29 Ekim 2012

GÖNÜLDEN SÜZÜLENLER


İçinde " umut " olan bir masal anlat bana, 
Bilmediğimiz bir köyün şiir yüzlü çocuklarına götür sonra. 
Ve masalından uyandırmadan önce 
Gözlerime " gül’üşünü " 
Yüreğime rengarenk " gökkuşağını " giyindir. 
Ve gece uyku tutmayıp 
Bir duvar sonrası nakışlanan ölümde 
Korkularıma inat varlığınla beni cesaretlendir sevgili.

" Zaman aleyhimize olsa da 
Bilmediğimiz bir köyün 
Şiir yüzlü çocuklarına 
Kutu kutu çikolota dağıtmaya geç kalmadık sevgili. "

" Şiir yüzlü çocukların duasını almış bir sevda bizimkisi sevgili. 
Yetimhane köşelerinde annesiz babasızlığına büyüttükleri özlemlerin, 
içinden geçirdik birbirimize olan özlemi. 
Bayram sabahı bir elbise bile alınmayacak kadar büyük yalnızlığı olan, 
çocukların yüreklerinde asılı bir muskanın içinde saklıydık biz. "

Bir kır düğününde ellerimizden gökyüzüne hediye edilmiş binlerce balon olmalı. 
Nihavent sesinden düşen bir hayata eşlik etmeliyim sonra. 
Saçlarının kokusu için kelebekler birbirleriyle yarışmalı ve biz dans kalktığımızda, 
yıldızlar gökten gökyüzüne kaymalı ve her bir yıldız kaydığında, 
binlerce şiir yüzlü çocuk yüreğinde Cennet kapıları sonuna kadar açılmalı sevgili.

Birbirimize sarılmayı özlerken kaç tane taştan bebeği avuttuk bağrımızda, kaç gecenin katline soyunduk. 
Acıyı ateş diye yakıp umudu demleyip hayat çaydanlığında. 
Uçurum öncesi fırtınalara kafa tutup sevdaya binlerce hasret cümlesi bıraktık biz.

" Gül’üşlerindeki umuttan nasiplenip Afrika çöllerini bile çiçek bahçesine çevirebilecek kadar sevdalı tüm hücrelerim. Ömrüm ömrüne feda olsun sevgili. "
Gül’ümsediklerinde her iki yanağında Peygamber çicekleri açan çocukların dualarında büyüyen sevdayız biz. 
Açlığını bir cami avlusundaki çeşmeden içtiği bir avuç su ile gideren bir çocuğun gözleri şahit sevdamıza sevgili.

Terlemiş ömrüme yanaştırdım ılık nefesini. 
Varlığından bir umudu çocukluğumun yalnızlığa serpiştirdim. 
Rastgele bir sözcükler savurmadım saçlarına. 
Yüreğimin en yeşil bahçelerinden koparıp sesinin nihavent sesine gelin ettim yarı aksak mutluluğumu. 
Sen en büyük duamsın ey sevgili. 
Gökyüzünün iki kenarına açtığın ellerinde uyumayı diliyorum. 
Bir daha gözlerimi açmamak üzere. 
Sağıma seni, soluma yıldızları aldım sana geliyorum sevgili. 
Elimde masal kitapları, yüreğimde özlemin ve dudaklarımda ıslanmış bir mutluluk masalım. 
Kan ter içinde, gece dağ tepeyi aşıp sana varacağım. 
Bir bozkır kuraklığından soyunup bir deniz bereketini giyineceğim. 
Kendimin katili olup sende yeniden doğacağım.

Sonu gözükmeyen bir bozkırın yüzyıllık uykusunu uyandırdı bir gül sağnağı. 
Bir fincan umudun ateşlediği ve hasretle yoğrulmuş hayat hamuruna sevdayı mayaladık. 
Sabırla ve özlemle harelendirip Elif kadar dimdik mutlulukları serpiştirdik. 
Bir cümle içinde sırtlarını birbirine dayamış iki kelime olabilmenin hazzında hayata bir Elif miktarı gül’ümsedik sevgili.

Yüreklerimize sürgülenmiş hasrete inat geleceğimize bir sevdayı dua dua nakışladık biz.
Utangaçtı düşlerimiz, sargısızdı özlemlerimiz. 
Sarıldık mı birbirimize, acıya bir tabut daha ayarlardık. 
Ellerimiz avuç içlerimizde yanarken dışarıda sağnak halinde güller yağardı Elif tadında.

” Senden başka hangi yürek 
Kadavra hükmündeki bedenimi tazelerdi ki… 
Hangi göz, 
Bir kez bile dokunmadığı kirpiklerim için 
İsmail’in boğazına sürülen bıçağa canını sürerdi ki …” 
Ey dilsizliğimin dile gelen sevda cümlesi…

Saksılara ellerimizle ektiğimiz ve gözümüzün nuru baktığımız umutlar bak yeşermiş sevgili. 
Umutlanmış tahta beşikte uyuyan Elif. 
Bak beyaz badanalı evimizin önünde bize gülümsemekte. 
Ayakları çıplak yine. 
Haydi Elif’in ayaklarına yüreklerimizi giydirelim. 
Üzerindeki beyaz elbisesine mutluluklarımızı yazmaya gidelim. 
Bir ezan vakti koşalım sana. 
Senin ellerinde deniz kabukları, benim ellerimde cam bilyelerim.. 
Kum saatine baktım da geldim şimdi; vakitlerden kavuşma, günlerden Elif..

Sarı saçlı bir çocuğun gözlerine serdim mavi bilyelerimi. 
Güneşi yüzlerine çizdiğim kız çocuklarına masallar anlatıyorum küçük bir kasabanın tarih kokan sokaklarında. 
Yalın ayak ayaklarımla koşuşturduğum veresiye aldığım şekerleri delik ceplerimden döke döke o sarı saçlı kız çocuklarına koşuyorum. 
Sonra gülüşlerinden kanayan yaralarıma şifalar diliyorum. 
Benek benek çiçekli elbiselerinden kara kışlarıma baharlar serpiştiriyorum. 
Sonra dağın eteklerinden bir rüzgar esiyor gülüşü Cennet kız çocuğu düşlerime. 
Bir umut doğuyor bulutların arasında. 
Gülüyorum, gülümsüyorum. 
Sarı saçların altındaki tebessümleri çalıp bir mutluluğa filiz oluyorum.

Omuzlarımın eğikliğine denk gelmedi mi hiç gözlerin. 
Sana gelen yolları aşındırdı o omuzlar. 
Ve kaç yol üstü molası çığlığı saklıdır üstünde ve kaç suskun tabuta omuz verdi omuzlarım. 
Uzaklığı hiç aldırış etmedim ben. 
Gelecektim sana, bir gün kavuşacak için varacaktım sana / gitmek için değil. 
Ayaklarımın yavanlığından, tahta arabalı çocukluğumun hiç anlamı yok sana gelen yolculuklarıma denk gelen. 
Bastırdıkça özlemlerimi, küllerini derime enjekte etmekten bir tahta kovuğuna gelin ettim. 
Eğiktim, büzüldüm ama hiçbir zaman eğilmedim yokluğuna. 
Ve hiçbir zaman uzaklığına yokluğunu karıştırmadım. 
Bensizliğin, bir günlük insan yürüyüşü kadardı. 
Yokluğun adınla başlayıp gözlerinin güzelliğiyle bitirdiğim cümle kadardı işte. 
Varlığın ise bende koca ömür..

Sevda için bir umut için savaşmak bu. 
Kaybettiğin sadece o savaşın hüznü için kendini boğduğun ve umutsuzluğa gebe kaldığın an’dır. 
Tıpkı elindeki ekmeği yere düşürdüğünde onu yerden kaldırıp alnına sürüp bereketine şükretmektir. Hayatın içinde hepimizin bir savaşı var hem de amansız belki de kimilerinin bu savaşı tek başına. Yenilecekleri aşikar olsa da savaşmak. 
Elinde silah, teçhizat olması gerekmiyor bunu yapabilmek için. 
Her şeye inat her olumsuzluğa inat nefes almaktır savaşmak. 
Gelemeyeceğini bilsen de dört gözle beklemektir savaşmak. 
Ne olur savaşın aşk için. 
Saflarınızı mutlulukla ve umutla sıklaştırın ve kaybetseniz de sadece içinizdeki hayata bir şey olmayacak. 
Biraz hüzün biraz gözyaşı. 
Bırakın her sabah yatağınız tek başınıza kalabiliyor olmak, isteklerinizi dertlerini ve çığlıklarınızı anlatabiliyor olmak, ellerinizi ve ayaklarınızı istediğiniz gibi oynatabiliyor olmak ve dilediğiniz süre gülümseyebilmek. 
Bırakın hayat size istediğiniz ya da hayal ettiğiniz hiçbir şeyi vermemiş olsun ama siz olursa olsun hayata dair bir miktar umut besleyin. Nefes aldığınızı bir tebessüm ile şükrediniz. 
Biliniz ki herkesin bir derdi var dertler bitmez. 
Ama umut ve mutluluk bugün yanınızda olmasa da bir gün mutlaka sizinle olacaktır. 
" Hayat umut ettiğin kadardır."

Suretini unuttuğum bir masalın ayak uçlarından sesleniyorum şehrine. 
Bir dakika önce senin ayak basma ihtimalinin var olduğu sokaklarda yalpalayan rüzgara inat bir deniz kokusu. Kalabalıkların içindeki tenhalığa zorlanmış bir geminin gökyüzüne değen alnında vuruyorum sözleri ayak ucundan. Sıkıyorum en namert yerinden cümleleri acıya. 
Geçer bu da geçer diyerek kanamalı bir acına ortak ediyorum kendime. 
Payıma mutluluk düşmüşken , bu fakir adama sevdan bir paye edilmişken seni seviyorum diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum.

Yüzünün utangaç yanında birikmiş binlerce çocuğun bayramlık elbise düşü saklı. 
Plastik oyuncakların bile içini ısıtacak gül’üşünü dua diye saklayıp yüzyıllık uykularından uyunan sevdalıların tercümanı olduk biz sevgili. Geceyi aydınlatan gözlerinden bir ışık hüzmesi yolla, tüm karanlıklarım firar etsin.

Acılarımızdan ayıkladığımız bir fincan umutla sarıp küçücük mutluluklardı bizim bayramlarımız. 
Ne zaman hüzün perdelese gözlerimizin iç yazgısını, sesimizdeki ince bir gül’üş yeterdi bir ömür boyu düşsüzlüğümüze. Sade ve birkaç cümleye sığacak kadar kısaydı birbirimize olan sevdamız ama aldığımız her nefeste yeniden tazelenen bir ömür kadar kocamandı yüreklerimiz.

Her bir gül’üşünde şiir yüzlü çocukların yüzüne bir mutluluk kipi serpiştiriyorum. 
Sesinin ince nağmesiyle avutuyorum dilsizliğimi. 
Nefesini yağdırıyorum sağnak sağnak, sol yanıma umutlarının felcini indiriyorum ve şah damarıma yazıyorum adının tüm harflerini. Adına sevda diyorum; günlerden umut. 
Sana sevda / umut dedikçe, ölümlerden ayıklanmış bir hayat diliyorum sana sevgili.

Her bir gül’üşünde yeniden ölümü kefenliyorum sevgili. 
Varlığına binlerce umudu paylayıp ellerinde balonlarla bir deniz kıyısında kavuşacağımızı günü ilmekliyorum gözlerime. 
Harf harf işliyorum yüreğimin mutluluk coğrafyasına. 
Ve ne zaman adın bir cümlenin içinde mutluluğa yaslansa, nihavent sesine uzanıp Cennete yalın ayak koşuyorum sevgili.

Kağıttan evlerimiz, güllerden gökyüzümüz vardı sevgili. 
Acıdan olma, umuttan doğma " mutluluklarımız " vardı yüzümüzde beliren her bir gül’üşümüzde. Sarıldık mı birbirimize, tek bir alfabe düşmezdi satırlara. 
Saçlarının kokusuna sarhoş olur, ellerini tuttuğumda karanlıklarıma " aydınlık " doğardı.

Bir luna parkın içinde kaybettiğim pamuk şekerlerimi gözlerinin kahverengi gözlerinde buldum. 
Bir kargo poşetinin içinde sakladığım mavi bilyelerime nefes oldun sen. 
Bir kum saatini elinden alan yüreğim küçük bir çakının şahitliğinde sana özlem yangınları büyütüyor. 
Bir iskelenin kenarında yüreğime dayadığım ahizenin arkasındaki yüreğimi yüreğimden yakala. 
Ve sesini ararken bir sahilde, sen soluk soluğa koş ve bir Elif miktarı sarıl bana. Ve hiç bırakma..

Sevdamıza tanık binlerce rengarenk balonlar getirdim. 
Hafiften yağmur düşerken uzaklığımıza, acılarımıza bir şemşiye ile değil sevdamızla göğüs gerdik değil mi sevgili. 
Birazdan dilimizden düşürmediğimiz şarkı çalınan radyoda. 
Hadi sesini aç yüreğinin de, dolayım nefesinin hayat gözeneklerine. 
Saçlarını da çöz de sevgili, yıldızları öreyim köklerine.. 
Elif elinde rengarenk balonlarıyla beklerken, sevdanın uzaklığına aldırış etme.

Tekil bir yalnızlığın içinden uzat ellerini. 
Utangaç yanaklarında bir tebessüm belirse üşengeç yaralarıma şifa diye sürüyorum gözlerini. 
Ellerini ellerimle yakalayıp avuçlarından kayıp giden bir terin akıbetine aldırış etmeden koca gövdeme 
umutlar serpiştiriyorum. 
Belirtisiz ya da yeknesak bir cümlenin içinden geçip sen’li bir varlığına nüfuz ediyorum. 
Soyunuyorum, üryanlığıma bir yangın bileyip azı dişlerimin sancısından bir sevda doğuruyorum. 
Doğan her düş’e bir kurban veriyorum. Azat ediyorum tüm gurbet kuşlarını. 
Ve sana gelirken tüm yollara en sevdiğin çiçeği ekiyorum sevgili.

Ekmeğimden, terimden sakınıp bir uçurtmalar alamadım sana. 
Oysa baba yadigarıydı marangozluk. 
O tahtaya yüreğini katıp tahtaya işlerdi içini. 
Ve ben onun kocaman ellerin tersine küçük ellerimden bir mürekkebe yaslıyorum düşlerimi. 
Sana gelirken ki cam kenarı biletleri biriktirip kağıttan gemiler bıraktım avuçlarına. 
Sokağına bir söz bıraktım karanlıkta üşüme diye. 
Sabahı müjdeleyen vapurların içine ıslak mektuplar bıraktım. 
Ne zaman umutsuzluğun bir iskeleye vurursa o el yazması mektuplardan mutluluğu ayağa kaldırır diye. Ve bir yürek bıraktım. 
İhmal ettiğin öğle yemeği vaktinde iştahsızlığına ve yalnızlığına bir mutluluk besini olsun diye.

Gökyüzünden mutluluk sağnağı, elllerimizle umuda bir ağ atıyoruz yürüdüğümüzün yüreğine denk gelecek şekilde. 
Acıya tek bir zırnık vermiyoruz. 
Acıya tokuz biz. 
Mutluluğa, umuda aç iki nefesli bir dünyanın sevdasıyız biz. 
Sonra bir ekmek arası huzur niyetine yolcu ediyoruz göçmen kuşları. Bir küçük balıkçı kulübesinden yıldızlara selam yolluyoruz. 
Ateşe yarenlik, suya mahzenlik ediyor gönüllerimiz. 
Velhasıl sevgili, bir sen bir ben ve biz koca bir ömür oluyoruz. 
Ölümü öldürmekten vazgeçiyoruz. 
Ölümü avuçlarımızda açmış bir gül tezahür ediyoruz, umudu ise hayat diye geçiriyoruz nüfusumuza. 
Ve güller yağarken saçlarımıza bir kır düğünü başlıyoruz el ele yüz yüze koşa koşa ölüme gittiğimiz yerde..

Bir düş düştü düşsüzlüğüme. 
İlkin taş bebeklerin susuz çığlığında aradım seni, sonra bezden yapılmış kız çocuğunun saçlarında. 
Tel tel döktüm yüreğimi avuçlarına. 
Nadasa bırakılmış bozkır gibiydi yüzüm, hiçbir tebessüm çiçek vermezdi bahçelerimdi. 
Yavandım, yalandım ve koca bir yandım kısırlığın yüzüne aşikar. 
Ama sen geldin, umut dedim sana. Yar edindim kendime pay edilmiş paydan. 
Kısır gövdeme inat bir düş yeşerttim. 
Bir iskelenin aydınlık yüzünde bezden bebeklerle bekliyorum seni.. 
Sende bana gelirken kargo paketiyle yolladığım mavi bilyeleri getirmeyi unutma emi.

" Morglardan ayıkladığımız her bir cümleye 
İlmek ilmek hayatı yüklüyorduk 
Onca yükü taşımayan her bir aşkın tabutuna 
Omuz veriyorduk sonra. 
Uzayıp giden ayrılık mezarını gördükçe, 
Seccade aramadan, 
Olduğu yerde 
Varlığımızın şükrüne duruyordu alnımız. 
Ayrı ayrı gökyüzünden nasiplense de gözlerimiz, 
Aynı yola çıkıyorduk istikametlerimiz. 
Sen sevda yolundan koşarken bana, 
Ben tali bir yoldan çıkıyordum yüreğine."

Orta Anadolu’ da yaz ortasında geçiştiren yağmurlar gibi 
Geçiştirildi kır düğünü özlemlerim. 
Yetimhane çocuklarının sevinçleri gibi yavandı dudak kenarlarım. 
Yaşadığım iklim gibi karasal ve kuraktı gülüşlerim. 
İç kanamalarım vardı gece 
sancılanıp, 
Gündüzleri tok karnına unutulan. 
Dizlerimin üstüne düşmelerim vardı çocukluktan kalma, 
Hep körpe ve hep sargısız. 
Umutlarım vardı, duvağı hiç açılmamış. 
Bir de gözlerimin içinde saklı nikahsız mutluluklarım.

Dilini yitirmiş bir cümleyim. 
İçimde birikmiş nice söz var şimdi. 
Sıraya geçmiş bir kalabalık herşey, her söz. 
Avazım çıktığı kadar sarılmak istiyorum sana. 
Bağırmak delice. Duvarlara vurup vurup geri dönecek kuvvetli bir nefesin içinde pey 
…dalanmış bir söz dizimlerim var içimde. 
Yakılmış, yaralanmış ama içimde bir sus’ku. 
İçimde bir yanardağ var ama kusamıyorum. 
Dışımda közler birikmiş yanıyorum diyemiyorum. 
Susuyorum, gözyaşlarımı bile haykıramıyorum. 
Sessizlik ne zormuş Ya Rab. 
İçime, dilime dolanmış düğümleri çöz. 
Bir alfabeyi bağışla bana. 
Doya doya içeyim cümleleri sonra da dudaklarımdan bir hayata sürgün edeyim sözleri. 
Biliyorum ben harfleri ilkokul terkten bıraktım ama içimdeki sözleri şimdi haykıramıyorum. 
Şimdi konuşamadığım dudaklarımı sadece ısırıp ağlamak için kullanıyorum. 
Ne acı cümle cümle susmak içinde.. 
Ya Rab kanatma dudaklarımı. 
Bu sessizlikle imtihan etme beni. Beni bir cümleye bağışla. 
Konuşamayan Nineciğime ses oldum

24 Ekim 2012

YALNIZ BİR OPERA FLAŞH ŞİİR

YALNIZ BİR OPERA
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren. 

ARAFE GÜN HAKKINDA


Arefe Günü Yapılacak Dualar
Resulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:“
Günlerin en faziletlisi arefe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. Arefe günü cuma günü dışında yapılan yetmiş hacdan daha faziletlidir (Hac da iken). Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de, Lailahe illallahu vahdehü la şerike lehu. (Allah birdir, O’ndan başka ilah yoktur. O`nun ortağı da yoktur.) sözüdür.” (Muvatta,Hacc 246)Resulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor,
“Arefe gününe hürmet edin! Arefe Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.”“
Arefe Günü oruç tutana, Adem aleyhisselamdan Sura üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.””Arefe günü tutulan oruç, bin gün tutulan nafile oruca bedeldir.”Resulullah (s.a.v) arefe akşamı ümmetinin affedilmesi için Allah’a dua etti. Duasına Yüce Allah (c.c.) “Muhakkak ki ben zalimden başkasına mağfiret ettim. Zalimden mazlumun hakkını alırım” diye buyurdu. Resulu Ekrem “
Ey Rabbim,dilersen mazluma cennette mükafatını verir zalime de mağfiret edersin.” diye dua etti fakat Arafatta bu duasına Kabul edilmedi. Sabah vakti Müzdelifede aynı duayı tekrarladı. Bu defa duası kabul edildi. Resulullah memnuniyetinden sevincini belli ederek güldü. Bunun üzerine Ebu Bekir ve Ömer (r.a), “Anam babam sana feda olsun, bu saatte siz gülmezdiniz, sizi güldüren nedir?” diye sordu. Resulullah (s.a.v) “Allahın düşmanı iblis, Allahü Teala’nın duamı kabul ederek ümmetimi affettiğini anlayınca toprağı alıp başına çalmaya ve vay bana helak oldum diye feryada başladı. İşte Şeytanın görmüş olduğum bu feryadı beni güldürdü” diye buyurdu.Resulullah (s.a.v) arefe gününde şeytanın durumunu şöyle anlattı:“Şeytan, arefe gününden daha çok küçülmüş, daha fazla hayırdan uzaklaşmış, daha ziyade hakir ve zelil, daha çok kinli ve öfkeli olarak başka hiçbir günde görülmemiştir. Bunun sebebi, Allah’ın bu günde rahmetinin inmesi ve büyük günahlardan vazgeçtiğini görmesinden başka bir şey değildir.” (Muvatta)Arefe gününden üstün bir gün yoktur. O gün Allahü Teâlâ, yeryüzündekileri övüp göktekilere, “
Ey gök ehli, kullarıma bakın, rahmetime kavuşmak ve azabımdan kaçmak için uzak yerlerden geldiler…” buyurur. Arefe günü Cehennemden o kadar çok kul azat edilir ki, başka günlerde bu kadar azat olmaz. Burada Hac yapmanın önemi belirtiliyor.Arefe, Kurban Bayramından bir önceki güne denir. Hicrî takvime göre Zilhicce ayinin 9. günüdür. Arefe günü senede bir gündür. Halkımız Ramazan bayramından önceki günüde arefe günü olarak kabul etmiştir.

Arefe Günü Yapılması Gerekenler. 
1. Arefe günü sabah namazının farzından sonra teşrik tekbirleri getirilir.Teşrik tekbiri “Allâhüekber, Allâhüekber, Lâilâhe illallâhü vallâhüekber, Allâhüekber ve lillâhi’l-hamd” demektir.Arefe günü sabah namazından başlayıp, Bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakitte, farz namazlardan sonra teşrik tekbiri getirmek vâciptir.2. Arefe günü oruç tutulmalıdır.
3. Arefe gününe hürmet edilmeli, günaha girmemeye dikkat edilmelidir.
 4.Arefe günü çokça dua ve istiğfar edilmelidir.5. Arefe günü çokça ihlas suresi okunmalıdır
. Arefe günü duaları ve zikirleri: 
 Arefe günü bu duaları ve zikirleri çokça okumalıyız.1. Bismillahirrahmanirrahim.Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
2. La ilahe illellahü vahdehü la şerike leh, Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey`in kadir.
3. Allahümme salli ala Muhammedin ve enzilhül muk`adel mükarrebe ındeke yevmel kıyameh.
4. La ilahe illellahü vahdehü la şerike leh, Lehül mülkü ve lehül hamdü biyedihil hâyrû vehüve alâ külli şey’in kadîr.
Ayrıca Tevriye, arefe gününden bir önceki güne denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle, buyurmuştur:
“Tevriye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.”
 AREFE GÜN VE GECESI DUA: 
Resûl-i Ekrem Efendimiz arife gecesinde şu duâyı okuyana Cenâb-ı Hak istediğini vereceğini beyân buyurmuştur.Duâ şudur:
* “Sübhânellezi fi’s-semâvâti arşuhu. Sübhanellezi fi’n-nâri sultânühu. Sübhanellezi fi’l-kubûri kadâuhu. Sübhanellezi fi’l-hevâi rûhuhu. Sübhânellezi raa’s-semâe bigayri amedin. Sübhânellezi vadaa’l-arda. Sübhânellezi lâ melcee illâ ileyhi.”İmam-ı Tirmizi, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, “
Duânın hayırlısı arife günü yapılan duâdır,” buyurarak Peygamberlerin arife günü duâsını şöyle okuduğunu haber verir:* “
Lâ ilâhe illâllahü hüve lehü’l-hamdü ve hüve alâ küli şey’in kadir.”Buhâri’de geçen bir hadisten öğrendiğimize göre arife günü şu duayı okuyan, şeytanın tasallutundan kurtulur, kendini muhafaza altına almış olur.
* “Allahümme’c’al fi kalbi nûran ve fi basari nûran. Allahümme’şrah li sadri ve yessir li emri…”
“Allah’ım, kalbimi, gözümü, gönlümü nûrlu kıl. Allah’ım, kalbime genişlik, işlerime kolaylık ver.”

BAYRAM GECELERİNİ İHYA
6513 – Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim her iki bayramın da gecesini Allah’tan sevap umarak ibadetle geçirirse kalplerin öldüğü günde kalbi ölmez.”


BAYRAM GÜNLERİ
ARİFE GÜN VE GECESİ OKUNACAK DUA
BAYRAM GÜNÜ DUASI
BAYRAM VE BAYRAM NAMAZLARI
Bayram namazlarının vakti

sabahleyin güneş yükselip de kerahet vakti çıktıktan itibaren başlar ve güneşin istiva (tam ortada bulunma) zamanına kadar sürer. Ramazan bayramı namazı bir özür sebebiyle birinci günün istiva zamanına kadar kılınamazsa ikinci günün istiva zamanına kadar kılınır. Özür devam etse bile artık üçüncü gün kılınamaz. 
ARİFE GÜN VE GECESİ OKUNACAK DUA
Bilindiği üzere mübarek gün ve gecelerimizden biri de bayram gecesi ile bayram günüdür. Resûl-i Ekrem Efendimiz arife gecesinde şu duâyı okuyana Cenâb-ı Hak istediğini vereceğini beyân buyurmuştur. Duâ şudur:
“Sübhânellezi fi’s-semâvâti arşuhu. Sübhanellezi fi’n-nâri sultânühu. Sübhanellezi fi’l-kubûri kadâuhu. Sübhanellezi fi’l-hevâi rûhuhu. Sübhânellezi raa’s-semâe bigayri amedin. Sübhânellezi vadaa’l-arda. Sübhânellezi lâ melcee illâ ileyhi.”
İmam-ı Tirmizi Resûl-i Ekrem Efendimiz’in “Duânın hayırlısı arife günü yapılan duâdır ” buyurarak Peygamberlerin arife günü duâsını şöyle okuduğunu haber verir:
-Lâ ilâhe illâllahü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ küli şey’in kadir.
Buhâri’de geçen bir hadisten öğrendiğimize göre arife günü şu duayı okuyan şeytanın tasallutundan kurtulur kendini muhafaza altına almış olur.
“Allahümme’c’al fi kalbi nûran ve fi basari nûran. Allahümme’şrah li sadri ve yessir li emri…”
“Allah’ım kalbimi gözümü gönlümü nûrlu kıl. Allah’ım kalbime genişlik işlerime kolaylık ver.” 

BAYRAM GÜNÜ DUASI
 Peygamberimiz bayram günlerinde şu duayı çok okuyanın kalbinin ölmeyeceğini haber vermiştir.“Yâ
Hayyû yâ kayyûm yâ bedia’s-semavati ve’l-ardı yâ ze’l-celâli ve’l-ikram.”
“Ey Hayy ve Kayyûm olan Rabbimiz ey semâvat ve arzın bedi’i ey Celâl ve Kerem sahibi. Beni sen koru sen istikamette daim eyle. Kötülük ve günahlardan muhafaza et sırat-ı müstakimde dâim ve sabit eyle.”Bayram günleri bayram tebrikleri için musafaha ederken önce davranan biri diğerine şöyle duâ eder:
“Tekabbellahü minnâ ve minküm.” Allah sizden ve bizden kabûl buyursun.”
Muhatab olan da buna “amin” demekle karşılık vereceği gibi.
“Gaferallâhü lenâ ve leküm” diye de cevap verebilir..” Allah bizi de sizi de mağfiret buyursun demektir.

 (Ahmed Şahin-Dualarımız)

SAKIN AĞLAMA


SAKIN AGLAMA..!

Susmaktan yoruldum seni seveliden beri
Neyi yasamak istediysem hep ona gec kaldim
Sana kosuyorum yollarin hep bana kapali
Özlemlerini demliyorum göz yaslarimda
Akan yaslari dudaklarimin arasinda öldürüyorum
En derin yerinden yaraliyorum yüregimi
Seni kanayan yüregimde intihar ediyorum
Ne unutacak kadar sevdin nede unutmayacak kadar özledin
Beni hep bulmamak sevmemek icin aradin
Deprem dalgasi gibi yüregim yikik bir duvar gibiyim
Sen ne aci duydun bu halimden nede pismansin
Yandigimdin sevdamdin sevdigimdin
Sana yenilmek sensizlige yenilmekten aci olsada
Seni kanayan yüregimde intihar ediyorum
Icimde öldürmedigim ne bir hatiran nede anin kaldi
Bir bütünken simdi iki yarim kaldik
Ben seni tamamladim sen beni tamamliyamadin
Hep kactin, tutmadin elinden sevdamin
Almadin kanayan yüregimden yalnizligini
Saclarinidan bir tutam alip yüregime gömüyorum
Seni kanayan yüregimde intihar ediyorum
Kanayan yüregimin mavisi senin gözlerinin okyanusundan
Sen sevdanin kilitlerini hep yalnis kapilara vurdun
Yikilmis binalara dönerken gözlerimdeki yaslar
Seni kanayan yüregimde intihar ediyorum
Sana uzanmayan bütün dallarim kirilsin
Sevdan icimde dogmussa nereye kacabilirdim
Ne kadar caresizim bilmiyorsun ki
Ici bulanik bir sevdada beni kahrettin
Aldirmadin yalvarmalarima deger vermedin sevdama
Bir kalemde yakip yüregimi karanliklara sattin ihanetini
Karanliklar yildizlar bile utandi yaptigindan
Al sensiz yasamin son nefesi bu
Seni icimde yüregimde öldürüyorum
Al bu siiri sana yazdim göz yaslarimin damlasiyla
Seni yüregimde öldürüp terk ediyorum...
Al bu siiri sana yazdim sende kalsin..
Ben nasil ki sensizlikle kahrolup agladiysam..
Sen, sen sakin aglama..
Biriktir sürmeli gözlerinde yaslari..
Olurya birgün bensizlik yakarsa gönlünü..
Kanatirsa yüregini bensizligin hasreti..
Sende beni hatirlar bana aglarsin.....

ALINTI

YİNE DÜŞTÜN AKLIMA FLAŞH ŞİİR





18 Ekim 2012

HÜZÜNLÜ DİZELER FLAŞH VİDEO

    HÜZÜNLÜ DİZELER

    Hangi ezgiyi dinlediysem, senin içindi bu sevgi
    Ne yazdıysam, ne okuduysam, ne öğrendiysem senin içindi
    Uzaktan geliyorum, biliyorsun
    Bütün çiçeği burnunda hazlara hasret, naçar kalıyorum
    Ben aşkın şahikalarına vurgun, sen deli ediyorsun!

    Yıldızlar geceye bulandığında
    Ve ay, en hoyrat salınışlarla güne yaklaşırken
    Sevdalarımda büyüyorsun!

    Uzaklıkların hasretleriyle tutuşurken
    Nöbetler geçmek bilmiyor...
    Ve bir yok oluş serabıyla ansızın
    Fındık kokusundan uzak, yosunsuz iskelelerden “Sus! “ diyor da kayboluyorsun...

    Şimdi dolunaysız bir gecenin öteki ucundasın
    Günah değil hayalinle yaşamak
    Ellerini tutmak, göz göze gelmek
    Ve zamanı durdurmak günah değil…
    ”Çık! ” diyorum sana, “Çık dumanlı yalnızlıklarından! ”
    Sesim tenine değiyor, inadına ‘aşk’ derken ama
    Mecalsiz kalıyorum işte, duymuyorsun!

    Rüyalarımda sevgiler eşeleyen
    Naif, ketum, masum bir çocuk soluğudur nefesim
    Biraz öfkeli, biraz mağrur ve biraz mahcup
    Sana uzanıyor, gözbebeklerine gözlerim
    ”Can suyum ol da gel hadi! ” diyorum
    ”Başağa durma vakti geleceğim.” diyorsun...
    Nice harmanlar savruluyor yüreğimden..
    Gelmiyorsun!

    Necdet Arslan  

SENİ SANA TERK EDİYORUM FLAŞH ŞİİR


    Seni Sana Terk Ediyorum :
     
    Geceler telaşla koşuyordu gölgeme 
    Bir gece kuşu daha uçuyordu avuçlarından 
    Yırtıyordu gecenin karanlığını Baykuş sesleri

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...