20 Eylül 2017

EFESLİ HERAKLİTOS PDF E-KİTAP


EFESLİ HERAKLİTOS
PDF E-KİTAP

Kybalion_Antik_Mısır_ve_ Yunan_Hermetik_Felsefesi pdf e-kitap



pdf e-kitap

Kahramanın-Sonsuz-Yolculuğu-Joseph-Campbell pdf e-kitap


Joseph-Campbell pdf e-kitap

SEVGİLİ EFENDİMİZE MUHAMMEDÎ DUA (sallallâhü aleyhi ve sellem ve ala âlihî) PDF E-KİTAP


SEVGİLİ EFENDİMİZE MUHAMMEDÎ DUA  
(sallallâhü aleyhi ve sellem ve ala âlihî)  
PDF E-KİTAP

ZİKİRLER, ANLAMLARI, FAZİLETLERİ


ZİKİRLER, ANLAMLARI, FAZİLETLERİ ile ilgili görsel sonucu
ZİKİRLER, ANLAMLARI, FAZİLETLERİ 

 A-KELİMEYİ ŞEHADET;  " Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.’’ demektir . 

Şehadeti söylemenin 130 kadar faydası vardır.  Bunlardan 30 tanesi şunlardır: 
 Dünyada olan 5 fayda 
 1- Adı güzel çağrılır 
 2- İslamın emir ve yasakları kendisine farz olur. 
 3- Cezadan ve aşağılanmaktan kurtulur. 
 4- Allahü azim-üş-şan, ondan razı olur. 
 5- Cümle müminler ona muhabbet eder. 
 Ölürken olan 5 fayda 
 1- Azrail aleyhisselam ona güzel suretle gelir. 
 2- Yağdan kıl çeker gibi ruhunu alır. 
 3- Cennet kokuları gelir. 
 4- Müjdeci melekler gelir 
 5- Merhaba yâ mümin! Sen cennetliksin denir. 
 Kabirde olan 5 fayda 
 1- Kabri geniş olur. 
 2- Münker ve Nekir güzel suretle gelir. 
 3- Bir melek ona bilmediğini talim eder( öğretir ) 
 4- Allahü azim-üş-şan bilmediğini hatırına getirir. 
 5- Cennetteki makamı görünür. 
 Arasat’ta olan 5 fayda 
 1- Sual ve hesabı kolay olur. 
 2- Kitabı sağından verilir. 
 3- Mizanda sevabı ağır gelir. 
 4- Arş’ın altında gölgelenir. 
 5- Sıratı yıldırım gibi geçer. 
 Cehennemde olan 5 fayda 
 1- Cehenneme girerse, Cehennem ehli gibi gözleri gök olmaz. 
 2- Şeytanı ile çatışmaz. 
 3- Ellerine ateşten kelepçe, boynuna zincir vurulmaz. 
 4- Hamim suyundan içirilmez. 
 5- Ebedi cehennemde kalmaz. 
 Cennette olan 5 fayda 
 1- Cümle melekler ona selam verir. 
 2- Sıdıklar ile refik olur. 
 3- Ebedi cennette kalır. 
 4- Allahü teala ondan razı olur. 
5- Allahü tealanın cemalini görür. 
 1-En kıymetli tesbih, namazlardan sonra çekilen : 
 Sübhanallah 
Anlamı: Allah noksanlardan uzaktır, kemal sıfatlarla muttasıftır(sonsuz yüce sıfatlara sahiptir). 
 Elhamdülillah 
 Anlamı: Hamd Allahadır( Bütün övgüler ona aittir.
Övülmeye değer sadece Yüce Allah (C.C) dir.) 
 Allahü ekber 
Anlamı: Allah en büyüktür Namaz tespihatının önemi:  
"Resullullah Efendimizden sav rivayet edildiği üzere farz namazın edasından sonra toplam yüz defa tesbih Sübhanellah hamd elhamdülillah 
tekbir Allahüekber ve bir defa tehlil la ilahe illallah okunmasının sırrı bu fakire göre namaz içindeki eksiklikleri tekbir ve tesbihle telafi etmek bu ibadeti layıkiyle ve tam olarak yerine getiremediğini itiraf etmektir" (İmamı Rabbani Mektubatı Rabbani İstanbul Semerkand yayınları) demiştir. Yine namazdan sonra tesbihat yapmanın bir diğer önemli hikmeti her bir zikrin insan için birer sadaka hükmünde olmasıdır. (Müslim zekat 53 Mesacid 142)  Bu tesbihlerden sonra en kıymetli tesbih ve zikir La ilahe illallah demektir
(aşağıda anlam ve fazileti bulunmaktadır) 

2-Peygamberimiz (sav), 
"İki kelime vardır Söylemesi çok kolaydır Terâzîde çok ağır gelirler ” "SübhânAllahi ve bi-hamdihi sübhânAllahil-azîm”  Anlamı: "Allah'ı, ona hamd ederek tesbih ederim, büyük Allah'ı tesbih, ederim” Fazilet: "Günde yüz defa sübhânallâhi ve bihamdihî diyen kimsenin deniz köpüğü kadar dahi olsa tüm günahları affolunur" 
124.000 SEVAP YAZILIR. BU KELİME ALLAH'IN C.C. EN SEVDİĞİ HAMDLERDEN BİRİDİR. DİLDE HAFİF MİZANDA AĞIRDIR 

3-Çok önemli zikirler salavatlardır. Sürekli salavat getirin; zira salavat amellerin en üstünüdür.
Pek çok salavat vardır.Her birisinde pek çok hikmet vardır. Aşağıdaki salavat en sık okunan salavatlardandır.  "Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed”
 Anlamı: "Allahım (peygamberimiz) Hz.Muhammed'e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.” 
 Faziletleri: 
 Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: 

* KIYAMET GÜNÜ BANA İNSANLARIN EN YAKIN OLANLARI ÜZERİME EN ÇOK SALAVATI ŞERİFE GETİRENLER OLUCAKTIR . 

* KİM Kİ BANA BİR DEFA SALAVATI ŞERİFE GETİRİRSE ALLAHU TEALA O KİMSEYE ON DEFA SALAVAT GETİRİR . 

 *KİM Kİ CENABI HAKKA ONU MEMNUN VE RAZI ETMİŞ OLDUĞU HALDE KAVUŞMAYI SEVİNÇLE İSTERSE BENİM ÜZERİME ÇOKCA SALAVATI ŞERİFE GETİRSİN . 

 *KİMKİ BANA BİR KERE SALAVAT GETİRİRSE ALLAHU TEALA O KİMSEYE ON DEFA SALAVAT GETİRİR. VE ONUN ON GÜNAHINI BAĞIŞLAR VE ONUN DERECESİNİ ON DEFA YÜKSELTİR VE ONUN SEVAB DEFTERİNE ON SEVAP YAZAR . 

 * EY ÜMMETİM! CUMA GÜNLERİ BANA DAHA ÇOK SALAVATI ŞERİFE GETİRİNİZ ÇÜNKÜ ÜMMETİMİN CUMA GÜNLERİ GETİRMİŞ OLDUĞU SALAVATI ŞERİFE BANA ARZOLONUR . KİM Kİ BANA SALAVATI ŞERİFE GETİRİRSE BANA DAHA ÇOK YAKIN OLUR . 

 *ÜMMETİMDEN HERHANGİ BİR KİMSE BANA SALATU SELAM GÖNDERİRSE ALLAH BANA RUHUMU İADE EDER . BENDE ONUN SELAMINI ALIRIM . 

 *ÜMMETİMDEN HER HANGİ BİRİ İŞİ GÜCÜ BOZULUP İHTİYAÇLARI ZORLAŞIP ÇIKMAZA GİRDİĞİ ZAMAN BENİM ÜZERİME ÇOK ÇOK SALEVATI ŞERİFE OKUSUN ZİRA BENİM ÜZERİME OKUNAN SALAVATI ŞERFİLER TÜM HÜZÜN VE KEDERLERİ SIKINTI VE TASALARI MÜSİBETLERİ İZALE EDER. RIZIKLARI ÇOĞLATIR İŞLERİN İHTİYAÇLARIN GÜZELCE SONA ERMESİNİ SAĞLAR . 

*KİM Kİ BENİM ÜZERİME BİR GÜNDE BİN (1.000) KERE SALEVATI ŞERİFE GETİRİRSE CENNETTEKİNİ YERİNİ GÖRMEDEN ÖLMEZ . 

*KİM Kİ BANA SABAHLEYİN ON DEFA VE AKŞAMLEYİN ON DEFA SALEVATI ŞERİFE GETİRİRSE KIYAMET GÜNÜ ŞEFAATİM ONA ULAŞIR . 

*KİM Kİ BENİM ÜZERİME BİR SALEVATI ŞERİFE GETİRİRSE ALLAHU TEALA ONA BİR KIRAT SEVAB YAZAR KIRAT İSE UHUD DAĞININ BİR MİSLİ KADARDIR 

 *EY ÜMMETİM NEREDE OLURSANIZ OLUN BANA SALATU SELAM OKUYUN ÇÜNKÜ SİZİN SALATU SELAMINIZ BANA ULAŞIR . 

 *BENİM ÜZERİME SALAVATI ŞERİFE GETİREN KİMSE İÇİN SIRAT KÖPRÜSÜ ÜSTÜNDE BİR NUR OLACAKTIR . BİR KİMSE SIRATTAN GEÇERKEN NUR EHLİ OLUNCA ARTIK CEHENNEM EHLİ OLMAZ . 

*ÜMMETİMDEN BİR KİMSE CENABI HAKTAN BİR DİLEKTE BULUNACAĞI ZAMAN ALLAHIN PEYGAMBERİNE SALAVAT GETİRSİN . SALAVATI ŞERİFE GETİRDİKTEN SONRA İSTEYECEĞİ ŞEYLERİ İSTESİN VE SONRA YİNE ALLAHIN PEYGAMBERİ HZ MUHAMMED (a.S) A SALAVATI ŞERİFE GETİREREK DUASINI BİTİRSİN ÇÜNKÜ İKİ SALAVAT ARASINDAKİ DUA KABUL OLUR ZİRA CENABI HAK ÇOK MERHAMETLİ ÇOK KEREM SAHİBİDİR İKİ SALAVATI ŞERİFEYİ KABUL BUYURUP DA İKİSİ ARASINDAKİ İSTEKLERİ BOŞ ÇEVİRMEZ REDDETMEZ ONLARIDA KABUL EDER VE VERİR . 

 4-Her namazın arkasından, her günah işlediğinizi düşündüğünüz anda,dua etmeden önce, aklınıza geldiği an mutlaka tevbe edin.Sık sık bu zikri yapın. 
Aşağıda en sık kullanılan tevbe zikri verilmiştir.  "Estağfirullahel'azîm (el kerim, er rahim) ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyume ve etubü ileyh.”   Anlamı: "Kendisinden başka ilah olmayan, ebedî hayatla diri olan  "Hay”, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup, her şeyi ayakta tutan, kâinatı yöneten, ”Kayyum” (keremi ve ihsanı bol )

"Kerim”, merhameti ve bağışlaması bol, esirgeyen "Rahim”) olan Yüce Allah’dan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim.!” Fazileti: Hadis-i şerifte, (Her namazdan sonra, üç kere, Estağfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyume ve etubü ileyh okuyanın, bütün günahları afv olur) buyuruldu" Yatağa girince 3 defa "Estağfirullah el azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyum ve etubü ileyh" okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü kadar pek çok olsa da, affolur. [Tirmizi] Günde en az 99 tevbe zikri edilmesi önerilir. Okuyan kimsenin günahlari, deniz köpügü kadar pek çok olsa da, affolur. 

5 -"Rabbiyesir vela tuassir Rabbi temmim bil-hayır” "Rabbim işimi kolaylaştır, güçleştirme, Rabbim bu işi hayırla tamamla!” Her işe başlamadan önce mutlaka bol bol zikrediniz.Okuyan ve zikreden insanlar faziletini anlata anlata bitiremez. -İşiniz hayırla sonuçlanır. -Zor işler zahmetsizce tamamlanır. -Kapalı yollar açılır, ders çalışanlar kolayca anlar. -Öğrenmeyi istediğiniz şeyleri kolayca öğrenirsiniz. -Sınavlara girmeden önce okuyun (Ama çalışmadan beklentiye girmeyin ) -Size zahmetli olan, sıkıntılı olan her iş hafif ve sıkıntısız şekilde hallolur. 

 6 -"Ya Zel-celal vel-ikram” Anlamı: "Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi Büyüklük, fazl ve kerem sahibi. Hem yücelik hem de fazl şeref ve kerem sahibi Celal ve Kemal'i mutlak ve hakiki olan. Her nimet Allah Teala'dan gelir; nimeti yaratan da sevk eden de dağıtan da ancak O'dur. Celâl ve ululuk sahibidir. İkrâm ve ihsân edicidir. Hürmet ve saygıya yegane lâyık ve tüm büyüklüklere sahip olandır. Büyüklük ve kerem sahibi.!”  Fazileti: Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) [Rahman 27] (Celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin adı çok yücedir.) [Rahman 78] [ Celal, Allahü teâlânın kahr ve gazab sıfatlarındandır, azamet, büyüklük, hiçbir şeye muhtaç olmamak demektir.] Âyet-i kerimede geçen zül-celal vel-ikram ifadesinin ism-i a’zamdan olduğu bildirilmiştir. 
Bu bakımdan bilhassa dualarda bunu çok söylemek gerekir.  Peygamber efendimiz, bir kimsenin (Ya zel-celali vel-ikram) diyerek dua ettiğini duyunca, (Allah’tan ne istersen iste, duan kabul olur) buyurdu. (Tirmizi) Başka bir hadis-i şerif de şöyle: (Ya zel-celali vel-ikramı çok söyleyin, ona çok devam edin.) [Tirmizi] 

 7 -"Hasbiyallahu lailahe illahu aleyhü tevekkeltü ve hüve rabbül arşil aziym” "Allah'a güvendim (bana yeter)ondan başka ilah yoktur, O vardır, ki bende O'na bağlanıp işimi ona bıraktım; O arşın aziym rabbidir.” Fazilet: "Ayet-i kerimesini okumayı adet haline getirirse herhangi bir maksadına ulaşması için bu kafidir. Bu maksadı ister dünya işleri ile ilgili olsun, istersede yalnış ve hayırsız iş her dilediğine kavuşur.” Başınıza ne gelirse gelsin bu zikriyatı yapın.Allah(C.C) a havale ettiğiniz her şey mutlaka hayırla sonuçlanacaktır. Enaz Sabah ve Akşam 7 şer kere inanarak okunmasının herşeye yeteceği bildirilmiştir. 

 SANCILAR İÇERİSİNDE KIVRANAN KİMSEYE 
 Ayağı uyluk kısmından kırılmış bir kimseyi getirdiler sancılar içerisinde kıvranan ve feryat eden o kimseye Ebu Ma'şer : Elini yerine koy ve Tevbe sure-i şerifesinin sonu olan ("Fe in tevellev fe kul hasbiyallahü la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil aziym”) Ayet-i kerimeyi oku der. Derhal sancısı kesilen kimsenin bir müddet sonra da kırılan uyluğu şifa bulur. 

 8 -" Sübhâna'l-lâhi mil'el mizân ve müntehe'l-ilmi ve meblega'r-rizâ ve zinete'l-ars” "Mizanin dolusu kadar, ilmin genişliği kadar, Allah'in razi olacagi kadar ve arşın agırlıgı kadar, Allah'i (c.c.) tesbih ederim” Fazileti: "Resülullah Efendimiz Soruyor ? Resülullah Efendimiz, Imam Ali (Kerremallahü Vecdehü)`ye soruyor: Sizi, ömrünüzün uzun olmasi sevindirir mi? Sizi, rizkinizin bol olmasi sevindir

19 Eylül 2017

‘Vahhabilik’ İstanbul’da mı doğdu?



‘Vahhabilik’ İstanbul’da mı doğdu?


Osmanlı idaresindeki Hicaz ve Basra'daki ders halkalarına katılan Abdulvahhab, Türkiyeli İslamcılar arasında sık sık alevlenen tartışmalardan biri de, yerlilik ve millilik. Tartışma sırasında, ‘yerlilik’ vurgusu yapan İslamcıların, Suriye’de var olan savaşın popüleritesinden faydalanan kişilerin ‘yabancı’ bir din algısını Türkiye’de yaymak istediğine dair görüşlerini dillendirdiği görüldü.  Buna göre; çeviri kaynaklar ve gündelik bilgiler ile beslenen gençlerin milli şuurdan uzak kaldığı ve yerli ilim adamlarını tanımadıkları vurgusu yapıldı. Tartışmanın diğer tarafındaki İslamcılar ise, Müslüman milletlerin bir ‘ötekisi’ olmadığını savunarak, bu anlamda evrensel bir din olan İslam’ın ‘millilik ve yerlilik kıskacına sokulamayacağını’ savundu. Son dönemlerde sosyal medyada tekrar gündeme gelen bu tartışmada taraflar kendilerini savunurken çeşitli retorikler kullandı. Birleşme mi ayrışma mı? Bu konudaki görüşlerin şekillenmesinde tarihe olan bakış açısı önemli bir nirengi noktası oldu: Kimlikler üzerinden ayrışma mı, ortak tarih üzerinden birleşme mi? Tarihi metinler ve tecrübeler, toplumlar için harita rolü gören kimliğin hareket noktasıdır. Bu anlamda her yeni kimlik bir ayrışma anlamına gelse de, tarihsel verilerin sadece ‘yıkıcı’ bir rolü olduğunu ifade etmek yanlış olacaktır. Nitekim tartışmalar sırasında en dikkat çeken ayrıntı, İslam dinini benimsemiş farklı milletlerin, aralarına kalın çizgiler konulamayacak kadar ortak bir tarihe ve ciddi bir etkileşime sahip oldukları gerçeği olmuştur. Tarihsel hafıza, siyasal bir sorun alanı ve hatta savaş sahnesidir. Ancak okuyucularına oldukça ilginç kesişim manzaraları da sunabilir. Güncel tartışmanın taraflarından biri olan sosyal medya kullanıcısı serisi belki de bu manzaralardan birini bizlere sunuyor. Mepa News olarak, söz konusu seriyi herhangi bir müdahalede bulunmadan ilginize sunuyoruz: “Günümüzde dinini kavmi ve coğrafyasına göre belirleyenler, “Vehhabilik” bize ait değil diye tezvirat yapıyor. 

Bakalım öylemiymiş. Bilindiği gibi Muhammed bin Abdulvahhab ve onun etkisiyle Necid merkezli oluşan, “Necdi Davet” hareketi, günümüze kadar etkisini sürdürdü. Elbette, Rasulullah(sav)’ın “coğrafyası” Arap Yarımadası’ndan çıkan bu hareket, birilerine göre “bize yabancı” ve “dışarıdan ithaldi”. Ancak hareketin tarihi ve ortaya çıkışına bakıldığında,bugün “Vehhabilik” denilerek karalanan davet hareketinin kökeni “İstanbul”a dayanıyor. Hikayemiz, İslam tarihinde önemli bir yere sahip Osmanlı Devleti döneminde başlıyor. Bu tarihlerde Osmanlı müslümanların lideri konumunda. Osmanlılar, bir taraftan cihad ve gaza ile meşgul olurken, öbür taraftan alim ve fakihlerin davet çalışmalarının önünü açıyordu. Daha öncesinde de bazı isimler ön plana çıksa da, özellikle Kanuni Sultan Süleyman devrinde, bu anlamda önemli gelişmeler yaşandı. Burada en kritik isim, Kanuni Sultan Süleyman ve 2. Selim devrinde Şeyhülislamlık yapan, “Ebu’s Suud Efendi”ydi. Büyük bir İslam alimi. Ebu’s Suud Efendi büyük bir alim ve Şeyh’ul İslam olduğu dönemlerde, bid’at ve hurafe ehli Sufilere karşı büyük bir mücadele yürüttü. Kanuni Sultan Süleyman buna göre sapkınlıkta ileri giden Sufi şeyhleri idam etti. Meşk, dans, sema gibi sapkınlıklar yasaklandı. Bu konuda oldukça hassas isimlerden biri de, meşhur Sokullu Mehmed Paşa’ydı. Bid’at ehline karşı amansız mücadelesiyle tanınıyordu. Sokullu’nun bu anlamdaki destekçilerinden biri de, İslam tarihine adını altın harflerle yazdıran, meşhur Balıkesirli İmam Birgivi’ydi. İskilipli Ebu’s Suud Efendi’nin yanı sıra, Balıkesirli İmam Birgivi, Osmanlı Padişahı Kanuni ve 2. Selim devrinde önemli işler yaptı.Burada en büyük destekçilerinden biri de, en başarılı Osmanlı Sadrazamı Sokullu’ydu. Ki kendisi Sufiler tarafından şehid edilmiştir. Osmanlı tarihi boyunca ilmi anlamdaki en büyük eserleri veren Şeyhulislam Ebu’s Suud ve İmam Birgivi, ardında çok büyük bir etki bıraktı. Sokullu’nun şehadeti ve Ebu’s Suud gibi önemli isimlerin vefatının ardından, Yeniçeriler arasında Bektaşilik bütünüyle hakim oldu. Aynı dönemlerde sufi dervişler ve şeyhler de etkinliğini artırmış, Osmanlı’da bazı bozulmalar başgöstermişti. Bunun yansımaları da oluyordu. Bu dönemde, cihad ve gaza aksatılmış, bid’at ve hurafelerle din sulandırılarak, İslam şiarları gözardı edilir olmuştu. Buna bir itiraz geldi. Bu itirazı yükselten ses, İmam Birgivi’nin hemşehrisi, Balıkesirli “Kadızade Mehmed Efendi”ydi.Kendisi İmam Birgivi’nin yolundan gidiyordu. Süleymaniye ve Aya Sofya gibi camilerde vaizlik yapan Kadızade Mehmed Efendi, kısa sürede büyük bir taraftar kitlesine ulaşmıştı. Ki, kendisiyle benzer görüşleri paylaşan pek çok alimler de vardı. Bunlar, çoğunlukla İmam Birgivi ve Ebu’s Suud’un takipçileriydi. İmam Birgivi, Osmanlı üzerinde oldukça büyük bir etki bırakmıştı. Ki, kendisi İbn-i Teymiyye’nin eserlerini şerh eden bir isimdi. Meşhur eseri, “Tarikat-ı Muhammediyye” Osmanlı uleması ve toplumu üzerinde büyük etki bırakmıştı. Bir dönemde eleştirilmesi bile yasaklandı. Kanuni, Sokullu döneminin ardından, bu görüşlerin devlet üzerinde etkili olduğu bir diğer dönemse, “Köprülüler” diye anılan meşhur devirdi. Özellikle Sultan 4. Murad devrinde büyük Padişah’dan destek gören Kadızadeli Mehmed Efendi, İstanbul’da büyük bir etkiye ulaşmıştı. Devlet idaresi ve yeniçerilerdeki bozulmaya karşı önlemler alan 4. Murad’ın en büyük destekçilerinden biri de, Kadızadeli’ydi. Kendisi, 4. Murad için İbn Teymiyye’nin bir eserini çevirmişti. 4. Murad, bunları devlet idaresindeki yolsuzluğa karşı uygulamaya koymuştu. Yine İbn Kayyım’ın eserleri de çevrilmişti ve özellikle “kabir ziyaretleri” v.b. konularda toplumdaki yanlışlara müdahale edilmeye başlandı. Aynı dönemde sufi çevreler de bu durumdan rahatsız olmuştu ve “Padişah Şeyhi” olan Kadızade Mehmed Efendi’nin ayağı kaydırılmak isteniyordu. Elbette bu dönemde Padişah’ı etkilemeye çalışan Halveti Şeyhi Abdulmecit Sivasi’yle Kadızadeli arasında ciddi bir gerilim vardı. Bu durum, Kadızade’nin vefatına kadar devam etti. Onun ardından yeni bir isim ön plana çıktı, Muhammed el-Üstüvani ve etkisini genişletti. Esasında Osmanlılar’da bidatlere karşı amansız mücadele veren alim,vaiz & ilim talebelerinden oluşan bu harekete,Fakılar(Fakihler) deniyordu. Bu durum, söz konusu gruba halk nazarında “meşruiyet” sağlıyor diye,muhalifleri onlara Mehmed Efendi’ye nisbetle,”Kadızadeli” demeye başladı. Aslen Şamlı ve “Hanbeli” olan Üstüvani Efendi, İstanbul’a gelince Kadızadelilerin etkisiyle Hanefiliği benimsedi ve Padişah Şeyhi oldu. Osmanlı cami ve medreselerinde büyük bir etkinlik kazanan bu grup, emr-i bil maruf ve nehyi anil münker için aktif olarak sokağa çıktı. Sadrazam ve Padişah’ın da destek verdiği grupla birlikte, İstanbul’da devlet tarafından bazı sufi tekkeler basılıp kapatılmaya başlandı. İstanbul’da sema ve raks eden dervişler dövülüyor, bid’at merkezine dönüşen tekkeler kapatılıyordu. Elbette bu durum çatışmalara yol açtı. Kadızadeliler’le Sufiler arasında baş gösteren kavga ve çatışmalar sebebiyle Köprülü Mehmed Paşa duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Karışıklık çıkarma suçlamasıyla idamı istenen Üstüvani’yi Kıbrıs’a süren Köprülü, bazı sufi şeyhleri ise astırdı.Üstüvani oradan Şam’a geçti. Köprülü Mehmed her ne kadar Kadızadeliler’e karşı gözükse de, amacı devlet idaresini tesis etmekti. Ki Kadızadeliler’i idam etmeyi reddetti. Yine kendisi, Sufilerin sema, raks gibi sapkınlıklarını yasaklamayı sürdürdü. Oğlu Fazıl Ahmed’in en yakın dostu ise,”Mehmed Vani Efendi”ydi. Kadızadeliler Hareketi’nin bir sonraki önde gelen ismi, Mehmed Vani ise, 4. Mehmed ve oğlunun hocalığı görevine getirildi. Etkisi büyüktü. Bu durum Merzifonlu Kara Mustafa Paşa devrinde de devam etmiş, tarihe “Köprülüler Devri” diye geçen dönemin önemli bir parçası olmuştu. Kadızadeliler, bu anlamda yozlaşmaya başlayan Osmanlı Devlet idaresi ve toplumunda önemli bir yenilenme ve dirilişin tetikleyicisi olmuştu. 2. Viyana kuşatmasına giden süreçte de Kadızadeliler ve Mehmed Vani Efendi önemli bir rol üstleniyordu. Kendisi orduyla birlikte yola çıktı. 2. Viyana Kuşatması’nda Merzifonlu’yla birlikte yer alan Mehmed Vani Efendi, yaşanan bozgunun ardından sürgüne mahkum edildi. Mehmed Vani Efendi Bursa’da vefat etti. Merzifonlu idam edildi. 4. Mehmed de tahttan indirilip Edirne’ye sürüldü. Kadızadeliler bitirildi. Onun ardından Osmanlı idaresi ve merkezine, neredeyse bütünüyle sufi zihniyet hakim oldu. Viyana bozgunu fırsata çevirerek bunu yaptılar. Tabi ki, Kadızadeliler İstanbul ve Osmanlı idaresinden silinseler de, İslam dünyasının farklı bölgelerine yayıldılar. En önemlisi, “Şam”. Burada önemli isimlerden biri, Muhammed Üstüvani Efendi’ydi. Kendisi İstanbul’dan sürülünce Şam’a gitmişi. Emevi Cami’sinde dersler verdi. Vefatının ardından yerine oğlu geçti ve Osmanlı idaresindeki Şam çevresinde, Kadızadelilerin etkisi sürmeye devam ederek varoldu. Yine bunlardan bir diğer önemli isimse, Faslı Muhammed bin Suleyman el-Mağribi’dir. Bu isim, Mehmed Vani’yle iletişimi olan bir isimdir. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa üzerinden oluşan bu iletişimle, “Şazeli Tarikatı” mensubu el-Mağribi, önemli bir değişim yaşar ve Hicaz’a gider. Sufi Şazeli tarikatına mensup olmasına rağmen, Harameyn bölgesinde bid’at ve hurafelere karşı büyük bir mücadele verir. Bu yüzden sürülür. O da 1683 yılında Şam’da vefat eder. Her ne kadar İmam Birgivi ve Kadızadeliler zayıflasa da, bu bölgeler de kısmen etkisini sürdürür. Bu anlamda Sufi Nablusi karşı Şam çevresinde mücadele eden Sunullah el-Halebi ve Kahire’de vaazlar veren el-Rumi önemli isimlerdir. El-Rumi’nin sufi karşıtı vaazları sebebiyle Kahire’de büyük bir ayaklanma çıkmış, çoğu “Türk askeri”, sufi tekkelerini basmıştır. Ayaklanma tarihi 1711’dir. Muhammed İbn Abdulvahhab 7 yaşındayken olur. Kendisi Necd bölgesinde dünyaya gelmiştir. Osmanlı idaresindeki Hicaz ve Basra’daki ders halkalarına katılan Abdulvahhab, bazı alim isimlerden icazet alır. Fikirleri burada şekillenir. Ders aldığı hocalar, “Ali Efendi Dağıstani, İbni İbrahim en-Necdi, İsmail el-Acluni, Muhammed Hayat es-Sindi(Nakşidir) gibi alimlerdir. Abdulvahhab’ın hocalarının önemli bir kısmı, Şam’da, Üstüvani’nin ders halkalarının devamı olan medreselerden icazet almış isimlerdi. Yine Şeyh Abdulvahhab üzerindeki etkili isimlerden ve icazet aldığı hocası Ebu’l mevahib, Üstüvani’den övgüyle bahseden bir isimdi. Hicaz tarafındaki hocalarının bir kısmının silsilesi ise Muhammed ibn Suleyman el-Mağribi’ye dayanıyordu. Arada direk icazet bağı var. Dolayısıyla Muhammed ibn Abdulvahhab, Osmanlı alimlerinden aldığını, o dönemlerde başı boş bulunan Necdi kabileler arasında yaymaya başladı. Bu daveti yaymak için Muhammed bin Suud adlı bir kabile reisiyle anlaştı. Daha sonra ise daveti Necid’de yayılmaya başladı..

Amerika’nın Suriye’de Yeni Yolu CTP ve ISW Raporu: El Kaide’ye Karşı Yeni Strateji


ABD'li askeri ve siyasi düşünce kuruluşları Critical Threats Project ve Institute For The Study of War'ın hazırladığı son raporda, ABD yönetiminin El-Kaide'ye karşı uygulaması gereken yeni stratejiler sıralanıyor. Raporun özeti Wall Street Journal'de geçtiğimiz günlerde yayımlandı. 

Amerika’nın Suriye’de Yeni Yolu Trump yönetimi, bölgeye daha fazla askeri güç göndererek ve askerlerinin sıcak çatışmaya katılmadaki kısıtlamalarını da ortadan kaldırırak, Başkan Obama’nın İslam Devleti’ni yenmek için oluşturduğu stratejiyi genişletmeye hazırlanıyor. 

 Ancak bu yolla elde edilen her zafer geçici olacaktır. ABD’nin bölgedeki müttefikleri, IŞİD’i Rakka ve Musul’dan uzaklaştırabilse bile bu kalıcı bir sonuç olmayacaktır. En büyük hatalardan ilki, El Kaide’ye karşı verilen ciddi mücadeleye olan ağırlığı biraz olsun hafifletebilecek şekilde İslam Devleti’ne fazlasıyla odaklanmış olmak. 

IŞİD’i yoketmek gereklidir ancak yeterli değildir. Obama yönetimi tüm dikkatini IŞİD’e vermişken, bu sırada El Kaide hatalarından ders çıkarmayı başardı. Küresel ölçekteki sansayonel büyük operasyonlarını geçici olarak askıya aldı, uzun vadede hareket alanını rahatlatacak ve genişletecek daha güçlü askeri bir güç oluşturmak amacıyla Suriye, Yemen, Kuzey Afrika ve diğer bölgelerdeki sünni halkla kaynaşma yoluna gitmiştir. 

El Kaide ayrıca Şeriat’ın radikal versiyonunu dayatmada daha temkinli davranıyor. İslami hükümleri anında dayatmak yerine artık yıllar içerisinde halklara öğretme ve telkin etme yoluna gitmiştir. Savaşçıların resmi olarak kendilerine bağlanmasını da zorunlu kılmıyor. Suriye’de El Kaide’ye yakınlığı ile bilinen gruplar dahi ortak düşman ile birlikte mücadele ettikleri sürece diğer gruplardan aynı ideolojiye sahip olmaları konusunda ısrar da etmiyor. 

Bugün El Kaide inançlarını özenli bir şekilde yavaş yavaş akıllara sokuyor, ve IŞİD’den daha ılımlı olduğu yalanı dünyada yankılanıyor. Amerika’nın Sünni IŞİD’e karşı olan stratejisindeki ikinci büyük hatası ise Sünni ve Arap olmayan ortaklara olan bağımlılığıdır. Bu durum, terör grubunun söylemlerini güçlendiriyor. Irak’ta ABD, geçmişte Sünni halka uyguladığı baskı ve zulüm ile IŞİD’in bu kadar yükselmesine zemin hazırlayan Şii hükümeti ile çalışıyor. 

 Bu sırada, Amerika’nın Irak ve Suriye’deki Kürt ortakları çoğu Arap için kabul edilemez olan bağımsız bir Kürdistan hedefiyle hareket ediyor. IŞİD ve El Kaide’nın Irak ve Suriye’de Sünni Arap aşiretler üzerindeki etkisi kadar ABD’nin etkisi bulunmuyor. Bu durum, El Kaide’nin Sünni halkları bir araya toplanmış dünya güçlerinin saldırılarından korumak için mücadele eden en önemli gücün kendilerini olduğu iddiasını doğrular niteliktedir. 

 Washington, yaklaşımını hızlı bir şekilde değiştirmezse bu mesaj gerçekten hedefine varacak, başarılı olacaktır. Mevcut strateji, IŞİD ile savaşmak için fazla birşey yapmamış olan İran ve Rusya’nın elini güçlendiriyor. IŞİD ile savaşmak yerine, Beşar Esed rejimini tehdit eden ılımlı Suriyeli muhalifleri yok etmek üzerinde yoğunlaştılar. Aralık ayında Esed’in Halep’i ele geçirmesine yardımcı olan İran ve Rusya, bu yönde büyük ilerleme kaydettiler. 

ABD, İran’ın Suriye ve Irak’taki artan askeri faaliyetlerini kontrol altına almak için hiçbir şey yapmadı. Tahran, Suriye’de savaşmak için Devrimci Muhafız ordusundan kuvvetler gönderdi. Ayrıca binlerce Afgan ve Pakistanlıyı işe aldı, Lübnan Hizbullah’ından savaşçılar görevlendirdi ve Iraklı Şii milisleri de sahaya getirdi. İran, Suriye’ye o kadar girdi ki geri çekilirse Esed rejiminin hayatta kalması mümkün değil. ABD kısa sürede harekete geçmemesi durumunda, Tahran’ın bölgedeki askeri varlığının genişlemesi kalıcı hale gelmiş olacaktır. 

Amerika’nn desteklediği Kürt grupların Rakka operasyonuna dahil edilmesi, çok az kazanç sağladığı gibi varolan sorunları daha da karmaşık hale getirecek. Rakka’nın ele geçirilmesi, Deir Zur şehrinden Irak sınırına kadar Güneydoğu Suriye’nin denetimini elinde tutan IŞİD’i yok etmeyecek. Rakka’nın düşüşü sadece bir taktik zaferi temsil edecek ve sonrasında El Kaide, İran, Esed rejimi ve Kürtler boşluğu doldurmak için yarışacak. 

 Bu durumda kaybedenler Sünniler olacak, IŞİD ve El Kaide’ye karşı güçlü bir Sünni grup oluşturma şansı da böylelikle azalmış olacak. İhtiyacımız olan şey yeni bir yaklaşımdır. Meseleyi çözecek olan anahtar, yeni Sünni ortaklar bulmak ve savaşı yeni alanlara özellikle IŞİD liderlerinin sığındığı Güneydoğu Suriye’ye taşımaktır. Amerikan askeri güçler bu aşamada sahada gerekli olacaktır. 

 ABD, onların toprağında yan yana onlarla birlikte savaşarak yeni Sünni Arap ortaklar edinebilir. İlk aşamada amaç IŞİD’e karşı olmalı çünkü şu anda Suriye’de El-Kaide’nin etkisi altına fazla girmemiş ve Sünni müttefikler edinebileceğimiz son alanları onlar kontrol ediyor. 

 IŞİD’i bölgeden çıkardıktan sonra amaç El Kaide’yi yenebilecek ve savaşa çözüm olabilecek Sünni Arap ordusunu yetiştirmek olmalıdır. Sonrasında ABD, Sünni Arapların da kabul edebileceği şartlarla çatışmaları sona erdirmek için Esed rejimini, İran ve Rusya’ya baskı yapması gerekecektir. 

 Suriye içinde güvenli ve caydırıcı bir üssün oluşturulması ile bu daha kolay olacaktır. Ayrıca Amerika, Türkiye’ye olan sıkıntılı bağımlılığından kurtularak operasyonel üssünü güneye Selefilere karşı savaşmaya daha kararlı görünen ve güvenilir bir müttefik olan Ürdün’e taşımalıdır. 

 Bu iki hamle, Washington’a El Kaide’nin fazla sızamadığı Sünni ortaklara erişimi kolaylaştıracaktır. Suriye’de zafere ulaşmak tek bir askeri operasyon ile elde edilmesi mümkün değil. Ancak, sorunlu ortakların sebep olduğu hareket alanı kısıtlamalarından kurtularak, düşmanın kalbine gerçekleştirilen böyle bir operasyon, Amerika’nın dostlarının ve düşmanlarının tüm planlarını değiştirecektir. 

 Başkan Trump kendisinden önce uygulanmış olan kusurlu mantığı ve yetersiz planlamayı aşmalıdır. Bu mücadelenin gidişatını ancak Amerika’nın yaklaşımını değiştirerek başarıya ulaştırabilir. Al Malhama / Çeviri

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...