13 Ekim 2019

XIX. Yüzyıl Sonunda Makedonya Sorunu ve Makedonya'da Kurulan Örgütler / Meltem Begüm Saatçi

XIX. Yüzyıl Sonunda Makedonya Sorunu ve Makedonya'da Kurulan Örgütler Makedonya'da 19. yy. sonunda Balkan ülkelerinin başlattığı, Avrupa devletlerinin müdahale ettiği ve Osmanlı Devleti'nin çözmek için uğraştığı bir sorun yaşanmıştır. Avrupa Devletleri tarafından Doğu Sorunu'nun bir parçası olarak görülen Makedonya sorununun özü, bu bölgenin Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan tarafından kendi sınırları içine katılmaya çalışılma mücadelesidir. Bu mücadeledeki ana dinamikler milliyetçilik ve emperyalizm olmuştur. Sınırları ve etnik yapısı net belirlenemeyen Makedonya'da, sorunun tarafları olan Balkan, Avrupa ve Osmanlı Devletleri bu dinamikleri kullanarak Makedonya'yı ya kendi topraklarına katmaya ya da kontrolleri altında tutmaya çalışmışlardır. Bu amaçla 19. yy. sonunda Makedonya'da örgütlü bir mücadele dönemi başlamıştır.
A. Milliyetçilik ve Emperyalizm
Fransız Devrimi sonrası, politik açıdan önem kazanan milliyetçilik akımı, özellikle 1830'lardan sonra Avrupa'nın uluslar arası politikasını önemli ölçüde etkilemiştir. 1880'lerden itibaren Avrupa tarihinde milliyetçilik olgusu şu görüşlerle desteklenmiştir: 
1. Kendisini millet sayan her halk topluluğu kendi topraklarında, bağımsız bir devlet kurma hakkına sahiptir. 
2. Millet olmada etnik köken ve dil belirleyici unsurlardır. 
Bu dönemden sonra millet ve bayrak kavramları hızlı bir şekilde politik sağın kullanım malzemesi olmuştur.
1-Milliyetçilik akımı yanı sıra, din olgusu da 19. yy. Avrupa, Osmanlı ve Balkan tarihini anlamak için göz önünde tutulması gerekmektedir. İnsanları bir arada tutma ideolojisi olan milliyetçilik, dinden sonra ortaya çıkmış, hatta onun yerini almış ve zaman zaman onunla çatışmıştır. Toplumu bir arada tutma aracı olarak kullanılan din olgusu feodalizm dönemine denk düşmekte ve sadakat noktasını Tanrı olarak belirlemektedir. Milliyetçilik ise kapitalist döneme denk düşmekte ve sadakat noktasını ulus olarak belirlemektedir.2 Bu farklılığa rağmen, 19. yy.'da Balkanlar'da yaşanan gelişmelerde bu iki güç aracı birbirlerinden kopmamıştır.
Osmanlı Devleti'nde, millet sistemine bağlı olarak dini yapılanmalarından dolayı özellikle Balkanlarda yaşayan halklar, ileride kendilerine ulusal bilinç kazandıracak farklılıklarını, kendilerine ait kiliseler ve okullar aracılığıyla dinlerini ve dillerini koruyarak canlı tutmuşlardır.İmparatorluk yönetiminin hoşgörü gösterdiği bu kiliseler, 19. yy.'da Balkanlar'da yaşanan çatışmalarda önemli bir rol oynamıştır.
Bir devletin siyasi, ekonomik egemenliğini ve gücünü, sınırları dışındaki diğer topraklar üzerinde genişletmesi anlamına gelen emperyalizm,5 19. yy.'da Balkanlarda yaşanan gelişmeleri açıklayan bir diğer olgudur.19. yy.'ın ikinci yarısında büyük devletler kendileri için birer sömürge imparatorluğu kurarak hem anayurda endüstri için hammadde ve pazar sağlamayı ve hem de kendi ülkelerindeki nüfus fazlası için yeni yerleşim birimleri kurmayı amaçlamıştı. Bu amaçlarının stratejik önemi de olmuştur. Kıbrıs, Mısır ve Tunus bu amaçla Osmanlı Devleti'nden alındıktan sonra6 19. yy. sonunda sıra Balkanlar'a ve özellikle Makedonya'ya gelmişti.
19. yy. sonunda Balkanlar'da, sonucunu I. Dünya Savaşının belirleyeceği bir paylaşım savaşı yaşanmıştır. Avrupa'nın kapitalist devletleri bu bölgede ekonomik paylaşım savaşını şekillendirmiştir. 18. yy.'da İngiltere'de başlayan sanayileşme devriminin Avrupa'da yayılması ile ortaya çıkan üretim fazlası, bir sonraki yüzyılda Osmanlı Devleti üzerine uygulanan siyasi gelişmeleri de etkilemişti. Bu üretim fazlasını satmak için pazara ve sanayicinin yeni ürünlerini imal etmek için ise Avrupa'da sınırlı olan hammaddeye ihtiyaç doğmuştu. İşte bu nedenlerden dolayı devletler sömürge savaşına girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu gibi iç ve dış politikada etkinliğini kaybetmiş, hammadde bakımından zengin, sanayileşmemiş, stratejik ve jeopolitik önemi olan bir bölgede bulunan bir devlet sömürge savaşı için uygun bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle Osmanlı Devleti 19. yy.'da yaşanan sömürge savaşının önemli bir merkezi olmuştur.
B. Makedonya
Coğrafi adını ilk çağda bu bölgede yaşayan Maked ya da Maketlerden alan Makedonya,8 coğrafi bir terim olarak ancak Avrupa'daki Aydınlanma Çağı'nda, klasik yazının Yunan ve Roma yer adları geçerlilik kazanınca moda olmuştur.9 Bundan önce ise ne Ortaçağda Bulgar ya da Sırp krallıkları, ne de Osmanlılar bu terimi kullanmışlardı. Politik-coğrafi anlamda Makedonya terimi ise Avrupalılar tarafından ancak 19. yy.'da kullanılmaya başlamıştır. Makedonya'nın sınırları tarih boyunca kesin çizgilerle belirlenememiş olsa da, 19. yy. sonuna gelindiğinde Osmanlı egemenliği altındaki bölge Selanik, Manastır ve Üsküp vilayetleri ile bu vilayetlere bağlı sancak, kaza ve köylerden meydana gelmiştir. İlk zamanlarda bir yönetim birimi ya da coğrafi birlik olmamış olan Makedonya bölgesi Osmanlı Devleti'nin son döneminde özellikle vilayet-i selase olarak adlandırılmıştır. 19. yy.'da Avrupa coğrafyacıları Makedonya sınırlarını kuzeyde Sar Planina, güneyde Olimpos ve Pindus, doğuda Rodop, batıda Ohrid gölü ile çizmişlerdi. Bu bölgede toplam 62,000 km. karelik bir arazide yaklaşık 2,000,000 kişi yaşamaktaydı. Bölge Selanik, Manastır (Bitola) eyaletleri ile 1877'de kurulan Kosova eyaletinin bir bölümü ile Selfice (Servia) özerk sancağından oluşmuştur.
Geçilmesi zor dağlar, göller ve nehirler Makedonya'nın genel coğrafi özelliği olmuştur. Bunun yanı sıra Makedonya, farklı iklim özellikleri gösteren yüksek dağ sıraları ile ayrılmış ve bir çok havzadan oluşmuştur. Bu özellik Makedonya bölgesinin nüfus çeşitliliğinin çok olmasında da doğrudan etkili olmuştur. 19. yy.'da Makedonya bölgesinin etnik yapısını ortaya koymak için farklı nüfus verileri ortaya çıkarılmıştır. Osmanlı Devleti'nin ve diğer unsurların verilerine bakıldığında, hepsinin kendi siyasal amaçlarına göre nüfus sonuçları ortaya koyduğu görülür. Bölgenin nüfus verilerinde tarafların farklı dayanak noktası seçmeleri siyasi amaçlarına hizmet etmiştir. Örneğin Osmanlı Devleti'nin yaptığı nüfus sayımlarında din farklılığı dayanak noktası olmuştur.13 Balkan milliyetçilileri ise dil14 ve din farklılıklarını dayanak noktası yapmışlardı. Farklı nüfus sonuçlarında asıl sorun, bölgede kimin olduğu değil, kimin ne kadar olduğu olmuştur. Elde olan farklı nüfus verilerine göre 19. yy. sonunda Makedonya'da yaşayanları şöyle sıralayabiliriz: Bulgarlar, Türkler, Eflaklar (Ulahlar), Yahudiler, Arnavutlar, Çingeneler,15 Yunanlar, Sırplar ve bunlardan başka kendilerini ayrı bir Güney Slav grubu olarak kabul etmemizi sağlayacak lehçe ve kültürel özellikleri olan Makedonlar.
Osmanlı yönetimi altında Makedonya'da yaşayan insanlar genel olarak gelirlerini üç yoldan sağlamıştır: Toprakla uğraşarak, ticaret yaparak ve devletten maaş alarak. 19. yy.'ın son yıllarında ise, yaşamlarını halktan zorla ya da gönüllü aldıkları yardımlarla sağlayan eşkıya çeteleri de bir geçim tarzı olarak görülmüştür. Din adamları ise, kendi konumları gereğince sağladıkları gelirlerle yaşamışlardı.
Makedonya bölgesi coğrafya ve iklim özelliklerinden dolayı ekonomik olarak fakir ve tarımda verimlilik oranı düşük olmuştur. Osmanlı Devleti bu bölgede, 1858 yılında çıkardığı bir yasa ile pamuk, pirinç ve tütün üretimi yapılan çiftlikler oluşturmuştur. Çok sayıda çiftlik Selanik'in Yunan ve Musevi tüccarlarına geçmiştir. Bölgede bu çiftlikler kadar geniş alana sahip olmayan daha küçük, bir-iki hektarlık topraklarda da üretim yapılmıştır. Buralarda ise tahıl ve mısır üretimi yaygın olmuş fakat yine verimlilik oranı yüksek olamamıştır.
19. yy.'ın son çeyreğinde, Osmanlı Devleti'nde genelde yaşanan fakirleşme sürecinden, Makedonya'daki halk da etkilenmiştir. Makedonya'da ticaretle uğraşan küçük bir grup dışında, halkın ekonomik durumu onların Müslüman, Hıristiyan ya da Yahudi olmalarına göre değişmemiştir. Hıristiyanların ekonomik yönden acımasızca sömürüldükleri, sosyal hayatta birçok sorumluluğu olan fakat hiçbir hakkı olmayan ikinci sınıf insanlar olarak kabul edildikleri yönündeki yaklaşımlar gerçeğe dayanmamaktadır.19 Osmanlı Devleti'nde, millet sistemi esaslarına göre, Müslümanlar Hıristiyanlardan üstün kabul edilse de, İmparatorluğun son yıllarına yaklaştıkça bu özellik, Makedonya gibi Hıristiyanlar lehine dış müdahalenin olduğu bir bölgede, eski etkisini kaybetmiştir. Makedonya köylüsünün ekonomik yükünün ağır olduğu doğrudur fakat bu durum Osmanlı yönetimi sonrasında da değişmemiştir. Hatta durumlarının Osmanlı yönetimi altında daha iyi olduğu bile söylenebilir.
C. Avrupa Devletleri
Osmanlı İmparatorluğu, 19. yy.'da Makedonya'da karşılaştığı sorunlarda, coğrafi konumları ve yönetim yapıları gereği en çok Avusturya-Macaristan ve Rusya ile muhatap olmuştur. Her iki devlet de imparatorluk yapısına sahipti ve gerek milliyetçilik gerekse de emperyalist gelişmelerden en az Osmanlı İmparatorluğu kadar etkilenmişlerdi.
Bu dönemde İngiltere ve Fransa deniz aşırı sömürge faaliyetleri ile meşgul oldukları için Balkanlar'da Avusturya-Macaristan ve Rusya kadar etkili olmamışlardır. 19. yy.'da İngiltere için öncelikli dış politika konularını Mısır, Süveyş Kanalı ve Hindistan oluşturmuştu. 1878'de Berlin
Antlaşması'yla Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk eden İngiltere, Doğudaki sömürgelerine en uygun şekilde ulaşmasını sağlayacak bölgenin kontrolünü elde etmeye çalışmıştır. Bununla birlikte özellikle Rusya'nın Balkanlar'da İngiltere'nin aleyhine güçlenmemesi için yapılacak reformları da takip etmiş ve yönlendirmiştir. Bunun yanı sıra İngiltere, Balkan politikasında en önemli rakibi olan Rusya ile arasında gelişen ticarete zarar vermemek için Rusya'ya karşı sert politika uygulamamaya çalışmıştır. Her iki ülkenin de Balkanlarda statükonun devamından yana olması, İngiltere ile Rusya arasındaki ilişkiyi yumuşatmıştır.
19. yy.'da Fransa'nın amacı Osmanlı topraklarını almaktan ziyade, bir Akdeniz ülkesi olarak bu bölgede İngiltere karşısında güçlü kalmak olmuştur. Bu nedenle Fransa Tunus'a yönelmiştir. Bu yüzyılda Fransa'nın diğer önemli dış politika konusunu Almanya ile arasında olan Alsaice-Lorraine sorunu oluşturmuştur. Fransa, Almanya karşısında bölgede güçlü kalabilmek amacıyla, Rusya ile yakınlaşmıştır. Bu amaçla 1894 yılında Rusya ile Fransa arasında yapılan antlaşmayla, Balkanlar'da statükonun korunmasına karar verilmiştir.21 Fransa Balkanlar'da herhangi bir savaşa doğrudan dahil olmayı tercih etmemiştir. Ancak bununla birlikte, İngiltere gibi Fransa da Balkanlar'dan tamamen elini çekmemiştir.
Almanya ve İtalya, 19. yy. sonunda Makedonya sorununda diğer Avrupa devletleri kadar etkin rol oynayamamıştır. Her ikisi de diğer Avrupa devletleri karşısında güç dengesi olabilmek için özellikle Osmanlı Devleti topraklarından pay kapmaya çalışmışlardı. Almanya ve İtalya'nın Makedonya üzerindeki rolü daha ziyade 20. yy. başında etkinlik kazanmıştır.
Rusya, 19. yy. sonunda Balkanlar'da gücünü arttırmak için Panslavizm ve Panortodoks politikalarını kullanmıştır. Bunun için en uygun fırsat Bulgaristan olmuştur. Bulgaristan'a Ayastefanos ile sunulan Büyük Bulgaristan sınırları arasına Makedonya da katılmıştır. 1815 Viyana düzenine göre ayarlanmış olan statükonun 19. yy. sonunda Balkanlar'da Rusya lehine bozulmasına razı gelmeyen başta İngiltere ve diğer Avrupa devletleri 1878'de Berlin Antlaşmasıyla statükonun devamına ve Makedonya'nın Osmanlı Devleti'ne bırakılmasına karar vermiştir. Bu nedenle Rusya, Balkanlar'da kontrolü elinde tutarak Ege ve Akdeniz'e inme amacıyla kendi yarattığı Bulgaristan'dan istediği sonucu alamamıştır.22 Buna rağmen Rusya, kontrolü tamamen kaybetmemek için Bulgaristan'da bulunan ve Makedonya'daki ayaklanmalara destek olan örgütlere yardım etmeye devam etmiştir. Rusya 1878'de Büyük Bulgaristan fikrini desteklerken, 1885'te Doğu Rumeli'nin Bulgaristan'a ilhakına sıcak bakmamıştır. Çünkü Rusya'ya göre bu ilhak Bulgaristan'ın kendi kontrolünden çıkması demekti.
19. yy. sonunda Makedonya ile doğrudan ilgilenen diğer ülke Avusturya-Macaristan olmuştur. Bu ilgi, yalnızca Rusya'nın Panslavist ya da Panortodoks politikası karşısında bir tepkiden kaynaklanmamıştır. Avusturya'nın bölgedeki maddi yatırımları bu ilgiyi arttırmıştır. Bölgedeki demiryolları çoğunlukla Avusturya'ya ait işletmelerdi. Her ne kadar bölgedeki asayiş bozukluğu bu ticareti olumsuz yönde etkilemiş olsa da, Selanik ve Üsküp ticaretinin önemli bir bölümünü Avusturyalılar yürütmüştür. Ayrıca demiryolu ve buharlı gemi aracılığı ile Selanik, Avusturya için iyi bir pazar olmuştur. Bu nedenlerle, Avusturya için, ekonomisine önemli oranda katkıda bulunabilecek Makedonya'yı ele geçirmek, dış politikasını Makedonya faktörüne göre belirlemeye yeter bir neden olmuştur.
Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında, Mayıs 1897'de yapılan antlaşmayla, iki devlet Balkanlar konusunda bir uzlaşma noktasına varmıştır: statükoyu korumak. Böylece Avusturya kendi iç sorunlarıyla daha kolay uğraşabilecek, Rusya ise Uzak Doğu politikasıyla daha rahat ilgilenebilecek ortamı sağlamıştır.24 Eğer Balkanlar'da statükonun korunması başarılamazsa Yanya ile İşkodra arasında bir Arnavut prensliğinin kurulmasına ve geriye kalan Makedonya topraklarının ise Balkan devletleri arasında paylaştırılmasına karar verilmiştir.
D. Balkan Devletleri
19. yy.'ın sonunda Makedonya sorununda, Osmanlı Devleti ve Avrupa devletleriyle beraber üçüncü taraf olan Balkan devletleri arasında en çok Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan etkili olmuştur. Bu ülkelerin Makedonya bölgesine olan coğrafi yakınlığı, etnik, din ve dil yapıları, eğitim kurumları ve daha önemlisi tarihsel birliktelikleri Makedonya sorununda etkili iç unsurlar olmuştur. Bulgaristan'ın Makedonya'daki durumunu iki gelişme etkilemiştir: Birincisi 1870'te Bulgar Kilisesi'nin (Ekzarhhane) kurulması, ikincisi ise 1878 Ayastefanos Antlaşması. 1870'te Ekzarhhane'nin kurulması ile Bulgaristan Makedonya bölgesinde Yunanistan'ın dini etki alanına ortak olmuştur. Böylece Makedonya olaylarında Bulgar ulusçuları önemli bir destek sağlamıştır. Çünkü 19. yy.'da Makedonya'da kiliseler ibadet merkezleri olmak yanında siyasi propaganda alanları da olmuştur.26 Mart 1878 Ayastefanos Antlaşması ise, her ne kadar ancak üç ay geçerli olmuş olsa da, Büyük Bulgaristan politikasının dayanağı olmuştur.27 Ayastefanos'un iptali anlamına gelen Berlin Antlaşması'na göre, Büyük Bulgaristan sınırları içinde olan Doğu Rumeli Osmanlı egemenliği altında özerkliğini kazanmış, Makedonya ise tamamen Osmanlı yönetimine bırakılmıştır. 18 Eylül 1885'te Doğu Rumeli'nin Bulgaristan'a ilhakından sonra sıra Makedonya'ya gelmiştir. Bu nedenle 1890'lardan itibaren Bulgaristan'da Makedonya'ya yönelik örgütsel çalışmalar hız kazanmıştır. Bu Büyük Bulgaristan ayağının üçüncüsü olmuştur.
Sırbistan Makedonya sorununda Bulgaristan'a göre ikincil bir rol oynamıştır. Avusturya-Macaristan'ın 1878'de Bosna-Hersek'in yönetimini üzerine almasıyla Sırbistan,28 Adriyatik'e ve dolayısıyla Akdeniz'e Bosna-Hersek üzerinden inme şansı kalmayınca Makedonya'ya yönelmiştir. 1881'de yapılan antlaşmayla bu konuda Avusturya-Macaristan'ın da desteğini almıştır.29 Sırbistan, Makedonya'ya yönelişini Büyük Sırbistan politikasına dayandırmıştır. 19. yy. Makedonya'sının sınırları içindeki Kosova, Duşan'ın krallığı zamanındaki Sırbistan'ın sınırları içinde bulunduğu için Sırbistan, bu bölgede etkinliğe başlamıştır.30 Örgütsel çalışmalar, eğitim faaliyetleri, kiliseler aracılığıyla dini güç alanını genişletmek gibi yöntemler Sırbistan'ın Makedonya'daki etkinlikleri arasında olmuştur. Osmanlı Devleti'nin bu dönemde Balkanlar'da uyguladığı denge politikası gereği, Sırpların bu çalışmaları desteklenmiştir. Örneğin 1896'da Sırbistan Osmanlı Devleti'nden, Makedonya'da pek etkili olmasa da, bir Sırp piskoposluğu kurma hakkı elde etmiştir.31 Bu şekilde Osmanlı Devleti,Makedonya'da güçlü bir tek unsur olmasındansa birbirlerinin güçlenmesini engelleyecek birden çok unsurun olmasını sağlamaya çalışmıştır.32
Megali İdea, yani Büyük Yunanistan fikri, Yunanistan dış politikasının önemli bir özelliği olmuştur. Büyük Yunanistan yaratma anlamına gelen Megali İdea, Ege'deki tüm adaları, Anadolu'nun Ege kıyılarını, Girit ve Kıbrıs'ı ve Ege denizini kapsayan ve İstanbul'un başkent olduğu eski Bizans'ın yeniden yaratılması politikasıdır. Bu yönüyle Yunanistan'ın kuzeyinde kalan Makedonya'yı da kapsamıştır.
Yunanistan'ın Osmanlı İmparatorluğu'nda Bulgaristan, Sırbistan ya da diğer Balkan devletlerinden farklı bir yeri olmuştur. Bu durumu Yunanistan'ın coğrafi konumu, stratejik önemi, Yunanların Osmanlı ekonomik hayatı ve devlet yönetimindeki konumları33 ve dini özellikleri sağlamıştır. Yunanistan'ın Büyük Yunanistan fikri diğer iki örnekten (Büyük Bulgaristan ve Büyük Sırbistan) daha avantajlı olmuştur. Çünkü Balkanlar'da Hıristiyanlığın en yaygın olan mezhebinin ruhani lideri olan Fener Rum Patrikhanesi Yunanistan'ın kontrolünde olmuştur. 19. yy. Makedonya olaylarında dinin etkisi göz önünde tutulursa bu özelliğin değeri daha iyi anlaşılır. Osmanlı Devleti, 19. yy. sonunda Balkanlar'ın elinden çıktığını görünce, genel olarak uyguladığı denge politikası gereği, Yunanistan'ın bu gücüne ortak yaratmıştır. 1870'te Ekzarhhane'ye, 1896'da Sırp Piskoposluğu'na bu amaçla izin verilmiştir.
Yunan kilisesinin eğitim işlerine de el atmış olması diğer ulusların bu bölgede ulusal bilinçlerine geç varmasına ya da bu bilinçle eyleme daha geç başlamalarına neden olmuştur. Çünkü Balkanlar'da, okullarda Yunan eğitimi, kiliselerde Yunan dua usulü ve yüksek dini görevlerde Yunan piskoposlar yer almıştır. Bir başka deyişle Makedonyalılar tartışılmaz bir Yunanlaştırma sürecine maruz kalmıştır.
E. Makedonya'daki Örgütlerin Yapılanmaları
19. yy. sonunda Makedonya'da, farklı uluslar ve dolayısıyla farklı çıkarların olması Makedonya sorununa farklı çözüm arayışlarını doğurmuştur. Bunun yanında aynı ulus içinde farklı çözüm önerileri veya farklı ulusların belli kesimlerinden benzer çözüm önerileri de ortaya çıkmıştır.
Makedonya sorununa sunulan belli başlı çözüm önerileri şunlar olmuştur: Varolan Osmanlı devlet yapısı içinde bölgenin politik, sosyal ve ekonomik durumunu ıslahat yolu ile iyileştirip, bölgede imparatorluk yapısının devamını sağlamak; Makedonya'nın özerkliği; bağımsızlığı;35 Bulgaristan'a ilhakı; kurulacak bir Güney Slav Federasyonu'na bağlanması36 ve Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan arasında paylaşılması. Makedonya'daki çözüm arayışları farklı örgütlerin doğmasına yol açmıştır. Bunların en etkili olanları Makedonya İç Devrim Örgütü (MİDÖ), Yüksek Makedon Komitesi (YMK), St. Sava ve Etniki Eterya. Bu farklı örgütler Makedonya'daki farklı grupların çıkarlarını korumak için çalışmıştır. MİDÖ Makedonyalıların, YMK Bulgarların, St. Sava Sırpların ve Etniki Eterya ise Yunanların Makedonya bölgesindeki çıkarlarını korumak için çalışmıştır. Bunlardan St. Sava ve Etniki Eterya, Makedonya'nın kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bölümlerini, doğrudan Sırbistan ya da Yunanistan'a katmaya çalışmıştır. Fakat MİDÖ ve YMK içinde Makedonya konusunda bu kadar kesin bir çözüme ulaşılamamıştır. Her grup amaçlarının Makedonya'nın kurtuluşu olduğunu iddia etmiştir. Fakat her birinin kurtuluştan kastettiği aynı şey olmamıştır. Dolayısıyla bu amaç için doğru olduğunu savundukları yöntemler de aynı olmamıştır. Özerklikten bağımsızlığa ya da ilhaka kadar soruna farklı çözümler sunmuşlardır. Aynı şekilde bu amaç için yöntem birliği de sağlanamamıştır. Bu amaçlarına şiddet uygulayarak veya uygulamayarak, kısa veya uzun sürede, yasal yöntemler uygulayarak ya da yasadışı yollarla ulaşmayı amaçlayanlar olmuştur.
1890'lardan sonra Makedonya'da görülen farklı ulusların Makedonya'nın geleceği konusunda verdikleri mücadelenin örgütlü bir yapısı olmuştur. Bölgede bir ulusal taban bulabilmiş olan ayrı ayrı örgütler dernek, topluluk, komita ya da çete şeklinde yapılanmışlardı. Dernekler ya da topluluklar daha çok olayların propaganda ya da söylem kısmında kalmıştır. Kültürel faaliyetlere ağırlık vermişlerdir. Dernek ya da toplulukların yaptıkları, Makedonya'da yaşayan ve kendilerinden saydıkları ya da kendilerinden olmasını istedikleri insanlara dil, din, etnik köken gibi konularda kendi dernek ya da topluluklarının fikirlerini aşılayarak, bu insanlara bir milliyetleri olduğunu anlatmak ve dolayısıyla Balkanlar'da milliyetçilik savaşında bu insanların yerlerini belirlemeye çalışmak olmuştur. Makedonya sorununa çözüm üretmede söylem aşamasından eylem aşamasına geçince komita ve çeteler devreye girmiştir. Komitalar eylemlerin planlayıcısı konumunda kalmıştır. Planlanan eylemi harekete geçirenler ise çeteler olmuştur. Bu komite ve çete faaliyetleri Balkanlar'daki ayaklanmalarda önemli bir yöntem hatta simge olmuştur. Dernek, topluluk, komita ve çete dışında Makedonya'da milliyetçi akımların amacına yönelik en uygun yerler okullar ve kiliseler olmuştur.40 Bir Fransız konsolos birkaç milyon franga tüm Makedonya'yı Fransızlaştırabileceğini, okullar kurup çocuklara tüm Makedonyalıların 12. yy.'da Selanik'i alan Fransız haçlılarının torunları olduğunu öğretmesinin yeteceğini söylemiştir.41 Bu nedenle, Makedonya'da hak iddia edenlerin yapacakları şey, kendi okullarını açarak oralarda kendi ulusal amaçlarına uygun insanlar örgütlemek olmuştur.42 Makedonya'daki örgütlenmelerde kiliseler de en az okullar kadar etkili olmuştur. Çünkü bu çağda kiliseler insanların bir kimlik altında toplanmalarını sağlayan yerler olmuştur. Bu nedenle Makedonya olayları kiliseler ve okullar savaşı olarak da tanımlanabilir.
Makedonya'da kiliseler ve okullar savaşı olarak da adlandırılan bu çatışmlarda Bulgar, Yunan ve Sırplar 19. yy. boyunca dernek, çete, okul ve ya kilise aracılığı ile ulusal amaçları için bir arada durmaya çalışmışlar ve ancak 1890-1897 yılları arasında örgütlü yapılanmalarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin zayıflığı, bu örgütler için uygun ortam hazırlamıştır. Osmanlı Devleti'nin zayıflığı bölgede otorite boşluğuna, bu boşluk ise asayiş bozukluğuna neden olmuştur. Bu boşluğu kullanan ve Makedonya sorununu Doğu Sorununun parçası olarak kabul eden Avrupa devletleri, Osmanlı devlet otoritesinin sağlayamadığı asayişi reform bastırmasıyla sağlatmaya çalışmışlardı. Böylece Osmanlı Devleti'nin içişlerine müdahale etmişlerdi. Otorite boşluğunu kullanan ve bölge üzerinde hak iddia eden diğer taraf yani komşu Balkan devletleri ise genel olarak Avrupa'nın da dikkatini çekmek için çeteler kurarak ve silahlı eylemler yaparak kendi ulusal çıkarları için bu durumu kullanmışlardır. Bölgede çıkarı olan Avrupa ve Balkan devletlerinin ve çetelerin sayıca fazla olması da Makedonya sorununa üçüncü taraf Osmanlı Devleti'nin bölgede kontrolü sağlamasını zorlaştırmıştır.
Asayiş ve otorite sağlamada sıkıntı çekilen bu dönemde, Makedonya'da yapılanmalarını sağlamlaştırmaya çalışan bu örgütlerin lider kadrolarında da benzerlikler görülmüştür. Bu kişiler genellikle aydınlar, öğretmenler, askeri okul öğrencileri,44 kentli küçük burjuvazi45 arasından çıkmıştır. Bu örgütlerin eylemler sırasındaki destekçileri ise toplumun yalnızca sınırlı bir kesiminden olmamıştır. Ortak amaçlarını, yaşadıkları toprakların yabancı dedikleri Osmanlı Devleti'nin kontrolünden kurtarılması olarak tanımlamış olan bu insanlar ne eşkıya ne de asker idiler. Bu örgütlere yardım edenler arasında geniş oranda rahipler, çiftçiler, öğrenciler ve öğretmenler bulunmuştur. Bunun yanı sıra, özellikle köylülerden oluşan haydut çeteleri kurulmuştur. Bunlar kanunlarla başı dertte olan, yasa dışı yaşayan, dağa çıkmış insanlardı. Genellikle kendilerinin veya yakınlarının yaşadıkları yerlerin yakınlarında eşkıyalık yapmışlardı. Bunlardan bazılarına zenginden alıp fakire veren Robin Hood benzetmesi bile yapılmıştır. 19. yy.'da Makedonya olaylarında etkin rol oynamış olan örgütlerin genel yapıları şöyledir:
1. Makedonya İç Devrim Örgütü (MİDÖ)
Makedonya mücadelelerinde baskın olan örgütlerden Makedonya İç Devrim Örgütü48 1893 yılında bazı kaynaklara göre Resne'de49 bazı kaynaklara göre ise Selanik'te50 3 Kasım 1893 tarihinde Hadzhinikolov'un Çelebi Bakkal Caddesi'ndeki evinde51 kurulmuştur. Makedonya bölgesi içinde kurulduğu için buna İç Örgüt de denmiştir.52 MİDÖ, 1897 yılındaki hükümlerine göre amacının Berlin Antlaşması'nın 23. maddesine dayanarak, Makedonya ve Edirne vilayetine tam bir politik özerklik sağlamak olarak açıklanmıştır.53 Ayrıca Tanzimat lehinde yapılan savaşıma paralel olarak bütün Hıristiyanlara kişisel güvenlik ve yönetimde adalet garantisi sağlamayı da amaçlamışlardır.54 Bu amaçlarına ulaşmak için seçtikleri yol ise hükümet korkusu yerine komita korkusu yerleştirmek olmuştur. Yani Makedonya'da devlet içinde devlet kurmaya çalışmışlardır.55 MİDÖ Makedonya'nın paylaşılması fikrine karşı çıkmıştır. Bunun yerine Bulgarlar ve Sırpların da içinde olacağı bir Güney Slav Federasyonu fikrini desteklemiştir.Örgütün sloganı "Makedonya Makedonyalılarındır", yemini ise "Ya hürriyet ya ölüm" olmuştur.

MİDÖ kadrolarında papazlar, öğretmenler ve subaylar önemli rol almışlardır.58 Makedonya'da yaşanan mücadelelerin bir yanıyla kiliseler ve okullar savaşı59 olarak da nitelendirildiği göz önünde tutulursa öğretmen, öğrenci ve papazların bu mücadelelerdeki önemli rolü daha iyi anlaşılır. Çetelerin etkinliği arttıkça, bu çetelere köylüler de katılmıştır. Aydemir'e göre bu köylüler bu mücadelelere ister istemez katılmıştır.60 Fakat Adanır'a göre ise bu mücadeleler ister istemez bir katılımla değil aksine hür köylü kitlelerinin desteğiyle olmuştur.
Makedonya'da bu örgütlere geniş bir katılım sağlanmış olsa da bunlar hem tüm halkın isteklerini karşılamamış hem de gizli kalmak zorunda kalmıştır. Çünkü her ne kadar Osmanlı Devleti yönetim gücünü elinde tutmakta sorunlar yaşasa da bu örgütler var olan bir devlet yapısı içinde ve bu devlete karşı çalışan yasadışı örgütler olmuştur.
Bu yasadışılıktan dolayı yaşadığı sorunlar dışında, MİDÖ kurucularının deneyimsizliğinden dolayı daha kuruluşundan beri yapısal ve işlevsel sorunları olan bir örgüt olmuştur. Bu yüzden Bulgar devrimcilerinin yaptıklarını kendilerine örnek almışlardı.62 Yönetim yapısı, üyelik, mali konular, iletişim gibi konularda eksiklerini gidermek amacıyla 1896 yılında Selanik Kongresi'ni toplamışlardı.63 MİDÖ, Selanik Kongresi'nden önce daha 1894 Resen toplantısında, toprakları çete reislerine bağlı bölgelere ayırmış ve bu bölgelere ait gizli bir askeri ağ kurmuştu. Ayrıca vergi koyan bir mali birimi ve militanları izleyip hainleri cezalandıran bir polis birimi oluşturmuştu.64 Fakat ancak 1896 Selanik Kongresi sonucunda oluşturulan 1897 Nizamnamesi ile, örgütün yapısı biraz daha sağlamlaştırılabilmiştir. Merkezi Selanik'te olan örgütün Merkez Komitesi en üst karar merkezi haline getirilmiş ve hiyerarşik bir yapılanma oluşturulmuştu. Yukarıdan aşağıya Merkez Komite, Bölge Komiteleri, Kaza Komiteleri, Yerel Komiteler ve hücre birimleri sıralanmıştır.65 Bölge komitelerinin sınırları ve sayısı Merkez komite tarafından, kazalarınki bölge, yerellerinki kaza komiteleri tarafından belirlenmiştir.66 Hücre esasına göre çalışan bu örgütte hücreler 10'ar kişiden oluşturulmuştu. Gizlilik kuralından dolayı hücrelerin birbirlerini tanımaması genel kural olmuştu.67 Örgütün devamı için gizlilik şart koşulmuştu. Her komitenin iç ve dış düşmanlara karşı kendini korumak için gizli polis teşkilatı oluşturulmuştu.68 Aynı amaçla liderler Merkez Komite tarafından takma ad ile anılmıştı.69 Üyeler örgüt için çalışacakları zaman bir yemin törenine katılarak İncil, tabanca ve kama üzerine yemin etmişlerdi
Örgüte ait önemli belgeler üzerine yalnızca Merkez Komitenin kullanımına ait olan mühür basılmıştır.71 Bu, örgütün yaptıklarının halk arasında tanınmasını sağlamıştır. Bir anlamda da örgüte bir kişilik kazandıran sembol olmuştur. Bu durum, Merkez Komitenin hiyerarşik düzende diğerleri üzerindeki üstünlüğünü de göstermiştir. Bu yapılanma içinde, birimler arasındaki kopukluğu engellemek amacıyla düzenli haberleşme kararı alınmıştır. Her komitenin, bir üstündeki komiteyi kendi bölgesi içindeki olaylardan haberdar ederek aylık olarak rapor vermesine72 ve ayrıca her hücrenin düzenli haftalık toplantı yapmasına karar verilmişti.
Örgütün mali yükünü karşılamak için bağış ve üyelik aidatı uygulanmıştır. Her üye ekonomik durumuna göre belli bir aidat ödemekle yükümlü kabul edilmiştir.73 Bu gelir kaynakları arasına ileride eylemlerden elde edilen gelirler de eklenmiştir. Örgüt giderlerini karşılamak için her birimin, gelirinin üçte birini Merkez Komite'ye göndermesine, her hücrenin üyelerini silahlandırmasına ve onlara devrimci basını yaymasına karar verilmiştir.74 Örgütün amacına ters davranan bir kişi için cezanın, yerel komite tarafından kararlaştırılarak Merkez Komite tarafından onaylanmasına karar verilmiştir.
MİDÖ'nün 1896 Selanik Kongresi'nde aldığı yapısal ve işlevsel iyileştirme kararlarından birisi de örgütün Sofya'da bir temsilciliğini kurmak olmuştur. Böylesi bir yapılanmadaki amaç MİDÖ'nün etki sahasını genişletmek ve örgüte maddi destek sağlamak olmuştur. Böylece Sofya'da MİDÖ'ne zarar verebilecek hareketlerin engellemesinde önemli başarı kazanılmıştır. Supremistlerin yani Dış Örgüttekilerin MİDÖ'nün Bulgaristan'daki yardımcıları olarak tanımlaması bu amaçla yapılmış bir hareket olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Bulgar ordusundaki subaylardan oluşan ve MİDÖ'nü destekleyen Kardeşlik Grubu (Brotherhoods) ile de temas kurulmuştur.76 Böylece MİDÖ'nün Bulgaristan'da zaten var olan destekleyicileri ile MİDÖ arasındaki bağlantı kurularak MİDÖ'nün etkinliği arttırılmıştır. MİDÖ tarafından daha önceden altı devrim bölgesine ayrılmış olan Makedonya bölgesi,77 bu bölgeler arasına Sofya'nın da katılmasıyla, MİDÖ'nün etkinliğinin genişlediği bir bölge olmuştur.
Etniki Eterya
Etniki Eterya, 19. yy. başında Yunan bağımsızlık hareketinde kurulmuş olsa da 19. yy. boyunca Pan-Hellenizm'in Makedonya'da çalışan örgütü olmuştur. Büyük Yunanistan sınırları içine Makedonya da girdiğinden, 1890'lardan itibaren Makedonya olaylarında bu Yunan örgütü de yer almıştır. 1894 yılında Yunanların Makedonya'da Bulgaristan tehlikesine karşı yeniden yapılandırdığı Etniki Eteryanın amacı, Makedonya'da Hellenizmi yaymak olmuştur.78 Atina'da kurulan bu örgüt Yunan ordusundaki subayların dörtte üçünü içinde barındırmış ve gerek Yunanistan'daki ve gerekse Yunanistan dışındaki zengin ve etkili Yunanlar tarafından desteklenmişti. Ayrıca Avrupalı bazı yazarlar da bu derneğin kamuoyunda tanınmasını sağlayarak örgüte yardımda bulunmuşlardı. Ortodoksluğun bu kadar etkin olduğu bu dönemde elbette İstanbul'daki Fener Patrikhanesi'nin de bu çalışmalarda önemli rolü olmuştur.
Yüksek Makedon Komitesi (YMK)
Makedonya olaylarında MİDÖ ile birlikte bir diğer önemli örgüt olan Yüksek Makedon Komitesi, Mayıs 1895'te Makedonya'nın kurtuluşu için, Makedonya sınırları dışında Sofya'da kurulmuştur.79 Bu yüzden, YMK'ne Supremistler80 ya da Dış Örgüt de denmiştir.81 YMK kısa süre içinde Bulgar politik hayatında önemli bir baskı unsuru olmuştur. Bu komite, büyüyen Bulgar milliyetçiliğinin göstergesi olmuştur.82 MİDÖ gibi YMK'de Makedonya'nın kurtuluşunu amaçlıyordu fakat bu iki grubun kurtuluştan kastettikleri farklı şeyler olmuştur. Her ne kadar ortak hareket alanları olmuşsa da farklı kurtuluş yolları amaçladıkları için araları açık olmuştur.83 MİDÖ Makedonya'nın kurtuluşunu özerklikte ve federasyonda görürken, YMK kurtuluşu Bulgaristan'a ilhak olarak görmüştür.84 Yöntem konusunda YMK içinde de ayrılıklar olmuştur. Örgüt içinde bir grup şiddet uygulayarak hemen ilhakı gerçekleştirmeyi savunurken, bir başka grup ise Makedonya için özerklikten sonra ilhakın gerçekleştirilmesini savunmuştur.
YMK içindeki farklı fikirler örgütlenmenin daha en başında da kendini göstermiştir. Farklı fikirleri ortak noktada buluşturarak asıl hedeflerine ulaşabilmek için, 9 Ocak 1895 tarihinde 400 kişinin katıldığı bir kongre toplanmıştır. Kongrede amaç, Osmanlı Müslümanlarının Hıristiyan nüfusa yaptıklarını Avrupa kamuoyuna duyurup onların tepkisini Osmanlı Hükümeti üzerine çekmek olmuştur.86 Avrupa devletlerinin yardımıyla Makedonya'ya özerklik sağlayabileceklerini düşünmüşlerdi. Fakat kongrede ortak noktada buluşulamamıştır. Kongre'ye katılan gruplardan, örneğin Kardeşlik Birliği bu fikre katılmamıştır. Çünkü Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti'nin statükosunu bozmak istemeyeceklerini düşünmüştür. Bu yüzden amaçlarına ancak devrimci yollarla ulaşabileceklerini savunmuşlardı.
Makedonya'nın özerkliği amacı zaman zaman MİDÖ ve YMK'ni yakınlaştıran fikir olmuştur. Bu iki örgütün amaçlarına ulaşmak için seçtikleri yollar birbirinden farklı olmuştur. MİDÖ şiddete karşı iken YMK amacına şiddet eylemleriyle varabileceğini savunmuştur. Yani MİDÖ daha yavaş ve kesin adımlarla -okul, kilise, eğitim olanaklarını kullanıp evrimci yol ile- gitmeyi yeğlerken, YMK daha sert yollarla sonuca daha kısa sürede ulaşma fikrini savunmuştur. MİDÖ uzun sürede hazırlanmış büyük bir halk ayaklanması taraftarıyken YMK çeteciliği yeğlemiştir. MİDÖ bu çete eylemlerinin Türklerin tepkisini çekeceğinden, uzun vadede yapılmak istenen devrime zarar vereceğini savunmuştur. Bu yüzden YMK'nin eylemlerinin, Makedonya'dan çok Bulgaristan'ın politik amaçları için yapıldığını düşünmüştür.88 YMK, Makedonya Slavları ile Bulgarlar arasındaki kültürel bağı Makedonya'nın Bulgaristan'a ilhakı için önemli ve yeterli neden görürken MİDÖ bunu kabul etmemiştir. YMK'nin taraftarları arasında MİDÖ'nde olduğu gibi subaylar, papazlar ve öğretmenler ağırlıkta olmuştur.89 Bunlardan başka öğrenciler, gazeteciler ve diplomatlar da örgütte bulunmuştur.90 Bunlar ya Makedonya göçmeni ya da onların Bulgaristan'daki taraftarlarıydı.91 Bu Makedonya göçmenleri, Bulgaristan'a ya eğitim amacıyla, ya Makedonya'da çalışacak uygun ortam bulamadıklarından ya da göçmen işçi olarak gelmişlerdi.
YMK'nde en üstte Yüksek Makedonya Komitesi ve ona bağlı iki kol yer almıştır: Şehir Komiteleri ve Bölgesel Komiteler. Bu ikisi arasında doğrudan bağ kurulmamış, ikisi de YMK merkeziyle ayrı ayrı bağlantı kurmuştur.92 YMK, MİDÖ'ne göre şubeler konusunda daha iyi durumda, 40'ın üzerinde şubeyle çalışmıştır. Federatif bir yapı oluşturmuştur.93 YMK'nde liderlik de MİDÖ'ndekinden farklı olmuştur. YMK liderleri, seçimden sonra üyelerinin isteklerini gözetmeyip daha çok kendi başlarına kararlar almışlardır. YMK kendisini tüm Makedonya örgütleri içerisinde eşitler arasında birinci ilan etmiş olsa da bu yalnızca bu örgütün fikri olarak kalmıştır. Anlatılan özelliklerinden dolayı da yönetim açısından, hiç olmazsa MİDÖ kadar, demokrat olamamıştır.
4. St. Sava Örgütü
Sırplar Balkan yarımadasında bağımsızlıkları için örgüt kuran ilk uluslardan olmuştur.94 Sırpların amacı Ortaçağ'daki Sırbistan Krallığı'nın toprak genişliğine sahip olmak95 ve Büyük Sırbistan'ı yaratmak olmuştur.96 19. yy.'da Makedonya'da çalışmış olan St. Sava örgütü, Sırplar'ın bu amaçları için kurulmuştu. Örgüt 1886 yılından sonra Sırp milliyetçilik propagandasını Makedonya'da yaymak için çalışmıştır.97 Bulgarların Makedonya'da etkilerini arttırma çabaları doğal olarak Yunanistan ve Sırbistan'ı bu çabalara karşı bir şeyler yapmaya zorlamıştır. Makedonya'nın da Doğu Rumeli ile aynı akıbete uğrama olasılığından korkan Sırplar, Makedonya'daki propaganda çalışmalarını daha ciddiye alarak St. Sava örgütünü düzenlemişlerdir.98 1886 yılında Makedonya konusunda çalışmalarına başlayan bu örgütün Sırp hükümeti ile doğrudan bir bağlantısı yok görünse de özellikle 1889-1891 yılları arasında Sırp hükümeti bu örgütü desteklemiştir. 1891 yılında ise Sırbistan başbakanı örgüte sunulan mali desteği kesince örgüt dağılmıştır.99 Bu durum, hükümetin Sırp propagandasından vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Bu, hükümet ile örgüt arasındaki bir sorundan dolayı olmalı çünkü bundan sonra Sırp propagandasını yürütmek için hükümet içinde bir bölüm kurulmuştur: Politika ve Eğitim Bölümü.100 Böylece başlangıçta hükümet ile doğrudan bir ilişkisi yok gibi görünen örgüt, pek etkili olmasa da, artık hükümetin içine alınmıştır.
Sırbistan'ın Makedonya'da güçlü bir kilise örgütlenmesi olmamıştır. 1830'lu yıllardan beri kendi kendini yöneten bir Ortodoks kilisesi olan Sırbistan ilk zamanlar Bulgar kilisesi ile pek sorun yaşamamıştır. Fakat 1880'lerde Sırplar'ın Bulgar kilisesine olan tutumları değişmiştir. 101 Bunun en önemli nedeni, Bulgarların 1870 yılında elde ettikleri kilise kurma hakkı sayesinde güçlerini arttırmaları, diğeri ise 1878 Berlin Antlaşması sonucu -her ne kadar Ayastefanos'tan daha az kazançlı olsa da- politik durumlarını sağlamlaştırmış olmalarıdır. Böylece Bulgarlar, dini ve politik güçlerini sağlamlaştırdıklarından dolayı artık Makedonya'da daha etkili olabilecek konuma gelmişlerdi. Osmanlı Devleti'nin, Sırpları Bulgar etkinliğinin artması karşısında denge unsuru olarak kullanma yönündeki politikasına da uygun olarak, Sırplar'ın isteği olan Makedonya'da bir Sırp Piskoposluğu kurma fikri hayata geçirilmiştir. 102 Böylece Makedonya'da kilise savaşlarında Sırplar da etkili olmaya başlamıştır. Ayrıca Belgrat-Selanik arasındaki demiryolu inşaatı da 1880'lerden sonra Sırpların bölgedeki etkinliğini arttırmıştır. Sırpların kurduğu bu örgütte emekliye ayrılmış subaylar, profesörler, banker ve hatta kralın yeğeni bile yer almıştır. Zenginler, banker ve tüccarlar örgüte mali yardımda bulunmuşlardı.104 Ayrıca St. Sava örgütü açılan Sırp okullarında propagandalarını yayacak öğretmenlerin yetiştirilmesine de önem vermiştir.105
Sonuç olarak, Makedonya sorunu Doğu sorununun bir parçası olarak Osmanlı Devleti'nin çöküşünün net göstergesi olsa da, bu sorundan en çok Makedonya halkı etkilenmiştir. Makedonya halkının ise sadece Hıristiyan kesimi kendilerine taraf olacak bir Balkan devleti ve Avrupa devletlerinin desteğini bulduğu için örgütlerin etkili olanları da bu kesim arasından çıkmıştır. Osmanlı Devleti ise siyasi ve ekonomik güçsüzlük içinde olduğundan, Müslüman halkına destek olamadığı gibi Hıristiyan halkının da kontrolünü kaybetmiştir. Böylece 19. yy. sonunda Makedonya'da ayrılıkçı örgütlenmeler artmıştır.

DİPNOTLAR

1      Eric J. Hobsbawm, 1780'den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik (İstanbul, 1995), s. 126.

2                Baskın Oran, "Balkan Müslümanlarında Dinsel ve Ulusal Kimlik" Ankara Üniv. SBF Derg., c. 48, no1-4 (Ocak-Aralık 1993), s. 109.

3                Nuray Bozbora, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut Ulusçuluğunun Gelişimi (İstanbul, 1997), s. 169-170.

4                Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar (İstanbul, 1995), s. 19.

5                Coşkun Üçok, Siyasal Tarih (Ankara, 1961), s. 230.

6                M. S. Anderson, The Eastern Question 1774-1923 (New York, 1966), s. 173-274; Ergün Aybars, "Orta-Doğu, Emperyalizm, Petrol ve Türkiye" Beşinci askeri Tarih Semineri Bildirileri (İstanbul,1995), s. 540.

7                Yavuz Ercan, "Bloklararası Çatışmalarda Osmanlı Topraklarının Stratejik Önemi" Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri (İstanbul, 1995), s. 118.

8                Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa (1860-1908) (İstanbul, 1992), s. 409.

9                Fikret Adanır, "Osmanlı İmparatorluğunda Ulusal Sorun İle Sosyalizmin Oluşması ve Gelişmesi: Makedonya" Osmanlı İmparatorluğunda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923) (İstanbul,1995), s. 35.

10            Fikret Adanır, "Macedonian Question: The Socio-economic reality and Problems of Historiographic Interpretation" International Journal of Turkish Studies, 1984-1985, c. 3, s. 44.

11            George Castellan, Balkanların Tarihi 14-20. yy (İstanbul, 1995), s. 364.

12            F. Adanır, "Macedonian Question...", s. 43-44.

13            Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi c. 8 (Ankara, 1988), s. 148.

14            F. Adanır, "Osmanlı İmparatorluğunda Ulusal.", s. 36.

15            Macedonia Documents and Material (Sofia, 1978), s. 418.

16            Leften Stavros Stavrianos, Tha Balkans 1815-1914 (New York, 1963), s. 96-97.

17            1856 Paris Antlaşmasından önce dini vergilere dayanan bu gelir daha sonra tüm kilise görevlilerine düzenli aylık ödeme haline getirilmiştir. Bkz. William Smith Murray, Tha Making Of The Balkan States (New York, 1967), s. 99.

18            Castellan, a.g.e., s. 365.

19            Adanır, "Macedonian Question.", s. 43.

20            Adanır, "Macedonian Question.", s. 52.

21            Nükhet Adıyeke, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908) (basılmamış doktora tezi), s. 263-264.

22            Graham Stephenson, Russia From 1812 To 1945 (New York, 1969), s. 261-262.

23            H. N. Brailsford, Macedonia Its Races And Their Future (New York, 1971), s. 298.

24            Stavrianos, a.g.e., s. 102; Anderson, a.g.e., s. 261.

25            Aydemir, a.g.e., s. 426-427.

26            1870'te Ekzarhhane'nin kurulmasında Bulgarların isteği yanısıra Rusya'nın Panslavist politikası da etkili olmuştur. Bkz. M. Hüdai Şentürk, Osmanlı Devleti'nde Bulgar Meselesi 1850-1875 (Ankara, 1922), s. 221; Brailsford, a.g.e., s. 298.

27            F. Adanır, "Makedonya Sorunu ve Dimitar Vlahof'un Anılarında II. Meşrutiyet" Birikim, c. 2, S. 9, Kasım 1995, s. 15; Macedonia Documents and Material, s. 416.

28            Stavrianos, a.g.e., s. 416; Murray, a.g.e., s. 192; Castellan, a.g.e., s. 367.

29            Hugh-Seton Watson, The Decline of Imperial Russia 1855-1914 (Boulder, 1985), s. 170; Anderson, a.g.e., s. 269-270; Murray, a.g.e., s. 192-193.

30            Murray, a.g.e., s. 192; F. Adanır, "...Dimitar Vlahof'un..."s. 15.

31            Anderson, a.g.e., s. 269-270.

32            Stavrianos, a.g.e., s. 99-100.

33            Nikos Svoros, Çağdaş Hellen.s. 28; Konstantin Çukalas, Yunanistan Tarihi (İstanbul, 1970), s. 13; Adanır, "Macedonian Question."s. 53.

34            Stavrianos, a.g.e., s. 97-98.

35            Adanır, "Osmanlı İmparatorluğunda Ulusal."s. 42-43, 46-47.

36            Adanır, agm, s. 43, 47, Stavrianos, a.g.e., s. 98-99.

37            Macedonia Documents anad Material, s. 456.

38            Duncan Mc Vicer Perry, The Macedonian Cause: A Critical History Of Macedonian Revolutionary Organization 1893-1903 (London, 1988), s. 63; Ömer Turan, The Turkih Minority In Bulgaria (1878-1908) (Ankara, ...) s. ? 87; Anderson, a.g.e., s. 270-271; Stavrianos, a.g.e., s. 99.

39            Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, c. 1, (İstanbul, 1988), s. 509.

40            Ferdinand Schevill, History Of The Balkan Peninsula (New York, 1966), s. 172-173.

41            William Milligan Sloane, Bir Tarih Labaratuarı Balkanlar (İstanbul, 1987), s. 172-173.

42            Osmanlı Devleti'nde her milletin kendi dini ve eğitim kurumu olmasına yasal izin verilmiştir. Ancak elbette devletin devamlılığına zarar verecek yöntemlere izin verilmemiştir. Bu tür yapılanmanın nedeni, Osmanlı Devleti'nin zayıflamış olmasıdır.

43            Herkül Millas, "Jön Türkler ve Makedonya (1908-1912)" Tarih ve Toplum, c. 21, S. 123, Mayıs 1994, s. 62-63.

44            Perry, a.g.e., s. 35-37.

45            Adanır, "...Dimitar Vlhaof'un...", s. 15.

46            Perry, a.g.e., s. 49.

47            Perry, a.g.e., s. 48.

48            Tunaya, a.g.e., s. 511.

49            Mete Çetik, "Osmanlı Solundan Bir Portre: Yane Sandanski" Tarih ve Toplum, Ağustos 1994, c. 22, S. 128, s. 13; Castellan, a.g.e., s. 369; Brailsford, a.g.e., s. 120.

50            Anderson, a.g.e., s. 270.

51            Perry, a.g.e., s. 38.

52            Stavrianos, a.g.e., s. 98.

53            Perry, a.g.e., s. 65; Macedonia Documents and Material, s. 419.

54            Castellan, a.g.e., s. 369; Turan, a.g.e., s. 87; Watson, a.g.e., s. 195.

55            Aydemir, a.g.e., s. 423-424; Tunaya, a.g.e., s. 512; Brailsford, a.g.e., s. 119.

56            Stavrianos, a.g.e., s. 98-99.

57            Douglas Dakin, The Greek Struggle In Macedonia 1897-1913 (London, 1966), s. 47.

58            Aydemir, a.g.e., s. 423-424.

59            Schevill, a.g.e., s. 434; Adanır, agm, s. 15.

60            Aydemir, a.g.e., s. 419-422.

61            Adanır, agm, s. 15.

62            Perry, a.g.e., s. 40.

63            Perry, a.g.e., s. 40.

64            Castellan, a.g.e., s. 370-371.

65            Perry, a.g.e., s. 65.

66            Macedonia Documents and Material, s. 419.

67            İsmet Görgülü, Veli Yılmaz, Ali Erdinç, Makedonya (İstanbul, 1993), s. 79.

68            Macedonia Documents and Material, s. 420.

69            Perry, a.g.e., s. 65-66.

70            Tunaya, a.g.e., s. 529; Görgülü., a.g.e., s. 79; Macedonia Documents and Material, s.420, 422.

71            Perry, a.g.e., s. 66; Macedonia Documents and Material, s. 420.

72            Macedonia Documents and Material, s. 420.

73            Perry, a.g.e., s. 66-67; Macedonia Documents and Material, s. 420.

74            Perry, a.g.e., s. 66.

75            Macedonia Documents and Material, s. 422.

76            Perry, a.g.e., s. 68.

77            Bu altı devrim bölgesi Selanik, Manastır, Üsküp, Shitip, Strumitsa-Gorna Dzhumaia ve Veles-Tikvesh idi. 1895 yılında Edirne vilayeti de eklenmiştir. Bkz. Perry, a.g.e., s. 66-67.

78            Leften Stavros Stavrianos, The Balkans Since 1453 (New York, 1961), s. 520-521; Perry, a.g.e., s. 16.

79            1894 yılında Bulgaristan'da Makedonyalı mülteciler tarafından Makedonya Komitesi kurulmuş, daha sonra Yüksek Makedon Komitesi adını almıştır. Bkz. Adanır, "...Dimitar Vlahof'un..."s.16.

80      Barabara Jelavich, The Establishment Of Balkan National States 1804-1920 (Seattle,1986), s. 211.

81            Turan, a.g.t, s. 87.

82            Turan, a.g.t, s. 87.

83            Anderson, a.g.e., s. 270-271.

84            Stavrianos, The Balkans 1815-1914, s. 99.

85            Aydemir, a.g.e., s. 419-422.

86            Perry, a.g.e., s. 43.

87            Perry, a.g.e., s. 44.

88            Stavrianos, The Balkans 1815-1914, s. 99; Turan, a.g.t, s. 87-88.

89            Aydemir, a.g.e., s. 419-422.

90            Brailsford, a.g.e., s. 118.

91            Perry, a.g.e., s. 50.

92            Perry, a.g.e., s. 53.

93            Perry, a.g.e., s. 52.

94            Murray, a.g.e., s. 192.

95            Perry, a.g.e., s. 16.

96            Tunaya, a.g.e., s. 544-545.

97            Stavrianos, The Balkans Since 1453, s. 520; Görgülü, a.g.e., s. 80-81.

98            Stavrianos, The Balkans 1815-1914, s. 100; Stavrianos, The Balkans Since 1453, s. 520.

99            Perry, a.g.e., s. 16.

100        Perry, a.g.e., s. 17.

101        Nevil Forbes, The Balkans (New York, 1970), s. 119; Perry, a.g.e., s. 16.

102        Anderson, a.g.e., s. 269-270; Görgülü, a.g.e., s. 75-76.

103        Castellan, a.g.e., s. 367-368.

104        Erol Ulubelen, "İngiliz Dış Politika Dökümanlarında Türkiye" Yön, 6 Ocak 1967-5 Mayıs 1967, yıl 6, S. 197-214, s. 8.

105        Stavrianos, The Balkans 1815-1914, s. 99-100.

KAYNAKLAR

ADANIR, Fikret, "Macedonian Question: The Socio-economic Reality and Problems of its Historiographic Interpretation", International Journalof Turkish Studies, 1984-1985, cilt 3, ss. 43-64.

ADANIR, Fikret, "Makedonya Sorunu ve Dimitar Vlahofun Anılarında II. Meşrutiyet", Birikim, cilt 2, sayı 9, Kasım 1995, ss. 14-26.

ADANIR, Fikret, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Ulusal Sorun ile Sosyalizmin Oluşması ve Gelişmesi: Makedonya", Osmanlı İmparatorluğu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923), der. Mete TUNÇAY, Eric Jan ZÜRCHER, İSTANBUL: İletişim yay., 1995.

ANDERSON, M. S., The Eastern Question 1774-1923, NEW YORK: Mc. Millan, 1966.

ADIYEKE, Ayşe Nükhet, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908), İZMİR: Dokuz Eylül Üniv. Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü (Doktora tezi), 1994.

AYBARS, Ergün, "Orta-Doğu, Emperyalizm, Petrol ve Türkiye" Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I Beşinci Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye, (İSTANBUL, 23-25 Ekim 1995), ss. 509-543, ANKARA: Genelkurmay Basım evi, 1996.

AYDEMİR, Ş. Süreyya, Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa                 (1860-1908), İSTANBUL:

Remzi Kitabevi, 1992.


BOZBORA, Nuray, Osmanlı Yönetiminde Arnavutluk ve Arnavut                    Ulusçuluğu'nun Gelişimi,İSTANBUL: Boyut Kitapları, 1997.

BRAILSFORD, H. N., Macedonia Its Races and Their Future, NEW YORK: Arno Press, 1971.

CASTELLAN, Georges, Balkanların Tarihi 14. -20. yy., çev. Ayşegül YARAMAN BAŞBUĞU, İSTANBUL: Milliyet yayınları, 1995.

ÇETİK, Mete, "Osmanlı Solundan Bir Portre: Yane Sandanski" Tarih ve Toplum, Ağustos 1994,c. 22, S. 128, s. 13-17.

ÇUKALAS, Konstantin, Yunanistan Tarihi, çev. Şeyla, İSTANBUL: Ant yay., 1970.

DAKIN, Douglas, The Greek Struggle in Macedonia 1897-1913, LONDON: Institute for Balkan Studies, 1966.

ERCAN, Yavuz, "Bloklararası Çatışmalarda Osmanlı Toprakları'nın Stratejik Önemi", Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I Beşinci Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye, (İSTANBUL, 23-25 Ekim 1995), ss. 116-123, ANKARA: Genelkurmay Basım evi, 1996.


FORBES, Nevill vd., The Balkans A History of Bulgaria, Serbia, Greece, Rumania and Turkey, NEW YORK: AMS Press Inc., 1970.

GÖRGÜLÜ, İsmet, Veli YILMAZ, Ali ERDİNÇ, Makedonya, İSTANBUL: Harp Akademileri Basımevi, 1993.

HOBSBAWM, Eric J., 1780'den Günümüze Milletlerve Milliyetçilik Program, Mit, Gerçeklik, çev. Osman AKINBAY, İSTANBUL: Ayrıntı, Nisan 1995.

JELAVICH, Barbara, The Establishment of the Balkan National States 1804-1920, SEATTLE: University of Washington Press, 1986.

KARAL, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, cilt VIII, ANKARA: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988.

Macedonia Documents and Material, SOFIA: Bulgarian Academy of Sciences, 1978.

MILLAS, Herkül, "Jön Türkler ve Makedonya (1908-1912)" (kitap tanıtımı), Tarih ve Toplum, Mayıs 1994, cilt XXI, sayı 123, ss. 62-63.

MURRAY, William Smith, The Making of The Balkan States, NEW YORK, ?, 1967.

ORAN, Baskın, "Balkan Müslümanlarında Dinsel ve Ulusal Kimlik (Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Kosova Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme)" Ank. Ü. S. B. F. Dergisi, cilt 48, sayı 1­4, Ocak-Aralık 1993.

PERRY, Duncan Mc. Vicer, The Macedonian Cause: A Critical History of the Macedonian Revolutionary Organization, 1893-1903, LONDON: Duke University Press, 1988.

SCHEVILL, Ferdinand, History of The Balkan Peninsula, From Earliest Times to The Present Day, NEW YORK: F. Ungar Pub. Co., 1966.

SLOANE, William Milligan, Bir Tarih Laboratuarı: Balkanlar, İSTANBUL: Süreç yay. 1987.

STAVRIANOS, Leften Stavros, The Balkans, 1815-1914, NEW YORK: Hold Rinehart and Winston, 1963.

STAVRIANOS, Leften Stavros, The Balkans Since 1453, NEW YORK: Hold Rinehart and Winston, 1961.

STEPHENSON, Graham, Russia From 1812 to 1945, NEW YORK: Praeger publishers, 1969.

SVORONOS, Nikos, Çağdaş Hellen Tarihine Bakış (çev. Panayot Abacı), İSTANBUL: Belge yay., 1988.

ŞENTÜRK, M. Hüdai, Osmanlı Devleti'nde Bulgar Meselesi 1850-1875, ANKARA: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1992.

TUNAYA, Tarık Zafer, Türkiye'de Siyasal Partiler, cilt 1, İSTANBUL: Hürriyet Vakfı yay., 1988.

TURAN, Ömer, The Turkish Minority In Bulgaria (1878-1908), LEUVEN: Katholieke Universiteit Leuven, doktora tezi, 1993.

ULUBELEN, Erol, "İngiliz Dış Politika Dökümanlarında Türkiye", Yön, 6 Ocak 1967-5 Mayıs 1967, yıl 6, sayı 197-214.

ÜÇOK, Coşkun, Siyasal Tarih, ANKARA: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Basımevi, 1961.

WATSON, Hugh Seton, Britain in Europe, 1789-1914, A Survey of Foreign Policy, NEW YORK: The Nac Millan Company, 1937.

YERASIMOS, Stefanos, Milliyetler ve Sınırlar Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu, İSTANBUL: İletişim yay., 1995.

ARŞİV

XIX. Yüzyıl Sonunda Makedonya Sorunu ve Makedonya'da Kurulan Örgütler / Meltem Begüm Saatçi - 29/10/2013
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin Siyasi Faaliyetleri / Dr. Bülent Atalay - 29/10/2013
Erzurum'da Ermeni İsyanları (1890-1895) / Yrd. Doç. Dr. Muammer Demirel - 29/10/2013
II. Abdülhamid Döneminde Filistin'e Yahudi Göçü Meselesi (1878-1908) / Doç. Dr. Ş. Tufan Buzpınar - 28/10/2013
Akabe Meselesi / Yrd. Doç. Dr. A. Haluk Dursun - 28/10/2013
II. Abdülhamid'in Mısır Sorununa Yaklaşımı ve İstanbul Konferansı / Dr. Süleyman Kızıltoprak - 28/10/2013
Mustafa Kemal Paşa'nın İttihatçılığı / Prof. Dr. E. Semih Yalçın - 27/10/2013
31 Mart Vak'ası'nın Bir Yorumu / Prof. Dr. Ali Birinci - 27/10/2013
Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti / Doç. Dr. Ahmet Eyicil - 27/10/2013
Osmanlı-Alman İlişkileri (1870-1914) / Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Tepekaya - 27/10/2013
İttihat-Terakki ve Dış Politika (1906-1909) / Doç. Dr. Hasan Unal - 27/10/2013
Enver Paşa / Yrd. Doç. Dr. Hasan Babacan - 27/10/2013
Osmanlı-Alman Münasebetleri Çerçevesinde "Şark Meselesi" / Dr. Mustafa Gencer - 27/10/2013
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı / Doç. Dr. Nedim İpek - 27/10/2013
II. Wılhelm, Weltpolitik ve II. Abdülhamid / H. Bayram Soy - 27/10/2013

ATATÜRK 'ÜN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA TAMİM TELGRAF VE BEYANNAMELERİ


ATATÜRK 'ÜN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA
TAMİM TELGRAF VE BEYANNAMELERİ
"Sadrazam ve Dahiliye Nazın Fahametlû Devletlû Talât Paşa Hazret-lerine,
"Yedinci ordunun ve işbu ordunun istihdamı muhtemel olan havalideidare-i umumiye-i mülkiye ile peyda ettiği revabıt.-ı karibe sebebi ile Başkumandanlık Vekâlet-i celilesine vaziyct-i umumiyenin muhakemesi hakkındaki mutalâat-ı acizanemin bir suretini bervech-i âtı huzur-u fahimanelcrine arzederim. 
Gerçi bu mutalâanamede münhasıran askeri olan nukat var ise debir ınutalâa-yı külliye-i umumiyeden nukat-ı fenniye-i askeriyeyi ayırmak kabil olmadığından aynen takdimi zaruri olmuştur. Ordunun haiz olduğu selâhiyet sebebi ile yakın olan hükûmat-ı mülkiye nezdinde inzibat ve idareye müteallik mevad için icab ettikçe temasda bulunulduğu maruzdur. 
Olbabta emr-ü ferman hazret-i veli ul-emrindir. 
20/9/33".
Yedinci Ordu Kumandanı Mir-i LivaMustafa Kemal

"Başkumandanlık Vekâlet-i Celilesine tahrirat,"Yedinci ordunun ved-i idaresinde bulunmayan esbabtan dolayı firarların devamı vc kuvvetlerin muhafaza olunamaması ve ordunun tevcih olunduğu hedeflerin tebeddülü ile beraber suret-i istihdam ve emr-i kumandanın tanzimi cihetinde yeni vaziyetler hasıl olmakta ve aşairin istimali ve istihdamı mesailinin devam etmekte bulunması sebepleri ile vaziyetin muhakemesine ait bir zübdeyi bervech-i ati huzuru fahimanelerine arz ediyorum.
Hususat-ı mülkiyeye ait ve ordunun daire-i selâhiyeti dahilinde bulunan mevadın gerek Dahiliye Nezareti ve gerek vilâyat-ı mahalliye nezdinde alel-devam takib edildiği maruzdur. 
20/9/33.
"Yedinci Ordu Kumandanı Mir-i LivaMustafa Kemal

Üstün Zeka ve Üstün Yetenek

Üstün Zeka ve Üstün Yetenek

ustun-zeka
Herhangi bir şeyi yapabilme becerisi anlamına gelen “yetenek” sözcüğü Türkçede belli bir alanı ima etmeyen geniş ve kapsayıcı bir sözcüktür. Türkçe, yaygınlaşan bu anlayışı kolayca kavramaya izin verse de, diğer diller için aynı durum geçerli değildir. Örneğin İngilizcede yetenek alanına bağlı olarak kullanılan iki ayrı terim (gifted/talented) vardır.
“Üstün zekâlı” ve “üstün yetenekli” kavramlarını açıklayan çok sayıda tanım vardır. Bu tanımlar geleneksel olanlar ve çağdaş olanlar olarak gruplandırılabilir. Geleneksel tanım sadece tek bir kritere bağlıdır, bu kriter de zekâyla ilişkili olarak yüksek IQ puanına karşılık gelmektedir. Oysa çağdaş tanım çok daha fazla sayıda kriteri içermektedir.
İlk zamanlar en kolay gözlenebilir sınırlı sayıda özelliğin basit sınıflaması olarak tanımlanan üstün yetenek; giderek daha çok sayıda boyutu içeren, daha geniş bir kapsama yayılan ve zamanı da bir değişken olarak kullanan esnek ve dinamik bir tanımlamaya dönüşmüştür. Bu anlayışa göre “üstün zekâlı ve üstün yetenekli” kavramları çok sayıda farklı özelliği kapsamaktadır. Bugün artık üstün ve yetenekli kelimelerinin sadece zekâ ile ilişkisi olmadığı kabul görmektedir.
“Üstün zekâlı ve üstün yetenekli” kavramlarının birden çok özellikle ilişkili olduğu yıllar içinde ortaya çıkmıştır. Tek bir özellikten çoklu özelliklere geçiş, aslında zekâya olan bakışın değişmesi ile paralellik göstermektedir. Bir başka deyişle, zekânın çok boyutlu olduğu Gardner tarafından ortaya konulduktan sonra, “üstün zekâ ve üstün yetenek”e ilişkin olarak yapılan tanımlar değişerek bugünkü hâlini almıştır.
Zekâ ve yetenek alanlarında çalışan bazı teorisyenlerin görüşlerine aşağıda yer verilmiştir.
Gardner
Gardner
Gardner’ın Çoklu Zekâ Teorisi
Son yıllarda üzerinde en çok durulan çoklu zekâ yaklaşımının öncüsü Gardner’dır. Başlangıçta yedi olarak tanımladığı zekâ alanına sonradan bir tane daha ekleyerek, sekiz zekâ alanı içeren Çoklu Zekâ Teorisi’ni ileri sürmüştür. Bu kuram, bütün insanlarda sekiz zekâ alanının da bulunduğunu, bunların gelişmişlik düzeylerinin bireyden bireye farklılık gösterdiğini ifade etmektedir.
Bu sekiz zekâ alanının özellikleri aşağıda kısaca belirtilmiştir:
  1. Sözel / Dilsel Zekâ: Dilin anlamlı ve sözcüklerin yerinde kullanımına ve anlaşılmasına yönelik yetenektir. Okuduğunu ve dinlediğini anlama, anlamları ve dil bilgisi kurallarını kavrama, yazılı ve sözlü ifade becerilerini içermektedir. Öykü, roman, şiir okuma, anlama, yazma gibi yüksek dil becerisi gerektiren zekâ alanıdır.
  2. Mantıksal / Matematik Zekâ: Matematik sorularını çözme, mantıksal kuramlarla uğraşma, kıyaslamalar ve sınıflandırmalar yapma yeteneğinin gelişmiş olmasıdır. Tümevarım, tümdengelim türü akıl yürütmelere ve sayısal hesaplamaya dayalı zekâ kullanımıdır. Bir matematikçinin ya da fizikçinin matematik zekâyı kullandığı kabul edilmektedir.
  3. Mekânsal / Görsel Zekâ: Alışık olmadığı, yabancı olduğu yerlerde yönünü bulabilme, nesne ve boyutların boşluklarını tahmin edebilme mekânsal zekânın gelişmişliğini göstermektedir. Üç boyutlu durumların temsili, yeniden düzenlenmesi, değiştirilip dönüştürülmesi gibi beceriler bu gruba girer.
  4. Müzikal / Ritmik Zekâ: Bir ses tonunu yakalayabilme, ses tonunda oluşan değişimleri fark edebilme, bir müzik aletini çok iyi çalma, sesini müziğin ritmine göre güzel ve yerinde kullanabilme ya da güzel şarkı söyleme ses ve yeteneğine sahip olma zekânın bu alanının gelişmişliğini göstermektedir. Müzik zekâsı, sesleri ayırt edebilme, ritim, doku tınlama duyarlılığı, müzik temalarını yani melodiyi doğru biçimde duyabilme ve icra edebilme ile en üst düzey olan beste yapabilme becerilerine denk gelmektedir.
  5. Bedensel / Kinestetik Zekâ: Yapılan bedensel hareketlerde kas kontrolü, iskelet yapısı ve kasların koordinasyonu, periyodik olarak belirli hareketlerin tekrarlanabilmesi gibi sistematik olan beden hareketlerinin farkındalık meydana getirecek kadar becerili yapılabilmesi kinestetik zekânın gelişmiş olduğunu göstermektedir. Bir veya birden fazla sportif faaliyette başarılı olma, bir yerde uzun süre hareket etmeden duramama gibi göstergeler bedensel zekânın etkisidir.
  6. Kişiler Arası / Sosyal Zekâ: Kişiler arası ilişkilerle ilgili bu zekâ, başkalarının davranış ve motivasyonlarını anlayabilme, bu bilgiyi kullanarak akıllıca ve üretime-çözüme yönelik davranışlar sergilemeyi içermektedir. Diğer kişilerin söz ve düşüncelerini iyi kavrama, yüz ifadelerini tanıma, uygun yanıtlar verme ve çok iyi iletişim becerisi sosyal zekânın geliştiğini göstermektedir.
  7. Kişisel / İçsel Zekâ: Kendi iç dünyasına yönelik duygu ve düşüncelerinin, değer yargılarının farkında olma, çok boyutlu yargılayabilme yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zekâ; kişinin kendisini tanıma, bilişsel açıdan güçlü ve zayıf yanlarının farkında olma, düşünme biçimlerini geliştirme, duygularını tanımlayabilme becerisine sahip olmayı gerektirir.
İçsel zekâ, kişinin yaşamına ilişkin planlar yaparak bunları uygulamaya geçirebilmesinde de başarı göstermesini kapsar.
  1. Doğacı Zekâ: Doğal çevreye duyarlılığı yüksek, sağlıklı bir çevre bilincine sahip, çevrelerindeki doğal kaynaklara, hayvan ve bitkilere karşı çok meraklı olma ve ilgi duyma gibi özellikleri taşıma, doğacı zekâya sahip bireylerin temel nitelikleridir. Bu zekâ alanı, bireyin doğayı gözlemleyebilme, doğa ile uyum içinde yaşayabilme, doğa duyarlılığını geliştirme, doğayı takdir edebilme ve doğaya katkıda bulunabilme yeteneğini göstermektedir.
Gagne
Gagne
Gagné’in Ayrımsal Üstün Zekâ ve Yetenek Modeli
Üstün zekâlı ve üstün yetenekli kavramları sıklıkla birlikte kullanılır. Bazen ise “üstün veya yetenekli” olarak tek bir kavram gibi ele alınır. Bunlar farklı iki kavram olarak düşünüldüğünde, “üstün”lük daha çok zekâ ile; “yetenek” ise müzik, sanat, dans veya spor gibi alanlarda yüksek düzey performans sergilemeyle ilişkilendirilir.
Gagné, ise “üstünlük” kavramının daha çok zihinsel, algısal/motor veya yaratıcı alanlarla; “yetenek” kavramının ise daha çok akademik, teknik, sanatsal, kişiler arası ilişkiler ve atletik alanlardaki başarıyla ilişkili olduğunu söylemektedir.
Gagné yeteneğin, çocuklarda daha ileriki yıllarda gözlenebildiğini buna karşın üstün olmanın ise çok daha önceden kestirilebileceğini belirtmektedir. Bütün bunların dışında yetenek çok daha kolay değerlendirilebilmesine rağmen üstün olmanın nasıl değerlendirileceği hâlâ tartışma konusudur.
Gagné; motivasyon, eğitim ve kişilik özellikleri gibi bazı kolaylaştırıcı faktörlerin “üstün”lükten “yetenek”e geçişte oldukça önemli olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu kolaylaştırıcı faktörler iki kategoride incelenebilir: Birinci grup, bireyin kendisiyle ilgili olan fiziksel ve psikolojik nitelikleri iken ikinci grup; aile, sosyal çevre ve diğer önemli olaylardan oluşan çevresel özellikleridir.
Bununla birlikte Culatta ve Tompkins ise yeteneğin, genetikle ilişkisi olsa da çevre aracılığıyla da büyüyüp geliştiğine inanmaktadır. Ebeveynler, aile çevresi, arkadaş grupları ve toplumsal deneyimler, çocuğun yeteneklerinin gelişmesini güçlü bir şekilde etkilemektedir.
Sternberg
Sternberg
Sternberg’ın Üçlü Saç Ayağı Teorisi
Bireysel farklılıklarla ilgili olarak yapılan ilk çalışmalarda, üstün yeteneklilik genetik faktörlere bağlanırken, günümüzde yapılan çalışmalarda üstün yeteneğin genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıktığı belirtilmektedir.
Sternberg, Üçlü Saç Ayağı Teorisi’yle, insan zekâsının birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde olan üç boyut çerçevesinde açıklanabileceğini söylemiştir. Bunların bireyin iç dünyası, dış dünyası ve iç-dış dünyası ile kazandığı deneyimler olduğunu belirtmiştir. Geleneksel Zekâ Katsayısı (Intelligence Quotient-IQ) puanının üstün yeteneği tanımlamakta yetersiz kaldığını savunan Sternberg üç tür zekâdan söz etmektedir: Analitik, sentezci ve pratik zekâ.
• Analitik zekâ; çözümleme becerilerini, mantıksal düşünmeyi, akıl yürütmeyi, okuduğunu anlamayı ve geleneksel zekâ testlerinin ölçtüğü becerileri içerir. Analitik zekâsı yüksek olan bireyler genelde okul sınavlarında ve akademik alanda başarılı olurlar.
• Sentezci zekâ; yaratıcılığı, yeni durumlarla baş etmeyi, içgörüyü ve sezgileri ifade eder. Yaratıcı zekâ, hayal gücünün kullanıldığı hikâyeler yazma, sanatsal bir nesne ortaya koyma veya bir reklam hazırlama sürecinde kendini gösterir.
• Pratik zekâda ise analitik ve sentezci becerilerin günlük yaşamın sorunlarını çözmede etkili olması söz konusudur. Pratik zekâ, genel zekâdan farklı bir zekâ alanıdır. Bunun kanıtı olarak toplum içinde, genç yaşta liderlik özelliğiyle ön plana çıkmış bireyler gösterilebilir. Fakat bu gençler var olan potansiyellerine rağmen okul veya iş yerlerinde beklenen başarıyı gösteremeyebilirler. Bu yüzden eğitimci ve araştırmacıların hedefi, bu zekâ alanına yönelik beceri ölçümlerini geliştirmek ve bu becerileri işe yarar şekilde kullanmanın yollarını bulmak olmalıdır.
Birçok birey bu üç tür zekâya belli derecede sahiptir. Önemli olan bireyin bu özelliklerinin ne ölçüde güçlü olduğunu bilmesi ve bunu güçsüz yanlarını telafi etmek için kullanabilmesidir.
Son 30 yıldır “üstün” ve “yetenekli” kavramlarına ilişkin yapılan tanımlara bakıldığında, ABD’de federal hükûmetin üstün yeteneklilerle ilgili politikasını belirlemek amacıyla hazırlanan ve 1972’den bu yana pek çok eyaletteki uygulamanın asgari standartları olarak kabul edilen rapor üstün yeteneklileri aşağıdaki alanlardan birinde ya da birkaçında üstün performans gösteren çocuklar olarak tanımlamaktadır.
  1. Genel zihinsel yetenek
  2. Özel akademik yetenek
  3. Yaratıcı ya da üretici düşünce yeteneği
  4. Liderlik yeteneği
  5. Görsel ve gösteri sanatlarında yetenek
  6. Psiko-motor yetenek.
Davaslıgil’in aktardığı gibi (1990) 1977 yılında Amerika’da “üstün zekâlı” ve “üstün yetenekli” kavramları arasındaki karışıklığı ortadan kaldırmak için bu alanda yetkin olan kişilerden oluşan bir eğitim komisyonu kurulmuştur . Bu komisyon, üstün yeteneği şu şekilde tanımlamıştır: “Seçkin yeteneklerinden dolayı yüksek seviyeli iş yapmaya yeterli olduğu, bu alanda profesyonel kimseler tarafından belirlenmiş çocuk, üstün yetenekli çocuktur.” Söz konusu Komisyon, üstün çocukların tanımında yer alması gereken çeşitli yetenek alanlarına dikkat çekmiş ve ABD’de geniş kabul görmüştür.
Renzulli bu tanıma eleştiriler getirmiş ve bazı eklemelerde bulunmuştur. Buna göre yaratıcı hizmetlerde başarı gösteren bireylerde yaptığı incelemeler sonucunda üstün yetenekliliği aşağıdaki gibi tanımlamıştır: Üstün yeteneklilik, insanın üç temel özelliği arasındaki ilişkiden oluşur; bunlar “ortalama üstü akademik yetenek”, “yaratıcılık” ve “motivasyon”dur. Üstün yetenekli kişiler bu özellikleri birleştirebilme yeteneğine sahip ve bunları farklı alanlardan bir ya da birkaçına uygulayabilen insanlardır. Renzulli ve Reis üstün yetenekli çocukların sahip oldukları yetenekleri geliştirebildiklerini ve çok daha önemlisi insanoğlu için önemli olan alanlarda bunları işe yarar bir şekilde sunabildiklerini vurgulamıştır. Bu bireyler normal programlar yolu ile sağlanamayan geniş kapsamlı eğitim olanaklarına ve hizmetlerine gereksinim duyarlar. Kişinin performansında etkili bir faktör olan bu yetenekler o kişinin yaşamı boyunca kademeli olarak ortaya çıkabilmektedir

AMPUL YEDİ IŞIK YEDİ SIR

ampul yedi işik yedi sir ile ilgili görsel sonucu
AMPUL YEDİ IŞIK YEDİ SIR
Ampul Yedi Işık, Yedi Sır Bizi Kimler Yönetiyor? 
AKP Parti tüzüğünün 
3. Maddesinde amblemlerinin ampul olduğu ifade edilmektedir
Ampul bir ışık kaynağı değil sunucusudur. 
Ancak bir elektrik hattına bağlı anahtar açıldığında ışık verir. 
-AKP’nin enerji hattı kime bağlıdır? Işık için o anahtarı açmak, o düğmeye basmak gerekir. -AKP’nin ampulünü yakıp söndüren anahtarın başında kim var. 
-Teslimiyetçi yönetim tarzının sebebi bu mudur? -Meşruiyet kaynağını dışarıda aramasının nedeni bu mudur? -Yabancıların isteklerini harfiyen yerine getirme tutumunun nedeni bu mudur? 
Ampulün etrafında 7 ışık huzmesi vardır. AKP tüzüğünün 4. Maddesinde 15 temel amaç varken neden 7 ışık? -7 ışık huzmesinin anlamı ampulün bağlı olduğu, hatta anahtarı elinde tutanların prensipleri olabilir mi?  Kısaltılmış parti adı olarak, kendilerine AKP yerine “AK parti” denmesini istemektedirler. Neden “AK”? Sembolleri ampulün, başka örgütlerin sembolleriyle benzerlikleri var mıdır? -Renkleri neden sarı ve mavi? Ampul… Kimin Ampulü? Kabala’nın simgesi: AMPUL Kabala(İbranice Kabbala): Kelime anlamı, “alma, kabul etme” olan bir Yahudi mistik öğretisidir. 
------------------------------------------- 
“Yahudilerin gizli sırlar öğretisi olarak bilinen Kabala, son günlerin moda akımı. Kabalistlerin ’ Işık’ dedikleri şey, Yaradan’ın sonsuz ışığıdır. Kabala’da ‘ışık’, bir ampulle simgeleniyor. 
(Güler Kömürcü / AKŞAM / 05 Ağustos 2005) 
----------------------------------------------- 
Kabala Öğretisini anlatan kitap ismi: ALLAH’IN LAMBASI: YAHUDİ IŞIĞIN KİTABI (The Lamb of God: A Jewish Book of Light) 
---------------------------------------------- 
 Kabala’cı NATHAN GAZA (1643-1680) 
Sahte Mesih Sebatay Sevi’nin peygamberi olarak meşhur oldu. 
Takipçileri O’nu Buzzina Kaddisha: Kutsal Lamba olarak adlandırdılar ve beraberinde Mesih’in Işığını getirdiğine inandılar. Sevi İslam’a döndü. Ancak Nathan, diasporadaki Yahudilere Sebatay’ın müdafii olarak misyoner faaliyeti üstlendi. www.sparknotes.com/philosophy/kabbalah/characters.html 
SEBATAY SEVİ(1626-1676) Yahudi dünyası, O’nun söz verilen Mesih ve Tanrı’nın yeniden doğuşu olduğuna inandı. 1666 yılında İstanbul’a yerleşmek istedi. Yakalandı ve idamdan kurtulmak için İslam’a döndü. NATHAN ve takipçileri buna değişik bir yorum getirdiler. Sebatay’ın din değiştirmesi, gerçekte, ışığın kaybolan kıvılcımını kurtarmak için “klippotic (yeniden ortaya çıkmak için saklanacağı kabuk)” âleme doğru inişini temsil etmektedir. Anadolu’daki Sebatay inananları Hıristiyan veya Müslüman görünüş altında hâlâ O’na bağlılık ve ibadetlerini gizlice sürdürmektedir. www.kheper.net/topics/Kabbalah/SabbatiZevi.htm
 ----------------------------------------------------
 …Yani yeri geldiği zaman bir Müslüman papaz elbisesi dahi giydirilmiştir. Eğer bu elbiseyi giymem gerekiyorsa, giyerim. (Erdoğan/ 22.07.2002/ Tek etek, Kanal D) -Ampul ve ışık, gizli bir Sebatay inanışının tezahürü ve Erdoğan’ın sözleri bu saklanmış tutumun yansıması mıdır? 
-Bu yansıma takkiye anlayışının yeni bir örneği midir?  Işık… Neyin Işığı? Tevrat=Lamba=Işık Kabalistlerin “ışık” dedikleri şey, “Tanrı’nın sonsuz ışığı”dır. Kabala’da Işık bir “ampul”le simgeleniyor. (Yaman Törüner, Milliyet, 30 Temmuz 2005) Avi Ben Mordechai’nin “Tevrat’ın Işığında Yeni Ahiti Anlamak” adlı öğretisinde: İsa=Tevrat=Işık …”
On Emirden biri, bir lambadır ve ışığı öğretir.” İbrani dilinde bu söz “Öğreti Tevrat”tır… Olarak tercüme edilmiştir. Bu nedenle Tevrat Işık olarak tanımlanır… Bu tanımlara göre Kitab-ı Mukaddes 119:105 e bakıldığında… “Senin sözün yolumu ve ayaklarımı aydınlatan lambadır” Kitab-ı Mukaddes 119:105’i yazan Kral Davut’a göre: “Tevrat bir lamba ve ışık olarak mütalaa edilmiştir.” (Yahudi Köklerini Kucaklama, To Embrace Hebrew Roots: Part VIII, www.seekgod.ca/printliteralkab ) 
-Kabala öğretisindeki lamba ile AKP’nin ampulü arasında ne kadar büyük benzerlikler var. 
AKP amblem olarak ampulü neden seçmiştir? 
-Kral Davut’a göre Tevrat olarak mütalaa edilen “Lamba ve Işığı” ile AKP’nin “ampulü ve ışığı” arasında bir ilişki var mıdır? Hangi Aydınlanma? AKP’nin ampulünü kim yakıyor? Ak Partinin amblemi: Ampulün etrafında 7 ışık huzmesi vardır. Ak Parti, adaleti, kalkınmayı ve aydınlanmayı ülkemizin her bölgesinde tesis etmenin gayreti içindedir. Bunu başarmak için tüm gayret ve imkânlarıyla çalışacaktır.(Ak Parti Kurum Kimliği Kılavuzu, 2006 “Ak Partinin amblemi” sayfa 7) ABD’de bulunan Hürriyet heykelinin asıl adı “Dünya’yı aydınlatan Hürriyet”tir (Liberty Enlightening The World) Heykelin başında taç 7 ışık huzmesinden oluşur. (Hürriyet Heykeli Tanıtım Kataloğu) 
 ABD bir dolarının arkasında; “Yeni Dünya Düzeni” yazısı, piramit, göz ve etrafında ”aydınlanma” yer alır. 
------------------------------------ 
“illuminate” italyanca köklü bir kelimedir. 
Aydınlanma demektir. Fransızcada ışık anlamına gelen “la lumiére” kelimesi de aynı kökten gelir. 
1776 yılında Almanya’da kurulan Illuminati örgütünün, içinde her ulustan ve dinden etkili isimlerin bulunduğu gizli bir mason kardeşlik cemiyeti olduğu bilinmektedir. 
AKP aydınlanmayı tesis etmekle görevli olduğunu açıkça ortaya koymuştur. -Bu kimin aydınlanmasıdır?  -Aydınlanma demekle ne kastedilmektedir? Neyin Sarısı? Kimin Mavisi? Yedi Kollu Şamdan Masonların önemli simgelerinden birisidir. Geleneksel olarak altından yapılır… 
Aynı zamanda 1948’de kurulan israil’in Devlet Amblemidir. www.milliyet.com.tr/2001.09.09/guncel/gun01.html 
 Altının rengi sarıdır. israil amblemindeki altın renkli, yedi kollu şamdan sarı, zemin rengi açık mavidir… -Adalet ve Kalkınma Partisi amblemi neden sarı ve mavi renklerde kullanılmaktadır.? 
-AKP amblemlerinde kullanılan sarının turunculaşmasının, Soros’un turuncu devrimleri ile bir ilgisi var mıdır? AKP’nin 7 Işıklı Ampulü Ve Şaşırtıcı Benzerlikler 
Yedi Işıklı Hürriyet Heykeli ABD’de bulunan Hürriyet heykeli 1884 yılında Fransa’nın ABD’ye bir hediyesidir. Heykelin asıl adı “Dünya’yı aydınlatan Hürriyet”tir (Liberty Enlightening The World). (Hürriyet Heykeli Tanıtım Kataloğu) Bakırdan yapılan Özgürlük Tanrıçası Heykeli, Fransa tarafından kuruluşunun 100. Yılı nedeniyle ABD’ye hediye edilmiştir, kaidesi ise ABD’de yapılmıştır. 
Heykelin yaratıcısı Frederic Bartholdi’dir.
ABD’nin Newyork şehrindeki Özgürlük Adasında yer alır.
Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir tablet tutar. 
Başındaki taç kısmında ışık huzmesi şeklinde7 sivri uç bulunur. 
( tr.wikipedia.org/wiki/Hurriyet_Abidesi ) 
Yedi Kollu Şamdan Üzerinde yan yana ve aynı düzeyde olmak üzere yedi mumluk bulunan şamdan, Masonların simgelerinden birisidir. Geleneksel olarak altından yapılır. 
7 kollu şamdan mason mabedindeki kutsal ateşi sembolize eder. 
Usta derecesinde, mabede yedi kollu şamdan bulunması şarttır. 
Yedi kollu şamdan, aynı zamanda 1948 yılında kurulan israil’in amblemidir. 
( www.milliyet.com.tr/2001/09/09/guncel/gun01.html ) “…
israil simgesi Menorah, Kudüs’teki eski tapınakta kullanılan 7 kollu şamdan ya da lamba tutacağıdır…” 
(Josephus, The Jewish War, G.A.Williamson, Tanslator, Panguin, 1959 www.stateofisrael.com/emblem/ ) israil Devlet Amblemi, israil Paralarının arkasında. 
Yedi Kollu Şamdan Başbakan’ın Yanı Başında 1 Eylül 2004’te ATV Ana Haber Bültenine konul olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık Konutu’nu, ATV’ye açarak canlı yayında gündeme ilişkin mesajlar vermişti. 
…………………………
 “…ATV’de yayınlanan Ali Kırca-Tayyip Erdoğan sohbetinde ekrana gelen şamdan, Başbakan’ın konuşmasıyla tezat yaratıyordu. 
Başbakanlık Konutu’ndaki bu şamdan ekrana getiriliş açısından Yahudilerin 7 kollu kutsal “Menorah”ı gibi görünüyordu…” 
Yurtsan Atakan, Hürriyet, 12 Eylül 2004 
……………………………
Yaklaşık 45 dakika süren o yayında, televizyonları başındaki “muhafazakar” izleyici kitlesinin dikkatini Ali Kırca ve Erdoğan arasında duran ve adeta bir mesaj içeriği taşıyan “yedi kollu şamdan” çekmişti. 
-Masonların mabedindeki, Yahudilerin ve israillin amblemi “yedi kollu şamdan”, Başbakan’ın yanı başında ne arıyordu? 
Yedi Katlı Cesaret Ödülü Erdoğan, ABD’deki önde gelen Musevi kuruluşlarından Anti DefamationLeague tarafından ikinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan Musevileri kurtaran Türk diplomatlara verilen cesaret ödülünü Türkiye adına aldı. 
 Erdoğan: Bu ödülü kabul ederken vatandaşlarım adına nefreti ve zorbalığı mağlup etmeye yönelik çabalarımıza devam etmeyi ve daimi barış ve adaletin tohumlarını ekmeyi taahhüt ediyorum. 
(Sabah, 10 Haziran 2005) 
-Ödül plaket tahtasında 7 adet bakır rölyef dikdörtgen plakanın varlığı dikkat çekmektedir. 
• Erdoğan 27 Ocak 2004’te ABD Yahudi Komitesi (AJC) tarafından da ödüllendirildi. 
7 Đlluminati ilkesi illuminati 1776 yılında Adam Weishaupt tarafından Almanya’da kurulmuştur. 
Kökenleri, Ortaçağ’daki Tapınak Şövalyelerine kadar gider. 
(Serdar Turgut, Akşam, 25 Mayıs 2004) 
illuminati örgütünün 7 ilkesi olduğu ifade edilmektedir. 
 (Da Vinci Çözümü: Leonardo da Vinci’nin 7 Sırrı, Beyaz Yayınları, 2004) 
…………………….. 
Yeni Dünya Düzeni kurma amaçlı bu örgütün çıkışındaki 7 temel hedefin içinde, altıncı sıradaki hedefleri: dinlerin ortadan kaldırılmasıdır. 
Birinci açıklanan amacı: Düzenli hükümetlerin yıkılması… 
(Serdar Turgut, Akşam, 1 Eylül 2004)
 ……………………. 
Hedef dünyada devletlere karşı bir inançsızlık yaratmak, dinleri birbirine düşürmek, … 
Ve sonunda da dünyaya yeni bir düzen getirmektir. 
(Serdar Turgut, Akşam, 25 Mayıs 2004) illuminati ilkeleri ve AKP AKP’nin yeni ideolojisini anlatan “Muhafazakar Demokrat” adlı kitapta, hedeflerinin: “Küreselleşmenin üniter-milli devletlere getirdiği maliyet nedeniyle, yeni uluslararası standartlara göre yeniden düzenlenmesi” olduğu ifade edilmektedir. 
“Dünyadaki küreselleşmeye bütün samimiyetimle inanıyorum.”
 (Erdoğan, 22.07.2002, Kanal D) 
Türkiye, küreselleşmenin markası haline gelecektir.
 (Erdoğan, 10.12.2002, ABD) 
illuminati örgütünün 7 ilkesi ile AKP görüşleri arasında benzerlikler vardır. *Ulus devletlerin yıkılması “
…Resmi ideoloji ırkçı bir kişilik taşıyor, bu yapısıyla da milli bütünlüğü koruması mümkün değildir. 
Şu anda Türkiye Cumhuriyetinde 27 etnik grup yaşamakta. 
Bu 27 etnik grubunda varlıklarının tanınması gerekmektedir. 
“Türkiye Türklerindir” gibi tezler yanlıştır. 
Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmış bir zamandır.” 
Tayyip Erdoğan, 
2. Cumhuriyet Tartışmaları, Metin Sever-Cem Dizdar,1993 *Medeniyetler ittifakı altında evrensel değerlerin ve tek kültürün hakimiyeti “…
Ulusal Kültürlerin küreselleşme içinde varlıklarını korumaları için değişim zorunlu bir dinamiktir. 
Yani alt değerleri, üst değerler olarak takdim etme yanlışına düşmemeliyiz…” Tayyip Erdoğan, 20.01.2004,TBMM grup toplantısı 
“…Türkiye tüm dünyaya Hıristiyanlık ile islam’ın birbiriyle kucaklaşabileceğini gösterecektir...”  Tayyip Erdoğan, 10.12.2002, CSIS, 
ABD *Din ve Kültürlerin Ortadan Kaldırılması 
“…Helenizm ile Frigya uygarlığı Anadolu’nun tam ortasında vücut buldu. Avrupa ve Paris adlarının Anadolu mitolojisinden geldiği söylenir. Akdeniz kültürünü işte böyle iç içe görebildik. 
Peki, sonra ne oldu? Ortak değerlerimizi daha ileriye götürüp yaygınlaştırmak yerine medeniyetler çatışması tezini ortaya attık Bu ortak bilinci engelleyen tek şey, tarihten gelen karşılıklı güvensizlik duygusudur. 
Bu güvensizliği “Din ve Kültür gibi suni bölünmelerle” maalesef hala daha beslemeye devam ediyoruz. Tayyip Erdoğan,17 Ekim 2003, ispanya Newyork Katolik Üniversitesi fahri doktora ünvanı ödül töreni Erdoğan, illuminati’nin temel amacı olan “Yeni Dünya Düzeni” kurma doğrultusunda gelişen küreselleşmenin emir ve direktiflerine uyulması gerektiğinden sık sık söz etmektedir. 
Erdoğan, medeniyetler ittifakının eş başkanıdır. 
Erdoğan, ülkemiz dâhil 22 islam ülkesinin haritalarını değiştirme ve Ortadoğu’da yeni bir düzen kurma projesi olan 
“Büyük Ortadoğu Projesi”nin eş başkanıdır. Erdoğan, Davos toplantılarına; AKP’ye yakın olanlar Bilderberg toplantılarına yakın ilgi göstermektedir. Bilderb erg Grubu, Đlluminati Şebekesinin bir organıdır. Siyon Protokolleri ve Yedi Başlı Yılan Siyonistler, yılanın yol boyunu gösteren haritayı oktan çizmişler ve varılacak olan büyük menzilleri işaretlemişlerdir. ilk menzil, yılanı milattan 429 yıl önceye Pewricles’in Yunanistan’ına götürür. isa’nın doğumundan az önce, yılanın başı Roma’ya girmiştir. 
Paris XIV’üncü Louis’in sarsılmaya başladığı, Londra, Napolyon’un düştüğü, Berlin ise 1881 yılına girdiği zaman şahit olmuşlardır. Kayda değerdir ki, bu yılanın salyalı izlerini bıraktığı devletler siyasi ve toplumsal buhranlarla temellerine kadar sarsılmışlardır. Harita son menzilleri oklarla gösteriyor. Moskova, Kiev, Odesa, Đstanbul ve nihayet haritanın ilk ve son noktasını teşkil eden Kudüs. 
 Will Durant-Roger Lambelin, Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri, Okumuş Adam Yayınları, Eylül 2004,sayfa 93 Siyon Protokolleri, Yahudilerin dünyayı nasıl sömürge haline getireceklerini planlayan bir yazıttır. Vaat edilmiş toprakların kurtarılması ve Büyük Đsrail’in kuruluşunun “Sembolik Yılanın Sakinliği” ile mümkün olacağına işaret edilmiştir. Yılanın başı milletlerin kalplerine girecek ve onları çürütüp yok edecektir. 
Kudüs’ten harekete başlayan bu yılan, kendi zafer zincirini tamamladıktan sonra yine oraya dönecektir. Haftalık Dergisi *Đsrail’in güvenliği için Lübnan’a asker göndermenin amacı, siyon haritasını çizmeye katkı sağlamak olabilir mi? *Irak’ta, Kıbrıs’ta, AB’de bu gayri milli politikaların sebebi 
–yılan misali- gizli ilişkiler olabilir mi? 
*Annan’a Davos’ta Kıbrıs’ı teslim sözü verilmesi; Berlusconi’ye ek protokolü imzalama sözü verilmesi; PKK ile ateşkes görüşmeleri bizlere bir şeyler anlatmıyor mu? 
*Topraklarımızın satılması, Ekonomimizin yabancılaştırılması tesadüf olabilir mi? 
*Ilımlı islam ve islam’da reform tartışmaları tesadüf mü? 
 *Patrikhaneye neden ekümeniklik sıfatı verilmek istenmekte? 
*Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devletinin önünü kimler açmaktadır? 
Siyon Protokolleri ve Kukla Yönetimler Siyon Protokollerinin 2.sinde yer alan konulardan birinin başlığı da şudur. 
Kukla Hükümetler ve Gizli Danışmanları Bu protokolde aynen şu ifadeler yer almaktadır. Hizmete elverişlilikleri derecesine göre halk arasından seçeceğimiz, kölece itaat etme kapasitesi olan idareciler, ülke idaresine hazırlanmış kimseler olmayacaktır. 
Bu efendiler çocukluklarından beri bütün dünya işlerini idare noktasından yetiştirilmiş bilgin ve çok zeki danışmanlarımızın ve uzmanlarımızın ellerinde kolaylıkla birer oyuncak haline geleceklerdir. 
Will Durant-Roger Lambelin, Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri, Okumuş Adam Yayınları, Eylül 2004 
…………………………
 “…Erdoğan Batı için az bulunur bir ürün. 
Bu yüzden de onlar için değerli. Batı’nın hiçbir Müslüman lidere söyletemeyeceği şeyleri, Erdoğan içinden gelerek söylüyor…” 
Fatih Altaylı, Hürriyet,7 Şubat 2004 “…
Tayyip Erdoğan’ı kullanın, deliğe süpürmeyin…” 
Cüneyt Zapsu, Başbakan Danışmanı, 
ABD “…Kimlik değişimi karşısındaki tereddüt, toplumumuzda gözükmemektedir…” 
Erdoğan, 24 Ocak 2004, Davos 
“…ABD asker isterse göndeririz…” 
Erdoğan, 23 Ekim 2003,  CNN Türk 
--Kimler hazırlıksızca iktidara taşınmıştır. 
--Ülkemizi beceriksizce kimler yönetiyor? 
--O ampulün aç-kapa düğmesi kimdedir? 
--Zeki ve uzman danışmanların elinde oyuncak haline gelenler kimlerdir? 
--Kimler devletimizi yönetmeyi danışmanlara bırakmıştır? Kayıt dışı siyaset anlayışı ile kapalı kapılar ardında ülkemizi (sözde) yönetenler kimlerdir? 
 --Toplumumuzun kimlik değişimine tereddüt göstermediğini söylemekten kasıt nedir? 
Değiştirip hangi kimliğe bürüneceğiz? 
GEÇ OLMADAN UYANIN

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...