15 Temmuz 2014

HER İŞ KALPTE BİTER




HER İŞ KALPTE BİTER 
Seyyid Fehim Arvasi, âlim ve veli bir zat.
Kullara hizmet için, ederdi çok nasihat.
İlim, hikmet saçardı konuştukça lisanı.
Küfür’den hidayete çıkardı çok insanı.
Bir gün, sevdiklerine buyurdu: (İş kalptedir.
Onu temizlemek de, ancak sohbet iledir.
Sohbet, bir an da olsa, Hak dostu bir veli'yle,
Beraber bulunmaktır, konuşulmasa bile.
Evliya-yı kiramdan, Behaeddin Buhari,
Vardı ki, ziyarete gelmişti ona biri.
Baktı ki konuşmuyor, bekledi yarım saat.
Lakin konuşmuyordu yine o mübarek zat.
En son dayanamayıp, dedi ki: (Ey efendim!
Bir şeyler söyleyin de, istifade edelim.)
O zaman büyük veli, başını kaldırarak,
Ona şöyle buyurdu hemen cevap olarak:
(Bizim sükutumuzdan bir şey anlamadıysan,
Kelamımızdan dahi anlamazsın ey insan!)
Yüzüne bakmak bile, ibadettir müminin.
Çünkü onun kalbinde, iman var, bunun için.
Peygamber-i zişan'ın kalbinden çıkan nurlar,
Kalpten kalbe akarak, geldi bu güne kadar.
Su, nasıl ki boruyla gelir ise barajdan,
Bu nur da, kalpten kalbe, akıp gelir her zaman.
Eğer nasib olmazsa bu nurlar bir kişiye,
Kavuşmamış sayılır zaten o hiçbir şeye.
Velhasıl şu iki şart, her kimde varsa eğer,
Resulullahtan gelen bu nura, o da erer.
Şartlardan birincisi şudur ki: Bu nurların,
Kalbinde olduğuna, inanmaktır bir zatın.
İkincisi, sevmektir o veliyi ihlasla.
Hiç şüphe etmemektir, bu ikisinde asla.
Her kimde bu iki şart mevcut ise eğer ki,
Onun dahi kalbine, nur akar elbette ki.)
Bir gün de buyurdu ki: (Olun hep mütevazi.
Siz tevazu ettikçe, yükseltir Allah sizi.
Kibirli olanları, ne kul sever, ne Allah.
Kendisini sadece, kendi sever mazallah.
Kendini bir kâfirden, hatta uyuz köpekten,
Üstün gören, Allah'a kavuşamaz katiyen.
Hadiste buyuruldu: (İnsanların fenası,
Zor olandır yanına biraz yaklaşılması.)
Eğer korkuluyorsa, varmak için yanına,
Bir felaket olarak, kâfi gelir bu ona.
Siz öyle davranın ki, kaçmasın kimse sizden.
Emin olsun insanlar, hem el ve dilinizden.
Desinler: (Gidelim de, filanın yanına biz,
İçimiz açılsın ve ferahlasın kalbimiz.)

DUA ALMAYA BAKIN


DUA ALMAYA BAKIN
Seyyid Fehim Arvasi, hal ehli bir veli'ydi.
Büyük insan olduğu, her halinden belliydi.
O, bir gün buyurdu ki: (Bakın dua almaya.
İnsan, dua alarak yakın olur Allah'a.
Evliya-yı kiramdan, Ubeydullah-ı Ahrar,
Çok dua istemeyi, etmişti adet, şiar.
Buğday satın almıştı, bir gün de bir kimseden.
Ayrılıp gitti sonra, hiç dua istemeden.
Üç günlük bir mesafe gitmişti ki o fakat,
Dua almadığını hatırladı o saat.
Dedi: (Eyvah, ben ondan dua talep etmedim.
Onun duasındaydı belki de saadetim.)
Üç günlük mesafeden, geriye döndü yine.
Geldi buğday aldığı o köylünün evine.
Köylü onu görünce, sual etti pür-telaş:
(Yoksa bozuk mu çıktı buğdaylar ey arkadaş?)
Dedi ki: (Hayır hayır, iyi çıktı buğdaylar.
Ve lakin istemeyi unuttuğum bir şey var.)
(Nedir?) diye sorunca, dedi ki: (Biraderim!
Ben, gördüğüm herkesten, dua talep ederim.
Lakin senin duanı, unuttum istemeyi.
Yolda hatırladım da, bu yüzden döndüm geri.)
Köylü, hayret içinde dedi: (Yani şimdi sen,
Yalnız bunun için mi geldin hiç üşenmeden?)
(Evet, sırf bunun için geldim) dedi o Hazret.
Köylünün şaşkınlığı, fazlalaştı begayet.
Ellerini kaldırıp, dedi ki: (Ya ilahi!
Aç bunun kalp gözünü, veli olsun bu dahi.)
Anında kabul oldu, onun bu halis sözü.
Hace Ubeydullah’ın açıldı gönül gözü.
Yine bir defasında buyurdu: (Haya, edep,
Hayatın her anında, lazımdır insana hep.
Herhangi bir mümini görürseniz siz eğer,
Mütevazı davranıp, verin kıymet ve değer.
Zira hiç belli olmaz, o gördüğün, kim bilir,
Allah'ın çok sevdiği bir veli olabilir.
Vaktiyle bir talebe, yürürken yolda bir gün,
Öteden geldiğini farketti bir büyüğün.
Durdu ve edebinden, yol verdi ihtiyara.
O öne geçsin diye, çekildi az kenara.
Lakin o yaşlı zat da durdu ve dedi: (Ey genç!
Ne için yürümezsin, yol senin, önce sen geç.)
Çocuk çok edepliydi, dedi ki: (Ey efendim!
Ben sizin önünüze nasıl geçebilirim?
Siz yaşlı amcasınız, ben ise bir talebe.
Önünüzden yürümek yakışır mı edebe?)
Evliyadan bir zatmış meğerse o ihtiyar.
Dönüp, o talebeye eyledi tek bir nazar.
O nazarla, çocuğa bir hal oldu o anda.
Kalp gözü açılarak, evliya oldu o da.)

HER ZAMAN CÖMERT OLUN






HER ZAMAN CÖMERT OLUN
Seyyid Fehim Arvasi, 
büyük bir evliyadır.
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.
Onu gören kimseyi, kaplardı neşe, sevinç.
Yüzünden tebessümü, noksan olmaz idi hiç.
O, bir gün buyurdu ki: (Dünya, küçük ve dardır.
Bunun için burada, sıkıntı, darlık vardır.
Her kim sıkılıyorsa, dünya işleri için,
Demek kalbi, dünyaya dönüktür o kişinin.
Ahirete dönerse, bulur rahat ve huzur.
Zira ona giden yol, geniş, hatta sonsuzdur.
Kavgalar, dar yerlerde gelirler hep meydana.
Zira herkes, kendini çıkarır ön plana.
Herkes, menfaatini kayırır, haset eder.
Herkes, (Dünya malına, ben sahip olayım) der.
Az malı, çok kimseler edince böyle talep,
Dünya sıkıntısının menşei de budur hep.
Almayı düşünenin, sıkıntısı çok olur.
Veren ise, daima bulur rahat ve huzur.
Hem vermek üzerine kurulmuştur dinimiz.
Veren el, alan elden, hep üstündür ve aziz.)
Bir gün ona sordular: (Efendim, neden acep, 
Hakiki müslümanlar, güleryüzlü olur hep?)
Buyurdu: (Güler yüzlü olur mümin esasen.
Zira mümin olmanın, şiarı budur zaten.
Zira halis müslüman, ölümü unutmaz hiç.
Ölümü çok anmak da, verir neşe ve sevinç.
Çünkü ölüm, başıdır sonsuz bir yolculuğun.
Hazırlanmak lazımdır, bu sefere çok yoğun.
İnsan, dünyada bile, çıksa bir kısa yola,
Bir kaç gün evvelinden, koyulur hazırlığa.
Ölüm seferininse, değildir günü belli.
Zira hep ani gelir insanların eceli.
İşte bu yolculuğu, çok düşünen bir insan,
Yapar hazırlığını, gelmeden henüz o an.
Bu dünya hayal olup, gayet kısa zamandır.
Sonsuza nisbet ile, ömür, sanki bir andır.
Bunun da çoğu gitti, azı kaldı geriye.
Kavuşmaya bakmalı, rıza-i ilahiye.
Ölüm uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yoksa, mahşer gününde, oluruz gayet pişman.)
Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim, faraza,
Cemiyet bir bedendir, fertler de birer aza.
Birinin ayağına, batsa ufak bir diken,
Onun acısı ile, sızlanır bütün beden.
Vücudun neresinde olsa bir dert ve maraz,
Onun sıkıntısıyla, insan rahat olamaz.
İşte bir memleketin fertleri de böyledir.
Birisi hasta olsa, hepsi üzüntüdedir.
Bunun için herkese, davranın güzel, iyi.
Herkesle hoş geçinip, üzmeyin hiç kimseyi.)
 

KUR'N-I KERİM SESLİ





KUR'N-I KERİM SESLİ 

14 Temmuz 2014

GÖNÜLDEN ESİNTİLER: (6) PEYGAMBER (1) Hz. Âdem (a.s.) İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (15)





GÖNÜLDEN ESİNTİLER:
 (6) PEYGAMBER (1) Hz. Âdem (a.s.) 
İRFAN SOFRASI 
 NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (15) 

 İÇİNDEKİLER 
 Sahife no 
 ÖN SÖZ:………………………………………………………………4
 Altı Peygamber birinci kitap: Âdemiyyet mertebesi:………………..9 
 Âdem kelimesinin sayısal değeri:……………………………………….10 
 “a’dem’’ yokluk,” Âdem” varlık:………………………………………….13 
 Hakikat-i Âdem ve Havva:…………………………………………........15 
 İki yönlü yaşam idrâki:……………………………………………………….19 
 “Hel eta alel insânî” Âyeti:………………………………………..........22 
Errahmânü:………………………………………………………………………….23 
 Ve iz kâle Rabb’ike:…………………………………………………………….24 
Halife:………………………………………………………………………………….28 
Beşer:………………………………………………………………………………….28 
Âdem:………………………………………………………………………………….29 
Nefs:……………………………………………………………………………………30 
 Halâkaküm min nefsin vahidetin:………………………………………33 
 Şüphe yokki Allah Tealâ Âdem-i:……………………………………….36
 Bakara Sûresi (2/30-38) Âyetleri:………………………………...37 
 O vakti hatırla ki:……………………………………………………………….39
 Dört ana varlık. Rabb, melekler, yeryüzü, halife:…………….40
 Orada bozgunculuk yapacak:…………………………………………….43 
 Dem, kan ve kan dökücülük:…………………………………………….45 
 Ey Âdem onlara isimlerini söyle:……………………………………….48 
Özet yorum:……………………………………………………………………….49 
 Âdem-e niye secde etmedin?:…………………………………………..51
 İblis:……………………………………………………………………………………53 
 Ey Âdem! Eşin ve sen cennette kal:………………………………...55 
 Ya Âdemu (üskün):……………………………………………………………56
 Ancak şu ağaca yaklaşmayın:…………………………………………..57 
 Şeytan oradan ikisininde ayağını kaydırdı:……………………..59 
 Âdem, Havva, Şeytan:……………………………………………………..61 
 Size bir hidayet gelince:…………………………………………………..63
 İblis ben ondan hayırlıyım:……………………………………………70 
ÖNSÖZ BİSMİLLâHİRRAHMâNİRRAHİYM: 
 Sayın okuyucum, “İRFAN MEKTEBİ” kitabımızda özet olarak, bir Hakk yolcusunun aslına varabilmesi için, geçirebileceği bazı hususları açıklamaya gayret etmiştik. Bu mertebelerin daha iyi anlaşılabilmesi için, Kûr’ân-ı Keriym’de ismi geçen bu Peygamber’lerin özetle dahi olsa kısa kısa hayat hikâyelerinin bilinmesinin kendimizi tanıma yolunda büyük yararları olacağı açıktır. 

 Her bir Peygamber’in hayat hikâyesi, yaşadığı mertebenin-devrinin özelliklerini ve geçişlerini kendi hayatlarından misallerle bizlere açıklamaktadır. Konumuza mevzu olanlar, 

Âdem (a.s.) ile birlikte (Ulül azm) “azamet sahibi” altı Peygamber ki; bunlar, Nûh (a.s.) İbrâhim (a.s.) Mûsa (a.s.) İsâ (a.s.) Muhammed (s.a.v.) dir. 

Bu altı Peygamber’in hayat hikâyelerinin az da olsa bilinmesinden çok büyük yararlar sağlanacağı açıktır. Bu Peygamber’lerin her biri insânlık tarihinde kendi düzeyleri itibariyle çığırlar açıp, tefekkür ufuklarımızın genişlemesinde, şekillenmesinde ve Cenâb-ı Hakk’a giden yolculuğumuzda kilometre taşları ve dinlenip yeniden daha ileri menzillere varabilmemiz için kervansaraylar oluşturmuşlardır. 

 Âdemiyyet= Âlemlerde başlı başına bir inkilâptır. Böyle bir varlığın yeryüzünde yaşamaya ve hakikat-i İlâhiyye’ye ayna olmaya ve Hakk ile ünsiyyetin başlaması, zâtî tecelliye mahal ve zuhur yeri olması bakımından ne kadar mühim bir mertebe olduğu aşikârdır.

 Nûhiyyet : Beşeriyyetinden kurtulmaya çalışmanın inkılâbıdır. 
İbrâhimiyyet : Tevhid-i ef’âl inkılâbıdır. 
 Mûseviyyet : Tefhid-i esmâ inkılâbıdır. 
 İseviyyet : Tevhid-i sıfat inkılâbıdır. 
 Muhammediyyet : Tevhid-i zat inkılâbıdır. 

 Dünya tefekkür tarihindekiler, bu zuhurların getirdiği İlâhi bilgilerle yükselişlerini sürdürmüşlerdir; ancak kendi devrelerinde ve daha sonraki devrelerde bu bilgiler İseviyyet devresi itibariyle bazı beşeri anlayışlarla asıllarından oldukça uzaklaştırılarak özelliklerini kaybetmiştir. İşte Cenâb-ı Hakk habibini, bütün bu bozulan fikir yapılarını tekrar ele alıp yeniden yapılandırarak Kûr’ân ve Hadîs ismi altında insânlığın faydasına sunulmak üzere göndermiştir. Bahsedilen her bir Peygamber sadece kendine ait mertebesini zuhura getirirken Hz. Muhammed (s.a.v.) ise insânlık âlemine üç yeni mertebe daha getirmiştir. 
 Bunlar: 

 1.Tevhid-i zat: Hazret-i Muhammed
 2.İnsân-ı kâmil: Hakikat-i Muhammediyye 
 3.Hakikat-i Âhadiyyetül Ahmediyye: Hakikat-i Ahmediyye’dir. 

Ayrıca Nûr’u Muhammdiyye’dir. 

 Böylece insânlık âlemine bu İlâhi bilgiler Cenâb-ı Hakk tarafından bildirilmiş ve insânlığa ihsân edilmiştir. Tatbik edenler bu İlâhi yoldan Rabb’larına ulaşma imkânı bulmuş, inkâr edenler ise ebedi hüsranda kalmış olurlar. Gayemiz peygamberler tarihi yazmak değil, onların geçirmiş oldukları hayat tecrübelerinden yararlanarak yolumuzu kısaltmak ve bizlere birer numune olan bu zevatın yaşantılarından örnekler ve ilhamlar alarak faydalanma yoluna gitmektir. Cenâb-ı Hakk cümlemizi bu yollardan faydalandırsın. Siyasî ve zâhirî görüşleri ağır basan bazı kimseler, Mûseviyyet ve İseviyyet mertebelerinden bahsedilirken bunları bugünkü Yahûdîlik ve Hristiyanlık zannederek, bunların methiyeleri yapıldığı zannıyla kendilerinde az da olsa şüphe uyandığını ifade etmektedirler. Halbuki bahsedilen hususlar ırkçılık ve milliyetçilik anlayışıyla oluşan bir bakış değil, mertebeleri itibariyle hakikatlerine bakıştır.

 Kûr’ân-ı Keriym’deki bu mertebeler övülmekte ve bizlere böylece bildirilmektedir. Bizlerin de kavminin ve milletinin ne yaptıklarını değil, Peygamber’lerinin ne yaptıklarını ve nasıl yaşadıklarını araştırarak o mertebenin gereği olarak, anlayarak yaşamamız icab etmektedir ki; gerçek yol da budur. Bugünkü Benî İsrâîl’e bakarak, (isr) in “mânâ âlemindeki yürüyüş”ün, hakikatini, yine bugünkü Hristiyanlık âlemine bakarak, “İsâ fenâ fillâh-Rûhullah” hakikatini onlara aittir diye terk etmek herhalde akıllıca bir iş olmasa gerektir. Bütün bu mertebeler İslâm’ın içinde mevcud olup onun varlığı ile vardır. Kûr’ân-ı Keriym; Âl-i İmrân Sûresi (3/19) Âyetinde bu husus belirtilmiştir. â5¤¡üa ¡é¨£ÜÛa †¤ä¡Ç åí©£†Ûa £æ¡a ›QY “ İnneddine indellahil islâm”











GÖNÜLDEN ESİNTİLER 
 BİR ZUHURÂT’IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 
 TENZîH, TEŞBİH, TEVHİD. 
 NECDET ARDIÇ
 

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...