26 Nisan 2018

Hafıza zayıflığı ve unutkanlık önleyici şifalı bitkiler


Hafıza zayıflığı ve unutkanlık önleyici şifalı bitkiler ile ilgili görsel sonucu

Hafıza zayıflığı ve unutkanlık önleyici şifalı bitkiler 
Çeşitli hastalıkların yanısıra modern yaşam tarzı da unutkanlığa neden olmaktadır. Yoğunstres, zihinsel yorgunluk da unutkanlığa neden olabilmektedir. 
Günlük hayatta çok fazlaönemsemediğimiz unutkanlıklar ilerki yaşlarda bunamaya neden olabilir. 
Hergün bir fincankahve içmek, bol bol bulmaca çözmek ve stresten arınmak unutkanlığa iyi gelir vehafızamızın güçlenmesini sağlar. 
Beynimizin çok dolu oluğunu hissttiğimiz dönemlerde B6,B12 , folikasit, omega 3 E ve C vitaminlerinin fazlaca tüketilmesi yararlı olacaktır.
1.Bir bardak kaynar suya 10-15 gr. biberiye bitkisi konur 10 dk bekletilir ve günde 3kere içilir.
2.Bir bardak kaynar suya 3 gr. kekik konur. 10 dk. bekletilir, günde 3 bardak içilir.
3.Hergün kuru üzüm, fıstık, ceviz ve biberiye yenilir.
4.Öğrencilere sınav öncesi zihin açıcı şu tarifi verebiliriz: 
1 adet muz, 10 gr. ceviz, 1veya 2 yemek kaşığı bal. 
Muzu halkalar halinde doğrayın, üzerine cevizleri dövrek serpin, cevizlerinde üzerine balı dökün. 
Bu karışımı sınavdan iki gün önce yapmaya başlayın. 
Günde 1 veya 2 kase yapabilirsiniz. 
Sual: Hadis-i şeriflerde tavsiye edilen sebze ve meyveler hakkında bilgiverir misiniz? 
CEVAP 
Bazıları şöyledir: 
(Kuru üzüm, safra açar, balgamı söker, sinirleri kuvvetlendirir vesıkıntıyı giderir.) 
[Ebu Nuaym, Deylemi] 
(Kavun, karpuzda on özellik var: yemek, içmek, koku, meyve, çöğen,mesaneyi yıkar, karnı yıkar, iç hastalıklarına iyi gelir ve cildi temizler.) 
[Deylemi, İ. Rafii] 
(Yemekten önce kavun karpuz yemek şifadır.)
[İ. Asakir] (Zeytinyağı 70 derde devadır.) 
[Ebu Nuaym, Deylemi] 
(Zeytinyağı ile tedavi basura faydalıdır.) 
[Taberani, Ebu Nuaym] 
(Zeytinyağı ile tedavi olun.) 
[Hâkim] (Zeytinyağını yiyin ve onunla yağlanın. 
O, mübarek, bereketli bir ağacın meyvesinden çıkar.) 
[Tirmizi, İbni Mace] 
(Sarmısak yiyin ve onunla tedavi olun. Çünkü o, 70 derde devadır. Eğer bana melek gelmeseydi, elbette ben de yerdim.)
[Deylemi, Tirmizi,Hakim] 
(Soğan-sarmısak yemek haram değildir. Fakat kokusu gitmedenmescidimize yaklaşmayın!) 
[İbni Huzeyme] 
(Kabak dimağı besler, aklı artırır.)
 [Deylemi, İ.Münavi] 
(Kabak, baş ağrısına iyidir. 
Mercimeğe 70 Peygamber dua etmiştir.) [Nesai, Müslim Taberani, Deylemi, İ. Gazali]

Hazret-i Enes anlatır: 
(Resulullahın çorba içinde kabakları bulup yediğini gördüğümden beri Kabağı severim.)
[Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davud,Tirmizi] 
(Yemeklerin seyyidi [üstünü] et ve pirinçtir.)
[Tirmizi, Hakim, Ebu Nuaym] 
(Acve hurması zehire karşı, küm'e mantarının suyu göze şifadır.) 
[Buhari, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, İ. Ahmed, Deylemi, İ. Münavi]
(Lohusa hurma yerse, çocuklar sakin olur. Hazret-i İsa'nın doğumundaHazret-i Meryem hurma yedi. Daha iyisi olsa idi, Allahü teâlâ onuverirdi.) [Hatib]
(Lohusaya taze hurma, hastaya, bal gibi şifalı bir şey yoktur.) [EbuNuaym]
(Mantar suyu göze şifadır.)
[Buhari, Müslim,Tirmizi, Nesai, İbni Mace,İ.Ahmed, İbni Meniy, Z.Makdisi]
(İncir kulunca iyi gelir.)
[Deylemi]
(Çörek otuna devam edin. Zira onda ölümden başka her derde şifavardır.)
[Ebu Nuaym]
Resulullah rahatsızlanınca bir avuç çörek otunu ağzına koyup bal ile su içerdi. (Hatib) 
(Çörek otu dertlere şifadır.) 
[İbni Sünni] (Zemzem ve çörek otu her derde şifadır.) 
[Deylemi, İbni Sünni] 
(Zemzem, içenin niyetine göre şifa verir, susuzluğu gidermek içiniçenin susuzluğunu giderir. 
Şerden korunmak için içen, şerden korunur. 
Açlığı gidermek için içeni doyurur, hastalık için içene şifadır.)
[Hakim] 
(Yemeğe tuzla başlamak ve bitirmek 70 hastalığa şifadır.)
[R. Nasıhin] (İnek sütü şifa, yağı ilaçtır.)
[Beyheki]
(Sütlü gıdalar, hastanın kalbini ferahlandırır.)
[Şir’a] 
(Süt içen hamilenin oğlu olursa kalbi temiz, kız olursa güzel olur.)
[EbuNuaym]
 Sual: 
Nebati gıdalar yemek iyi midir? 
 CEVAP 
Nebati gıdalar yemek elbette çok iyidir. İbrahim Nehai hazretleri, (Nebati gıda bulunmayan sofra, akılsız ihtiyara benzer) buyuruyor. 
(Mal veevladının çok olmasını isteyen, bitkisel gıda çok yesin) buyurulmuştur.Sofrada bitkisel gıda, yeşillik bulundurmak müstehaptır. 
(Nebati gıda,yeşillik bulunan sofrada melekler de hazır olur) buyuruldu.Cenab-ı Hak, hiçbir otu sebepsiz, lüzumsuz yaratmamıştır. 
Her meyve,sebze ve bitkinin çeşitli faydaları vardır. 
Birkaçının faydası şöyle: 
Çörek otu , çeşitli hastalıklara şifa verir. Ekmek ile yenilirse sancıları giderir,baş ağrısını dindirir. 
Karın ağrısına, üşütmeye iyi gelir. 
Unutkanlığı giderir.
Âdet söktürücü ve kanı sulandırıcıdır. 
Ayrıca, basur rahatsızlığına iyi gelir.
Gözü kuvvetlendirir, görme bozukluğunu önler. 
İncir , tayyib bir yemiş, latif bir gıdadır. 
Hazmı kolay, faydası çok bir devadır.
Kalbe ferahlık verir, kuluncu, sindirim organı sancılarını giderir. 
Kabızlığıönler, balgamı eritir, böbrekleri temizler, mesanedeki kumları yok eder.
Karaciğer ve dalağın tıkanan deliklerini açar, basuru izale eder, nekrise,romatizmaya faydalıdır. 
Her sabah aç karnına bir tane yemelidir. 
Ayva , kalbdeki sıkıntıyı giderir, mideyi kuvvetlendirir, idrar söker, zafiyetiönler, hazmı kolaylaştırır, bulantıyı keser, fakat dişlere ve bağırsaklarazararlıdır. 
Hamile iken ayva yiyenin çocuğu güzel olur. 
Kompostosu çocukishaline çok tesirlidir. 
Armut , mideyi kuvvetlendirir, hazmı kolaylaştırır, ferahlık verir. Barsakparazitine de etkilidir. 
Elma , akli bozuklukları ve teneffüs yolları rahatsızlıklarını azaltır, dişçürümesini önler. 
Kuru üzüm , sinirleri kuvvetlendirir, safra açar, balgamı söker, yorgunluğugiderir, ağız kokusunu giderir, zihni açar. 
Fıstıkla beraber yenirse, hafızayı kuvvetlendirir. 
Ekmekle yemeye devam edilirse hastalanmayı önler. 
Kavun, karpuz böbrekleri ve mideyi temizler, baş ağrısını giderir. Solucandüşürür. 
Gözlere kuvvet verir, iştah açar. 
Kereviz , hafızayı kuvvetlendirir, unutkanlığı giderir, idrar söker, karaciğeri temizler, gaz giderir, kan ve süt yapar. 
Tohumları idrar tutulmasına iyi gelir. 
Kabak , dimağı ve aklı kuvvetlendirir. 
Nar , mideyi temizler, göğsü yumuşatır, öksürüğe iyi gelir. Çarpıntıya iyidir. 
Et kısmı ile birlikte sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir. Sirke , safrayı giderir, balgamı keser, şehveti kırar. 
Enginar , safra taşını eritir, kanı temizler, damar sertliğine iyi gelir. Dimağa kuvvet verir.
Ter kokusunu da giderir. Bir memlekete gelenin, önce biraz çiğ soğan yemesi sıhhate iyidir. 
Soğan,mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yenirse, kötü kokusunu giderir. 
Turp , idrar söker, hazmı kolaylaştırır, sarılığı giderir, göze kuvvet verir.
Rendelenen siyah turp sıkılır, suyu aç iken, birer çay bardağı birkaç  güniçilirse, büyük-küçük her taşı eritir. 
Havuç , kansızlığa, kabızlığa iyi gelir. Göz ve cilt hastalıklarını önler. 
Limon , içinde C vitamini olduğu için, skorbüt ve kanamalarda, soğuğa karşı ve yorgunlukta, romatizmada, ruh hastalıklarında faydalıdır. 
Greyfurtun faydası daha çoktur. 
Sarmısak , sayılamayacak kadar çok faydası olan süper bir bitkidir.
Soyulmuş bir avuç sarmısak, akşam bir litre süt ile, pelte haline gelene kadar kaynatılır, nemlenmesi için sabaha kadar bahçede bırakılır. 
Sütkısmı, aç iken [bir veya birkaç defada] içilirse kansere iyi gelir. 
Bu işe bir hafta devam edilebilir. Kudret narı , mide ülserine karşı çok iyi ilaçtır. 
İkisi doğranıp, şişedeki bir litre zeytin yağına konur. 
Şişe, güneşte bırakılır. Bir ay sonra, sabahları aç iken, bir çorba kaşığı içip, bir saat hareketsiz sırt üstü yatılır. 
Şeftali çekirdeğinin içi , 3-5 tanesi sabahları aç karnına yenirse, basuraçok faydalıdır. Bir ay kadar devam etmelidir.
Basur için 50 gr kara helile tozu, sabah açken ve yatarken birer gram yutulur. 
Hadis-i şerifte (Kara helile, acı ise de her derde devadır) buyuruldu. 
(Hakim)
Her meyve ve her yiyeceği çok yemek zararlıdır. 
Yiyip içme bilgisini öğrenmek, ibadet bilgisini öğrenmekten önce gelir. 
Hadis-i şerifte, 
(Hastalıkların başı çok yemektir. İlaçların başı perhizdir.) buyuruldu. 
(S.Ebediyye)
Böbrek taşına etkili ilaç 
 Sual: Böbrekteki taş ve kum için doktordan başka bir tavsiyeniz var mıdır? 
CEVAP 
Siyah turpun suyu çıkarılır. 
Aç iken birer çay bardağı, birkaç gün içilir.
Büyük, küçük taşları eritir. Tecrübe edilmiştir. 
Böbrek taşını parçalamak içinşekerli karpuz suyu içilir. 
Mantar, kaymak, keşkek, beyaz peynir, balık, pelteve sütlü şeyler böbreklerde taş ve kum yapar. 
Bunları yememeli. 
Tuzlu, kireçli su içmemeli. 
Bayat et, sığır, pirinçli yemekler yasaktır. 
Kara nohut suyu, tarçın suyu veya mahlep, anason, kimyon yenir veya suları içilirse ve çemen ekmek ile yenirse, böbrekteki ve mesanedeki taşları parçalayıp döker. 
Hulbe yemek de böbrek taşlarını parçalar, öksürüğü keser.
Sabahları aç iken bir çorba kaşığı badem yağı içmek böbrek ve mesanetaşlarını düşürür. 
Bir fincan zeytin yağı içmek de kumları döker. 

Eşkina balık taşı: 
Büyüklüğüne göre, 5 veya 8 adet eşkina taşı alınır, yarım litre limon suyu sıkılarak cam şişeye doldurulur. 
İlacın kullanımı acilise, taşlar ezilerek toz haline getirilir. 
Acil değil ise 4 parça yapılıp, limon suyunun içine konarak bir fincan sızma zeytin yağı da ilave edilerek yaz mevsimi ise buz dolabında 4,5 ayarında iki gün, kış günü ise donmayacak şekilde dışarıda 1-2 gün bekletilir.
İlaç her sabah idrara çıktıktan sonra, aç karnına limonata bardağının 2/3oranda doldurularak içilir. 
İçmeden önce bir fincan zeytinyağı içilmesi iyi olur. 
Ağır mide rahatsızlığı ve ameliyatı olanlar dikkat etmeli veya doktoradanışmalı. 
Sual: Meyve yemekten sonra mı yenir? 
CEVAP 
Âdete ve şahsın durumuna göre değişir. 
Önce de, sonra da, yemekarasında da yenir. 
İmam-ı Gazali hazretleri yemekten önce yemeyi tavsiye etmektedir. 
Unutkanlığın Bitkisel Tedavisinde Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: 
Karabaş otu, Çörek otu, Günlük tohumu, Zencefil yaprağı, Servi kozalağı, 
Arı sütü Hazırlanış Şekli: 
* Karabaş otu, çörek otu ile birlikte yirmi dakika süreyle suda bekletilir.Sıkılarak elde edilen posa, macun kıvamına gelinceye kadar, günlük tohumu ilave edilerek yoğrulur. 
Hazırlanan macunla bakla iriliğinde yapılan haplardan yemeklerden önce bir veyaiki tane yutulur.* 
Zencefil yaprakları, kaynar suda yirmi dakika bekletilerek demleme sağlanır. 
Demlemeden süzülerek elde edilen sıvı, arı sütü ile karıştırılarak serin bir yerde dinlendirilir. Dinlendirilen sıvı içme suyuna karıştırılarak günde üç bardak içilir.* 
Servi kozalakları dövülerek ezildikten sonra yarım saat süreyle suda pişirilir. Süzülerek eldeedilen sıvıya, dövülmüş günlük tonumu ilave edilerek şurup kıvamına gelinceye kadar arı sütü ile karıştırılır. 
Hazırlanan şuruptan her gün yemeklerden önce üç fincan içilir Öneriler: 
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı oğul otu katılıpdemlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek akşamlan uykudan önce içilir. 
 Gerekirse günde üç öğün birer çay fincanı dozunda da kullanılabilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı çıban otu katılıp demlenmesiiçin kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek akşamlan uykudan önce içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış kaşık otu katılıp kaynatılmasının ardındansüzülerek günde üç öğün birer çorba kaşığı içilir.
* İnce kıyılarak ya da havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir silme yemek kaşığıkarabaş otu (çiçeği) birer silme tatlı kaşığı tarçın, biberiye, karabiber, çörek otu, mesteki,sarısabır, günlük ve çam fıstığı iyice karıştırılıp harman edildikten sonra bir çay fincanıkaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.

* Bir çay fincanı kaynar suyun içine hayanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çaykaşığı üzerlik tohumu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek akşamları uykudan önce içilir. 

• Karabas otu, çörek otu ile birlikte yirmi dakika süreyle suda bekletilir. Sikilarakelde edilen posa, macun kivamina gelinceye kadar, günlük tohumu ilaveedilerek yogrulur. Hazirlanan macunla bakla iriliginde yapilan haplardanyemeklerden önce bir veya iki tane yutulur.

* Zencefil yapraklari, kaynar suda yirmi dakika bekletilere demlenme saglanir.Demlemeden süzülerek elde edilen sivi, ari sütü ile karistirilarak serin biryerde dinlendirilir. Dinlendirilen sivi içme suyuna karistirilarak günde üçbardak içilir.* Servi kozalaklari dövülerek ezildikten sonra yarim saat suda pisirilir.Süzülerek elde edilen siviya, dövülmüs günlük tohumu ilave edilerek surupkivamina gelinceye kadar ari sütü karistirilir. Hazirlanan suruptan her günyemeklerden önce üç fincan içilir 

• • Unutkanlık, eğer çok ileri boyutta değil ise; 1/2 çay kaşığı, günnük sakızını, günde1defa, bir miktar su ile yutun. Eğer, unutkanlık daha ileri boyutlarda se ;
GEREKLİ MALZEMELER : 
* Günnük sakızı,* Akırıkarha,* Sızma zeytinyağı,* Harnup pekmezi, 
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ : 
Tüm malzemeleri karıştırıp, macunhaline getirin. Günde 2 yemek kaşığı yemeklerle birlikte tüketin 
• 1. tarif Biberiye, oğul otu, mentollü nane, karabaş otu, aynı sefa çiçeği ve yaprağı, mersinyaprağı.Bu bitkilerin tamamı veya bir kısmı ya da ayrı ayrı kaynatılıp aç veya tok karnınaballı olarak içilir.
2. tarif Kara üzüm çekirdekleri ile beraber kaynatılıp suyu bol miktarda içilir.Taze üzümyenir veya suyu içilir.
3. tarif 1 kg. kara üzüm çekirdekleri ile dövülür.1 kg. bal ilave edilip aç veya tok karnına 1-2 kaşık yenir.
4. tarif 50 gr. karanfil50 gr. günlük

25 Nisan 2018

Hafıza zayıflığı ve unutkanlık önleyici şifalı bitkiler

Mezopotamya

Mezopotamya

Mezopotamya Ortadoğu’da, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye verilen addır. Mezopotamya’nın yaşadığımız coğrafyada şu andaki yerini belirtmek gerekirse Irak, Kuzeydoğu Suriye, Güneydoğu Anadolu ve Güneybatı İran topraklarından oluşmaktadır. Büyük bir bölümü bugünkü Irak’ın sınırlarının içinde kalan Mezopotamya, tarihte birçok medeniyetin doğduğu ve asırlar boyunca kavimlerin uğruna kan döktüğü bereketli topraklara sahip bir bölgedir. 
Mezopotamya’nın Coğrafi Konumu ve Özellikleri

  • Şattü-l Arap

    Mezopotamya olarak ismi geçen bölge, Fırat ve Dicle nehirleri arasında yer alır. Bu sebeple Mezopotamya tanımı daha çok toprakları bu iki nehir arasında kalan yerleşim yerleri için kullanılmaktadır. Güneydoğu Toroslardaki kar ve yağmur sularıyla kabaran Dicle ve Fırat Nehri, Bağdat yakınlarındaki Kurna şehrinde birleşirler. Bu nehirler birleştikten sonra “Şattü-l Arap” ismini alır ve sonra Basra Körfezi’nden denize dökülür. 
  •  Mezopotamya ve Tarihi

  • Mezopotamya Haritası

    Mezopotamya bölgesi, medeniyetlerin doğuşuna ve çöküşüne tanıklık ettiği için medeniyetlerin beşiği olarak ifade edilir. Bereketli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yerleşime sahne olmuş ve asırlarca istilaya uğramıştır. Bilinen ilk okur-yazar toplulukların yaşadığı bu bölgede birçok medeniyet gelişmiştir. Mezopotamya; Sümer, Babil, Asur, Akad ve Elam gibi çok eski tarihlere dayanan medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve dünya kültür medeniyetinin başlangıç noktası olmuştur.
    Özellikle farklı coğrafyalardan bölgeye yapılan göçler, siyasi iktidarsızlık yaratmış fakat buna rağmen bölgenin kültürel mirasını da bir o kadar arttırmıştır. Dünyanın en köklü medeniyetleri olan ve dünya mirasının ilklerini oluşturan Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlular gibi büyük medeniyetler Mezopotamya toprakları üzerinde hüküm sürümüşlerdir. Dünya üzerinde son buzul çağı hüküm sürerken insanlar özellikle buzların erimeye başladığı ve ılıman iklime sahip olan daha güney bölgelere inmeye başlamışlardır. Bu göçler esnasında Mezopotamya’da yerleşim yerleri kuran insanlar zamanla Buz Devri’nin bitmesiyle kuru tarıma başlamışlardır. Güneydoğu Anadolu’da Çayönü (Diyarbakır-Türkiye) ve Göbekli Tepe (Şanlıurfa-Türkiye) gibi yerleşim yerleri Neolitik dönemde Mezopotamya’daki göze çarpan başlıca yerleşim bölgeleridir. Adı geçen bu yerleşim yerleri özellikle medeniyetlerin yaşam tarzları ve kullanılan araç ve gereçlerin teknolojik ilerlemesini takip edilebilmesi açısından da oldukça önemlidirler.
  •  Mezopotamya’da Kurulan Medeniyetler

    Sümerler

    1. Sümerler: Büyük medeniyetlerin ve dünya kültür mirasının temellerini atan Sümerler, tarih sahnesine diğer medeniyetlere nazaran daha erken çıkmıştır. M.Ö 4000 yıllarından itibaren başlayan tarihi ile Sümerler; yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gibi pozitif öğretilerin yanı sıra din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda da diğer medeniyetlere örnek olmuşlardır. Sümerler döneminde Mezopotamya'da 18 tanesi büyük olmak üzere yaklaşık 35 şehir ve kasaba var olduğu bilinmektedir. Bunlara; Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur örnek verilebilir. İlk olarak Uruk Kralı Lugalzagizi aşağı Mezopotamya’daki kent devletlerini bir yönetim altında toplamıştır (M.Ö.2750). Sümerlere Elamlar son vermiş (M.Ö 2000 yıllarının başları) ve böylece Mezopotamya’da Akadların devri başlamıştır.

    Akadlar

    2. Akadlar: Sümerlerin zayıflamasından sonra güçlenen Akadlar, Sami kökenli savaşçı bir topluluktur. Sümerlerden sonra Mezopotamya’nın hükümdarlığını ele geçiren bu topluluk, Mezopotamya’daki medeni gelişimin öncülüğünü yapmıştır. Savaşçı bir topluluk olan Akadlar, ilerleyen tarihlerde çıkacak olan Sami kökenli Asur ve Babil halklarına da öncülük etmişlerdir. Çok tanrılı bir inanca sahip olan Akadlar zafer anıtını inşa eden topluluk olmuştur. Akadlar, Sümerlerin aksine merkezi otoriteye önem vermiş ve Mezopotamya’yı tek bir merkezden yönetme planları kurmuşlardır. Akad hanedanının kurucucu Sargon ailesidir. Agade isimli bir başkent kuran Sargon tarihi kayıtlara göre 34 savaş yapmıştır. Yinede Sargon ile ilgili anlatılan ve eldeki bulgular daha çok mitolojik ve efsane niteliğindedir. Sargon’un torunu olan Akad Kralı Naram-Sin de dedesinin yolundan giderek birçok sefer yapmıştır. Fakat bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle Akadlar bu dönemde düşüşe geçmişlerdir. Kısa bir süre içinde Zagros Dağları’ndan inen ve Akad ülkesini işgale başlayan Gutiler ile yönetim zayıflamış ve M.Ö 2100 yıllarında tekrar Sümerler tarafından yıkılmışlardır.

    Babiller

    3. Babiller: Sami kökenli bir topluluk olan Babiller Amurrular tarafından kurulmuştur. Devletin kurucusu Sumu-Abum’dur. Özellikle devletin başına geçen 5. Kral Hammurabi ile Babiller diğer kavimlere egemenlik kurmuşlardır. Hititlerinçekilmesinden sonra Babil ülkesi Asurluların egemenliğine girmiştir. Medlerle birleşen Babiller M.Ö 626 yılında Asur devletini yenerek tekrar bağımsız olmuş ve II. Babil Krallığı’nı kurmuşlardır. Kurulan II. Babil devletine ise Persler son vermiştir. Sümerlerin etkisinde bir medeniyet kuran Babiller, ziggurat denen çok katlı tapınakları inşa etmişlerdir. Bu yapıların üst katı rasathane (gözlemevi), alt katını ise ürünlerin depo edildiği kiler olarak kullanmışlardır. Mimari açıdan Mezopotamya’nın en gelişmiş medeniyeti Babiller olmuşlardır.

    Asurlular

    4. Asurlular: M.Ö 2100 yıllarında Arabistan’dan gelerek Mezopotamya'ya yerleşen Asurlular Sami kökenli bir kavimdir. Fakat zamanla içlerine Sümerlilere benzeyen Hurriler de karışmıştır. Bu devlet adını kuruldukları Asur şehrinden almıştır. Başkenti Dicle kıyısında kurulan Ninova şehridir. Asurlular M.Ö 1960 yıllarından sonra Anadolu’da pek çok ticaret kolonisi kurmuşlardır. Anadolu’ya yazının gelmesi Asurlu tüccarların sayesinde olmuştur. Hititlerin akınları ile zayıflayan bu kavim en parlak dönemlerini Asurbanipal zamanında yaşamışlardır. Yaptıkları seferlerle Kıbrıs’a egemen olan Asurlular, devletin sınırlarını İran’dan Mısır’a kadar genişletmişlerdir. Hititler, Mısırlılar ve Urartularla savaşmışlardır. İran’da giderek güçlenen Medler, Babilliler ile birleşerek Asurlulara son vermişlerdir (M.Ö 625). Asur devleti yıkıldıktan sonra toprakları Babil ve Medler arasında paylaşılıştır.

    Elamlar

    5. Elamlar: Sami kökenli olan Elamlılar Mezopotamya’nın güneydoğusunda hükümsürmüşlerdir. Başkentleri Sus şehri olmuştur. M.Ö 3000 yılında diğer kentlere egemenlik kurmuş olan Elamlar, M.Ö 7. yüzyılda Asurlular tarafından yıkılmışlardır.
    Son olarak Bölgedeki diğer kavimlere üstünlük kuran Persler giderek güçlenmişlerdir. Büyük İskender’in Persleri egemenliği altına alışına kadar Mezopotamya Pers egemenliğinde kalmıştır. Pers-Sasani İmparatorluğu döneminde Mezopotamya bölgesi “İran’ın Kalbi” olarak anılmıştır. Daha sonra Mezopotamya’nın Arap halifelerin kontrolüne girmesiyle kuzeyde Musul ve güneyde Bağdat şehirleri başkent olarak seçilmişlerdir.
    Daha sonra Osmanlı hâkimiyetindeyken üç vilayete ayrılan Mezopotamya, Musul, Bağdat ve Basra daha sonra kısa bir süreliğine de olsa I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin eline geçmiştir. Daha sonra 1920’de İngilizler tarafından Irak ulus devleti kurulmuştur ki bugünkü Irak sınırlarının yanı sıra Kuveyt de bu sınırlara dâhil olmuştur. 
  • İster buzul çağından sonra olsun isterse Osmanlı Devleti döneminde, Mezopotamya, böylesine bereketli topraklar ve kıtalar arasında stratejik öneme sahip bir bölge olmuştur. Yakın zamanda yaşanan Arap Baharı, Libya ve Mısır’da çıkan isyanlar ve Güneydoğu komşularımıza yapılan müdahaleler bölgedeki kıymetli topraklarının günümüze kadar etkisini sürdürdüğünün belirtisi olmuştur.
  •  Mezopotamya Uygarlıklarında Yazı
    Mezopotamya yüzyıllarca birçok bölgeden göç almış bir bölge olduğu için buraya göç eden kavimler burada yeni bir uygarlık kurmak yerine bölgede var olan uygarlığın yaşam tarzını ya da dini inanışını benimsemişlerdir. Mezopotamya uygarlıklarında ilk önceleri resimli anlatım kullanılmış daha sonraları çivi yazısına geçilmiştir.
    Çivi yazısı anlatılmak istenen düşüncenin küçük resimler aracılığıyla anlatılan piktogramdan esinlenmesiyle hazırlanmıştır. Daha sonraları geliştirilen bu resimlerin yerini harfler oluşturulmaya başlamış ve çivi yazısı keşfedilmiştir. Kullanılan bu semboller kil tabletler üzerine işlenir, tabletler fırında pişirilir ve böylece yazı korunmuş olurdu.


    Mezopotamya da yazı

    Mezopotamya’da yazı dili, sık olarak kullanılan Sümerce ve Akadça’dır. Bu dillerden özellikle Sümerce Türkçe'ye olan benzerliğiyle büyük dikkat çekmiştir. Daha sonra bölgede güçlenmeye başlayan Hurilerin dili olan Hurrice’de bölgedeki hükümdarlıkları süresince kullanılmıştır. Ayrıca Hurrice’nin kökeninin Kuzeydoğu Kafkas dili ailesine yakınlık gösterdiği de bulunan az sayıda belgelerle kanıtlanmıştır.
    Yazının icadıyla birlikte medeniyetler edebi eserlerde de gelişim göstermiştir. “Gılgamış Destanı”, “Tufan Hikâyesi” ve “Yaratılış Manzumesi” gibi önemli eserler bu bölgede şekillenmiştir. 
  •  Mezopotamya Uygarlıklarının Yaşam Biçimi


    Mezopotamya da yaşam

    Mezopotamya uygarlıklarında toplumsal sınıfın en üstünde Krallar ve rahipler yer almıştır. Bunun altında kalan sınıflar ise; asiller, hürler ve köleler olarak üçe ayrılmıştır. Asillere kral tarafından geniş topraklar verilmiş ve savaşta kralın yanında bulunmuşlardır. Hürler, ülkedeki bütün haklara sahip kimselerdir. Bunlar, askerler, zanaatkârlar, tüccarlar ve köylülerden oluşur bu kesim vergilerini verir, askerlik yapar, tapınak ve kanal yapımında çalışırlardı.
    Halk kitlesinin en alt tabakası olan köleler ise, hiçbir hakkı olmayan insanlardı ve bu kişiler eşya gibi ticarete konu olabilir hatta takas edilebilirdi. Köleler; savaşta esir alınan, parayla satılan, borçları yüzünden hürriyetlerini kaybeden insanlardan meydana geliyordu. 
  •  Mezopotamya Uygarlıklarında Bilim ve Tıp
    Mezopotamya bölgesi özellikle astronomi ve matematikte ilerleyen uygarlıklardan oluşmuştur. Sümerler, zamanı 60 dakikalık saatlerle ölçen ve ilk kez haftayı 7 güne bölerek zaman planı yapan uygarlık olmuştur. Astronomide ilerleyen bu uygarlıklar daha çok astronomiyi bir bilimden ziyade mitolojik güce ulaşmak ve onu anlayabilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. Her ne kadar anatomi ve tıp biliminde gelişme gösteremeseler de özellikle başlıca hastalıkların listesini tutmuş, hatta vakaları inceleyerek bir teşhis listesi oluşturmuşlardır. 
  •  Mezopotamya Uygarlıklarında Hukuk
    Mezopotamya uygarlıklarında özellikle Babil kralı olan Hammurabi kendi yasaları ile ünlü bir kraldır. M.Ö 1780 yıllarında bulunmuş olan Hammurabi Yasaları en eski kanunlardır ve Mezopotamya uygarlıklarından günümüze kalan eserler arasında en iyi korunanıdır. Hammurabi yasaları 282 hükümden oluşmaktadır. Özellikle kanunlarda yer alan evlilik kurumu ile ilgili kurallar günümüzdeki Medeni Hukuk’un temellerini atmıştır.  
  •  Mezopotamya Uygarlıklarında Dini İnanış ve Mitoloji

    Mezopotamya'da Dini İnanış

    Mezopotamya uygarlıklarında hakim olan dini inanış, daha çok göklerde yaşadığına inanılan tanrı ve tanrıçalardan kurulu çok tanrılı bir inanıştan oluşmaktadır. Bu dönemde dini inanışa dayalı yazılmış olan destanlar hem dini hem de mitolojik tasvirlerle doludur. Özellikle inanışların ortaya çıkışı olarak nitelendirilen bu dini inanış “Tufan” ve “Yaratılış” gibi mitolojik anlatımlarla zenginleştirilmiştir.
Mezopotamya’nın dini inanışı; Sümer, Akad, Asur ve Babil odaklı olmakla beraber, bölgedeki yaşayan halkın mitolojik inanışlarından da yoğun şekilde beslenmiştir. Çok tanrılı olan Mezopotamya dinlerinin Tanrı ve Tanrıçaları zaman içinde isim olarak değiştirilse de bazı odak tanrılar hep aynı kalmıştır. 
Bu tanrı ve tanrıçalardan bazıları şunlardır: 

 1. An: Sümerler de Gök Tanrısı olan An, daha sonraları “Anu” olarak anılmaya başlanır. Anu Ki ile evlidir; fakat diğer Mezopotamya dinlerinde Uras olarak anılan bir eşi daha vardır. 
 2. Marduk: Babil’in baş Tanrısı’dır. 
 3. Gula: Bazı bölgelerde Ninişina olarak bilinen bu Tanrıçanın şifa kaynağı olduğuna inanılırdı. Bir kişi hastalandığında hastanın şifa bulması için Gula’ya dua edilirdi. 
 4. Nanna: Ay Tanrısıdır. Enlil’in çocuklarından biridir. 
 5. Enlil: Mezopotamya dininin en güçlü Tanrısı olarak görülürdü. Karısı Ninlil çocukları ise: İnana, Iskur, Nanna-Suen, Nergal, Ninurta, Papilsag, Nuşu, Utu, Uras, Zabab ve Ennungi’dir.
6. İşTar: Asurlu aşk ve cinsellik tanrıçasıdır. Sümer tanrıçası İnanna’dan geldiği düşünülmektedir.
7. Nabu ve Ninurta: Nabu, yazı ve bilgelik tanrısıdır; Ninurta ise, Savaş Tanrısıdır. Mezopotamya İlk Kardeşkanının Döküldüğü Coğrafya Mıdır? Kardeş olan Habil ve Kabil, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem’in oğullarıdır. 

Büyüyüp ergin yaşa gelince Kabil, kardeşinin evleneceği kıza talip olmuştur, bu olay üzerine Hz. Âdem ikisinin de kurban kesmelerini Allah-u Teâla’nın hangisinin kurbanını kabul ederse, o kişinin kızla evleneceğini söylemiştir. Kurbanlar kesildikten sonra kalbi fesat ve kinle dolu Kabil kaybetmiş, Allah-u Teâla Habil'in kurbanını kabul etmiştir. 

 Hz. Âdem Habil’in ölümünü duyunca Kabil'e beddua etmiş ve Kabil, Yemen diyarına kaçarak orada yurtsuzların, putperestlerin içine karışmıştır. Kabil, ilk kardeş kanı döken insan olarak anılır. Hz. Muhammed bu olayla ilgili hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Haksız yere öldürülen her insanın kanının günahında, Âdem’in oğlunun (Kabil) bir payı ayrılır. 

Çünkü bu katli adet edindiren odur.” İşte bu yüzden “burası Mezopotamya Kabil’in Habil’i öldürdüğü ve tarihte ilk kardeş kanının döküldüğü yerdir” denmiştir. Bunun üzerine iyice sinirlenen Kabil, öz kardeşini öldürmeyi düşünmüştür. Kuran-ı Kerim’de de Hz. Âdem’in oğulları arasında geçen olayın kısas olarak gösterilmesi ve anlatılması bu hikâyeyi doğrulamaktadır. 

Daha sonra kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kardeşine onu öldüreceğini söylemiştir; fakat kardeşi hiçbir şekilde karşı koymamış ve Kabil öz kardeşini öldürmüştür. Kardeşini öldürdükten sonra azaplarda boğulan Kabil'e, kardeşini gömmesi için bir karga örnek olunca “Eyvahlar olsun şu karga kadar olamadım” diyerek kardeş acısıyla iyice yanarak kavrulmuştur.

Ezoterik Batini Doktrinler Tarihi

MAYALAR VE TÜRKLÜK PDF




MAYALAR VE TÜRKLÜK PDF

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

Türklerin Ana Vatanı Kayıp Kıta Mu

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...