15 Ağustos 2012

BAHAİLİK

BAHAİLİK

Bahai Dini: 1800´lerde İran´da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan Babiliğin Bağımsız Dine dönüşmüş biçimi. Tüm dünyada inananları olan evrensel bir dindir. Bahai Tarihi, 1844´te Bab´ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber´in geleceğini ilan etmesiyle başlar. Bahailiğin kurucusu ve peygamberi, lakabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali´dir 21 Nisan 1863´te yeni dini ve yeni prensipleri Bağdat´ta sürgünde iken ilan etti.

Prensipleri

İnsanlık alemi tek bir ailedir
Irk, din, dil, cinsiyet gibi tüm önyargılar kaldırılmalıdır
Tüm dinlerin temeli birdir (şimdilik son din İslam ya da Bahailik değildir, gelecekte de dinler gelecektir)
Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
Kadın ve erkek eşittir
Genel barış için çalışılmalıdır
Evrensel eğitim hedeflenmelidir
serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.
Bahai Dininde tek evlilik (monogami) esastır, kadınlar türban takmak zorunda değillerdir. Tüm dünya ülkelerinde değişik ırksal ve dinsel kökenden gelme (İslam, Hıristiyan, Yahudi, Zerdüştî, Hindu vs) Bahailer vardır. Bahai Dinine göre tüm dinlerin kaynağı ve amacı ortaktır ve birbirine aykırı değildirler. Düşmanlık aracı haline gelmeleri tarihte insanların dinleri güç elde etme amaçlarına alet etmelerinden kaynaklanmıştır. Buna göre Bahailikte "eğer din sevgi ve birliğe değil, düşmanlık ve ayrılığa neden oluyorsa dinsizlik daha iyidir". Daha önceki dinlerde olduğu gibi bundan sonra da insanlara ahlaki ve ruhani eğitim sağlamak amacıyla başka peygamberler geleceğine inanılır.

Tarihi Bilgiler

Yeni Delhi´de Bahai MabediSeyyid Ali Muhammed(Bab) (Bab, Arapça´da kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman aleminin beklediği kişi olan "Kaim", "Mehdi" olduğunu 23 Mayıs 1844´te ilan etti. Binlerce kişi Bab´a inanarak "Babi" oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran´da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850´de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babi ise yine İran´da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab´ın ölümünden sonra "Babi"lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti. Bahaullah ve beraberindekiler İran Kaçar yönetiminin baskısıyla, Osmanlı İmparatorluğu ile yapılan görüşmeler sonunda Bağdat´a sürgün edildi. Bahaullah 1863´te burada, Bab´ın gelişini müjdelediği kişinin kendisi olduğunu ve insanlık tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vaad ettiği "dünyanın bir vatan gibi olacağı, insanların artık savaş yapmayı öğrenmeyecekleri" Mehdi çağının gelmiş olduğunu ilan ederek Bahai Dini´nin yeni prensiplerini açıkladı. Bahaullah´ın hayatının 40 yılı Osmanlı İmparatorluğu topraklarında geçti. 12 Aralık 1863´te vardığı Edirne´de bu tarihten itibaren 5 yıla yakın yaşadı.

Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) nin vefatından sonra büyük oğlu Abdülbaba ( 1844-1957 ) öğretinin liderliğini yapmış, Abdülbaha ´ nın vefatından sonra ise büyük torunu Şevki Efendi Bahai misyonunun liderliğine getirilmiştir.

Bahai Dünya Merkezi İsrail´in Hayfa şehrindedir. 1868´ten itibaren Bahaullah ve ailesinin ve beraberindeki inananlarının o tarihte Osmanlı toprağı olan Akka Kalesine (bugün İsrail´de Akdeniz kıyısında) sürgün edilmesi ve orada vefatına kadar yaşamaya devam etmesi sonrasında Akka´nın hemen yanındaki Hayfa şehri, Bahai Dünya Merkezi´nin yeri oldu. Bahailik Birleşmiş Milletler´de temsil edilmekte ve dünyadaki gayrisiyasi alanlarda sosyoekonomik projelere katkıda bulunmak için çalışmaktadır.

Kutsal Yazılar ve İbadet

Kutsal Kitaplar

Temel yasaları ve dinin şer´i hükümlerini içeren Kutsal kitap olan Kitab-ı Akdes (En Kutsal Kitap), İkan Kitabı [Kitab-ı İkan- Tevrat, İncil ve Kur´an´daki bazı ayetlerin açıklamasını ve bazı ilahiyat konularını içeren bir kitap. İkan, Arapça´da kesin bilgi demektir(ikan, yakîn, yakînen vb.)], Saklı Sözler (Kelimat-ı Meknune), Kurdun Oğlu Risalesi gibi kitaplardır. Bahailer, tüm dinlerin Kutsal Kitaplarının (Tevrat, İncil, Kur´an, Baghavad Gita ve diğerleri) tek bir sistemin parçaları ve insanlığın ortak dinsel mirası olduğuna, kutsallıklarını yitirmediğine inanırlar.

Kitab-ı Akdes, Bahailik´in en önemli kutsal kitabı. Dinin kurucusu Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Arapça el-Kitab el-Akdes adıyla, Arapça yazılmıştır. Yine de çoğunlukla Farsça ismi olan Kitab-ı Akdes kullanılır. Bazen sadece "Akdes" olarak da anılır. Akdes kelimesinin anlamı "en kutsal, en mübarek"tir.

Her ne kadar kitabın bir kısmının daha erkenden yazılmış olduğuna dair bazı deliller olsa da, genel kanı kitabın 1873 yılı civarında tamamlanmış olduğudur

Kitab-ı İkan, yani İkan kitabı Bahai inancının kutsal kitaplarındandır.

Kitap 1862´de Bahailik´in kurucusu olan Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Bir kısmı Farsça bir kısmı ise Arapça yazılmıştır. Bahaullah o sıralarda Osmanlı Devleti´ne bağlı olan Bağdat´ta sürgündedir. Bahai inancına göre Bahaullah vahyi ilk kez Siyah Çal´da, Kitab-ı İkan´ın yazılmasından yaklaşık on yıl önce almış fakat vahiy aldığını ve misyonunu açıkca ilan etmemiştir. Kitabın 2 gün ve gece içinde yazılmıştır. Bahaullah´ın, böylece de Bahailik´in, başlıca teolojik eseridir. Farsça Beyan´ın tamamlanışı olarak da tanımlanmıştır.

İbadet

Başlangıçta islam dininin bir mezhebini andıran Bahailik zamanla bağımsız bir din halini almıştır. Bahailik ´te Yahudilik ve Hıristiyanlıktan alınan esaslarda vardır. Bahailik, Allah ´ a, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamete ve Baha ´ya imanı emreder. Bahailik için insan yaşamının amacı Tanrıyı tanımak O ´na tapmak ve sürekli ilerleyen uygarlığı desteklemektir. Bahailik alemin birliğini sağlama ve dünya barışının temelleri oluşturma gayreti içerisindedir. Bahailik öğretilerinin en başında ;

- Bağnazlıklardan vazgeçilmesi
- Kadın erkek eşitliği
- Zorunlu eğitim
- Uluslar arası ortak bir dilin gerekliliği
- Aşırı zenginlik ve fakirliğin ortadan kaldırılmasının sağlanması gibi öğretiler Bahai dinin temel öğretileri arasında sayılmaktadır.

Bahailik ´te namaz ve oruç gibi ilahi yasaların yanında insansı yasalarda bulunmaktadır. Bahailik aile kurumuna önem verir ve tek eşli evliliği emreder ve kendilerince zorunlu durumlar dışında birden fazla kadınla evlenemezler. Cenaze namazı dışında toplu namaz kılmazlar. Alkol kullanımı kesinlikle yasaktır. Bahailer herhangi bir siyasi ve politik düşünceyi savunmaz veya tavır almazlar. Yaşadıkları toplumun siyasi ve geleneksel kurallarını yorumlamaksızın kabul ederler.

Bahailer 21 mart günü başlayan her biri 19 gün süren 19 aydan oluşan Bahai Takvimini kullanırlar. Bahai Takvimine göre Bahailerin 9 kutsal günleri vardır ve son ay oruç tutarlar.. Günde üç vakit özel namaz kılarlar. Namaz kılarken islam ´dan ayrılan önceleri mezhep sonra ayrı bir din hüviyetine dönüşen inanç sistemi olmalarına karşın Kabe ´yi kıble olarak kabul etmezler. Bahaullah ´ın oturduğu evin bulunduğu yeri kıble sayarlar.


Bahai Dini´nde Dünya Barışı, Dünya Görüşleri

Dünya barışı sadece mümkün olmakla kalmayıp aynı zamanda kaçınılmazdır. Barışa, insanların eski davranış kalıplarına inatla sarılmasının sebep olacağı akla hayale sığmaz dehşetteki olaylardan sonra mı ulaşılacak, yoksa şimdi müşaverelerle belirecek iradenin tasarrufu ile mi kucak açılacak; bu, tüm dünya sakinlerinin önündeki bir seçimdir.

Dünyanın tek bir ülke olması, insanlığın vatanı olarak yeniden örgütlenmesi ve yönetimi için ilk temel şart, insanlığın birliğini kabul etmektir. Dünya barışını kurma çabalarının başarısı için bu ruhani prensibin evrensel ölçüde kabulü gereklidir. Bunun için, evrensel olarak beyan edilmeli, okullarda öğretilmeli ve sosyal yapıda içerdiği organik değişikliğe hazırlık olarak her millete devamlı olarak ifade edilmelidir.

En zararlı ve inatçı kötülüklerden biri olan ırkçılık barışın en büyük engellerinden biridir. Irkçılık uygulaması, bahanesi ne olursa olsun, insanlık onurunun en çirkin bir şekilde ihlalini teşkil eder. Zengin ve yoksul arasında ölçüsüz farklılık, şiddetli bir ıstırap kaynağı olarak dünyayı, hemen hemen savaşın eşiğine getiren bir istikrarsızlık halinde tutmaktadır.

Makul ve meşru bir vatanseverlik dışında, dizginlenmemiş bir milliyetçiliğin yerini daha geniş temelli bir bağlılığın, tüm insanlık sevgisinin alması gerekir. Bahaullah şöyle demektedir: Dünya tek bir ülke ve insanlar onun vatandaşlarıdır. Dünya vatandaşlığı kavramı, bilimin ilerlemesi sebebiyle dünyanın tek bir mahalleymiş gibi daralmasının ve milletlerin tartışmasız şekilde birbirine bağımlı olmasının doğrudan bir sonucudur. Dünya milletlerinin hepsini sevmek insanın kendi memleketini sevmesini dışlamaz.

Dinsel çatışmalar tarih boyunca sayısız savaşlara ve çarpışmalara neden olmuş, ilerlemeye büyük bir engel teşkil etmiş, her dinden veya dinsiz insanlar için gitgide menfur hale gelmiştir. Bütün dinlerin mensupları, bu çatışmanın ortaya çıkardığı temel sorunlara bakmaya ve açık seçik cevaplar aramaya razı olmalıdırlar.

Kadınların özgürlüğü, iki cins arasında tam eşitliğin sağlanması, barışın daha az kabul edilmekle beraber, en önemli ön şartlarından biridir. Ancak kadınlar insan girişiminin her alanında tam ortaklığa kabul edilirse, uluslararası barışın boy vereceği ahlaki ve psikolojik ortam oluşabilir.

Tüm din ve ırklar birdir: Hiç şüphesiz hangi milletten, hangi ırk veya dinden olursa olsun, tüm insanlık ilhamını bir İlahi Kaynaktan almaktadır ve tek Tanrı nın kuludur.


Diğer Dinler´e Göre Bahailik

Birçok kaynağa göre Bahai Dini, yeni dini akımlar arasında sayılmaktadır. Bazı görüşlere göre, 19.yüzyılda doğmuş, başlıca büyük dinler ve diğer inançları sentezlemeye çalışan hümanist ve barışçıl bir dinsel harekettir; bazılarına göre bir din sayılmamaktadır. Bahailiği bir din olarak kabul edenler arasında, tarihsel kökeni nedeniyle onu İbrahimî Dinler arasında sayanlar da vardır.

Başta 3 büyük Ortadoğu dini, yani İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik inananlarının Bahailik ile çatıştığı ve karşı olarak öne sürdüğü noktaların başında "son din, son peygamber inanışı" sayılabilir. Çünkü bu üç dinin mensuplarında da, doğru yolda olma, bir daha başka peygamber gelmeyeceği inancı görülebilir. Örneğin Müslümanlık´taki son din kavramı gibi, Hıristiyanlık´ta İncil´de geçen "Alfa benim, Omega da Benim" -yani İlk benim, Son da benim- sözlerinden kaynaklanan sonluk inanışı, Musevilik´te (Yahudilik) de temelini Kutsal Kitap Tevrat´tan alan, Tanrı´nın seçilmiş tek dini olma inancı vardır. Bahailiğe göre ise bu ifadelerin kastettiği şey, bu dinlerin peygamberlerinin aslında aynı dini ve aynı öğretileri diriltmekte olduğu; dolayısıyla dinlerin bu noktada birbiriyle çelişik olmadığıdır.

Bahailik, dünyada birçok ülkede resmi din olarak tanınmakla birlikte bazı yerlerde bu söz konusu değildir. Özellikle doğduğu ülke olan İran´da başlangıcından itibaren meydana gelen baskılar ve ölümler sonrasında, dünyanın birçok kıtasına Bahailerin göçü yaşandı. Bugüne kadar geçen 150 yıllık sürede bu göçler yüzbinlerle sayılabilecek kadardır. İran´daki Bahailer halen kamu hizmeti ve üniversite öğrenimi haklarından yoksun durumdadırlar.

Bahai Tapınakları

Chicago,Wilmette´deki Bahai MabediBahai Tapınakları, her dinden kimsenin sessiz olmak koşuluyla bildikleri şekilde ibadet edebilecekleri mekanlardır. Şimdiye dek her kıtada bir tane olacak şekilde 7 adet tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınakların ortak özeliği, bir kubbeleri ve 9 girişleri olmasıdır (dünyada 9 dinin varolduğuna dair Bahai inancını yansıtır).

İlki Aşkabat ta 1908 de inşa edilmişti. 1938 e kadar hizmet veren bu tapınak Sovyet rejimi tarafından ibadete kapatıldı; 1962 de bir depremle yıkıldı. Bu ilk tapınak; hastane, okul, hostel gibi başka bir çok birimi içeren bir kompleks idi.

1953 yılında ABD nin Illinios eyaletinde Chicago nun kuzeyinde bir Bahai mabedi tamamlandı. (Bakınız: resim)

Daha sonra inşa edilen tapınaklar sırasıyla şu ülkelerdedir: Uganda(Kampala), Avustralya (Sidney yakınında), Almanya (Frankfurt un dışında), Panama (Panama City yakınında), Batı Samoa (Apia), Hindistan (Yeni Delhi)

En yeni Bahai Tapınağı olan Hindistan, Yeni Delhi deki tapınak, 1986 da tamamlandı. Pek çok mimari ödül aldı.

Osmanlı Reformcuları ve Bahailik

Osmanlılar/Tanzimat Devri

1789 Fransız Devrimi nden sonra Hürriyetçilik (liberalizm) ve Milliyetçilik gibi bazı ideolojiler Osmanlı İmparatorluğu na da ulaştı ve 19. yy. a kadar Avrupa, Osmanlılar için önemli bir rol taşımıyordu, ancak ondan sonra Batı nın gelişmiş orduları, hızla gelişen teknolojisi ve siyasi ve kültürel fikirleri gittikçe iktidarda olanların ve entellektüel grupların ilgisini çekmeğe başladı. Avrupa artık medeniyetsiz değildi lâkin büyük bir tehdit ve aynı zamanda araştırmaya değer bir model olarak görülüyordu. Osmanlıların baştaki Batı ya olan hayranı ve taklidi daha sonra Batılılaşmanın, kendi toplumunu yeniden tanımlamak ve düzenlemek kanaatına yol açtı.

1839-1876 senelerini Tanzimat Devri olarak tanıyoruz. Bu devirde Sultan II.Mahmud, I.Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz iktidarlarında değişik alanda reformlar ilan edildi ve birkaç paşanın sayesinde gerçekleştirilmeğe çalışıldı. Reform Devrinin önemleri aşamaları, 1839´da Mustafa Reşid Paşa tarafından ilan edilen Gülhane Hatt-ı Şerifi ile başladı. Bu belge, sosyal haklar açısından herkese, hangi dine mensup olsa da, aynı hakları temin ediyordu. Gelecek 30 sene içinde bu ve daha sonraki belgelerin şartları yürürlüğe girecekti. Bu müddet esnasında, Mustafa Reşid Paşa başta olarak, Mehmed Emin Âli ve Keçecizade Mehmed Fuad Paşalar da önemli rol oynadılar. Âli ve Fuad Paşalar Bahai tarihinde iyi tanınan kişilerdir, çünki Bahaullah onlara, Kendisini ve başka Bahaileri, durumlarını hiç araştırmadan sürgün ettikleri için, şiddetli kelimeler yöneltmiştir.

Gülhane belgesinin ilanından hemen sonra reform çabaları, onlara karşı olanların çoğunluğu yüzünden durakladı, ama 1856 da Hatt-ı Hümayun veya İslahat Fermanı ilan edildi. Bu, birinci belgeyi tasdik ediyor ve yeni şartlar da koşuyordu, bilhassa Hıristiyanların haklarını vurguluyor, onlara sınırsız din hürriyeti ve sivil makamlar sağlıyordu. Âli ve Fuad Paşalar Tanzimat reformlarını ellerinden geldiği kadar gerçeklestirmeğe çalıştılarsa da etraflarındakilerden ve toplumdan gereken muvafakatı bulamadıkları için reformlar gene yavaş yürütülüyordu. Osmanlıların parasal ve idari sorunları, 1876 senesinde bir krizde sonuç buldular. O zamana kadar hükmeden Abdülaziz aklî dengesizliği ve müsrifliği yüzünden sorunlara çözüm bulamadı ve tahttan indirildi.

Yeni sultan II.Abdülhamid 1876 senesinde Kanun-i Esasi yi ilan etti. Bu Türkiye tarihindeki önemli belge Tanzimat ın şartlarını tekrarladı ve bir daha vurguladı. Bununla beraber, en önemli noktası olarak, Meşrutiyet i yani bir anayasayı ortaya koydu ve demokrasi saltanatını takdim etti. 1877-78 Balkan krizi esnasında Abdülhamid Batı ülkelerine, absolütist yani mutlak monarşiyi kaldıracağına ve bir parlamenter demokrasi kuracağına söz verdi. Ancak sultan, Balkan krizinin karışıklığında Mart 1877 de açılan ilk Türk parlamentosunu 1878 senesinde belirsiz bir süre için dağıttı. İmparatorluk kanunen demokrasi saltanatıydı. Halbuki Abdülhamid 1909 e, Jön Türk devriminin sonrasına kadar mutlak hükümdardı. Tanzimat ta eğitim alanında başlatılan reformlar birçok bürokrat, doktor, subay, yazar, vs. yetiştirdi ve bunlar Batı dan her türlü liberal fikirleri benimsediler. Bu entellektüeller yavaş yavaş Osmanlı gelenekçiliğiden uzaklaşıp gitgide Batı eserlerine yöneldiler ve kendi yazıla-rında Osmanlı İmparatorlugu ndaki siyasî, iktisadî, toplumsal ve dinî sorunlarını ele aldılar.

Tanzimat ve Yeni Osmanlıların Muhalefeti

Devlet görevlerinde çalışan ve Batı da eğitim gören bu entelektüeller 1860-1870 li yıllarında Tanzimat reformlarını yürüten yüzeysel politikayı ağır eleştirdiler. Yeni Osmanlılar adıyla tanımlanan ve İttifak-ı Hamiyyet 1867 de kurulan grupta toplananlar, daha hür şartlar altında yaşamayı ve bir anayasayı (meşrutiyet) destekliyorlardi. Yeni Osmanlılar ın en tanınmış üyesi şair ve yazar Namık Kemal (1840-1888) ve Ziya Paşa dır (18. Bu kendi zamanlarına göre modern görüşlü ve devrimci gençlerin ortak gayeleri Avrupa ya karşı olan ilgileri ve Osmanlı İmparatorlugu nun çöküşünü durdurmaktı. Ortak düşmanları sultan değil, Âli Paşa (1815-1871) ve Fuad Paşa (1815-1869) idiler. Kendilerine göre bunlar İmparatorluk daki yaşayan Müslümanları Batı ya satıp, Avrupa ülkelerinin emperiyalizm esirleri ve Batı kültürünü körü körüne taklid eden kişilerdi. Yeni Osmanlılar ın tek istedikleri şey, Osmanlıların hem Batı, hem de İslam kültürüne iştirak etmeleriydi. Tanzimat ı yürüten paşalar parlamenter hükümeti reddederken, Yeni Osmanlılar değişik milletlerin böyle bir sistemdeki katılımını Müslümanlarda ve gayri Müslümanlarda aynı vatan duygusunu uyandıracağından emindiler. Böylece milliyetçiliğe karşı olan ilgi zayıflatılmış olurdu.

Görüşleri yüzünden bazı Yeni Osmanlılar 1867 senesinden sonra Avrupa ya kaçmak zorunda kaldılar; 1871 de Âli Paşa nın ölümünden İstanbul a geri döndüler. Ancak Namık Kemal in 1873 te Vatan yahut Silistre adlı tiyatrosunun büyük bir heyecan uyandırması ve Namık, Ebüzziya Tevfik ve Menapirzâde Nuri nin bilhassa tahta iddiali olan Murad Paşa yı destekledikleri için, Sultan Abdülaziz tarafından değişik vilayetlere sürgün edildiler. Böylece Namık Kemal Kıbrıs, Magosa ya, Ebüzziya Tevfik Rodos a ve Menapizâde Nuri Bey ile Bereketzade İsmail Hakkı da Akka ya sürgün edildiler. Sürgünleri sırasında oradaki Bahailer le temasta bulundular.

Yeni Osmanlılar ve Bahailer

Ebüzziya Tevfik Yeni Osmanlı Tarihi adlı eserinde, Babiler den yani Bahailerden, onların İstanbul dan Rodos üzeri Akka ya sürgün edildiklerinden bahsediyor ve şöyle yazıyor: Daha evvel Babî lerden kimseler Rodos a gönderilmiş, çünkü bizim Hükûmet kendisi için aldığı zabıta tedbirlerine kanaat etmeyerek, komşu Devletler için de zaptiyelik ederdi. Netekim sırf dinî inançla ilgili ve hiç bir vakit sünnîliğe saldırmasına imkân olmayan Babi mezhebini çıkaranlarla inananlarını da, Rodos a, oradan da Akkâ ya sürgün etmişti. Sırası gelmışken şurasını bildirelim ki, kırkbeş seneden beri Osmanlı topraklarında o-turmakta olan bu adamlar, mezhep ve dinî inançlarını kabul ettirmek yolunda, bir kişiye bile tekliflerde bulunmamışlardır. Hiç bir Osmanlı Babî olmamıştır. Çünkü Babî lik, kim ne derse desin bir mezhep değil, fakat mezhep örtüsü altında bir siyasî inançtır ve sırf İrana mahsus inkilâp hareketlerile ilgilidir.

İşte bu kimselerden Bahaeddin Efendi isminde ve ihtimal halen hayatta bulunan bir zatın, insanlık göstermek gayreti sayesinde, Nuri Beyle Hakkı Efendiden, önce bir haber, sonra da yazdığımız mektuba cevap aldık.

Tevfik burada şüphesiz Bahaullah ismini Bahaeddin ile karıştırıyor. ... Magosa ya sürgüne gönderilen olan Namık Kemal, öyle görünüyor ki, orada daha cok Ezelîler le temasta bulunmus; Ezelîler, Bahaullah ın üvey kardeşi ve O na karşı çıkan Mirza Yahya Subh-i Ezel in taraftarlarıydılar. Bir tarihçiye göre, Namık ın en yakın arkadası ve Kuleli Vak ası nın aslî faili Şeyh Ahmed Efendi, Kıbrıs ta görünüşte Babiliğe veya Bahailiğe inanmış, ve Namık Kemal 1876 da yazdığı bir mektupta kendisinin de Babi olduğu söylentileri reddediyor.

Başka bir mektupta Magosa ve oradaki insanlardan anlattıktan sonra Babiler den şöyle bah-sediyor:

Gâh nübuvvet ve gâh ulûhiyyet davasında bulunan ve hatta haşa Cenâb-ı Hakk ı kendi-leri yaratmış olmak zu mlarına kadar çıkışan Babiler burada ... Babiler hazarâtı, yevmiye nâmı ile memleket memurlarından ziyade maaş alıyorlar. Yiyorlar, içiyorlar; saye-i seniyyede Memâlik-i Osmaniyye nin taksimine çalışıyorlar; hele Devlet-i Âliyye nin kahr-ü izmihlaline duadan bir dakika hâli oldukları yoktur.

Ve daha başka bir mektupta Namık Kemal Babileri eşerr-i mevcudât (en kötü yaratıklar) olarak nitelendiriyor. Nitekim Süleyman Nazif in Nasiru d-Din Şah ve Babiler adlı eserindeki tespitlerinden, Namık ın eşerr-i mevcudât la Ezelîler i kasdettigini görebiliriz:

Kemal Bey in Babileri eşerr-i mevcudât kabul etmiş olması Abbas Efendi yi [Abdülbaha yı] yalanlamaz. Çünki evvela Abbas Efendi Babilik ten ayrılmış, hatta Allah a sığınıyordu. İkincisi, Babileri Şark daima fena görmüş, fena anlamıştı. Bu mektup yazıldıktan yirmi küsür sene sonra bile, ben bir Fransız edibine Babiler hakkındaki fenaatımı izah ederken, onları kana susamış bir çift siyah gözle kızıl bir hançer görü-yordum. ... Şu da doğrudur ki, Subh-i Ezel in etrafı Babilerin fena ve soysuzlaşmış ta-kımıyla çevrilmiş idi. Kuvvet ve azamet Bahaullah tarafına gitmişti. Nasıl ki hala iyice yerleşmiş ve Avrupa ile Amerika da itibar sahibi olan yalnız Bahaullah ın mezhep ve tarikatıdır.

Nazif in burada Abbas Efendi Babilikten ayrılmış demesinin anlamı, üvey amcası olan ve Bahaullah ın peygamberliğini reddeden Subh-i Ezel in ve Babilerin fena ve soysuzlaşmış takımı nın yaydıkları Babilikten ayrılmasıdır. Nazif aynı eserinde Namık Kemal ın Abdülbaha ile mektuplaştığını söylüyor:

Bahaullah ın oğlu Abbas Efendi ile iki sene önce [1917] Hayfa kasabasında görüştüğüm zaman, Kemal Bey e birçok mektuplar ilettiğini ve fakat Sultan II. Abdülhamid zama-nında bir aralık takip ve araştırma edilmek endişesiyle bu mektupları yakmış olduğunu bana tam bir kederle söylemiş(ti)...

Namık Kemal Ezelîler hakkında kötü konuşmasına rağmen, kendisinden, Gülnihal adlı tiyatrosunu Subh-i Ezel in oğlu Ahmed Ezel e yazdırdığını ve tebyizi onun olduğunu ögreniyoruz. Süleyman Nazif, bazı Batılı tarihçilere göre Ziya Paşa Kıbrıs mutasarrıfı iken Subh-i Ezel ile buluşmuş ve Babiler ile Yeni Osmanlılar arasındaki temasların temelini atmış olmasına işaret ediyor, ancak bunu ıspatlıyacak deliller olmadığını söylüyor. Ayrıca Abdülbaha nın Yeni Osmanlı hareketinde önemli rol alan Ziya Paşa ile tanışıklığı olduğundan söz ediyor. Şu kesindir ki, Abdülbaha, 1876 ta Meşrutiyet i hazırlayan Midhat Paşa ile Beyrut ta buluşmuş. Akka da sürgünde olan Nuri Bey ve İsmail Hakkı Efendi´ye gelince, bunların Bahailerle şahsi ve iyi tanışıklıkları olmuş. İsmail Hakkı Efendi Yâd-ı Mâzi adlı hâtıratında Babiliği ve Bahai-liği olumlu bir sekilde ele alıyor ve Mirza Abbas Efendi yani Abdülbaha nın âlim, fâzil ve asrin ahvaline vâkıf soylu yüzlü bir zattir oldugunu söylüyor. Ayrıca yabancı gazetelerde İran hakkında makaleler okuduğunu ve Bahai çocuklarına yabancı diller okuttuğunu zikredi-yor.

Biz Akka da bulunduğumuz müddetçe, Bahâullah Efendi, kirayla oturduğu evde münzevî olup cemaattan baska kimseye görünmez olduğundan cemaatin işlerini Abbas Efendi idare ederdi. Abbas Efendi nin tavir ve meşrebi incelenirse şeyhâne olmaktan çok siyasî bir tarz ve durumu andırdığı ortaya çıkar. Yabancı basında İran hakkında bir makale, dikkatli gözlerine tesadüf edince saatlerce, kendini vererek, düsüncelerini açıklar ve bundan o kadar tat alır ki, bütün bütün uykusunu ve rahatını ona feda eder. Bazen Arapça ve Farsça makaleler yazıp Fransızca tercümeleriyle Avrupa basınına gönderdiği olurdu. Sohbetinin ve insanlarla geçinmesinin güzelliği, cömertliği ve iyiliğiyle Akka da halkın kalbini elde ettiginden oturdukları evin bulundugu meydancığın karşısında selamlık olarak kullanınan yerde, zengin ve fakir, Müslim ve gayri Müslim ziyaretçiler, sabah akşam eksik olmaz. Misafirlere lezzetli çaylar, Şiraz ın en nefis tömbeklerinden nargileler ikram edilir. Pek çok olurdu ki, Abbas Efendi sur dışında bulunan bahçeler içinde satın aldığı bahçede bize ziyafetler verirdi. Birlikte çıkıp gezintiler yapılıp yemekler yendikten sonra yine birlikte kaleye dönülürdü.

Şerif Mardin e göre İsmail Hakkı Efendi Akka daki Babiler i ilkel görmüş ve ciddiye almamış, ancak İsmail Hakkı nın söylediğine bakarsak bunun doğru olmadığını görüyoruz: ...avâmın anlattıklarını cemaatinin mâkul tavırlarına bakarak yalanlamaya layık görürüm. ... Gerek cemaatin gerekse çocukların terbiyeleri, hakikaten takdire layıktır. Yeni Osmanlılar, İmparatorluk ta fazla değişim getirmedilerse de, düşünceleri ve fikirlerini kısa bir süre sonra Jön Türk adı altında toplanan ve bu sefer Sultan II. Abdülhamid e karşı olan genç aydınlar miras aldılar.

Abdullah Cevdet ve Bahailik

Bunlardan biri Doktor Abdullah Cevdet dir (1869-1932). Aile çevresinde aldığı dinî eğitimden sonra yüksek tahsilini İstanbul da Kuleli Askeri Mekteb-i Tibbiye de bitirdi. Burada, mevcut yönetime karşı yoğunlaşmış tepkiler olan bir ortamda, ...üc sene zarfında fikirler hayli uyandı ve idarei Hamidiyeye karşı dehşetli bir hareketi fikriye ve zemin hazırladı... . 1889 da kendisi ve birkaç arkadaşı İttihad-ı Osmanî Cemiyeti ni (İttihat Partisi )kurdular. Bu örgüt daha sonra İttihad ve Terakki Cemiyeti adını taşıdı. Tıbbiye de okuyan gençler Batı ve özellikle Fransız ve Alman maddiyatçı filozofların eserlerinden etkilenerek, hayatı bir ilahî iradenin sonucu olarak değil, değişik biyolojik ve fiziyolojik mekanizmaların neticesi olarak görüyorlardı. İttihad-ı Osmanî Cemiyeti başta biyolojik materyalizm olmak üzere karmaşık düşünsel etkilerden ve vatanseverlik fikrinden etkilenen bir ögrenci örgütü durumundadır. Bu örgütte felsefi boyutun ağır basmasına karşılık Cemiyetin daha sonra tam bir siyasal örgüt haline geldiğini özellikle 1906 senesinden sonra görebiliriz. Üyelerin bir kısmının yeni Cemiyette de çalışmaları dışında düşünsel boyutlar açısından hiçbir ilgi bulunmamasıdır. Cevdet in ve diğer arkadaşlarının inandıkları felsefe Fransız filozof Auguste Comte un kurdugu Pozitivizm dir (Olguculuk). Bu felsefeye göre insanlığın gelişimi din, metafizik ve son olarak ilim aşamalarından oluşuyor, yani insanlık son olarak dini terkedip sadece ilime inanacak ve bütün sorunları sadece bilimle çözecektir.

Abdullah Cevdet yogun siyasal faaliyetleri sonucu birkac defa sürgün edildi ve başka yerler arasında Fransa ya da kaçmak zorunda kaldı. 20. yy. başından beri Bahailerin bulunduğu Paris te Cevdet muhtemelen Bahailik le temas etti. Cevdet in 1904-1932 senelerinde yayınladığı ve halkı aydınlatma aracı olarak gördügü İctihad dergisinde, 1921 senesinin sonunda ve 1922 nin başında üç makale yayınlandı. Yazar Emin Âli Bahai hareketi hakkında ilmî bir tetebbu başlığı altındaki üç makalesinde Bahailik hakkında çok olumlu bir şekilde yazıyor. Abdullah Cevdet bu makalelere dayanarak İctihad ın 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Mezheb-i Bahaullah - Din-i Ümem başlıklı bir makale yayınladı. Bir dünya dini olarak kabul edilmesini istedigi Bahailik hakkindaki bu yazısında peygambere hakaret ettiği ge-rekçesiyle önce tutuklanarak iki sene hapse mahkum edildi. Cevdet bu makalesinde Bahailik hakkında şöyle yazıyor:

Bahailik bir din-i merhamet ve muhabbettir... Her din, merhamet ve uhuvvet tesisi için gelmiştir. Fakat bir insan hangi dinde olarak doğdu ise o dinde kalmasına hiç mani olmaksızın o insana, kendisini din olarak kabul ettirebilecek bir mahiyette bir din görülmemişdir. Bu din ancak, Bahaullah ın ve oğlu Abdülbaha nın va z ve tesis ettiği din-i merhamet ve muhabbettir. Bahaullah: İnsanlar arasında tohum-i nifak ekmekten, gönüllere reyb ve şüphe dikenleri dikmekten sakınınız. Selsebil-i saf-i aşkı bulandıracak, ıtır-ı muhabbeti uçuracak birşey yapmayınız. Hayatıma kasem ederim ki, siz aşk ve muhabbet icin yaratıldınız, kin ve nefret icin degil diyor. Bu sübhani ve hakikaten rahmani söz, her asırda ve bilhassa bu asr-ı insaniyette söylenmesi ve tekrar edilmesi ve ruhlara derinden derine infaz olunması elzem olan bir sözdür... Beynelümem ve beynelbeşer muhabbeti, merhameti, sulhu bir âyin halinde koyan ve buna lazım gelen nur ve harareti veren bir mürşid, Hazret-i Bahaullah tan evvel görülmedi... Bahaullah ın tesis, Abdülbaha nın tanzim ve neşrettigi Bahailik akil ile mütearız hiç bir fikri, hiç bir hükmü ihtiva etmemektedir. Yani Bahailik ziyâ-nisâr bir hararettir. Bir hareket-i muzlime ve gayr-i muzîe değildir. Bu seciyyesi onu cihan-ı şümul ve millel-i muhit bir âyin-i sulh ve muhabbet olmağa doğru götürmektedir... Mum ışık-rîzdir: damla damla cevher-i hayatını aktırır, ta ki bu döktüğü yaşları neşr-i nur etsin. İşte bu, sizin için bir misal-i imtisal, bir timsal olmalıdır diyen Abdülbaha hakikaten bir meşale gibi yanmış, binlerce meşa-leler îkad ettikten sonra başka cihanlarda yine yanmağa gitmiştir... Fakat bu kıvılcımdan ne kadar hararet ve nur intişar edebilir Cihanı ısıtmak için Bahaullah ın ruhundaki muazzam yangın lazımdır. Tenvir etmek ve aynı zamanda ısıtmak icin yanan ruhani ve rahmani bir yangın.

Abdullah Cevdet in gördüğü büyük tepkinin nedeni bizzat Sultan ın bu olaydan dolayı kendisine kızmasıdır . Bu tepkiler o zamanın muhafazakâr gazetelerinden de geldi. Cevdet mahkum edildikten daha sonra ise giyaben verilen bu karara itirazi sonucunda Cumhuriyet döneminde de uzun süre devam edecek olan Türk basın tarihinin en ilginç yargılamalarından birisi başladı. Abdullah Cevdet kısa sürede olayı bir düşünce ve vicdan özgürlüğü sorunu haline getirerek bu konudan yararlandı. Olayın bu yönünün yanısıra Bahailiğin İmparatorluk kamuoyunda geniş biçimde tartışılmasına neden oldugu görülmektedir. Tarihçi Şükrü Hanioğlu na göre Cevdet, Bahailiği İslam ile Materyalizm arasında bir aşama olarak görüyordu. Hanioğlu nun Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi kitabındaki açıklamaları şöyledir:

"Toplum için yeni bir ethic (ahlak) yaratma çabaları Abdullah Cevdet i Bahailiği bu gö-revi ifa etmek için topluma sunmaya kadar götürmüştü. Kuşkusuz Bahailiğin pasifizme benzeyen içeriği Abdullah Cevdet in bu mezhebe ilgi duymasında etkili olmuştu. Ancak, ruhban sınıfı ve ayinleri olmayan, nihaî amaç olarak dünya çapında sulhu benimseyen bu mezhep Abdullah Cevdet açısından toplumun dinin yerine biyolojik materiyalizmi kabul etmesi sürecinde olumlu gelişme sağlayacak bir basamak olarak kabul ediliyordu. Burada, Bahailiğin Abdullah Cevdet açısından daha evvel İslamin saf hali düşüncesinde olduğu gibi bir aşama olarak benimsediğini görüyoruz... Abdullah Cevdet in bu düşüncesi nedeniyle karşılaştığı tepkileri görmüştük. Hukukî uygulamaların dışında Abdullah Cevdet in gördüğü en sert eleştiriler ise gene İslam üleması tarafından kendisine yöneltilmişti. Bahailiğin, İslamiyetle hiçbir ilgisi bulunmadığını belirten bu eleştirilere karşılık Abdullah Cevdet, bir ethic olarak düşündüğü bu mezhebi İslamın olumlu içeriğiyle destekleyeceğini ... açıklamasına karşın bu çabasında başarı sağlayamadı. Zaten çok kısa bir süre sonra rejim değişikliği Abdullah Cevdet e bu çeşit aşamalar yerine topluma biyolojik materiyalizmi dini ikame edecek bir kurum olarak sunma imkanı verdiğinden kendisi tekrar bu konudaki tartışmalara dönmedi.

Günümüzde Bahailik

Günümüzde hareketi yönlendiren Umumi Adalet Evi ilk kez 1963 yılında kurulmuştur. Hareket islam ülkelerinde ilk yıllarda oldukça baskı altında kalmış olmasından dolayı islam ülkelerinde fazla yayılamamıştır. Bahailik özellikle Tanrı inancının oldukça zayıfladığı ve toplum düzeninin bozulduğu yerlerde günümüzde taraftar sayısını arttırma eğilimindedir. Ülkemizde dahil olmak tüm islam ülkelerinde Bahailik ayrı bir din olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenlede herhangi bir islam ülkesinde Resmi ibadethaneleri yoktur. Nufüs cuzdanında Din Hanesi olan islam ülkelerinde Bahai yazılmamaktadır. Bahailik sapkın bir mezheo olarak tanıtılmaktadır.

İslam ülkelerindeki bu tavırlara rağmen Bahailik günümüzde içlerinde ülkemizin de bulunduğu dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde Bahai inancını taşıyan topluluklara rastlanmaktadır.Ülkemizde Bahailer genelde istanbul,Ankara gibi büyük kentlerde yaşamaktadırlar ve sayıları 20.000 civarındadır. Yaklaşık olarak dünyada 2.000.000 civarında Bahai bulunmaktadır

14 Ağustos 2012

SAMİRİLER

Samirîler


"Şomronim", İbranice "S-M-R" fiil kökünden türemiş "görüp gözeten,bir şeyi dikkatle izleyen" anlamına gelmektedir. Samirîler Yahudiliğe benzer bir dine inanmakla birlikte Yahudiler tarafından Yahudi kabul edilmeyen bir topluluktur. 


Samirîlerin tarihi oldukça eskidir. M.Ö. 722 yılında Kuzey İsrail Krallığı yıkılınca,Asur İmparatoru Sargon, bura halkından 30.000 kadarını alıp Asur ´a ve Medlerin şehirlerine sürmüş ( II.Krallar XVIII/11);Babil, Kuta ve Avar ´dan adamlar getirerek İsrailoğullarının yerine yerleştirmiştir. (II.Krallar XVII / 24 ). Böylece Şomron şehrinin sakinleri ortaya çıkmış ve bunlara "Şomronim" denmiştir. 
Tanah ´ın II.Krallar Kitabında Samirîlerin nasıl Yahudileştiği anlatılır. Yahudiler,Yahudiliğe ihtida eden Samirîleri Yahudi olarak kabul etmez. Yahudiliğe ihtidanın mümkün olmasına rağmen, Samirîlerin samimi olmadıkları bahanesiyle onları Yahudi Cemaatinden saymazlar. Yahudiler, Samirîleri sürekli dışlamışlardır. Hatta Samirîler kullanıyor diye İbrani harfleriyle yazılan Aramca ´yı terk etmişlerdir. 

Yahudiler ile Samirîler arasında bir çok fark vardır. Yahudilerin Tevrat ´ı ile Samirîlerin Tevrat ´ı arasında altıbine yakın fark bulunmaktadır. Samirîler, Kudüs ´ün yerine Gerizim ´i kutsal mekan olarak kabul ederler ve kendilerini gerçek Yahudi olarak görürler 


Samirîlerin İnanç Esasları


İnançlarının temel dayanağı Tevrat ´tır. Tevrat ise Musa ´ya vahyedilen beş kitaptan ibarettir. İnanç esasları da buna uygun olarak beştir: 

1- Eşi ve yardımcısı olmayan Allah tektir. Sıfatları insan sıfatına benzemez. 
2- Musa ; Allah ´ın yegane resulü ve bütün devirler için de peygamberdir. Vahy onunla son bulmuştur.Onun gibi peygamber bir daha gelmeyecektir. 
3- Tevrat, mükemmel ve tamdır. Hiçbir zaman değişmeyecek ve neshedilmeyecektir. 
4- Gerizim dağı ebedi hayat yurdu, bereket dağı ve Allah ´ın yeryüzündeki tek makamıdır. 
5- Yeniden dirilme günü olacaktır. İyiler cennetle, kötüler cehennemle mükafatlandırılacaklardır. 

Samirîlerin ibadet şekilleri Müslümanlarınkine çok benzer. Müslüman gibi abdest alırlar. Abdestte, sırasıyla elleri, ağzı, burnu, yüzü, kulakları, sağ ayak ve sol ayağı yıkarlar.Abdest esnasında Tevrat ´tan parçalar okurlar. İbadet dili Aramca ´dır. 

İbadet yerleri, Müslümanların mescidi gibidir. Yahudilerin Sinegogları gibi içeride masa veya sıra bulunmaz. İbadetlerinde rüku ve secde vardır. İslami namaza benzer namaz kılarlar. Bazı araştırmacılara göre Samirîlerin bu tür ibadet etmelerinin sebebi; uzun süre İslam egemenliği altında yaşamalarından kaynaklanan etkileşimdir.Fakat Yahudilerinde uzun süre İslam egemenliğinde kaldıkları ve etkilenmedikleri göz önüne alındığında bu iddianın gerçeği yansıtmadığı görülür. 


Günümüzde Samirîler

Yahudiler tarih boyunca hiçbir zaman Samirîleri gerçek Yahudi olarak görmemişlerdir. Samirîler buna rağmen varlıklarını günümüzde de sürdürmektedirler. Samirilerin sayısı günümüzde yaklaşık 1.000 kişi kadardır. Bunların tamamına yakını İsrail ve Filistin´de yaşamaktadırlar. 

Günümüz Yahudileriyle oldukça farklı olmalarından dolayı; Samirîleri Yahudilerden ayrı bir dini topluluk olarak kabul etmek ve Samirîlerin kendilerini gerçek Yahudi olarak görmelerine rağmen Yahudi dininden farklı bir dini inanca sahip olmalarından dolayı Samirîliği farklı bir din olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır

GÜL - RU...




Kara bahtıma düşen, ak hecesin inanki 
Seni yerde arıyordum, gökte buldum; Gül’ru 
Cemaline dalınca, kayboluyorum sanki 
Bilki sana kördüğüm gibi, tutuldum; Gül’ru…

Tebessümün kelepçe, esir aldı bak beni 
Razıyım korkma hadi, aşkın ile yak beni 
Gönlünün üzerine, yarim diye tak beni 
Bakışında eridim, sana vuruldum; Gül’ru…

Sana vurgun yüreğim, başka birşey istemem 
Kölem deyip sür beni, tek bir kelime demem 
İşte yemin; vallahi, ben sensiz hiç edemem 
Aşık oldu olalı, sarardım soldum; Gül’ru…

Gönlümdeki muhabbet, seninle kaim oldu 
Yüreğimin coşkusu, seninle daim oldu 
Bütün ömrü hayatım, seninle naim oldu 
Gönül hanem boş idi, seninle doldum; Gül’ru…

Haber gönder tez elden, yüreğimi tekletme 
Sana aşık bendeyim, bu garibi bekletme 
Hasreti ilmek ilmek, ardınsıra ekletme 
Firkatinden gurbet elde, mecnun oldum; Gül’ru…

Kelimeler hissimi, tercümana yetmiyor 
Toplansa bütün dünya, gözümde sen etmiyor 
Tüketsem tüm varımı, senin sevdan bitmiyor 
Dalgalı deniz idim, sende duruldum; Gül’ru…

Sen benim hayatımda, söylenmemiş türkümsün 
Sonsuza dek sürecek, harika bir öykümsün 
Rabbime dua dua, yalvardığım şükrümsün 
Evvel aşk denen duygudan, yoksun kuldum; Gül’ru…

Sevda denen çerağın, kıvılcımı yar sensin 
Ömür boyu sürecek, şu kalbime yarensin 
Canımdan çok sevdiğim, bir tek ciğerparemsin 
Kara sevdan yüzünden, yandım kavruldum; Gül’ru…

Ben keskin kılıç isem, sen kadife bir kınsın 
Rabbim seni daima, nazarlardan sakınsın 
Kahve gözlüm sen bana, benden bile yakınsın 
Rüzgarında bir yaprak gibi, savruldum; Gül’ru…

İşte hazırım hadi, gel çıkalım bu yola 
Tek bir lahzacık dahi, nasip olmasın mola 
Bu yolda şiarımız, daim muhabbet ola 
Mutluluğun sırrını, ben sende buldum; Gül’ru…


MUSEVİLİK

Musevîlik


Musevîlik, kurucusu Musa´ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani, ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir. Musevîliğin tek tanrıcılığın saf bir şekli olduğu söylenmekle beraber O, yalnız başına ne bir mezhep ne bir ırk, ne de modern bir millettir. Yahudiler dünyanın en eski tarihî, dinî cemaatini meydana getirmişlerdir. Dinler Tarihi´nde özel bir yeri bulunan Yahudilik, kutsal kitaplarında Ahd´e geniş yer ayırmasından dolayı bir Ahid dini olarak da telâkki edilmektedir. 

Babil Sürgünü´nden sonra millî din haline getirilen Yahudilik, bir ırka tahsis edilmek suretiyle ilâhî dinlerden ayrı bir konumda ele alınmıştır. O´nu millî dinlerden ayıran bir başka özellik de, tek tanrı, vahiy, kutsal kitap ve peygamberlere inanç sistemi içinde değişik konumlarda da olsa yer almış bulunmasıdır. Gerçekte Dinler Tarihçileri Yahudiliğin bir millet, bir ırk veya bir din olup olmadığı konusunda görüş birliğine varmış değillerdir.Tevrat´a dayanarak kendilerini dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak gören Yahudiler, Allah´ın Sina´da bu kavmi muhatap aldığını, Tevrat´ı Musa´nın şahsında onlara gönderdiğini iddia ederler. 

Tahrip edilmeden önce Ahid Sandığı´nın da içinde bulunduğu Kudüs´teki Mabed, Yahudiliğin odak noktasını teşkil etmektedir. Yahudiliğin sembolleri arasında en önemli yeri Yedi Kollu Şamdan ile Altı Köşeli Yıldız işgal eder. 

Sami olmayan dinlerden farklı olarak Musevîlik, vahiyle gelmiş bir dindir. Musevîlik, yalnız kendi ailesinin dinleri olan Hristiyanlık ve Müslümanlık´tan değil, vahye dayanmayan doğu dinlerinden, yani Ari ve Moğol dinlerinden daha eskidir. Takriben İsa´dan sekiz asır önce kurulmuştur.(1) Yahudiler daha çok, bugünkü İsrail´den ayrı olarak Avrupa ve Amerika´ya dağılmışlardır. (2) Çok eskiden beri Filistin´de yaşamış olan Yahudiler, Babil, Asur, Fenike ve Araplar gibi Sami ırktan gelirler. Yahudiler göçebe iken "Habiri" diye anılırlardı. İsrâiloğulları en parlak devirlerini Kralları Süleyman zamanında yaşamışlardır. 

İnanç ve İbadet Sistemi


Yahudilik´te en önemli iman esasını, Allah´ın varlığına ve birliğine olan inanç teşkil eder.(3) O´nun birliği, yaratılmamışlığı, evvelinin ve sonunun bulunmayışı, her şeyi bilişi, bütün varlıkların Yaratan´ı oluşu vb.gibi Allah inancı vardır. 

Daha çok günlük hayat ve ibadetlerde belirginleşen Yahudi inancını detaylı olarak Tanah´da bulmak mümkün değildir. Onlar için önemli olan Tevrat´ta bildirilen şeriatın yaşamasıdır. İnançlarına göre Tanrı´nın en sevgili milleti Yahudilerdir. Bunun en büyük delili, Tanrı´nın İsrâiloğulları ile Musa´nın şahsında Sina´daki ahitleşmesidir. İnançlarına göre Tanrı, insanlığı aydınlatmak ve mutlu kılmak için İsrailoğulları´nı seçmiş, "nebi"lerini görevlendirmiştir. Bu konuda Musa´nın önemli bir yeri vardır. Çünkü Tevrat O´na verilmiştir. Tanrı, evreni devamlı olarak idare etmektedir. O´nun gücünün yetmeyeceği hiçbir iş yoktur. Mesih´le kurulacak Tanrı´nın evrensel devletinde bütün haksızlıklar ve zulümler ortadan kalkacaktır. Bu inanç Yahudilerin ümit kaynağı olmuştur. 

Yahudilik´te ahiret inancı tarihi bir gelişme izlemiştir. Tevrat´ın bazı hükümlerinde ahiret inancına dair işaretler bulunmaktadır. (4) Bazı Dinler Tarihçilerine göre, yeniden dirilme ile ilgili metinler günümüze kadar ulaşmadığı için Yahudiler bu tür inançları İran´dan almışlardır. 

Eski Yahudilik´te iyi, kötü, ölen bütün insanlar "Şoel" adı verilen bir yere gidecekler, orada kederli bir şekilde varlıklarını sürdürecekler, ruhları da mezarda kalacaktır. Yahudilik´te ahiret inancı konusunda, daha sonraki dönemlerde birtakım gelişmeler olmuş, yeniden dirilme, ebedî hayat, yargılanma, cennet, cehennem vb. inançlar ortaya çıkmıştır.(5) Yahudilik´teki cennet, cehennem, hüküm günü vb. ilgili emirleri Talmud açıklamıştır. Yahudilerin, Müslümanlık ve Hristiyanlık´ta olduğu gibi belli başlı iman esaslarına kavuşmaları filozof Rabbi Moşe ben Maymon (Maymonides (1135-1204)´le mümkün olabilmiştir. O´nun meydana getirdiği günümüze ulaşan inanç sistemi şudur; 

1-Allah var olan her şeyi yaratmıştır.
2-Allah birdir.
3- Allah´ın bedeni yoktur, tasvir edilemez.
4- Allah´ın başlangıcı ve sonu yoktur
5- Yalnız Allah´a dua etmeliyiz.
6- Peygamberlerin bütün sözleri doğrudur.
7- Musa, bütün peygamberlerin en büyüğüdür.
8- Elimizdeki Tora, Allah tarafından Musa´ya verilen ve günümüze kadar 
değiştirilmeden gelen kitabın aynıdır.
9- Dinimiz ilâhî bir dindir.
10- Allah, insanların bütün hareket ve düşüncelerini bilir.
11- Allah, emirlerine uyanları mükâfatlandırır, uymayanları cezalandırır
. 12- Allah Mesih´i gönderecektir. 
13- Ruhum ölümsüzdür. Allah dilediğinde ölüleri diriltecektir. 

Yahudiler ibadetlerini "sinagog"larda (Bet ha Kneset) yaparlar (6) Sinagoglarda rulo halinde el yazması Tevrat tomarlarının saklandığı, Aron ha-Kodes denilen, Kudüs´e yönelik kutsal bir bölme vardır. Sinagoglarda Yedi Kollu Şamdan (Menora) da bulunur. Bundan ayrı olarak Kral Davud´un mührü kabul edilen iki üçgenden meydana gelmiş Magen David denilen altı köşeli bir yıldız da vardır. 

Yahudiler sinagoglarda Tevrat´tan bazı parçaları sesli bir şeklide okurlar. Tevrat rulolarının bohçalardan çıkarılarak haham tarafından okunması, ibadetin en önemli anıdır. Yahudiler sinagog dışında evlerde de ibadet ederler. Nitekim evlerde giriş kapısının arkasında "Mezuza" denilen, rulo haline getirilmiş Tevrat cümlelerinin yazılı olduğu mahfazalar asılıdır. Eve giriş çıkışta Yahudiler bu mahfazaya dokunarak parmaklarını öperler. İbadet, Kudüs´e yönelerek yapılır. Başa takke, sırta cüppe alınır. Kadınlar ibadete katılamaz, ancak başları örtülü olarak ibadeti seyredebilirler. 

Yahudi dininin esasını ilâhiler teşkil eder. İbadet esnasında okudukları bazı klişeleşmiş dua ve ilâhiler vardır. (7) Dua, dindar Yahudinin hayatında önemli bir yer işgal eder. Yahudilikte ibadet günlük ve haftalık olmak üzere ikiye ayrılır. Günlük ibadet sabah, öğle ve akşam yapılır. Haftalık ibadet ise Cumartesi (Sabbat, yevmu´s-sebt) günü havra (sinagog)´da icra edilir. 

Yahudiler sabah ayininde bir dua atkısı (Tallit) alırlar. Sabah ayininde, sol pazu ile alna birer dua kayışı bağlanır. Dualar ayakta, oturarak vücudu sallayarak ve secdeye kapanmak suretiyle okunur. Geleneklerine bağlı Yahudiler bu esnada özel bir elbisede giyerler. Toplu dualar 13 yaşına girmiş en az 10 kişinin iştirakiyle yapılır. 

Cumartesi ibadeti, cuma akşamı güneşin batmasıyla başlar, cumartesi akşamı sona erer. Bu ibadet sinagogta yapılır. Bu maksatla cumartesi günü ateş yakmak, çalışmak, taşıt kullanmak vb. yasaktır. (8) 

Musevîlik´te Yahve ve Elohim adında iki Tanrı´nın varlığından söz edilmekle beraber ağırlık Yahve´dedir (9) Bu bakımdan menşeinde İsrail Dini, tek Allah´a inanmaya değil, tek Allah´a ibadet etmeye dayanıyordu. Yehova Musevîlerinin millî ve hâkim bir Tanrısı´dır. İnsan da O´nun kulu durumundadır. İnançlarına göre Yehova sadece İsrâiloğulların´a şefaat eden, kıskanç bir Tanrı´dır. İsrâiloğulları yabancı bir ülkede de O´nun tarafından korunacaktır. O, İbrahim, İshak ve Yakub´un Tanrısı´dır. 


Yahudi Mezhepleri

Öncelikle Yahudi mezheplerini üç ana-grupta incelemek mümkündür: 

1- Makkabiler devrinde (M.Ö. II. yüzyıl) mevcut olan Hıristiyanlık öncesi mezhepler,
2- İslâm´dan sonraki Yahudi Mezhepleri,
3- Günümüz Yahudi mezhepleri.

Hıristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır : 

1-Ferisiler,
2-Sadukiler, 
3- Esseniler. 

İslâm´dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür: 1- İshakiyye, 2- Yudganiyye, 3- Karaim. 

Bu bölümde diğer mezheplerden çok, günümüz Yahudi mezhepleri hakkında kısa bilgiler verilecektir. Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır: 

1- Muhafazakâr Yahudiler,
2- Ortadoks Yahudiler,
3- Reformist Yahudiler.
4-Yeniden Yapılanmacılar

Günümüz Mezhepleri


Muhafazakar Yahudilik 


XIX. yüzyılın ortalarında, Alman Yahudileri arasında ortaya çıkan muhafazakâr Yahudiliğin temsilcileri Isaac Bermays (1791-1849) ile Zacharia Franklen (1801-1871)´dir. Sonraki dönemlerde Amerika´da da sempatizan bulmuş olan bu mezhep geleneklerine bağlı lâikleşmeye karşıdır 

Ortodoks Musevilik 

Kudüs´teki Mabed´in yıkılışından günümüze kadar gelen resmî Yahudi inanç ve geleneklerini temsil eden Ortodoks Yahudilik, halen mensubu en fazla olan mezheptir. Bugün İsrail Cumhuriyeti´nde de bu mezhep taraftarları hâkimdir. Musa Kanunları´na sıkı birşekilde bağlı olan Ortodoks Yahudiler sebt (cumartesi) günü hiçbir iş yapmamakla da diğer mezheplerden ayrılırlar. 

Reformist Yahudilik


Daha çok Avrupa´daki Yahudilerce tanınmış bir filozof olan Moses Mendelshon (1727-1786)´un başlattığı Reformist Yahudilik hareketi, Musevîlik´le çağdaş modern anlayışı birleştirmeyi gaye edinmiştir. Böylece bu mezhebe mensup Yahudiler, hem geleneklerine bağlı yaşayabilecek, hem de modern çağa ayak uydurabileceklerdir. Bu hareketin başlamasının bir başka sebebi de Almanya´daki Yahudilerin dinî uygulamayı, genel kültür için bir engel olarak görmeleridir. Böylece onlardan bir kısmı Hıristiyanlaşmış, bir kısmı da geleneklerini değiştirmiştir. 

Din ile dünya işlerini birbirinden ayırma düşünce ve gayreti de ilk defa bu mezhep mensuplarından gelmiştir. Reformist Yahudiler dinde modernleşmeden yanadırlar. Bunu sağlamak için, ibadetin bazı şekillerini değiştirerek, kadın-erkek ayırımına son vermişler, cumartesi çalışma yasağını kaldırarak sinagog ayinlerini azaltmışlar, müziğe çok az yer vererek kadınlarla erkekleri bir arada oturmaya zorlamışlardır. Bir adım daha atarak katı perhiz kaidelerini kaldırmışlar, şifahi Talmud geleneğini inkâr etmişlerdir 

Yeniden Yapılanmacılar (Recostructionist)

Bu sayılan üç mezhep dışında, Mordecai Keptan´ın kurduğu Reconstructionist (Yeniden Yapılanmacı) adında bir başka mezhep daha vardır. Bunlar daha önceleri muhafazakâr Yahudilik içinde yer almışlardır. Zamanla Keptan´ın fikirleri diğer Yahudi mezheplerini etkilemiştir. 

Hareketin kurucusuna göre Yahudiler de diğer milletler gibi bir millettir. "Seçilmişlik" özelliği yoktur. Tanrı Yahudileri değil, Yahudiler Tanrı´yı seçmişlerdir. Bunlar yeniden dirilmeyi ve ahireti reddederler. Tevrat Tanrı vahyi değildir. İsrâiloğulları´nın tarih boyunca meydana getirdikleri bir eserdir. Mesihcilik diye bir kavram yoktur. Sinagoglarda kadın-erkek yanyana ibadet edebilir. Yeniden Yapılanmacı´lara göre kadınlar da haham olabilir. 


Mukaddes Kitapları

Yahudilerin mukaddes kitapları iki ana başlık altında incelenebilir: 

1- Tanah, 
2-Talmud, 

Hristiyanların Eski Ahit adını verdikleri Tanah da üç bölümden oluşur: 

1-Tora, (Tevrat) 2- Neviim, 3- Ketuvim. 

Çoğu zaman Yahudilerin mukaddes kitabının tamamı "Tora" kelimesiyle ifade edilir. İbranice bir kelime olan Tora, Arapça Tevrat´ın karşılığıdır. Bu Konu İle İlgili Ne Yapmak İstiyorsunuz 

Tevrat "Kanun, şeriat, emir, ders, önder" vb. manalara gelir. Beş bölümden oluşan Tevrat, Allah´ın 7704 kelimeyle Musa´ya verdiği dinî esasları ihtiva eden kitap olarak kabul edilir. Tevrat metninin orjinal dili İbrancadır. Bir bakıma "Şeriat" diye de nitelendirilen Tevrat´ı meydana getiren kitapların sayısı, Yahudilerce 24, Hıristiyanlarca 39´dur. Kitapların tertibi konusunda da her iki toplum farklı görüşlere sahiptir. 

Tevrat takriben bin yıl içerisinde meydana gelmiştir. Ancak kitabın sınırlandırması M.S. 90 yılında toplanan Yemnia Konsili´nde yapılmış ve bugünkü yazılar seçilerek tesbit edilmiştir. Eski Ahit yanında hahamların nesilden nesile naklettikleri rivayetler mecmuasına Talmud denir. M.S. 150 yıllarında Yudas adında bir haham, kendilerine kadar rivayetle gelen haberlerin, kaybolmasından korkarak onları Mişna´da toplamıştır. "Tekrar edilen şeriat" anlamına gelen Mişna, Tevrat´ın tekrarı, şeriatın izahı ve tefsiri sayılır. Mişna´nın anlaşılmasını kolaylaştırmak üzere O´na Yahudi alimlerince haşeyeler ve şerhler yazılmıştır Bunlara Gemara denir. İşte Talmud (10) da Mişna ve Gemara adı verilen eserlerin toplamından teşekkül etmiştir. (11) 


Yahudi Kutsal Kitabı konusuna son vermeden Kabala dan da söz etmeliyiz. Kabala, İbranca "gelenek görenek" anlamına gelir. Yahudilerin harfçilik ve sayıcılıkla karışık tasavvufî kâinat öğretisidir. Daha açık bir ifade ile Kabala, Kutsal Kitap metinleri ile sözlü gelenekler üzerine yapılan her tür yorumların genel bir adıdır. Zannedildiği gibi bir kitap veya kitaplar toplamı olmayan Kabala´yı "Kâinatın görünür kargaşasını açıklamaya ve zıtlıklarını kolay anlaşılır bir kalıp haline getirmeğe uğraşan bir doktrin" diye tanımlamak mümkündür. 

İkinci Tapınak Dönemi´nin sonuna (I. yüzyıl) kadar uzanan Kabala, tam anlamıyla Yahudi gizeminin ortaya çıktığı tarih olan XIII. yüzyıldan başlayarak özel bir öğreti biçiminde gelişmiştir. (12) Bazı Dinler Tarihçilerine göre Kabala´nın kökenleri eski gelenekte (Talmud dönemi) aranmalıdır. Kabala´nın öğreti ve uygulamaları ancak bir kılavuzun denetim ve önderliğinde mümkündür. Kabala temelde her zaman sözlü geleneğe dayanmıştır. Allah´ın Musa ve Adem´e indirdiği yazılı olmayan vahyin gizli bilgisini taşıdığı iddiası bakımından da Kabala, geleneklerle özdeşleşmiştir. (13) 

Kabala XV. yüzyıl Avrupa sında son derece yaygınlaşmıştır. Kabala´nın genel doktrinini, kâinatın bir bütün olduğu, belli bir nizama göre hareket ettiği, kâinatta görülen her şeyin Tanrı´nın bir parçası olduğu, insanın da, kâinatın ve dolayısıyla Tanrının bir parçası olmak açısından küçük kâinat sayılması gerektiği vb. özetlemek mümkündür. 


Günümüzde Musevilik


Tüm dünyada sayıları 22.000.000 olmasına rağmen Yahudiler; bir çok ülkede oluşturdukları güçlü lobileri ile dünya ülkelerinin yönetimlerinde ve dünya ekonomisinde büyük söz sahibidirler. 

1948 e kadar dünyada dağınık olarak yaşayan Yahudiler Filistin de İsrail Devleti nin kurulmasıyla kendilerine ait bir devlete aynı zamanda bir toplanma merkezine sahip olmuşlardır. 1933 1945 yıllarında Alman Nazileri tarafından soykırıma uğrayan Museviler, bugün Filistinlilere karşı soykırım uygulamakla suçlanmaktadırlar. İsrail Devleti nin Arap ülkeleriyle girdiği savaşlardan doğan sıkıntılar ve günümüzde Filistinlilerin bağımsızlık hareketleri Yahudilerin çözülemeyen sorunlarının başında gelmektedir. 

Musevilerin en yoğun yaşadığı ülke İsrail dir ( Ülke nüfusunun %84 ü ). İsrail i ikinci sırada A.B.D izlemektedir ( %3,4). Yahudiler bu iki ülkenin dışında Etiyopya, Almanya, Avustralya, Kanada, Brezilya, Meksika başta olmak üzere içlerinde Türkiye nin de bulunduğu dünya nın bir çok ülkesine dağılmış vaziyette yaşamaktadırlar. 


(1) Budizm, Konfüçyanizm, Taoizm vb. Doğu dinleri M.Ö. V. ve Vl.yüzyılda ortaya çıktığına göre Musevîlik bu dinlerden takriben üç yüz yıl daha öncedir. 
(2) A.Abdullah Masdusî, a.g.e.,s.2 
(3) Tevrat Tanrı´nın birliğini, "Dinle ey İsrail! Tanrınız Rab bir Tanrı´dır" (Tesniye, VI, 4) cümlesiyle ifade eder. 
(4) Bir misal olmak üzere Tevrat (İsa´ya, XXVI, 19)´ın şu cümlelerine bakınız; "Senin ölülerin dirilecekler, benimkilerin cesetleri kalkacaktır. Ey sizler, toprak içinde yatanlar, uyanın ve terennüm edin... ve her yer ölülerini dışarı atacak". 
(5) Yargılama sonunda iyiler cennete (Aden) kötüler de cehenneme (Ge ben Hinnom) gideceklerdir. 
(6) Kudüs´teki Mabed´in yıkılmasından sonra Yahudi tapınaklarına sinagog denilmiştir. Aynı anlam karşılığında Türkiye´de "Havra" terimi kullanılır. 
(7) Yahudilik´teki ilâhîlere Beruh´un ilâhisi, dualara da Şema İsrâel Duası en iyi örnekleri teşkil eder. Bu dua ile Yahudiler dinlerine ve imanlarına bağlılıklarını dile getirirler. 
(8) G. Tümer, A. Küçük, a. g. e., s. 133. 
(9) Yahudilik´te bu iki Tann dışında, Adoni, İl ve Baal adında üç Tanrı daha vardır. (Zeki Şenude, el-Yehud, Kahire, 1974, s. 393-396. 
(10) Talmud, Kudüs Talmudu ve Babil Talmudu olmak üzere ikiye ayrılır. 
(11) Ekrem Sarıkçıoğlu , Dinler Tarihi, İst., 1983, s. 188. 
(12) Büyük Larousse, İst., 1985, X, 6134. 
(13) Ana Britannica, İst., 1988, XII, 351. 
kaynak : Yrd.Doç.Dr.Osman CİLACI , Günümüz Dünya Dinleri, Ankara 1995

AKLIMA SENDEN BAŞKA KİMSE GELMİYOR


Kelimeler eskiyor neyi ne zaman söylesem, 
hepsi sensin 
aklıma senden başka birşey gelmiyor, 
desem ki gurbetteyim 
türküler ! uzun, gurbet sensin 
türküler sen, 
desem ki yalnızım dağlarda 
günler bitmiyor, yalnızlık sen, 
dağlar sen, günler sensiz. 
Aklıma senden baska birşey gelmiyor. 
Aklım sende, sen yüreğimde, 
yüreğim temaşada gözlerini, 
gözlerin üzüm bağlarında Temmuz ayında 
bağbozumuna zaman var.


Gözyaşlarımı topluyorum şimdi, 
üzümler toplanırken şaraba katacağım, 
en tatlı şaraba senin adını koyacağım 
ve sarhoş olacagım daha 
içmeden bir yudum. 
Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce 
bir kitapta okumuştum, 
lakin unutmuştum, 
yaşarken aklıma geldi, 
oysa yaşanılması mümkünsüz bir 
masal demiştim okurken o destanı, 
yaşamayan bilemez bu yaşananı, 
aklıma senden başka bir şey gelmiyor.


Güzellik için sözler arıyorum, 
aklıma senden başka birşey gelmiyor,


konuşacak konular şuradan buradan 
geçmiş ve gelecekten, 
aklıma senden başka birşey gelmiyor. 
şiir yazmak için oturuyorum, 
içimde coşkular taşıyor, 
kagıtlara dökeceğim duygularımı


kalemim hazır yazacağım ne yazacağım, 
aklıma senden başka birşey gelmiyor.


Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl, 
kalabalıklar sevinçli, 
hediyeler alacağım bu bayram 
sevdalarımı giydirecegim, 
aklımda kalanlara kartlar göndereceğim


aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum, 
sigaramı çekiyorum derinden, 
gözlerim dalıyor, ufukta gün batıyor, 
biriyle gidip konuşsam diyorum


aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Canım sıkıldığında efkar bastığında beni, 
yapayalnız yürümek istemiyorum, 
birini arıyorum yanımda, 
aklıma senden başka kimse gelmiyor. 
Ve yüreğinde papatyalar açan kız 
yaşamamın sebebini arıyorum 
aklıma senden başka birşey gelmiyor.


Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...