|
KÂBE NASIL KIBLE
OLDU?
Rasulullah s.a.v.
Efendimiz, Hicret'in on altinci ya da on yedinci ayina kadar namazlarini
Mescid-i Aksa'ya yönelerek kildi. Bununla birlikte, kiblenin Mescid-i Haram'a
döndürülmesini gönülden arzu eder, bunun için dua ederdi. Sonra bir gün ilâhi
emirle bu da gerçeklesti.
Bes yüz kisilik bir
kafile…
Medine'den yola çiktilar.
Çogunlugu puta tapiyor, fakat Kâbe'yi ve Arafat'i kutsal biliyorlar ve kendi
inançlarina göre hacca gidiyorlar. Aralarinda yetmis kadar müslüman da var.
Birinci Akabe beyatinda
iman etmis olan Medineliler, kavimlerinin hidayetine vesile olmak için çok
gayret etmisti. Kur'an'i ögretmesi için Peygamber Efendimiz tarafindan
gönderilen Mus'ab b. Umeyr, gece gündüz demeden insanlara Allah'in dinini
anlatmisti. Iste simdi yetmis küsur müslüman olarak Mekke'ye, Rasulullah
s.a.v.'e gidiyorlar. Yine Akabe'de O'nunla bulusacaklar.
‘Kudüs'e yönelmek
istemiyorum'
Kafiledeki müslümanlarin
çogu Allah Rasulü s.a.v.'i henüz tanimiyor. O'nu ilk kez görecek olmanin
heyecani içindeler.
Müslüman Medinelilerin
ileri gelenlerinden Bera b. Ma‘rur r.a. arkadaslariyla konusuyor:
- Arkadaslar! Benim bir
düsüncem var. Ama bana uyar misiniz, uymaz misiniz bilmiyorum.
- Nedir o? diye sordular.
Bera Kâbe'yi kasdederek:
- Bu binayi arkamda
birakmak istemiyorum, namazimi ona yönelerek kilmak istiyorum.
Arkadaslari söyle karsilik
verdi:
- Bize, Peygamberimiz'in
sadece Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya dogru namaz kildigi haber verildi. O'nun
yaptiginin aksini yapmak istemeyiz.
Bera b. Ma‘rur yine de:
- Ben Kâbe'ye yönelerek
kilacagim, dedi.
Kafiledekiler yol boyunca
namaza durduklarinda Mescid-i Aksa'ya yönelirken Bera b. Ma‘rur Kâbe'ye dönerek
namaz kildi. Fakat Mekke'ye vardiklarinda içine bir kurt düstü; acaba dogru mu
yapmisti? Yegeni sair Kaab b. Malik r.a.'a durumu açti. Rasulullah s.a.v.'e
gidip yaptigi isin dogru olup olmadigini soracaklardi.
Yola çiktilar ama ikisi de
Allah Rasulü s.a.v.'i tanimiyordu. Karsilastiklari bir adama, O'nu nerede
bulabileceklerini sordular. O da Kâbe'nin yaninda amcasi Abbas r.a. ile birlikte
bulundugunu söyledi. Bu habere memnun oldular, çünkü ikisi de Abbas r.a.'i
ticaret için arada bir Medine'ye ugradigi için taniyorlardi.
‘Keske sabretseydin'
Mescid-i Haram'a
girdiklerinde Rasulullah s.a.v.'i amcasi ile otururken buldular. Selam verip
oturdular. Efendimiz s.a.v. amcasina sordu:
- Bu iki adami taniyor
musun?
Abbas r.a. cevap verdi:
- Evet. Bu, Bera b.
Ma‘rur. Kavminin ileri gelenelerindendir. Bu da Kaab b. Malik.
- Sair olan mi?
- Evet.
Kaab r.a., Allah Rasulü
tarafindan giyaben taniniyor olmasina çok sevindi. Bera b. Ma‘rur söz aldi ve
meselesini söyle arz etti:
- Ey Allah'in Nebisi! Bu
yolculuga çiktim, Allah beni Islâm'a hidayet etti. Bu binayi arkama almamayi
düsündüm ve namazlarimi ona dogru kildim. Arkadaslarim bu konuda bana uymadi.
Benim içime de bir kurt düstü. Ne buyurursunuz ya Rasulallah?
Efendimiz s.a.v. söyle
buyurdu:
- Bir kiblen (Mescid-i
Aksa) vardi. Onun üzerine sabretseydin ya!
Bu görüsmeden sonra
arkadaslariyla birlikte Mescid-i Aksa'ya dogru namazlarini kilmaya basladi.
(Ahmed b. Hanbel: Müsned)
Bera b. Ma‘rur r.a., bu
görüsmenin gerçeklestigi günlerde yapilmis olan Ikinci Akabe Beyati'nda
Medinelilerden seçilen on iki kisiden birisi oldu. Medine'ye döndüklerinde pek
fazla yasamadi. Bir süre sonra, Efendimiz'in hicretinden bir ay önce vefat etti.
Malinin üçte birinin Rasulullah s.a.v.'e verilmesini vasiyet etmisti. Diger bir
vasiyeti de yüzü Kâbe'ye dönük olarak defnedilmesiydi. Böyle yapildi.
Efendimiz s.a.v. Medine'ye
hicret ettiginde onu sordu. Bir ay önce vefat ettigi bildirildi, vasiyetlerinden
söz edildi. Efendimiz s.a.v. vasiyet etmis oldugu malinin çocuklarina
verilmesini emir buyurdu ve mezarinin basina gidip cenaze namazini kildi.
Rasulullah s.a.v.
Efendimiz, Hicret'in on altinci ya da on yedinci ayina kadar namazlarini
Mescid-i Aksa'ya yönelerek kildi. Mekke'de iken Kâbe'nin yakininda bulundugunda,
Kâbe'yi araya alarak Mescid-i Aksa'ya dogru namaz kildigi da nakledilmistir.
Bununla birlikte, Efendimiz s.a.v. kiblenin Mescid-i Haram'a döndürülmesini
gönülden arzu eder, bunun için dua ederdi. (Cessâs: Ahkâmu'l-Kur'an)
Rastlanti olabilir mi?
Bir gün Rasulullah s.a.v.
Efendimiz, namazlarini Kâbe'ye yönelerek kilmak isteyen Bera b. Ma‘rur r.a.'in
mahallesine gitmisti. Ögle vakti girdiginde, oradaki Benî Seleme mescidinde
namazi kildirdi. Her zaman oldugu gibi Kudüs'e dogru namaza durdu ve ilk iki
rekati o sekilde kildi. Tam bu esnada Yüce Mevlâ, bundan sonra kible olarak
Kâbe'yi seçtigini söyle ferman buyurdu:
“Biz senin yüzünün göge
dogru dönüp durdugunu görüyoruz. Iste simdi seni, memnun olacagin bir kibleye
döndürüyoruz. Artik yüzünü Mescid-i Haram tarafina çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz
de nerede olursaniz olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Süphe yok ki Ehl-i
Kitap, onun Rablerinden gelen gerçek oldugunu çok iyi bilirler. Allah onlarin
yapmakta oldularindan habersiz degildir.” (Bakara, 244)
Rasulullah s.a.v.
Efendimiz kilmakta oldugu namazin son iki rekâtini Kâbe'ye dönerek kildi. Bu
haber kisa zamanda yayildi. Artik o günden sonra Kâbe müslümanlarin kiblesi
oldu.
Benî Seleme mescidi, böyle
önemli ve mübarek bir olaya sahitlik ettigi için iki kibleli mescid anlaminda
“Mescidü'l-Kibleteyn” diye anildi.
KIBLE NEDIR?
Kible, yön ve yönelinen
taraf ya da yönelinen sey anlaminda bir kelimedir. Dinimizde müslümanlarin namaz
kilarken dönmeleri gereken istikameti yani Kâbe'yi ifade eder.
KEMAL SÜLEYMANOGLU
|
26 Kasım 2012
KÂBE NASIL KIBLE OLDU?
İSLAM TARİHİ---MEUNE KUYUSU OLAYI
MEUNE KUYUSU OLAYI
Hicretin 4.cü yilinda
Amirogullarindan Cafer Oglu Malik Oglu Ebu Bera Medineye geldi ve Resulullahile
görüsüp "Ey Allahin Resulu !Eger Necid Halkina ashabindan biir kismini
gönderirsen , umarim ki Islam olurlar" dedi.
Resulu Ekrem, Necid bölgesi
halkina güvenemeyip "Korkarim ki ashabima bir kötülükte bulunurlar" dedi. Ebu
Bera` "Onlar,Necidè geldiklerinde benim emanim altina girmis olur.Onlara kimse
bir sey yapamaz "diye teminat verdi.
Bunun üzerine Resul-ü Ekrem de
Ebu Bera`nin kardesi oglu olan (Malik Oglu Tufeyl oglu Amirè bir mektup yazdirdi
ve Necid halkina Kur an ögretmek için 70 Kuràn okuyucusunu gönderdi. Kilavuzlari
Muttalip Süleymi idi.
Münzir bin Amr Kuràn okuyuculari
ile Meune kuyusu denilen yere varip Resulü Ekrem`in mektubunu Amr bin Tufeyle
gönderdi.
Lanetlenmis olan Amr bin Tufeyl
ise mektubu okumadan Haram bin Milhan`i öldürdü. Sonra Kur`an okuyuculari olan
kurra cemeati üzerine saldirmak için kendi kavmi olan Amir Ogullarini çagirdi.
Onlar ise'' Biz Ebu Beranin verdigi sözü ayaklar altina atamayiz '' diye
çekindiler. Bunun üzerine Amr bin Tufeyl Usayye, Ri'l ve Zekvan kabilelerini
toplayip Meune Kuyusuna gitti ve ansizin kurra toplulugu üzerine saldirarak
hepsini sehid etti. Yalniz Neccar ogullarindan Kab bin Zeyd' i öldü sanarak
sehidler arasinda birakmislar oda bu durumu peygamber efendimiz (S.A.V)
bildirmistir.
Resulü Ekrem bu durumu haber
alinca son derece üzüldü ve ''Bu hal ,Ebu Bera'nin isidir.Ben ,bunu ancak onun
israri ile istemeyerek yapmistim'' buyurdu.Ebu Bera da Peygamberimizin bu sözünü
isittikten sonra çok üzülerek kederinden hastalanip öldü. Fakat verdigi sözün bu
sekilde ayaklar altina alinmasi ,arap adeti üzere kendi soyunda bir leke üzere
kaldi.
Resulü Ekrem ise onlara beddua
etti ve kisa bir süre sonra bu kabileler veba, humma ve kitlik yüzünden telef
oldular.
Kaynak: Islam
tarihi
İSLAM TARİHİ---RECI' OLAYI
RECI' OLAYI
============
On kisilik bir müslüman ögretici grubunun
müsrikler tarafindan hile ile pusuya düsürülerek sehit edildikleri
olay.
Hicrî 4/Milâdî 626 yilinda gerçeklesen ve
basta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere bütün müslümanlari üzüntüye sevkeden bu
olayin cereyan tarzi, kaynaklarda söyle anlatilir:
Medine civarinda yerlesik Adal ve Karra
adlarinda iki kabile vardi. Bu kabilelerin ileri gelenleri, Hz. Peygamber
(s.a.s)'e müracaat ederek müslüman olmak istediklerini, kendilerine Kur'an-i
Kerim'i ve Islâm dinini ögretecek muallim ve mürsidler göndermesini istediler.
Resulullah (s.a.s), Islâm'in yayilmasi için hiç bir fedâkârliktan kaçinmadiginin
bir göstergesi olarak, ögretmen isteyen kabilelere, Asim b. Sâbit baskanliginda
on kisi gönderdi. Bu on kisi, baslarina gelecek seylerden habersiz olarak
Islâm'i ögretme heyecani ile yola çikmislardi. Sözü edilen heyet Mekke ile Usfan
arasinda Hüzeyl kabilesine ait "Reci" adi verilen yere ulastiklarinda,
birdenbire, yüz'ü okçu olmak üzere ikiyüz kisilik bir çetenin hücumuna
ugramislar ve henüz ne oldugunu anlayamadan kendilerini savunmak amaciyla bir
daga iltica etmislerdi. Gerçekten de, mürsid ve muallim isteyenlerle Hüzeyl
kabilesi gizlice anlasmis ve yakalayacaklari müslümanlari Mekkeli müsriklere
para karsiliginda satma konusunda aralarinda karara
varmislardi.
Köseye sikistirilan müslümanlara okçular,
teslim olmalari halinde hayatlarini bagislayacaklarini söyleyerek kendilerine
siginmalarini istemislerdi. Ancak kafile baskani Âsim, müminlerin müsriklere
iltica edemeyeceklerini ve teslim olmayacaklarini karsi tarafa bildirdi. Hemen
akabinde de, durumun Hz. Peygamber (s.a.s)'e malum olmasi için Allah Teâlâ'ya
niyazda bulundu. Çikan çarpismada, Âsim'in da içinde bulundugu sekiz kisi sehit
oldu. Olayi daha önceden haber alan Kureys, Âsim'in kafatasini getirmeleri için
bazi kisileri özel olarak görevlendirmisti. Fakat arilarin sehidin cesedine
üsüsmesi sebebiyle, Âsim'a düsündüklerini yapma imkâni ortadan kalkti. Bununla
birlikte Âsim'in arkadaslarindan Zeyd ve Hubeyb, çetenin, "Teslim olursaniz sizi
öldürmeyecegiz" sözlerine inanarak teslim oldular. Müsrikler de, bu iki müslüman
teslim olur olmaz, baglayarak Mekkelilere sattilar.
Mekke'nin önde gelenlerinden Safvan b.
Umeyye tarafindan satin alinan Zeydin, Kureyslilerin katilimiyla meydanda
öldürülmesine karar verildi. Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan, Kureysli
müsriklerin huzurunda Zeyd'e, "Hayatinin bagislanmasi karsiliginda Muhammed'in
öldürülmesini ister miydin? Söyle bakalim!" dediginde Zeyd'in cevabi su olmustu:
"Kesinlikle böyle bir sey istemem! Benim canim O'nun yoluna feda olsun! Degil
burada öldürülmesine, Medine'de ayagina bir diken batmasina bile razi olmam".
Zeyd'in bu cevabi karsisinda Ebu Süfyan, "Muhammed kadar, arkadaslari tarafindan
sevilen baska biri yoktur" demekten kendini alamadi. Zeyd'in bu cevabindan hemen
sonra, Safvan'in kölesi Kistas tarafindan acimasiz bir biçimde sehit
edildi.
Diger müslüman Hubeyb, Uhud'da öldürdügü
Hâris b. Âmir'in ogullari tarafindan satin alinmis ve birkaç gün sonra
öldürülmek üzere Harem-i Serif'in sinirina gönderilmisti. Idam edilecegi için,
iki rekât namaz kilmak üzere izin istedi ve verilen izin dogrultusunda namazi
kildi. Bu arada ona, dininden dönmesi halinde idam edilmeyecegi söylendiginde su
beyti okudugu nakledilmektedir:
Ben Allah yolunda müslüman olarak
öldürülürken,
Canima ne suretle kiyilacagina ehemmiyet
vermem;
Benim ölümüm Hak Teâlâ ugrunadir ve O
dilerse,
Benim tarumar olan vücudumu mübarek
kilar.
Hubeyb'in idamdan önce kildigi iki rekât
namaz, o zamandan beri idam edilecek olan müslümanlarin kildiklari geleneksel
bir namaz halini aldi: Hubeyb de acimasizca, müsrik caniler tarafindan sehit
edildi. Hz. Peygamber (s.a.s) ve diger müslümanlar bu olaya çok üzüldüler. Sâir
sahabilerden Hassan b. Sâbit de yanik mersiyeler söyleyerek olaydan duydugu
acilari dile getirmisti.
(Bu konuda daha genis bilgi için bkz.
Ibnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih Tercümesi, çev. M. Besir Eryarsoy, Istanbul
1985, II, 156 v.d; Ibn Hisam es-Siretü'n-Nebeviyye, çev. Hasan Ege, Istanbul
1985, III, 240 vd; Mevlânâ Sibli, Asr-i Saadet, çev. Ö.R. Dogrul, sad. Ö.Z.
Mollamehmedoglu, Istanbul 1977, I, 270-271; Hüseyin Algül, Islâm Tarihi,
Istanbul 1986, I, 389-390).
Mefail HIZLI
İSLAM TARİHİ--UHUD SAVASI
UHUD SAVAŞI
(H. 3/M. 625)
Hicret'in üçüncü yilinda Uhud dagi civarinda müsriklerle yapilan savas.
Uhud savasindan önce Kureys'in öfkesi kabarmis, kin ve intikam duygulari
artmisti. Bedir'de yakinlarini kaybeden Utbe kizi Hind ".. Muhammed'le
arkadaslarindan öç almadikça içim rahatlamayacak, Muhammed'le savas yapmadikça
koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikaminin alindigini gözümle
görmedikçe bana sevinmek yok!" diyordu. Ebu Süfyan ve baskalari da buna benzer
sekilde and vermislerdi. Ebu Süfyan'in yürüttügü kervanin mallari
Daru'n-nedve'de topluca durmaktaydi. Müsriklerin ileri gelenleri, herkese
katilma payini verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazirlanmasina
karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureys büyüklerini öldürmüslerdi,
onlarin intikamini almak gerekliydi. Bedir'de yakinlari öldürtücüler karalar
giyinmis vaziyette kabileler arasinda dolasiyor, sairler mersiyeler söyleyerek
Araplar savasâ tesvik ediyorlardi.
Putperest Kureysliler Mekke disindaki Arap kabilelerinin de katilmasiyla 3000
kisilik bir askerî kuvvet hazirladilar. Bu kuvvette 700 zirhli, 200 atli süvari,
3000 deve vardi. Aralarinda, basta Ebu Süfyan'in karisi Hind oldugu halde 14
tane de kadin vardi. Bedir'de babasini ve öteki yakinlarindan bazilarini
kaybetmis olan Hind'in kalbini igrenç bir intikam duygusu bürümüstü. Amcasi
Abbas (r.a) Hz. Muhammed (s.a.s)'i çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak
Kureys'in savas hazirliklarini yegenine bildirdi. Peygamberimiz (s.a.s)
amcasindan gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak
kesifçiler gönderdi. Kesifçilerin getirdigi haberler mektupta amcasinin
bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düsman büyük bir ordu hazirlamisti ve Medine'ye
dogru ilerliyordu.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) bir savas meclisi kurarak meseleyi ayrintili
olarak ashabiyla görüstü. Resulullah (s.a.s) düsmani sehrin disinda karsilamayip
sehri içerden savunmak görüsündeydi. Fakat özellikle Bedir savasina katilan
gaziler hakkinda nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düsmanin
disarida karsilanmasindan yana idiler. Düsmanla bir meydan savasi yapmak
istiyorlardi:
Resulullah (s.a.s) ashabin isteklerini kirmayarak düsmani karsilamak üzere
kilicini kusandi, zirhini giydi. Münafiklarin reisi Abdullah b. Ubey b. Selül
sehrin içinde kalinarak savunma yapilmadigini bahane ederek 300 kisilik
kuvvetini geri çekti. Gayesi savasmak degildi. Müslümanlari düsman karsisinda
güçsüz birakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000'den 700'e
düsmüs bulunuyordu.
0slâm Ordusunun Harp Alanina Hareketi
Düsman, Medine'nin yegane açik sahasi olan kisimdan içeriye sizarak
karargâhini Uhud daginin Medine'ye bakan eteklerinde kurmustu. Resulullah
(s.a.s) 700 Müslümanla Cumartesi sabahi Uhud dagina ulasti. Sirtini daga vererek
karsidaki çorak arazide yer tutan düsmana karsi saf tuttu. Düsmanin düsüncesi
Müslüman ordusunu maglub ettikten sonra sehri yagmalamakti. Bunun için
Medine'nin yakininda Uhud önleri savas sahasi seçilmisti.
Resulullah (s.a.s) Bedir'de oldugu gibi bu savasta da 0slâm ordusunu savas
düzenine göre yerli yerine yerlestirdi, düsmanin sizabilecegi, kusatma
yapabilecegi geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol
tarafindaki dagin vadisini beklemek üzere Abdullah b. Cübeyr kumandasi altinda
elli kisilik, okçu birligini birakti ve "Düsman yense de, yenilse de kesinlikle
yerlerinizden ayrilmayiniz. " diye tembihte bulundu.
11 Sevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savas teke tek vurusmalarla basladi;
Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki 0slâm savasçilari hasimlarini öldürdüler. Sonra
savas kizisti. Resulullah (s.a.s) almis oldugu askerî tedbirler ve uygulamis
oldugu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler.
HZ. HAMZA'NIN SEHID EDILMESI
Resulullah (s.a.s)'in amcasi Hz. Hamza kükremis bir arslan gibi düsmana kiliç
sallayarak ilerliyor, hasimlarini kirip geçiriyordu. Diger Müslümanlar da
ellerinden gelen çâbayi gösteriyorlardi. Düsmanlar da olanca gayretleriyle
kilica sarilmalarina ragmen bozguna ugramaktan kendilerini kurtaramadilar. Tef
çalarak askerlere moral veren düsman kadinlari bile korku içinde dag yamacina
tirmanmaya, kaçmaya basladi. Bununla beraber henüz kesin netice alinmis degildi;
düsmanin hizli bir sekilde takibi ve dönmeyecegi bir noktaya kadar kovalanmasi
gerekiyordu. Halbuki bu inceligi ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak
gaflete düsen ve dünyaliga meyleden Müslümanlar kiliçlarini birakip ganimet
toplamaya koyulmuslardi. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da
kumandanlarinin israrlarina ragmen Resulullah (s.a.s)'in kesin emrini unutarak
"Kardeslerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim" diyerek yerlerinden ayrildilar,
ganimet toplamaya giristiler.
0ste bu sirada böyle bir ani gözetlemekte olan 200 kisilik düsman süvari
birligi komutani Halid b. Velid az sayidaki 0slâm okçusunun kaldigi geçidi
rahatça ele geçirerek 0slâm ordusunu arkasindan vurmaya basladi. Bunu gören
müsrikler geri döndüler ve yeniden hizli bir saldiriya giristiler. Böylece
Müslümanlar iki ates arasinda kaldilar, üstünlügü saglamisken dünyaliga
dalmalari ve Peygamber'in emrini çignemeleri yüzünden zor durumlara düstüler.
0ste bu safhada Hazma (r.a) Ebu Süfyan'in karisi Hind'in kölesi Vahsi tarafindan
mizrakla vurularak sehid edildi. Resulullah (s.a.s)'in Hicretten evvel Medine'ye
tayüz ettigi ilk ögretmen Mus'ab b. Umeyr (r.a) de bu esnada sehid düsenler
arasindaydi. Mus'ab (r.a) sima itibariyle Resulullah'a benzediginden sehit
düstügünde, onu sehit eden kimse Resulullah (s.a.s)'i öldürdügünü haykiriyordu.
Bu durum Müslümanlarin daha da dagilmasina sebep oldu. Ancak kisa zaman sonra
Resulullah (s.a.s)'in sag oldugu anlasildi. Uhud daginin hemen eteklerinde
bulunan Resulullah(s.a.s)'in çevresi büyük çarpismalara sahne oldu. Müslümanlar
onun etrafinda dönüyorlar gerektiginde kollarini, bacaklarini kalkan yerine
kullaniyorlardi, Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmisti. Sa'd b. Ebi Vakkas
(r.a)'a ise Resulullah ok veriyor ve: "Anam babam fedâ ol sun, at yâ Sa'd"
diyor; oklarinin isabet etmesi için Allah'a dua ediyordu. Müsrikler Resulullah
(s.a.s)'i öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek
çogalmislar ve çetin bir savunma hatti kurmuslardi. Düsman bu hatti
yaramayacagini anlayinca geriye çekilmek durumunda kaldi ve böylece savas üçüncü
safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karsi daga, Resulullah (s.a.s)'da
Uhud'a dogru tirmandi ve bugün hâlâ ziyaret edilen magarada dinlendi. Resulullah
(s.a.s)'in disi kirilmis, yanagi yarilmisti. Kizi Fatma onu tedavi etti. Ebu
Süfyan ile Hz. Ömer'in karsilikli konusmasi da bu esnada cereyan etmisti.
Kureysli müsrikler bu savasta o kadar vahsiyane seyler yapmislardi ki, belki
tarihte benzerine az rastlanirdi. Müslümanlar bu savasta 70 sehid vermislerdi.
Düsmanlar özellikle de müsrik kadinlar sehid Müslümanlarin burunlarini ve
kulaklarini kesiyorlardi. Ebu Süfyan'in karisi Hind ve öteki bazi müsrik
kadinlari Müslüman sehidlerin organlarindan yaptiklari gerdanliklari boyunlarina
takmislardi. Ayrica Hind, Hz. Hamza'nin cigerini çikartarak agzinda çignemek
igrençligini gösterebilmisti.
Uhud'tan ayrilan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine'ye saldirmak
ve basladiklari isi tamamlamak istegine kapilmisti. Esasen böyle bir durumu,
Resulullah (s.a.s) tahmin etmis, 70 sehid ve yaraliya ragmen savasin hemen
ertesi Pazar günü düsmani takibe karar vermisti. Resulullah (s.a.s) 70 kisilik
süvari birligi ile 8 km. Kadar müsrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün
bekledi. Geceleri ates yaktirarak düsmana savastan yilmadiklari mesajini
veriyordu. Müslüman olmadigi halde Müslümanlarin dostlarindan olan Huzaa
kabilesinden Mabed-i Huzâî, Resulullah (s.a.s)'i gördükten sonra Ebu Süfyan'a
giderek onun arkadaslariyla birlikte savas için geldiklerini söylemis, Ebû
Süfyan da yeni bir vurusmayi göze alamayarak Mekke'ye gitmis ve Medine'ye
saldirmaktan vazgeçmisti. Böylece Müslümanlar, bu savasta birinci safhada
üstünlük saglamislar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî
bir imtihana ugratilarak maglubiyet acisi kendilerine tattirilmis, fakat üçüncü
safhada durum denklesmisken Resulullah (s.a.s)'in cesaretle takibi neticesinde
düsman korkutulmus ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmisti.
SAVASTAN BAZI 0LGINÇ TABLOLAR
Enes b. Mâlik diyor ki: Amcam Enes b. Nadr'i Uhud meydaninda öldürülmüs
olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kiliç, süngü ve ok yarasi vardi. Müsrikler
iskence yapmis olduklarindan, kimse onu taniyamadi, yalniz kiz kardesi
parmaklarindan tanidi. Biz su ayetin amcam ve benzeri hakkinda inmis oldugunu
saniyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah'a vermis olduklari sözlerini
yerine getirdiler" (el-Ahzâb, 33/23).
Hz. Hamza'nin kiz kardesi, Müslümanlarin bozguna ugradigi haberini alinca
Medine'den savas alanina gelmisti. Bunu farkeden Resulullah (s.a.s) Hz.
Zübeyr'e, Hamza'nin cesedinin parçalanmis vaziyette ona gösterilmemesini tenbih
etmisti. Bunu hisseden Safiyye, "Kardesimin sehid oldugunu biliyorum. Allah
yolunda böyle fedakarliklar her zaman gerekir" demis ve parça parça edilmis
kardesinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah'in mülküyüz ve O'na
dönecegiz"demek suretiyle büyük bir teslimiyet örnegi gösterebilmistir.
Ensar'dan bir kadin da savasta babasini, kardesini ve kocasini kaybetmisti.,
Bunlari haber aldikça hep Hz. Muhammed (s.a.s)'in sag olup olmadigini soruyordu.
Onun sag oldugunu ögrenince; "Sen sag olduktan sonra her felâket hiç gelir!"
demisti.
0slâm sehidleri ikiser ikiser topraga verildiler. Tablo göz yasartici
idi.
Hz. Hamza (r.a) kaftani ile topraga veriliyordu. Hz. Peygamber'in hicretten
önce Medinelilere 0slâmî ögretmesi için tayin ettigi ilk ögretmen Mus'ab b.
Umeyr (r.a) topraga verilirken üzerindeki elbise kisa gelmisti. Gögüs tarafina
örtülünce alt kismi, alt kismina örtülünce de gögüs kismi açikta kaliyordu.
Resulullah (s.a.s) örtünün alt kismina örtülmesini üst kismina da izhir denilen
kokulu otlardan konulmasini emir buyurmustu.
RESULULLAH (S.A.S) UHUD SEHIDLERI HAKKINDA SÖYLE BUYURMUSTUR:
"Uhud harbinde kardesleriniz sehit olunca Allah Teâlâ onlarin ruhlarini bir
takim yesil kuslarin içlerine koymustur. Bunlar Cennet irmaklarina gelirler,
içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuslar, arsin gölgesinde asili
bulunan altin kandillere konup tünerler. Sehid ruhlari artik böyle mesut bir
hayata erisince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeslerimize kim
bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demislerdi"
(Tecrîd,186 vd; 0bn Sa'd, II; 148).
Kaynak: Islam tarihi
İSLAM TARİHİ--KAYNUKAOGULLARININ MEDINE'DEN SÜRÜLMELERI
KAYNUKAOGULLARININ
MEDINE'DEN SÜRÜLMELERI
Kaynukaogullari Medine (Yesrib)de yasamis bir Yahudi kabilesidir.
Yahudiler
(Eskiden büyük Arap mabedinin yeri olan) Siondan Hristiyanlar tarafindan
kovulduktan sonra, yeryüzünün çesitli yerlerine az veya çok büyük cemaatlar
halinde dagilmislardi. Ancak Arap yarimadasina ne zaman geldikleri,
cemaatlerinin burada ne zaman olustugu bilinmiyor. Ancak Islam'in yayilisindan
önce Arabistan'in her tarafinda Yahudiler vardi. Ferdî ve pek az sayida oldugu
gibi saglam cemaatler halinde, Eyle (Akabe Körfezi)'den Yemen'in veya Uman'in
uçlarina kadar, Medine'den Bahreyn'e kadar; Meknâ'da Vadiül-Kura'da, Teymâ'da,
Fedek'te, Tâif'te kisacasi bütün sehirlerde, ayni sekilde panayirlarda ve
kervanlarda onlara rastlanir (Muhammed Hamîdullah, Islâm Peygamberi Çev. Salih
Tug I, 393, 394).
Mekke'de hemen hemen hiç Yahudi yoktu. Ancak onlar, bölgenin yillik
panayirlarinda, özellikle Ukaz'da bulunurlardi. Ukaz'da hem ticaret esyasi
satarak, hem de kendilerini gizli seyleri bilen veya istikbâlden haber veren
kâhin olarak tanitmak suretiyle iyi para kazanmasini bilirlerdi. Ehl-i Kitab
olarak, câhil bedevîler üzerinde özel bir prestij icra ediyorlardi (M.
Hamidullah, a.g.e., I, 394).
Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettigi zaman, halkin hemen hemen yarisi Yahudi
idi. Ancak Yahudilerin bu bölgeye gelisi hakkinda açik bir bilgi yoktur.
Islâmiyet ortaya çiktigi sirada, büyük çapta Araplasmis görünüyorlardi; Arapça
konusuyorlar, çocuklarina Arap isimleri veriyorlar, kabileleri bile Arap
isimleriyle çagriliyordu (M. Hamîdullah, a.g.e., I, 4I5).
Komsulari müsrik Araplar gibi Yahudiler de kabile halinde yasiyorlardi. Hz.
Peygamber (s.a.s) tarafindan olusturulan Medine Islâm devleti anayasasinda dokuz
Yahudi kabilesinde söz ediliyor (Salih Tug, Islâm Ülkelerinde Anayasa
Hareketleri, Istanbul 1969, s.31-4I vd.). Fakat tarihçiler bunlari üç grupta
topluyor. Kaynuka ogullari iste bu üç kabileden biridir. Digerleri; Nadîr ve
Kurayzaogullaridir (M. Hamîdullah, a.g.e., I, 4I5).
Kaynuka; kuyumcu anlamina gelmektedir. Gerçekten de onlar Islâmiyet'in
baslangicinda bu meslegi yapiyorlardi. Ayrica umûmî ticaretle de mesgul
oluyorlardi. "Sûk beni Kaynuka=Benî Kaynuka Çarsisi'nda hatiralari kalmistir (M.
Hamidullah, a.g.e. I, 4I5).
Rasûlullah (s.a.s), Medine'ye gelir gelmez yaptigi en önemli islerin basinda
bir anayasa hazirlamak gelir. Bu anayasada Yahudilerle olan karsilikli hak ve
ödevler belirtilmistir ki bunlardan biri, hariçten gelecek saldirilara karsi
bütün cemaatlarin Medine'yi savunmalaridir (Salih Tug, a.g.e., ayni yer).
Bundan sonra Peygamber (s.a.s), Yahudileri Islâm'a davet etmis, kendisini bir
Allah elçisi, bir peygamber olarak Kur'an-i teblig etmistir. Bazilari Müslüman
olmus bazilari çekinmis, kimileri de Islâmiyet'le alay etmisler, hatta Peygamber
(s.a.s.)'e karsi harbedenlere aktif bir sekilde yardim etmislerdir.
Bedir savasinda Müslümanlarla Yahudiler arasindaki münasebetler büsbütün
bozuldu. Yahudiler hep birden peygambere karsi düsmanca bir tavir takindilar.
Böylece Islâm için büyük bir tehlike arzetmeye basladilar.
Rasûlullah (s.a.s.), bir seferinde Kaynuka ogullari yahudilerinin pazarina
giderek onlari toplamis ve su sekilde hitabetmis:
"Ey Yahudi cemaati! Kureyslilerin basina gelen felâketin sizin basiniza da
gelmemesi için Allah'tan korkunuz ve Islâmiyeti kabul ediniz. Zira biliyorsunuz
ki ben gönderilmis bir peygamberim. Siz bunu kitabinizda buluyorsunuz ve sizi
davet etmistir." Yahudiler ona su cevabi vermisler: "Ya Muhammed! Sen ancak
kendi kavmini tanidin; askerlik ve savas sanatini bilmeyen bir kavimle
karsilasman seni aldatmasin, tesâdüfen sen onlari bozguna ugrattin. Vallahi
sayet biz seninle savasirsak, yigit oldugumuzu anlarsin" (Ibn Ishak, Sîre, Nesr.
M. Hamidullah, Konya 14I1/1981, s.294; et-Taberi, Tarîhür-Rusül vel-Mülûk, Nesr.
Degoeje, III, 136I).
Bu konusmalardan sonra, Müslümanlarla Kaynuka ogullari arasindaki iliskiler
daha da bozuldu ve nihayet bir Yahudinin, Müslüman bir kadina karsi çirkince
davranisi, bardagi tasiran son damla oldu. Kaynaklarin nakline göre olay söyle
cereyan etmistir:
Bir Arap kadini bazi seyler satmak üzere Kaynuka ogullari pazarina giderek
esyasini satar sonra bir kuyumcu dükkanina oturur. Orada bulunan Yahudiler,
kadindan yüzünü açmasini isterler. O buna yanasmayinca kuyumcu, kadinin etegini
arkasindan beline ilistirir, kadin ayaga kalkinca avret mahalli görülür, onlar
da buna gülüsürler. Kadin feryad etmeye baslayinca Müslümanlardan biri kilicini
çekerek Yahudi kuyumcunun üzerine atilip onu öldürür. Yahudiler de toplanip
Müslümani sehid ederler. Sehid edilen müslümanin ailesi imdat ister. Bu durum
Müslümanlari çok öfkelendirir (Ibn Hisam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Nsr. M.
es-Sekâ, I. el-Ebyârî, A.Hafiz Çelebi, Lübnan 1391/1971, III, 51).
Kaynuka ogullari, Peygamber (s.a.s)'le savastiklari zaman onlarin islerini
Abdullah b. Übeyy b. Selûl üstlenmis ve önlerine düsmüstü. Onlarin Abdullah ile
anlasmalari oldugu gibi Hazrec ogullarindan Ubâde Ibn esSâmit ile de ittifaklari
vardi. Ubâde, onlarin Hz. Peygamberle olan antlasmalarini bozduklarini duyunca
Peygamber (s.a.s)'e gelerek O'nun huzurunda, Kaynuka ogullari ile olan
ittifakini reddetti. Onlarla ittifaktan Allah'a ve Resûlüne sigindi ve; "Ya
Rasûlallah! Ben, Allah'i, Resûlünü ve mü'minleri dost biliyorum; bu kâfirlerle
ittifak yapmaktan ve onlarla dostluktan Allah'a ve Resûlüne siginirim" dedi (Ibn
Ishak, a.g.e., 295).
Mâide Sûresindeki kissa, Ubâde ve Abdullah b. Übeyy hakkinda nazil oldu:
"Ey Iman edenler! Yahudilerle Hristiyanlari dost edinmeyin. Onlar ancak
birbirlerinin dostlaridirlar. Içinizden kim onlari dost edinirse o da
onlardandir. Allah zalimleri dogru yola eristirmez" (el-Mâide, 5/51; Ibn Ishak,
a.g.e., 295).
Ubâde Kaynuka ogullari ile olan ittifakini, muhtemelen bu âyetin nüzûlünden
sonra bozmustur.
Kaynuka ogullari; Rasûlüllah (s.a.s) ile aralarindaki antlasmayi bozan,
Bedirle Uhud arasinda O'nunla savasan ilk Yahudilerdi. Rasûlullah (s.a.s.),
onlari muhasara etti. Onbes günlük bir kusatmadan sonra Rasûlüllah'in hükmüne
razi olarak savassiz teslim oldular. Hz. Peygamber, erkeklerin ellerinin
baglanmasini emretti. Fakat münafiklarin basi Abdullah b. Übeyy Hz. peygamber'e
gelerek:
"Ey Muhammed! Müttefiklerime iyilik et" dedi. Resûlullah agirdan alinca Ibn
Selûl tekrar; "Iyilik et" dedi. Resûlullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi. Bunun
üzerine Ibn Selûl, elini Hz. Peygamber'in zirhinin yakasindan içeri soktu.
Resûlullah kizarak: "Yaziklar olsun sana! Birak beni!" dedi. Ibn Selûl: "Hayir
vallahi dostlarima iyilik etmedikçe seni birakmam. Onlar, beni altindan ve
mal-mülkten mahrum ettiler sen ise bir sabah vakti onlari biçiyorsun. Allah'a
yemin ederim ki ben, bir takim musibetler gelmesinden korkuyorum" dedi. Bunun
üzerine Resûlullah (s.a.s): "Onlar senindir" buyurdu ve "Çözünüz onlari, Allah
onlarla birlikte ona da lanet etsin" dedi. Serbest birakilinca sürgün
edilmelerini emir buyurdu (Ibn Ishak, a.g.e. 295; Taberî, a.g.e. III, 136I
vd.).
Allah, Resûlüne ve Müslümanlara onlarin mallarini ganimet olarak ihsan etti.
Onlarin arazileri yoktu, kuyumculukla ugrasiyorlardi. Resûlullah (s.a.s),
onlarin birçok silahlarini ve kuyumculuk aletlerini aldi. Onlari, tüm çoluk
çocuklariyla birlikte Medine'den çikarmaya Ubâde Ibn es-Sâmit memur edilmisti. O
da, onlari Dibâb'a kadar götürdü (Taberî, a.g.e., III, 1362).
Kaynuka Yahudileri, Ubâde Ibn es-Sâmit'e, "Ey Velid'in babasi! Evs ve
Hazrecle aramizda ittifak vardi. Biz senin müttefikin idik, sen bize ne diye
böyle yaptin?" dediler. Ubâde Ibn es-Sâmit de onlara: "Siz harb açtiniz" dedi.
Abdullah Ibn Übeyy de; "Sen müttefiklerinden uzaklastin da bundan eline ne
geçti?" dedi. Ubâde; "Hubâb'in babasi! Kalbler degisti, Islâmiyet ahidleri yok
etti" dedi.
Kaynuka ogullari Vâdiül-Kura'ya gelip bir müddet kaldiktan sonra Azruat'a
gidip orada yerlestiler (ibnü'l-Esir, el-Kâmil, II, 66).
Kaynak: Islam tarihi
İSLAM TARİHİ--İFK OLAYI
İFK OLAYLI
Ifk; yalan, büyük yalan, Iftira namuslu birinin namusu hakkinda Iftira
etmek.
Ifk olayi; Islâm tarihinde Resulullah (s.a.s)'in zevcesi ve müminlerin annesi
(el-Ahzâb, 33/6). Hz. Âîse hakkinda münâfiklar tarafindan uydurulan Iftira
olayinin adi. Olay Buhâri, Müslim gibi ana kaynaklarda tafsilâtli olarak
anlatilir. Bizzat Hz. Âîse, olayi cereyan tarzi ve sebepleriyle birlikte detayli
olarak anlatmaktadir.
Olayin gerçek yüzü münâfiklarin, Medine'de güvenli bir yurt edinen ve günden
güne gelisen Islâm toplumunu parçalamak için Islâm peygamberinin aile
mahremiyetini hedef alarak, bas vurduklari bir aleyhte propaganda ve karalama
hareketidir. Onlar, Resulullah'in, en yakin arkadaslari ile arasini
açabilirlerse, Islâm'i yok etme emellerine kIsa yoldan varabileceklerini
zannediyorlardi. Münâfiklar Mustalikogullarina karsi düzenlenen cihat
harekatinda, Hz. Âîse'nin basina gelen normal bir olaydan yararlanarak Hz. Ebu
Bekir'le Resulullah'in arasina fitne sokmaya ve Resulullah'i gözden düsürmeye
çalistilar.
Münâfiklar, hicretin besinci yili Saban ayinda, Necid bölgesinde, Müreysî
suyu yaninda konaklamis olan Mustalikogullari kabilesine karsi düzenlenen sefere
savasin siddetli geçmeyecegini bildikleri için kalabalik bir sekilde
katIlmislardi.
Resulullah sefere çikmadan önce, adeti oldugu üzere, hanimlari arasinda kura
çekmis, kendisiyle beraber sefere gitme kurasi Hz. Âîse'ye çikmisti (Buhârî,
Sehâdet, 15).
Bu sefer esnasinda münâfiklar, Mekkeli Muhacir müslümanlarla, Medine'nin
yerlisi Ensar arasina fitne sokmaya da çalistilar. Bunun için bölge ve kabile
taassubunu kullandilar. Bir seferinde Iki müslüman grubu birbiriyle kilica
sarilacak hale getirmis, olay Resulullah (s.a.s) tarafindan kolayca önlenmistir.
Bu arada münâfiklarin reisi Abdullah b. Übeyy:
"Medine'ye dönünce, aziz olanlarin, zelil olanlari oradan çikaracaklarini"
söylüyordu (el-Münâfîkûn, 63/8). Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) Ensari
toplayarak durumu anlatti. Ensâr olaya son derece üzüldü. Böylelikle Abdullah b.
Übeyy herkesin nefretini kazandi. Hatta oglu babasinin bineginin üzengisinden
tutarak:
"Zelil oldugunu, Allah Resulunün de aziz oldugunu itiraf etmeden seni
birakmam " demis ve itiraf da ettirmistir (Ibn Sa'd, Tabakâtu'l-Kübra, II,
65).
Sefer dönüsü ordu, geceleyin bir yere konakladi. Hz. Âîse ihtiyaci için
ordugahin disina çikti. Döndügü zaman, boynundaki Yemen boncugundan dizIlmis
gerdanliginin kopup düsmüs oldugunu gördü. Bu gerdanligi Hz. Âîse'ye, gelin
oldugunda annesi Ümmü Rûman hediye etmisti (Vakidî, Megazî, II, 428). Diger
kaynaklar gerdanligi kiz kardesi Esma'dan emanet aldigini yazarlar.
Hz. Âîse, gerdanligi aramak için ordunun disinda ihtiyacini giderdigi yere
gitti. Bulup döndügünde ise kendisinin devesi üzerindeki mahfelinde oldugunu
zanneden muhafizlari da dahil olmak üzere, ordunun oradan ayrilip gitmis
oldugunu gördü. Geri dönüp kendisini ararlar düsüncesiyle orada oturup bekledi.
Bu arada da oldugu yerde uyuyup kaldi.
Ordunun artçisi Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konusmadan onu
devesine bindirdi. Devenin yularini çekerek orduya yetistirdi (Ibn HIsam,
es-Sîre, II, 298).
Ikinci konakta Hz. Âîse'nin devesinin üzerinde olmadigi anlasilip bir süre
sonra genç bir askerin devesiyle geldigini görünce, münâfiklar bunu firsat bilip
dedikoduya basladilar. Abdullah b. Übeyy el altindan bu dedikoduyu besledi.
Müslümanlar bunun Iftira oldugunu anladilar. Meselâ Hz. Ebû Eyyûb el-Ensarî
hanimina:
"Ümmü Eyyûb! Senin hakkinda böyle birsey söylense kabul eder misin?" diye
sordu. O,
"Hasâ, asaletli ve serefli bir Insan böyle bir sey yapmaz." cevabini verdi
(Ibn Hisâm, a.g.e, s. 302).
Ne yazik ki münâfiklar disinda üç müslüman da bu dedikoduya kendilerini
kaptirdilar; Bunlar Safvan'dan öç almak Isteyen Hassan bin Sâbit, Resulullah'in
hanimlarindan Zeyneb binti Cahs'in kiz kardesi Hamne ve Hz. Ebû Bekir'in
yardimlariyla geçinen Mistah b. Üsâse idiler.
Hz. Âîse yolculuk dönüsü hastalandi ve annesinin bakmasi için baba evine
gitti. Olanlardan tamamen habersizdi. Ne annesi ve babasi, ne de Resulullah
(s.a.s) olanlari kendisine duyurmadilar. Kendisi de Resulullah'in soguk
davranisina bir mana veremedi. Bir gün Mistah'in annesi durumu kendisine açinca
derin bir üzüntüye kapildi ve günlerce gözyasi döktü (Müslim, Tevbe, 56). Bu
arada Resulullah (s.a.s) kendisine durumla ilgili sorular sordu. Hz. Âîse ise,
halini Allah'a havale ettigini bildirerek karsilik verdi.
Olayi duyan Safvan büyük bir öfkeye kapilarak kilicini aldi ve öldürmek
kastiyla Hassan'a saldirdi ve onu yaraladi. Bu Resulullah (s.a.s)'e haber
verilince Safvan'in tutuklanmasini emretti. Aslinda Safvan kadina ilgi duymayan,
erkeklik gücü yok (hasûr) birisi idi. Bunu kendisi de açikça ifade etmistir (Ibn
HIsam a.g.e, s. 306, Müslim, Tevbe, 57).
Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashaptan bazilariyla görüstü. Bunlardan Hz.
Osman, Üsâme b. Zeyd, Zeyneb binti Cahs, Ümmü Eymen hep Hz. Âise'nin tertemiz
olduguna sahitlik ettiler. Hz. Ömer, Hz. Âîse'nin nikâhinin Allah tarafindan
kiyildigini hatirlatarak, Allah'in temiz olmayan bir kadinla onu
nikahlamayacagini söyledi. Yalniz Hz. Ali lehte olmayan bir konusma yapti ve
Resulullah için kadinin çok oldugunu belirtti. Bir de Hz. Âîse'nin hizmetçisinin
sorguya çekIlmesini teklif etti. Hatta dogru söylemesini saglamak için onu
tokatladi. Berire ise, hanimi hakkinda iyilikten baska bir sey bIlmedigini
belirtti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashab'a bildirmek üzere
minbere çikti ve bu konuda onlarin yardimini Istedi. Ensardan Sa'd b. Muaz:
"Ey Allah'in Resulu, sana ben yardim edecegim. Iftiraci Evs kabilesinden ise,
ben onun boynunu vururum. Eger Hazrecli kardeslerimizden ise, bize emredersin,
emrini yerine getiririz" deyince Hazreclilerden Sa'd b. Ubade buna karsi çikti.
Karsilikla atismalar neticesinde çikan anlasmazligi Resulullah (s.a.s)
yatistirdi.
Resulullah (s.a.s) büyük üzüntüyle oradan, babasi Ebû Bekir'in evinde bulunan
Hz. Âîse'nin yanina gittiginde, Allah onun temizligini su ayetlerle Resulune
bildirdi:
"O Iftira haberini getirenler, sizlerden bir zümredir. Onu siz kendiniz için
bir ser sanmayiniz. Belki o, sizin için bir hayirdir. Onlardan herkese kazandigi
günah vardir. Günahin büyügünü yüklenen kimseye de büyük bir azap vardir. Ne
olurdu o Iftirayi isittiginiz zaman, erkek ve kadin müminler, kendi nefIsleri ne
kiyas ederek hüsnü zan etselerdi de; bu açik bir Iftiradir deselerdi!
O Iftiracilar buna dört sahit getirselerdi ya! Sahitleri getiremeyince de
onlar, Allah katinda muhakkak yalancidirlar. Eger dünyada ve ahirette Allah'in
fazl ve rahmeti üzerinizde bulunmasaydi, içine daldiginiz o ifiradan dolayi,
sizi her halde büyük bir azap çarpardi. Ortaya atildigi zanlari siz, o Iftirayi
dillerinizle birbirinize yetistiriyordunuz. Hiçbir bilginiz olmayan seyi
agizlarinizla söyleyiveriyor ve bunu kolay saniyordunuz. Halbuki bu, Allah
katinda büyük bir vebal idi."
"Ne olurdu, onu isittiginiz zaman: "Bunu söylemek bize yakismaz! Sübhanallah!
Bu büyük bir bühtandir" deseydiniz ya!...." (en - Nûr, 24/11-20).
Bu ayetlerin inisi basta Resulullah (s.a.s) olmak üzere bütün müminleri
sevindirdi. Ama Iftira yapanlarin ve yayanlarin cezasi da verIlmeliydi. Cenabi
Hak bunun üzerine su Iki ayeti indirdi:
"Namuslu ve hür kadinlara (zina isnadiyla) Iftira atan, sonra da (bununla
ilgili olarak) dört sahit getirmeyen kimselerin (her birine) seksen degnek
vurun. Onlarin ebedî sahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsiklarin ta
kendileridir. Ancak (bu hareketlerine) tövbe edip durumlarini islah edenler
müstesnâdir. Çünkü Allah çok yarligayici, çok esirgeyicidir" (en-Nûr,
24/4-5).
Ayetlerde, zina Iftirasi atanlar için üç ayri hüküm konulmustur:
1- Iftiraciya seksen sopa vurulacak
2- Sahitligi ebediyyen kabul edIlmeyecek
3- Allah'in taatindan çiktigi için fâsiklikla vasiflandirilacak.
Iftira eden, pisman olur, tövbe ederse fâsiklik vasfini üzerinden kaldirmis
olur (M. Ali es-Sabûnî, Kur'an-i Kerîm'in Ahkâm Tefsîri, II, 107).
Bu ayetlerin inmesi üzerine Resulullah (s.a.s) Hassan, Hamne ve Mistah'a zina
Iftirasi cezasi olarak seksener degnek vurdurdu. Abdullah b. Übeyye'ye bu ceza
tatbik edIlmedi (Muhammed Rida, Muhammed (s.a.s), Misir 1357/1938, s. 303).
Hz. Ebû Bekir kizina yapilan Iftiraya karistigi için Mistah'a vermekte oldugu
yardimi kesmisti. Iftira cezasi tatbik edildikten sonra Cenabi Hak:
"Sizden (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar, akrabalarina,
yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin. Allah'in
sizi yarligamasini sevmez misiniz? Allah çok yarligayici, çok esirgeyicidir"
(En-Nur, 24/22) ayetini indirdi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir:
"Vallahi ben, Allah'in beni yarligamasini elbette arzu ederim. Vallahi ben,
artik bunu ondan hiç bir zaman kesmem" dedi ve Mistah'a vermekte oldugu nafakayi
vermeye tekrar devam etti (Buharî, Megazî, 34; Tefsîru'l-Kur'ân, 6; Müslim,
Tevbe, 56).
Iftira, içi baska disi baska olan Iki yüzlü münâfiklarin metodudur. Iftiradan
sakinmak, Iftiraya ugrayan mazlumlara arka çikmak, zalim ve Iftiracilari
yalanlamak gerekir.
Ismail KAYA
İSLAM TARİHİ--BEDIR GAZVESI
BEDIR GAZVESI
Islâm devletinin Medine'de kurulmasindan sonra müslümanlarla müsrikler
arasinda meydana gelen ilk savas. Bu savasa, yapildigi kasabanin adiyla
anilarak, Bedir Gazvesi denilmistir.
Bedir kasabasi Medine'nin 120 km. kadar güneybatisinda ve Kizil Deniz
sahiline 20 km. uzakliktadir. Bedir, Mekke'den gelip Medine'den geçerek
Suriye'ye kadar uzanan yol üzerinde olup, Mekke-Medine arasindaki konak
yerlerinden biri idi. Bedir halki kasabalarina ugrayan ticaret kervanlarina
verdikleri hizmetler karsiliginda elde ettikleri kazançlarla geçinirlerdi.
Ayrica her yil Zilkade ayinda burada kurulan bir panayir kasaba halkina önemli
gelir saglardi. Bedir kasabasinin Islâm savas tarihinde önemli bir mevkii
vardir. Hz. Peygamber (s.a.s.) müsriklerle çarpismak üzere buraya üç defa
gelmisti. Birincisine ilk Bedir Gazvesi adi verilir. Savasa henüz izin
verilmedigi dönemlerde Mekkeli müsrikler müslümanlara saldirilarina devam
ediyorlardi. Fakat hicretin altinci ayindan sonra cihat izni verilince artik
müslümanlar kendilerini ve Islâm devletini koruma imkâni bulmuslardi. Bir ara
müsrikler o sirada henüz müslüman olmamis olan Kürz b. Câbir'in kumandasi
altinda bir askerî birlik gönderip Medine'nin çevresine saldirtmislardi. Kürz ve
yanindaki müsrikler Medine'nin güneyinde Cemmâ denilen yere gelip müslümanlarin
sürülerine saldirmis ve yagmalamislardi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.)
Medine'de Zeyd b. Hârise'yi devlet baskanligina vekil tayin edip bir grup
müslümanla Sefevan vadisine kadar ilerledi. Kürz ve adamlarini takip eden Hz.
Peygamber, müsriklerin izlerine rastlamayip Medine'ye geri döndü. Bu gazveye ilk
Bedir Gazvesi adi verilir. Peygamber, hicretin ikinci yilinda Rabîü'l-evvel (623
Eylül) ay'i baslarinda bu sefere çikmisti.
Müslümanlarin her seylerini Mekke'de birakip Medine'ye hicret etmeleri
müsriklerin Islâm'a ve müslümanlara olan kinlerini dindirmemi sti. Hatta
müslümanlarin Medine'de devletlerini kurup yerlesmeleri Mekkeliler'e çok agir
gelmisti. Müs rikler Islâm'in bu ba sarisini hazmedemeyip mutlaka durdurmak için
yollar aramaga basladilar. Hicretten önce Abdullah b. Übey b. Selül adindaki
kabîle reisi Medine'de taç giyip kral olmak üzere idi. Fakat akrabalarinin ve
destekçilerinin büyük bir kismi müslüman olup Hz. Peygamber (s.a.s.)'i
sehirlerine davet edince, artik burada bir Arap devleti degil Islâm devleti
kurulmustu. Bunu bir türlü içine sindiremeyen Abdullah b. Übey, etrafindaki bazi
adamlariyla birlikte Islâm'a girdiklerini söylemislerse de asla içten iman
etmemis, münafikliklarini sürdürmüslerdi. Bunu firsat bilen Mekkeli müsrikler
eski dostlari olan Ibn Übey'e bir mektup yazarak söyle demislerdi: "Siz
bizimkileri barindirdiniz. Ya siz Muhammed'i öldürür veya yurdunuzdan
çikarirsiniz; yahut biz hepimiz toptan gelip üzerinize saldirir erkeklerinizi
öldürür kadinlarinizi esir aliriz."
Hz. Peygamber ve arkadas larinin Medine'ye gelmeleriyle kralligi engellenen
Abdullah b. Übey, etrafindaki münafiklarla Islâm'i içten yikmaga çalisiyordu .
Onun gayesi gayet açik idi. Krallik isteyen bir adam Islâm devletinde ve
Peygamber'in baskanliginda barinamazdi. Münafiklar, dünya ve dünya çikarlarinin
pesine takilmis müsriklerle isbirligi yaparak, Islâm'in Medine'deki hâkimiyet ve
devletini yikmaga ça lisiyordu.
Müslümanlar, müsriklerle münafiklarin kurduklari bu isbirligini haber
aldilar. Mekkelilerin gönderdigi bu mektup onlarin ve Medine'deki münafiklarin
gayelerini gayet açik bir sekilde ortaya koyuyordu.
O bakimdan, müslümanlar çok dikkatli idiler. Bu düsmanlardan gelebilecek
saldiriya hazirdilar. Resulullah ilk tedbir olarak, Medine-i Münevvere çevresine
küçük müfrezeler gönderdi. Bu müfrezeler, Kureys'in ticaret kervanina engel
oluyor ve Medine çevresindeki kabîlelerle baris anlasmalari yapip, Medine-i
Münevvere'nin güvenligini sagliyordu.
Hamza b. Abdülmuttalib, Ubeyde b. Hâris ve Sa'ad Ibn Ebi Vakkas (r. an.) gibi
ileri gelen sahabiler, bu müfrezelerin ba sinda görev yapmislardi. Bunlar kan
dökmemege dikkat ediyorlardi. Yalniz Abdullah b. Cahs (r.a.) müfrezesi Bedir'den
önce düsmanla çarpisan ilk Islâm seriyyesidir. Bu hadisenin savasilmasi haram
aylardan Recep ayinin son gecesinde olmasi, müsriklerin dedikodusuna sebep oldu.
Bu olay üzerine, haram aylarda savasmak hakkinda aâyetler nazil oldu. Bu
ayetlerde, müslümanlara, cihat izninin verilecegine dair müjdeler vardi. Ve
hemen ardindan da savasa izin veren ayetler geldi.
"Kendileriyle savasilan (mü'min)lere izin verildi. Çünkü onlara
zulmedilmistir. Ve Süphesiz Allah, onlara yardim etmege kadirdir. " (el-Hacc,
22/39).
"Ey inananlar, korunma tedbirleri alin; bölük bölük veya hep birlikte savasa
gidin." (en-Nisâ, 4/71).
"(Yeryüzünde) hiçbir kötülük kalmayincaya ve din tamamen Allah'in oluncaya
kadar onlarla savasin. Eger vazgeçerlerse muhakkak Allah, ne yaptiklarini
görmektedir. " (el-Enfâl, 8/39)
Bu ayetler, müslümanlari, müsriklerden yillarca gördükleri iskencelere karsi
intikam almaya tesvik ediyor; zalimlerden, Allah'in hâkimiyetini gasba yeltenmis
müstekbirlerden bu hâkimiyetin alinarak Allah'a iade edilmesini ve hükmün
Allah'a ait oldugunun onlara gösterilmesini istiyordu. Bunun için de
müslümanlarin gerekli tedbirler alarak ve korunarak savasmalarini istiyordu. Bu
ayetlerdeki istek elbette Cenâb-i Hakk'a aitti. Eger insanlara ve Resule ait
olsaydi zaten onlar yillarca önce savasmak ve zulme isyan etmek istemislerdi.
Ancak, zulme isyan Allah'in ölçülerine ve rizasina uygun yapilmali ve bir zulüm
kaldirilirken yerine bas ka bir zulüm ikame edilmemeliydi. I ste Medine'deki
Islâm toplumu bunu anliyordu. Müslümanlar iste bunun için müsriklerle savasmayi
göze almislardi.
Mekkeli müsrikler defalarca müslümanlari tehdit edip, onlara Medine-i
Münevvere yakinlarina kadar gönderdikleri çapulcu birlikleri eliyle zararlar
veriyorlardi. Son zamanlarda Ebû Süfyân'in da ortakligiyla olusturulan bir
kervan Suriye'den mallar getirecek ve bununla müslümanlara son ve kesin darbe
indirilecekti. Bunu haber alan Resulullah (s.a.s.), durumu ashabiyla istisare
etti. Bu kervanin Mekke'ye ulasmasina engel olunmasi karari alindi. Bu kararin
uygulanmasi asamasina gelindiginde Ebu Süfyan durumdan haberdar oldu ve Damdam
b. Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek Kureys'ten yardim istedi.
Ebu Cehil bu firsati kaçirmak istemediginden Kâbe'ye kostu. Müsrikleri
müslümanlara karsi savasa tesvik etti. Tellâllar çikararak Mekke sokaklarinda
bagirtti. Eli silâh tutan herkes bu müsrik ve putperest orduya katildi. Hatta
Resulullah'in müsrik olan amcasi Ebu Leheb, kendisi gidemeyecek kadar hasta
oldugu için yerine ücretle bir kiralik asker gönderdi.
Resulullah hicretin ikinci yili Ramazan ayinin sekizinci günü Abdullah Ibn
Ümmü Mektum'u Medine'de kalan yasli ve hastalara namaz kildirmak üzere
görevlendirdi. Yahudilerin karisiklik çikarmasindan süphelendikleri için Ebu
Lübabe'yi de Medine'de yönetimin basinda vekil birakti.
Müslüman ordusunun sayisi üçyüzbes kisi idi. Bunlarin seksenüçü
Muhacirlerden, altmisbiri Evs'den, geri kalanlari da Hazrec kabilesinden idiler.
Muhacirlerden yalnizca Osman b. Affân (r.a.), hanimi Resulullah'in kizi Rukiye
agir hasta oldugu için Medine'de kalmisti. Kendisi de ayrica rahatsizdi.
Müslümanlarin yalniz üç atlari ve yetmis develeri vardi. Bineklerine sirayla
binmek zorundaydilar. Zefiran denilen yere geldiklerinde, Mekkeli müsriklerin
büyük bir ordu ile üzerlerine gelmekte olduklarini ögrendiler. Biraz duraklayip
tereddüt ettiler. Çünkü onlarin büyük hazirliklarla gelen Mekke ordusuna karsi
koyacak kadar askerleri yoktu. Buna hazirlikli da degillerdi. Resulullah
ashabiyla yeniden istisare etti. Kervanin pesine mi düsülmeliydi; yoksa müsrik
ordusuna karsi mi durulmaliydi. Allah Resulu ve Muhâcirler ordunun karsisina
çikilmasi taraftariydilar. Ensâr ise, Akabe beyatinda verdikleri sözle Medine'
de Rasûlullah'i koruyacaklardi. Simdi ise Medine disinda idiler. Rasûlullah
(s.a.s.) onlara reylerini sordu. Ensardan Sa'd b. Muaz söyle dedi:
"Ya Resulullah, biz sana inandik. Allah tarafindan getirdiklerinin hak
oldugunu tasdik ettik. Artik siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah
hakki için artik denize girersen, seninle beraber biz de gireriz. Hiç birimiz
geri kalmayiz. Biz düsmana karsi durmaktan çekinmeyiz. Muharebeden geri
dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrilmayiz. Bizden memnun kalacagin isler
nasip etmesini Allah' tan dilerim. Hemen Allah'in bereketini dileyerek
istediginiz tarafa yürüyünüz."
Resulullah (s.a.s.), ashabinin bu birlik ve beraberligine çok sevindi.
Allah'a hamd ile, müsriklerle karsilasmak üzere Bedir kuyulari mevkiine dogru
yola koyuldu.
Ebu Süfyan, müslümanlarin Bedir'e gelmekte oldugunu ögrenince kervanin yönünü
degistirdi. Deniz tarafindan Mekke'ye yollandi. Müslümanlar Bedir'e gelince,
kervan çoktan uzaklasmisti.
Islâm ordusu, kumluk bir araziye konaklad i. Müsrikler ise Bedir kuyularini
tutmuslardi. Gece yagan yagmur, hem araziyi pekistirdi, hem de müslümanlarin su
ihtiyacini giderdi. Bu Allah Teâlâ'nin onlara bir yardimiydi.
Daha sonra, buralari çok iyi taniyan Habbâb b. Munzir'in teklifiyle ordunun
karargâhi degistirilip Bedir köyünün en sonundaki kuyunun yararina geçildi.
Resulullah (s.a.s.) elini kana bulamak istemediginden kendisine ordunun
gerisinde bir çadir kuruldu. Çadirinin kapisinda Sad b. Muaz nöbet
tutuyordu.
Mekkeli müsrikler zirhlar içinde idi. Sayilari bin kisiye yakindi. Bunun yüz
kadari süvari yedi yüzü develi ve geri kalani piyade idi. Bu sayi Islâm
ordusunun üç kati idi.
Ordular ibret alinacak bir dagilim sergiliyordu. Tarih hiç bir zaman bu
derece anlamli bir savasa tanik olmamisti. Bir tarafta Müminlerin dostu Ebu Bekr
(r.a.), diger tarafta müsrik saflarinda yer alan oglu Abdurrahman; bir tarafta
müsrik ordusu komutani, Utbe b. Rabia, karsisinda oglu Huzeyfe bulunuyordu.
Resulullah'in amcasi Abbas ile Hazreti Zeyneb'in esi ve Resulullah'in damadi
Ebu'l As, müsriklerin arasindaydi. Akîl ise kardesi Hz. Ali'ye karsi müsrik
ordusunda yer almaktaydi.
Bu sirada Ebû Süfyan'in kervaninin Mekke'ye ulastigi haberi geldi. Ebu Süfyan
müsriklere bir haber göndererek, "Siz kervaninizi korumak için harekete
geçtiniz. Artik savasmadan geri dönünüz" dedi. Ancak geri dönmek için arzulu
olanlar olduysa da savasma karari alanlar çogunluktaydi. Ebû Cehil,
"Müslümanlari öldürmeye bile lüzum yoktur. Ellerini baglayip onlari tekrar
Mekke'ye götürecegiz ve böylece Islâm da bitecek" diyordu.
Bu ordu, Islâm'in tek ordusuydu. Eger bu ordu ezilecek ve silinecek olursa
Allah'in hükmünü hâkim kilacak bir baska topluluk kalmayacakti. Hz. Peygamber
(s.a.s.): "Allah'in, vadettigin yardimini bugün lutfet. Ya Rab, bu bir avuç
mücahid yok olursa, bir muvahhidler bu gün telef olursa, yeryüzünde sana ibadet
eden kalmayacak!" diye dua ve niyazlarina devam etti. Bu sirada da su mealdeki
vahiy gelmisti:
"Bütün bu toplananlar (müsrikler) hezimete ugrayacak ve arkalarina dönüp
kaçacaklardir. " (el-Kalem, 68/45).
Resulullah (s.a.s.) kan dökülmesini istemediginden Ömer b. el-Hattab'i elçi
olarak müsriklere gönderdi. Onlar savas konusunda kararli olduklarindan
Resulullah'in bu serefli elçisinin tekliflerini dinlemediler. Kur'an bir baska
ayetiyle müminleri desteklemekte ve Mekkeli müsriklerin cezalandirilmasini talep
etmektedir:
"Onlar, (insanlari, Rasülü ve mü'minleri) Mescid-i Haram'dan geri
çevirdikleri ve onun velisi, bakicisi ve koruyucusu olmadiklari halde Allah
onlara neden azap etmesin? Onun velileri sadece muttakîlerdir. Fakat çoklari
bunu bilmez. " (el-Enfal, 8/34).
Bu harpten itibaren, Kur'an-i Kerîm'de, girisilen bütün savaslarda
müslümanlarin yanibasinda çok sayida melegin savasa katildigindan bahsedilir.
Ancak Bedir savasi ötekilerden bir farklilik gösterir.
"O zaman sen müminlere.' Rabbinizin size indirilmis üç bin melegi ile yardim
etmesi, size yetmez mi?' diyordun , "Evet, sabreder, (Allah' dan) korkarsaniz,
onlar hemen su dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz, size nisanli bes bin melek
ile yardim eder", Allah, bunu size sirf müjde olsun ve kalpleriniz yatissin diye
yapti.
Yardim, daima galip ve hikmet sahibi Allah katindadi r. " (Âli Imrân,
3/124-126).
17 Ramazan (13 Mart 624) Cuma günü sabahleyin her iki ordu Bedir kuyularina
dogru ilerledi. Müslümanlar bu kuyularin basina kâfirlerden önce ulasmislardi.
Müsriklerin tarafindaki kuyular tamamen kapatilip tutulduysa da Hz. Peygamber
(s.a.s.) düsmanin kendi tarafindaki bir kuyudan su almalarina müsaade etmistir.
Cahiliye adetlerine göre savasi iyice kizistirip heyecan dogurmak için gruplar
öne adam çikararak birbirlerine meydan okurlardi. Müsrikler tarafindan Esved
adindaki sahis ortaya çikip er istemis, buna karsi Hz. Hamza çikarak onu derhal
öldürüvermisti. Bunun üzerine Kureys'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabîa,
kardesi Seybe ve oglu Velid ortaya atildilar. Bunlarin karsisina Medineli
gençlerden üç kisi çikinca, kim olduklarini sormus ve onlara: "Siz bizim
dengimiz ve muhatabimiz degilsiniz, bizim kavmimiz ve kabilemizden adamlar
çiksin" demislerdi.
Kureys kâfirlerinin bu istekleri üzerine Hz. Hamza, Hz. Ali ve Ubeyde b.
Hâris çiktilar. Hz. Hamza ile Hz. Ali hasimlarini derhal öldürdüler. Ubeyde ise
hasmini yaralamis kendisi de yaralanmisti. Onun yardimina kosan Hz. Hamza ve Hz.
Ali (r.a.) derhal Utbe'yi öldürüp yarali arkadaslarini müslümanlarin karargâhina
tasimislardi. Bu mubarezelerin sonunda taraflar birbirlerine saldiriya geçtiler.
Ikindiye dogru müslümanlar tarihin kaydettigi büyük zaferlerden birini gerçekle
stirmislerdi. Savas sona ermisti. Müslümanlari n, Islâm'in ve özellikle Hz.
Peygamber'in en büyük düsmani Ebu Cehil basta olmak üzere müsriklerin ileri
gelenlerinden çok kimse hayatini kaybetmisti. Müsriklerden tam yetmis kisi
öldürülmüstü. Müslümanlar ise on dört sehid vermislerdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)
namazlarini kildirdiktan sonra Allah yolunda canlarini veren bu ilk sehitleri
topraga verdi. Müslümanlar Kureys'in ölülerini de yerde birakmayip açtiklari bir
çukura gömdüler.
Mekkeli müsriklerden bir miktar esir alindi. Ama henüz Cenâb-i Allah esirler
hakkinda hükmünü bildirmemisti. Peygamberimiz bu esirlerle ilgili olarak
ashabiyla istisarede bulundu. Ashabtan bazilari bunlarin derhal öldürülmesini
teklif ederken, en yakin müslüman akrabalarinin bunu infaz etmelerini tavsiye
etmislerdi. Buna karsilik basta Hz. Ebu Bekir olmak üzere bazi sahabeler de bu
esirlerin fidye karsiliginda serbest birakilmalarini teklif ettiler. Rasûlullah
bu ikinci teklifi uygun buldu. Fidye ödeyemeyenlerden okuma yazma bilenlerin
müslümanlarin çocuklarindan onar kisiye okuma-yazma ögretmeleri istendi. Esirler
müslümanlar arasinda dagitildi.
Hz. Peygamber onlara iyi muamele edilmesini istedi. Esirlerden elbisesiz
kalmis olanlara giyecekler verildi. Bu esirler müslümanlarla birlikte ve onlarla
esit sartlar altinda yemege oturuyorlardi. Esir alinanlardan sadece ikisi idama
mahkûm edilmistir. Çünkü bunlar Mekke'de inananlara yapmis olduklari zulümden
dolayi idami haketmislerdi. Rasûlullah'in, bu ilk askerî karsilasmada gösterdigi
bu insânî tutum ve davranis daha sonraki olaylarda da degismemistir.
Mekke müsriklerinin ileri gelenleri ve baskanlari, Bedir'de öldürülmüstü. Ebû
Süfyan ise büyük ticaret kervaninin basinda oldugu halde kaçip kurtulmus ve
bundan böyle Mekke' nin baskani olmustu. Oglu, kayinpederi ve kayinbiraderi
Bedir savasinda öldürülen Ebu Süfyan, bunlarin intikamini alincaya kadar
hanimina yaklasmayacagina, saç ve sakalini kestirmeyecegine yemin etti. Bunun
yaninda karisi Hind de kendi akrabalarini öldürenleri bulup onlarin cigerlerini
yiyecegine and içmisti.
Bedir zaferi, siyasi-dini yapi daki Islâm devlet ve camias inin daha da
saglam temeller üzerine oturmasini sagladi. Hz. Muhammed (s.a.s.) Bedir' de
savas baslayacagi sirada, secdeye kapanip Allah'a yönelerek O'na, yardimini
esirgememesi için dua ettiginde o günkü durumu en güzel bir sekilde dile
getiriyordu:
"Ey Allah'im! Sayet su küçücük ordu eriyip giderse sana (yeryüzünde) artik
ibadet edecek kimse kalmayacaktir... "
Kaynak: Islam tarihi
Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...
-
KAMİL NASİHATLAR نصائح كاملة NESAİHUN KÂMİLE Sevgi Işığınız, Kalbiniz Rehberiniz Olsun. Dünya peşinde koşan, duru bir âdem idi...
-
Online Yıldızname Burcu Hesaplama 1. Yol: Arapça Harflerle Ebced Yöntemi Öncelikle "cinsiyet"inizi seçin ve aşağıdaki ...
-
HAZRETİ YUSUF'UN HAYATI İKİNCİ BÖLÜM Neticede Hz. Yusuf (a.s.), kendisine sahip çıkacak bir yakını olmadığından birkaç yıl dah...