05 Mart 2019

 KOÇ BURCU YILLIK YORUMU
Yılın ilk üç haftasında, Jüpiter on ikinci eviniz Balık burcundaki zamanını tamamlarken 2013 eylem planınızı hazırlamak için yeterli zamana sahip olacaksınız. Ocak ayının ilk birkaç gününe dikkat edin; Jüpiter 22 Ocak’ta sizin burcunuza girerken bir hayal, biriyle yaptığınız özel bir konuşma ya da sezgileriniz, yeni hedeflere odaklanan bir yolculuğa çıkmanız için ihtiyacınız olan anlayış olabilir

Her ne kadar Jüpiter’in Koç burcunda geçireceği zaman kısa olsa da 3 Haziran’a kadar sürecek eyleme dayalı Güneşiniz, şanslı olma olasılığı yüksek bu dönemi en iyi şekilde değerlendirebilir. Ancak biraz temkinli olmaya çalışın. Jüpiter iyi şans ve gereğinden fazla iyimserlikle özdeşleştirilir. Dolayısıyla size yakın olan biri sizi uyarırsa, bu daha sonraki pişmanlıklarınızı önleyebilir.
Özellikle Şubat ve Mart ayının sonunda, bir yöneticiyle, bir başka otorite figürüyle ya da eşinizle yaşayacağınız bir çatışma, sizi zor durumda bırakabilir. Geçen yaz mevsiminde yaşadıklarınızı düşünün; aynı şey tekrarlanabilir ya da bu olaylar bu zaman çerçevesinde sonuçlanabilir.

Jüpiter 4 Haziran’da kişisel gelirden sorumlu ikinci eviniz olan Boğa,ya ilerliyor ve yılın geri kalanında burada kalabilir. Bu etkiyi gelir ve öz kaynaklarınızı artırmak için kullanın. Ama Jüpiter’in hu noktada harcamaya da teşvik ettiğini unutmayın, dolayısıyla biriktirmeye odaklı bir bütçe hazırlayın ve paranızı etrafa saçma dürtülerine direnin. Sonra, sadece on iki yılda bir kez gerçekleşen hu transitin sonunda değerli bir şeye sahip olacaksınız.

Satürn, Terazi burcundaki ilerlemesini sürdürüyor. Yedinci evinizdeki bu süre boyunca, bu ciddi gezegen size ilişkilerinizi geliştirmek ve yaşamın her alanında, özellikle size en yakın olan insanlarla nasıl etkileşim kurabileceğinizi öğrenmek için bir fırsat sunuyor. Satürn’ün karmik yanı kendini pek çok şekilde gösterebilir. Şimdi yaptıklarınız, eylemleriniz ve kararlarınız, on dört veya yirmi sekiz yıl sonra karşınıza çıkabilir. Aynı zamanda belirtilen sebep için karşınıza çıkan yeni insanlarla karmik bir bağlantısının olduğunu fark edebilirsiniz ve geçmişte kalan biriyle karşılaşıp uzun zamandır çözümlenmemiş konuları bir sonuca ulaştırma fırsat yakalayabilirsiniz.

Bu aynı zamanda yaşammızdaki ilişkileri incelemek ve büyük olasılıkla sizi engelleyen ya da sizin üzerinizde olumsuz etki bırakan insanlardan uzaklaşmak için doğru bir zamandır. Ancak böyle davranışlarda bulunmadan önce son derece dikkatli düşünmeniz gerekir yoksa pişmanlıklara neden olabilirsiniz.

Güçlü ilişkiler yedinci evinizdeki Satürn’den faydalanıyor. Burada Satürn bir ruh eşine evlilik getirebilir ama aynı zamanda kirlilik konusunda sıkıntı da yaratabilir. Uzun süredir bir ilişki içindeyseniz ancak bazı şeyleri resmîleştirmekten korkuyorsanız, kendinize bunun nedenini sorun. Alacağınız yanıtlar genel anlamda ilişkilerinize ve özellikle bağlılık konusunda olan yaklaşımınıza önemli ipuçları verebilir.

Değişim ve beklenmedik durumlar gezegeni Uranüs, on ikinci evinizdeki yedi yıllık Balık transitini tamamlarken 10 Mart’a kadar
çekimser davranıyor. Jüpiter’in Ocak ayında su yüzüne çıkaracağı yeni hedeflerinizi sonuçlandırın. Uranüs 11 Mart’ta burcunuza girmeden önce harekete geçmeye hazır olmak isteyeceksiniz.

Geçen yaz mevsimini düşünün. Uranüs’ün Koç burcuna kısa süreli adım attığı bu dönemde meydana gelen olaylar, 2013′den bekleyebileceklerinizin bir ön izlemesidir. Ancak 2013 yılında olacakların, 2012 yılında yaşadıklarınızdan daha olumlu olacakları kesin. Bunun sebebi, bu dönemde durumun kontrolünü elinizde hissedecek olmanızdır, en azından Uranüs transiti sırasında herkesin hissedeceği gibi.

Bu yıl Uranüs’ün en güçlü etkilerini hissetmeseniz de (bu sizin doğum tarihinize bağlı), bir başka yanınızın canlandığını hissedeceksiniz. Buna yeni ve farklı olana göstereceğiniz yoğun ilgi de dâhildir. Harekete geçme konusunda gönülsüz bile olsanız, özgürlük ve bağımsızlık arzunuzun giderek arttığını hissedeceksiniz. Ama harekete geçmelisiniz. Tabii bu sizin yaşamınızı altüst etmeniz gerektiği anlamına gelmez. Bu enerjiyi boşaltmak için, kendinize dair bakış açınızda pozitif ve sağlıklı bir değişimle sonuçlanabilecek bir hobi veya egzersiz programı bulmaya çalışın.

Neptün’ün, on birinci eviniz Kova burcunda bulduğu süre içinde, arkadaşlığı her yönüyle yaşadınız. Bazen mutlu oldunuz, bazen hayal kırıklığına uğradınız. Aynı şey, aktif bir şekilde yer aldığınız grup ve organizasyonlar için de geçerli. Bu yıl, özellikle Mart ve Ağustos aylarında, bir grubun içinde bulunmanızın sebebini ve o grubun görevini sorgulayabilirsiniz. Şimdi içgüdülerinize güvenin; belki de ilişkinizi sonlandırmaya başlayabilirsiniz. Belirli arkadaşlıklarınız son bulabilir, siz ve arkadaşınız farklı yönlere savrulabilirsiniz. Sizin şimdi bu insanlarda ve gruplarda fark ettiğiniz şeyler, aslında hep oradaydı. Tek fark sizin değişen bakış açınızdır; o insanlar artık sizin yaşamınızın ve yaşam tarzınızın tamamlayıcı bir parçası değildirler.

Neptün 4 Nisan ve 3 Ağustos tarihleri arasında Balık burcunu ziya ki ederken siz içsel sesinizin farkında olacaksınız. Bu gezegen size, içinizdeki gizli bir yönü keşfetme fırsatı sunacak. îçgüdülerinize güvenmeyi öğrenin, Bu his, Neptün’ün Şubat 2013′de etkisini tam olarak göstermeye başlayacağı Balık burcu transiti sırasında, sonraki on dört yıl boyunca güçlenebilir.

On ikinci evinizde Neptün, sizin merhametli yanınızı, sadece en yakınınızdakilerin bildiği bir özelliğinizi ortaya çıkaracak. Önemli bir amaç için harekete geçmek isterseniz, peşini bırakmayın.

Şimdi Oğlak burcunda ikinci yılını tamamlayan onuncu eviniz Plüton, kariyerinizdeki etkisini sürdürmeye devam ediyor (2024 kadar). Kariyerinizi çoktan yapılandırmış ya da kontrolünüz dışındaki etkenler nedeniyle bunu yapmak zorunda kalmış olabilirsiniz.

Henüz bu noktaya gelmediyseniz, bu yıl olmasa bile İmi noktada bunu gerçekleştireceksiniz. O yüzden şirketinizde olup bitenlere, insanların söylediklerine ve gelişmekte olduğunu gördüğünüz eğilimlere dikkat edin.

Güçlün Plüton sayesinde, bu gezegenin uzun süreli transiti sırasında alanınızda kendinize bir yer açma fırsatı da yakalayabilirsiniz. Sonuçta hangi noktada olmak istediğinizi düşünmek için çok erken değil, dolayısıyla size bu kısa ve uzun vadeli hedefleri başarmanıza yardımcı olacak ve düzenli olarak gelişme kaydetmenizi sağlayacak bîr plan oluşturun. Bunun ilk ödüllerini Temmuz veya ekim aylarında toplayabilirsiniz.

Bu transitteki sıkıntı, kontrol sorunlarıdır. Ayrıca Plüton kariyer alanında olduğunda, tüm kurallara uysanız bile, şefinizle sorun yaşamanız muhtemeldir. Küçük bir yanlış adım patronunuzun çileden çıkmasına sebep olabilir. Diğer yandan, sorumluluk sizdeyse başkalarını fazla zorlamadığınızdan emin olun. Her iki şekilde de rutine uymayan her durumu veya eylemi belgelemeyi alışkanlık haline gelirin.
Koç Koç uyumu İki Koç bireyler arasındaki bir ilişki uyumluluk kabul edilip birbirlerinin özgürlüğüne saygı gösteren çiftler olular.Bu beraberlik çok enerjik ve heyecanlı olacaktır. Koçların güçlü fikirleri vardır. Herşeyden önce ben diyerek hareket ederler. Aranızdaki güçsavaşından kurtulabilirseniz, birlikte çok eğlenebilirsiniz.Birbirinizle yarışmayın ve rekabet duygunuzu dış dünyaya yöneltin. İki Koç`un beraberliğinden kıvılcımlar çıkabilir. Elele verdiğiniz takdirde çok şey başarabilirsiniz. İkinizde her zaman büyük düşünürsünüz, ulaşamayacağınız hiç bir hedef yok gibi. Risk almayi seven, girişimci Koç ile ortak olabilirsiniz. Yalniz birbirinize akıl vermeye kalkışmayın. Koç burcu kendisine akıl verilmesinden ya da emir almaktan nefret eder. Bu engeli aşabilirseniz birlikte büyük başarılar elde edebilirsiniz.  İkinizde ateş elementisiniz. Pratik sayılmazsınız ve ayaklarınız yere sağlam basmaz. Doğum haritanızda toprak elementi burçlar varsa ilişkiniz için iyi olacaktir. Ikinizde gözü kapalı risk almayı sevdiğiniz için zor durumda kalabilirsiniz.  Ateşli Koç burcunun seks hayatı mükemmel gitmiyorsa aldatıldığından şüphelenmeye başlar. Aceleci ve sabırsız Koç biraz yavaşlayıp seksin tadını çıkarmayı ögrenmelidir.Koç`lar arada bir tos vururlar ama arkasindan zevkli ve tutkulu barışmalar gelir. ;






04 Mart 2019

ZİNA VE FAİZDEN TEHLİKELİ GÜNAH HANGİSİDİR ?


ZİNA VE FAİZDEN TEHLİKELİ GÜNAH HANGİSİDİR ?

 "Zina ve faizden tehlikeli günah hangisidir? Gıybet kadar dinî hayatı alt-üst eden, birlik ve beraberliği temelinden dinamitleyen, kardeşliği yerle bir eden, insanları birbirine düşman eden başka bir hastalık düşünmek zordur.Fakat yazık ki, Kur’an ve Sünnet’in onca ikazına rağmen, günümüz toplumunda halen som altın gibi rağbet görebilmektedir. Üstelik kişisel planda da kalmayarak, gazeteler, dergiler, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla virüs gibi bütün bir toplumu sarmıştır. Bu “gıybet kültürü” önü alınmadığı takdirde toplumu çürütecek bir hastalıktır. Zira Rasulullah s.a.v. Efendimiz bu bulaşıcı hastalığın tahribatından söz ederken; “Denize bulaşsa denizi dahi bozar.” (Ebû Davud) buyurmuştur.
İşte bu kişisel ve toplumsal tahribatından dolayı Kur’an-ı Kerim’de “Ölü kardeşinin etini yemeye” benzetilen gıybet, pek çok hadiste gayet tehditkâr ifadelerle yasaklanmıştır.
Bunlardan bazılarında zina etmekten (Münziri, et-Terğib) ve faiz yemekten daha kötü sayılmıştır. Çünkü zina eden kimsenin tevbesi kabul edilir. Fakat gıybet edenin durumu böyle değildir. Onun affedilmesi, öncelikle gıybeti edilen kimsenin affetmesine bağlıdır.
Gıybetin faiz (riba) ile mukayese edilmesinde ise, ayrı bir incelik vardır. Bilindiği gibi faiz dinimizce çok kötülenen ve şiddetle yasaklanan bir günahtır.  Çünkü faizde haksız kazanç elde edilmekte ve insanlara zarar verilmektedir. Gıybette ise bundan daha ağır bir cürüm işlenmekte, insanın manevi şahsiyetine, şeref, namus ve haysiyetine tecavüz edilmektedir. İslâmiyet ise insana çok büyük değer verdiği için, onun manevi şahsiyetini malından üstün tutmaktadır.
İşte bu yüzden Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz: “Ribânın en kötüsü, haksız yere müslümanın ırzını (manevî şahsiyetini) rencide etmektir.” (Ebu Davud) buyurarak gıybetin pis bir günah olan faizden daha pis bir günah olduğuna dikkat çekmektedir. 
Rasulullah s.a.v. bu günahı işleyenlerin ahiretteki halini şöyle tasvir eder:
“Miraç gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini tırmalıyorlardı. Ey Cebrail, bunlar da kim, diye sordum. Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir.” (Ebu Davud)
Sahabe ve eyliyanın gıybeti: 
İmam-ı Gazalî Hazretleri’nin buyurduğu gibi, dinimizi bize ulaştıran Ashab-ı Kiram Hazretleri’dir. Onların bazı hallerini hoşa gitmeyecek şekilde mübalağalı bir tarzda anlatmak haramdır.
Onlardan sadece birini kötülemek dahi insanın kendine vereceği en büyük zararlardandır. Hem böyle bir davranış, Allah Tealâ’nın onlardan razı olduğunu bildirdiği ayetlere inanmamak manasına gelir. Ashab-ı Kiram’ın hepsi de adil, salih, evliya ve müçtehittirler.
Bu güzide topluluk, pek çok ayet ve hadisle methedilerek üstünlüklerine işaret edilmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
“Aman ashabım hakkında söz söylemekten sakının; aman sakının. Asla benden sonra onları hedef almayın. Onları seven beni sevdiği için sever; onlara buğz eden, bana buğz ettiği için buğz eder. Onlara eziyet veren bana eziyet vermiş, bana eziyet verense Allah’a eziyet etmiş sayılır. Allah’a eziyet vereni de, Allah hemen cezalandırır.”
Evliyanın, özellikle de Sâdât-ı Kiram’ın gıybetini yapmak, onlara münkirlik etmek, haklarında ileri geri konuşmak da son derece tehlikelidir. Cenab-ı Hak hadis-i kudside buyurur ki: “Her kim benim veli kullarım­dan birisine düşmanlık ederse, muhakkak ben ona savaş açarım.” (Buharî). Allahu Tealâ ile harp eden bir kimsenin tevbe etmedikçe iflah olmayacağı muhakkaktır.
Cemaatlerin gıybeti: 
Farklı metod ve meşrepte dine ve millete hizmet eden gruplar her zaman olmuş ve olmaya da devam edecektir.
Gayede bir olmak, bid’at ehli olmamak, müspet ve yapıcı olmak kaydıyla böyle grupların, cemaatlerin var olması katiyen bir ayrılık değil, aksine zenginliktir. Çünkü bunların her biri farklı kabiliyet ve yaratılıştaki insanı ele alır, onu dinine, ailesine, vatanına faydalı hale getirir. Sonuçta her cemaat farklı bir açıdan Allah ve Rasulü’nün muradına hizmet eder.
Eğer gaye Allah’ın dinine hizmet etmekse diğer safta bu hizmeti yapan müslümanlardan memnuniyet duymak, hayırlı hizmetlerinden dolayı onları alkışlamak gerekir. Sırf kendi safında olmadığı için mümin kardeşlerinin hizmetinden rahatsızlık duyanlar kendilerini hesaba çekmelidir. Nice zamandan beri Allah’ın dinine değil, kendi nefislerine hizmet ettiğini anlamalı ve boşa giden ömürleri için tevbe-istiğfar etmelidirler.
Elbette ki her cemaatin kendi yolunu doğru ve güzel görmeğe hakkı vardır. Fakat “Yalnızca benim yolum, benim gidişatım haktır!” demeye hakkı yoktur. Çünkü İslâm, sahih itikat sahibi herkesi meşrebi, mezhebi, his ve duygularıyla kabul eder, onlara bağrını açar. Onu sertleştiren, dar bir çerçevede ele alan, başkalarına hayat hakkı tanımayan bizleriz. Allah Tealâ böyle bir anlayış ve düşünceden razı değildir. 
O’nun razı olmadığı bir yolda ve işte de hayır yoktur.Bazı meselelerde bazı cemaatlerin farklı kanaat ve değerlendirmelerinin olması gayet normaldir. Böyle durumlarda “Bu da onların içtihadıdır.” der geçer ve üzerinde durmayız. Fakat sırf bizden farklı düşünüyorlar diye iman cephesini topa tutmak ve onlara karşı düşmanca bir tavrın içine girmek asla doğru değildir.
Müminleri eleştirmek, onların gıybetini yapmak ve hatta bunu düşmanlık derecesine vardırmak, olsa olsa kendi kalesini topa tutmak, dış mihrakların ekmeğine yağ sürmek demektir. O yüzden Ehl-i Sünnet’e bağlı herhangi bir cemaati küçük düşürücü, kınayıcı sözlerden uzak durmak gerekir.
Araplar şöyle, Acemler böyle, Türkler şöyle, Kürtler böyle… gibi genelleme yaparak bir kavmin aleyhinde konuşmak da böyledir. 
Ayrıca Hz. Peygamber Efendimiz’in kavmine dil uzatmak edebe aykırıdır.
Aramızdan ayrılanların gıybeti:
Çeşitli sebeplerle içinde bulunduğunuz hizmette gevşeyen veya muhtelif endişe ve zaaflarından dolayı hizmetten kopan kardeşlerimiz her zaman olabilir. Ama onlar mümin kaldıkları sürece her zaman bizim kardeşlerimizdir. Bu yüzden onları küçük düşürmek, gıybetlerini yapıp etlerini dişlemekten farksızdır.
Ayrıca konuştuklarınız bir gün muhakkak onun kulağına gidecek ve belki bu yüzden temelli kopacak, hatta düne kadar hizmet ettiği değerlere düşmanca bir tavır takınarak zulmete düşecektir. Haliyle bu vebale de gıybet eden ortak olacaktır.
Aynı husus saf değiştirenler için de söz konusudur. Böyle bir davranış belki güneşin ışığına sırtını dönmek kadar vahim olabilir. Fakat her şeye rağmen bu kardeşlerimiz din değiştirmemişlerdir. Öyleyse gıybet edilmeleri de caiz olmaz.
Gittiği cemaat aleyhinde konuşmak, gıybet etmek, ayrılığı daha da körüklemek manasına gelir. Hem de farkında olmadan, bu manzarayı zevkle seyredenlere hizmet edilmiş olunur.Samimi müminler için, hizmetin önünü tıkayacak, manevi yakınlık, rahmet ve muhabbeti kesip ihvanı ruhsuz birer heykel haline getirecek gıybet ve ayrılıktan daha tehlikeli bir şey olmasa gerektir.
Ya sevabımız çok, ya aklımız yok!
Herhangi bir cemaatin veya bir topluluğun gıybetini yapan kimse o cemaat ve topluluğun bütün fertlerini gıybet etmiş sayılır. Bu gerçekten çok ağır bir vebaldir. Onların tamamı haklarını helal etmedikçe, ihtimal ki kurtulamaz. Üstelik bu tür gıybetlerin içine iftiranın girmemiş olması da zor bir ihtimaldir.  Zira çoğu kulaktan dolma laflardır.
Cemaatleri ve onların önündeki zatları tenkit etmenin tehlikeli bir yönü de şudur: Siz tenkit edersiniz, başkaları da sözün nereye varacağını hesap etmeden kalkar sizi ve sizin önünüzdeki zatları tenkit eder, farkında olmadan kafasını taşa çarpar. Böylece muhatabınıza büyük zarar vermiş ve tabii bu tahrikin baş müsebbibi olarak işlenen manevi cinayetin ortağı olmuş olursunuz.
Sırf siyaset taassubuyla kendi partisinden olmayan halis bir mümini kötüleyen, fakat kendi partisinde nifakını gizlemeyen birini aklayıp göklere çıkaran müminde ne kadar iman şuuru vardır, bilemeyiz. Fakat böylesine fanatik insanları ancak şeytanın alkışlayacağı kesindir.
Bazı kendini bilmez insanların da adeta eline mühür alıp, kendileri gibi düşünmeyen herkese kâfir damgası basmalarını anlayabilmek, dinen izah edebilmek mümkün değildir. 
Zira bir mümine yapılabilecek en ağır iftira, ona kâfir demektir.
Bu iftiranın büyüklüğünden dolayı Kur’an bizi insaf ve itidale davet ederek buyurur ki:
“Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mümin değilsin!’ demeyin. (…)” (Nisa, 94) buyurmaktadır.
Hadis-i şerifte ise: “Mümin kardeşine kâfir diyen bir kimse, karşıdaki öyle değilse küfür (kâfirlik) kendisine döner.” buyrularak, bu dehşetli sözü haksız yere söyleyen kimsenin dinden çıkacağına işaret edilir.
Niyet baştan bozuk olunca…

Gıybet çeşitleri de vardır ki, bunlar başka haramlarla birlikte işlenir. Çoğunda münafıklık kokusu vardır. İmam-ı Gazali Hazretleri “İhya”da bunları ayrıntılarıyla anlatır.
• Mesela birilerine ima ve göndermeler yaparak “Cimrilikten Allah’a sığınırız.” veya “Allah affetsin, o da bizim gibi bazen karıştırıyor.” şeklinde konuşan kimsenin gayesi, başkasının kusurlu, kendisinin temiz olduğunu ortaya koymaktır. Bunun için hamd ü sena ile söze başlar ve ne yazık ki günahına Allah’ın adını aracı eder.
• Bazen de övmekle söze başlar: “Falanca ne iyi bir insandır, ibadetinde hiç kusur etmez. Ama ne yazık ki şu günlerde tembelleşti, bizim seviyemize düştü.”Burada da asıl maksat söz konusu kişiyi kötülemek, “değerlendirme makamı”nda olmakla kendini de üstün göstermektir. Böyle yapmakla gıybet, riya ve kendini temize çıkarmak gibi üç kötülüğü birden işlemiş olur. Buna rağmen kendini gıybetten sakınan salih bir kimse gibi göstermektedir
• Diğer bir gıybet çeşidi de şöyledir: “Daha neleri var ama gıybet olur diye söylemiyorum!”Bu öyle kapalı ve ima dolu bir ifadedir ki, dinleyenlerin aklına bin türlü ihtimal gelir. Bu adam içki mi içti? Zina mı etti? Fitne mi çıkardı? Her türlü ihtimal söz konusudur. Belki gıybet ettiği adamın yüz hatasını saysaydı bundan ehven olacaktı. Hem o şahsı töhmet altına sokuyor, hem kendisinin gıybetçi olmadığını ifade etmekle yalan söylüyor!
• “Dostumuzun eğlenceye dalmasına üzüldük. Allah onu kurtarsın!” gibi ifadeler de nifak kokusu taşımaktadır. Üzüntüsü hakiki olsaydı dostunun kusurunu ortaya koymaz, samimi ise gizlice dua ederdi.Kısacası bu gibi konuşmalarda gıybetten başka riya, aldatma, haset, nifak, fitne, zulüm, hile, iftira… ne ararsanız vardır. Dolayısıyla vebali de o ölçüde katlanmaktadır.
• Bir de insanların arasını açmak için laf taşıyarak gıybet etmek vardır ki, bu da çok ağır bir cürümdür. Size başkalarının lafını taşıyanlar, bilin ki sizin sözünüzü de başkalarına taşırlar. Kur’an-ı Kerim’de buyurulur ki:
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık (açıktan günah işleyen kişi) size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 6) Hadis-i şerifte de: “(Ara bozucu) söz taşıyan cennete giremeyecektir.” (Buharî) buyrularak işin vahameti anlatılmıştır.
Gıybete gıybetle karşılık verilmez

Nelerin gıybet olduğunu ve gıybetin kötülük ve zararlarını bilmek, ondan korunmak açısından çok önemlidir. Bu yüzden konuyla ilgili birkaç örnek daha vermek faydalı olacaktır.
• Biri sizi gıybet ettiğinde kalkıp sizin de onu gıybet etmeye hakkınız yoktur. Ahirette bu gıybetin ve dilinizin hesabını vermeye mecbur kalırsınız. Çünkü başkasının sizi gıybet etmesi size de gıybet etme hakkını vermez. Kur’an-ı Kerim’de bu hususa dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur.
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Mâide, 8)
• Nafile ibadetleri yapmayan, mesela teheccüd namazını kılmayan, virdi zikri olmayan, ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetlerini kılmayan bir kimseyi de gıyabında eleştiremezsiniz. Çünkü bunlar farz değildir.
• Bunun gibi, eğer hatasını gizliyorsa; “Namaz kılmaz, zekât vermez, içkicidir, kumarbazdır, hovardadır…” gibi sözleri söylemek de caiz olmaz.
• “Şaşıdır, keldir, kısadır, uzundur, siyahtır..” gibi bedene ait gıybetler yapmak, kötü lakaplarla anmak haramdır.
• “Babası ameledir, cimridir, kibirlidir, korkaktır, hırsızdır, zalimdir, anne babasına asidir, pislikten kaçınmaz..” gibi gıybetler de böyledir.
Sessiz gıybet

İnsanı aşağılamak, kusurlarını belirtmek, hoşlanmayacağı şeyleri açığa çıkarmak için yapılan her türlü alay, ima, taklit, işaret, yazı, resim, karikatür ve komedi gösterileri gibi beden diliyle yapılan gıybetler birer sessiz gıybettir.
Mesela bir insanın kısa veya uzun boylu oluşunu, topallığını eleştirmek için eliyle ya da bedeniyle işaret etmek gıybettir.
Taklit, komedi, mizah: Günümüzde sanat olarak icra edilen bu dallarda belirli şahıs ve zümreleri hedef alarak onlarla eğlenmek gıybetin belki de en ağır şeklidir. Çünkü taklit, sözden daha açık bir tasvirdir. Yüz ifadelerini, konuşmalarını, yürümelerini ve sair hallerini tasvir etmektir.
Ne yazık ki, zamanımızda bu sanat biçimleri ile çok sayıda insanın dinlerine, ahlâkî değerlerine, aile hayatı ve mahremiyetlerine, şeref, haysiyet ve itibarlarına saldırılmaktadır. Bu gibi mütecaviz sahneleri seyredenler medeni ölçüler içinde tavırlarını ortaya koymalı, hiç değilse kalben buğzetmelidirler.
Bir de özürlü insanları veya meczupları önüne alıp onlarla huzurunda veya gıyabında eğlenmek, adinin de adisi bir davranış biçimidir ve tehlikeli bir oyundur. Bazen böyle mazlum insanlara dokunmak gayretullaha dokunabilir. O takdirde bela aciliyet kazanır ve yapanın başına iner.
Şu hususu hatırdan çıkarmamak gerekir: İster mazlum ister günahkâr olsun, insanların taklidini yapıp onlarla eğlenmek sanıldığının aksine büyük bir cürümdür. Kur’an-ı Kerim’de: “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!” (Hümeze, 1) buyrulmak suretiyle meselenin vahametine işaret edilmektedir. 
Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyurulur:
“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 11)
Yazı, resim, karikatür: Günümüzde revaçta olan gıybet çeşitlerinden birisi de budur. Bir yazar veya ressamın muayyen bir şahsı ele alarak aleyhinde yazıp çizmesi gıybettir. Ancak bunu gerektiren sebepler varsa, mazur görülebilir. O sebepler de aşağıda anlatılacaktır.
Yazıp çizmenin dinen kuralları olduğu gibi, evrensel ahlâkî kuralları da vardır. Evrensel kurallara göre de bir yazı, resim veya karikatür; başkalarına hakaret içermemeli, yalan ve iftiradan uzak olmalı, kamu düzenini bozmamalıdır.
Yazar, çizer, sanatçı, siyasetçi, ilim adamı, gazeteci, din adamı gibi şahıslar toplumu yönlendiren, görüşleri ve düşünceleri ile onları etkileyen kimselerdir. Bunlar birbirlerinin görüşlerini elbette eleştirebilmeli, doğru neyse onu tespit etmeye çalışmalıdırlar. Ancak eleştiriler mümkün olduğunca şahsa yönelmemeli, fikirler eleştirilmeli, kırıcı, yıkıcı değil yapıcı, yol-yöntem gösterici olmalıdır.
Kişilerin özel hayatına katiyen girilmemeli, ar, namus, iffet ve haysiyetiyle oynanmamalıdır. Hz. Peygamber s.a.v.: “Bazılarına ne oluyor ki, şöyle şöyle yapıyorlar?” (Ebu Davud) buyurmak suretiyle, isim belirtmeden uygunsuz bulduğu tavır ve düşünceleri gayet müspet bir şekilde düzeltirdi.
Şayet isim belirtmek zaruret haline gelirse, kendisinin filancanın görüşüne katılmadığını, doğrusunun şöyle şöyle olması gerektiğini belirtmekle yetinmeli, gerekiyorsa bunun sebeplerini izah edip, yanlış bulduğu düşünceleri gayet seviyeli ve yapıcı bir üslupla eleştirmelidir.
Bunun ötesinde (bazı istisnaları hariç) aşağılayıcı her türlü yazı ve çizimler gıybettir. Bu tür gıybetler de çoğu kere yalan ve iftirayla birlikte işlenir. Böyle kişilerin basın yayın yoluyla yaptığı bir gıybet, bütün toplumu içine alarak milyonlarla gıybet günahını işletebilir. Ayrıca önü alınmazsa ileride yığınla musibetlere yol açması ihtimali de vardır.
İnsan hak ve özgürlüklerinin bayraktarlığını yaptığını iddia eden Batı, hak ve hürriyet adına zerre kadar duyarlılığı olsaydı, bir dinin kutsallarıyla oynanmasına müsaade etmezdi. Hiç değilse alkışlar vaziyette bir tutum sergilenmezdi.
Gafletin çok ötesindeki bu hıyanetin, bu provokasyonun maksadı ne olursa olsun, insanlık tarihinden kolay silinmeyecek ve Batının yüz karası olarak tarihe geçecektir. Kim bilir belki de bu olay, yüz kızartıcı işkencelerle birlikte Batı medeniyetinin çöküşünün başlangıcı olarak hafızalardan hiç silinmeyecektir.
Pasif gıybetçiler

Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini artırmak ve daha çok konuşturmak için güya şaşkınlık izhar ederek: “Deme yahu… ben böyle bilmezdim… ondan hiç beklemezdim… Allah şerrinden korusun!” türünden söylenen sözlerdir. Bu gibi sözler bir tarafa, hiçbir şey söylemeden dinlese bile, teşvik ve gıybet hükmüne geçer.
Rasul-i Ekrem s.a.v: “Dinleyen de gıybet edenlerden biridir.” (Taberanî) buyurmuştur.  Ancak dili ile reddeder, sözü değiştirir ya da o meclisi terk ederse kurtulur. Şayet güç yetiremeyeceği bir toplum olursa en azından kalbiyle reddetmelidir. Aksi halde yapılan gıybete ortak olur.
İçinden dinlemeyi arzu ettiği halde yapmacık bir ifadeyle “Boş ver, gıybet oluyor” türünden laflar edip gerekli tavrı göstermezse bu da nifak alametidir. İçinden de gıybeti kerih görmedikçe günahtan kurtulamaz.
Hz. Peygamber s.a.v: “Kimin yanında bir mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de, gücü yettiği halde ona yardım etmezse, Kıyamet günü mahlukat arasında Allah Tealâ onu zelil eder.” (Taberanî) buyurarak, böylelerinin acıklı halini tasvir etmektedir. Diğer bir hadiste ise, şöyle buyrulmaktadır:
“Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allah cehennemden azad edecektir.” (Ahmed, Müsned) Bu devirde Hz. Peygamber s.a.v.’in yoluna uymakla Allah Tealâ’nın emirlerini yerine getirmeye gayret eden bir kimseye hadis-i şerifte yüz şehit sevabı vaat edilmiştir. Bu nokta-i nazardan olmalı ki, Abdülhakim Arvasî Hazretleri k.s., “Gıybet edene sus diyen kimseye yüz şehit sevabı vardır.” demiştir.
Gıybetin Kefareti

Gıybet eden kişi her şeyden önce kalben derin bir üzüntü duymalı ve pişman olup tevbe etmelidir. Bu suretle Allah katındaki sorumluluktan kurtulabilir. Ancak asıl kul hakkı geride durmaktadır. 
Onun için de hak sahibi kişilere ulaşmaya çalışmalı, gıybet, iftira, yalan isnadı, her ne yaptıysa her şeyi açık seçik anlatmalı, gerekirse yalvarmalı, gıybetini ettiği kişinin gönlünü hoş edip helalliğini almaya gayret etmelidir. Bu esnada derin pişmanlık ve üzüntü duymalı, bunu da yine muhatabına bildirmelidir.
Esasen helallik istemeyi devamlı bir alışkanlık ve ahlâk haline getirmeli, mümkün oldukça oturup kalktığı herkesle her fırsatta helalleşmelidir. Böylesi, ahirette o kimseyle hesaplaşmak için binlerce sene beklemekten çok daha kolaydır.
Hak sahibi, helallik isteyene hakkını helal etmek mecburiyetinde değildir. Ancak helal etmesi daha güzel ve daha kazançlıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rasulullah s.a.v.’in zatında bütün müslümanlara hitaben buyurulur ki:
“Sen affetme yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf, 199)
Affeden affa layık olur. 
Hasan-ı Basrî Hazretleri k.s. diyor ki: “Kıyamet günü Allah Tealâ’dan alacaklı olanlar kalksınlar, diye nida edilir. Bu davete ancak dünyada affedenler katılır.” Bütün bunlara rağmen hak sahibi affetmezse, o kimseye yalvarmalar, af dileyen için birer hasene ve sevaptır. 
Kıyamet günü gıybete karşılık mizanına konurlar.
Şayet hak sahipleri ölmüş veya yerleri belli değilse, onlar için: “Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişileri de affet!” diye dua ve istiğfar etmeli, hayır hasenat yapmalı, daha önce yerdiği bu kimseleri gıyaplarında övmelidir.
Bir daha aynı bataklığa düşmemek için prensip kararı almalı ve her gıybet edişte en az üç gün oruç tutmaya azmetmelidir. Şayet buna muvaffak olunursa, açlığa düşmemek için nefs gıybetten sakınacaktır.
Gıybet sayılmayan Hususlar

Gıybetin caiz olduğu bazı durumlar vardır. Ancak bu ruhsatlar etrafında dolaşırken, ölçü ve dengeleri koruyabilmek oldukça zordur. Her seviyedeki insanın yapabileceği bir iş değildir.Bu yüzden ciddi bir zaruret olmadıkça bu ruhsatların etrafında rasgele dolaşmak mahzurludur. Mütemadiyen kuyunun etrafında dolaşan, bir gün gelir o kuyuya düşer.Gıybetin caiz olduğu yerler şunlardır:
Dini korumak için bid’at ehlinin gıybeti:

Bozuk fikirleriyle müslümanların imanıyla oynayan kimselerin teşhir edilmesi gıybet olmaz. Zira Hz. Peygamber’in hadislerini reddeden, Sahabe-i Kiram efendilerimiz hakkında ileri geri konuşan, beş vakit namazı iki-üç vakte indiren, tesettürü inkâr eden… kimselerin bozuk inanç ve propagandalarından müminleri korumak farzdır. Fakat böyle bir endişe yoksa, kendilerinden başka kimseye zarar vermiyorlarsa teşhir etmeye gerek yoktur.
Aleni olarak işlenen günahlara karşı:

Hiç utanıp sıkılmadan ve gizleme ihtiyacı da duymadan aleni olarak içki içen, kumar oynayan, zina edip marifetmiş gibi sağda solda anlatan kimselerin gıybeti de caizdir. Ancak bunların gizledikleri başka günahlar varsa, onları teşhir etmek yine gıybet olur.
Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyurur:
“Üç grup vardır ki, gıybetlerini yapman sana haram değildir: Günahı açıkça işlemekten sıkılmayan, zalim idareci ve dinde olmayanı dine sokan bid’atçi.” (Camiu’s-Sağir) Bunların önüne geçilmezse organize propagandalar sonucu İslâm’ın yasakladığı haramları işlemek bir marifet ve medeni bir hareket gibi algılanmaya başlanır. İşledikleri çirkinlikler meşrulaşarak toplumda yayılır. Onun için Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, Allah’ın örttüğü günahı sağda solda anlatan kimselerin ilâhi affa liyakatlerinin kalmadığını belirtmiştir.
Zulme engel olmak için:

Yukarıdaki hadiste de belirtildiği gibi, insanların hakkını gasp eden ve onlara eziyet eden her seviyedeki idarecilerin aleyhinde olmak ve meşru yollarla zulümlerine engel olmak caiz ve hatta vazifedir.
Bir hakkı savunmak için:

Haksızlığı giderme imkanına sahip kişilere gidip, uğradığı haksızlığı yalan ve iftiraya yer vermeden anlatmak gıybet değildir. Fakat ilgisiz kişilerin yanında söylemek tehlikelidir. Ayrıca alakasız konuları anlatmak, mesela şikayet edilenin ailesinin konuyla hiçbir ilgisi yokken onları da katmak gıybet olur.
Sorumluluk verilecek bir kişiyi soruştururken:

Borç alıp verirken, evlenirken, ortaklık kurarken, kefil olurken, işe alırken, hizmette birine önemli bir sorumluluk verirken, bir şey alıp satarken… 
İlgili şahıslar hakkında soruşturma yapmak, onları tanıyanlardan iyi ve kötü taraflarını öğrenmek gıybet değildir. Fakat burada gereğinden fazlasını söylemek gıybete girer. 
Mesela: “O kızı alma, sana yaramaz.” demekle vazgeçecekse, fazlasını söylemek doğru değildir. Vazgeçmeyecekse bildiklerini yalan ve iftiraya girmeden anlatmak gerekir.
Fetva almak için:
Alime gidip “Kocam şunu yapıyor, caiz mi?” gibi İslâm’ın hükümlerini öğrenmek niyetiyle soru sormak da gıybet olmaz.
Şahitlik için:
Mahkemede mağdurun hakkını korumak ve adaletin tecellisini sağlamak için suçlu hakkında bildiklerini anlatmak gibi.
Birini, bilinen lakabıyla anmak:
Bir adam mesela “Kara Ali”, “Topal Musa” gibi lakaplarla meşhur olmuş ve herkes onu ancak bu lakapla tanıyorsa, böyle söylemek gıybet olmaz. Ancak tanınabileceği daha uygun bir isim varsa onu söylemek daha uygun olur.
Müminler arasında kardeşliği zedeleyecek her türlü düşünce, söz ve davranış, rahmetin kesilmesine ve gazabın inmesine sebep olur. Hizmetlerden bereket kalkar. 
Allah’a kullukta başarıya ulaşmak ve din hizmetlerinde hezimetten kurtulmak isteyenlerin çirkin laf, kaba tavır, kavga, uyuşmazlık ve bilumum kötü düşüncelerden uzak durmaları gerekir.
İnsanları bizden uzaklaştıracak, kin ve nefret hislerini tahrik edecek tavır ve davranışlardan kurtulmadıkça huzur ve saadet adına verebileceğimiz bir şey yok demektir.
Halbuki düşmanca duygularla bize gelenler bile bizde hayat bulmalı, çehrelerinde huzur ve dudaklarında tebessümle geri dönmelidirler.

GENÇLİĞİN İMANINI SORULARLA ÇALDILAR



GENÇLİĞİN İMANINI SORULARLA ÇALDILAR

03 Mart 2019

insanın karakterini yüz şekli ele veriyor (yüz okuma sanatı) BİR VE İKİ


insanın karakterini yüz şekli ele veriyor (yüz okuma sanatı)

BİR VE İKİ

insanın karakterini yüz şekli ele veriyor


(yüz okuma sanatı) 1

insanın karakterini yüz şekli ele veriyor

(yüz okuma sanatı) 2


ON EMİR



ON EMİR  TEVRAT VE  KURAN’DA NASIL GEÇER?

A. YAHUDİ KUTSAL KİTABINDA ON EMİR
Eski Ahit Musa (as.) peygamberin Sina Dağı’nda beraberinde levhalarla indiğinden bahseder. Kavminin buzağıya taptığını görünce elindeki levhaları kırar. Kırılan levhalar Tanrının yazdığı levhalardı. Musa as.  Öncekilere benzer iki levha yapması istenir. O, kırk günlük ikinci buluşmanın ardından bu kez Tanrı’nın yardımıyla kendisinin yazdığı 10 Emir’i içeren yeni levhalar ile kavmine geri döner. Tanrı’nın emriyle bu levhaları ahit sandığı ismindeki kutsal sandığa koyar. Kısaca 10 Emir kısaca şunlardır:
1. Tanrı’dan başka herhangi bir tanrıya tapmayacaksın
2. Putlar yapıp onlara tapmayacaksın
3. Tanrı’nın adını boş yere ağzına almayacaksın
4. Şabat Günü`nü kutsal sayacaksın ve o gün hiçbir iş yapmayacaksın
5. Annene ve babana saygı göstereceksin
6. Adam öldürmeyeceksin
7. Zina etmeyeceksin
8. Çalmayacaksın
9. Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin
10. Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.1

B. KURAN’DA ON EMİR’DEN BAHSEDİLMESİ

On Emir’den Cumartesi yasağı dışında kalan dokuzu Kuran’da geçmektedir. Ancak cumartesi yasağı yani Şabat günüyle ilgili konudan bahseder. Her ne kadar rakamsal olarak on emir ifade edilmemişse de yükümlü tutuldukları bilgileri sayılmıştır.
İsrailoğullarından şöyle bir söz de almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İnsanlara güzeli ve güzelliği söyleyin. Salâtı ikame edin, zekâtı verin. Bütün bunlardan sonra siz, pek azınız müstesna, sırt çevirdiniz. Hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz.
Sizden şu sözü de almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz. Birbirlerinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Bu yükümlülükleri kabul etmiş bizzat şahitlikte bulunmuştunuz.2

Eski Ahit’teki on emirden biri olan cumartesi gününe saygı ise Yahudilere özgü bir hükümdür:

Cumartesi günü, Dinin de ihtilafa düşenlere belirli gün kılındı. Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında, onlar arasında kıyamet günü hüküm verecektir (Nahl, 124)

Tevhid inancı Kuran’ın önemle vurgu yaptığı bir konudur ve temel bir ilkedir.3 Putperestliğin yasaklanması konusunda, Kuran Allah’tan başkasına tapınmayı ve şirk koşmayı yasaklar.4 Allah’ın adının boş yere ağza alınmaması, yani Allah’ın adının kullanılarak yalan yere yemin edilmemesi Kuran’da vardır.5 Anne ve babaya saygı,6  insan öldürmeme,7 hırsızlık yapmama,8 zina yapmama,9 yalancı şahitlik yapmama10 ve komşunun malına göz dikmeme11 Kuran’da açıkça bahsedilen konulardır.
Bu ayetlerin dışında ise; İsra Suresi 22-39’da 10 Emir’deki yasaklardan bahsedilir.
Dipnotlar
1. Eski Ahit’in Çıkış 20:1-17
2 Bakara, 83-84
3 Bakara 163; Enam 19,102; İsra 23
4. Nisa 116, 171; Enam 151; Araf 191-195; Yunus 18; Nahl 20
5 Bakara 224; Maide 89; Nahl 91
6 Bakara 83; İsra 23
7 Bakara 84; Maide 32
8 Maide 38
9 Nur 30-31
10 Furkān 72
11Nisa 36
ON EMİR
 الوصايا لعرش ] ريك - Turkish [ Türkçe - şeyh Muhammed Salih el-muneccid الشيخ د صالح الجد Terceme: IslamQa koordinasyon: Sitesi Islamhouse رجة: وقع الا سلا سو ال وجواب تسيق: وقع IslamHouse.com الله 
ON EMİR Kur an da, İncil deki gibi, on emir benzeri bir şey bulunmakta mıdır? Hamd, yalnızca Allah'adır. Kur an-ı Kerim e olan ihtimamın açıkça anlaşıldığı böyle bir soruyu yöneltmiş olman dolayısıyla sana teşekkürler. Sana, sorunun cevabını takdim etmekten memnuniyet duyarız: Kur an-ı Kerim de, bazı âlimlerin, Allah tan beşeriyete yönelik, çok önemli on tavsiye ihtiva ettiği için on vasiyet diye adlandırdıkları âyetler vardır.
 Bu âyetler, Kur an'da iki yerde geçmektedir: 
 Birincisi En am suresindeki, 
Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:

 ح س ا ا و لا ع ل ي ت ل ا ي أ ر ش و ا ه ش ي ي ا ا ل و ا ل ي إ و ل ع ا ل و ا أ (( ق ر ه ا و ا ط إ و لا د لا ق ر ز ق ي ا ه و لا ق ر و ا ا ل ف و ا ح ش ا ظ ه و ق ت ل و ا أ ق ل و ر ل ا ق ع ل ي و لا ق ت ل و ا ل ف س ا ع ت ا الله إ لا ا ذ و ص ه ع * و لا ق ر و ا لا ل ف س ط ا ل ي ل ت ي إ ا ع ت أ ح س ب ل غ أ ش د ه و أ و ف و ا ا ل ك ي ل و ا ل ا ا ل ق و و ف س ا إ و س ع ه ا ذ ا ق ل ت ف ا ع د ل و ا و ل و ك ذ ا ق ر ع ه د ا أ ذ ل و ص ا و ف و ا ه و لا ع و ا ل س ب ل ت ف ي ق ه ذ ا ا ط ق ي ا ع و ه ر ك ر و * و أ س ت ف ا ر ر ت ر ل ع ت ق و )) [سورة الا عا: ] ع ر ل و ص ا س ب ي ل ه ذ ل ه " 

 (Ey Muhammed!) De ki: Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O na hiçbir şeyi ortak koşmayın. 

 Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. 

 Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte bunlar, aklınızı kullanasınız diye, size Allah ın emrettikleridir. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde 2 ه ه الله yaklaşın. 

 Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. 
 Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. 
 Birisi hakkında konuştuğunuz zaman, yakınınız bile olsa âdil olun. 
 Allah a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. 

İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip, O nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti." (En am Sûresi: ) İkincisi, İsra Sûresinde, neredeyse birincisinin açıklayıcısı şeklindedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 ب أ ح د ه ا أ و ك ع ب د و ا ي ا ه ا ل و ا ل ي ح س ا ا ا ب ل ع د ك ا ع إ إ و و ق ض ك أ إ إ )) ك ه ا ف لا ق ل ل ه ا أ و لا ه ر ه ا و ق ل ل ه ا ق و لا ر ا * و ا خ ف ض ل ه ا ج ا ح ل ك ة ت و و ا ع ل ي ح و ق ل ب ا ح ه ا ك ا ي ا ص غ ا * أ ا ف ف و س إ ا ل ر و لا ب ه ك ل س و ا ف و ر ا * و ء ا ت ذ ا ا ل ق ر ق ه و ا ل س ك و ا ب ي ل ص ا ف ل ه ك و ا خ و ا و ل ش ي ط ا ل ي ك ف و ر ا * ا ي د ب ب ذ ي ر ا * إ ر إ ل ش ي ا ط ر و ا ل ة ع ل ق ك و لا ت ر ج و ه ا ق ل ل ه ق و لا ي س و ر ا * و لا ت ي د ك غ ل و ل ة ل ء ح ك إ ا ب ت غ ا ه ك س و ر ا * إ ك ي ب س ط ل ر ز ق ل ش ا ء و ق د ر إ ت ب س ط ه ا ا ل ب س ط ت ق ع د ل و ا ك ت ل ه ع ب و ا د ه خ ب ا ب ص ا * و لا ق ت ل و ا أ خ ش ي ة إ لا ق ر ز ه ي ا إ و لا د ا الله خ ط ي ا ك ب ا * و لا ق ر و ا ل ز ا إ ه ك ف ا ح ش ة و س ا ء س ب ي لا * و لا ق ت ل و ا ل ف س ا ع ت ي ل ظ ل و ا ق د ج ع ل ا س ل ط ا ا ف لا س ف ه ك ص و ر ا * و لا ق و ف ا ل ق ت ل إ ل و ل ق ت إ ا و ف و ا ا ل ع ه د ك س ي و لا * ب ل غ أ ش د ه أ ح س ب ق ر و ا ا ل ي ل ت ي إ لا ا ع ت و أ ا ل ع ه د إ و لا ق ف ا و لا * ز و ا ك خ و أ ح س ت ا ل ق س ط ا س ا ل س ت ق ي ذ ل ت ا و أ إ و ف و ا ا ل ك ي ل ذ ا ك و ر ض و ل ك ك ه س ي و لا * و لا ش ف ا لا ل ي س ل ك ه ع ل إ ل س ع و ا ص و ا ل ف و ا د أ ر ق ب ل غ ل ب ا ل ط و لا * ك ع د ك ك ر و ه ا * ا لا ر ض و ل ذ ل ك س ي ي ه ج ت ر ح ا إ ك ل ك ع ل ل و ا ج ه ة و لا ح ل ك ت ع ا ل ه ا ء ا خ ر ت ل ق ف إ و ح ل ك ذ ل ك د ا أ إ 3 د ح و ر ا)) [سورة لا رساء: ]  
"Rabbin, kendisinden başkasına asla ibâdet etmemenizi, anayababaya iyi davranmanızı, kesin olarak emretti. 
Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa, sakın onlara öff bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. 

 Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı. 
 Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimseler olursanız, şunu bilin ki, Allah tövbe edenleri çok bağışlayandır. 

 Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı nankörlük etmiştir. 

Eğer rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. 
Eli sıkı olma, büsbütün eli açık (savurgan) da olma. 

Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. 
Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. 
Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. 
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. 
Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. 

Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. 
Zinaya yaklaşmayın. 
Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. 
Haklı bir sebep olmadıkça, Allah ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. 

Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. 
 Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. 
Çünkü kendisine yardım edilmiştir. 

 Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. 

 Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. 

 Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi onlardan sorumludur. 

 Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. 

Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. 
Allah ile birlikte başka ilah edinme. 

 Sonra kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın." (İsra Sûresi: 23-39) 

Ey bu soruyu soran kardeşim, umarım bu âyetleri derinlemesine irdeledikten sonra, Kur an ile ilgili olarak, senin için, eskisine nazaran, çok daha belirgin bir pozisyon alma imkânı oluşacaktır.

bu da, hayatında köklü bir değişimin ve İslâm dînini daha çok benimsemen için şerefli bir yolun başlangıcı olacaktır. 
Sana ömür boyu başarılar dileriz. 
Selâm, hidâyete tâbi olanların üzerine olsun.

Divani kebirdens ecmeler cilt 1





Divani kebirden secmeler cilt 1

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...