09 Aralık 2012

Ey benim hiç darılmayanım


Ey benim hiç darılmayanım

allah89fs.gif

Ey beni en en çok sevenim..
Ey beni en en çok kollayıp-gözetenim..
Ey sesimi hep duyanım! Yaralarımı saranım..
Eyy hiç darılmayanım! Çağırınca koşarak gelenim!

Ey bana benden yakınım! Ey beni en çok bilenim!
Ey en çirkinimden sonra bile “gel” diyenim!
Eyy! Dünya terketse, hiç terketmeyenim!
Ey en en vefalım..Ey Sevgili, en sevgili! Meded!..
Ahh.. Ey kadrini hiç bilemediğim!
Ahh.. Ey nefsimin ilk şahlanışında bir kenara ittiğim..
Ahh.. Ey “Sendeyim” deyip, ülfetlerde kaybettiğim!
Ahh.. Ey “Yalnız Sana..” deyip, gayrısına kulluk ettiğim..
Ahh Sevgili! En en Sevgili..
Ahh ya Vedud! Ya Rahim! Ya Sabur…
Ahh ya Tevvab! Ya Afuvv..
Ahh ya Rabbi! Ahh ALLAH’ım Af ALLAH’ım!
Tut sana müştak yüreğimi, affet beni….
.

Yunus Emre Diyor ki;


Yunus Emre Diyor ki;


springmixbar.gif 

Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise.

Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise.

Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar

Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.


Aksakallı bir koca, hiç bilmez ki hal nice


Boşa gitmesin hacca, bir gönül yıkar ise.

Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı

İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise.


Bir kez gönül yıktınsa kıldığın namaz değil,


Yetmiş iki millet de yüzünü yumaz değil.

Yol odur doğru vara, göz odur Hakkı göre,

Er odur yerde dura, üstten bakan göz değil.


Doğru yola gittinse, er eteğin tuttunsa,


Bir tek hayır ettinse, biri bindir az değil.

Yunus sözleri çatar, balını yağa katar,

Çok kıymetli mal satar, cevherdir o, tuz değil..

Yunus Emre

Dost Musun?


Dost Musun?


Dost musun? Öyleyse canın canımdır…Aynan olmalıyım…
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi…Hem sakınmadan, mertçe…
Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,Ne şekil gelirse, öylece…
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,Seni de dupduru isterim karşımda…
Dostsan
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
Lâf değil, icraat beklerim senden!Öyle bak ki, hislerini görebileyim…
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim…Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey…Kulak duyarken anlatılmalı…
Göz bakarken bakmalıyım sana…
Can sağ iken sarılmalı…Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı….
Hayır!
Dirime selâm vermeyen,Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!Her söylediğimi onaylaman şart değil…
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez…
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni
Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma…Kandırmanı aslâ kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,Her dakikamız birlikte geçmez…
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım…
Belki her çağırdığında gelemem fakat,Derdine ortak ararsan, koşarım…
Ben de herkes gibi insanım elbet,Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında…
Dostsan
Küçümsemeden, küfretmeden,Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma…
Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,
ama…
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına…Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz…Uğruna seve seve hesabı şaşırırım…
Görmezden gelebilirim yanlışlarını…
Başkaları enayilik sayabilir,Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunları dert bile etmem, ama,Sen, aslında aptal olmadığımı,Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Neyse, o olmalı insan…Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin…Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ…Kışsan kar ol, güzsen yağmur…
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma…Belki de çok geldi bunca talep…
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma…
Sana fazla geldiğim ilk anda,Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin…
Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden…Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
Gitmeye davranırsam bir gün,Sen de karşımda set olma!
Dost musun?

Öyleyse, canın canımdır,Yoluna baş koymaya hazırım ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!

BİR DUA İLE YER YERİNDEN OYNAR


cocuk2.jpg
BİR DUA İLE YER YERİNDEN OYNAR 
Rabbimizin biz kullarından neler istediğini ve O’na karşı nasıl bir kul olmamız gerektiğini öğrenip, Rabbimizin yüceliğine yaraşır şekilde dua ve şükür edebilmek için başvuracağımız yegâne kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an ayetlerinde geçen duaların bir kısmı şu şekilde gösterilebilir;
Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…
De ki “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”  (Furkan Ayet 77)
Kullarım, Beni sana soracak olurlarsa, gerçektende Ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlarda bana cevap versinler ve Bana inansınlar ki doğruya erişsinler. (Bakara Suresi Ayet 186)

Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver. Bizi ateş azabından koru. (Bakara Suresi Ayet 201)

Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır ve inkarcılara karşı bize yardım et. (Bakara Suresi Ayet 250)

Allah, O’ndan başka tanrı yoktur. O, Canlıdır, Kudretin Kaynağıdır. O kendisinden geçmez ve O’nu uyku tutmaz. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında kim aracılık edebilir? O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. İstediği kadarının dışında O’nun bilgisinden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun yönetimi gökleri ve yeryüzünü kuşatmıştır. Onların korunması O’na zor gelmez. O pek Yücedir, pek Büyüktür. (Bakara Suresi Ayet 255)

Elçi, Rabbinden kendisine indirilene inandı, inananlar da… Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine inanmışlardır: “Allah’ın elçilerinin hiçbirisi arasında ayırım yapmayız. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz! Bağışla bizi, dönüş Sana’dır.” dediler. (Bakara Suresi Ayet 285)

Allah hiçbir benliğe kapasitesinin haricinde bir yük yüklemez. Herkesin kendi yaptığı lehine, kendi yaptıkları aleyhinedir: “Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz ! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceklerini bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, bize şefkat göster. Sen bizim dostumuzsun. İnkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et. (Bakara Suresi Ayet 286)

“Rabbimiz! Bizi doğruya ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme ve katından bize rahmet bağışla. Gerçekten bağışı en çok olan Sensin, Sen. Rabbimiz! Varlığında şüphe bulunmayan bir günde insanları mutlaka Sen toplayacaksın.” Gerçekten de Allah vaadinden dönmez. (Ali İmran Suresi Ayet 8-9)

Rabbimiz! Şüphesiz biz inandık, günahlarımızı bağışla, ateş azabından koru bizi. (Ali İmran Suresi Ayet 16)

“Ey yönetimin sahibi Allah’ım, Sen yönetimi istediğine verirsin ve istediğinden yönetimi çekip alırsın. İstediğini üstün kılar, istediğini alçaltırsın. Hayırlar senin elindedir. Gerçekten de Sen her şeye gücü yetensin. Geceyi gündüze bağlarsın, gündüzü de geceye bağlarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Sen istediğini hesapsızca rızıklandırırsın. (Ali İmran Suresi Ayet 26-27)

Rabbimiz! Günahlarımızı ve taşkınlıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam bastır ve inkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et.( Ali İmran Suresi Ayet 147)

Onlar ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı hatırlarlar. Evren’in ve yerin yaratılışı konusunda derin derin düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateş azabından koru.” “Rabbimiz! Şüphesiz Sen birini ateşe soktun mu onu tam rezil etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır.” “Rabbimiz! Bir davetçinin Rabbinize inanın diye inanmaya çağırdığını işittik ve inandık. Rabbimiz ! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizim canımızı iyilerle birlikte al. “Rabbimiz! Elçilerine vaat ettiğini bize ver. Diriliş gününde bizi rezil etme. Sen vaadinden dönmezsin.( Ali İmran Suresi Ayet 191-194)

De ki : “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. (Enam Suresi Ayet 162)

Sen bizim dostumuzsun. Öyleyse bizi bağışla, bize şefkat göster, sen bağışlayanların en hayırlısısın.Bize hem bu dünyada, hem de ahirette güzellik yaz. Şüphesiz ki biz sana yöneldik. (Araf Suresi Ayet 155-156)

İLİM


kulliedeb.jpg 
İlim, kısaca bilmek demektir. 
“Gerçeğe ve vakıaya uygun düşen bilgi ve kanaat; bir şeyi olduğu gibi idrak etmek” diye de târif edilmiştir. 
Zıddı ise cehâlettir.

İslâm dini ilme ve ilim tahsiline, böylece zihin ve kalp âlemini tenvîre büyük ehemmiyet verir. Cehâleti ve karanlıkları ortadan kaldırmayı hedefler. 
Allâh Teâlâ ilk vahyettiği âyetlerde, 
Resûlü’ne ve onun şahsında bütün insanlara okumayı ve öğrenmeyi şöyle emretmektedir:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan (rahim duvarına tutunmuş asılı bir hücreden) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediği şeyleri O öğretti.” (el-Alak 96/1-5)
“Oku!” emrinin, ilk olarak inen âyetlerin içinde iki kez tekrar edilmesi, İslâm’ın ilme, ilim öğrenmeye ve öğretmeye verdiği ehemmiyeti gösterir. Bu âyetlerde ilmi öğretenin esasen Allah Teâlâ olduğu bildirilerek insana: “Rabbinin adını zikret, indirdiği âyetleri O’nun adına ve rızasına uygun olarak oku, engin mânalarını anla, kendini oku, kâinâtı oku ve ma’rifet-i ilâhîye ererek ihsan derecesinde bir kulluk hayatı yaşa!” telkininde bulunulmaktadır.
Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz’i ilminin artması için duâya teşvik ederek:
“De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır!” (Tâhâ 20/114) buyurmuştur. Bu mânada Peygamber Efendimiz; “Allah’a yaklaştıracak bir ilim öğrenmeksizin geçen günde, benim için hayır yoktur.” (Ali el-Müttaki, X, 136) sözüyle bu emre icabet ettiğini göstermiştir. Çünkü ilim bitip tükenmeyen bir hazine olup yalnızca sahibine değil diğer insanlara ve hatta bütün canlılara da fayda verir. Zira hak ile bâtılı ayırmanın en önemli vasıtası ilimdir. İlmin artması insana yük değil, aksine onu yücelten bir fazilettir. Bu mânada insanın ilmi arttıkça tevâzuu da artar; lüzumsuz düşünce, havatır ve vesveselerden kurtulur; gerçeği anlar ve elinden geldiğince iyi bir insan olmaya gayret gösterir. Allah Teâlâ, ilim ile meşgul olan ve öğrendiklerinin gereğini yerine getiren âlimleri üstün derecelere ve makamlara kavuşturacağı husûsunda:
“Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” buyurmaktadır. (el-Mücâdele 58/11)
Resûl-i Ekrem Efendimiz de hadis-i şeriflerinde âlimleri şöyle medhetmektedir:
“Allah, hakkında hayır murâd ettiği kimseyi dinde ince anlayış sâhibi kılar.” (Buhârî , İlim, 10; Müslim, İmâre, 175)
“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnadır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
Safvan bin Assâl -radıyallâhu anh- bir gün mescidde bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gider ve:
– Yâ Resûlallâh, ilim öğrenmek için geldim, der.
Efendimiz:
“ – İlim öğrenmek isteyene merhaba! Melekler ilme olan sevgilerinden ötürü kanatlarıyla ilim tâlibinin çevresinde birinci kat semâya kadar halka oluştururlar.” buyurur. (
Heysemî, I, 131)
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bizleri daha samimi bir şekilde ilme talip olmaya teşvik için şöyle buyurmaktadır:
“Kim ilim tahsiline yönelirse,
 Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. 
Melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler.
 Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim için Allah’tan mağfiret dilerler. 
Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. 
Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. 
Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. 
O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur.”
 (Ebû Dâvûd, İlim, 1; Tirmizî, İlim, 19)

Zâhiren kişinin bilgisi artıyor fakat manevî hallerinde bir terakki görülmüyorsa; 
burada tehlikeli bir durum var demektir. 
Hâlbuki insanın ilmi arttıkça,
 Allah Teâlâ’ya olan takvası, saygısı ve haşyeti de artmalıdır.Hakiki âlimler, 
Cenâb-ı Hakk’ı nasıl bilip tanımak gerekirse öylece bilirler. 
Gönüllerinde Allah’a sonsuz ta’zîm ve muhabbet hisleri taşırlar. 
Âyet-i kerimede:
“Allah’tan kulları içinde ancak âlimler (hakkıyla) korkar.” buyrulmaktadır.
 (el-Fâtır 35/28)

Peygamber Efendimiz de:

“Sizin Allah’tan en çok korkanınız ve en fazla takvâ sahibi olanınız benim. ” buyurmaktadır. 
(Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Sıyâm, 74)

İnsanoğluna sadece 1 bir ilim verilmiştir.
“Allâh’tan ittikâ edin ki Allâh size (ihtiyâcınız olan şeyleri) öğretsin.” 
(el-Bakara 2/282) buyrulur.3 
Ha­dîs-i şe­rîf­te de bu mânayı teyiden:

“Öğ­ren­dik­le­riy­le amel ede­ne Al­lâh Te­âlâ bil­me­dik­le­ri­ni öğ­re­tir.” bu­y­rul­muş­tur.
 (Ebû Nu­aym, X, 15)
Rabbim cümlemizin karşısına Allah’tan korkan , 
hakka teslim olmuş alimler çıkarsın inşallah.
Yoksa halimiz fenadır vesselam…

BENDEN HAYIRLISI GELSİN BİR DUA


dua.jpg

Yatsı ezanına birkaç dakika vardı.
Camiye gitmek üzere son hazırlıklarımı yapıyordum.
 O sırada kapının zili çaldı.
 Kapıyı açtım. 
Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. 
Beni ziyarete gelmiş. Selamlaşıp, kucaklaştık. 
Buyur ettim. 
Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik. 
Muhabbet gerçekten koyu idi.
 Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim “geç oldu, bana müsade” diyerek noktayı koydu ve kalktı. 
Sokağın başına kadar eşlik etme teklifime, “memnun olurum” cevabını verdi.
 Birlikte çıktık. Sokağın başına vardığımızda,

 “Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah!” 
diyerek elini uzattı. 

Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla amin dedim. 
Ve arkadaşım sokağın köşesini döndü gitti… 

Eve dönerken, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma.
 “Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin.”
Düşündüm, düşündükçe ürperdim. 
Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. 
Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. 
Sıcacık duygularla doldum. 
Bir şey tarafından kuşatılmıştım. 

Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey. 
Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. 
Nedir, nereden duydun diye sordum. 
Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum, 

“Hz. İsa Aleyhisselam’ın, Peygamber Efendimiz’in geleceğini müjdelediği duaymış bu” dedi. “

Ne güzel dua imiş! Tuttum bu duayı” dedim.
 Güldü ve 
“o halde hiç bırakma. Ayrıca vesile ol, başkaları da tutsun” 
diye cevap verdi ve bana bir hayır kapısı aralayarak telefonu kapattı. 
“Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah.” 
Tutmuştum bu duayı. 
Bırakmaya da niyetim yoktu.
İşte giden gitmişti. Hayırlı bir insandı giden. 
Fakat, gelmesi için dua edilen ‘daha hayırlı’ kimdi ya da neydi?
Bir insan?
Bir haber?
Yoksa yeni bir gün,
yeni bir gece mi?
Bir insan ise ya da bir haber, beklemeye değer.
 Gündüz ya da geceyse hayırlı olan, geri bırakmamaya, ihya etmeye değerdi. Tutmuştum bu duayı.
Günler günleri kovaladı, hayırlar hayırları…
Dua halen zihnimi meşgul ediyor. 
Ben de dostumun tavsiyesine uyarak, işitmeyenlere bu duayı duyurmakla vazifeli olduğumu hissediyor, fırsat doğdukça vazifemi ifa ediyordum.
Kim bilir, daha ne kadar böyle duyulmamış sözler, dualar vardır. 
Ve kim bilir ne kadar yitip giden…
Unutulmuş sözler, dualar gibi yitip gitmemek için, giderken kendisinden daha hayırlısı için dua eden dostlara kulak vermekten başka çare var mı? 
Ve hayır dileyen bütün sözlere. 
Her sabah “namaz uykudan hayırlıdır” diye seslenen müezzin hayra çağırır. 
Yanlış bir adımda kalbin derin bir yerinde uç veren sızı hayra çağırır. 
Hayır her adımdadır. 
Can kulağını açık tutana. 
Ninelerimiz, evin çatısında ötüp duran kargaya, 
“hayrola karga, hayır isen öt, şer isen git” derler, 
karganın ağzından hayrı çağırırlardı. 
Dedelerimiz, ters giden, 
sarpa sarmış işlerini hayırlısı olur inşallah der, 
bir çırpıda aşıverirlerdi.
Şimdi hayra sarılıp hayır dileyenler ne kadar az. 
Daha hayırlısı onun için mi gelmiyor ne?

KALP TEMİZLİĞİ


kumsala-cizilen-kalp.jpg 

KALP TEMİZLİĞİ

“Benim kalbim zaten temiz, Allah beni affeder…”

Bu tür sözleri etrafta birçok kişiden sıkça duyarız. Gerçekte insanların kendi ürettikleri bir bahaneden ibaret olan bu son derece çarpık mantık, vicdanın sesini susturmak için öne sürülür. Acaba gerçekten “temiz kalpli” olmak ne demektir? Kuran ahlakına göre, “kimseye zararı dokunmamak”, Allah’ın bizlere bildirdiği sorumlulukları gözetmeden yaşamak için geçerli bir gerekçe midir?
Kuran’da Bildirilen Kalp Temizliği
Şuara Suresi`nin 89. ayetinde cennete girecek olanların “Ancak Allah`a selim (temiz) bir kalp ile gelenler…” olduğu bildirilir. Kuran`da bildirilen kalp temizliği, günümüz toplumlarından bazı kimselerin anladığı gibi bir temizlik değildir. Çünkü Kuran`a göre kalbin temiz olması demek, Allah`a yönelmiş ve O`na itaat etmiş olmak demektir. Kuran`a göre kalbi temiz olan insan, Allah`a iman eden, Allah`ın emir ve yasaklarına harfiyen uyan, O`na teslim olmuş insandır. İslam ahlakına göre, bundan farklı bir “kalp temizliği” söz konusu değildir.
Kuran`da, “kalp temizliği”nin ne anlama geldiği detaylı olarak anlatılmaktadır. Buna göre, kalbi temiz olan insan, sürekli Allah`ı anan ve kalbi Allah`ın zikriyle “mutmain” olmuş (tatmin bulmuş) kişidir. Öyle ki Kuran`da müminler şöyle tarif edilir:
“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah`ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah`ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)
Bir başka ayette ise müminlerden şöyle söz edilir:
“Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir…” (Hac Suresi, 35)
Müminin önemli bir özelliği, Kuran ahlakından zevk alması, Allah`a itaat etmekten dolayı sevinç ve huzur duyması ve tüm bunları yaparken de kalbinde içli bir sevgi ve coşku hissetmesidir. Kuran`da bu kalp duyarlılığının “Allah`ın yol göstermesi” olduğu şöyle bildirilir:
“Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah`ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah`ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir…” (Zümer Suresi, 23)
Dolayısıyla gerçek kalp temizliği, insanı Allah`tan uzaklaştıran tüm engellerin kalpten arındırılmış olması anlamına gelir. Böyle bir insan dünya hırsından, bencillikten, korkudan, güvensizlikten uzak olur. Allah`tan başka varlıklara bağlanmaktan, onlara karşı, Allah`tan bağımsız bir sevgi duymaktan kurtulur.
İnsanların Öne Sürdükleri Kalp Temizliği
Toplumda bir insanın “temiz kalpli ve iyi biri” olarak bilinmesi oldukça önemli ve güzel bir özelliktir. Ancak “kalp temizliği”nin toplum içindeki öneminden yola çıkarak, “ben insanlara hiç kötülük yapmıyorum, gerektiğinde insanlara arada sırada yardım ediyorum” demek de, Kuran ahlakının tam anlamı ile yaşandığı anlamına gelmez. Ayrıca böyle düşünmek, insanın kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Kuran ahlakı kazanmadan yapılan ve din ahlakından uzak yaşayan toplumun kendi değer yargılarına göre “iyilik” olarak kabul edilen bir davranışın, Allah Katında herhangi bir değeri olmayabilir. İçeriği ne olursa olsun yapılan işin Allah nazarında “iyi” ve “geçerli” olmasının temel şartı, bunun Allah`ın rızasına uygun olmasıdır. Kuran`daki bu ölçülere örnek olarak aşağıdaki ayetleri verebiliriz:
“Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram`ı onarmayı, Allah`a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd (mücadele) edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” 
(Tevbe Suresi, 19)
Başka bir ayette ise şu şekilde bir örnek verilmektedir:
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah`a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). 
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” 
(Bakara Suresi, 177)


Kuran Ahlakının Temeli Allah Rızası ve Allah Korkusudur
İnsanlar, yolda gördüğü hayvanlara yiyecek vererek, komşularıyla iyi geçinerek, “iyi insan” olarak tanınabilirler. Bunlar tabi ki çok güzel davranışlardır. Ancak cehennemdeki sonsuz azaptan kurtulmanın, Allah`ın rızasını ve rahmetini kazanmanın yolu “iyi insan” olarak tanınmak değil, Allah`ın Kuran`da tarif ettiği şekilde salih bir mümin olmaktır.
Başta da belirttiğimiz gibi, Yüce Rabbimiz’e tam olarak teslim olmayan ve İslam ahlakının gereklerini yerine getirmeyen bir insan için “kalp temizliği”nden söz edilemez. “Benim kalbim temiz, din ahlakının gereklerini tam olarak yerine getirmesem de olur” mantığıyla yaşayanlar ve bunu ısrarla devam ettirenler, kendilerince insanları aldattıklarını sanabilirler, oysa yalnızca kendilerini aldatmaktadırlar. Bu ifade ancak, Kuran ahlakının gereklerini uygulamaktan kaçınan ve yanlış bir yaşam tarzını Müslümanlık olarak göstermeye çalışan bir insanın yanlış zihniyetidir. Bu samimiyetsiz tavırların asla kabul görmesi mümkün değildir. Çünkü Allah kalplerin özünde saklı olanları bilendir.
 Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
… Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. 
(Al-i İmran Suresi, 119)
Kuran ahlakını yaşamak, insanı dünyevi değerlere ve diğer insanlara duyulan her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturur. Bu üstün ahlaka sahip bir mümin, insanların değil, Allah’ın rızasını gözetir. Yalnızca Allah’tan korkar, herşeyin O’nun kontrolünde olduğunu bilir. Bu korku onu Allah’ın sınırlarını titizlikle korumaya yöneltir, nefsinin öne sürdüğü tüm bahaneleri susturur. Kuran ahlakının temeli de zaten Allah’a duyulan saygı dolu korku ve O’nun rızasını kazanmaya yönelik gösterilen ciddi çabadır. Yüce Allah bu gerçeği şöyle bildirmiştir:
“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. ” (Tevbe Suresi, 109)

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...