12 Nisan 2016

İncil’in Tahrif Edilmesi-Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm’ın İncil’de Haber Verilmesi-NARCILARA GELİNCE


İncil’in Tahrif Edilmesi

İlâhi vahiy olan semâvi kitaplar her türlü tezat ve ihtilaftan uzaktır. Zira gönderilen elçiye verilen kitap kelâmullah’tır. İncil’in tahrif edilmiş olduğu dört İncil’in bulunmasından, bu incillerin, birbiri ile çelişip tezata düşmesinden, farklı bilgiler vermesinden, alenen anlaşılır.
Yine Matta incilinin amacı; İsa’nın yaşamı, ölümü, dirilişi üzerinedir. Markos en kısa İncil olup, insanların İsa Aleyhisselâm’a gösterdikleri ilgi ve İsâ Aleyhisselâm’ın hayatından çokca bahseder. Luka ise daha kitabının başında amacının İsa Aleyhisselâm’ın yaşamını doğru ve ayrıntılı biçimde anlatmak olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Kitabını Teofilos’a hitaben (Luka: 1/3) yazdığını belirtmesi İsa Aleyhisselâm’a âit olmadığını gösterir. Yuhanna ise incili bizatihi kendisinin kaleme aldığını; “Onun adıyla yaşama kavuşasınız” (20/30-31) diyerek belirtmiştir.
İlâhi vahiy ise ancak Allah’ın kelâmı, sözü, beyanıdır. Peygamber ve ümmetine Allah’ın koyduğu kanunları, emirleri, nehiyleri içerir. Geçmiş peygamberlerden ve ölümden sonrasından haber verir.
Görüleceği üzere bu bahsedilen inciller İsa Aleyhisselâm’dan sonra yazılmış ve onun hayatını kaleme almışlardır. İlâhi vahyin nüshaları karışmış ve fakat İsa Aleyhisselâm’a inen gerçek incil tahrif edilmiştir. İncelendiğinde, akl-iı selim ile düşünüldüğünde bu gerçek açıkça görülebilecektir.
Bir kere inciller, İsa Aleyhisselâm’dan yüzyıl gibi bir zaman sonra yazılmışlardır, İsa Aleyhisselâm’ın dili ile yazılmamışlardır. Hatta Yeni Ahid’de yazıldığına göre İncil yazarları; “Sözlü söylentiyi saptayan ilk hıristiyan topluluğunun sözcülerinden başka birşey değildir...” “İncil yazarlarından herbiri kendi uslûbuna, kendi kişiliğine, kendine özgün dini kaygılarına göre, çevrelerindeki gelenekten aldıkları sözler ile hikayeler arasında bir takım bağlar kurmuşlardır.”
•
Matta İncili’nde (1/1-17) İsa Aleyhisselâmın babaları olarak verilen isimler toplamı (İbrahim Aleyhisselâm dahil) İbrahim Aleyhisselâm’a kadar 40’tır. Luka İncili’nin verilen isimler toplamı ise İbrahim Aleyhisselâm dahil 55’tir.
•
Luka İncili (3/23-38), Mesih’i “Matat’a” nisbet ederken. Matta İncili (1/16), Mesih’i “Dülger Yusuf’a” nisbet etmiştir.
•
Matta İncili (11/18) “Yahya’nın yemiyerek ve içmeyerek geldiğini” haber verirken, Markos İncili (1/6) “Yahya’nın çekirge ve yaban balı” yediğini söyler ki, bu iki haber birbirini çürütür.
•
Matta (27/60); Markos (15/46); Luka (23/53)ya göre ceset alınıp “Kaya içine oyulmuş bir kabre konulmuştur.” Yuhanna (19/41)ya göre ise, “İsa’nın cesedi bahçede olan bir kabre konmuştur.”
•
Matta İncili’nde (17/15) bir adamın “Sar’alı oğlunu” kurtarması için İsa’ya geldiğini belirtirken, Markos İncili (9/17) “Dilsiz ruhu olan oğlunu” İsa’ya getirdiğini söyler. Luka ise aynı olayı naklederken adamın, İsa’ya “Muallim! Sana yalvarırım oğluma bak” dediğini belirtir.
•
İnciller Yunanca yazılmışlardır. Yeni Ahid’de orijinalliğini muhafaza eden bazı terimler Yunanca değil, İbranice’dir. Bu dahi tahrife delildir. Zira İsa Aleyhisselâm’ın dili Âramice (İbranice)dir.
•
Matta İncili’nin bildirdiğine göre Hazret-i İsa, Musa Aleyhisselâm’ın şeriatını yıkmaya değil, yapmaya geldiğini beyan etmiştir. (Matta: 5/ 17-18)
Halbuki bugünkü Yeni Ahid, Musa Aleyhisselâm’ın şeriatının İsa Aleyhisselâm tarafından tamamen kaldırıldığını öğretmektedir. Bu bir tenakuz, çelişkidir.
•
Hıristiyanlığın temeli sayılan teslisle ilgili âyet şöyle idi: “Çünkü gökte şehadet edenler üçtür: Baba, kelime ve Ruh’ul-Kudüs ve bu üç birdir ve yerde şehadet edenler üçtür. Ruh ve su ve kan ve bu birde mutabıktır.” (Yuhannanın Mek: 5/ 7-8)
1881’de basılan tashihli nüshadan birinci kısım çıkarılmış ve bugünkü yeni baskılarda bu yoktur.
Bu misal bize, Hıristiyanlığın kutsal kitabı üzerinde tahrifler yapıldığını ve bu tahriflerin devam ettiğini göstermektedir.
•
Matta’nın (5/39-40) “Kötüye karşı koma, ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir, bir mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abani da bırak” şeklindeki sözü ile, yine (Matta: 10/34) “yeryüzüne selâmet getirmeğe geldim sanmayın; ben selâmet değil, fakat kılıç getirmeye geldim.” sözü arasında tezat vardır.
•
Matta’ya göre (20/29) Eriha’dan çıkan İsa’ya, şifa için gelen körlerin sayısı ikidir. Markos’a göre (10/46) ise şifa için gelen körlerin sayısı birdir.
•
Matta İncili’ne göre (10/9) İsa Havârilerine “yanlarına Asâ bile almaya müsaade etmezken”
Markos İncili’nin ifadesine göre (6/8), “yanlarında Asâ taşımalarını” tavsiye etmiştir.
•
Matta (25/15) hizmetçileri üç gösterirken, Luka (19/33) hizmetçileri on kişi gösterir.
•
“Göklerin melekutun”da en büyüğün kim olduğu hakkında soruyu soran, Matta İncili’ne göre (18/1) “İsa’nın talebeleridir.” Markos İncili’ne göre (9/33-34) sorulan suali haber veren “İsa’nın kendisidir.”
•
Markos İncili’nin bir yerinde (1/1) “İsa Mesih’in İncili” denilirken, diğer bir yerinde de (1/14) “Allah’ın İncili” denilmektedir.
•
Luka İncili’nde bir yerde “Kurtarıcım Allah”, (Luka: 1: 47) diğer bir yerde de “Kurtarıcı İsa” denilmektedir. (2: 11)
•
Hazret-i İsa için sık sık hem “Allah’ın oğlu”, hem de “Yusuf oğlu”, “Davud oğlu”, “Âdem oğlu” deyimleri kullanılmaktadır.
Bunların hangisi doğrudur? İlâhi dinde böyle büyük tenakuzlar, kesinlikle olmaz. Bu ifadeler İncil’deki tahrifatın büyüklüğünü göstermektedir.
•
İncillerde dipnot olarak sık sık (Matta: 17/20-21, 18/10-11 - Markos: 7/15-16, 11/25-28, Luka: 8/45, 9-56) “Birçok eski metinlerde şu sözler de yer alir.” denilmektedir.
Veya Markos (16/20)de olduğu gibi “bu bölümün 9-20 ayetleri eski metinlerde yoktur.” denilmektedir.
Bu tahrifatı açıklayan alenilik Yuhannada (7/53 - 8/11)de de mevcuttur.
•
Bu gibi çelişki ve tutarsizliklar Allah-u Teâlâ’ya nisbet edilen bir kitapta bulunmaz. Öte yandan Allah-u Teâlâ’nın kulu ve elçisi olan bir peygamber de kendini Allah yerine koymaz ve kendine taptırmaz.
Binaenaleyh İsa Aleyhisselâm’a indirilen İncil’in sonradan insan eliyle yazıldığı ve tahrif edildiği anlaşılmaktadır.
İncil’in tahrif edildiğini Kur’an-ı kerim şöyle haber vermektedir:

“Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde ‘Bu Allah katındandır.’ derler. Onlar bile bile Allah’a iftirâ ediyorlar.” (Âl-i imran: 78)

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm’ın 
İncil’de Haber Verilmesi:


Allah-u Teâlâ tarafından Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a verilen İncil’in asılları, daha sonraları insan sözü ile karıştırılıp tahrif edilmesine rağmen şu anda mevcut olan nüshalarda Peygamberimiz Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in geleceğine dair bazı işaretlere rastlanmaktadır.
“Bununla beraber ben size hakikatı söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Tecellici size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman günah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.” (Yuhanna: 16/7-8)
“Size söyleyecek daha çok şeyim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Ama o Hakikat ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek, çünkü kendiliğinden söylemeyecektir. Fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” (Yuhanna: 16/12-13)
“Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutarsınız ben de babaya yalvaracağım ve O size başka bir tecellici, hakikat ruhunu, verecektir; ta ki, daima sizinle beraber olsun.” (Yuhanna: 14/15-16)
“Fakat benim ismimle babanın göndereceği tecellici, ruhul-kudüs, O size her şeyi öğretecek ve size söylediği herşeyi hatırınıza getirecektir.” (Yuhanna: 14/26)
“Babadan size göndereceğim tecellici, babadan çıkan hakikat ruhu, geldiği zaman, benim için o şehâdet edecektir.” (Yuhanna: 15/26)
Bunlar İsa Aleyhisselâm’ın hıristiyanların bugün ellerinde bulunan İncil’deki bizzat kendi ifadeleridir. İsâ Aleyhisselâm yakınlarına kendinden çok daha faziletli bir peygamberin geleceğini ve ona iman etmeleri gerektiğini bildiriyor. Aynı zamanda onun fazilet ve meziyetinin yüksek olduğunu haber veriyor.
İsâ Aleyhisselâm onun hakkında böyle buyururken, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de onun hakkında şöyle buyuruyorlar:
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlatları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî, Tecrid-i sarih: 1403)
Yani birbirlerini tasdik eden, birbirlerini doğrulayan, birbirlerini metheden ve Hazret-i Allah’ın yanındaki yüksek âli derecelerini belirten bir hitaptır.
İsa’nın, geleceğini haber verdiği Yunanca Paraklit ile, Latince Paraklitos, Arapça tam olarak Ahmed kelimesinin karşılığıdır. Bundan da maksat, bizim Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.
Paraklit lafzı hıristiyanlarca “Hamdedici” veya “Kurtarıcı” anlamında kullanılmaktadır ve bu lafız “İnsanları küfürden kurtaran” Peygamberimize uygun düşmektedir.
Matta Incili’nin ve Luka İncili’nin “Göklerin melekûtunun yakın olduğu” şeklindeki ifadeleri (Matta: 13/31-32) Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm içindir.
“Göklerin melekûtu, bir adamın alıp tarlasına ektiği bir hardal tanesine benzer. O tane ki, bütün tohumların gerçi en küçüğüdür; fakat büyüyünce, sebzelerden daha büyüktür ve ağaç olur; şöyle ki, göğün kuşları gelip onun dallarında yerleşirler.” (Matta: 13/31-32)
Çünkü son nebi Muhammed Aleyhisselâm’ın getirdiği İslâm, bidayette zayıftı fakat daha sonra çok kuvvetli hale gelmiştir.
İsa Aleyhisselâm Hazret-i Allah’ın indinde çok âlî bir peygamberdir. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri onları çok sevdirdiği için onlar da seviyorlar. Yani bizim Enbiyâ-i İzam Hazerâtına sonsuz bir sevgi ile bağlılığımız ve onların fazilet ve meziyetini ortaya koymada kuvve-i beşeriyenin haricinde durumumuz var. Zira o peygamberdir.
“Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)
İşte buradan da anlaşılıyor ki birbirlerine karşı bağlılıkları, muhabbetleri, kaynaşmaları artmış, kardeşliğin özü husule gelmiştir. Aynı zamanda Muhammed Aleyhisselâm, İsa Aleyhisselâm’ın bütün sır ve esrarını Hazret-i Allah’ın izni ve emri ile hiç kimseden çekinmeden açık açık arzedecektir.
“O beni taziz edecektir. Çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir.” (Yuhanna: 16/14)
Gerçekten demek istiyor ki:
“Allah-u Teâlâ’nın bana bahşettiği bir çok fazilet ve meziyetler var. Ben size bunları açıklamayacağım. Amma benim size duyurmadığımı, benim içyüzümü size olduğu gibi arzedecek. Allah-u Teâlâ’nın bana bahşettiklerini o size ifşa edecek.”
İsa Aleyhisselâm’ın ümmeti İsa Aleyhisselâm’ı anlayacak, sözünü dinleyip kavrayacak kemaliyete ermiş değil. Resulullah Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın nûrudur. O nur Ashâb-ı kiram’a tecelli ettiği için onları da nur yapmıştır. O nur sayesinde ilhamı, tecelliyatı iniyor. Çünkü kalp büyümüş oluyor. Bunun için derler ki “Üzüm üzüme baka baka kararır.” İyi kimseye bakarsan kalbin parlar. Kötü kimseye bakarsan gözün ve kalbin kararır.
O Allah-u Teâlâ’nın nûru olduğundandır. Mübarek kalb-i nebevîlerinin içi de nurdur. O mübarek sözleri de çok fasih olduğundan gerek İsa Aleyhisselâm hakkında olsun, gerek bütün mahlûkat hakkında olsun çok rahat anlaşılır. Anlayan anlar. İşte İsa Aleyhisselâm bunu dile getiriyor.
“Siz beni anlayacak durumda değilsiniz. Ama o, ümmetine beni anlatacak.” buyuruyor.
Bu sebepledir ki, ehl-i kitap âlimlerinden bazıları, beklenen peygamber geliverince hemen iman ettiler.
“Kendilerine kitap verdiklerimiz (Peygamber’i), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlara gelince, onlar iman etmezler.” (En’am: 20)

NARCILARA GELİNCE:

Küfrü hoş gören narcılar da, son dört-beş yıldır hıristiyan papa ve papazlarla, yahudi hahamlarla bir yakınlaşmaya girmişler, İslâm ümmetine küfrü hoş göstermeye çalışıyorlar.
O kadar ileri gittiler ki “Kardeşiz” bile dediler.

Oysa Allah-u Teâlâ iman ile küfrü kesin olarak ayırmıştır. “Hem müslüman olayım, hem kâfir olayım” demek olmaz.

İsa peygamberin Çarmıha Gerilme, Öldürülme, Kefaret İnancı


Çarmıha Gerilme, Öldürülme, Kefaret İnancı

İsa Aleyhisselâm’ın beşeriyetin günahlarına “Kefaret” olarak geldiği ve bunun için “Çarmıha” gerildiği inancı, hıristiyanlığın önemli inanç ilkelerinden birisidir. Şüphesiz bu şekildeki inancın kaynağını İnciller teşkil etmektedir. İnciller, İsa Aleyhisselâm’ın Baba’nın nezdinde yegane şefaatçi olduğunu (1. Yuhanna: 2/1) ve onun bütün beşeriyetin günahlarına kefaret olarak geldiğini haber verir (1. Yuhanna: 2/2). İsa Aleyhisselâm’ın kefaret kabul edilmesinin temelinde ise, Allah’ın beşeriyete olan sevgisi gösterilmiştir. “Allah, bizi sevdiği için günahlarımıza kefaret olarak oğlunu gönderdi.” şeklindeki Birinci Yuhanna’nın ifadesi (4/10) daha sonra Hıristiyan konsillerinde iman ilkesi olarak kabul edilmiştir.
Hıristiyanlığa göre İsa Aleyhisselâm, Allah’ın oğlu olarak, beşeriyetin, Adem’den beri sırtında taşıdığı günahı, kendi canı ile ödemiş ve çarmıha gerilmiştir.
Mesih, Çarmıh’a gerilmiş (Matta: 27/45-50; Markos: 15/25; Luka: 23/46; Yuhanna: 19/18), gömülmüş, sonra da diriltilerek görevini tamamlamış ve Allah’ın sağına oturmuştur. (Markos: 16/19)
İsa Aleyhisselâm’ın Haç’a gerilmesi bir “kefâret” anlamı taşımış olsa idi, Çarmıh anında neden İsa Aleyhisselâm, “Allahım! Allahım! Niçin beni terkettin” (Matta: 27/46) sözünü kullanacaktı? Kefaret konusundaki Hıristiyan iddiası doğru olmuş olsa idi; İsa nasıl olur da başkâhinin huzurunda hem de en beliğ şekilde konuşmazdı? “Rahiplerin reisinin huzurundaki sorulara karşı sükutlar” (Matta: 27/12-14) çarmıha gerilenin İsa olmadığını göstermeye kâfi gelen delillerdir.
“Dülger’in oğlu bu değil mi? Anasının adı Meryem değil mi?” (Matta: 13/55) Benzeme şüphesi olmamış olsa idi yine İsa Aleyhisselâm’ı tanımak için ve onun yerini tesbit için rüşvet vermeye (Matta: 26/15) ne gerek vardı?
İsa Aleyhisselâm yakalanıp da başkâhinin huzuruna çıkarıldığında başkâhin; “Hayy olan Allah hakkı için, sana and ettiririm, eğer Allah’ın oğlu Mesih isen, bize söyle.” (Matta: 26/63) sualine“Söylediğin gibidir” diyerek cevap vermiştir. (Matta: 26/64) Eğer o hakikaten İsa Aleyhisselâm olsaydı, durumunu gizlemeyip “Evet ben mesihim” derdi. (Luka: 9/28-35)
Yine, Yuhanna’nın ifadelerine göre, Ürdün vâdisinde Mesih’i yakalamak için geldiklerinde, mesih onlara “Kimi istiyorsunuz?” demiştir. Onlar da “Nâsıralı İsa’yı” deyince onlara “Benim” demiştir. (Yuhanna: 18/4-8) Burada doğru söyleyen Mesih, niye yukarida kâhinler reisinden kendini saklamak ihtiyacını duysun! (Matta: 26/62-63) Demek ki Mesih’in Çarmıh olayında bir şüphe vardır. Böyle bir şüphe olmamış olsaydı, İsrâiloğulları toplumunda doğup büyüyen İsa için bunca sual sormaya niye gerek duyulacaktı?
Yine, Luka İncili’ne göre, (24/13-31) İsa; dirildikten sonra yolda iki talebesine yaklaşmış, onlarla sohbet etmiş, fakat talebeleri, İsa’yı bilememişlerdir. İşte bu durum, İsa’nın hâlinin zaman zaman değiştiğine delil teşkil etmektedir. Bu değişik halde talebelerinin bilemediği Mesih’i, yahudiler nasıl bilecek de onu Haç’a (çarmıha) gereceklerdir.
Markos İncili’nde (16/9-10-11) dirilen İsa’nın önce Mecdelli Meryem’e göründüğü, onun da diğerlerine haber verdiği, fakat diğerlerinin İsa’nın dirildiğine ve ona göründüğüne inanmadığını söylerken, Yuhanna İncili ise (20/14) Mecdelli Meryem’in İsa’yı tanıyamadığını, bahçıvan sandığını belirtir.
Matta İncili’nin İsa Aleyhisselâm’ın yakalanışı ile ilgili rivayetler de birbiriyle uyuşmamaktadır. “Kılıçlarla ve sopalarla bir hayduda karşı imiş gibi beni tutmağa mı çıktınız? Ben her gün mâbette öğreterek, sizinle beraberdim, beni tutmadınız.” şeklindeki Markos’un ifadesi (14/48-49) Matta’da yer almamıştır. Matta ve Markos İncili’nde Yahuda’nın İsa Aleyhisselâm’ı öperek Yahudilere teslim için işaret verdiği (Matta: 26/49; Markos: 14/44) belirtilirken, Yuhanna İncili’nde Yahuda’nın bu hareketinden bahsedilmemektedir, Çarmıh konusunda İnciller arasında sözbirliğinin olmadığı açıkça dikkati çeker.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onu öldürmek isteyenlere ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münafığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.
Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:
“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)
Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddia ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:
“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)
Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddia ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilafa düştüler.
“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar. Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)
“Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)
İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.
“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)

“O vakit Allah şöyle buyurdu: ‘Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım, sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imran: 55)

Teslis İnancı-Tecessüd ve İttihad İnancı-İsa Aleyhisselâm’ın Kulluğunun Peygamberliğinin Delilleri



Teslis İnancı

Hıristiyanlık teslis inancı şu şekildedir:
“Bir ilâh baba’ya inanırız ki, her şeyin mâliki, görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısıdır. Yine, Rab olan Mesih’e inanırız ki, Allah’ın oğludur ve bütün yaratılmışların ilkidir. Yaratılmış değildir, Baba’nın cevherinden Hak İlâh’tır. O’nun eliyle bütün âlemler vücud bulmuştur. O, herşeyin yaratıcısıdır. Bizim kurtuluşumuz için gökten inmiş, Ruhu’l-Kudüs’ten cesetlenip, insan olmuş, “Meryem” ona hamile olmuş ve bâkire Meryem’den doğmuştur.” (Histoire des Sectes Chrétiennes, Sh: 52, 62)
Görüldüğü gibi, hıristiyan kredo’sunda önce, “görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısı bir ilâh” kabul edilmiş, sonra da “Rab olan Mesih’e inanırız ki, Allah’ın oğludur.” denilmiştir. Bu iki söz birbirine zittir. Çünkü hiristiyanlar, önce bir Allah’a inandıklarını söylüyorlar, sonra da herşeyin Rab İsa’nın eliyle yaratılmış olduğunu belirterek İsa Mesih’i Rab kabul ediyorlar. Hem ilâh baba’ya inanmakla beraber, onu hem ilâh, hem oğul, hem de ruhû’l-kudüs olarak vasıflandırıyorlar. Bunların hangisi doğrudur?
Markos İncili’nde (12/30) “Dinle ey İsrâil! Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dır.” sözü ile Allah’ın bir olduğu ifade ediliyorken, Matta İncili’nde (28/19) “Şimdi, siz gidip bütün milletleri şâkird edin, onları baba ve oğul ve Ruhû’l-Kudüs ismi ile vaftiz eyleyin.” sözü ile de teslise (üçleme) giriyorlar. Böylece “Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dır.” ifadesiyle tezata, tenakuza, çelişkiye düşüyorlar.
Matta İncili’nin bir yerinde (4/10) “Çekil git şeytan. Tanrın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et.” denilirken, yine Matta İncili’nin başka bir yerinde (28/17) “İsa’yı gördükleri zaman ona tapındılar.” denilmektedir. Bunun hangisi doğrudur. Bu büyük tenakuz, çelişkidir.
Görüldüğü gibi İnciller kendi aralarında büyük tezata düşmektedir. Bir yerde hem “Allah’a tap” deniliyor, diğer bir yerde “İsa’ya tapındılar” deniliyor. Bu nasıl bir çelişkidir. Bu dinin asliyetinin bozulduğu aşikârdır.
Yuhanna (1/14)de, “Kelâm beden olup inayet ve hakikatle dolu olarak aramızda sakin oldu. Ve biz onun izzetini, baba’nın biricik oğlu’nun izzeti olarak gördük.” ifadesi var.
Diğer taraftan Matta İncili’nde (27/50) “Çarmıhta ölen İsa Mesih” ifadesi ile İsa Aleyhisselâm’ın çarmıhta ruhunu teslim ettiği söylendiğine göre, bir ilâh nasıl olur da çarmıha gerilip öldürülebilir?
Resullerin işleri isimli Luka İncili’nin devamı olan kitapta ise (2/22)de İsa Aleyhisselâm hakkında, “Ey İsrâilliler, şu sözleri dinleyin; Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrının kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir.” denilmektedir. Burada İsa Aleyhisselâm’ın Tanrı olmadığı açıkça belirtilmektedir.
Hıristiyan Kitâb-ı Mukaddesi’nde “Allah’ın oğlu” tabiri, çeşitli şekillerde geçmektedir. Bir yerde Isa Aleyhisselâm için “Sevgili oğlum” (Matta: 3/17; 17/5; Markos: 1/11; Luka: 9/35) denirken bir başka yerde “Sen Hayy olan Allah’ın oğlu Mesihsin” (Matta: 16/16; Markos: 3/11) denmiştir. Yine bir başka yerde “Babanın kucağında biricik oğul” (Yuhanna: 1/18; 3/16) tabiri kullanılmıştır. Pavlus ise, “Rab İsa’yı Allah’ın kendi oğlu” (İbranilere Mektup: 1/2) olarak ve “Başkâhinimiz Allah’ın oğlu İsa” (İbranilere Mektup: 4/14) diyerek niteler.
Hıristiyanlığın oluşturduğu teslis inancına göre Allah birdir. Ancak, İsa’nın babasıdır. Hıristiyanların kullandıkları gibi Allah, Baba olursa; ya ezelî bir şeyi doğurmuş olur, ya sonradan olan bir şeyi doğurmuş olur. Ezelî olan şey aslâ doğmuş olmaz.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm hakkında gerçek dışı beyan ve inançlarda ısrar eden ehl-i kitabın bu müfrit telâkkilerini reddeder. Hıristiyanların Allah’ı bırakıp İsa Aleyhisselâm’a tapacak kadar onun hakkında aşırı tazimde bulunmak suretiyle düştükleri sapıklıkları anlatarak şöyle buyurur:
“Ey Ehl-i kitap! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin.” (Nisâ: 171)
Onu ancak yüksek sıfatlarıyla, güzel isimleri ile nitelendirin. O’na bir eş ve bir çocuk veya buna benzer zatına yakışmayan şeyleri nisbet etmeyin.
“Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın peygamberidir.” (Nisâ: 171)
O sadece Allah-u Teâlâ’nın peygamberlerinden bir peygamberdir, sizin iddia ettiğiniz gibi Allah’ın oğlu değildir.
“Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir.” (Nisâ: 171)
O’nun taraf-ı izzetinden tecelli eden bir emirdir. “Ol” emr-i şerifiyle var olmuştur.
“Ve O’ndan bir ruhtur.” (Nisâ: 171)
Kendisinin yaratmasıyla meydana gelen bir ruhtur. O’nun “Kün” emri ile bir mucize olarak vücuda getirdiği için kendisine bir şeref olmak üzere “Kelimetullah” denilmiştir. Bu ruhun Allah-u Teâlâ’ya izafe edilmesi şerefini yükseltmek içindir. Allah-u Teâlâ onunla bir çok ölü kalplere hayat vermiştir.
Şu halde;
“Allah’a ve peygamberlerine inanın. (Allah) üçtür demeyin.” (Nisâ: 171)
Ne “İlâhlar üçtür: Allah, Mesih, Meryem’dir.” diye açık bir şirk ile; ne de “Allah üçtür: Baba, oğlu, ruhü-l Kuds üç esas, üç şahıs olarak tek esastır.” gibi yorumlu şirk ile “Üç İlâh” anlayışına sapmayınız.
“Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Şüphesiz ki Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ: 171)
İsa Aleyhisselâm kendisine insan olmanın dışında bir sıfat yakıştırmak isteyenlere kul olduğunu hatırlatmak ihtiyacı duymuş ve:
“Ben ancak Allah’ın kuluyum.” buyurmuştur. (Meryem: 30)
Muhataplarına: “Beni ilâh edinin.” dememiş:
“Şüphesiz ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” buyurmuştur. (Meryem: 36)
Allah-u Teâlâ Tevhid akidesini temelinden yıkan Üç İlâh (Teslis) inancının doğuracağı elim akıbeti haber vermektedir. Allah’tan başka iki ilâh edinenlerle Isa Aleyhisselâm ilâhî huzurda yüz yüze getirilecekler, Allah’a ve Peygamber’ine iftira edenler hak ettikleri cezayı göreceklerdir.
“Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor! Biz Rahman’dan başka tapılacak ilâhlar kılmış mıyız?” (Zuhruf: 45)
•
Allah öyle bir Allah’tır ki, İhlâs sûre-i şerif’inde beyan edildiğine göre “Doğmamış, doğrulmamıştır.” Çocuğu, babası, eşi olmaktan münezzehtir.
Kur’an-ı kerim’inde Hazret-i Allah onlara şöyle cevap veriyor:
“Resulüm! De ki: O Allah bir tektir. Allah Samed’dir, her şey O’na muhtaçtır, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir.” (İhlâs: 1-4)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize hitap ederek bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Rahman’ın çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki elbette ben olurdum.
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıkları noksan sıfatlardan münezzehtir.
Bırak onları! Kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynayıp dursunlar.” (Zuhruf: 81-82-83)
•
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde Zât-ı akdes’ine kullarından bir parça isnad eden sapıklar hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Kullarından bir kısmı, O’nun bir cüz’ü kıldılar. İnsan gerçekten apaçık bir nankördür.” (Zuhruf: 15)

O’na çocuk nisbet etmek bir küfürdür, küfür ise her türlü nankörlüğün esasıdır.

Tecessüd ve İttihad İnancı

Hıristiyanlar Yuhanna İncili’nin başlangıcında geçen (1/1-4) “Kelam başlangıçta var idi. Ve kelam Allah nezdinde idi ve kelam Allah idi. O başlangıçta Allah nezdinde idi. Herşey onun ile oldu ve olmuş olanlardan hiçbir şey onsuz olmadı.” ibaresi ile yine Yuhanna’da geçen (17/21) “Nasıl ki, ey baba, sen bendesin ve ben de sen’deyim, onlar da bizde olsunlar da, beni senin gönderdiğine dünya iman etsin.” ifadesine dayanarak yaratıcının İsa Aleyhisselâm’da zuhur ettiğini iddia ediyorlar.
Halbuki İsa Aleyhisselâm’ın, bütün Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz gibi bir insan olduğu, tahrif edilmiş olan incillerde dahi görülmektedir. Kaldı ki, ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm da babasız yaratılmıştır. Allah-u Teâlâ herşeye kâdir olup, hükmünde hikmet sahibidir.
İsa Aleyhisselâm’ın, Âzâr’ın dirilmesi anındaki duâsı (Yuhanna: 11/41-42), talebeleri için yaptığı duâ (Yuhanna: 17/11), çarmıhtan kurtulmak için “Ey Baba! Eğer mümkünse, bu kâse benden uzaklaştırılsın; fakat benim istediğim gibi değil, Senin istediğin gibi olsun.” diyerek yaptığı duâ (Matta: 26/39), “Beni niçin terk ettin.” (Matta: 26/46) sözü, “Ben şuraya gidip duâ edeceğim.”(Matta: 26/38) “Uyanık durup duâ edin.” (Matta: 26/41, Luka: 22/41-42) ifadeleri kıyamet konusundaki bilgisizliği (Markos: 13/32), Allah’tan hakikat işiten adam olarak, kendisini görmesi (Yuhanna: 8/40) “Yüreğim ölüm derecesinde kederli.” (Matta: 26/38) gibi İsa Aleyhisselâm’ın İncil’de haber verilen durumları, tecessüd itikadını bâtıl kılar.
Bununla beraber tecessüs inancı Matta, Markos, Luka İncili’nde geçmeyip, sadece Yuhanna İncili’nde geçmektedir. Oysa hıristiyanların kabul ettiği bu itikadın bütün incillerde olması gerekmez mi?
Hıristiyanlar baba ile oğul’un birleştiği inancını Yuhanna İncili’nde geçen (10/30) “Ben ve baba biriz.” ifadesinden çıkarmaktadırlar. Halbuki Markos İncili ise (16/19) “İsa, babanın sağına oturdu.”derken, yine Yuhanna İncili’nde (20/17), “Benim Babamın ve sizin babanızın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum.” ifadesi var.
Bu ifadeyle, gidenle gidilen birbirinden tamamen ayrılmıştır. Böylece, ittihad iddiası bâtıl olmuş olur.
Dört İncil, Mesih’in ağladığını, sevindiğini, dostlarının dâvetlerinde yemek yediğini, eşeğe bindiğini açıklar. Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’da olduğu söylenilen ittihadı ve ulûhiyet iddiasını çürütür.
Markos İncili’nde geçen (13/32) “Fakat o gün yahut o saat hakkında, ne gökteki melekler ne de oğul, babadan başka kimse birşey bilmez.” ifadesi İsa Aleyhisselâm’ın kıyamet saatini bilmediğini gösteriyor.
Gerçekten İsa Aleyhisselâm da Allah vücud bulsa idi veya Allah ile birleşmiş olsa idi Allah’ın bildiğini bilecek ve yaptığını yapacaktı. Onlar İsa Aleyhisselâm’a bu sıfatları veriyorlar, böylece kendi içinde büyük tenakuza, tezata düşüyorlar.
Şu kadar ki Yuhanna’da (14/1) “Allah’a da, bana da iman edin.” ifadesi hıristiyan inancının içinde bulunduğu çıkmazı gösterir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde hıristiyanların İsa Aleyhisselâm hakkındaki bâtıl inançlarını anlatarak şöyle buyurmaktadır:
“‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 72)
Allah-u Teâlâ bu gibi vasıflardan münezzehtir.
“Halbuki Mesih onlara demişti ki:
Ey İsrâiloğulları, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.
Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar.
Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide: 72)
Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlara destek olacak, içinde bulundukları durumdan onları kurtaracak hiçbir kimse yoktur.
Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 73)
“Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.” demek, hem “Üç” kelimesi, hem de “Üçüncü” kelimesi itibariyle olmak üzere iki yönden küfürdür, katıksız şirktir. Bir ilâhtan başka ilâh olmadığı halde üç ilâh farzetmek, bir olan Allah’ın hakkını inkârdır, zulümdür. “Allah üç” demek, gibi bir çelişkidir.
“Oysa bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere çok acıklı bir azap dokunacaktır.” (Mâide: 73)
Bu gibi sözlerden ve teslis inancından vazgeçmeyenlere Allah-u Teâlâ açıkça küfür damgası vurmuştur. Onlar en şiddetli bir azapla azaba uğrayacaklardır.

İsa Aleyhisselâm’ın Kulluğunun Peygamberliğinin Delilleri

İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın kulu ve Resul’üdür.
Yuhanna İncili’nde (6/14) “Gerçekten, dünyaya gelecek peygamber budur.” Matta İncili’nde (15/24) “Ben İsrâil evinin kaybolmuş koyunlarından başkasına gönderilmedim.” Luka İncili’nde (7/16)“Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı.” ifadeleri ile yine Matta İncili’nde geçen (13/57) “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde itibarsız değildir.” cümlesi, İsa Aleyhisselâm’ın açıkça resül, elçi ve gönderilmiş bir peygamber olduğunu gösterir. Diğer taraftan bütün bu ifadeler “Allah’ın oğlu.” tabirleri (Luka: 9/35, Matta: 3/17, Markos: 1/11, Yuhanna: 1/18) ile tenakuza düşmektedir. Isa Aleyhisselâm için bir yerde “Peygamber” başka bir yerde “Allah’ın oğlu” diyorlar. Böyle bir durum ilâhi bir kitapta ve dinde olmaz.
Zira; Matta İncili: 1/1 “İbrahim oğlu, Davud oğlu İsa Mesih’in nesebinin kitabıdır.” derken, Markos İncili (10/18)de geçen “İyi olan tek biri var o da Tanrı’dır.” sözü İsa Aleyhisselâm’ın kulluğuna delâlettir. (Yuhanna: 17/1-3; Matta: 26/39)da geçen Hazret-i İsa’nın Allah’a duâ ettiği ifadesi ile, Matta (4/10)da “Rab Allah’ına tapınacak ve yalnız O’na kulluk edeceksin.” sözleri Hazret-i İsa’nın sadece Allah’a kul olduğunu ve O’na bağlı bir mümin olduğunu gösteriyor.
Yuhanna İncili’nde (13/20) “Benim gönderdiğim kimseyi kabul eden beni kabul eder ve beni kabul eden beni göndereni kabul etmiş olur.” ifadesi ile (4/19)da geçen “Kadın ona dedi, efendi görüyorum ki sen peygambersin” sözü İsa Aleyhisselâm’ın Allah’ın gönderdiği bir elçi olduğunu beyan eder.
“Benim babam ve sizin babanızın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum.” (Yuhanna: 20/17) diyen İsa Aleyhisselâm hakkında “İşte, benim seçtiğim kulum” (Matta: 12/18) tabiri kullanılmıştır. Çarmıh esnasında “Allahım! Allahım! Niçin beni bıraktın?” (Markos: 15/34; Matta: 27/46) ifadesi de Hazret-i İsa’nın kulluğuna delil teşkil ediyor. “İsa, hikmette ve kamette Allah ve insanlar yanında inayette terakki ediyordu.” (Luka: 2/52) ifadesinin, Hazret-i İsa’nın kul olduğundan başka birşeye delâlet etmediği açıktır. Buna rağmen İsa Aleyhisselâm’a ilâh diyorlar. Bu ne büyük tenakuzdur. İnciller hem kendi içinde hem de birbirleri arasında açık bir tezat içindedirler.
Beşerî bütün özellikleri taşıyan İsa’nın, Allah’ın kulundan başka birşey olmayacağını, “Zira aç idim, bana yiyecek verdiniz, susamıştım bana içecek verdiniz.” (Matta: 25/35) sözünün ve“Şiddetli ızdırap içinde kalan İsa’nın harâretin tesiriyle toprağa dökülen ter damlalarının kan damlaları gibi olduğunu” ifade eden İncil metninin, sadece insani özellikler taşıyan İsa’yı dile getirdiği aşikârdır. Yine, “40 gün 40 gece oruç tutan İsa” (Matta: 4/2) “Yüz yastığı üzerinde uyuyan Mesih” (Markos: 4/38) ifadelerinden İsa Aleyhisselâm’ın tam bir insan olduğu anlaşılır.
İsa Aleyhisselâm; yine kendi ellerinde bulunan incil metinlerinde geçen; “Öğrettiğim benim değil, fakat beni gönderenindir.” (Yuhanna: 7/16) ifadesine göre hem kul, hem de elçi olduğu açıktır. İncillerin başka bölümlerinde ise İsa Aleyhisselâm’a ulûhiyet isnat ediyorlar. Bu ne büyük tenakuzdur.
Hazret-i İsa’nın peygamberliği konusunda da “Yüreğiniz sıkılmasın, Allah’a iman edin, bana da iman edin.” (Yuhanna: 14/1) sözü ile “Doğrusu ve doğrusu size derim: Benim sözümü dinleyip beni gönderene iman edenin ebedî hayatı vardır.” (Yuhanna: 5/24) ifadesi delil teşkil eder. Ve fakat İncillerin birçok yerinde Isa Aleyhisselâm’a ulûhiyet isnat edilir. İnciller bu derece tezat içermesine rağmen bu ifadelerden onun bir elçi, bir insan olduğu apaçık anlaşılmaktadır.
Kur’an-ı kerim de bu durumu sarih bir şekilde beyan eder. Âyet-i kerime’de onun bir kul ve Allah’ın elçisi peygamber olduğu bildirilmiştir:
“O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrâiloğullarına numune kıldığımız bir kuldur.” (Zuhruf: 59)
İsa Aleyhisselâm bir beşerdir, insanlara hidayet yolunu göstermek için Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Peygamberlik vazifesi ise halkı Allah’ın birliğine ve yalnız O’na kulluk yapmaya dâvet etmekten ibarettir.
•
Allah-u Teâlâ, hıristiyanların ona ve annesine ulûhiyet isnat etmelerini gözle görülür bir delil ile çürütmekte, onları vicdanları ile başbaşa bırakarak, hakikati araştırmakla aydınlatılmaları için şöyle buyurmaktadır:
“Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir.” (Mâide: 75)
İlâh değildir. Ancak Allah-u Teâlâ’nın delil ve fermanı ile gönderdiği bir elçi, bir tebliğci, bir peygamberdir. Allah-u Teâlâ hususi olarak bazı peygamberlere mucizeler verdiği gibi, ona da doğruluğunu göstermek için apaçık bazı mucizeler vermiştir. Eğer Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm vasıtası ile ölüleri diriltti ise, şüphesiz ki Musa Aleyhisselâm vasıtasıyla âsâya can verdi ve âsâ sürünen bir yılan oldu. Bu ötekinden daha hayret vericidir. Eğer İsa Aleyhisselâm babasız yaratıldıysa, şüphesiz Âdem Aleyhisselâm hem anasız hem babasız yaratılmıştır. Bu daha şaşırtıcıdır. Bunların hepsi Allah katındandır. Musa Aleyhisselâm ve İsa Aleyhisselâm ancak Allah-u Teâlâ’nın yaratıcı kudretinin tecelli yerleri ve vasıtalarıdır.
İsa Aleyhisselâm ilk olarak gelmiş bir peygamber de değildir:
“Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddıka bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak! Onlara delilleri nasıl açıklıyoruz? Sonra da bak ki, nasıl yüz çeviriyorlar?” (Mâide: 75)

Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar-Havârîler-Mucize Sofra-Büyük Bir Müjde-Yeryüzüne Geliş:


Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar

Hıristiyanlar verdikleri sözde durmadıkları için Allah-u Teâlâ kendi aralarında kıyamete kadar çekişme ve ihtilafın devam edeceğini Âyet-i kerime’sinde beyan buyurmaktadır:
“‘Biz hıristiyanız’ diyenlerden de söz almıştık.” (Mâide: 14)
Onlardan da Allah’ı birleyeceklerine ve O’nun son peygamberi Muhammed Aleyhisselâm’a iman edeceklerine dair söz alınmıştı.
“Onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah yaptıklarını kendilerine haber verecektir.”(Mâide: 14)
O zaman yaptıklarının cezasını görecekler, acısını tadacaklar, ne yaptıklarını anlayacaklardır.
•
Allah-u Teâlâ hem yahudilere hem de hıristiyanlara seslenerek şöyle buyurmaktadır:
“Ey Ehl-i kitap! Size Resul’ümüz geldi.” (Mâide: 15)
Kitaplarınızda özel vasıfları anılarak müjdelenmiş olan peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm size hak dini getirdi ve sizi İslâm dinine dâvet ediyor.
“Kitap’tan gizleyip durduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğundan da geçiyor.” (Mâide: 15)
Muhammed Aleyhisselâm’ın sıfatları, Allah’ın birliği ve birçok emirler, yasaklar açıklanmıştır. Açıklanmasına insanın ihtiyaç olunmadığı ve gizledikleri birçok şeylerden de geçivermiştir, dini bir zaruret bulunmadıkça onları teşhir etmek istememiştir. Eğer herşeyi açıklasaydı sizi rezil ederdi.
“Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.” (Mâide: 15)
“Nur” Muhammed Aleyhisselâm’dır. Zira ancak onun vasıtası ile hidayete erişilir.
“Kitap” ise Kur’an-ı kerim’dir. Şimdiye kadar gizli kalmış nice hakikatları beyan buyurup durmaktadır.
Allah-u Teâlâ din olarak İslâm’ı beğenip seçmiştir.
“Allah, rızâsını arayanları onunla kurtuluş yollarına eriştirir ve onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir yola iletir.” (Mâide: 16)
İnsanlar böylece bu nurun yardımı ile yanlış düşüncelerden, yanlış davranışlardan ve yanlış yollardan kurtulurlar.
•
Allah-u Teâlâ ehl-i kitabın tümüne İslâm dinine girmelerini tavsiye edip, bu dâvete uyanlara vaadini açıkladıktan sonra, bazı hıristiyanların bâtıl inanışlarını beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:
“Allah Meryemoğlu Mesih’tir diyenler, andolsun ki kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 17)
Bundan daha iğrenç bir inkâr düşünülebilir mi?
“De ki: Eğer Allah Meryemoğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzünde bulunan insanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah’a kim bir şey yapabilecektir?
Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır.” (Mâide: 17)
Bütün varlıklar üzerinde varetme ve yoketme, yaşatma ve öldürme hakkı Allah-u Teâlâ’nındır. Dilediğini hayatta bırakır, dilediğini yok eder.
“Dilediğini yaratır.” (Mâide: 17)
Dilerse bir erkekten dişi yaratmak sureti ile çeşitlendirir, nitekim Âdem Aleyhisselâm’dan Hazret-i Havva’yı böyle yaratmıştır. Dilerse İsa Aleyhisselâm’ı yarattığı gibi bir dişiden erkek yaratmak suretiyle çeşitlendirir. Dilerse hem erkek, hem dişiden yaratır ki diğer insanları da böyle yaratmış ve yaratmaktadır.
“Allah’ın kudreti her şeye yeter.” (Mâide: 17)
O’nun kudreti hiçbir şekilde kayıda ve sınırlamaya bağlı değildir.
Şu halde “Allah Meryemoğlu Mesih’tir” diyenlerin kâfir olduklarında şüphe yoktur.
•
Daha sonra Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanların iftiralarını anlatarak Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
“Yahudi ve hıristiyanlar ‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.’ dediler.” (Mâide: 18)
Kendilerinin başka insanlara benzemediklerini, diğer insanlara karşı Allah katında böyle bir seçkinlikleri olduğunu iddia ettiler ve gurur ile Allah-u Teâlâ’dan korkmaz oldular.
“De ki: O halde neden Allah günahlarınız sebebiyle size azap ediyor?” (Mâide: 18)
Halbuki Allah-u Teâlâ sizi dünyada bile zaman zaman azaplara uğratıyor. Nice öldürülmelere ve esaretlere maruz kalıyorsunuz. İddia ettiğiniz gibi Allah’ın oğulları ve dostları iseniz inkâr ve iftiranıza karşılık size niçin cehennem ateşini hazırladı?
Ebu Said-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyamet günü bir nidâcı: ‘Her ümmet dünyada neye tapmışsa onun arkasına takılsın.’ diye ilân edecek. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ’dan başka şeylere, putlara ve heykellere tapmış olanlardan hiçbiri kalmayacak, hepsi cehenneme düşecekler.
Nihayet yalnız Allah’a tapan iyi ve kötülerle Ehl-i kitab’ın bakiyyeleri kalacak ve evvelâ yahudiler çağırılarak kendilerine: ‘Siz dünyada neye ibadet ederdiniz?’ diye sorulacak. ‘Biz Allah’ın oğlu Üzeyr’e tapardık.’ diyecekler.
Kendilerine:
‘Yalan söylediniz! Allah’ın hiçbir zevcesi ve çocuğu yoktur. Şimdi siz ne istiyorsunuz?’ denilecek.
Yahudiler: ‘Susadık yâ Rabbi, bize su ver!’ diyecekler. Bunun üzerine kendilerine işaretle: ‘Suya buyurmaz mısınız?’ denilecek ve yahudiler cehenneme o serap gibi (alev dalgaları) birbirini târumar eden ateşe haşrolunarak oraya düşecekler.
Sonra hıristiyanlar çağrılarak kendilerine: ‘Siz dünyada neye ibadet ederdiniz?’ diye sorulacak. ‘Biz Allah’ın oğlu Mesih’e tapardık.’ diyecekler.
Onlara da:
‘Yalan söylediniz! Allah hiçbir zevce ve çocuk edinmemiştir. Şimdi siz ne istiyorsunuz?’ denilecek.
Hıristiyanlar da: ‘Susadık Yâ Rabbi, bize su ver!’ diyecekler. Bunun üzerine kendilerine işaretle ‘Suya buyurmaz mısınız?’ denilecek ve hıristiyanlar ateşe haşrolunarak oraya düşecekler.” (Müslim: 183)
•
Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanlardan teşekkül eden ehl-i kitaba seslenerek, kendilerine Muhammed Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdiğini haber veriyor, ona iman etmeye dâvet ederek, dâvette bir nezaket olmak üzere iltifat yoluyla Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:
“Ey Ehl-i kitap! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği sırada size peygamberimiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor.” (Mâide: 19)
Beşeriyet âleminde yeniden bir risalet nuru tecelli etmeye başladı. Gizlediğiniz, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyleri size açıklıyor.
Bütün bunlar uzun bir süre peygamberler ve vahiy kesildikten sonra gönderilen Muhammed Aleyhisselâm tarafından açıklanıyor ki;
“Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Mâide: 19)

Nitekim kudretinin, kemâlinin bir numunesi de Muhammed Aleyhisselâm’ı peygamber olarak göndermesidir.

Havârîler:

İsa Aleyhisselâm’ın oniki kadar Havârî denilen seçkin talebeleri ve yakın arkadaşları vardı. Havârî, samimi dost ve yardımcı mânâsına gelmektedir. Bunlar Resulullah Aleyhisselâm’ın ashâbı gibi, İsa Aleyhisselâm’a, o hayatta iken iman eden ve sadâkat gösteren halis müminlerdir.
Allah-u Teâlâ onları Kur’an-ı kerim’inde anmış ve gelecek nesillere övgü ile duyurmuştur:
“İsa onların inkârlarını hissedince;
‘Allah yolunda yardımcılarım kimlerdir?’ dedi.” (Âl-i imran: 52)
Allah’a iman etmiş, özünü Hakk’a bağlamış, Hakk’ın rızâsından başka hiçbir şey düşünmeyerek kendisine yardım edecek yardımcılar aradı.
“Havârîler: ‘Biziz Allah’ın yardımcıları, Allah’a inandık, şâhid ol ki biz müslümanlarız!’ dediler.” (Âl-i imran: 52)
Havârîler, dinin zafere ulaşması için Isa Aleyhisselâm’ın emrettiği her şeye boyun eğeceklerini söylediler ve Allah-u Teâlâ’ya karşı samimi imanlarını da şöyle ikrar ettiler:
“Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine inandık, Peygamber’e uyduk. Bizi şâhit olanlarla beraber yaz!” (Âl-i imran: 53)
Havârîlerin bu iman ve arzuları aslında Allah-u Teâlâ’nın kendilerine bir ilhamının neticesi idi.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Havârîlere: ‘Bana ve Peygamber’ime iman edin!’ diye ilham etmiştim. Onlar da: ‘İman ettik, bizim müslümanlar olduğumuza şahid ol!’ demişlerdi.” (Mâide: 111)
Allah-u Teâlâ ümmet-i Muhammed’e hitap buyurarak, havârîleri bu fazilet ve meziyetlerinden dolayı onlara misal olarak göstermektedir:
“Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun!” (Saf: 14)
Allah-u Teâlâ’nın dinine hizmet ederek, O’nun nurunu âfâka neşretmeye çalışın.
Kulun Allah-u Teâlâ’ya yardımcı olduğu bir mevkiden daha yüce bir makam düşünülemez.
“Nitekim Meryemoğlu İsa Havârîler’e: ‘Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimlerdir?’ demişti.” (Saf: 14)
“Havârîler de: ‘Biziz Allah’ın yardımcıları!’ demişlerdi.” (Saf: 14)
İşte siz de ey müminler! İsa’nın havârîleri gibi Allah’ın yardımcıları olunuz. Peygamberinizin dâvetini kabul ederek Allah’a tam bir iman ile yardım ediniz!
Havârîler daha önceleri makam sahibi, soylu ve zengin kimselerdi. İsa Aleyhisselâm’a tâbi olduktan sonra, onun uyarması üzerine kendi kazandıkları rızıklarıyla geçinmeye başlamışlardır.
İsa Aleyhisselâm göğe çekildikten sonra, vasiyetini muhafaza edip talimini yapanlar bunlar olmuş, çoğu da zamanla birer birer şehit edilmişlerdir.

Mucize Sofra:

Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’a ve annesi Hazret-i Meryem’e sunduğu nimetleri anlatırken ona ilk iman edip, yardımcıları sayılan Havârîler’in erdikleri ilâhi ikramları Âyet-i kerime’lerinde beyan buyurmaktadır:
“Havârîler: ‘Ey Meryemoğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?’ demişlerdi.
O: ‘İman etmiş kimseler iseniz Allah’tan korkun!’ demişti.
Onlar: ‘İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, senin bize hakikaten doğru söylediğini bilelim ve onu bizzat görmüş şâhitler olalım.” demişlerdi.
Meryemoğlu İsa şöyle dedi:
Ey Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem öncekilerimiz hem sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir delil (mucize) olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
Allah buyurdu ki:
Ben onu size şüphesiz ki indireceğim. Bundan sonra da içinizden kim inkâr ederse, âlemlerde hiç kimseye azap etmediğim şekilde ona azap edeceğim.” (Mâide: 112-115)

Büyük Bir Müjde

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ism-i şerifleri ve vasıfları Tevrat’ta da İncil’de de yazılı bulunuyordu.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, ümmî Peygamber’e uyarlar.” (A’raf: 157)
Yahudiler Tevrat’ta, hıristiyanlar İncil’de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler ve onun gelmesini beklediler. Her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve geldiği zaman inanmalarını tenbihledi. Bu sebeple her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak beklenen peygamberin Araplar arasından ve yetim bir kimse olarak gönderildiğini görünce, sırf ırkçılık gayretiyle inkâr ettiler. Halbuki onun gerçekten peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi tanıyorlar ve gelmesini bekliyorlardı.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.” (Bakara: 146)
Yahudi âlimlerinin Tevrat’tan, hıristiyan âlimlerinin İncil’den birçok sözleri gizledikleri, âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm’ın teşrif buyuracağını müjdeleyen âyetleri tamamıyla kaldırdıkları Kuran-ı kerim’de haber verilmektedir.
İsrâiloğulları peygamberlerinin sonuncusu olan İsa Aleyhisselâm; kendi zamanına kadar gelen dînî hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan Ahmed-i Muhtar’ı açıkça ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları Hatem-ül Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm’a meylettirmiş, göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:
“Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)
İsa Aleyhisselâm’ın Tevrat’ı tasdik etmesi, haber verme itibariyledir. Zira Tevrat’ta hem İsa Aleyhisselâm’a hem de son peygamber Muhammed Aleyhisselâm’a dair haberler vardı. Bu sebepledir ki İsa Aleyhisselâm, Ahmed Aleyhisselâm’ın gelmesinin yakın olduğunu müjdelemek suretiyle bu husustaki haberlerin doğru olduğunu ispatlamıştır.
Ahmed; Allah-u Teâlâ’nın en çok methini yapan kişi mânâsına geldiği gibi, en çok methedilen veya kullar arasından en çok övülen kişi mânâsına da gelir.
Tevrat’ta İsa Aleyhisselâm’ın gönderilmesine dair verilen müjde, onun gelişiyle gerçekleşmiş oldu. Muhammed Aleyhisselâm’ın geleceğine dair Tevrat’ın verdiği müjdeyi İsa Aleyhisselâm tasdik ederek onun geleceğini müjdelemiş ve onun öncüsü olduğunu belirtmişti. Bu, İsa Aleyhisselâm’ın peygamberlik vazifelerinden birisi idi.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Muhammed’in nefsi yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten bir yahudi veya hıristiyan beni işitir de sonra benimle gönderilene iman etmeden ölürse, mutlaka cehennemlik olur.” (Müslim: 153)
Bu Hadis-i şerif, Resulullah Aleyhisselâm’ın gönderilmesiyle bütün dinlerin neshedildiğine delildir. Hadis-i şerif’in hükmü yalnız Resulullah Aleyhisselâm’ın zamanında yaşayanlar için geçerli olmayıp, kıyamete kadar her devir insanlarına şâmildir. Çünkü ikinci bir peygamber gelmeyecek, başka bir kitap inmeyecek.
İsa Aleyhisselâm Resulullah Aleyhisselâm’ın geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah Aleyhisselâm da İsa Aleyhisselâm’ın tekrar gökten inip geleceğini, ümmetine ona uymasını emredip, ne gibi işler yapacağını da bir bir müjdelemiştir.

Nezd-i İlâhîye Yükseliş:

İsrâiloğulları Romalıların esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havârîlerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.
Fakat Allah-u Teâlâ:
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imran: 54)
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür.
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey Isa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imran: 55)
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı yahudilerin elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir.
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imran: 55)
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imran: 55)
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.
“Sonra da dönüşünüz bana olacak.” (Âl-i imran: 55)
İnananların da inkâr edenlerin de gidecekleri yer kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’nın mahkeme-i kübrasıdır.
“İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imran: 55)
Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da âhirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imran: 56)

Yeryüzüne Geliş:

İsa Aleyhisselâm, Deccal’in fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecek ve icraatlarını gerçekleştirecektir.
İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.
Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır.
İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.
“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)
Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.
Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.
•
İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceğine dair Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryemoğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhari. Tecrid-i sarih: 1018)
Haçı kırması; kendisinin öldürüldüğünü iddiâ edenlerin yalan söylediklerine, dinlerinin bâtıl, İslâmiyet’in hak olduğuna, kendisinin müslümanlığı meydana çıkarmak gibi icraatla o dinleri iptal etmek için indiğine işarettir. Müslümanlıktan başka din kabul etmeyecektir. Dinleri iptal edilip yeryüzünden kaldırılınca, diğer birçok bâtıl inançların yanında domuz yeme âdetleri de kaldırılmış olacak.
Cizyeyi kaldırmaktan murad, kâfirlerden onun alınmasının kaldırılıp, İslâm’dan başka hiçbir şeyin kabul edilmemesidir. Çünkü müslümandan cizye alınmaz, zekât alınır.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Vallahi Meryemoğlu İsa âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, genç dişi develer başıboş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasetlikler muhakkak surette kalkacak.
(İsa Aleyhisselâm) insanları mala davet edecek, fakat malı hiç kimse kabul etmeyecektir.” (Müslim: 155)
Çıkan harplerde çok az insan kalacak. Çünkü 3. dünya harbi bitmiş, yahudiler gitmiş, Çinliler yok olmuş, İsa Aleyhisselâm gönderilmiş, birçok hadiseler olmuş, her şey meydanda kalmış.
Yani dünya yüzünde insan az, mal ve servet çok. Hazineler var, fakat insan yok.
•
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bakalım imamınız kendinizden olduğu halde Meryemoğlu İsa yanınıza indiği zaman durumunuz nasıl olur?” (Buhari. Tecrid-i sarih: 1406)
Herkes imtihan olacak, böylece iman ile küfür ayrılacak. Allah-u Teâlâ kime o lütuf nurunu koymuşsa ona tâbi olacak, kime koymamışsa olmayacak.
•
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz İsa Aleyhisselâm’ın hacc yapacağını Hadis-i şerif’lerinde haber vermişlerdir:
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryemoğlu, Hacc veya umre yahut her ikisini birden yapmak için mutlaka Fecc-i Ravhâ’da telbiye getirecektir.” (Müslim: 1252)
Bu Hadis-i şerif de İsa Aleyhisselâm’ın sağ olduğuna delildir.
•
Deccal isminde bir şahıs türeyip ilâhlık dâvâsında bulunacak ve bir süre insanları saptıracak.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Adem’in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal’den daha büyük bir fitne yoktur.” buyurmuştur. (Müslim)
Ebu Derdâ -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde, Kehf sûre-i şerif’inin ilk on Âyet-i kerime’si ile son on Âyet-i kerime’sini okumaya devam edenlerin, onun şerrinden kurtulacağını haber vermiştir. (Müslim: 809)
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde:
“Deccal yahudidir.” buyurmuşlardır. (Müslim: 2927)
•
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’e göre; Deccal’in iki gözü arasında “Kâfir” yazılıdır, bunu her müslüman okuyacaktır.
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde de buyururlar ki:
“Deccalin sol gözü yoktur. Vücudu gayet tüylüdür. Cennet ve cehennem namıyla nezdinde iki mevki vardır. Lâkin hakikatte cehennem gösterdiği mevki cennet ve cennet gösterdiği mevki ise cehennemdir.” (Müslim: 2934)
Allah-u Teâlâ deccale, şeytana verdiği ruhsat gibi ruhsat verecek. Şeytana kıyamete kadar, fakat deccale İsa Aleyhisselâm çıkıncaya kadar. Çıktığı zaman onu öldürecek.
Allah-u Teâlâ o zamanda yaşayan insanları imtihan etmek için, ona istidraç kabilinden birçok ruhsatlar verecek.
Ona tâbi olanlar büyük bir lütfa ermiş gibi görünecek, fakat ebedî cehennemlik olacaklar. Onların dünyadaki refahları çok kısa ve geçicidir.
Ona inanmayıp imanlarında sebat edenler birazcık sıkıntı göreceklerse de onlar Hazret-i Allah’a iman ettikleri için ebedî cennetlik olacaklar. Onların refahları ebedîdir.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...