğriler) oluşturarak çıkarlar. İşte bu eğrinin eğrilik açısı altın orandır.
10. Deniz Kabuğu: Denize çoğumuz gitmişizdir. Deniz kabuklarına dikkat edenimiz, belki de koleksiyon yapanımız vardır. İşte deniz kabuğunun yapısı incelendiğinde bir eğrilik tespit edilmiş ve bu eğriliğin tanjantının altın oran olduğu görülmüştür.
11. Tütün Bitkisi: Tütün Bitkisinin yapraklarının dizilişinde bir eğrilik söz konusudur. Bu eğriliğin tanjantı altın orandır.
12. Eğrelti Otu: Tütün Bitkisindeki aynı özellik Eğrelti Otunda da vardır.
13. Elektrik Devresi: Altın Oran sadece Matematik ve kainatta değil, 
Fizik te de kullanılıyor. Verilen ne tane dirençten maximum verim elde etmek için bir paralel bağlama yapılması gerekir. Bu durumda Eşdeğer Direnç, yani Reş= yani altın oran olur.
14. Salyangoz: Salyangozun Kabuğu bir düzleme aktarılırsa, bu düzlem bir dikdörtgen oluşturur (-ki biz bu dikdörtgene altın dikdörtgen diyoruz.-) İşte bu dikdörtgenin boyunun enine oranı yine altın oranı verir.
15. MİMAR SINAN: Mimar Sinanın da bir çok eserinde bu altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camilerinin minarelerinde bu oran görülmektedir.

İnsan Vücudunda Altın Oran

İnsan vücudunda altın oran, köklü bir geçmişe sahip, uzun yıllardır bilim adamlarından, tasarımcılara kadar birçok kişi tarafından farklı sektörlerde yararlanılan bir ölçü parametresidir. Kökleri 1170 ve 1240 yılları arasında yaşamış olan orta çağın en yetenekli matematikçisi olarak bilinen Fibonacci'e dayanır. Fibonacci'nin bulmuş olduğu, altın oran ya da Fibonacci dizini adıyla anılan bu ölçü sistemi temel olarak her sayının kendinden bir önceki ile toplanması nihayetinde oluşturulan bir dizindir. Örneğin; 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, ... gibi. Bu şekilde devam eden bir dizin bir süre sonra sürekli aynı farkı verir. Bu fark da 1,618'dir ve altın oran olarak bilinir. 
Altın oran daha sonraları başta Leonardo da Vinci olmak üzere bir çok sanatçı, tasarımcı ve bilim adamı tarafından farklı alanlarda farklı amaçlar için kullanılmıştır. Her alanda olduğu gibi insan vücudunda da altın orana rastlamak mümkündür. İnsan bedeni göz önünde bulundurulduğunda birçok altın oran belirtisi ortaya çıkar. Bunlardan bazıları; ayaktan dize kadar olan kısım bir birim olarak kabul edildiğinde ardı ardına toplamı insan vücudunda tam olarak göbeğe denk gelir. Bu bir altın orandır ve bize 1,618 sonucunu verir. Başın üst kısmından boyna kadar olan kısmın ardı ardına toplamı da göbeğe denk gelir ki yine bu da bir altın orandır
İnsan Vücudunda Altın Oran

Bunlar dışında da insan vücudunda farklı noktalarda altın oran bulunmaktadır. Elde, baş parmak hariç parmakların üç boğumdan oluşması ve bu boğumların ilk ikisinin toplamının üçüncü boğumun ölçüsünü vermesi gibi. Ayrıca insan yüzünde de bazı noktalarda altın oran mevcuttur. En kolay görülebilecek olanı tavşan dişlerinin boy ve eninin birbirine eşit olması gibi. Bu da doğru ve estetik bir görüntü yaratmak isteyen diş doktorlarının işini kolaylaştıran başka bir altın orandır. Dış görünüş harici bir de iç organlarda altın orana rastlamak mümkündür. Örneğin; akciğerlerde düzensiz olarak dizilmiş şekilde görünen her kısa bronşun toplamı uzun bronşun toplamına eşittir ve aradaki fark 1 ila 1,618 civarındadır. Aynı şekilde iç kulakta yer alan ses titreşimlerinin iletilmesini sağlayan ve  sarmal şeklindeki cochlea da bize altın oranı vermektedir. Tüm canlıların temel özelliklerinin depolanmasını ve aktarımını sağlayan DNA da altın orana sahiptir. 
İnsan vücudu dışında kar kristallerinden, hayvanlardaki boynuzlara ve dişlere, uzay boşluğundan, salyangozlara ve kabuklu deniz hayvanlarına, mikro organizmalara kadar evrendeki birçok canlıda ve noktada altın orana rastlamak olağandır. Öyle ki Kepler altın oranın önemini vurgulamak adına "hazine" ifadesini kullanmıştır. 

İnsan Yüzünde Altın Oran

İnsan yüzünde altın oran; İnsanların her biri kendisine güven duymak ve gözde olmak ister. Dış görünüşü ile fazlaca ilgilenen, mesleki anlamda ifadenin önemli olduğunu düşünen ve bu konuları araştıran herkes altın oran kelimesi ile karşılaşmıştır. İnsan yüzünde pek çok altın oran mevcuttur.  Yalnız alınan bir cetvel ile bunu sabitleyebilmek ve tam ölçüte ulaşabilmek mümkün değildir. Alınmış tüm değerler bilim adamlarınca sabitleşmiş ancak ideal olarak belirlenmiş ölçüleri içermektedir.
İnsan yüzünde altın oran hesaplaması yapabilmek için bir takım kuralları bilmek gerekir. Her ideal yüz tipi tam anlamı ile bu oranlamaya karşı gelmiyor olabilir. Yapılan araştırmalar ve alınan verilere göre bu değerler ancak tam ideal kişileri hedef gösterecek olup, tüm insanlığın bu ölçülere sahip olmasını beklemek yanlış olacaktır.
İnsan Yüzünde Altın Oran Kuralları Neleri İçerir?
Söz gelimi bir kişinin üst bölgede bulunan öndeki iki adet dişin, enlerinden elde edilecek toplam ile boylarına oranlanması altın oranı ifade etmektedir.
İnsan Yüzünde Altın Oran

  Görüldüğü gibi çokta kolay olmayan minimal hesapları işaret etmektedir. Diş doktorları için bu oranlama istenen en sağlıklı oranlamadır.
İnsan Yüzünde Altın Oran İçin Hangi Kriterler Dikkate Alınır?
  • Yüzün boyu ile yüzün genişliğinin oranlanması
  • Yüzün boyu ile çene ucunun oranı ile kaşların birleştiği bölümün arası orantısı
  • Göz bebeklerinin mevcut aralığı ile kaşların mevcut aralığının oranlanması
  • Burun genişliği ile burun deliklerinin aralık olarak oranlanması
  • Ağız boyu ile burun genişliğinin oranlanması
  • Burun boyu ile dudak, ayrıca kaşların birleşim noktası aralığının oranlanması
İnsan yüzünde altın oran eşleşmesi ile artık iri gözlere sahip olmak, inci gibi diş taşımak, hoş bir gülüşe sahip olmak yabana atılacak gibi görünmekte. Ancak bu oranlamayı metre ile yapabilmek mümkün olmayacağı için merakımız varsa işin uzmanları ile görüşüp fikir edinmemiz gerekebilir.

Altın Oran Nedir

Altın oran, doğada sayısız canlı ve cansız olan varlıkların yapısında ve şeklinde bulunan özel bir oran olarak tarif edilmektedir. Ayrıca başka bir tarifte, Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından mimaride kullanmış olan bu oran, doğada bulunan bir bütünün parçaları arasında ki gözlemlenen asırlarca mimari ve sanat alanındaki eserlerde uygulanmış,  bunları uyum açısından en uygun boyutları verdiği varsayılan,  sayısal ve geometrik olarak hesaplanan bir oran bağlantısı olarak kabul edilir. Bu altın oranın, doğada en belirgin bir şekilde hadsiz benzerlerine rastladığımız ve birçok varlıkta görülmektedir. Bunların başında ilk olarak gördüğünüz insan vücudu, deniz kaplumbağaları, bitkiler ve ağaç yapraklarında bu orana rastlanmaktadır. Kozmik fiziğin anahtarı hükmünde olarak, bu oran Platon tarafından gösterilmiştir. Farklı bir açıdan da altın oranı, bir dikdörtgenin eninin boyuna olan oranını, en estetik ve güzel bir şekilde açıklayan tanımlarda bulunmaktadır.
Yukarıdaki tanımlardan anladığımız kadarıyla altın oranı, kendisini böldüğü kısmın eşdeğer olarak görülmektedir. Yani her şeyin bir çifti, artısı ve eksisi olduğu gibi bu özel oranda bu gibi şeylere işaret edilmektedir.
Bu altın oranı, ilk olarak eski mısırlılar ve yunanlılar tarafından keşfedilmiş ve bu oranı mükemmel bir şekilde kendi mimarilerinde ve sanat eserlerinde kullanmışlardır.
Altın oranı sayısal açıdan ifade etmek gerekirse AO; CB/AC:AB/CB: 1.618 olarak ifade edilmektedir. Bu şekilde formüle edilen altın oranın da ifade edilmek istenen mana, bu oranlar arasındaki değer her ölçü için altın oranı olan 1.6
Altın Oran Nedir

618 rakamını vermelidir.
Bu oran pi (π) sayısı gibi irrasyonel olan bir sayıdır. Ondalık olarak yazılan şekli ise: 1.6180339887498...dir. Böyle devam edilirse bu sayının 15’inci basamağından sonra bulunan ilk 15 basamak, altın oranın kısaca aynı gösterimi olacaktır.  Bilim dilinde altın oranın sembol olarak gösterimi ise PHI yani  Φ şeklinde gösterilmektedir.
Bu esrarengiz bir o kadar da ilginç olan bu oranı dünyanın, insanların,  bitkilerin, ağaçların,  kuşların ve daha birçok canlı ve cansız mahlukun üzerinde, Allah tarafından bu varlıkları yaratırken kullandığı orandır.
Ayrıca günümüzde insanlarda kullandıkları teknolojide ve yaşadığımız hayatta birçok yerde bu oran kullanmaktadır. Toplum bu oranı kısaca göz nizamının ve düzeninin oranı diye tarif edilmektedir. Göze görünen en güzel şekilde ayarlanmasıdır.
Altın oranın kullanıldığı ve görüldüğü yerler hakkında bir misal verelim.
Mesela ayçiçeğinin merkez dışarıya doğru tanelerinin sayılarını sağdan sola, soldan sağa doğru sayıldığı zaman bu arasındaki oran altın oranını vermektedir.
İnsan vücudunda ise bu oranın nasıl göründüğünü incelersek bu oranın mevcut olduğunu görürüz. Mesela kollar insan vücudunun bir parçası olarak dirsek kısmından iki bölüme ayrılmış durumdadır. Yani büyük üst kısmı ve küçük ise alt kısmı oluşturmaktadır. Kolumuzun alt bölümün üst bölüme oranı altın oranı vereceği gibi, ayrıca kolun tamamının üst kısmın oranı yine bu oranı verecektir.

Altın Oran

Altın oran, özellikle çeşitli bilim dallarında, mimari ve sanatsal alanlarda yararlanılan, belirli bir tutarlılık üzerine kurulu parçalar arasındaki uyumu yansıtan geometrik ve sayısal değerlere verilen isimdir. İlk kez Mısırlılar ve Yunanlar tarafından mimari yapılarda, heykellerde ve diğer sanatsal alanlarda kullanılmıştır. Temel olarak bölünen bir bütünün yan yana getirilen iki parçasının diğer büyük parçayı oluşturması prensibine dayanır ve altın oranın sayısal değeri 1,618'dir.

Doğada bir çok canlıda ve yapıda gözlemlenebilen altın oranın insanlar tarafından ne zaman ve nasıl bulunduğu tam olarak bilinmemekle birlikte bu konudaki en ünlü eser Leonardo da Vinci'nin 1492 yılında tamamladığı insan vücudundaki altın oranları gösteren Vitrivius Adamı isimli çalışmasıdır. Leonardo da Vinci'nin günlükleri arasında, aldığı notların yanında bulunan bu çizim iç içe geçmiş kolları ve bacakları açık ve kapalı olmak üzere çıplak bir adamı tasvir ediyordu. Çizimdeki vücut çeşitli sayısal değerlerle, geometrik şekillerle eşleştirildiğinden dolayı Leonardo da Vinci'nin "İnsanın Oranları" adını verdiği bu çizim insanı ve doğayı, aralarındaki uyumu keşfetmeye çalışan bir eser olarak tanımlanmaktadır. Altın oran ve ya ilahi oran adını kullanan ilk kişi de Leonardo da Vinci'dir. İtalyan matematikçi Fibonacci de altın orana uygun olarak dizilen sayılar topluluğunu keşfetmiştir ancak bunu altın oranın farkını bilerek yapıp, yapmadığı tam olarak bilinmemektedir. Fibonacci diziliminde arka arkaya gelen her sayının toplamı bir sonraki sayıya eşittir. Örneğin; ..., 3, 5, 8, 13. 21... gibi. 

Mısırlıların Piramitleri yaparken de altın oran benzeri bir sistemden yararlandıkları gözlemlenmektedir. Keops Piramidi'nin kare şeklindeki tabanının ölçüsü ile üçgen şeklindeki yüzeyine uygun bir yuvarlak çizildiğinde bu yuvarlığın büyüklüğü birbirleri ile eşit olmaktadır. Aynı şekilde Yunanlar da heykel yapımlarının çoğunda bu orandan yararlanmışlardır. Rönesans Döneminde ise bir çok sanatçı tablolarında altın oranı kullanmıştır. Bu şekilde özellikle insan heykel ve çizimlerinde gerçeğe çok daha yakın sonuçlar elde edilmiştir. 

İstiridye, salyangoz gibi canlıların kabuklarında, insan vücudundaki uzuvlar ve organlarda, DNA'da, uzayda ve daha bir çok farklı alanda altın orana rastlamak mümkündür.
Altın Oran

Örneğin; insan elindeki ilk 2 parmak boğumunun toplam uzunluğu 3. boğumun uzunluğuna eşittir ve ya iki ayağın toplam ölçüsü insanda yerden diz bölgesine kadar olan kısmın ölçüsüyle aynıdır. Başın üst kısmından boynun bitimine kadar olan ölçü iki kez alt alta dizildiğinde ortaya çıkan ölçü tam olarak kişinin vücudundaki merkez olan karın kısmına denk gelmektedir. Yüzde dudak bitimleri ile, göz bebekleri aynı çizgide olduğu takdirde altın oranı oluştururken bu çizginin tam ortası burnun ucuna denk gelmektedir.  Akciğerde ise asimetrik şekilde gelişen kısa bronşların toplamı uzun bronşa eşittir. Salyangoz kabuğundaki ve uzay boşluğundaki spiral şekli de içten dışa doğru olmak şartıyla bu oranın kıstaslarına uymaktadır. 

Bu oranın doğadaki canlılarda ve yapılarda var olduğu keşfedilmeden önce sırası ile ilk olarak Mısır'da özellikle Keops Piramidi'nin yapılışında kullanılmıştır. Daha sonrasında Antik Yunan Döneminde heykellerin gerçeğe daha uygun olması amacıyla bu orandan yararlanılmıştır. Rönesans döneminde de tablolarda tasvir edilen insanların ve diğer içeriklerin gerçekle örtüşmesi amacıyla altın orandan faydalanılmıştır. Ardından altın oranın geometride de var olduğu keşfedilmiştir. Başta beşgen, yıldız ve üçgen şekli olmak üzere bir çok şekilde bu oran mevcuttur hatta 1,618 ölçüsüne dayanan dikdörtgen ve üçgen şekilleri altın üçgen ve altın dikdörtgen olarak anılmaktadır. Altın üçgende tıpkı Fibonacci diziliminde olduğu gibi iki üçgenin toplam ölçüsünün bir sonraki üçgeni oluşturması şartı ile iç içe geçen üçgenlerin üst kısımlarından dışarıya doğru çizilen spiral şekli bize altın oranı vermektedir. Altın dikdörtgeni çizim şekli ise şu şekildedir: bir kare şekli çizilir, kenarlardan tekinin orta noktası karşıdaki köşelerden biriyle birleştirilir, meydana çıkan doğru yarıçap varsayılarak çizilecek çember ile dikdörtgenin yüksekliği oluşmuş olur. Diğer kenarlar da aynı şekilde tamamlandığı takdirde altın dikdörtgen elde edilmiş olur. Keops Piramidi ile benzerlikler gösteren Kepler Üçgeni ve Pentagram olarak bilinen çizgileri içten birleştirilmiş şekilde çizilen, güzelliği, estetiği ve şansı simgeleyen yıldız şekli de bir çok farklı alanda yararlanılan bir simgelerdir ve her iki şekil de altın oranla uyumlu geometrik şekillerdendir.

ALTIN ORAN NEDİR?


ALTIN ORAN NEDİR?
Altın Oran Mucizesi; İslam’ın Kesin Kanıtı (1.Mucize) Allah’u Teala’nın şahsıma lütfederek insanlıkla paylaşmama imkan verdiği ve binlerce kişinin imanına vesile olan muhteşem mucize Altın Oran ve İslam arasındaki harikulade ilişkiyi anlatmak istiyorum sizlere. 
Bu mucizeler; Hz İsa’nın ölüleri diriltmesinden, 

Hz Musa’nın denizi yarmasından daha büyüktür. Çünkü o mucizeler görenlerle sınırlı kalmış ve sonrakiler ancak görenlere inanmıştır. 

Ama bu mucizeler her an, dünyanın her yerinden, bakan ve inceleyen herkes tarafından sonsuza dek görülmeye devam edecektir. 

Bu Allah’ın bir lutfu olduğu gibi büyük bir sınavdır. 
İçinizde öne geçecek yada sona kalacak kimseler için. 
Sorunuz olursa sormaktan çekinmeyin ve videosunu izleyin


ALTIN ORAN NEDİR?
 Altın oran matematikte ki sabit bir sayıdır. 
 Phi olarak tanımlanan bu işaret ” Φ ” Altın Oranı ifade eder. 1,6180339… sayıları ile başlayarak sonsuza dek uzayan tümünü sayması imkansız bir sayı dizisi 1’den sonra gelmektedir. 
Bilim çevrelerinde kabaca 1,618 olarak ünlenmiştir. Grafik çizimlerinde kabaca 1,6 olarak, Mimari tasarımlarda 1,61 kullanımı yaygın görünür. Matematiğin ve Sayıların Temelinde, Geometrinin Merkezinde, Fizikte, Bitkilerin ve İnsanların tasarımında bu sayı başroldedir. 
 Dünyanın en ünlü bilimadamları ve dahileri bu sayıya tutu dolu bir hayranlık beslemektedirler. 
 Bu sayının binlerce yıllık geçmişe uzanan Mekke, Kabe ve Kuran ile iç içe olduğunu kim bilebilirdi? Mucizelerin ortaya çıktığı çağdayız! 

 ALTIN ORAN NASIL HESAPLANIR? 
Bu ünlü ve muhteşem sayı aslında bir oranı sembolize etmektedir. Bir nesneyi tanımlayan temel ölçülerden iki yada daha çok ölçünün birbirine oranı bu sayıyı veriyorsa o şekil altın orana uygun kabul edilmektedir. Örneğin, Google’ın ve binlerce dünya markasının yeni logolarında, kredi kartlarının en boy oranı yada göze daha hoş görünen 16:9 yeni tip tv lerin yaklaşık en boy oranı bu estetik ortak değerlerimizin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte insan yüzü ve bedeninin “ortalaması alınmış temel ölçülerinde 100’den fazla altın oran bağıntısı tespit edilmiştir.” 

 ALTIN ORAN SAYISINI KİM KEŞFETTİ? 
Tam olarak bilinmese de ilk örnekleri mısır piramitlerinin inşaa oranlarında görülüyor. Ancak mısırlılar koordinatlarını altın orana göre ayarlayamamışlar. 

ONUN HEM İNŞAASINI HEM DE DÜNYA ÜZERİNDE Kİ KONUMUNU ALTIN ORANA 
göre inşaa etmek; 
Hz Adem ve Hz İbrahim’e nasip olmuştur. Altın Oran’ın ilk bilimsel tanımlaması Arap Müslüman Bilimadamlarından eğitim alan ve Avrupa’ya modern sayıları öğreten Fibonacci tarafından ilk kez yapılmıştır. Diğer tarihi yapıların bilinçli şekilde değilde göz estetiğinin altın oranı vermesi nedeniyle yapıldığı düşüncesi daha hakimdir. Fibonacci Dizisi olarak tanımlanan bu basit ardışık sayılar dizisi, şaşırtıcı şekilde iki sayı toplandığında ortaya çıkan sonuç altın oran da sabitlenmektedir.

 1+1+2+3+5+8+13+21+34+55+89+….. (89’e dek Altın Oran sabitine yakınlaşan oranlar, 89’dan sonra sabite kitlenir) 
 Yine şaşırtıcı şekilde altın orana uyan iki ölçü olan a/b ‘nin birbirine bölümü 1,618 iken, b/a’nın birbirine bölümü 0,618 olmaktadır. 
Bu sayı ve oran yüzlerce sıradışı ve hayranlık uyandıran özellikler göstermektedir. 
 Daha sonra Altın Oran’ın hayran kitlesi arasına dünyanın en büyük bilimadamlarından Kepler ve DaVinci’de katıldı. 
 Kepler Altın Oran için “büyük bir hazine” ifadesini kullandı ve gezegenlerin eliptik yörüngesini Altın Oran sistemi ile tanımlayan bir açıklama getirdi. Günümüzde gezegenleirn dizilimini farklı yönleriyle altın oranla açıklayan daha pek çok şema çizilmiştir ve bilim çevrelerinde kabul görmüştür. 
 Da Vinci ise bu sayıya büyük bir tutku ile bağlanmıştı. 

Luca Paccoli ile İLAHİ ORAN adı verilen bir kitap yayınladılar. Akabinde pek çok çiziminde ve tablosunda bu orandan faydalandı. Onu dünyanın en ünlü bilimadamı ve sanatçısı yapan şey bu sayı olabilir mi? Anlaşılan o ki deha arttıkça Altın Oran’a karşı ilgi ve hayranlık o düzeyde artış gösteriyor.

Kur’an ve İnsanın Yaratılış Mucizesi




Kur’an ve İnsanın Yaratılış Mucizesi “…Allah’ın izni olmadan hiç bir dişi gebe kalamaz, hiç bir gebe doğuramaz.” — Fussilet, 47

“…Sizi de annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratışın ardından diğerine çevirerek yaratıyor. Rabbiniz olan Allah işte budur…” — Zümer, 6
Yaratılış öykümüz, bir yumurta hücresinin hazırlanışı ile başlar. 
Yumurtalıkta çok ince biyolojik sentezlerle hazırlanan yumurta hücresi, yumurtalıktan karın boşluğuna atılır. Ve sonra anne rahminin üst köşelerinden uzanan borular, (Fallop Boruları) bir çiçek gibi açık olan uçları ile karın boşluğunu tarar, yumurta hücresini yakalar ve içine alır. 
Yumurta hücresi borunun rahime en uzak ucunda döllenmek üzere bekler. 
Bu faaliyetin sebebi, yumurta hücresinin biyolojik açıdan fevkalade hassas yapısı dolayısıyla, diğer organ ve dokulardan korunmuş olmasıdır. 
Döllenme bölgesinin kanalın ucunda takdir edilmesiyle, akıl almaz biyolojik hadiselerin bir köşede meydana gelmesi sağlanmıştır.
Anne karnındaki fallop borusuna alınan yumurta hücresi, annedeki yapı özelliklerinin (istidat ve kabiliyetlerinin) yarısını taşımaktadır. 
İstidatlar, genetik şifreler halinde bir şeritte yazılıdır. 
Bu şeridin eni 3-5 boyu ise 25-150 angstrom arasındadır.
Bu genetik şifreler, kromozom dediğimiz vagonlara bindirilir adeta. 
İnsanda, 60.000 civarında temel istidat ve kabiliyet vardır. 
Ve bunlar sadece 46 kromozoma bindirilmiştir. 
Başlangıçta bu vagonlarda yani kromozomlarda, sabit özelliklerin taşındığı sanılmıştır. 
Erkekte mevcut olan özel bir Y kromozomu, cinsiyeti tayin eden bir vagondur. 
Bu vagonda bazı hastalıkların belirli olarak raydan raya geçmesi, kromozomların sabit özellikler taşıdığı düşüncesini uyandırmıştır. 
İnsandaki dağınık özelliklerin anneden ve babadan gelerek bu 46 vagonun sabit çizgilerine girmesi mümkün değildir. 
Mesela, kulak rayının geniş olan istidat vagonunda safra kesesi de tembel olur gibi bir hüküm çıkarmak mümkün değildir.
Genetik kartlarda yan yana olan bazı istidatlar, genellikle aynı kromozoma geçer. Ancak 60.000 istidat, bu vagonlara çok çeşitli biçimlerde dağılır. 
İşte yumurta hücresi, bu 60.000 istidattan 30.000 kadarını sadece 23 vagona bindirerek döllenmeye hazır vaziyette bu tünelde beklemektedir. 
Kendisinde 30.000 özellik eksiktir. Ve bu eksiklik, bir sıra takip etmez.
Yani numaralarla bir örnek vermek gerekirse 318 numarası vardır. 319 ve 320 yoktur. 57381 vardır. 57382 yoktur. 
Yumurta hücresi, bu eksik istidatları, kendisini döllemeye gelen Sperm hücrelerinden birinde bulacaktır. 
Fakat yumurta hücresine gelen sperm hücrelerinin sayısı akıl almaz derecede fazladır ve 250 milyon civarındadır bunlar. 
Ve bu hücrelerin sadece 23 vagonunda 30.000 istidat vardır. 
Üstelik onlar da gelişi güzel genetik kart numaralarını taşımaktadır.
Yumurta hücresinin ise, sperm hücrelerine telefon ederek, ‘Ben şu yapı özelliklerini taşıyorum, eksikleri sen getir’ diyecek hali de yoktur. 
Yumurta hücresinin etrafını saran 250 milyon sperm hücresinin sadece birinde, kendi eksik 30.000 şifresi vardır ve yumurta hücresi, 40 dakika içinde, sadece ve sadece bu süre içinde bu tamamlayıcı şifreyi bulmak zorundadır. 
Yani 250 milyon fincanla oynanan ve sadece bir tek fincanı bulmaya dayanan bir yüzük oyunu gibi…
Yumurta hücresinin emrine 1000 tane biyoloji uzmanı verseniz ve onların çalışması için mükemmel bir laboratuar açsanız bile, bu bilmeceyi çözemeyeceklerdir. 
Zira sperm hücrelerindeki genetik şifreler, 100 angstrom çapındaki sistromlarda, üç boyutlu sistemde açı farklarıyla dizili DNA molekülleri dizisindedir ki, sadece bir tanesindeki bir istidadı bile iki ayda zor teşhis edip tanıyabilirsiniz. 
O halde döllenme olayının sonsuz bir ilim sahibinin müdahalesi olmadan gerçekleşmesi mümkün değildir. 
Çünkü bu bilmece O’nsuz, O’nun bilgisi olmadan asla çözülemez.
Eğer yumurta hücresi, kendinde olan bir yapıyı taşıyan spermi seçecek olursa, üç kulaklı ya da iki başı hilkat garibelerinin çok acayip varlıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. 
Zaten hilkat garibeleri de bu ince sırrı bize açıklayan İlahi birer ders örnekleridir. Evet Kur’an da Allah bize, Fussilet suresinin 47. ayetinde ne buyuruyordu: “Benim ilmim ve iznim olmadan bir dişi gebe kalamaz.
” Evet, 250 milyon fincanla oynanan bir oyunda, dolu olan sadece tek bir fincanın her seferinde de bulunmasına benzeyen bu olayda, yumurta hücresine yol gösteren ve onu her defasında başarıya ulaştıran bu ilim ve bu kudret, 
Rabbimizden başka kime ait olabilir? 
Kur’an’ın bu büyük biyoloji mucizesine dudak bükenin ağzı yamulmaz mı?
Evet, bu döllenme, o ilahi ilim ile meydana gelir ve karanlık bir tünelde döllenmenin ilk mucizesi başlar. 
Bu akıl almaz olay, anneden ve babadan gelen özelliklerin birleştirilip, hücre merkezinde yerleştirilmesi hadisesidir ve taklit edilmesi imkansız bir olaydır. 
Her türlü hücre faaliyetinden uzak olan fallop kanallarının rol oynaması da, bu mucizenin sadece ilahi kudret tarafından meydana getirildiğinin bir başka ispatıdır.
İşte ayette bildirilen üç ayrı karanlık bölgeden ilki, bu karanlık tüneldir. 
Yaradılışın hücre fazı, bu karanlık bölgede gelişir. 
Bu sırada meydana gelen hücre faaliyetlerinde, genetik şifrelerde santimetrenin on milyonda biri kadar bir yerleşme hatasının meydana gelmesi, ileri bölünmelerde karaciğeri kafatasına sokacak yanlışlıklara sebep olur.
Dna İleride sevimli bir bebek olarak dünyaya gelecek olan canlı, genetik şifrelerin ilk karanlık bölgedeki dizilmeleri tamamlandıktan sonra anne rahminin iç yüzüne aktarılır. 
Rahmin iç yüzündeki hücreler, minik tüycüklerle bir orman zeminini andırır ve yeni canlıyı hazır vaziyette bekler. 
Minik canlı bu karanlık ormana gelip yerleşince, bu defa doku safhası başlar. 
İşte Kur’an’ın Zümer Surenin 6. Ayetinde bildirilen bu farklı ikinci karanlık bölgede, ikinin katları şeklinde bölünen hücreler, çeşitli organlara ait dokuların temel yapısını hazırlamaktadırlar. 
Kemik, sinir, kas, iç ve dış deri dokuları, bu safhada bölünen hücrelerde yerini alır.
Kur’an, ceninin üç ayrı ve farklı karanlık bölgede meydana geldiğini açıklarken, bir yandan henüz öğrendiğimiz bu farklı karanlık bölgeleri tarif etmekte, bir yandan da farklı üç yaradılış safhasını açık açık bildirmektedir. 
Kas, sinir ve deri dokularının, bölünen hücrelerde yerlerini alması sırasında, olağanüstü bir hadise ile karşılaşılır. 
Doku fazında A bölgesindeki hücrelerde kas hücreleri meydana gelirken, B bölgesinde sinir ve C bölgesinde, iç deri hücreleri ortaya çıkmakladır.
Bu duruma göre mesela mide, kendisini meydana getirecek olan hücreleri nasıl toplayacaktır? 
Vücutta sadece tek bir organ olsa, belki bir formül bulunacaktır. 
Fakat yüzlerce organın kendilerine ait hücreleri tek tek toplaması nasıl mümkün olacaktır?.. 
İşte burada akıl almaz bir geometrik dönüş olur. 
Bu dönüş, her noktasında ve her istikamette 360 derecelik bir mekan kavramında akıl almaz bir rotasyona geçer.
Adeta her bir noktasından ayrı hız ve açıda kıvrılır, ikinci safhanın sonu olan bu kıvrılmalar öyle muhteşem bir sanat içinde cereyan eder ki, sonunda her doku kendi hücreleriyle karşı karşıya gelir. 
Minik canlı, bu safhada henüz 1 cm. boyundadır. 
Bu sonsuz istikametlerde meydana gelen embriyo kıvrılışları, ilahi emrin raksı gibi büyük ve muhteşem bir dönüşümle tamamlanır. 
İşte bu raksın mükemmelliği sayesinde el, ayak, göz ve kulak gibi simetrik organlar, birbirinden en ufak bir farklılık dahi göstermeyecektir.
Peki, zerrelere hükmeden ve onlara yol gösteren ilahi kudretin bir salise dahi devreden çıkması halinde sonuç ne olacaktır? 
Cevap son derece kolaydır. Eğer doku fazında, mesela yan yana duran idrar salıcı hücrelerle, tükürük salan hücrelerin rotasyonu sırasında, bir angstromluk eksende sadece derecenin binde biri kadar bir hata olsaydı, O ilahi kudrete inanmayanların ağzından tükürük yerine idrar akardı. 
İşte İlahi hikmet Kur’an’da, “Allah’ın ilmi olmadan dişiler doğuramaz” buyurmakla, bu ince sırları bize ifade etmektedir. 
Zira bütün matematik, fizik ve biyolojik kanunlar bir araya gelse, bu san’at şaheserini meydana getiremeyecektir.
Organ safhası böylece başlarken, minik canlı etrafında bu kez bir kese ve sıvı meydana gelir. 
Yeni canlı, artık üçüncü karanlık bölgededir. 
Ve tıpkı bir denizin dibi gibi karanlık olan bu bölgede 40 hafta içinde tamamlanır. Gebelik süresi 9 ay on gün değil 40 haftadır. 40 hafta, yaklaşık 9 ay on gündür.
Bütün canlıların doğum müddeti, haftanın tam katlarıdır. 
Şimdi, başlangıçta belirttiğimiz ayetlerin azametine tekrar bakalım. 
“…Sizi de annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratışın ardından diğerine çevirerek yaratıyor. Rabbiniz olan Allah işte budur…” 
Zümer, 6
Birinci karanlık: Hücre fazı: Karanlık bir tünel olan fallopda.
İkinci karanlık: Doku fazı: Anne rahminin iç derisi içindeki karanlık bir ormanda.
Üçünçü karanlık: Organ fazı: Amnion suyu dediğimiz bir sıvı ile kaplı olan ve deniz dibini andıran bir bölgede.
Ve ayet ekliyor, “İşte ben Rabbiniz olan Allah’ım.” İkinci ayet ise: “Allah’ın izni olmadan hiçbir dişi, gebe kalamaz ve hiçbir gebe doğuramaz.” 
Yani: Yumurta hücresinin, 250 milyon sperm hücresi arasından sadece birinde yer alan eksik genetik bilgileri seçmesi ve sadece seçmekle de kalmayıp alması, kesinlikle mümkün değildir. 
Ancak bunu ilahi bir ilim ve bilgi sağlayabilir. 
Allah alimdir, tüm bilgilerin kaynağı, sahibi O’dur. 
İşte bu Kur’an mucizesi karşısında, bütün ilimler o güzel kelime-i şehadeti getirerek “Allah’ım senin ilmine ve yüceliğine şahitliğini her an görüyoruz” demekle mükelleftir.
Haluk Nurbaki / Zafer Dergisi
Kaynak : Risale Ajans

05 Mayıs 2018

KAZA VE KADER


KAZA VE KADER

1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye Göre Yaratmıştır 
   2. Kader ve Evrendeki Yasalar 
 3. İnsan İradesi ve Kader      
  3.1. İnsanın Özgürlüğü ve Sorumluluğu 
     3.2. İnsanın Çabası: Emek ve Rızık 
 3.3. Dünya Hayatının Sonu: Ecel ve Ömür 
4. Allah’a Güvenmek (Tevekkül) 
5. Ayete’l-Kürsi ve Anlamı
Bu ünite için tavsiye kitaplar:
1 - Kaderi Merak Ediyorum, Özkan ÖZE, Uğurböceği Yayınları
2 - Allah'ı Merak Ediyorum 1, 2, Özkan ÖZE, Uğurböceği Yayınları

3 - Büyük İslam İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye Göre Yaratmıştır
Çevremizdeki varlıklara dikkat ettiğimizde her şeyin belirli bir ahenk ve düzen içerisinde hareket ettiğini görürüz. Allah, kâinatta bulunan her şeyi bir plan ve ölçü içerisinde yaratmıştır. Bu ölçü, evrendeki varlıkların tutarlı ve uyumlu bir sistem oluşturmalarını sağlamıştır. Allah’ın yarattığı hiçbir şeyde düzensizlik ve dengesizlik görülmez. Allah insandan evreni incelemesini, ondaki uyum ve denge üzerinde düşünmesini istemiştir: “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabb’imiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. 
Sen yücesin. 
Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân suresi, 191. ayet.) ayeti bu konuya örnektir. 
Canlılar, yaşayabilmek için atmosfere, nefes alabilmek için oksijene ihtiyaç duyarlar. Bazı canlılar oksijen tüketip karbondioksit açığa çıkarırlar. Bitkiler ise besin üretmek için karbondioksit kullanıp oksijen üretirler. Bu durum canlıların yaşamı için Allah’ın koymuş olduğu kanunlardan biridir. 
Denizlerdeki tuz, orada yaşayan canlılar için uygun orandadır.
Gezegen ve yıldızların büyüklükleri, aralarındaki mesafe, evrendeki düzen ve dengeyi sarsmayacak şekilde Allah tarafından konulmuştur.
Evren ve içindeki varlıkların belli düzen ve ölçüye göre yaratıldığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “Biz her şeyi bir ölçüye (bir düzene, plana) göre yarattık.” (Kamer suresi, 49. ayet.) Her şeye hayat veren ve varlığı belli bir amaca göre yaratan Allah’tır. Yaratma sürekli olarak devam etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de evrendeki ölçü ve dengeye şöyle dikkat çekilmiş ve insanın buna göre hareket etmesi istenmiştir: “Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte)dir. Yıldızlar ve ağaçlar (Allah’a) secde ederler. (Allah’ın koyduğu ölçülere göre hareket ederler.) Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) o koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” (Rahmân suresi, 5-8. ayetler.) Allah’ın her şeyi belli bir ölçüye göre yarattığı başka bir ayette şöyle belirtilir: “...Her şeyi yaratmış, ona bir ölçü, biçim ve düzen vermiştir.” (Furkân suresi, 2. ayet.) Bir diğer ayette ise güneş ve ayın belli bir yörüngede döndüklerinden şöyle bahsedilmektedir: “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan odur. Her biri bir yörüngede hareket etmektedir.” (Enbiyâ suresi, 33. ayet.) Allah’ın evreni yaratıp düzene koymuştur. Örneğin yağmurun bir ölçüye göre indirildiği şöyle haber verilmektedir: “Gökten bir ölçüye göre suyu indiren odur. Biz onunla (kupkuru), ölü bir memlekete hayat veririz...” 
(Zuhruf suresi, 11. ayet.)
Allah her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. İnsan ve hayvanları yaratmadan önce, yeryüzünü onların yaşamalarına uygun bir şekilde hazırlamıştır. Dünyadaki hayat, onun yarattığı düzen ve denge içerisinde sürüp devam etmektedir. Bize düşen evrendeki düzeni korumaktır. Bu harika düzeni keşfetmeye yönelik yapılan bilimsel araştırmalar, Allah’ın her şeyi ölçülü bir şekilde yarattığı gerçeğini anlamamıza katkı sağlamaktadır.
2. Kader ve Evrendeki Yasalar
KADER; lügatte; "ölçü, ölçme, miktar, bir şeyi ölçerek belirli bir ölçüye göre yapmak, onu takdir ederek tayin ve tahsis etmek", anlamlarına gelir.
TERİM ANLAMI: Allah’ın evrende olacakların hepsini önceden bilip takdir etmesine (ölçüp biçip, belirli kılmasına) “kader” denir.
KAZA: Sözlükte; "bir şeyi sonuna getirerek hükme bağlamak", yani onun sözle veya hareketle tamamlanması, "fiillerin zamanında yaratılması"dır. Allah'ın önceden bilip takdir ettiği olayların zamanı gelince gerçekleşmesine "kaza" diyoruz. 

ALLAH’IN SIFATLARI
Kendisinde olup başkasında bulunmayan 
(Zatî Sıfatları)
• Öncesi yok
• Sonrası yok
• Varlığı kendisinden…
• Yarattıklarına benzemez
Kendisinde olup yarattıklarında da bulunabilen  
(Subutî Sıfatları)
• Bilmek
• Görmek
• Diri olmak
• Konuşmak
• Yaratmak
• Gücü yetmek
Allah’ın her şeyi belli bir ölçü, düzen ve uyum içerisinde programlamasına kader denir. Zamanı geldiğinde olayların bu programa uygun olarak gerçekleşmesine kaza denir. Örneğin yerçekimi kanununun Allaht arafından programlanması kaderdir. Bu kanun nedeniyle yüksekten bırakılan bir cismin düşmesi ise kazadır. Buharlaşan havanın yağmur ve kar taneleri şeklinde toprağa düşmesi, canlıların bitkilerle olan oksijen ve karbondioksit değişimi gibi olayların tümü Allah’ın takdirine bağlıdır. Nitekim Yüce Allah bir ayette, “Biz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.” (Kamer suresi, 49. ayet.) buyurmuştur. 

Allah, evrenin düzeni ve işleyişini birtakım yasalara bağlamıştır. Bunların başında fiziksel yasalar gelir. Fiziksel yasalar madde ve enerjinin oluşumu, değişimi, yapısı, hareketi ve maddeler arası ilişkilerle ilgili prensiplerdir. Deney, gözlem ve araştırmalar neticesinde anlaşılabilen bu yasalar değişmez olup evrensel bir niteliğe sahiptir ve Allah’ın evrende yarattığı düzenin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Örneğin evrendeki cisimler, birbirlerini bir kuvvetle çeker ve iterler. Cismin kütlesi ne kadar büyük olursa çekme ve itme kuvveti o kadar büyük olur. Böylece çekme ve itme kuvveti dengelenmiş olur. Güneş, bu kuvvetle gezegenleri kendine doğru çeker ve onların yörünge üzerinde kalmalarını sağlar.

Fiziksel yasalar, Allah’ın üstün kudret sahibi olduğunu ve her şeyi hakkıyla bildiğini gösterir. Bu konuda Allah şöyle buyurur: “Onlara bir delil de gecedir ki biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de birden karanlığa gömülürler. Güneş de (bir delildir onlara), akar gider yörüngesinde. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın yaratmasıdır...” (Yâsîn suresi, 37-40. ayetler.) 

Fiziksel yasalara dayalı olarak gelişen teknoloji ve onun ürünleri insanların yaşamlarını kolaylaştırır. Telefon ve bilgisayar gibi aletler, teknoloji ürünleridir. Bunların tasarımlarında insanların evrende keşfettikleri ve pratiğe döktükleri fiziksel yasalar vardır. İnsan, aklı ve zekâsıyla fiziksel yasalardan hareketle icat ettiği araçları insanlığın hizmetine sunar.
Biyolojik yasalar; canlıların yapısı, beslenmesi, korunması, gelişmesi ve üremesiyle ilgili yasalardır. 

Her şeyi bir sebebe bağlayan Allah; bitki, insan ve hayvanların oluşumunu biyolojik yasalara bağlı kılmıştır. Evrendeki biyolojik yasalar, her canlı türünü doğrudan ilgilen dirmektedir. Örneğin insanın yaşaması için solunum, sindirim ve dolaşım gibi sistemlere sahip olması gerekir. Canlılar dış dünyayı algılayabilmek için duyu organlarına ihtiyaç duyarlar. İnsanın yaratılış gerçeği hakkında Allah şöyle buyurur: “(Ey insanlar!) Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı? İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik, sonra da ona ölçülü bir biçim verdik...” 
(Mürselât suresi, 20-23. ayetler.)
Hayvanların vücut yapıları yaşayabilecekleri biçimde yaratılmıştır. Örneğin balıklar suda solunum yapabilmek için solungaca, kuşlar uçabilmek için iki kanada ihtiyaç duyarlar. Etle beslenen hayvanların çene yapıları, otla beslenenkilerden farklıdır. Deve, sıcak iklimde günlerce susuz yaşayabilme özelliğine sahiptir. Yılan, kertenkele ve kaplumbağa gibi hayvanlar hava ısınıncaya kadar kış uykusuna yatarlar. 

Allah, toplumsal olaylar arasında var olan sebep sonuç ilişkisini gösteren yasalar koymuştur. Bunlara toplumsal yasalar denir. Örneğin gelir dağılımının adil olduğu toplumlarda yoksulluk azalır, adaletin olmadığı toplumlarda barış bozulur. Eşitlik ve adalet yoksa toplumda bunalım ve kargaşa ortaya çıkar.

Kuraklık sonucu açlık ve susuzluk yaşayan insanların, yaşanabilir yerlere göç etmeleri ve tarımsal üretimin azalıp sanayileşmenin artmasıyla köyden kente göçün hızlanması toplumsal yasalara örnek verilebilir.

Aynı şekilde her insan gibi toplumların da bir ömrü olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir: “Her toplumun (belirli) bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de bir an öne alabilirler.” (A’râf suresi, 34. ayet.)
Toplumsal yasalar Kur’an-ı Kerim’de “sünnetullah” kavramıyla dile getirilir. Sünnetullah, Allah’ın evrene koymuş olduğu yasalardır. Bir ayette bu durum şöyle ifade edilir: “…Sen Allah’ın yasasında (sünnetullahta) hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın yasasında asla bir sapma da göremezsin.” (Fâtır suresi, 43. ayet.) Kur’an-ı Kerim, toplumsal yasaların işleyişi hakkında düşünmeyi ve buna göre davranmayı öğütler: “Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı?...” (Fâtır suresi, 44. ayet.)
Toplumsal bozulma ve çöküntü, toplumun tümünü etkiler. Yüce Allah’ın belirlediği değişmez toplumsal yasaları (sünnetullah) dikkate almayan toplumların çöküşü kaçınılmaz olmuştur. Kur’an’da anlatılan peygamber kıssalarına bakıldığında peygamberlerin uyarılarına aldırış etmeyen toplumların ağır bedel ödedikleri görülür.
Toplumsal yasaları bilmek, insanların çevresiyle uyum içerisinde yaşamasını sağlar. İnsanların birbirlerinin hak ve hukuklarına özen göstermelerini ve zarar verici davranışlardan kaçınmalarını gerektirir. Yapılan haksızlığın yapanın yanında kâr kalmayacağı ve bundan tüm toplumun etkileneceği konusunda Kur’an’da şöyle buyrulur: “(Öyle) Bir fitneden sakının ki aranızdan yalnız haksızlık edenlere erişmekle kalmaz (hepinize erişir)...” (Enfâl suresi, 25. ayet. ) Bu bakımdan adalet, sağlık ve güvenlik konularında toplumsal bilincin oluşması, toplumun huzuruna katkı sağlar. Bizler de toplumsal yasalar gereği, başkalarına iyilikte bulunmalı ve yararlı birey olmaya çalışmalıyız.

3. İnsan İradesi ve Kader
Akıl ve irade sahibi olan insan; düşünce, söz ve davranışlarında özgür bir varlıktır. İnsan, bu özgür irade ve akıl sayesinde iyiyi kötüye, doğruyu da yanlışa tercih edebilir. İnsanın iradesi denildiğinde genel olarak en az iki seçenekten birini tercih etme gücü anlaşılır. İnsan yaratılış bakımından diğer varlıklardan farklıdır. Özellikle tercih hakkı onu diğer varlıklardan ayırır. Özgür iradesiyle seçim yapabilen insan, bundan dolayı işlediklerinden sorumlu tutulmuştur. Allah, peygamberler göndererek nelerin iyi ve nelerin kötü olduğunu insanlara açıklamıştır. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Ona iki yolu (iyi ve kötüyü) gösterdik.” (Beled suresi, 10. ayet.)
İnsan, irade ve seçme hürriyetiyle dilediği davranışı gerçekleştirir. Kur’an’da iyi-kötü, doğru-yanlış olan söz ve davranışlar açıklanmış, bunların seçimi ise insana bırakılmıştır. Bu hususla ilgili bir ayette insanın tercih özgürlüğüne şöyle vurgu yapılmıştır: “Kim doğru yolu seçerse bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur, kim de doğruluktan saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez…” (İsrâ suresi, 15. ayet.) Dinimiz akıl sahibi olmayı sorumluluğun şartlarından saymıştır. Bu bakımdan akıl ve özgür irade sahibi insan, sorumluluğu başkasında aramaz. Yaptıklarının kendisine ait olduğu bilinciyle sonucuna katlanamayacağı davranışlardan uzak durur.

Trafik kazaları konuyla ilgili dikkat çekici bir örnektir. Günümüzde birçok trafik kazası olmaktadır. Trafik kazalarının en önemli sebepleri arasında alkollu araç kullanmak ve aşırı hız yapmak gelir. Bu durumunda kişi, öncelikle suçu kendinde aramalıdır. Çünkü akıl ve irade sahibi insanın trafik kurallarını ihlal etmesi kendi tercihidir. Bu nedenle insan yaptıklarından sorumlu tutulur.
İnsanın kaderi, Allah’ın evrende belirlediği yasalarla düzenlenmiştir. Buna bağlı olarak insanın eylemleri, zorunlu ve seçime dayalı olmak üzere iki kısımdır. Kalbimizin çalışması, nefes alıp vermemiz, sindirim sisteminin çalışması bizim irademiz dışında gerçekleşir. Ne zaman, hangi anne ve babadan dünyaya geleceğimiz, cinsiyetimizin ne olacağı, göz rengimizin nasıl olacağı, nerede ve ne zaman öleceğimiz gibi konular bizim tercihimize bırakılmamıştır. Tüm bunlar, Allah’ın yarattığı fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasalar çerçevesinde gerçekleşir. Bundan dolayı kendi seçimimize dayalı tercihlerimizi, irademiz dışında gerçekleşenlerden ayırt etmeliyiz. İnsana düşen gayret etmek, sebeplere sarılmak, çalışmak ve araştırmaktır. Sonucu takdir edecek olan Allah’tır. İnsan elde ettiği güzelliklerden dolayı Allah’a teşekkür etmeli, karşılaştığı darlık ve zorluğun üstesinden gelmesini bilmelidir. İnsan, Allah’ın kendisine akıl ve hür irade verdiğini unutmamalı, karşılaştığı olumsuzlukları alın yazısı ve talih diyerek kadere yüklememelidir.

3.1. İnsanın Özgürlüğü ve Sorumluluğu
İnsanın özgürlüğü, zorlama ve baskı olmadan kendi iradesiyle karar vermesidir. Sorumluluk ise verdiği karar sonrasında doğan sonuçları kabul etmesidir. İslam dini, söz ve davranışlardan sorumlu tutulmayı akla ve özgür iradeye bağlı kılmıştır. Akıl ve irade sahibi olmayan diğer tüm canlılar, yaptıkları davranışlardan sorumlu tutulmazlar. 
Yüce Allah, insanın sorumluluğunu gücüyle sınırlı tutmuştur. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir: “Allah,
hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır…” 
(Bakara suresi, 286. ayet.) 
Bundan dolayı dinimiz, insanın gücünü aşan konuları, sorumluluk alanı dışında tutar.
İnsanın sadece kendi yaptıklarından sorumlu tutulacağı, Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getirilir: “…Hiçbir kimse başkasının günahını yüklenmez…” (Zümer suresi, 7. ayet.) Allah adalet sahibidir ve kullarına asla zulmetmez. İnsan, aklı ve özgür iradesiyle ortaya koyduğu söz ve davranışlarından sorumlu tutulur. İnsan kendi iradesiyle karar verir ve seçimini yapar. İyi tercihin karşılığında sevap, kötü tercihin karşılığında ise günah kazanır.
Allah, insanoğluna akıl ve irade yanında iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmesi için rehber olarak ilahî kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Din seçiminde ise insanı özgür bırakmış ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır...” (Bakara suresi, 256. ayet.) Yüce Allah bütün insanların inanmasını istemekle birlikte iman konusunu insanın özgür iradesine bırakmıştır. Allah, Kur’an’da gerçekleri ve doğruları açıklamış ve insanın, tercihlerinin sonuçlarına katlanması gerektiğini şöyle bildirmiştir: “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” 
(İnsan suresi, 3. ayet.)
İnsan, sarfettiği sözlerde ve sergilediği davranışlarda sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Bu bakımdan akıl ve iradesini, iyi ve doğru olanı tercih etme yönünde kullanmalıdır. “Kaderim böyle” diyerek sorumluluktan kurtulmanın mümkün olamayacağı gerçeğini bilmelidir. Çünkü insan özgür iradesiyle işlediklerinden sorumludur.
3. 2. İnsanın Çabası: Emek ve Rızık
İnsan, gücü nispetinde kendisine, ailesine ve topluma faydalı olmaya çalışır. Hayatında mutlu, huzurlu ve başarılı olmak için çaba gösterir. Dinimiz çalışkanlığı övmekte, insanın, çalışmadan ve gayret etmeden isteklerine ulaşmasının mümkün olamayacağını ifade etmektedir. Derslerde başarılı olmak ancak düzenli çalışmakla mümkündür. Dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın yolu da çalışmaktan geçmektedir.
İslam dini, insanın her alanda çaba göstermesini istemiştir. Yüce Allah bir ayetinde çalışmanın gereğini şöyle vurgulamıştır: “Gerçekten insan için kendi çalışmasının karşılığından başka bir şey yoktur.” 
(Necm suresi, 39. ayet.) Bir başka ayette ise herkesin kazancının karşılığını alacağı şöyle dile getirilir: “Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.”  
(Câsiye suresi, 22. ayet.)
Allah’ın insanlara örnek olarak gönderdiği peygamberler, emekleriyle geçimlerini sağlamışlar ve çalışmanın karşılıksız kalmayacağı bilinciyle hareket etmişlerdir. Hz. Âdem çiftçilik, Hz. Musa çobanlık, Hz. İdris terzilik, Hz. Davut demircilik ve Hz. Muhammed ise ticaret yapmıştır. İslam, çalışmadan kazanmayı ve üretmeden tüketmeyi hoş karşılamaz. Bu nedenle emeğe dayanmayan tefecilik ve kumar gibi kazançlar da dinimizce haram sayılmıştır. Dinimiz, “Rızkı veren Allah’tır.” diyerek çaba ve gayret göstermeden başkalarından bir şey beklemeyi ve dilenmeyi uygun görmez. Peygamberimiz bu konuyu şöyle dile getirir: “Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, dilenmesinden hayırlıdır…” (Buharî, Zekât, 50, 53; Müslim, Zekât, 106) Hacı Bektaş Veli de “Çalışmadan geçinenler bizden değildir.” (http://huham.com) diyerek çalışmanın önemine dikkat çekmiştir.
İnsan, çalışmalı ve rızkını helal yoldan temin etmelidir. Ayrıca kazancını Allah’ın uygun görmediği yerlerde harcamamalıdır. İsraf etmeden dünyalık nimetlerden faydalanmalıdır. Bu konuda Allah şöyle buyurur: “Allah’ın sana verdiğinden (onun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. 
Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de (insanlara) iyilik et…” 
(1 Kasas suresi, 77. ayet.)
Tüm canlılara rızık veren Allah, bizleri de rızıklandırır. Bize düşen, rızkımızı temin etmek için çaba sarf etmektir. Nitekim kuşlar, karıncalar ve arılara baktığımızda onların da rızıklarını temin için gayret ettiklerini görmekteyiz.
3. 3. Dünya Hayatının Sonu: Ecel ve Ömür
Her canlının sahip olduğu yaşam süresine ömür denir. Bu yaşam serüveni ecelle noktalanır. Yeryüzü ölümlerle hüzünlenirken diğer taraftan doğumlarla neşelenir. Bir tohum tanesi uygun iklim şartlarında fidan olur. Gelişerek çiçek açıp meyve veren ağaç olur. Zaman geçer sararıp kuruyarak toprak olur. Dünya hayatı Allah’ın evrende yarattığı ilahî düzen ve ölçü içerisinde sürüp gider.
Kur’an-ı Kerim’de geçen, 
“Allah’ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (Ölüm) Belirli bir süreye göre yazılmıştır...” 
(Âl-i İmrân suresi, 145. ayet.) ayeti hayatın ve ölümün Allah’ın elinde olduğunu bildirir.
Varlıkların sonlu olması yasası gereğince her insanın da ömrü bir gün son bulacaktır. Allah bu konuda şöyle buyurur: “Her can, ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” 
(Ankebût suresi, 57. ayet.) 
İnsan için belirlenen ömür bittiğinde ecel gelir ve ölüm olayı gerçekleşir. Bu durum bir ayette şöyle açıklanır: “O (Allah), sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel, (bir ömür süresi) tayin edendir…” 
(En’âm suresi, 2. ayet.) Dünyada yaşayan varlıkların kendilerine biçilmiş birer tabii ömrü olduğu gibi uçsuz bucaksız evrenin de bir sonu vardır. Kur’an, evreni oluşturan varlıkların da sonlu olduğuna şöyle işaret eder: “…(Güneş ve aydan) her biri, belirlenmiş bir süreye kadar hareketlerini sürdürürler…” 
(Fâtır suresi, 13. ayet.) 
Dünya hayatının sona erip yeni bir hayatın başlamasına kıyamet denir. Kıyametin vaktini belirleyen de Allah’tır. Kıyametin vaktini ancak Allah bilir. Bu konu Kur’an’da şöyle açıklanır: “Kıyametin ne zaman kopacağı hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır…” 
(Lokman suresi, 34. ayet.)
Yüce Allah; kendisine inanmanın, güzel söz sarf etmenin ve iyi davranış sergilemenin karşılıksız kalmayacağını şöyle dile getirir: “Allah, inanıp iyi işler yapanları ödüllendirir. Onlar için büyük bir bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.”(Sebe suresi, 4. ayet.)
İnsan, hayatın bir sonunun olduğunu bilerek Allah’ın kendisine bağışladığı ömrü iyi değerlendirmelidir. Müslüman, hayatın her anında güzel davranışlar sergilemeye çalışmalı ve çevresine faydalı bir insan olmaya gayret etmelidir.


ÜNİTE SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi yanlış bir tevekkül anlayışıdır?
a) İhtiyaçlarımızı karşılamak için çalışmak ve Allah’tan başarı dilemek
b) Çiftçinin tarlaya tohumu atması ve Allah’a güvenmesi
c) Hastalığımızın geçmesi için tedavi olup Allah’tan şifa dilemek
d) Derslere çalışmadan Allah’tan yardım dilemek
Peygamberimizle görüşmeye gelen birisi, söz esnasında deveyle geldiğini söyleyince, peygamberimiz devesini nereye koyduğunu sorar. O da, Allah'a tevekkül ettim, der. Bunun üzerine peygamberimiz,
"Deveni iyi bağla da öyle tevekkül et." buyurur (Tirmizi,Kıyame,60)
2. Yukarıdaki hadisten hareketle aşağıda verilen sonuçlardan hangisine ulaşabiliriz?
a) Bir işimizin olması için çalışmamız yeterlidir.
b) Bir iş için önce üzerimize düşenleri yapmalı sonra Allah’a bırakmalıyız.
c) İşimizde başarıya ulaşmak için dua etmemiz yeterlidir.
d) Çalışmadan da başarıya ulaşabiliriz.
Serdar: Allah’a güvenmem  yeterlidir, çalışmasam da başarılı olabilirim.
Selçuk: Allah’ın bana yardım edeceğine inanırım
Metin: Yaratılan  rızıklardan  yararlanabilmek için çaba gösteririm
Hakan: Çalışırım, sonra Allah’a inanır ve güvenirim
3.Yukarıda bazı öğrenciler davranışlarını belirtmişlerdir. Hangi öğrencinin davranışı doğru olarak kabul edilemez?
a) Serdar    b) Hakan      c) Metin     d) Selçuk
4. İnsanın başarıya ulaşmak için bütün gayretini sarf ettikten sonra, işin sonunu Allah’a bırakıp O’na güvenmesine ne ad verilir?
a) Sabır    b) Rıza       c) Şükür     d) Tevekkül

5. Dünya hayatıyla ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

a) İnsan yaşamın sonlu olduğunun bilincinde olarak ömrünü güzellikler içinde geçirmelidir
b) Sonsuz yaşam, dünya hayatında kazanılır.
c) İnsanın yaşamı dünya hayatıyla sınırlıdır
d) Allah’ın emirlerine uygun davranan insan, ebedi olarak kalacağı cenneti kazanacaktır
6. Gelip geçici olmasından dolayı bu dünya için kullanılan ifade aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ebedi dünya
b) İmtihan dünyası
c) Baki dünya
d) Fâni dünya

7. Kadere imanla ilgili aşağıdaki cümlelerden hangisi doğrudur?
l- Kadere inanan bir insan dünyadayken elinden geldiği kadar çalışır ve daha iyi bir hayat için uğraşır.
ll- Kadere inanan bir insan her şeyi Allah'ın takdir ettiğine inanır ve kendisinin bir şey yapamayacağını düşünür.
lll- Kadere inanan bir insan hayatın zorluklarına karşı yılmaz daha çok çalışır ve mücadele eder. 
a) I-II
b) I-III 
c) II-III 
d) I-II-III

8. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini bilebiliriz
b) Bu dünyanın sonu da kıyametle gerçekleşecek.
c) Evrende var olan her canlı yok olup gidecektir
d) Başlangıcı olan her şeyinde mutlaka bir sonu vardır
"Kim doğru ve yararlı iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur. Kim de kötülük işlerse, kendi zararına işlemiş olur..." (41/Fussilet suresi, 46)
9. Aşağıdakilerden hangisi yukarıda verilen ayetle çelişmektedir?
a) Bizim yaptığımız kötülüklerin cezasını başkaları da çeker
b) İnsan iyiyi seçer, iyilik yaparsa iyiyi kazanır
c) İnsan kötü­yü seçer, kötülük yaparsa kötüyü görür
d) İnsan ne için çalışır, çaba gösterirse onu elde eder

10. "Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz." atasözü aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir?
a) Dua etmek
b) Uyumak
c) Çalışmak
d) Yardım istemek
Ferhunde: Çalışmayıp, kendi yapmamız gereken işler için dua edebiliriz.
Fikret: İnsan ancak çalışmasının karşılığını elde eder
Necla: İnsana çalışmasının karşılığı eksiksiz verilecektir
Şevket: Dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşabilmenin yolu çalışmaktan geçmektedir
11. Yukarıda bazı öğrenciler davranışlarını belirtmişlerdir. Hangi öğrencinin davranışı doğru olarak kabul edilemez?
a) Şevket
b) Necla  
c) Fikret 
d) Ferhunde
Hatice: Başımıza bir kötülük geldiği zaman sabrederim
Hanım: Sıkıntılardan Allah’a sığınırım
Fatma: Sıkıntılı bir anımda isyan ederim
Ayşe: Allah’tan hayırlısını isterim
12. Yukarıda bazı öğrenciler davranışlarını belirtmişlerdir. Hangi öğrencinin davranışı doğru olarak kabul edilemez?
a) Hatice     b) Fatma         c) Ayşe       d) Hanım 
13. Özgürlük ve sorumluluk ilişkisiyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) İnsan, özgürlüğü oranında yaptıklarından sorumludur
b) Herkes kendi davranışlarının hesabını verecektir 
c) Allah, kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklememiştir
d) İnsanın sınırsız özgürlüğü ve sınırsız sorumluluğu vardır
Arda: Hayır ve şer Allah’tandır
Tuncay: Hayır gördüğümüzde şer, şer gördüğümüzde hayır olabilir
Semih: Allah yapacaklarımızı önceden bilmektedir
Servet: Allah yapacaklarımızı bildiği için sorumlu olmayız
14. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Servet     b) Tuncay    c) Semih      d) Arda
Burcu: Bütün davranışlarımdan sorumluyum.
Büşra: Cüz’i irademi kullanarak seçimler yapabilirim.
Tuğba: İradem dışındaki davranışlarımdan sorumlu değilim
Havva: Özgür olduğum davranışlarımdan sorumluyum
15. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Büşra     b) Havva      c) Tuğba    d) Burcu
16. Aşağıdakilerden hangisi insanın özgür olmadığı davranışlardandır?
a) Nefes alıp vermek           b) Yemek yemek
c) Televizyon seyretmek     d) Kitap okumak
17. Aşağıdakilerden hangisi insanın özgür olmadığı davranışlardandır?
a) Ders çalışmak,          b) Namaz kılmak
c) İyilik yapmak            d) Kalp atışı
18. İnsanın iradesiyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Cüz'i iradedir
b) Allah’ın iradesinin yanında çok küçük bir iradedir
c) İnsanın sorumlu tutulmasının sebebi iradesinin olmasıdır
d) İnsan iradesi olmasaydı da sorumlu tutulurdu
19. Allah’ın iradesiyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Külli iradedir
b) İnsanın iradesi Allah’ın iradesini kuşatır
c) Her şey Allah'ın iradesindedir
d) Allah'ın iradesi her şeyi kuşatmıştır
Men zellezî yeşfeu indehû illâ biiznih  
Velâ yuhîtûne bişey'in min ilmihî
20. Ayetel kürsi’de boş bırakılan yeri doldurunuz
a) La te'huzühû sinetün velâ nevm
b) Ya'lemü mâ beyne eydihim vemâ halfehü
c) Velâ yeûdühû hıfzuhümâ 
d) Vesia kürsiyyühüs-semâvâti
21. Aşağıdaki davranışlardan hangisi “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır” düşüncesine aykırı bir davranıştır?
a) Başımıza bir kötülük geldiği zaman sabretmek
b) Sıkıntılardan Allah’a sığınmak
c) Fakirliğe düşünce hırsızlık yapmak
d) Allah’tan hayırlısını istemek.
Hatice: Allah’ın emrettiği şeyler her zaman iyi ve yararlıdır
Şerife: Biz her işin hayır ve şer yönlerini bilebiliriz
Duygu: Allah şerri hayrın kıymetinin bilinmesi için yaratmıştır
Şule: Allah’ın yasakladıkları her zaman kötü ve zararlıdır
22. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Şerife       b) Şule      c) Duygu     d) Hatice
23. Kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlara ne ad verilir?
a) Hayır      b) Kaza       c) Kader        d) Şer
24.  İyi, güzel ve sonuç bakımından insanlara yararlı olan iş ve davranışlara ne denir?
a) Şer       b) Kaza      c) Hayır      d) Sevap
Yalçın: Kader ve kaza dinimizin inanç esaslarından biridir
Hasan: Allah insanın yapacaklarını ezeli ilmiyle bilmektedir
Ferdi: İnsanlar Allah’ın yazdığı şekilde davranışlarda bulunurlar
Mevlüt: Evrendeki her şey Allah'ın belirledi­ği yasalara göre düzenlenmiştir
25. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Yalçın     b) Ferdi    c) Mevlüt      d) Hasan
26. Aşağıdakilerden hangisi toplumsal yasalara örnek olamaz?
a) Köy ve kasaba gibi yerlerde geleneklere bağlılık daha güçlüdür
b) Canlılar doğar, büyür ve ölür
c) Gelir dağılımız adil olmadığı toplumlarda toplumsal barış bozulur
d) Bilgisiz ve eğitimsiz toplumlarda suç oranı daha yüksektir
27. Allah’ın önceden belirlediği şeyleri yeri ve zamanı geldiği zaman yaratmasına ne ad verilir?
a) Kaza   b) Tevekkül    c) Kader    d) Kıyamet
"Onun varlığının bel­gelerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir."
28. Yukarıdaki ayette aşağıdaki yasalardan hangisine işaret edilmiştir?
a) Kimyasal yasalar
b) Toplumsal yasalar
c) Fiziksel yasalar
d) Biyolojik yasalar
29. Yüce Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin hepsini önceden bilip belirlemesine ne ad verilir?
a) Şer     b) Kader     c) Kaza      d) Hayır
Ahmet Ali: Allah, insanı kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır
Hakan: Allah, insanı iyi ve kötü amellerle imtihan etmektedir
Muharrem: İnsan, Allah'ın emir ve yasaklarına uymakla sorumlu tutulmuştur
Emin: İnsanlar yaptıkları işlerde özgür değillerdir
30. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Ahmet Ali                    b) Hakan
c) Mehmet Emin            d) Muharrem
31. Aşağıdakilerden hangisi toplumsal yasalara örnek olamaz?
a) Köy ve kasaba gibi yerlerde geleneklere bağlılık daha güçlüdür
b) Bilgisiz ve eğitimsiz toplumlarda suç oranı daha yüksektir
c) Gelir dağılımının adil olmadığı toplumlarda toplumsal barış bozulur
d) Canlılar doğar, büyür ve ölür
32. Toplumsal yasalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) Toplumsal yasalar fiziksel ve biyolojik yasalar kadar kesindir
b) Toplumsal yasalar olaylar arasında neden sonuç ilişkisinin olduğunu belirtir
c) Toplumsal yasalar evrenseldir
d) Toplumsal alanda geçerli olan yasalardır
33. Biyolojik yasalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) İnsanın yaşamı biyolojik yasaların sınırları içinde sürmektedir
b) Fiziksel ve biyolojik yasalar, birbiriyle tam bir uyum ve bütünlük içindedirler
c) Bu yasa bütün canlı varlıklar için geçerli değildir
d) Biyolojik yasalar süreklidir ve değişmez
34. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Fiziksel yasalar evrende yaşama ortamı oluşturur
b) Kur’an da fiziksel yasalarla yaşama ortamı arasındaki ilişkiye değinilmiştir
c) Allah fiziksel yasaları evreni yaratmadan önce belirlemiştir
d) Fiziksel yasalar olmasa da evrende yaşam olabilirdi
"Onun varlığının bel­gelerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir."
35. Yukarıdaki ayette aşağıdaki yasalardan hangisine işaret edilmiştir?
a) Kimyasal yasalar
b) Fiziksel yasalar
c) Biyolojik yasalar
d) Toplumsal yasalar
36. Aşağıdakilerden hangisi fiziksel yasalardan değildir?
a) Canlıların üremesi
b) Isıtılan metallerin genişletilmesi
c) Yer çekimi kanunu
d) Suyun 100 derece sıcaklıkta kaynaması
37.  Fiziksel yasalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) Doğa yasalarıdır
b) Her varlık, bu yasaların sınırları içinde işlevlerini yürütür
c) Fiziksel yasalar değişebilir
d) Fiziksel yasalar zorunludur
"Gece ve gündüzün peş peşe gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan bir toplum için ibretler vardır."(Yunus suresi, 6)
38. Yukarıdaki ayette asıl olarak anlatılmak istenilen aşağıdakilerden hangisidir?
a) Gece ve gündüz peş peşe gelmektedir
b) Allah gökleri ve yeri yaratmıştır
c) Her şeyde bir ölçü vardır
d) İnsan Allah’ın yarattıklarını düşünüp ibret almalıdır
Tuncer: Doğada denge ve düzen yoktur
Erdaş: Evrendeki var­lıklar kendi içinde tutarlı ve uyumludur
Burak: İnsanın yaratılışında bir ölçü vardır
Ali: Allah, evrende bulunan her şeyi bir ölçüye göre yarat­mıştır
39. Yukarıda bazı öğrencilere ait görüşlere yer verilmiştir. Hangi öğrencinin görüşü doğru olarak kabul edilemez?
a) Tuncer      b) Burak       c) Erdaş    d) Ali
"...Allah'ın katında her şey bir ölçüye göredir." 
(13/Ra'd suresi, 8)
"...Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah'tır." 
(25/Furkan suresi, 2)
40. Yukarıdaki ayetlerden hareketle aşağıdaki sonuçlardan hangisine ulaşılamaz?
a) Her şey Allah tarafından yaratılmıştır
b) Her şeyin yaratılmasında bir düzen vardır
c) Evren kendi kendine gelişigüzel yaratılmıştır
d) Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...