10 Mart 2015

KABBALLAH ve HARF İLMİ ABRAHAM ABULAFİA ESRİK







 KABBALLAH ve HARF İLMİ  
  •  ABRAHAM ABULAFİA ESRİK
  • 3. Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı. Ve ... bereketli kıldı. 
  • Kutsal Kitap, Yaradılış 1:27-28 
  • Perdeleri tek tek sabırla kaldıran Sevgili Ustam Metin Bobaroğlu’na en derindeki duygularımla, 
  • 4. ABRAHAM ABULAFİA ESRİK KABBALLAH ve HARF İLM İ 
  • Abraham Abulafia ve Esrik Kabballah Geleneğe göre İbrani alfabesindeki harflerin kendiliklerinden bir titreşim yaymadıkları bilinir, bundan dolayı Tanrı doğaya harfleri seslendirme kuvvetini vermiştir. Akılla uyumlu olarak doğaya (bir başka deyişle insana) yerleştirilen bu kuvvet, tüm ağıza (dudaklar, dil, dişler, gırtlak, vb.) harfleri varoluştaki bi- çimlerine uygun şekilde seslendirme yeteneğini kazandırmış- tır. Tanrı sesli harfleri ise harflerin içine kitaptan ağıza çevrilir- kenki seslendirilişin titreşimini göstermek için koymuştur. Böylece titreşimler özsel olarak ağızın harfleri, tesadüfen ise kitabın harfleridir. Gerektiği için titreşimlerin mekanı olmuşlar- dır, zira zaman ve mekan olmadan hiçbir şey titreşemez. Uza- yın (boşluğun) öğeleri boyutlardır, zamanın öğeleri ise yıllar, aylar, günler gibi bölümlere ayrılarak ölçülen, algılanan devir- lerdir (dalgalanmalardır). Kişi boyutları yoluyla her bir harfin seslendirilmesinin nasıl olacağını, seslerin ne kadar uzatılaca- ğını bilir. Bunun yanında Gelenekte her harfin sayısal bir de- ğeri vardır. Tanrısal adları seslendirmek için kendinizi hazırlayın ve sesini- zi sizden başka hiç kimsenin duyamayacağı bir mekanda otu- rarak, kalbinizi ve ruhunuzu bu dünyanın düşüncelerinden arındırın. Daha sonra bu anda ruhunuzun bedeninizden ayrıl- dığını hayal edin; bu dünyayı ortadan kaldırın; yaşayan her şeyde bulunan ve var olan yaşamın kaynağı olan dünyada ya- şayın. Bu tüm hikmetin kaynağı ve Kralların Kralının anlayışı ve bilgisi olan Akıldır. Karşısında duyulan korku Tanrının sev­
  • 5. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 176 gisinden ve yükselişten dolayı duyulan korkudur. Düşünceniz (Daat) Tanrısal Düşünceye (Daat) yapışırsa, İrfan (Daat) içi- nize akar. Zihniniz kendinden vazgeçip Tanrının dehşetli ve onurlandırılmış Adına karışmalıdır. İşte bundan dolayı onun seslendirilme biçimini bilmeniz gerekir, bu da onun biçimidir, e.d. görünüşüdür. “Adlar Kabalası ya da Vecit Kabalası [Esrik Kabballah], Tora [Torah] metninin gizlediği Tanrı adlan zikredilerek, İbrani al- /abesinin harflerinin çeşitli kombinezonlan üzerinde oyna- narak uygulanır. TeosofikKabala, akrostişya da anagram yo- luyla nümerolojik okuma uygulamalanna kalkışmakla birlik- te, sonuçta kutsal metne gene de saygılıydı. Oysa Adlar Kab- alası, sürekli bir dilselyeniden yaratma süreci içinde, metnin yüzeyini, metnin kendine özgü dizimsel yapısını değiştirir, parçalar, onu alfabenin tek tek harfleri olan dilsel atomlarına dek bileşenlerine ayırır, bunları yeniden birleştirir. Teosofik Kabalada Tanrı ileyorumcu arasında henüz metin var iken, Vecit Kabalasında yorumcu Tanrı ile metnin arasında durur. Bunun olanaklı olmasının nedeni, Abulafia için metnin atomsal öğelerinin, harflerin ortaya çıktıkları dizimlerden ba- ğımsız olarak kendi içlerinde anlamlarının bulunmasıdır. Her harf, Tanrısal bir isimdir zaten: "Adın harflerinde, her harfkendi başına bir Ad olduğundan, şunu bil ki, Yod bir ad olduğu gibi YH de bir addır" (Rabbi Akiba). Değiştiri yoluyla okuma uygulaması vecit etkileri uyandırma- ya uygundur: Ve bu adı, YHVH'yi, önce tek başına katıştırmaya başla, onun olası bütün kombinezonlarını incele, onu hareket ettir ve bir çark gibi döndür, ileriye ve geriye, bir ndo gibi, durmasına izin verme; ancak onun maddesinin, büyük hareket sayesin- de, hayal gücünün karışacağı korkusuyla ve düşüncelerinin iç içegeçmesi nedeniyle güç kazandiğmı gördüğünde ve dur- masına izin verdiğinde, ona dön ve ondan bir bilgelik sözü el- de edinceye dek onu bırakma. Sonra ikinci ada (Adonai) geç ve ona onun temelinin ne olduğunu sor ve o sana gizini açık- layacaktır [..J. Sonra ber iki adı katıştır, onları incele, sorgu­
  • 6. 177 kabballah la; sana bilginin gizlerini açıklayacaklardır [...] ve sonra Elo- him'i katıştır, o da sana kesin olarak bilgiyi sağlayacaktır (Hayye ha Nefeş). Sonra, adların hecelenmesine eşlik etmesi gereken soluk alıp verme teknikleri eklendiğinde, hecelemeden vecde ve oradan büyülü güçler elde edilmesine geçildiği anlaşılır, çünkü misti- ğin katıştırdığı harfler, Tann'nm dünyayı yarattığı seslerin aynısıdır... Vecit Kabalasında dil kendi içinde bir evrendir, dilin yapısı da asıl olanın yapısını temsil eder. Daha İskenderiyeli Philon'un yazılarında, Tora'ntn derin özü Logos ilefikirler dünyası kar- şılaştınlmaya çalışılmış ve Platoncu kavramlar, Tora'yı Tan- n ’mn dünyayı yaratırken kullanmış olduğu şema olarakgö- ren Haggadah-Midraş literatürüne de girmişti. Dolayısıyla, ebedi Tora bilgelikle ve çoğu zaman bir biçimler dünyasıyla özdeşleştiriliyordu... ... Batıfelsefe geleneği (Aristoteles'ten Stoiklere ve Ortaçağ dü- şüncesine) ile Arap ve Yahudifelsefesindekindenfarklı olarak Kabalada dil gösterenin anlamı ya da göndergeyi temsil ettiği anlamda dünyayı temsil etmez. Tanrı dünyayı dilsel seslerin ya da alfabe harflerinin aracılığıyla yarattıysa, bu göstergese! öğeler daha önce var olan bir şeyin temsilleri değil dünyayı oluşturan öğelerin örnek aldığı biçimlerdir... Bununla birlikte, bütün dillerin kaynağı olan bu anadil (zo- runlu olarak yazılı Tora’yla özdeş olmamakla birlikte, ebedi Tora’yla özdeştir) henüz İbranice’ye eşdeğer değildir. Öyle görünüyor ki, Abulafîa köken anadil olarak yirmi iki harf(ve ebedi Tora) ile insan soyunun anadili olarak İbranice arasın- da bir ayrım yapmaktadır. İbrani alfabesinin yirmi iki harfi, varolan ötekiyetmiş dilin her birinin yaratılışına yön vermesi gereken ideal sesleri temsil etmektedir.. Abulafia için 22 harf, ses organlarının doğal olarak ürettiği bütün sesleri göstermektedir: Farklı dillere hayat veren şey, harfleri katıştırma tarzıdır. Zeruf (kombinezon) sözcüğü ile laşon (dil) sözcüğünün sayısal değeri aynıdır (386): Kombinezon sanatının yasalarını bilmek, her dilin oluşumu-
  • 7. nun anahtarım bilmek demektir. Abulafia, bu sesleri belligra- fik göstergeleraracılığıyla gösterme seçiminin, bir uzlaşımdan kaynaklandığını kabul eder, ancak Tanrı ile peygamberler arasında belirlenen bir uzlaşımdır bu. Bazı şeylerya da kav- ramlar için seslerin uzlaşımsal olduğunu öne süren o döne- min dil kuramlarını çok iyi bilmektedir (Abulafia bu Aristote- lesçi-Stoikfikri, Maimonides gibi yazarlarda buluyordu), an- cak bu güç durumu son derece modern bir çözümle, örtük olarak uzlaşımsallık ile nedensizlıği birbirinden ayırarak çöz- müş görünmektedir. İbranice bütün diller gibi uzlaşımdan doğmuştur (Abulafia, Hristiyan çevreden bazılarının da sa- vunduğu, doğduktan sonra kendi başına bırakılan bir çocu- ğun otomatik olarak İbranice konuşacağı şeklindekifikri ka- bul etmez), ancak kutsaldır ve anadildir, çünkü Âdem'in ver- diği adla doğayla uyum içinde olup nedensiz olarak seçilme- miştir. Bu anlamda İbranice protodil olmuş ve bu niteliğiyle öteki bütün dillerin yaratılması için gerekli olmuştur, çünkü "bu ilk dil olmasa bir nesneye daha önce sahip olduğu anlam- dan farklı bir anlam vermek için ortak bir uzlaşma olmazdı, çünkü ikinci kişi özgün adı bilmese ikinci adı anlamaz, böy- lece değişiklik üzerinde anlaşma sağlanamazdı (Sefer or ha- tsekhel, krş. Idel 1989: 13-14). Abulafia, halkının sürgün sırasında, kendi özgün dilini unut- tuğundan yakınır ve doğal olarak Kabalistin, yetmiş dilin ger- çek kaynağının yeniden bulunması için çalışan kimse oldu- ğunu öne sürer. Kabalanın gizlerini kesin olarak açığa çıka- racak olan Mesih'tir ve zamanların sonunda, var olan ber dil yeniden kutsal dilin içinde eridiğinde, diller arasındakifark- itlik sona erecektir. "* abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 178 * Umberto Eco, Avrupa 'da Kusunuz Dil Arayışı, Afa Yayınları, İstanbul 1995■
  • 8. 179 kabballah Hart İlmi Kabballah, Torak, yani Kutsal Kitabın ilk beş kitabının yorum geleneğiyle Talmuctun temsil ettiği hahamlık yorum geleneği- nin içinden çıkar ve kendisini öncelikle kutsal metnin okun- ması ve yorumlanmasıyla ilgili bir teknik olarak sunar. Ancak Kabballistin üzerinde çalıştığı yazılı Torak tomarı yalnızca bir çıkış noktasını temsil eder: Yazılı Torak'm okunması altında söz konusu olansa, yaradılıştan önce var olan ve Tanrılar (Elohim) tarafından meleklere emanet edilen ebedi Torah’ı ye- niden bulmaktır. Bazı Kabballistlere göre, başlangıçta ak ateş üzerine kara ateş biçiminde yazılmış olan Torak, yaradılış anında, Tanrının hu- zurunda, henüz sözcükler halinde birleştirilmemiş bir dizi harf olarak bulunuyordu. Adem'in günahı olmasa, belki de harfler bir başka öyküye biçim vermek üzere birleşeceklerdi. Bu yüz- den Torak tomarı hiçbir sesli harf, hiçbir noktalama ve vurgu işareti içermez, çünkü Torak başlangıçta sıraya konmamış bir dizi harften oluşur. Geleneğe göre, Mesih'in gelişinden sonra, Tanrı halihazırdaki harf bileşimini ortadan kaldıracak ya da bi- ze halihazırdaki metni bir başka sıralamaya göre okumayı öğ- retecektir. Kabballah'da harfler sayılarla eşleştirilmiş ve Tanrı isimlerinin harflerinin yerleri belli matematiksel kurallara göre değiştirile- rek yeni anlam türetmelerine gidilmiştir. Kabballah'da üç temel kavram vardır: 1- Sefar, 2‫־‬ Sipur, 3- Sefer. 1- Sefar•. Sayı (Nicelik) demektir. Var olanların birbirleriyle ilişkisinde, birinci durumda sefar (nicelik) rol oynar, bu da sa- yıyla belirtilir. Ondan sonra var olanın hareketi gelir ki, bunlar da sayıyla belirtilir. 2- S ip u r: Söz (Kelam; Logos) anlamındadır. Her harf bir kuv- veti işaret eder ve varlıklar harflerden oluşan “sözcükler” gibi-
  • 9. dirler. Dolayısıyla, tüm var olanlar Tanrının sözleri niteliğinde- dir. Öyleyse, Tanrı kelamı olan Torah (Tevrat) var olanların simgesel bilgisidir. 3- Sefer-. Yazı demektir. Tanrının yazısından evrendeki var o- lanların tümünü anlamak gerekir. Tanrının düşüncesi bu var o- lanların anlamıdır. Kabballah'da varlığın en genel ve bütünsel biçimleri olan Şefi- raların sayısı 10'dur ve ilk niceliklere temel sayılan 10 sayısına uygun olarak toplamı Sefirot (On Sefira) diye adlandırılır. Ya- radılış kitabı da denen Oluşumun Kitabı Sefer Yezirah’da: “Se- firot on 'dur, dokuz değil; on 'dur on bir değil; Akıl ve Hikmeti- ni onları anlamakta yoğunlaştır; inceleme ve araştırmalannı, irfan ve vicdanını onlara ada; var olan her şeyde Sefirot'u te- I mel bil; Tanrıyı onlarla kavramaya çalış, ”denir. Zobar (Nur) Kitabında ise şöyle yazar: “Tanrı hiçbir biçimde betimlenemez ve tanım lanam az olandır. Bunun için Onu işa- ] ret edecek herhangi bir şey ya da söz olamaz. Her şey ondan I çıkar, ama O, hiçbir şeyle nitelendirilemez. Tanrı, sözleriyle ! evreni yaptı ve Adam Kadmon ile sözünü tamamladı. Bu ne- denle, insan kendini bilmekle nura kavuşur. ’’ Zobar1■âgöre, Melekler (Moleke) “doğa kuwetleri”nden başka I bir şey değildir. İnsana gelince; O, yaratıkların hem özeti, hem de en yetkin olanıdır. Kendini arınma ve bilgilenme ile yetkin- j liğe ulaştırmak ve gerçeğin bilgisine erişmek insanın kendi elindedir ve insan bütün edimlerinde özgürdür, ancak bu öz- gürlük açıklanamaz bir gizdir. Kabballist akımlarda, Torah okuma üç temel teknik—Themu- ria, Gematria ve Notana—aracılığıyla yapılır. Aynı anlatımın değişik boyutlardaki farklı anlamları irdelenir, tefekkür edilir. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 180
  • 10. 181 kabballah Themuria Kutsal sayılan sözcüklerin dizilişlerindeki (sentaks) harflerin yerlerinin değiştirilerek yeni sözcükler elde etme yöntemi, ya- ni anagramdır. Örneğin; “çünkü benim meleğim senin önünden gidecek...” (Çıkış 23:23) ayetindeki “Melek” sözcüğü, bu yöntemle “Mika- il” olarak hesaplanmıştır. Ünlülerin yazılmadığı bir dilde anagram, öteki dillere oranla daha çok değiştirim (permütasyon) olanağı sunar. Örneğin; Moses Cordovero, Tesniye'de neden yün-keten karışımı giysi- ler giymenin yasaklandığını sorar ve bundan şu sonucu çıka- rır: Özgün metinde, aynı harfler bir başka anlama gelecek şe- kilde dizildiğinde, A dam ’ı, başlangıçtaki nurdan giysisini, şey- tanın gücünü temsil eden yılanın deriden giysisiyle değiştirme- mesi için uyaran bir ifade ortaya çıkar. Abulafia da, dört harfin olası her biçimde ünlüleşmesi sayesin- de, YHVH tetragramının her harfi için 50 kombinezonlu dört çizelge üretmiştir. Kabballist, Themuria’nm sonsuz kaynaklarından yararlanabilir, çünkü Temuria yalnızca bir okuma tekniği değil, Tanrının dünyayı yaratma sürecinin kendisidir. Bu ilke, Sefer Yezirah ya da Oluşum Kitabı’nda açıkça ortaya konmuştur. Bu kitapta sö- zü edilen malzemeler ya da bir başka deyişle Yehova'nm dün- yayı yaratmasının otuz iki bilge yolu, on Sefirot ile alfabenin yirmi iki harfidir. Sefer Yezirah’ta şöyle der: “Temel yirmi iki harfi kesti, biçimlendirdi, ölçüp hiçti, yerleri- ni değiştirdi, onlarla tüm yaratılanlara ve gelecekte olnşturu- lacak her şeye biçim verdi. [...] Yirmi iki temel harfi sanki bir surmuş gibi bir çarka koydu. [...] Onları nasıl katıştırıp harf- lerin yerini nasıl değiştirdi? Alefi bütün Aleflerle, Bet'i bütün
  • 11. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 182 Betlerle [.. Jsonuçta, her yaratık ve her söz tek bir İsimden tü- redi. İki taş iki ev inşa eder, üç taş altı ev inşa eder, beş taşyüz yirmi ev inşa eder, altı taşyedi yüz yirmi ev inşa eder, yedi taş beş bin kırk ev inşa eder. Buradan yola çık ve ağzın söyleye- mediğini, kulağın işitemediğini düşün. ” Gematria Sözcükleri oluşturan harflerin sayısal değerlerinin toplamının hesaplanmasıdır. Gematria olanaklıdır, çünkü İbranice’de her harf bir sayı değerine sahiptir. Gematria, harflerin, sözcüklerin veya deyimlerin sayısal eşdeğerliliğinin hesaplanmasıdır ve bunun temelinde farklı kavramların karşılıklı ilişkisi içinde bir anlayışa gelme ve sözcüklerle düşünceler arasındaki karşılıklı ilişkiyi keşfetme vardır. Bu sayısal değerlere sahip olan harfler, sözcükler, takı ve edatlar, ve giderek kavramlar ve idealar ara- sındaki karşılıklı ilişkinin açığa çıkması; farklı kavramlar ara- sındaki içsel ilişkinin içgörüye dayalı olarak algılanması ve an- laşılması temelinde bir hesaplama işlemidir. İbranice’de sayılar alfabe harfleriyle gösterilir. Şu halde, her sözcüğün, tek tek harflerin gösterdiği toplamdan kaynaklanan bir sayısal değeri vardır. Aynı sayısal değere sahip farklı anlam- 11 sözcükleri bulmak, böylece nesnelerle gösterilen fikirler ara- sında analojiler kurmak söz konusudur. Örneğin, YHVH'nin değeri toplandığında 72 elde edilir ve Kabballist çalışmalarda Tanrının 72 isminin tefekkürü ve bu 72 ismin arayışı önemli yer tutar. Musa'nın yılanı da, bir anlamda Mesih'in önceden bildirilmesi- dir; çünkü her iki sözcüğün değeri de 358'dir. Adam yılana inanması nedeniyle cennetten kovulmuştur, yani bu dünyaya bedenlenmiştir, kurtuluşu ise Mesih aracılığıyla olacaktır, onun aracılığıyla Tanrıya geri dönecektir. Bu iki sözcük arasındaki ilişki ikisinin de sayı değerinin aynı olmasıyla tanımlanır.
  • 12. 183 kabballah En temel tanımlamasına girersek, Gematria kendi içinde fark- 11 dizgeler içerir. Bu farklı dizgeler her bireysel harfin sayısal eşlemede tanımlanması ve bu harflerin isimlerinin kavram de- ğerinde nasıl hesaplandıkları üzerinedir. Bu tekniğin arkasında sayısal eşlemelerin aynılık göstermediği Kelam vardır. Kelam’da her şey birlik içindedir. Kelam, ismi söylenemez Tanrı (YHVH) tarafından yaratılmıştır; Onun sözü- dür ve ondaki her harf değişik bir yaratıcı gücü, ilkeyi temsil eder. Bu bağlamda iki kavramın sayısal değerleri göz önüne alındığında, her birinin yaratıcı potansiyellikleri ikisi arasında içsel bir bağ olarak ortaya çıkar. Harfleri hesaplamada dört işlem vardır: 1- Mutlak değer, 2- Sı- radan değer, 3- Azaltılmış değer, 4- Entegral değer. Buna göre, tanrının ismini oluşturan dört harf (YHVH), her harfin ilişkide olduğu dört dünyadır. Bu dörtlü düzey Gemat- ria'nın dört hesaplama dizgesi ile ilişki içindedir. Harfler İşlemler Dünyalar Yod: “Y” Mutlak Değer Azilut He: “H” Sıradan Değer Beriyah Vav: “V” Azaltılmış Değer Yezirah He: “H” Entegral Değer Asiyah Notaria Notaria bir metnin şifrelenmesinde ve kod çözümünde kulla- nılan akrostiş tekniğidir. Örneğin; bir dizi sözcüğün ilk harfle- ri bir başka sözcüğü oluşturur. Bunun yanısıra, Notaria tüm geç Antikçağ ve Ortaçağ edebiyatında bir şiir tekniği olarak da yaygındı; Ortaçağ’dan başlayarak Ars Notaria (Notaria Sanatı) adı altında büyü pratikleri de yaygınlık kazanmıştı. Kabballist- ler için ise akrostiş, Kutsal Kitaptaki gizemli akrabalıkları açı- ğa vurmalıydı.
  • 13. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 184 Örneğin; Leon'lu Moşe (Moses de Leon), kutsal metnin dört anlamının baş harflerini alıp (Peşat, Remez, Deraş ve Sod) bundan PRDS'yi, yani (İbrani alfabesinde ünlüler olmadığın- dan) Pardes ya da Cennet'i çıkarır. Torab'ı okurken, Musa'nın “Kim bizim için göklere çıkacak?” sorusunu (Tesniye 30:12) oluşturan sözcüklerin baş harflerinin MYLH'yi, yani Moleh, Sünnet sözcüğünü verdiği bulunur; buna karşılık son harfler YHVH'yi vermektedir: Şu halde yanıt, “Sünnetli kimse Tanrıya ulaşacaktır” olur. Kabballistler, harflerin dünyasına girmeyi ve onlardan Hakika- tin izlerini bulmayı isteyenlerin, eğer ellerinde “Ariadne’nin İpi” olmazsa, kendilerini karmaşık ve sonu gelmez bir labiren- tin içinde bulacaklarını ve güçlü fırtınalara yenileceklerini söy- lerler. “Ariadne’nin İpi”, Yunan mitolojisinin en gizemli sembo- lizmasını oluşturan ve batı Simyacılığı ile Kabballah içindeki eğitimin ayrılmaz bir öğesi olmuştur. Ariadne, Kral Minos’un (Tanrısal bellek) kızıdır. Kutsal taşı (simyacıların felsefe taşını) bulmak için bir mağaraya girer; orada Labirentus canavarını ve zorlu sınavları geçmesi ve taşı bulduktan sonra yeniden ora- dan çıkması gerekmektedir. Bunun için yanına bir yumak ip alır ve mağaraya girdikten sonra ipi geçtiği yerlerde açarak ilerler. Sonunda aynı ipi gerisin geriye toplayarak çıkar. Mistik Kabballistlere göre bu ip her şeyin özünde bulunan ve Yaşam Ağacı’ndan oluşan sarmal özdür. Bu sarmal harfler ve onlara denk düşen sayıların eşleşmelerinden oluşan evrendir. İbrani Rabbilerine göre harfler aynı zamanda gök kürede bulunan yıldızları ve onların oluşturduğu takımadaları sembolize eder- ler, ve her harf aynı zamanda bir sayı değerine sahip olduğun- dan, evren adeta yıldızlardan oluşan bir kitap gibidir. Kabbal- listler bu sayı değerlerini ve harfleri Yaşam Ağacı modeli teme- linde çözümlerler. Zohar1a göre, “Kutsal Mühür” budur. Her şeyin özüne basılan bu içsel yazıdır. Hassidut Düşüncesine göre İbrani Alfabesindeki harflerin an- lamlandırıldığı on temel kategori aşağıdaki gibidir:
  • 14. Harf Okunuşu/Adı Anlamı Sayısal Değeri M Alef Öküz 1 ‫כ‬ Beth Ev 2 ‫ג‬ Gimel Deve 3 ‫ד‬ Dalet Kapı 4 ‫ה‬ He Pencere 5 ‫ו‬ Vav Çivi 6 ‫ז‬ Zayin Kılıç 7 ‫ח‬ Het Çit 8 ‫ט‬ Tet Yılan 9 ‫י‬ Yod El 10 ‫דכ‬ Kaf El ayası/Avuç içi 20 ‫ל‬ Lamed Asa 30 0‫מ‬ Mem Su 40 1‫נ‬ Nun Balık 50 D Sameh Destek/Dayanak 60 ‫ע‬ Ayin Göz 70 ‫ףס‬ Pe Ağız 80 * ‫ז‬ Zadik Olta 90 ,‫ר‬ Kuf Başın arkası 100 ‫ר‬ Reş Baş 200 ‫ש‬ Şin Diş 300 ‫ת‬ Tav Haç 400
  • 15. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 186 Her harf bu on ilkede tanımlanır ve her ilke birbiriyle zorunlu bir ilişki içindedir. Kavram Anlam Biçim Sayı değeri Uzaysal değer Tanımlar: Kavram: İbranice’de her harfin ilişkili olduğu kavramsal bir il- ke vardır. Anlam: Her harfin yazınsal gelenek içinde bir anlamı vardır; çünkü İbranice her harf aynı zamanda bir sözcüktür ve başka harflerin yan yana gelmesiyle yazılır ve okunur. Biçim: Her harfin yazılırken özgün bir biçimi vardır. Bu biçim başka harflerle olan ilişkisine göre belirlenir. Sayı değeri: Her harfe karşılık gelen sayısal değerdir. Uzaysal değer: Fiziksel öğeler, kozmik bedenler ve astral işa- retlerdir. Zamansal değer: Mevsimler, haftanın günleri ve aylardır. Dirimsellik ilişkisi: Kendinin deneyimlenmesine aracılık et- mekten sorumlu insan bedeninin parçaları ve organlardır. Belirlenim (Nitelik): Yaşanan deneyimin doğuştan ya da sonradan elde edilen ifadeleridir, yukarıda adı geçen beden parçaları ve organlar tarafından kontrol edilir. Arketip: Tevrat’ta yazılı olan İsrail tarihi arketipal figürlerden oluşmuştur. Harfler bu arketipal figürlerle karşılıklı ilişki için- dedir. Yol (Kanal): On Sefira arasında onları yatay, dikey ve çapraz olarak birbirlerine bağlayan kanallar (yollar) vardır. Şimdi sırasıyla bütün harflerin bu kategoriler bağlamında ta- mmlarına geçelim. Zamansal değer Dirimsellik ilişkisi Belirlenim / Nitelik Arketip Kanal / Yol
  • 16. 187 kabballah ‫׳‬ ‫א‬ Kavramı: Paradoksu temsil eder. Alef harfi insan varlığının üzerindeki Tanrısal mühürdür. Anlamı: Öküz. Biçimi: İki kutbunda Yod harfi bulunur ve birleştirici güç olan Vav harfi ile desteklenir. Sayı değeri: 1 Uzaysal değeri: Gökler ve yer arasındaki atmosfer. Zamansal değeri: Kış ve yaz mevsimleri arasındaki yeryüzü- nün yağmurlara doyduğu zaman. Dirimsellik ilişkisi: Gövdenin üst bölümü, özellikle göğüs, solunum sistemi ile ilişkilidir. Belirlenimi: Merhamet Arketipi: Mesih’in Ruhu olarak en son belirişini temsil eder. Yolu: Hesedden Gevurah’z giden yol. BETH “B” Kavramı: Yaradılışın ereği. Tanrının bulunduğu, yaşadığı yer. Anlamı: Ev. Biçimi: Sola bakan yönü açık olan, üç yönden üç çizgi ile ka- panmış bir ev gibidir. Sol yanından açıktır. Sayı değeri: 2. Uzaysal değeri: Ay. Zamansal değeri: Pazar. Dirimsellik ilişkisi: Sağ göz. Belirlenimi: Bilgelik, Hikmet. Arketipi: Abraham. Yolu: Hokmak?’tan Hesede giden yol.
  • 17. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 188 GİMEL “G” Kavramı: Fiziksel dünya bağlamında ödül ve ceza arayışı. Anlamı: Sözcük anlamı devedir; ancak köprü, sütten kesil- mek, iyilikseverlik gibi anlamlara da gelmektedir. Biçimi: Yürüyen bir Vav şeklinde, ayağı ise Yod’dur. Sayı değeri: 3• Uzaysal değeri: Mars. Zamansal değeri: Pazartesi. Dirimsellik ilişkisi: Sağ kulak. Belirlenimi: Servet, Bolluk. Arketipi: İshak. Yolu: Binatitan Gevuratia giden yol. DAİM “D” Kavramı: İnsanın nefsinin sıfırlanışıdır ki, bu aynı zamanda kişinin varoluşsal konumunu belirleyen her türlü temel değişi- me hizmet eder. Anlamı: Sözcük anlamı kapıdır; ancak fakir adam ve yüksel- mek gibi simgeleri de vardır. Biçimi: Yatay bir Vav ile dikey bir Vav’ın birleşmesinden olu- şur. Tanrısal Kaypağıyla birleşmesini temsil eder. Sayı değeri: 4. Uzaysal değeri: Güneş. Zamansal değeri: Salı. Dirimsellik ilişkisi: Sağ burun deliği. Belirlenimi: Döl. Arketipi: Yakup. Yolu: Kete?den Tiferete giden yol.
  • 18. 189 kabballah ‫ה‬ Kavramı: Kendi’ni düşünce, konuşma ve eylem yoluyla ifade etme yetisidir. Anlamı: Pencere; kırılmak, tohumlamak ve görmek gibi çağ- rışımları vardır. Biçimi: Üç boyutlu bilinç penceresidir. Yatay ve dikey eksen- lerden oluşan Dalet'in Yod ile tam birleşmemiş biçiminden oluşur, böylece derinlik boyutu sezindirilir. Sayı değeri: 5. Uzaysal değeri: Koç. Zamansal değeri: Nisan. Dirimsellik ilişkisi: Sağ ayak. Belirlenimi: Konuşma. Arketipi: Yahuda. Yolu: Kete?den Hokmatia giden yol. ‫י‬ : VAV * ‫י‬-1‫־‬ “V" ;I * Kavramı: Yaradılışta tüm öğelerin içsel ilişki kurma ve bağ- lanma kuvvetidir. Anlamı: Çivi ya da kanca. Biçimi: Dik duran bir sütun biçimindedir. Sayı değeri: 6. Uzaysal değeri: Boğa. Zamansal değeri: Mayıs. Dirimsellik ilişkisi: Sağ böbrek. Belirlenimi: Tefekkür. Arketipi: İshakar (Yakup’un 12 oğlundan biri). Yolu: Kete?den Birıah’a giden yol.
  • 19. ZAYİN “Z” abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 190 Kavramı: Yaradılışın yukarıya yansıyan Tanrısal ışığıdır. Ken- di kökensel noktasının ötesine yükselişin gücüdür. Anlamı: Sözcük anlamı silah, kılıçtır. Türü ve beslenmeyi tem- sil eder. Biçimi: Başında taç olan bir Vav harfidir. Sayı değeri: 7. Uzaysal değeri: İkizler. Zamansal değeri: Haziran. Dirimsellik ilişkisi: Sol ayak. Belirlenimi: Devinim. Arketipi: Zebulun. Yolu: Hokmah’tan Gevurah’a giden yol. HET Kalın, gırtlaktan gelen bir sestir; Latin dillerine çevri- lirken “CH” ve “KH” biçiminde yazılıp okutulur. Kavramı: Tanrının Mutlak Birliği ile yaradılışın görünen çok- luğu arasındaki akış ve geri-akış diyalektiğidir. Anlamı: Çit ya da kutu anlamındadır. Korkuyu ve yaşam gü- cünü simgeler. Biçimi: Karşıt güçler olan Zayin ve Vav harflerinin üstlerinden bir yay ile birleşmesinden oluşur. Sayı değeri: 8. Uzaysal değeri: Yengeç. Zamansal değeri: Temmuz. Dirimsellik ilişkisi: Sağ el. Belirlenimi: Görüş. Arketipi: Ruben. Yolu: Hesedden Tiferete giden yol.
  • 20. 191 kabballah TET “T” Kavramı: Bu dünyada Tanrının iyiliği olanı tersine çevirme, gizleme eylemidir. Anlamı: Yılan. Ayrıca heves ve ait olma çağrışımları vardır. Biçimi: Kenarları içeriye kıvrık kazan biçimindedir. Sayı değeri: 9. Uzaysal değeri: Aslan. Zamansal değeri: Ağustos. Dirimsellik ilişkisi: Sol böbrek. Belirlenimi: Duymak. Arketipi: Simon. Yolu: Hokmatitan Tiferete giden yol. YOD “Y" Kavramı: Sonsuzun sonluda toplanması, yoğunlaşmasıdır. Anlamı: Sözcük anlamı eldir. Biçimi: Bir noktadan aşağıya doğru çıkıntı biçiminde uzanan bir harftir. Sayı değeri: 10. Uzaysal değeri: Başak. Zamansal değeri: Eylül. Dirimsellik ilişkisi: Sol el. Belirlenimi: Eylem. Arketipi: Gad. Yolu: Tiferetten Nezatia giden yol.
  • 21. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 192 Kavramı: Bir şeyin kuvveden fiile ya da potansiyelden açığa çıkma yetisidir. Anlamı: El ayası. Biçimi: Üç yanı kapalı, sola bakan yönü açık olan ve yuvar- lak köşelerle çevrili bir harftir. Tacı olan, profilden bir başı temsil eder. Sona gelen Kaf harfi yine aynı olmakla birlikte, alt tarafındaki yatay çizgi aşağıya doğru inmiş ve dikey bir duru- ma gelmiştir. Sayı değeri: 20. Uzaysal değeri: Venüs. Zamansal değeri: Çarşamba. Dirimsellik ilişkisi: Sol göz. Belirlenimi: Yaşam, sağlıklı yaşam. Arketipi: Musa. Yolu: Hesedden Nezah'a giden yol. Kavramı: Kalbin bilgiyi içselleştirmeye özlem duymasıdır. Anlamı: Asa; öğrenmek; öğretmek. Biçimi: Kaf harfinin sol üstüne tünemiş bir kule şeklinde Vav harfidir. Sayı değeri: 30. Uzaysal değeri: Terazi. Zamansal değeri: Ekim. Dirimsellik ilişkisi: Safra kesesi. Belirlenimi: Fiziksel dokunma ve mahremiyet. Arketipi: Efraim. Yolu: H oddan Yesoda giden yol.
  • 22. 193 kabballah ‫מ‬ Kavramı: Üst bilinç kaynağından Bilgeliğin fışkırmasıdır. Anlamı: Su. Biçimi: Sol alt köşesinden ufak bir açıklığı olan dört tarafı çev- rili bir harftir. Sona gelen Mem ise tamamıyla kapalı bir bent gibidir. Sayı değeri: 40. Uzaysal değeri: Dünya. Zamansal değeri: Kış mevsimi. Dirimsellik ilişkisi: Gövdenin alt kısmı özellikle karın bölge- si. Belirlenimi: Kendisini su olarak ifade eden Aşk. Arketipi: Davud oğlu Mesih. Yolu: Nezah’van Hoda giden yol. NUN “N” Kavramı: Egosuzluk durumundan kendinin bilinçliliğine ge- çiş, bir anlamda iniş. Anlamı: Sözcüğün anlamı balıktır. Krallığı ve Kraliyet varisini simgeler. Biçimi: Dikey bir çizgi olup sola eğik bir açıyla iki ucunda bi- rer çıkıntı vardır. Tepesinde taç olan eğilmiş bir hizmetkar gö- rünümündedir. Sayı değeri: 50. Uzaysal değeri: Akrep. Zamansal değeri: Kasım. Dirimsellik ilişkisi: Bağırsaklar. Belirlenimi: Koklama. Arketipi: Menaşeh. Yolu: Nezah’tan Yesoda giden yol.
  • 23. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 194 SAMEII “S‫״‬ Kavramı: Deneyimin dönüşlü doğası, ki ağırbaşlılığı berabe- rinde getirir. Anlamı: Destek, dayanak. Biçimi: Bütünsel bir daire ya da yüzük biçimindedir. Dirimsellik ilişkisi: Mide, özellikle midenin alt kısmı. Belirlenimi: Uyku. Arketipi: Benyamin. Yolu: Tiferet'ien Hoda giden yoldur. Kavramı: Tanrının yarattığı tüm öğeleri sürekli görmesi, Tan- Biçimi: İçine Vav yerleştirilmiş bir Nun biçimindedir. Sayı değeri: 70. Uzaysal değeri: Oğlak. Zamansal değeri: Ocak. Dirimsellik ilişkisi: Karaciğer. Belirlenimi: Öfke. Arketipi: Dan. Yolu: Bincik’tan Tiferete giden yol. Sayı değeri: 60. Uzaysal değeri: Yay. Zamansal değeri: Aralık. h rının gözlemi. Anlamı: Göz.
  • 24. 195 kabballah ‫פ‬ Kavramı: Bilginin sözel iletişime girmesi. Anlamı: Ağız. Biçimi: Yandan bir kafa görünümündedir, sola bakan yönden ağzı açıktır ve üst dişi vardır. Sayı değeri: 80. Uzaysal değeri: Merkür. Zamansal değeri: Perşembe. Dirimsellik ilişkisi: Sol kulak. Belirlenimi: Yetke. Arketipi: Harun. Yolu: Gevuratitan H oda giden yol. ZADİK Dili dişlerin arasına sokarak söylenen bir harftir, La- tin dillerine “TZ” veya “TS” olarak çevrilir. Kavramı: Dürüstlüğe duyulan iman. Anlamı: Sözcük anlamı olta, balık iğnesi, balık kancasıdır. Doğru kişi, yön, avlanmak çağrışımlarını yapar. Biçimi: Bilgeliğin yaşantısı olan Yod, sola doğru eğik hizmet- kar Nun'un sırtına dikilmiştir. Sona geldiğinde, öne eğik olan Nun dikilmiştir. Sayı değeri: 90. Uzaysal değeri: Kova. Zamansal değeri: Şubat. Dirimsellik ilişkisi: Midenin üst kısmı. Belirlenimi: Tat alma. Arketipi: Aşer. Yolu: Gevuratitan Tiferefe giden yol.
  • 25. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 196 KUF Yine kalın okunan bir harftir, Latin harfleriyle “Q”, “K”, “KH” olarak da gösterilir. Kavramı: Kutsalın çelişkisi; aşkın ve Tanrısal yaşam gücünün maddesel dünya ile kendini sınırlamasıdır. Anlamı: Başın arka kısmı anlamındadır; ancak dokunmak, güç ve iğne deliği gibi çağrışımları vardır. Biçimi: Kutsalın düşen kıvılcımını temsil eden Zayin’in, sağ üstünden kutsal aşkınlığı temsil eden Reş ile kuşatılmasıyla oluşur. Sayı değeri: 100. Uzaysal değeri: Balık. Zamansal değeri: Mart. Dirimsellik ilişkisi: Dalak. Belirlenimi: Gülme. Arketipi: Naftali. Yolu: Binah’tan Hesecte giden yol. REŞ “R” Kavramı: Fiziksel olarak “bir şey”i temsil eden Yod arınma sü- recine başlama yeteneğini anlatır. Anlamı: Baş, kafa; başlangıç; fakir adam. Biçimi: Biçimi yan taraftan başın arka kısmı ile ilişkilendirilir. Sayı değeri: 200. Uzaysal değeri: Satürn. Zamansal değeri: Cuma. Dirimsellik ilişkisi: Sol burun deliği. Belirlenimi: Sükunet. Arketipi: Yusuf. Yolu: Tiferetten Yesoda giden yol.
  • 26. 197 kabballah ŞİN Latin dillerinde “Ş” harfi olmadığından, “SH” ya da “SCH” olarak yazılıp okutulur. Kavramı: Ebedi ve değişmez Kaynaktan yayılan bütün şeyle- rin aleve benzer değişken titreşiminin gizemi. Anlamı: Diş; ayrıca yıl, değişim, al (renk), sükunet anlamları- na da gelir. Biçimi: Yatay bir düzlemde bir noktadan üç tane Vav simetrik bir biçimde alev gibi yükselir. Sayı değeri: 300. Uzaysal değeri: Gök. Zamansal değeri: Yaz. Dirimsellik ilişkisi: Baş. Belirlenimi: Ateş olarak ifade edilen Aşk. Arketipi: Yusuf oğlu Mesih. Yolu: Hokmah’tan Binatia giden yol. TAV “TH” Kavramı: Tanrının her-yerdeliğine olan iman olgusal dünya- nın bilinçli deneyimini doğurur. Anlamı: Haç. Mühür ve kod anlamlarına da gelir. Biçimi: Nun’un tacına sağdan baskı yapan Dalet. Sayı değeri: 400. Uzaysal değeri: Jüpiter. Zamansal değeri: Şabat. Dirimsellik ilişkisi: Ağız. Belirlenimi: Lütuf. Arketipi: Davud. Yolu: Yesoddan Malkı.1fa giden yol.
  • 27. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 198 Kimi zaman kelimelere belli bir hesaplamaya dayanarak yük- sekilmiş sayısal değerler verilir. Bazı çalışmalarda ise, harfler yalnızca sayısal eşdeğerleri ile düşünülmez, her biri aynı za- manda bir sözcük olduğundan tamamlanmış sözcükler olarak düşünülürler; bu şekilde sözcükler hesaplanarak harfin değeri bulunur. Bazı durumlarda ise harfler, kendi içlerinde onlara hamile oldukları düşünülen ana harfi ortaya çıkarmak için kul- lanılır. Örneğin, Heri sözcüğü iki harften oluşmuştur: Het (H) ve Nun (N). Het harfi kendi başına hecelendiğinde, Het (H), Yod (Y) ve Tav (T) harflerini içerir, ki bu harflerin sayısal değeri 418 eder. Nun (N) ise Nun (N), Vav (V) ve Nun (N) harflerinden oluşur ve sayısal değeri 106’dır. Böylece Hen sözcüğünün de- ğeri yükseltilmiş olarak 524 eder (418+106=524). Bu uygulamada, bir olasılıklı yükseltmeden fazla olarak kesin- leşmiş tüm harf olasılıklarını sayısal olarak toplarız. Örneğin, He (H) harfi, hem He (H) ve Yod (Y) olarak, hem He (H) ve He (H) olarak, hem de He (H) ve Alef (A) olarak okunabilir. Sayısal eşdeğerleri ise 6, 10 ve 15 olarak değişir. Benzer olarak Vav (V) harfi de Vav (V), Yod (Y) ve Vav (V) harflerinden, ya da Vav (V), Alef (A) ve Vav (V) harflerinden, ya da Vav (V) ve Vav (V) harflerinden, 12, 13 ve 22 sayısal eş- değerleriyle oluşur. Bütün bu hesaplamalar yalnızca matematiksel alıştırmalar ola- rak görülmemelidir. Her bir farklı sayısal değer, Kabballah’a göre Tanrısal etkinin değişik bir yönünü ortaya koyar. Kullanılan en klasik yükseltme işlemi Tanrısal İsim olan Hava- yah'a uygulanır. Havayah, Yod (Y), He (H), Vav (V) ve He (H) harflerinden oluşur. Bu harflerin Gematria!sı 26’dır. Öte yan- dan, yükseltme yaparsak—örneğin Vav (V) ve He (H) harfle- rinin değişik hecelenmelerine göre—farklı figürlere ulaşırız.
  • 28. 199 kabballah Aşağıda Havayah isminin Kabballah’da “Yükseltme” ilkesine dayanan ele alınış biçimlerini göreceğiz: 72 olan Havayah 63 olan Havayah Yod Yod, Vav, Dalet 20 Yod, Vav, Dalet 20 He He, Yod 15 He, Yod 15 Vav Vav, Yod, Vav 22 Vav, Alef, Vav 13 He He, Yod 15 He, Yod 15 Toplam Değer 72 Toplam Değer 63 45 olan Havayah 52 olan Havayah Yod Vav, Dalet 20 Yod, Vav, Dalet 20 He Alef 6 He, He 10 Vav Alef, Vav 13 Vav, Vav 12 He Alef 6 He, He 10 Toplam Değer 45 Toplam Değer 52 Bu dört sonuç, 72, 63, 45 ve 52, her biri Tanrının ismi olan (HVYH) Havayah'ın 4 harfi ve Yaşam Ağacı’ndaki 10 Sefira ile aşağıdaki gibi örtüşür. Toplamı 232’dir. H avayah'm Toplam Yaşam Ağacının IIavayah'ı harfleri değerler Yod 72 Hokmah Hikmet ve İçgörü He 63 Binah Anlayış Vav 45 Hesedden Yesoda Duygusal Sıfatlar He 52 Malkut Krallık Havayah isminin He, Vav ve He harflerinden her biri üç çeşit okuma biçimine sahiptir. Buna göre, permüte edildiklerinde, Kutsal İsmin 27 olasılıklı yükseltilmiş biçimi söz konusudur. 44’ten 72’ye kadar orta noktası 58 (Hen) olan 13 olasılıklı sa- yısal eşdeğer vardır. Bunlar toplandıklarında, toplam yükseltil- miş değer 1521’dir, ki bu 39’un karesidir. 39, Ha ŞemAhad, ya- ni Tek olan Tanrının İsminin sayısal eşdeğeridir.
  • 29. Havayah ismine ait olup yukarıda sözü edilen bu dört biçim ve her bağlantı Tanrının isminin değişik bir harfine karşılık dü- şer. Yukarıda olduğu gibi toplamları 232’dir ve dörde bolüne- bilir, böylece yine 58 sayısına (Hen) ulaşılır. Kısaca, 232, sayı- sal eşdeğer olarak, İbranice Yehi Oka denk düşer, ki bu Yara- dilişin ilk sözleri olan ”Işık 01sun”dur. abraham abulafia, esrik kabballah ve harf ilmi 200
  • 30. RÜYALAR Yaşam yalnızca bir rüyadır. Zohat1a göre yaşam gerçekten böyledir. Kabballah fiziksel dünyamızı en son gerçeklik olarak değil, bir yanılsama, geçici bir mekan olarak görür. İbranice uyumak sözcüğü çift, iki taraflı, iki misli, yinelemek ve değişim anlamlarını taşır. Uyanık olmak sözcüğü ise İbrani- ce’de ten sözcüğü ile bağlantılıdır. Ten bizi sınırlar, zaman ve mekanla bağımlı kılar, bizi süreli bir varlık yapar. Biz hep uya- nık olduğumuzda tam bilinçli bir halde bulunduğumuza inanı- rız ve uyku halinde bilinçsiz olduğumuzu düşünürüz. İnsanın içinde birbirine karşıt iki yan vardır. Biri diğerinin, yani süreli- nin, zamana ve mekâna bağımlı olanın karşısında olan yandır. Bunu ikinci gerçeklik olarak da adlandırabiliriz. Orada insan Or yani Işımayla (Nur) sarmalanmıştır. Burada bizim anladığı- mız anlamda insanın dört bir yanının ışıkla kaplı olması değil, bu durumdayken insanın zaman ve mekanın içinden geçip gi- debilmesi anlaşılmalıdır. Uyku halinde her şeyden bağımsız hareket edilebilir, hiçbir engel yoktur. Yine de kişi daima ken- dişi olarak kalır. O hep aynı bendir. Aynı zamanda burada ve orada olabilen iki ayrı durumu birden yaşar. Birini yaşamak için diğerinden vazgeçmesi önemli değildir. Orada zamanın da önemi yoktur. Bir saniye içinde zamanda binlerce yıl geriye veya ileriye gidilebilir. Bütün bunların söylemek istediği, inşa- nın bir yanının (uykudayken) hiçbir neden ve etki yasasına tâ- bi olmadığıdır. İşte insanın nurdan bedeni denen böyle bir şeydir. İnsanın diğer yanı ise hep söylendiği gibi bilgi ağacının mey-
  • 31. rüyalar 208 vesini yemesiyle özdeşleştirilen yanıdır. Bu onun kötü olduğu anlamında değildir, yalnızca onun zorunluluğudur. Bu dünya- nın inşa planına ait bir durumdur. Yaptığı ile kendisini belirle- miştir, çünkü bilgi ağacından almakla insan için yol— hareket—başlamıştır. Ve yol başladıysa, artık yaşamın yanın- dan konuşuyoruz demektir. Uyanık olmak nedenselliği bera- berinde getirir—neden ve etkilerin hüküm sürdüğü dünyayı, yani sınırlanmışlığı. Güneş battığında ve yıldızlar gökyüzüne saçıldığında ruhumu- zun bir parçası bedenimizden ayrılır. Uyanık kalsak bile gece- leyin ruhumuzun bir parçası bedenimizi yine de terk eder, yor- gun ve gücümüzün tükendiğini hissetmemizin nedeni budur. Zohar, uyku sırasında ruhumuzun 59/60’ının bedenimizden ayrıldığını, kalan 1/60’ın fiziksel gerçekliğimizi korumamızı sağladığını söyler. Beden uyukladığında fiziksel varoluş zinci- ri birden kırılır. Ruh, beslendiği ve güç aldığı ruhsal atmosfer- deki yüksek yerlere çıkmak için özgürdür. Peki ruh neden kendini şarj etmeye gerek duyar? Sıradan, kaotik bir gün boyunca, zaman, mekan ve hareketin sınırları bedelini bedenden ve ruhtan çıkarırlar. Örneğin zaman kavramını ele alalım. Zaman bizi son derece baskı altında tu- tar. Ya sürekli bir şeylere yetişmek için koştururuz ve zaman bize yetmez, ya da bazen tam tersine saatler geçmek bilmez. “Metafiziksel ayarımız” sırasında ruh, mekanın ve uzayın öte- sinde bir âlemdedir. Geçmiş, şimdi ve gelecek Bir’de bütünleş- miştir. İnsan yaşamı doğumdan ölüme bütün evreleriyle o âlemde sergilenmektedir. Böylece ruh şarj olmanın yanında, karşımıza çıkacak olumlu ya da olumsuz olayların görünüşlerini de yakalar. Bu bir anlık görüler, bedende, rüya formlarının olduğu yere süzülerek yer- leşirler. Rüyanın bir yüzü olaylar, deneyimler ve bilinçli zihni- mizin meşgul olduğu düşünceler sonucu oluşur. Bu karışıma bilinçaltında yaşayan ruhun görüleri serpiştirilir.
  • 32. 209 kabballah Eski söylemlerde doğal olarak kabul edilir ki, insan sadece uy- küdayken rüya görmez, aksine uyanıkken de görür. İnsanın her ikisini de yaşayabildiği uyku durumu İbranice’de Şena sözcüğü ile ifade edilir. Kabballah’a göre rüyalar bize olumsuz karakter özelliklerimizi anlamamız için olanak tanır. Ruhsal olarak olgunlaşmak için değişmesine gereksinimimiz olan şeyi öğrenmemize yardım eder. Bilgeliği sezmek için rüyaları okumayı ve yorumlamayı bilmek zorundayız. Üstelik eğer bir insanın ruhsal olgunlaşma ve dönüşme için deneyimleme ya da değişme niyeti, arzusu yoksa (belki dün- yanın %95’i bu kategoride sıkışıp kalmıştır), ruhun mesajları çok daha zor anlaşılır. Gerçekte rüyalarımızın çoğunu anımsa- mayız. Diğer insanlara karşı olumsuz eylemlerimiz, evrensel etki-tep- ki yasasından dolayı bize geri döner. Tinsel hakikati yadsıyabiliriz. Önemsemeyebiliriz. Ondan şüphe edebiliriz. Hatta onu fark etmeyebiliriz. Yine de ortaya koyduğumuz her kıskanç bakış, kaba söz, az da olsa şiddetli bir yanıt için, aynı ölçüde olumsuz bir sonuç karşımıza çıkar. Bunu bir bumerang gibi düşünebiliriz. Ruhu- muzun uyku sırasında algıladığı bütün geri tepmeler ufukta aniden belirirler. Gerçekten ciddi sonuçlar genellikle ruhun ürettiği kabuslar olarak açığa çıkar. Eğer açık bir zihnimiz var- sa, rüyalarımızdaki mesajları sezebiliriz ve kendimizde neyi değiştirmemiz gerektiğini anlayabiliriz. Ruhsal değişim, olum- suz etkilerin yönünü değiştirmek için olumlu etkinlik yoludur. Söylendiğine göre, Kral Davud olağanüstü tinsel nitelikleri olan bir adamdı. Ne zaman korkunç bir kabus görse, bundaki
  • 33. 211 kabballah mesajı alır ve yaşamında gerekli düzeltmeleri yapardı. Öte yandan Zohar; adaletsiz birine mutlu rüyalar gösterildiğini, böylece o kişinin hakikat yolundan daha da saptırıldığını söy- ler. Bu tinsel ilke Zohar1da şöyle açıklanır: “Kim kendini arın- dırmaya girişirse o yukarıdan arındırılır. Ve kim kendini kir- letmeye yeltenirse o da aynı şekilde yukarıdan kirletilir.” Bir kimse ne kadar tinsellik doluysa, gördüğü rüya da o kadar hakikat dolu olur. Ama ben-merkezli davranışlara yönelirse, yani kendi egosunun kölesi olursa, güç terazisi ruhtan bedene eğilir. Böylece ruhun uyku sırasında yükselmesi de bir o kadar zorlaşır. Kabballistler bize her gece ruhumuzun yükseldiğini öğretirler; bu sırada gün içinde tinsel öze ait herhangi bir şey yapıp yap- madiğimiz sorulur. Eğer yanıt olumsuzsa ruh kendini tam ola- rak şarj edememiş demektir. Ne kadar uyumuş olsak da uyan- dığımızda kendimizi yorgun ve uyuşuk hissederiz. Vitaminlere ve egzersizlere rağmen bitkin kalkarız. Tinsel dünyanın kural- larıyla yaşamayı bilmediğimiz için, yaşamlarımızda da bunun sonucu olan sürekli doyumu ve enerjiyi deneyimleyemeyiz. Zohar1a göre eğer bir insan yedi ya da daha çok gün rüya gör- mezse, o kişi bencil arzularla kendini tüketmiş demektir. He- men telaşlanmayın, çünkü çoğumuz gördüğümüz rüyaları anımsamayız. Buradaki sorun kişiyle ruhu arasında iletişimin kopuk olmasıdır. Eğer insanın yaşamında öğrenme ve ruhsal olgunlaşma yoksa, Geleneğe göre o kişi rüyalarındaki bilgiye ulaşmayı hak edemez.
  • 34. rüyalar 212 Rüya Düzeyleri Doğal Rüyalar Bu en alt düzeydeki rüya durumudur. Çoğunlukla maddeci ve arzularının peşinden koşan insanların gördükleri rüyalardır. Bu rüyalar genellikle kişilerin maddi beklentileriyle, yaşamların- daki kaosla ve gün içinde uyanık zihinlerinde bulunan endişe- lerle ilgilidir. Lütuf Rüyaları Bu tür rüyalar mesajlar, uyarılar ve yaşam hakkında dersler ve- rir. Her defasında bu rüyaları anımsamaya ve verilen mesajı anlamaya çalışmak gerekir. Bu düzeydeki bir rüyayı deneyim- ledikten sonra gece yarısı uyanık kalmak sıradan bir şey değil- dir. Eğer olanaklıysa kişi hemen deneyimini bütün ayrıntılarıy- la yazmalıdır, çünkü en önemli mesajlar genellikle bu ayrıntı- larda bulunur. Peygamber Rüyaları Bu düzeydeki rüya hemen hemen hiç unutulmaz. Bu rüyalar kristal gibi nettir ve genellikle yaşamını tinsel dönüşüme ada- mış insanlar tarafından görülür. Rüya Yorumu Geleneğe göre rüya yorumlamak hassas bir konudur ve yal- nızca çok bilgili bir insan rüyada gizlenmiş olan gerçek mesaj- lan anlayabilir. Eğer iyi bir rüya görürsek ve bir yorumcuya an- latmazsak rüya potansiyel bir halde kalır. Olumlu rüya öğele- rini yaşamımızda açığa vurmak çok daha zorlaşır. Ayrıca, rüyalarımız tarafından verilen mesajları anlamazsak ge- rekli şeyi düzeltemeyiz ve bu yolda kayboluruz; oysa bunu ba-
  • 35. 213 kabballah şarmak için bu dünyaya geldik der Kabballah. Başka bir deyiş- le, içsel karakterimizin düzelme ve değişme gereksinimi olan bir yanı vardır. Bu değişimi gerçekleştirmenin yolu rüyalarımız- da açıkça gösterilir. Bu, kendimiz ve bir dostumuz arasında çö- zülmesi gereken bir çelişki olabilir. Çelişkinin nedeni inatçılığı- mız olabilir ve bunu fark etmeyiz bile. Eğer bu konular çözül- meden ve karakterimiz değişmeden kalırsa, kapı, yaşamımız- daki kaos ve olumsuzluk için ağzına kadar açık kalır. Eski bir atasözünün vurguladığı gibi: Yasayı bilmemek özür değildir. İkinci Tapınak zamanında (2000 yıl önce) Kudüs’te 24 rüya yo- rumcusu olduğu yazılıdır. Eğer bir insan rüyasını bu 24 yorum- cunun hepsine anlatmışsa, 24 farklı yorum alması kaçınılmaz- dır. Bilgelerin anlattıkları dikkate değer; buna göre bu 24 yorum- cunun hepsi yaşamlarını gerçekten fiziksel dünyada sürdüre- bilirler, ancak bilinç durumlarına göre hepsi rüyayı farklı algı- layacak ve farklı yorumlayacaklardır. Geleneğe göre yorumla- ma fiziksel dünyada rüyanın dışavurumunu ya da gerçekleş- meşini olağanüstü ölçüde etkiler. Bu bağlamda, Zohar; ger- çekte rüya yorumlamanın rüyanın kendisinden daha önemli olduğuna dikkat çeker. Bu nedenle rüyanızı yorumlayacak doğru insanı bulmak için vereceğiniz her çabaya değer. Bu ki- şi sizi gerçekten seven ya da sizle ilgilenen biri olmalıdır, bü- tün insanlık için sevgi besleyen tinsel biri olmalıdır; çünkü yo- rum, rüyanın yaşama etkisini belirler. Kabballah’a göre olumsuz rüyalarımızı, fiziksel etki oluşmasını engellemek için, birden çok kişiye anlatmamak gerekir. Sizi seven bir insan olumsuz bir rüyayı her zaman daha olumlu bir biçimde, olumlu yanından yorumlar, bu da olağanüstü önem- lidir. Örneğin, bir kaza olduysa, bu fiziksel bir kaza olarak de- ğil, yaşamınızda üzerinde çalışmanız ve düzeltmeniz gereken bir şey olarak da yorumlanabilir. Ve bu doğrultuda gerçekleşir.
  • 36. rüyalar 214 Zohar şöyle der: "Şunu öğrendik ki, bir insan rüya gördüğün- de kendini dostlarının önünde rüyanın yükünden kurtarma- lı, öyle ki dostlan ona iyi dileklerde bulunsunlar. Böylece inşa- nm dostlan iyi bir yorum yapmış olurlar ve ber şey iyi olur. ” Kişi son derece kötü bir rüya görürse, doğrudan onunla ilgili konuşmaması gerekir, çünkü bu Kabballah’a göre tinsel açıdan tehlikeli olabilir. Kişi gelecekle de ilgili asla konuşmamalı, bi- reye sınır koymamalıdır. Onun yerine yorumcu rüya,gören ki- şiye şimdi ne yapması gerektiği konusunda öğüt vermelidir. Kutsal Kitaptaki ünlü bir hikayeye göre Yusuf rüyasında iyi bir hükümdar olacağını görür. Gerçekten de 22 yıl sonra Mısır hü- kûmdan olur. Kadim Zohar bunu şöyle açıklar: Bir rüyanın gerçekleşebilmesi için 22 yıl geçebilir, ama rüyamızı anımsa- mak koşuluyla. Zohar1a göre, Alt Dünyalarda rüyalarımızı anımsadığımız süre- ce, bu rüyalar Üst Dünyalarda da anımsanacaktır. Anımsanma- yan bir rüya görülmemiş demektir, bu nedenle unutulan ve zi- hinden uçup giden bir rüya asla gerçekleşmez. Yusuf bu ne- denle rüyasını korumuş, belleğinde taze tutmuştur, asla unut- mamıştır ve rüyasının gerçekleşmesi için beklemiştir, böylece rüyası zamanı geldiğinde gerçek olmuştur. Tefekkür ve içebakış Kabballah’a göre, her sabah yenileniriz, ruhumuz yeniden ya- ratılmış gibi olur. Bununla birlikte her sabah başımıza aynı şey gelir. Her seferinde karşımıza kaos çıkar. Eğer bir insan yatma- dan önce kendini ciddi bir biçimde yargılamıyorsa, yaşam o insanı gün boyunca yargılar. Bu nedenle uyumadan önce gün- lük olumsuz davranışlarınızı iyice düşünün. Eylemlerinizden sorumlusunuz. Kendinize dürüst olun ve ben merkezli eylem- lerinizi araştırın. Egonuza ne kadar ağır gelirse gelsin, kendi- nizi değiştirmeye girişin.
  • 37. 215 kabballah Yüzleştiğiniz sorunları sorgulayın. Sorgularken ne kadar açık olursanız, bulduğunuz yanıtlar da o kadar sonuç verici olur. Egonuzun ve şüphenizin ötesine gidin. Destek isteyin. O za- man ruhunuz bedeninizden ayrılır, sorularınızın yanıtlanabile- ceği düzeye çıkar. Gece kendi üzerimizde ne kadar çalışırsak, gündüz sular o kadar dingin olur. Eğer bir insana karşı kötü duygular besliyorsak, uyuduğumuz- da her iki ruhun da Üst Dünyalara yükselmesini engelleriz. Dolayısıyla diğer insanlara duyduğumuz bütün öfkemizi sona erdirmeliyiz, bizi ne kadar kızdırırlarsa kızdırsınlar. Ayrıca iş ya da özel yaşamımızdaki kıskançlıklarımız, hoşgörüsüzlüğümüz ve ben merkezli rekabetçiliğimiz yüzünden acı çekmelerine neden olduğumuz insanlardan da af dilemeliyiz. Unutmayın, yasayı bilmemek özür değildir. Kaybedecek bir şeyiniz yok, ama kazanacak çok şeyiniz var. Bir kez sonuç almaya başladı- nız mı bu fikre daha açık olmaya başlarsınız. Fiziksel Koşullar Kirli bir yatakta uyumaktan kaçının. Ruhsal ya da fiziksel kir- lilik kötü rüyaları mıknatıs gibi çeker. Yatmadan önce ağır ye- mekler yemek de ruhu “ağırlaştırır” ve bedensel sınırlamalar- dan kurtulmasını engeller. İnsan uyuduğunda ruhu bedenden ayrılır. Kabballah’da bu, ölümün 1/60’ına eşittir. Uykudan kalktığımızda ve ruh geri döndüğünde, bu ölüm enerjisi parmak uçlarında biraz olsun kalır. Böylece kişi neye dokunursa dokunsun, o şeye olumsuz enerji iletir. Bu olumsuz gücü ortadan kaldırmanın en etkili yo- lu sudur. Yine bir Rönesans Kabbalisti olan Abraham Azulai suyun te- mizleme gücü ile yaşamlarımızı etkileyen ve bozan negatif enerji kuvvetleri arasında ilginç bir ilişkiden söz eder.
  • 38. rüyalar 216 Kabballist görüşe göre 400 grup kaotik enerji paketi (Tumah) vardır. Bedendeki bazı bölgelerde bu negatif enerji paketçik- leri birikir. Tumah, yani bu negatif enerji paketleri ise kişi bir kabahat (Tamei) işlediğinde tinsel bir kısa devre biçiminde açığa çıkarlar. İnsan dört element (su, ateş, hava ve toprak) üzerine yapılandığı için, herhangi bir kirliliği veya hastalığı ve zihinsel rahatsızlığı suyun enerjiyi iletme gücü yoluyla sağaltı- labilir. Gelenekte, Mikveh, negatif güçleri uzaklaştırmak için kişiyi tamamıyla suya daldırarak yapılan ritüelik banyodur. "Ve temiz olmayanın ruhunu yeryüzünden kaldıracağım. ”Bu kir paketçiklerinin ardında yatan gücün içsel doğası suya (su- yun kuvvetine) asla karışmamak ya da onunla temas etme- mektir. Bundan dolayı kadim Bilgeler temiz olmayan bir inşa- nın bütün bedenini suya daldırması gerektiğini söylerler. Eğer saçının tek bir teli bile suyun dışında kalırsa kirlilik yine de kalmış olur; çünkü sudan kaçan bu negatif kuvvetler (varlık- lar) kendilerini bedenin su değmeyen her parçasında—bu tek bir saç teli bile olsa—tutabilirler. Ve beden bu sudan cennet sı- ğınağını terk ettiğinde, yeniden bedenin geri kalan kısımlarına yerleşirler.
  • 39. 219 kabballah 12. Dört: Sudan Ateş. Ondan İhtişam Tahtını, Serafinii, Ofanirrii, Kutsal Hayotu ve Elçi Melekleri kazdı ve oydu. Üçünden kendi Meskenini kur- du, aynen yazıldığı gibi, “O ki, rüzgarları melekler, ateş alevi- ni hademe eder”(Mezmurlar 104:4). 13• Üç basit harf ile Havayı mühürledi ve onları O’nun Yüce İsmine yerleştirdi: YHV. Ve onlarla altı ucu mühürledi. Beş: Yukarıyı mühürledi, yukarı baktı ve onu YHV ile mühürledi. Altı: Aşağıyı mühürledi, aşağı baktı ve onu YHV ile mühürledi. Yedi: Doğuyu mühürledi, ileri baktı ve onu HYV ile mühürledi. Sekiz: Batıyı mühürledi, geri baktı ve onu HVY ile mühürledi. Dokuz: Güneyi mühürledi, sağa baktı ve onu VYH ile mühürledi. On: Kuzeyi mühürledi, sola baktı ve onu VHY ile mühürledi. 14. Bu Yokluğun On Sefirofu Bir’dir. Yaşayan Tanrının Ruhu Ruhtan Hava Havadan Su Sudan Ateş Yukarı ve Aşağı Doğu ve Batı Kuzey ve Güney Zohar Zohar, daha önceki bölümlerde de değindiğimiz gibi Yahudi Kabballah’ının en temel kitabıdır. Ortaçağ Yahudi Gizem’inin başlıca yazılı metnidir. Eğer mistisizm kendi bilgeliği, yoğunlu- ğu ve dirimli haliyle bir din olarak kabul edilirse, Zohahda kapsanan ve öğretilen Yahudi Gizemi de Yahudiliğin en yoğun ve dirimli halidir. Zohar, Musa’nın beş kitabı Pentatek (Torah) üzerine yorumlar biçimindedir. Dili zaman zaman Arami, zaman zaman İbra- ni'dir. Form olarak bakıldığında, 2. yüzyılda yaşamış olan Rab-
  • 40. sefer yezirah ve zohar 222 olan enerji biçiminde tanımlıyoruz. Böylece “Ve Allah dedi” cümlesinin anlamı, kutsal tohumdan hamile kalan göksel sa- rayların oluşması sürecidir. Sükunet içinde doğursa da, doğur- duğu şey duyuldu, doğan hiç ses çıkarmadan sessizce doğdu, ama bu ondan olduğunda, ki gerçekten de oldu, dışarıda [zâhirde] duyulan sese, “Işık olsun”a dönüştü. Bu kategori al- tında ne konu edilirse edilsin, Yehi (olsun) sözcüğü Baba ve Anne’nin Birliğini Yod ve He harfleriyle simgeler. Yod ve He burada bir sonraki açılımın başlangıç noktasıdır. “Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım .” (Yaradılış 1:26) Bâtınî Bilgeliğe göre, altı boyut katlanarak Tanrısal kalıba gö- re birleşti ve hep beraber olağanüstü bir yaratım meydana ge- tirdiler. “İnsan yapalım” ifadesindeki Adam (insan) sözcüğü hem eril hem de dişildir, göksel ve kutsal Bilgelikle bütünsel olarak yaratılmıştır. “Suretimizde, benzeyişimize göre” ifadesi ise ikisinin yani Tanrının ve insanın birliğini anlatır, böylece in- san dünyada biriciktir ve her şeye hükmeder. “Ve Rab Allah adamı aldı, (...) onu Aden Bahçesine koydu. ” (Yaradılış 2:8) Adamı nereden aldı? Onu “...ve oradan ayrıldı ve dört kol ol- du” cümlesiyle ima edilen dört unsurdan aldı. Tanrı insanı bunlardan ayırdı ve Aden Bahçesine [Şekinab’a] koydu. Tanrı şimdi de dört unsurdan yaratılan insanı, ne zamanki günahla- rından ötürü tövbe eder ve Torah ile uğraşırsa, orijinal unsur- larından alır, denildiği gibi “onu ayırır”, bir başka deyişle onu baştan çıkaran arzularından ayırır ve bahçesine yani Şekinah’a. koyar. Pozitif yasalarla onu giydirir, negatif yasalarla ise öyle kalmasını sağlar. İnsan eğer yasaya uygun davranırsa, kendisi
  • 41. 223 kabballah dört unsurun ustası olur ve onlarla sulanan bir nehir haline ge- lir ve her şeye hükmeder. Ancak eğer yasayı ihlâl ederse, o za- man onlar yani kendisini oluşturan dört unsur, kötülük ağacı- nın acılığıyla sulanırlar, tüm organları acıyla dolar; ancak vü- cudun öğeleri iyinin tarafından kutsal tutulurlarsa, o zaman “Ve Marah’a geldiler, Maralı sularını içemediler, çünkü acı idi. Bunun için adı Marah (Acılık) çağrıldı” sözü yerine gelir. Ben- zer biçimde, Talmud çalışmasında da “acı”, bâtını bilgelikteki “Ve Tanrı ona bir ağaç gösterdi, bu hayat ağacıdır ve onunla “sular tatlanır” söylemiyle karşılaştırılır. Musa’da aynı şekilde “Tanrının asası onun elindedir” yazar. Bu asa Metatroridur, bir yanından yaşam bir yanından ise ölüm gelir. Eğer asa, asa ola- rak kalırsa, iyi yanından gelen yardımdır; eğer yılana dönüşür- se o zaman düşmandır, böylece “Musa ondan kaçtı” sözü gerçekleşir ve Tanrı onu onun ellerine verir. Bu asa neyin ya- sak neyin izinli olduğunu söyleyen Sözel Yasayı simgeler. Ne zaman ki Musa kayaya vurur, o zaman Tanrı onu Musa’dan ge- ri alır; ona vurmak için “Asayla onun yanına indi” cümlesinde- ki “asa” kötüye eğilim bağlamında tutsaklığın nedeni olan yı- lanı simgeler. Bir başka ders de “...ve oradan ayrıldı...” sözle- rinden çıkarılabilir. Kendisini Toratia adayan insan mutludur, çünkü Tanrı onu vücudundan, dört unsurdan alır, insan bun- lardan ayrılır ve yukarı çıkarak dört Hayofun başı olur. Ve Mezmurlar 91:12’de yazılan “...elleri üzerinde seni taşıyacaklar” sözü yerine gelir.
  • 42. Sefirot - Yaşattı Ağacı
  • 43. Zim zum
  • 44. Her sefiranın kendi sefirotu olduğu unutulmamalıdır.
  • 45. Yaşam Ağacının üzerine yapılandığı üç sütun
  • 46. KETER HOKMAH HESED NEZAH DAAT TIFERET YESOD MALKUT BINAH GEVURAH HOD Sütunların üç boyutlu algısı
  • 47. Dört dünyayı ve boyutları tek bir ağaçta toplayan tasarım.
  • 48. Yakub’un Merdiveni olarak da anılan bu tasarım dört dünya- nm birbirine nasıl bağlı olduğunu göste- rir. Yayılım, Yaratım, Oluşum ve Eylemin bir yorum u olan bu şema- da da görüldüğü gibi her dünya ya da boyut bir diğerinin içinden çıkar.
  • 49. Yakub’un Merdiveninin Detaylı Görünüşü:
  • 50. Toledano Geleneğine göre İç Üçlüler düşünce Yahudi gizemine oldukça yabancıdır.
  • 51. Lurianik Geleneğe göre İç Üçlüler
  • 52. R. Fludd’un Yakub'un Merdiveni ve Basamaklarım aklın fakülteleri olarak betimlediği 1619 yılm a ait çizimi
  • 53. Tanrtntn Kendi içine Geri Çekilmesi
  • 54. Tanrısal ışımanın şimşek (zimzum) biçiminde Sefiralar boyunca aşağı inişi
  • 55. YHVH ve on sefiranın ışıması, R. Fludd (1626). Sefirotik derin düşünmeleri yaparken ulaşılan Tanrısal şuurlanmalar.
  • 56. L

GİZLİ DÜŞMAN SİYONİZM PDF E-KİTAP





GİZLİ DÜŞMAN SİYONİZM 
PDF E-KİTAP

TÜRKLER VE YAHUDİLER AVRAM GALANTİ PDF KİTAP




TÜRKLER VE YAHUDİLER 
AVRAM GALANTİ 
PDF KİTAP

09 Mart 2015

YAHUDİ TARİHİ İLK YAHUDİLER



YAHUDİ TARİHİ İLK YAHUDİLER

Gerçek şu ki Biz Tevrat’ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler ve yüksek bilginler de Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafir olanlardır. (Maide Suresi, 44)

Yahudiler, ya da kendi deyimleriyle "Yehova'nın oğulları", dünya tarihinin en eski ve kilit topluluklarından biridir. Yahudiler, üç büyük dinin doğuşunun ve gelişiminin merkezinde olmuş, üç kutsal kitabın üzerinde özellikle durduğu ve tarih boyunca dünya üzerinde büyük etkileri bulunan bir millettir.
İlk Yahudiler
40 asırlık geçmişleriyle Yahudiler, dünya tarihindeki en eski milletlerden biri olma özelliğini taşırlar. Ancak bugün dünyanın her yanına dağılmış bulunan Yahudiliğin başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Sami ırkından sayılan Yahudiler, göçebe bir kavim oldukları için tam olarak hangi tarihte ve nerede bulunduklarını saptamak oldukça zordur.

Yahudiler tarih boyunca birçok peygamberin hayatına ve tebliğine şahit olmuşlardır. Dolayısıyla Yahudi tarihinin ilk 2000 senesi, bir anlamda, peygamberler tarihidir. Yahudilerin ilk ataları Nuh Peygambere kadar uzanır. Muharref Tevrat'ın Tekvin bölümünde Hz. Nuh'un oğullarından; Hz. Nuh'un küçük oğlu Ham'ı ve onun soyundan olacakları lanetlemesinden bahsedilir.
Yahudilerin yüzyıllarca sürecek olan üstün ırk kavgasının ve kanlı savaşların çıkış noktası, Tevrat'a sonradan eklenen izahlardır.  
Yahudi inancına göre 
Filistinliler, Hz. Nuh tarafından lanetlenen Ham'ın soyundan gelen Kasluhiler kavmindendir. Bu inanca göre Yahudiler ise, Ham'ın soyunun kendisine "kul köle" olacağı Sam'ın soyundan gelmektedirler. 
Yahudilere İbrani ismini veren ise, Sam'ın üçüncü oğlu Arfaksad'ın torunu Hibru'dur.
Hz. İbrahim'in hangi tarihlerde yaşadığı kesin olarak bilinmemekle beraber, bu dönem bazılarına göre MÖ 2000 ile 1960 arası, bazılarına göre ise MÖ 1750'lerdir.
MÖ 19. yüzyılda Batı Samilerin geçtikleri ve ulaştıkları yerlere "Verimli Hilal" denir. Verimli Hilal, Basra Körfezi'nin başından itibaren bir kemer çizerek, yukarıda bugün Türkiye sınırları içinde bulunan Fırat vadisine, güneyde Suriye ve Filistin'den geçerek Mısır'a kadar uzanan bir bölgeyi içine alır.
Bazı dejenere Yahudi hahamlar, kibirlerinin bir sonucu olarak Muharref Tevrat'ta bir yandan Allah'ın gücünü, yüceliğini insanlardan gizlemeye çalışırlarken, diğer yandan da kendi ırklarının üstün olduğu iddiasını ön plana çıkarmışlardır. Muharref Tevrat'a eklenmiş olan bu sapkın inanç Yahudi geleneklerine, Hz. Musa'dan çok önce, MÖ 2000'lerde yaşamış olan Mezopotamya'daki atalarından miras kalmıştır.
Kuran'da Bildirilen Yahudi Tarihi


Yahudilerin ilk zamanlarına ait bilgilerin birçoğu Tevrat ve Kuran kaynaklıdır. Tevrat'ın büyük bölümü değiştirilmiş veya bazı ek izahlarda bulunulmuşsa da, bazı bölümleri orijinal haliyle kalmıştır.
Tevrat pasajlarından hangisinin değiştirilip hangisinin değiştirilmediğini anlamaktaa Kuran'ın "furkan" özelliği, yani hakkı batıldan ayırması ve bozulmamış olması bize rehber olmaktadır. Kuran'ın bu özelliği ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir. (Furkan Suresi, 1) Gerçek şu ki bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor. (Neml Suresi, 76) Yahudi tarihini anlatırken kaynak olarak vereceğimiz Tevrat açıklamaları, Kuran ahlakı ve Kuran'daki bilgilerle ters düşmeyen açıklamalardır ki; bunlar Kuran'ı çok iyi bilen biri tarafından kolayca ayırt edilebilir.
Değiştirildiği veya eklendiği anlaşılan açıklamalar ise, Allah'ın diniyle bağdaşmayan, ancak birtakım batıl gelenek ve görenekleri yansıtan ifadelerdir. Allah'ın peygamberlere vahyettiği din, temel özellikleri açısından aynıdır. Bu din, eksiksiz ve yanlışsız olarak tek korunmuş kutsal kitap olan Kuran'da bildirilmektedir. İlahi dinlerdeki değişik inanışların ve ibadetlerdeki farklı uygulamaların en önemli nedenlerinden birisi diğer kitapların değiştirilmiş olmasıdır. Allah, Kuran'ın bozulmayacağını şöyle haber verir:
Batıl ona önünden de ardından da gelemez. Çünkü Kur'an hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmedir. Sana söylenen şeyler, senden önceki peygamberlere söylenenden başkası değildir... (Fussilet Suresi, 42-43)
Yahudi yazar Chaim Potok'un "Wanderings" (Gezginciler) adlı kitabında, Yahudilerin eski tanrılarını insanlaştırmalarından şöyle bahsedilir:
Sümerler hayatlarının değişik bölümlerinin korku ve hayat veren, ve öldürebilen güçlerle dolu olduğunu düşünürlerdi... Nanna, Utu ve İnanna adında üç tanrıları daha vardı ki, Samiler ona İştar derlerdi. Birçok İsrailli ise ona Aştoret ismi altında tapıyordu... Bu tanrılar yürüyerek, gemiyle, at arabalarıyla veya bulutlar üzerinde seyahat ederlerdi. Görünmeyen bu tanrılar, yemek yerler, içerler, sevişirler, kavga ederler, uyurlar, kıskanırlar, kin duyarlar ve öfkelenirlerdi. Yaralanır veya öldürülürlerdi. Ama bir şekilde tekrar dirilirlerdi. Ölecek kadar hastalanırlar sonra yine iyileşirlerdi. (Wanderings, sf. 26-27)
İşte bazı Yahudiler koyu bir bağlılıkla uyguladıkları atalarının bu batıl dini uğruna Tevrat'ı değiştirmişlerdir. Yüzyıllarca önce yaşamış olan atalarının dinine uyarak, onların inanışlarını hiç tereddüt etmeden, Tevrat'a geçirenler için Kuran'da Allah şöyle buyurmaktadır:
Ne zaman onlara: 'Allah'ın indirdiklerine uyun' denilse, onlar: "Hayır, Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) ya atalarının aklı birşeye ermez ve doğru yolu da bulmamış idiyseler?(Bakara Suresi, 170)
Hz. İbrahim ile ilk olarak Filistin'e yerleşen Yahudilerin Mısır'a ilk girişleri ise, Hz. Yakup'un oğlu Hz. Yusuf zamanında oldu. Hz. Yusuf'un önderliğindeki Yahudiler MÖ 1600'lere rastlayan bu dönemde, muharref Tevrat'ta adı "Goshen" olarak geçen, Nil'in Delta bölgesine yerleştiler.
Bu dönemde Mısır'da Hiksoslar hüküm sürüyorlardı. Hiksos, "yabancı toprakların yöneticileri" anlamına gelen bir Mısır terimidir. Hiksosların arasında bazı Batı Sami grupları da vardı. Bu nedenle Mısır'a yerleşen Yahudiler, Hiksosların yönetimi boyunca rahat ettiler ve geniş alanlara yayılarak güç kazandılar.
Hz. Musa ve Yahudiler
MÖ 1600'lerde, Yusuf Peygamberin önderliğinde Mısır'a yerleşen Yahudiler, kısa sürede orada çoğalarak, geniş alanlara yayıldılar. MÖ XV. yüzyılın başlarında Yahudilerin sürekli çoğalmalarından ve güç kazanmalarından endişe duymaya başlayan Firavun, bu topluluğu etkisiz hale getirmek için Yahudilere baskı uygulamaya başladı. Böyle bir dönemde Allah, Hz. Musa'yı Yahudileri ıslah etmek ve onları Firavun'un baskısından kurtarmak için peygamberlikle görevlendirdi. İsrailoğulları içinde -her toplumda olduğu gibi- samimiyetle Hz. Musa'ya itaat edip hak dine uyanların yanı sıra, Hz. Musa ile birlikte hareket etmelerine rağmen sık sık isyana sapanlar da vardı. Güzel ahlakları ile diğer insanlara da örnek olan Yahudilerden, Allah Kuran'da şöyle bahsetmektedir:

Firavun, İsrailoğulları'na sürekli zulmediyor ve onları ağır işlerde çalıştırıyordu. İsrailoğulları'nın Mısır'da yaşadıkları zorluğu temsil eden bir resim.
"Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır." (Araf Suresi, 159) 
Bunun yanı sıra, tavırları ile Hz. Musa'ya çeşitli zorluklar çıkaran kişilerin yaptıklarına da Kuran'da pek çok ayette yer verilmiştir.
Hz. Musa kendisine destek olması için kardeşi Hz. Harun'u da yanına istedi. Ancak Firavun ve önde gelen çevresi Hz. Musa'yı yalanlayarak onu büyücülükle suçladılar. Bu olay Kuran'da şöyle bildirilir:
Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür. "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?"(Araf Suresi, 109-110)
Bunun üzerine Allah, Hz. Musa'ya İsrailoğulları'nı Mısır'dan çıkarmasını vahyetti. Firavun'un zulmünden kurtulmak için yola çıkan Hz. Musa ve kavmini, Firavun ve ordusu takip etti. Deniz kıyısına ulaştıklarında Firavun'un ordusu tarafından sıkıştırılan Yahudilerin bir kısmı, o zamana dek birçok mucize görmüş olmalarına rağmen, tevekkülsüzlük göstermişlerdir:



Firavun ve kavmi putperest inançlara sahiptiler.
Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Şuara Suresi, 60-61)
Allah'ın mutlaka kendilerine yardımda bulunacağını hatırlatan Hz. Musa, asasını denize doğru uzatmış ve Allah'ın büyük bir mucizesi olarak deniz ikiye yarılıp İsrailoğulları'na geçit vermiştir. Kurtularak karşı tarafa geçen Yahudilerin ardından tekrar kapanan denizin ortasında Firavun ve ordusu boğularak yok olmuştur:
(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. (Şuara Suresi, 62-66) 
Bu büyük yardımla Firavun'un ordusundan kurtulmalarına rağmen Yahudilerin bir kısmının isyankar tavrında bir değişiklik olmamıştır. Bu kişiler, denizi geçer geçmez gördükleri bir putperest topluluğa özenerek Hz. Musa'dan kendilerine bir put yapmasını istemişlerdir:
İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: 'Ey Musa, onların ilahları gibi sen de bize bir ilah yap.' O: 'Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz.' dedi.
(Araf Suresi, 138)


Bu temsili resimlerde İsrailoğulları'nın Hz. Musa ile birlikte Kızıldeniz'den geçişleri ve Firavun ve ordusunun suda boğuluşu görülmektedir.
Bunların ardından Yahudiler, çölde çok uzun süre kalarak sürekli yer değiştirdiler. Muharref Tevrat'a ve bazı tarihi kaynaklara göre ilk olarak Elim ile Sina Çölü arasındaki Sin Çölü'ne geldiler. Burada bir süre kaldıktan sonra Refidim'de konakladılar ve son olarak Hz. Musa'nın "On Emir"i aldığı Sina Çölü'ne ulaştılar. Her yerleştikleri yerde karşılaştıkları bazı zor koşullardan yakınan bir kısım Yahudiler, bu durumlarından dolayı Hz. Musa'ya ve Hz. Harun'a karşı isyankar tavırlar gösterdiler. Her zorlukla karşılaştıklarında,   Allah'ın desteklediği ve mucizelerle yardım ettiği bu topluluk içinde bazı kimseler, gösterilen mucizelere rağmen isyan ederek, Allah'a baş kaldırdılar. Bu olaylardan muharref Tevrat'ta şöyle bahsedilir:


Bu temsili tabloda, Hz. Musa'nın, kavminin yanından ayrılışının ardından, Yahudilerin bir kısmının Samiri'nin sapkın telkinlerine uyarak altından bir buzağı heykeli yapıp bu heykele tapınmaya başlamaları anlatılmaktadır.
... Ve İsrailoğulları'nın bütün cemaati, çölde Musa'ya karşı ve Harun'a karşı söylendiler; ve İsrailoğulları ona dediler: Keşke Mısır diyarında et kazanları başında oturduğumuz zaman, doyuncaya kadar ekmek yerken Rabbin eli ile ölseydik, çünkü bütün bu cemaati açlıkla öldürmek için bizi bu çöle çıkardınız....Ve Musa dedi: Rab size akşamleyin yemek için et ve sabahleyin doyuncaya kadar ekmek verdiği zaman, bileceksiniz, çünkü Kendisine karşı söylenmelerinizi Rab işitiyor, ve biz neyiz? Söylenmeleriniz bize karşı değil fakat Rabbe karşıdır. (Çıkış Bölümü, 16/1-6)
Kuran'da da, bazı Yahudilerin bu isyankar tavırları şöyle bildirilmektedir:
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın"... Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi: (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (Bakara Suresi, 61)
Hz. Musa, Tur Dağı'na, Allah'tan vahiy almak için gittiğinde, İsrailoğulları'nın başına kardeşi Hz. Harun'u bıraktı. Hz. Musa'nın yokluğundan istifade eden Samiri adındaki bir ikiyüzlü bozguncu, Yahudilerin bir kısmını kışkırttı ve onlara ilahlarının bir heykelini yapmalarını söyledi. Samiri'ye uyan İsrailoğulları Hz. Harun'u dinlemediler ve bütün altın süs eşyalarını eritip altından bir buzağı heykeli yaparak ona tapmaya başladılar. Hz. Musa henüz topluluğunun başına dönmemişken Allah, ona İsrailoğulları'nın saptığını haber verdi. Kuran'da, Hz. Musa'nın İsrailoğulları'nın başına geri dönmesi şöyle anlatılmaktadır:
Musa kavmine oldukça kızgın ve üzgün olarak döndüğünde onlara: 'Beni arkamdan ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?' dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) 'Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğu ile kılma(sayma)' dedi. (Araf Suresi, 150)
Sürekli bozgunculuk çıkartarak, Hz. Musa ve Hz. Harun'a baş kaldıran, hatta Hz. Harun'u öldürmeyi planlayan bazı Yahudiler, Hz. Musa'nın Samiri'yi kovması ve buzağı heykelini yakarak yok etmesinden sonra tekrar doğru yola tabi oldular. Ancak yalnızca kısa bir süre için. Allah'ın onlara vadettiği kutsal yere girmek için mücadele etmeleri gerektiğinde de itaat etmeyerek Hz. Musa' yı dinlemediler. Kuran'da Hz. Musa'nın kavmine şöyle seslendiği bildirilir:
Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı kutsal yere girin ve gerisin geri arkanızı dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.(Maide Suresi, 21)
İsrailoğulları'nın ise, Hz. Musa'ya cevabı şöyle olmuştur:
Dediler ki: "Ey Musa, biz orada onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."
(Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde şaşkınca dönüp dolaşıp duracaklar. Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme. (Maide Suresi, 24, 26)
Çıkardıkları isyanlara ve baş kaldırmalarına karşılık olarak, Allah, daha önce kendilerine vadettiği Kutsal Toprakları İsrailoğulları'na yasakladı.
Tevrat'ı Tahrif Eden Ruhban Sınıfı
Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için: 'Bu Allah katındandır' diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (Bakara Suresi, 79)

Hz. Musa'nın önderliğindeyken bile Allah'ın hükümlerine uymayan, kendi hedef ve çıkarlarına göre yaşayan bazı Yahudiler, Hz. Musa öldükten sonra Tevrat'ı değiştirdiler. Tevrat'ın belki de değişmeden kalmış bir bölümünde (en doğrusunu Allah bilir), Yahudilerin yaptıkları Hz. Musa'nın ağzından şöyle anlatılıyor:
Zira biliyorum ki ölümümden sonra büsbütün bozulacaksınız, ve size emrettiğim yoldan sapacaksınız; ve son günlerde sizi kötülük karşılayacak; çünkü ellerinizin işi ile Rabbi öfkelendirmek için onun gözünde kötü olanı yapacaksınız. (Tesniye Bölümü, 31/29)


Tevrat rolelerini yazan hahamlar. Kahinler olarak da bilinen hahamlar, İsrail toplumunun en önemli sınıfını oluşturmaktadırlar. Hahamlar arasında Siyonist ideolojinin etkisi altında kalanlar, topluma acımasızlığın ve saldırganlığın meşru olduğunu telkin etmektediler. Ancak elbette, onlar arasında da samimi olarak Allah'a iman eden ve Allah'tan korkanlar bulunmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, kitabın bu ve bundan sonraki bölümlerinde dikkat çektiğimiz söz konusu hahamlar sınıfı, samimi olarak Allah'a iman eden ve insanları doğruya davet eden dürüst dindarlar değildir. Bu kimseler Hz. Musa'nın tebliğ ettiği hak dini kabullenememiş ve bu nedenle dejenere etmeye yeltenmiş samimiyetsiz ve menfaatperest kimselerdir. Bunun yanında kuşkusuz samimi şekilde Allah'a inanan ve O'na kulluk etmeye çalışan pek çok haham ve diğer din adamları da tarih boyunca Yahudilik içinde var olmuştur. Ancak Kuran'da verilen bilgiler, bu din adamları arasında kibirli, menfaatperest birtakım kimseler olduğunu göstermektedir ve bunlar Yahudi dinini dejenere etmeye çalışmışlardır.
Kuran'da bildirilen bu gerçek, İncil'deki bazı anlatımlarla da uyum içindedir. İncil'de Hz. İsa'nın ikiyüzlü Yahudi din adamlarına karşı halkı uyardığından sıkça söz edilir. Bu konudaki bir uyarı şöyledir:
"Yazıcılar ve Ferisiler (İncil'de Yahudilere ve hahamlara verilen isim) Musa'nın kürsüsünde otururlar; bundan sonra size söyledikleri bütün şeyleri yapın ve tutun; fakat onların işlerine göre yapmayın; çünkü söylerler ve yapmazlar. Onlar bütün işlerini insanlara görünmek için yaparlar. Çünkü onlar hamaillerini genişletip, esvaplarının saçaklarını büyük yaparlar; ziyafetlerde üst yeri, ve havralarda baş yerleri.. Ve insanlar tarafından rabbi diye çağrılmayı severler. (Matta Bölümü, 23/2-7)
İsrail, günümüzde dahi, Siyonist ideolojinin etkisi altında kalan bazı hahamların telkinleri doğrultusunda yönetilmektedir. Öte yandan İsrailli hahamlar içinde de Siyonist ideolojiye şiddetle karşı çıkan, Siyonizmin neden olduğu vahşeti her fırsatta kınayan, tüm İsrail halkını hoşgörüye, barışa ve uzlaşmaya davet eden pek çok samimi insan da bulunmaktadır.
Ne var ki İsrail'de Siyonizmi benimseyen hahamların sayısı çoğunluktadır ve Muharref Tevrat'ın uygulanmasından da, yine bu hahamlar sorumludur. Bugün İsrail Parlamentosu olan ve "ibadethane" anlamına gelen Knesset'te kararlar genellikle bu hahamlara danışılarak verilir.
Aslında "Kahinler" olarak anılan hahamlar, Yahudi topluluklarına Tevrat'tan önce de hakim olan bir sınıftı. Batı Sami ırkından gelen Yahudiler, diğer Batı Sami topluluklarıyla ortak bir dine mensuplardı. Hahamların söz konusu bu etkileri diğer birtakım batıl inançlarda olduğu gibi, Yahudiliğe atalarının dininden gelen bir gelenektir. "Musa ve Yahudilik" adlı kitabında Hayrullah Örs, "İsrailoğulları'nın dinlerini anlamak için onların daha önceki inançları hakkında biraz bilgi verilmesi lazımdır" diyerek bu eski batıl dinin birtakım özelliklerini anlatır. (sf.30)


Yahudilerin Passah bayramında sofradaki herkes tarafından okunması gereken metin ve bu metin için hazırlanmış özel bir kapak.
Diğer bir bölümde ise, Hayrullah Örs, Kenan şehirlerindeki bu sapkın inançta yer alan Kralların kutsallığı ve Kralların kahin ünvanı taşımaları konusundan şöyle bahsediyor:
Kenan şehir devletlerinin çoğunda Kral kutsal bir varlıktı. Memleketin mutluluğu ve bereketi ona bağlıydı... İsrailoğulları, kutsal Krallık düşüncesini Kenanilerin örneğince sürdürmüşlerdir. Papaz sınıfının oldukça gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Şunu da kaydedelim ki, Ugarit metinlerinde papazlara İbranice'deki gibi 'Kohen' ünvanı verilmektedir. (Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs, sf.27)
Kitab-ı Mukaddes'in ilk kısmını oluşturan Eski Ahit ya da Tevrat, toplam 39 kitaptan oluşur. Bunlardan ilk beş kitap olan Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye, Hz. Musa'ya verilen, ancak daha sonra hahamlar tarafından bozulmuş olan bölümlerdir. (En doğrusunu Allah bilir.) İçindeki tutarsızlık ve mantık bozuklukları (Örneğin, beşinci bölüm olan Tesniye'de, Hz. Musa'nın ölümü ve gömülüşünün anlatılıyor olması gibi), bu ilk beş kitabın da Hz. Musa'ya indirilen vahiylere değil, hahamların ifadelerine dayandığını göstermektedir.
"Rabbin sözüne göre Rabbin kulu Musa orada, Moab diyarında öldü. Ve Moab diyarına Beyt-Peor karşısındaki derede onu gömdü." (Tesniye Bölümü, 34/5-6)
Bundan sonraki 34 bölüm ise, asırlar boyunca Kitab-ı Mukaddes'e parça parça eklenmiştir. "Yahudi Tarihi" adlı kitabın yazarı olan H. Hirsch Graetz, Tevrat'ın değiştirilmesi ile ilgili olarak şunları söyler:
Tevrat'ın kanunlarına tam riayeti sağlamak üzere ileri gelen ailelerin temsilcilerinden başında Büyük Kohen'in (Başhaham) bulunduğu Yetmişler Meclisi'ni kurdular. Bu meclis, İsrail Devleti'nin yıkılışına kadar devam etti. Bunlar, kitabın en eski karakterli harflerini değiştirip zamanlarına uydurdular. Gençlerini yetiştirmek için dini okullar açtılar. Bu okullardaki öğretmenlere 'Soferim' (yazıcılar) denilirdi. Soferimin iki vazifesi vardı: Tevrat'ı açıklamak ve bunun cemiyet ve ferd tarafından tatbikini sağlamak. Soferimler, Tevrat'ın beş kitabından başka, nebilerin sözlerini de Kitab'a ek olarak yazdılar ki, isimlerini bu çalışmalardan almışlardır... Bu arada bazı müelliflere göre İsrailli olmayan yabancı asıllı bazı kitaplar da İsrailleştirilerek kitaba eklendi. (Tesniye Bölümü, sf.46)
Prof. Dr. Hikmet Tanyu ise, "Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler" adlı kitabında, hahamların Tevrat'ı değiştirmeleriyle ilgili olarak şunları belirtiyor:
Hz. Musa, MÖ XIII. yüzyılda yaşamasına rağmen, yakın zamanlara kadar elde bulunan en eski İbrani el yazması nüsha MS VII. ve X. yüzyılda yazılmış bir kaynaktır. Tesniye (Tevrat'ın beşinci bölümü), MÖ 621 veya 622 yıllarında Kudüs'teki Süleyman Mabedi'nde kahinler tarafından bulunduğu belirtilerek Kral Yoşiya'ya sundukları bir kitap olup Musa'nın ölümünden, gömülmesinden ve onun için tutulan yastan bahseder. Hz. Musa zamanında bulunmayan birçok adetlere, davranışlara değinir. Önceki kitaplarda geçen bazı şeriat kanunlarını tekrarlar, insanların birbirlerine ve Tanrı'ya karşı nasıl davranmaları gerektiğini anlatır. (Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, Prof. Dr. Hikmet, sf.40)
Yahudiliğe göre Tevrat'ın beş kitabının kelime kelime Yehova tarafından bildirilmiş Tanrı kelamı olduğuna inanılmaktadır. Oysaki, Hz. Musa'nın yaşadığı tarih bile kesinlikle tespit edilmiş değildir. Tahminen XV. yüzyıldan başlayarak genellikle XIII. yüzyılda yaşadığı ve ortalama MÖ 1250 yıllarında İsrailoğulları'nı Mısır'dan çıkardığı ileri sürülmektedir. Tanah'ın (39 kitabın hepsine birden verilen isim) tamamlanması ise MÖ (1200-100) yılları arasında ve bin yıldan fazla bir zamana uzamış ve muhtelif yazarlar tarafından telif, derleme, ve birleştirme işine teşebbüs edilmiştir. (Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, Prof. Dr. Hikmet, sf.47)
Türkiye'deki Musevi vatandaşlarımızın yayınladıkları Şalom gazetesinde ise, bu konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmiştir:
Yıllardır araştırmacıların merak konusu olan 'Kutsal Kitabı kim yazdı?' sorusu uzun bir listenin çıkmasına neden olmuştur. Bu sayılan listeye aday olarak katılabilecek iki isim daha öne süren Amerikalı profesör Richard Friedman'ın bu konudaki kitabı önümüzdeki günlerde Londra ve New York'ta yayımlanacak. Friedman'a göre peygamberlerden Yeremiah ve havarisi Baruh Ben-Neriya Kutsal Kitabın ilk beş bölümünü kaleme almışlardı. İsrailli uzmanlar önerinin üzerinde düşünüyorlar. (Şalom, 13 Mayıs 1987)
Hayrullah Örs ise, "Musa ve Yahudilik" adlı kitabında Tevrat'ın tarih boyunca birçok değişikliğe uğradığını belirtir:
Eski Ahit, özellikle Tevrat (Musa'nın 5 kitabı, Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye), Yahudiler ve Hıristiyanlarca, yakın zamana kadar Tanrı'nın Hz.Musa'ya doğrudan doğruya yazdırdığı kitap olarak kabul edilmekte idi. Ama iki yüzyıldan beri yapılan incelemeler; bunların çok yeni diyebileceğimiz zamanlarda yazıldığını ve çeşitli maksatlarla tarih boyunca değişikliklere uğratıldığını ispatlamıştır. (Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs, sf. 34-35)
Görüldüğü gibi, Hz. Musa'ya gönderilen Tevrat, bazı hahamların elinde, Yahudilerin milli çıkar ve hedeflerine uygun olarak değiştirilmiş ve hak kitap olma niteliğini kaybetmiştir. Yapılan tahrifatlar neticesinde, Allah, ahiret, cennet ve cehennem inancında çeşitli sapkın açıklamaların yer aldığı bir kitap ortaya çıkmıştır. Bu tahrifatların en temel özelliklerinden birisi ise, Yahudi halkının batıl gelenekleri doğrultusunda belli kesimlere menfaat ve üstünlük sağlayacak birtakım açıklamalardır. Bu açıklamalar bir kısım Yahudilerin geleneksel üstün ırk ve dünya hakimiyeti konularındaki ihtiraslarını pekiştirmiş, yaptıkları katliamlara, haksızlıklara ve ahlak dışı tavırlara meşru bir zemin hazırlamıştır. Böylece Muharref Tevrat'ın bazı kısımları, hak dini anlatan bir kitap olmaktan çıkarak, bazı Yahudi hahamların ideolojilerini yansıtan bir kitap haline gelmiştir. Şalom gazetesinde de bu batıl inanışlar şöyle belirtiliyor:
Tanrı'ya inanmak Yahudiliğin temel başlangıç noktası değildir. Resul Jeremiah bile İsrail'in başkaldırısını, Tanrı'nın ağzından şöyle anlatır: 'Beni terk ettiler ve kanunlarımı uygulamadılar'. Eski hahamların bu sözü yorumlama şekli ise 'İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar' olmuştur. (Şalom, 8 Mart 1989)
Kuran'da ise dini kendi çıkarları için kullanarak yalanlayanlar için Allah şöyle buyurmaktadır:
Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir değerle değiştirmek için: 'Bu Allah katındandır' diyenlerin vay haline! Ellerinin yazdığından dolayı vay hallerine! Kazandıkları günahlarından dolayı vay hallerine! (Bakara Suresi, 79)
Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu yüklenmemiş olanların durumu koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalan saymakta olan kavmin durumu ne kadar kötüdür. Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez. (Cuma Suresi, 5)
Yahudilerin Filistin'e Girişleri
Tarihi bilgilere göre, Hz. Musa'nın ölümünden sonra, Yahudiler bir süre daha Sina Çölü'nde dolaşarak, Kadeş-Barnea'ya ulaştılar. Kadeş-Barnea, çöldeki yolculuklarının son yeri olmakla beraber, Filistin'e girmelerinin başlangıç noktasıdır. Böylece Yahudiler, Tevrat'ın kendilerine vadettiği topraklara yakınlaşmış oluyorlardı.

Yahudi tarihini anlatan ünlü Judaica Ansiklopedisi'nde ve diğer bazı kaynaklarda, Filistin'in Yahudiler tarafından işgal edilmesinin çok uzun yıllar sürdüğü ve bu sırada şehirlerin yakılıp yıkıldığı belirtilmektedir:
Birçok araştırmaya göre Kenan diyarının fethi MÖ XIV. yüzyıldan başlayarak XII. yüzyıla kadar sürmüştür. Filistin'deki arkeolojik bulgular ve araştırmalar Beth-El, Tell Beit Mirsim, Beth-Shemesh, Eglon, Hazar gibi birçok şehrin MÖ XIII. yüzyıl ile MÖ XII. yüzyıl başlarında tahrip edildiğini göstermektedir. Bu bulgular kısa sürede meydana gelen bir fetih olmadığını, küçük gruplar halinde yavaş yavaş meydana geldiğini göstermektedir. (Encyclopedia Judaica, cilt.8, sf.578)
Yahudiler Filistin'e girerken birçok şehri yakıp yıkmışlar ve orada yaşayan halkı katletmişlerdir. Tevrat'ta bu, sanki Allah'ın emriymiş gibi gösterilir, oysa gerçekte bunun uygulanan vahşete mazeret bulmak için böyle gösterildiği anlaşılmaktadır. Yahudi yazar Chaim Potok "Wanderings" (Gezginler) adlı kitabında Yahudilerin istila sırasında yaptıklarını şöyle anlatıyor:
...Yahudiler Jericho kentine girdiklerinde halk kılıçtan geçirildi. Şehir yakıldı... Ai şehrini tahrip ettiler. Oranın halkını köleleştirdiler, yağmaladılar, şehri yerle bir ederek yaktılar ve Krallarını kazığa geçirerek öldürdüler. (sf.117)
Prof. Dr. Mim Kemal Öke ise, bu tarihi bilgileri şöyle aktarır:
MÖ 1200 yılı dolaylarında Musa Peygamber önderliğindeki İbranilerin, Mısır'dan kaçtıkları, Sina Yarımadası'nı geçerek Ölüdeniz dolaylarına yerleştikleri ve (Hz. Musa'nın ölümünden sonra) Kenan Devleti'ni istila edip, halka zulüm ve baskı yaptıkları, bu tarihi olayların Tevrat'ta da yer aldığı belirtiliyor. (Tarihten Günümüze Filistin Sorunu ve Türkler, Doç. Dr. Mim Kemal Öke)
Hayrullah Örs ise Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerini şöyle anlatır:
Yahudiler zaptettikleri şehirlerdeki evlere yerleşmeyerek, kendilerine kulübeler yaptılar. Bu ilkel evlerin kalıntıları kazılarla meydana çıkarılmıştır. Bunların bir kül tabakası üzerine kurulmuş olması, yerleşmeden önce İsrailoğulları'nın buraları ne hale koyduklarını anlatmaktadır. (Musa ve Yahudiler, Hayrullah Örs, sf.187)
Bu dönemde Yahudiler Filistin'in tamamını ele geçiremediler:
Ancak Yahudilerin başarısı yine de sınırlı kalmıştır. Nüfusun yoğun olduğu yerler, haberleşme yollarının etrafındaki bölgeler ve kıyı boyu gibi can alıcı yerler Mısırlılar tarafından çok iyi korunduğundan, Yahudiler ancak dağlık güney bölgeye yerleştiler. (Encyclopedia Judaica, cilt.8, sf.581)
Yahudiler Filistin'in değişik bölgelerine dağınık olarak yerleştikten sonra uzun yıllar bir taraftan Kenanilerle savaşırlarken diğer taraftan da kendi aralarında çıkan isyan ve kavgalara tanık oldular.
MÖ XI ve XII. yüzyıllarda Yahudilerin "Hakimler Devri" olarak anılan dönemi başladı. Dağınık bir şekilde yaşayan Yahudiler, tek bir lider arayışı içine girdiler. Bu yeni lider Tevrat'ta "Hakim" olarak adlandırılmaktadır. Yahudilerin tam anlamıyla bir birlik oluşturarak krallık kurmaları ise Hz. Davud zamanında olmuştur.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman


İsrail'de bulunan Hz. Süleyman Tapınağının maketi
Hz. Süleyman ve Hz. Davud Yahudilerin büyük kısmı tarafından birer peygamber olarak değil, yalnızca birer Kral olarak kabul edilirler. Bu nedenle de, Yahudilerin bu mübarek insanları zaman zaman yanlış değerlendirmeleri, bu kişiler hakkında hiçbir gerçekliği olmayan kanaatlere kapılmaları söz konusudur. Tarihi kaynaklara göre MÖ 1012 ve 975 tarihleri arasında İsrailoğulları'nın başında bulunan Hz. Davud, kuzey ve güneyde dağınık olarak bulunan Yahudi boylarını birleştirerek, Kudüs'ü Jebusiteler'den alıp başkent yaptı. Hz. Davud'un peygamberliği sırasında İsrailoğulları zenginleşerek, refaha kavuştular. Ancak bir kısım Yahudiler, tıpkı Hz. Musa döneminde olduğu gibi, bu refah ortamına rağmen sık sık ayaklanarak Hz. Davud'a karşı isyan etmekten geri kalmadılar.
Hz. Davud'tan sonra tarihi kaynaklara göre MÖ 971'de Hz. Süleyman Kral oldu. Hz. Süleyman ve Hz. Davud'un devrinde ekonomik ve siyasi yönden oldukça önemli gelişmeler yaşandı. Ünlü Süleyman Mabedi, bu dönemde Hz. Süleyman  tarafından inşa edildi. Hz. Süleyman'ın hükümdarlığının yaşandığı bu devir, tarihteki en ihtişamlı ve en zengin dönemlerden biri olarak bilinmektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hz. Süleyman, İstanbul 2002)
Bu refah ve zenginliğe rağmen pek çok ayaklanma ve isyan yaşandı. Genelde tahtı ele geçirebilmek için çıkarılan bu isyanlardan bazıları tarihi kaynaklarda Şeba, Abşalom ve Jerobeam ayaklanmaları olarak anlatılır.
Kuşkusuz bu isyanların temelinde hak dini kabul etmek istemeyen ve geleneksel batıl inançlarına bağlı kalmakta direnen birtakım din adamlarının payı büyüktü. Bu kişiler, kendi uydurdukları sahte dine uymayan peygamberleri sözde sapkınlık, dinsizlik, delilik ve büyücülükle suçluyorlar, peygamberler hakkında pek çok iftirada bulunuyorlardı.
Oysa Allah Kuran'da, Hz. Süleyman'a yöneltilen bu iftiraların doğru olmadığını tüm insanlara bildirmiştir:
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü aleyhinde şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi; ancak şeytanlar küfretti... (Bakara Suresi, 102)
Yahudilerin Babil'e Yerleşmeleri


Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca Benden korkun. (Bakara Suresi, 40)
Hz. Süleyman'ın tahminen MÖ 930 yılında ölümünden sonra, Yahudiler arasında kavgalar ve ayaklanmalar başladı. İlk Yahudi Krallığı bu iç karışıklıklar nedeniyle "Yahuda" ve "İsrailiye" Krallığı olmak üzere ikiye ayrıldı.
MÖ 722'de Asur Kralı Sargon, İsrailiye Krallığını istila etti ve bu Krallıkta yaşayan 10 aileyi Samarya'dan Asur'a sürgün etti. Yahuda Krallığı ise, MÖ 586'da Babil Kralı Nebukadnezar tarafından yok edildi. Süleyman Mabedini ve Kudüs'ü yakan Nebukadnezar, Yahudilerin önde gelenlerini Babil'e sürdü.
Ne var ki Yahudilerin önde gelenleri (özellikle de hak dine uymamakta direnen kesimleri) bu durumdan hiçbir zarar görmediler, hatta karlı çıktılar. Nebukadnezar tarafından Babil'e götürülen bu zengin kesim, Babil'de çok daha büyük bir refahla karşılaştı.
Hak Dine ve Peygamberlere Karşı Gelen Yahudiler
Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir peygamber geldiyse bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.

(Maide Suresi, 70)
Her toplumda olduğu gibi Yahudi toplumu içinde de iman edenler ve Allah'tan korkan insanların yanı sıra, inkarda direnenler ve kötülükte ileri gidenler vardır. Allah Kuran'da Yahudi toplumu içinde inkarcılığı, isyanı ve kötülüğü alışkanlık haline getirmiş olan kişilere özel olarak dikkat çekmiş, bu kişilerin bozguncu karakterleri olduğunu bildirmiştir. Benzer bir durum Kuran'da Bedeviler için de bildirilmiştir. Bedevilerin içinde de Allah'tan için için korkan ve ahiret gününe samimiyetle iman eden kişiler olduğu gibi, Allah'ın koyduğu sınırları bilmemeye daha yatkın kişiler de bulunmaktadır. (Tevbe Suresi, 97-99)


Dolayısıyla, burada ele alınan tavır ve ahlak bozuklukları inkarı alışkanlık haline getirmiş olan Yahudilere hastır. Yoksa tüm Yahudi toplumunun tek tip bir ahlaka sahip olduğunu düşünmek ya da kişiler arasında hiçbir ayırım gözetmeden bütün toplumu itham etmek kuşkusuz mümkün değildir. Üstelik böyle bir yaklaşım son derece akıl dışıdır.
Yahudiler pek çok peygamberin tebliğine şahit olmuş bir topluluktur. Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İlyas, Hz. Eyüb, Hz. İsa, Hz. Davud ve Hz. Süleyman bu peygamberlerden yalnızca birkaçıdır.
Yahudiler -bir kısmı hariç- peygamberleri inkar etmekle kalmayıp onlara ve etrafındakilere birçok eziyette bulundular. Söz konusu Yahudilerin inkar etmelerinin en önemli nedeni,  atalarının sapkın inançlarını bırakmak ve gerçek dine yönelmek istememeleridir. Allah, Maide Suresi'nde bu Yahudilerin çıkarlarıyla çatıştığında peygamberleri öldürdüklerini şöyle bildirir:
Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir peygamber geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler. (Maide Suresi, 70)
Kendi sapkın inançlarına göre değiştirdikleri Tevrat'ın ardından, gerçek dini tebliğ eden Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in peygamberlik ile görevlendirilmeleri, bazı Yahudiler'in çıkarları ile çelişen ve kabul edemeyecekleri bir durumdu. Bunun için, özellikle Hıristiyanlığı ve İslamiyeti hedef alan söz konusu dejenere Yahudiler, Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed (sav)'i defalarca öldürmeye çalışarak bu iki hak dinin henüz yayılmadan yok olmasını istediler.
Yahudilerin Geleneksel Mesleği: Tefecilik
Bazı Yahudilerde hakim olan üstün ırk inancı bu kişilerin hemen her konudaki düşünce ve uygulamalarını yönlendirir. Muharref Tevrat'a ekledikleri açıklamalarla Yahudileri bütün dünyanın sahibi olduklarına ve diğer milletlerin dünyayı haksız yere elde ettiklerine inandıran Yahudi hahamlar, bu serveti nasıl geri alacaklarının yolunu da Muharref Tevrat'ta gösteriyorlar:

Fakat size dedim: Siz onların topraklarını miras alacaksınız, ve ben size onu, süt ve bal akan diyarı mülk olmak üzere vereceğim; ben sizi milletlerden ayırt eden Allah'ınız RABBİM. (Levililer Bölümü, 20/24)
O zaman Rab bütün bu milletleri önünüzden kovacak, ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. (Tesniye Bölümü, 11/23-24)
Bu kişilerin dünya üzerindeki tüm zenginliği ele geçirmek için uyguladıkları en önemli yöntem faiz oldu. Söz konusu hahamlar, Yahudilerin birbirlerine faizle borç vermelerini yasaklarken, Yahudi olmayanlara faiz karşılığı para vermelerini emrettiler. Muharref Tevrat'ta bu konuyla ilgili olan açıklamalar, tefeciliğin yüzyıllardır geleneksel meslek haline getirilmesinin ve tarih boyunca milletlere verilen ekonomik zararların, birer tesadüf olmadığını göstermektedir.


Bazı Yahudilerin paraya, mala ve mülke karşı olan olağanüstü düşkünlükleri oldukça ünlüdür. Aşağıda, 1892 yılına ait Fransa'daki Le Petit Journal isimli bir dergide yer alan resim, Yahudilerin paraya ve mala olan düşkünlüklerini sembolize ediyor. Yahudiler tıpkı Hz. Musa döneminde olduğu gibi, altından buzağıya tapıyorlar. Bu sefer modern banker ve işadamı kılığındalar, ama zihniyetleri değişmemiş. "Gümüşü yağma edin, altını yağma edin; çünkü yığın yığın mallara, her çeşit değerli eşyanın zenginliğine son yok." (Nahum Bölümü, 2/9)
Yabancıya faizle ödünç verebilirsin; fakat kardeşine faizle ödünç vermeyeceksin, ta ki, mülk olarak almak üzere gitmekte olduğun diyarda elini atacağın herşeyde Allah'ın Rabb seni mukaddes kılsın. (Tesniye Bölümü, 23/20)
Bu taktik kimi Yahudiler tarafından çok büyük titizlikle uygulandı. Binlerce yıl önce ilk faiz sistemi ve tefecilik, bu emirler doğrultusunda Yahudiler tarafından kuruldu:
İlk tefecilik ve faiz Yahudiler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Diğer dinlerde faizin yasak olması Yahudilere bu konuda çok geniş bir alan sağlamıştır. (Banks and Banking, sf.172)
Faizin, Yahudiler tarafından Tevrat'ın gösterdiği hedefler doğrultusunda uygulandığı pek çok Yahudi tarafından da açıkça kabul edilmektedir. Yahudiler tarafından hazırlanan Judaica Ansiklopedisi'ndekonu şöyle açıklanmaktadır:
Borç para vermenin kısa süre içerisinde tipik bir Yahudi mesleği haline gelmesi Tevrat kaynaklıdır. (Encyclopedia Judaica, Moneylending, cilt 10, sf.32)
Yahudilerin tefecilikle ne derece özdeşleştikleri Yahudilere ait birçok tarihi kaynakta açıkça belirtilir:
Ortaçağ'da İtalya'daki, Yahudilerin bir çoğu tefecilik yapıyordu. (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.99)
Yahudiler tefecilikle o kadar özdeşleştiler ki, Ortaçağ'da ve daha sonraki dönemlerde, Yahudi ismi ve tefecilik beraber kullanılıyordu. Bir süre sonra ise Yahudi ve tefeci isimleri eş anlamlı olarak kulanılmaya başlandı. (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.116)
XII. yüzyıldan itibaren tefecilik Yahudi mesleği olarak giderek artan bir önem kazandı. (Encyclopedia Judaica, France, cilt 7, sf.9-12)
XII. ve XIII. yüzyıllarda tefecilik Alman Yahudilerinin en belirgin mesleği oldu. (Encyclopedia Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)
Ortaçağ'da, Avrupa'da salgın hastalıklar, savaşlar ve kuraklık nedeniyle güçsüz duruma düşen halkın paraya ihtiyacı vardı. İhtiyaç içindeki halk, kilisenin bu konudaki yasağına rağmen Yahudilerden yüksek faiz karşılığı borç para almak zorunda kalıyordu. Bu durumu iyi değerlendiren Yahudiler kısa sürede büyük sermayelere sahip oldular:


Bir kısım Yahudiler, ellerinde biriken sermayeyi Avrupalı Hıristiyan halka ezici faiz yükü ile kredi olarak vermişlerdir. Resimde, Almanya'da 1531 yılında Yahudi bir tefeci ve kendisinden borç isteyen bir Hıristiyan tasviri görülüyor. Borç isteyen Hıristiyanın ifadesi şöyle: "Lütfen, bana yazılı bir anlaşma ya da rehine karşılığında para ver!" (Encyclopedia Judaica, cilt 4, sf.171)
X. yüzyılın kapanmasıyla ticaretle uğraşan Yahudiler, Hıristiyanların kilise kanunlarınca yasaklanmış olan borç verme ve kredi işlemlerinde uzmanlaştılar. Birkaç 10 yıl içinde neredeyse Hıristiyan Avrupa'daki tüm nüfusun hemen hemen hepsi Yahudilere borçlandılar. Ve Yahudiler tefecilik sonucu rehin aldıkları köy, kasaba hatta kiliselerin sahibi oldular. (The Universal Jewish Encyclopedia, Moneylending, cilt 7, sf.618-622)
Söz konusu tefeci Yahudiler faiz sistemi sayesinde bu denli zenginleşirken, kendilerini siyasi yönden sağlama almayı da ihmal etmediler. Uyguladıkları sömürüye halktan, kiliseden ya da asillerden gelecek herhangi bir tepkiye önlem olmak üzere bazı prens ve kralları kendilerine ortak yaptılar. Bu "iş birlikçileri" sayesinde kanunlara rağmen, rahatlıkla faiz sistemini işlettiler.
X. yüzyılda hükümet tarafından yasaklanmasına rağmen Yahudiler ortakları olan Prensler sayesinde tefecilik yapıyorlardı. (The Universal Jewish Encylopedia, Moneylending, cilt 7, s. 618-622)
Faiz ve tefecilik yoluyla büyük servet sahibi olan Yahudi bankerler, XVIII. ve XIX. yüzyılda bu servetlerini kullanarak, Avrupa ülkelerinde önemli bir güç elde ettiler. Bunun sonucu olarak Avrupa'nın en büyük devletleri, Yahudilerin Siyonist ideallerine büyük hizmette bulundular.
Tefecilik ve Antisemitizm
Tefecilik, Avrupa'da birçok önemli şehre gruplar halinde yerleşen bazı Yahudilerin yine temel aktivitesi haline geldi. Bu Yahudiler, kilisenin yasaklamasına rağmen faiz sistemiyle, insanları sömürmeye ve bu arada kendi zenginliklerini ve güçlerini artırmaya başladılar. Bu yolla sadece halkları değil kralları ve imparatorları da kendilerine bağımlı hale getiriyorlardı. Bu şekilde, Muharref Tevrat'a batıl geleneklere uyularak eklenen, milletlerin sömürülüp, güçsüz bırakılmalarıyla ilgili olan açıklamalar da uygulanmış oluyordu.

"Milletlerin zenginliği sana gelecek... Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler...Ve milletlerin sütünü emeceksin..." (İşaya Bölümü, 60/11-12) 
Tefecilik yoluyla oldukça yüklü sermayelerin sahibi olan Yahudiler ticarete de yöneldiler. Bazı yöneticiler ise kilisenin istekleri sonucunda Yahudilerin tefecilik yapmalarını yasaklayarak onları ticarete teşvik ettiler. Bu teşviklerden yararlanan Yahudiler yine de tefecilikten vazgeçmediler ve gizli yollarla devam ettiler.
"I. Edward  Yahudilerin tefecilik yapmalarını yasakladı. Bununla beraber ticaret yapmaya teşvik edildiler. Zenginler yün ve mısır ticareti yapmaya başladılar. Yine de bu, tefecilik için bir maske idi. Ve diğerleri de kanunla yasaklanmış olmasına rağmen tefeciliğe gizli olarak devam ettiler. Bu arada diğerleri de para kırarak büyük sermayeler kazandılar." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.751)
Bununla birlikte, Yahudiler sadece kendi mahkemelerinde yargılanabilmek gibi birçok imtiyazlar elde ettiler:
"1090'da IV. Henry, Speyer ve Worms Yahudilerine bazı haklar verdi. Ve arkasından gelen imparatorlar da onun bu hareketini devam ettirdiler. Bu haklar Yahudilerin sadece kendi soydaşları tarafından ve ancak kendi kanunlarına uygun olarak yargılanabileceklerini öngörüyordu. Yahudi cemaatlerinin kanunları Almanya'daki Yahudi cemaatleri tarafından kararlaştırılıyordu." (Encyclopedia Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)
"Karolenj döneminde Yahudiler tamamıyla dini özgürlük yaşadılar. İstedikleri yerlerde yaşayıp, istediklere yere gidebilirlerdi. Yahudi cemaatleri kendi kendilerini yönetiyorlardı. Adalet sistemi kendi dini mahkemelerinde gerçekleşiyordu ve sinagog inşaa etmekte serbesttiler." (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf. 114)
Kendilerine verilen bu imtiyazlara ve sağlanan rahat ortama rağmen bazı Yahudiler, tefecilik yoluyla bu milletleri ekonomik yönden kendilerine bağımlı hale getiriyorlardı. Bu, Hıristiyan halk arasında Yahudilere karşı güvensizlik ve tepki yarattı. Bu ve diğer bazı faktörler, Avrupa tarihinin yüz karalarından biri olan antisemitizmin doğmasına neden olmuştur. Bazı tefeci Yahudilerin maddi birikimi, Avrupa'nın Hıristiyan kitlelerinde Yahudilerin tümüne karşı fanatik bir nefretin gelişmesine sebebiyet vermiştir. Avrupa'nın karanlık yüzyılları boyunca Yahudi cemaatlerine karşı düzenlenen saldırılar (pogromlar) pek çok masum Yahudinin hayatına mal olmuş, Yahudileri toplumdan tecrit etmeye yönelik getto uygulamaları ise psikolojik bir baskı mekanizması olarak işlemiştir. İslam dünyasında ise hiçbir zaman antisemitizm görülmemiş, gerek Yahudiler gerekse Hıristiyanlar Allah'ın Kuran'da Müslümanlara emrettiği adalet ve hoşgörü prensiplerine uygun olarak, Müslüman yönetimler altında huzur bulmuşlardır.
"Dönen" Yahudiler...
Antisemitizmin güçlenmesi ile birlikte, Yahudiler Avrupa toplumlarından giderek daha fazla dışlanmaya başladılar. 1290'da İngiltere'den, XV. yüzyılın ilk yarısında Almanya'nın bazı şehirlerinden ve XVI. yüzyılda ise Fransa'dan sürüldüler. Buna rağmen, Yahudilerin bir kısmı yaşadıkları yerlerden ayırlmamayı başardılar. Birçok Yahudi dönme olarak, yani kendini Hıristiyan gibi göstererek, bu ülkelerin sınırları içinde kaldı. Buna en somut örnek Londra'da III. Henry tarafından 1234'te kurulan Domus Conversorum oldu. XVII. yüzyılda Yahudilerin İngiltere'ye tekrar resmi olarak kabul edilmelerine kadar faaliyetlerini sürdüren Domus Conversorum ile ilgili "History of Anti-Semitism" (Anti-Semitizm Tarihi)adlı kitapta şu bilgiler veriliyor:


Yahudilerin büyük kısmı Avrupa'da oldukça zengin ve imtiyazlı bir hayata sahiptiler.
"Yahudiler İngiltere'ye modern çağdan önce girmeyi başarabildiler mi? 1234'te dönmeler için kurulan Domus Conversorum, Almanya, İspanya ve hatta Fas'tan üye toplamaya devam etti. Ayrıca Londra'ya gizli yollarla giren Yahudiler de oluyordu." (The History of Antisemitism, Leon Poliakov, sf.203)
Aynı kitap Fransa'da gizlice kalan Yahudiler için şöyle diyor:
"1394'de Fransa'dan çıkarıldıktan sonra, Fransa'da kesinlikle Yahudi kalmadı mı? Bazı tarihçiler, özellikle Robert Anchel, Yahudilerin gizli olarak veya dönme olarak buradaki yaşantılarına devam ettikleri hipotezini ortaya koydu. 1650'de Parisli Yahudiler, yani Yahudiliği gizli olarak sürdürmekle suçlandılar. XV. yüzyılda ne oldukları belli olamamakla beraber XVII. yüzyılda iyi ve sadık Katolikler gibi görünüyorlardı." (The History of Antisemitism, Leon Poliakov, sf.173)
"Yahudiler Fransa'nın güneydoğusunu terk edip Hıristiyanlığa dönerek genel halk içinde eridikten sonra, güneybatı 'Gizli Yahudilerin' yani 'Dönmelerin' gelişine şahit oldu... Kendi İbrani dinlerini ve adetlerini korurken, dıştan Katolikliği uygulayarak, kendilerinin keşfedilmesinden kurtulmuş oluyorlardı." (Encyclopedia Judaica, France, cilt 7, sf.20)
Yahudilerin İngiltere'ye resmi olarak tekrar kabul edilmelerinde Domus Conversorum'dan daha etkin rolü XVII. yüzyılın ilk yarısında Menasseh Ben Israel oynadı. Amsterdam Başhahamı olan Menasseh Ben Israel, kayıp on İsrail Kabilesi ile ilgili olarak hazırladığı "Hope of Israel" (İsrail'in Umudu) adlı kitabında, Yahudiler dünyanın bir ucundan diğer bir ucuna yayılmadıkça Mesih'in geleceğine dair olan kehanetin gerçekleşmeyeceğini savundu. Böylece Hıristiyanlarla ortak olan Mesih inancını kullanarak, kendilerini İngiltere'ye kabul ettirmek için gerekli koşulları hazırladı. Judaica Ansiklopedisi'nde bu konu şöyle anlatılır:


Menasseh Ben Israel
"Menasseh Ben Israel'in Latince olan bu eseri basılır basılmaz İngilizce'ye çevrildi ve Oliver Cromwell'in dünyada tek Yahudi bulunmayan ülke İngiltere'ye Yahudileri geri çağırma çabasında destek olacak bir eser haline geldi. Mesih'in tekrar gelişine dair olan kehanetin gerçekleşmesi ancak Yahudilerin dünyanın dört bir köşesine yayılmaları ile gerçekleşebilecekti. Menasseh Ben Israel ve İngiliz din adamları arasında Yahudilerin İngiltere'ye dönmelerini kabul ettirecek bir atmosfer oluşturuldu." (Encyclopedia Judaica, cilt 15, sf.1006)
"Ve Rab sizi yerin bir ucundan yerin öbür ucuna kadar bütün milletler arasına dağıtacak..." (Tesniye Bölümü, 28/64)
Yahudilerin İngiltere'ye geri gelmelerinde İngiltere'de kalan Yahudi dönmelerinin de rolü büyük oldu.
"Sir Henry Finch, Roger Williams, Edward Nicholas ve John Sadler Yahudilerin İngiltere tarafından resmi olarak kabul edilmelerini sağlamak için hareket başlatanların başında geliyorlardı; bunu insanlığın bir ölçüsü olarak veya kendi dönmeliklerini güvence altına almak için yapıyorlardı." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.758)
XVI. ve XVII. yüzyıllarda, bazı Yahudiler içinde bulundukları milletlerin yönetiminde etkin olabilmek ve olayları kendi çıkarlarına göre yönlendirebilmek için, sahip oldukları maddi gücü kullandılar. Kralların, prenslerin finansörlüğünü yapan Yahudiler, "saray Yahudisi" adı verilen yeni bir Yahudi sınıfı oluşturdular.


Menasseh Ben Israel, Oliver Cromwell'e Yahudilerin İngiltere'ye dönmelerini teklif ederken.
"Ortaçağ'da aracı görevi gören Saray Yahudileri (court Jew) ortaya çıktı. Bu kişiler imparatorların, kralların, prenslerin, papaların vazgeçilmez danışmanlarıydılar. Bazen de bu kişiler Hasdai Ibn Shaprut'un durumunda olduğu gibi saray doktoru da oluyorlardı. Bunların kralla olan kişisel yakınlıkları, Yahudilerle kral arasında direk bağlantı kurmalarını ve hatta Yahudilerin karşılaşabilecekleri herhangi bir zorluğu engellemelerini sağlıyordu. Almanya'da da saray Yahudisi olan birkaç kişi bulunmaktaydı. Bunlar birçok kraliyet birimini ve orduyu finanse ediyorlardı. Belki de en bilinen iki saray Yahudisi Jossl of Rosheim (1480-1554) ve Joseph (Jud) Suss Oppenheimer (1698-1738) idi.



Menasseh Ben Israel'in Oliver Cromwell'e 1656'da Yahudilerin İngiltere'ye dönmeleri ile ilgili olarak sunduğu dilekçe.
Jossl of Rosheim bütün Avrupa'da etkisi bulunan yetenekli bir finansördü. Ne zaman Yahudi cemaati zor bir durumla karşılaşsa, hemen İmparator Charles IV veya kraliçe, prensler, piskoposlar ve Diet'lerle irtibata geçerdi. Joseph Suss Oppenheimer, Würtemberg Dükü'nün finansörüydü. Saraydaki bütün olaylara hakimdi." (Pictorial History of the Jewish People, Nathan Ausubel, sf.124)
"Krallığa ve prenslere ait olan her birimde bir saray Yahudisi bulunuyordu... 1673'te İmparator Leopold, bir Heidelberg Yahudisi olan Samuel Oppenheimer'ı saraya çağırttı ve ordularını hazırlama görevini verdi. 30 yıl boyunca, özellikle 1638'de Türklerin Viyana Kuşatması sırasında ve Fransa'ya karşı olan savaşlarda kendini bu işe verdi. Max von Baden, Avusturya ordusunun Oppenheimer olmasaydı yok olacağını yazdı. Prens Eugene onun hizmeti olmadan hareket etmeyi reddetti." (History of Anti-Semitism, Leons Poliakov, sf.229)
Bu Yahudi dönmeleri "Society For The Culture and Science of Judaism" (Yahudilik İlim ve Kültürü için Topluluk) adında bir grup kurdular. Böyle bir grup kurmaları, Hıristiyan görünmelerine rağmen Yahudilikten kesinlikle ayrılmadıklarını göstermiş oluyordu.
"Bu kuruluşun (Society for the Culture and Science of Judaism) kurucuları arasında I. L. Auerbach, E. Gans, H. Heine, I.M,Jost, M. Moser ve L. Zunz vardı, ki bunların çoğu dönme idiler." (Encyclopedia Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)

Finans-kapital'den Güç Alan Siyonizm

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Yahudiler maddi ve siyasal güçlerinin doruk noktasına ulaştılar. XIX. yüzyılda, bütün dünyada Yahudi finans imparatorlukları kuruldu. Rothschild, Goldsmith, Warburg, Lehmon ve Speyer Avrupa ekonomisini büyük çapta ele geçiren Yahudi hanedanlarının başında geliyorlardı.

Yahudiler, maddi imkanlarını kullanarak devlet kademelerinde önemli görevler aldılar. Bu şekilde, aynı dönemde gelişen Siyonizme önemli destek sağladılar. Mason localarını organize ederek Siyonizme kazandırdıkları krallar, devlet başkanları, başbakanlar ve parlamento üyeleri sayesinde İsrail'in kuruluşuna zemin hazırladılar. "Dünya hakimiyeti" için en güçlü devletleri kontrolleri altına almaları gerektiğinin bilincinde olan Siyonist Yahudiler ellerindeki imkanları bunun için kullandılar.
"Siyonizmin kuvvetlendiği 1840'lar ile İsrail Devleti'nin kurulduğu 1948 yılı arasında Avusturya'da 95, Fransa'da 75, Almanya'da 150, İngiltere'de 90, sömürgelerinde 78, İtalya'da 54, Polonya'da 156, ABD'de 50 civarında Yahudi, üst düzey devlet kademelerinde bakanlık, başbakanlık ve parlamento üyeliği yapmıştır." (Universal Jewish Encyclopedia, cilt 7, Public Office Jews in, sf.22-29)
Başlangıcından İsrail'in kuruluşuna dek Siyonizme en büyük desteği veren ülke İngiltere oldu. XIX. yüzyıl başlarında Siyonistler ülkede büyük bir etkiye sahiptiler. Özellikle İngiliz ekonomisinde ve parlamentoda büyük söz sahibiydiler. Bunun sonucu olarak İngiliz politikacıları 1840'lı yıllardan itibaren Filistin'de bir Yahudi devleti kurma planlarına ilgi göstermeye başladılar.




(Solda) İngiltere'deki Yahudi hakimiyetinin sembolü: Yahudi Başbakan Benjamin Disraeli. (1804-1881) (Sağda) Siyonist lider Theodor Herzl en büyük desteği Avrupa devletlerini yönlendiren Siyonist ve mason bankerlerle, devlet adamlarından aldı.
Bu dönemde Sefardi Yahudisi Benjamin Disraeli başbakanlığa seçildi. Ülkenin yönetimindeki etkilerinin gücüne güvenerek, İngiltere'nin isminin İsrail olarak değiştirilmesini parlamentoya teklif etti. Benjamin Disraeli ve Kraliçe Victoria'nın oğlu büyük mason üstadı Kral VII. Edward, Avam Kamarası'nın kapılarını Baron Lionel, Nathaniel de Rothschild, Sir Arthur Montague, Lionel Cohen, Sir Julian Goldschmit gibi büyük servet sahibi Yahudi bankerlere açtılar. Bunu takip eden dönemlerde birçok Yahudi belediye başkanlığı, savcılık, belediye meclis üyeliği gibi devlet kademelerinde görev aldılar.
"1871'de Yahudi Sir George Jessel başsavcı oldu ve birçok Yahudi hükümette görev aldılar. 1909'da Herbert Samuel (daha sonra Viscount oldu) Kabine Başkanı oldu. Sir David Salomons 1855'te Büyük Belediye Reisliği'ne getirilen ilk Yahudi oldu; ve bu görevi sonraki dönemlerde birçok Yahudi devam ettirdi.
İngiliz hükümeti tarafından desteklenen Sir Moses Montefiore, bütün Yahudilerin elçiliğini üstlendi. 1885'te Lord Rothschild'e asilzadelik ünvanı verildi." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.750-758)
Her ikisi de Yahudi olan Lord Isaac Reading Adalet Bakanlığı'na, Sir Herbert Samuel de Vadedilmiş Toprakları idare etmek ve orada bir Yahudi devleti kurmak için Filistin Yüksek Komiserliği'ne atandı. Bu dönemde İngiltere Başbakanlığı'nı mason Llyod George yürütüyordu. Kabinesinde 6 tane Yahudi başmüşavir olarak görev yapmaktaydı.


Fransa Büyük Sanhedrin'i Napoleon Bonaparte Başkanlığı'ndaki ilk toplantısında. Bu toplantıda Fransa'da yaşayan Yahudi cemaatine çeşitli imtiyazların verilmesi kararlaştırılmıştı.
Bununla birlikte Siyonistler, kısa sürede İngiltere'de masonluğu yaygın hale getirdiler. Birçok kral, prens, kont ve dük mason oldu. İngiliz devlet adamlarından mason olanlardan birkaçı şunlardır:
İngiltere Kralı IV. George, (Mimar Sinan Dergisi, sayı 22, sf.75)
Kral VIII. Edward, (Mimar Sinan Dergisi, sayı 22, sf.25)
Kral VII Edward, (Türk Mason Dergisi, yıl 1, sayı 1, sf.50)
İngiltere ve İrlanda İmparatoru Frederic De Galle. (Türk Mason Dergisi, yıl 1, sayı 1, sf.50)
1876'da Siyonistlerin liderliğini üstlenen George Elliot tarafından "Siyon Aşıkları" adı verilen ilk İngiliz Siyonist Teşkilatı kuruldu. Teşkilatın politikası zengin Yahudileri ve İngiliz politikacıları organize ederek "Siyon idealinin" gerçekleşmesini sağlamaktı.
Fransa'da ise Siyonistler çok sayıda olmamalarına rağmen, Fransız masonluğu sayesinde, hükümeti Siyonizme destek verecek şekilde yönlendirebildiler.
Almanya'da da ünlü Siyonist lider Theodor Herzl, yüksek dereceli bir mason olan Alman İmparator II. Wilhelm ile temasa geçti. Bunun sonucunda Almanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun Alman vatandaşlarına tanıdığı toprak satışı iznini Yahudilerin adına kullandılar. Diğer Avrupa devletlerinden gelen Yahudileri Alman vatandaşı yaparak Filistin'de toprak satın almalarını sağladılar. Bu şekilde Filistin'e çok sayıda Yahudi yerleştirilmiş oldu.
Siyonistler tefecilik ve faiz yoluyla elde ettikleri büyük serveti kullanarak bulundukları ülkelerdeki kralları, başbakanları ve üst düzey devlet adamlarını kontrolleri altına aldılar. Bu Tevrat'ta yer alan bir vaadin uygulamasıydı:
"Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar, ve kralları sana hizmet edecekler" (İşaya Bölümü, 60/10)
Kapitalizme Giden Yol: Protestanlık
Ortaçağ Katolik Kilisesi'nin faizi kesin olarak yasaklıyor olması, faiz sisteminin çok fazla yayılmasına engel oluyordu. XVI. yüzyılda Avrupa'da doğan yeni bir mezhep, bu konuda çok farklı bir yaklaşım getirdi. Bu mezhep, Protestanlıktı.

Tarihte Yahudi aleyhtarı gibi gösterilen Martin Luther tarafından kurulan Protestanlık, aksine gerek kaynağı, gerek kurucuları ve gerekse savunucuları açısından Yahudilerle oldukça yakından alakalıydı. Katolik Kilisesi'ne karşı başlatılan bu hareket kaynak olarak Tevrat'ı alıyordu:
"Hıristiyanlıktaki reform hareketleri, Yahudi edebiyatı ve felsefesinden oldukça etkilendi. Bu tip hareketlerle 'Yahudileşmeleri' nedeniyle düşman edindiler. Birçoğu Tevrat'la bağlantılıydı. Bu nedenle bu hareketler Tevrat'ın yeni tercümelerine önayak oldu." (The Universal Jewish Encyclopedia, Christianity, sf. 185)
"Değişikliğe yol açan esas hareket Tevrat'a, İbranice'ye ve Tevrat'la ilgili çalışmalara gösterdiği ilgi ile reform hareketi olmuştur." (The History of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf. 198)
Reform hareketlerinin ve Protestanlığın ilk olarak Yahudiler tarafından desteklenerek benimsenmesi, bu yeniliğin Yahudilere ne derece olumlu hizmetlerde bulunacağının bir göstergesidir.


Giovanni Paolo, "St. Pelet Kilisesi", 1974.
"Luther'in Roma Katolikliğine getirdiği yıkıcı darbe ilk olarak Yahudiler tarafından benimsendi." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf. 584)
"Özellikle Sefardi diasporasından olan Joseph ha-Kohen gibi bazı Yahudi bilim adamlarının Reform'a karşı oldukça büyük sempatileri vardı." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf. 584)
Martin Luther, reform hareketleri başlamadan önce Yahudilikle, Tevrat ve İbranice'yle ilgileniyordu. Bu ilgisini ilk olarak "Jesus Christ Was Born A Jew" (İsa Mesih bir Yahudi Olarak Doğdu) adlı kitabında gösterdi. Luther'in Yahudilerle ilgili olarak söyledikleri onun bu ilgisini açıkça gösteriyor:
"Yahudiler bizim Tanrımızın akrabaları, kuzenleri ve kardeşleridir. Katoliklere sesleniyorum; bana kafir demekten yorulduklarında Yahudi desinler." (History of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf.221)
Yahudiler de Martin Luther'in Yahudi hedeflerine hizmet eden bir "Gizli-Yahudi" olduğunu belirtmekte hiçbir sakınca görmüyorlardı.
"Kabalist Abraham B. Eliezer ha-Levi, Luther'in Hıristiyanları yavaş yavaş eğitmeye çalışan bir 'Gizli Yahudi' olduğunu söyledi." (Encyclopedia Judaica, cilt 14, sf. 21)
Sadece Yahudiler değil, Kilise ve halk da Martin Luther ve taraftarlarının "yarı Yahudi veya gizli Yahudi" olduklarını düşünüyorlardı:
"Martin Luther kilise tarafından 'Yarı Yahudi' olarak adlandırıldı... Abraham Farissol gibi bazı Yahudiler, Luther'i 'gizli bir Yahudi', dini gerçeği ve adaleti ayakta tutan bir yenilikçi olarak tanımlarken, anti-putperest yenilikleri Yahudiliğe dönüş olarak belirttiler." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf. 585)
"XV. ve XVI. yüzyıldaki Hıristiyan Reformcuların en büyükleri İbrani dilini ve bir derecede Yahudi edebiyatını biliyorlardı. Hepsi Tevrat'a yönelmişlerdi. Bunların arasında John Huss, Zwingli, Michael Servetus, Calvin ve Luther vardı. Hepsi karşıtları tarafından 'tam' veya 'yarı Yahudi' olarak adlandırıldılar." (The Universal Jewish Encyclopedia, Christianity, sf.185)
Luther'in yol göstericisi ve eğitmeni olarak kabul ettiği Reuchlin ise Yahudiliğe, Kabala'ya ve İbraniceye olan ilgisi ile tanınan ve Kabala'dan yola çıkarak Hıristiyan Kabalası'nı hazırlayan bir Kabalistti.


Reform hareketlerinin öncüsü ve Yahudilerin "Gizli Yahudi" olarak nitelendirdikleri Martin Luther.
"Martin Luther daha sonraki zamanlarda dahi Reuchlin'i yol göstericisi ve öğretmeni olarak tanımladı." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf.584)
"Katolik rahipler Talmud'un anti-Hıristiyan olduğuna inanırlarken, John Reuchlin adındaki Alman profesör Talmud'un anti-Hıristiyan olmadığını öne sürdü. Bunun üzerine birçok Hıristiyan aydını İbraniceye ve Tevrat'a yöneldi. Başka olayların da etkisiyle birçok Hıristiyan Martin Luther'in önderliğinde Katolik Kilisesi'nden ayrıldılar." (A Zionist Primer, edited by Sundel Doniger, sf.17)
Kilisenin etkisini zayıflatarak hareket kabiliyetlerini artırmak isteyen Yahudiler, Protestanlığı bu hedeflerinde kullandılar, öyle ki Protestanlık uygulama yönünden Hıristiyanlıktan çok, Yahudiliğe yakın bir din haline geldi.
"Bu din Yahudi dinine Katoliklikten daha yakın, çünkü onlar İncil'i takip ediyorlar, sadece İsa ve Paul'un öğretilerini veya Yeni Ahit'i değil, Yahudilerin Tevrat'ını da takip ediyorlar" (A Zionist Primer, edited by Sundel Doniger, sf.17)
Bu şekilde 1788 yılında Protestanlık mezhebini yasallaştırmak için kurulan komisyon bir süre sonra Yahudiler için de aynı görevi üstlendi.
"1788'de Protestanlık için yurttaşlık hakları ayarlayan komisyonun başında bulunan Malasherbes, Yahudiler içinde aynı görevle XIV. Louis tarafından görevlendirildi." (Encyclopedia Judaica, France, cilt 7, sf. 82)
Yahudiler, Protestanlığın yaygın olarak kabul edildiği ülkelere özel bir ilgiyle yaklaşırken, bu ülkelerin de Yahudilere olan ilgisi aynı şekildeydi:
"İspanya ve Portekiz'deki Marrano'lar (Yahudi dönmeleri) kendileri için yeni bir ümit gördüler. Birçoğu artık Protestan olan Hollanda'ya yerleşmenin yollarını arıyorlardı." (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.111)
Protestanlıkla beraber faiz uygulaması ve bunun devamı olan kapitalist sistem de kabul görmüş oluyordu. Max Weber "Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu" adlı kitabında Protestanlığın kapitalizme olan etkilerini açıkça ifade ediyordu. Encyclopedia Britannica'da kapitalizmin doğuşunda ve faizin yaygınlaşmasında Protestanlığın etkisi şöyle anlatılıyor:
"Ortaçağ'daki Katolik Kilisesi, kapitalist ideolojiye ve bu ideolojinin gelişmesine engel teşkil ediyordu. Tefecilik sadece Hıristiyan olmayanlara mahsustu. Kilise ve o dönemin otoritelerine göre faiz kanunlara aykırıydı... XVI. ve XVII. yüzyıllarda Protestan reform hareketi Kuzey Avrupa'ya kapitalizmin yayılmasıyla sonuçlandı. Bu özellikle Hollanda ve İngiltere'de gerçekleşti. Bu yeni din ve ekonomik gelişme arasındaki kronolojik ve coğrafi bağlantı, Protestanlığın modern kapitalizmin yayılmasına neden olduğunu gösterir. Doktrinlerdeki değişikliklerle kapitalistlerin yaptıkları yanlış olmaktan çıkarılmış ve hatta bunların yaşam biçimlerine bir onay verilmiş oldu. Ticaret ve endüstri genişledikçe Protestanlar daha zengin olmak için malın biriktirilmesini kural olarak getirdiler." (Encyclopedia Britannica, cilt 4, sf. 840)
Faizin Hıristiyanlık tarafından yasaklanmadığını söyleyerek Yahudi kapitalistlere büyük bir hizmette bulunan diğer bir reform hareketi öncüsü Fransız Calvin'di.
"De Usuris"(Faiz) adlı kitabında Calvin, İncil'in Luka bölümünde 6/35'teki cümle üzerinde şu yorumda bulundu; 'Faizi kötüleyen hiçbir yazılı dini kanıt bulunmamaktadır'." (Encyclopedia Judaica, cilt 5, sf.66)
Protestanlığın bir devamı olarak oluşan Püritenlik de yine Tevrat'a dayanarak ortaya çıktı. Bir kaynakta bu konuya şöyle dikkat çekilir:


Martin Luther, Kutsal Kitabı tercüme ederken.
"Tevrat'ın Püritenizm ve daha sonraki Anglo-Amerikan mezheplerindeki etkileri oldukça büyüktür." (The Universal Jewish Encyclopedia, Christianity, sf.185)
Politik olayları perde arkasından yöneten bazı Yahudiler, İngiltere'de krallığı yıkarak "Yahudi dostu" tanımlamasına uygun Cromwell'i başa geçirmek için bu sefer de Püritenleri kullandılar. Bu arada yeni hükümetin finansörleri Yahudilerdi.
"Püriten burjuvazisi krallığı yıkarak 1649'da Cromwell'i başa getirdi. Bu arada Londra'da bulunan bir Marrano (Yahudi Dönmesi) kolonisi hükümet için finansal ve politik hizmette bulunuyordu." (The History of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf.205)
"Devrim ve Püriten doktrininin İngilizler arasında yayılmasıyla, Yahudilere karşı bakışta olumlu değişmeler oldu. Buna bağlı olarak Tevrat'a verilen önem de arttı." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.752)
Yahudilerin 1290'da İngiltere sınırlarından çıkarılmalarından sonra tekrar bu ülkeye geri dönmelerinde önemli rolü olan Menasseh Ben Israel, en büyük desteği Cromwell ve Püritenlerden aldı.
"Bu arada Menasseh Ben Israel Londra'da görülmeye başladı. Püritenleri, Yahudileri İngiltere'ye geri getirmeleri için ikna etti." (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.118)
Yahudilerle Protestanlar arasında kurulan yakın ilişki XX. yüzyılda da Siyonistlerle kimi Protestan gruplar arasında aynı sadakatle devam etmektedir.
"Yahudiler ve Protestanlar arasındaki bağlantı politikada da önemli bir yer teşkil eder. İsrail'de yaptığı bir konuşmada (Protestan Kilisesi üyesi olan) Jerry Falwell şöyle diyor: 'Anti-İsrail fikrine sahip hiçbir adayın senatör olamayacağı günler yakındır'." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.244)
"Protestanlar da İsrail'i ve Yahudileri desteklemeye başlıyorlar, çünkü Tanrı'nın seçtiği insanlar olduklarına inanıyorlar. Ayrıca Kutsal Toprakların İsrail'in elinde bulunması İsa'nın tekrar geleceğinin bir kanıtı. Begin şöyle diyor: 'Falwell 20 milyon Amerikalı Hıristiyanı temsil eden adam." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.181)

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...