31 Mart 2012

DOĞRUYU SÖYLEYEN DOST GEREK BANA



Doğruyu Söyleyen Dost Gerek Bana

Konuş, ey musalla! . Sustuğun yeter,
Sen sustukça kalbim, taştan da beter.
Gafletin adını, koymuşum kader,
Zor gelse de gerçek, nefsimden yana,

Doğruyu söyleyen, dost gerek bana…

Yaşadın.. Kim bilir ne kahırları,
Taşıdın.. Bunca kör ve sağırları.
Konuş ey musalla! Dök şu sırları,
Gör ki; bıkmışım ben, riyâdan yana,
Doğruyu söyleyen, dost gerek bana…

Gerçi, her gün seni göz görse bile;
İbret almak için, görmek nâfile.
Konuş, ey musalla! Gel artık dile;
Vur şu gafletimi, gücenmem sana,
Doğruyu söyleyen, dost gerek bana…

Nerde o taçların, mağrur başları?
Âhû gözdelerin, hilâl kaşları?
Susmayın.. Konuşun, mezar taşları;
Bir daha dönemem, ben bu cihana;
Doğruyu söyleyen dost gerek bana…

Hani, ölümlere alkış tutanlar?
O çağdaş kuklalar, o kahramanlar(!) ?
Ey mezar taşları! Nerde o canlar?
Bir daha izin yok, bu imtihana;
Doğruyu söyleyen, dost gerek bana…

Sen ey toprak ana! Nedir bu sükût?
Kararan kalbime, biraz ışık tut.
Tabut mu beşiktir, beşik mi tabut?
Ölüm doğum mudur? . De toprak ana,
Doğruyu söyleyen dost gerek bana…

Cengiz NUMANOĞLU

KONJOKTÜR MÜSLÜMANI



KONJOKTÜR MÜSLÜMANI

Bir yanda, sahte mehdî önünde saf tutanlar,
Bir yanda falcılarla, medyumlarla yatanlar,
Bir yanda , Cennetleri parsel parsel satanlar,
Gör ki; neylemiş gaflet, bunca güzel insanı,
İşte bunlardan biri;
konjonktür müslümanı...

Âmentüsü; şan, şöhret, lüks araba, köşk yalı,
Kapısında bir boncuk, üstünde bir at nalı,
Haftalık takviminde, uğursuzdur her salı;
Şöhret için kullanır, el yazması Kur'ân'ı,
Antikaya düşkündür, konjonktür müslümanı...

İçgüdüyle kurulur, şuuraltı dengeler;
Boşlukları doldurur, enişteler yengeler,
Mürşitlere (!) âmâde, pür makyajlı bendeler,
Dilde gıybet, elde mey, cepte Cennet fermanı,
Her zaman huzurdadır (!),
konjonktür müslümanı...

Diyelim ki; eş lâzım, kız veya küçük beye,
Siparişler verilir, en yakın bir türbeye,
Sıra gelir, üç mumla çöpçatanı görmeye,
Bazen, mendil de bağlar, eğer isterse canı,
Rüşveti bolca tutar, konjonktür müslümanı...

Ramazanda, çok sıkı bir rejime girilir;
Yıllık fazla kilolar, böylelikle verilir.
Sonra gevşek deriler, uzmanlarca gerilir;
Gelsin artık kumlarda, boy gösterme zamanı,
Üstelik, çok cömerttir (!),
konjonktür müslümanı....

Karakteri brüttür, belli değildir neti,
Çağdaşlığı gereğidir, geçmişine cür'eti,
Kendisine sorarsan, maymundan zürriyeti,
Çok pişkindir.. Renk vermez, suludur zira kanı,
Her modele mankendir,
konjonktür müslümanı...

Her cenazede başlar, bir nezâket barışı,
Hanımlarda bir ihlâs, ve tesettür yarışı,
Boş gözlerle süzülür, tabutun her karışı,
Kaç yerde ayaküstü, kaynar sohbet kazanı
Namazdan da muaftır,
konjonktür müslümanı....

Teşekkür listesini, ilân eder basından,
Bir hatîm satın alır, işporta borsasından,
Bir de mevlid gönderir, mevtânın arkasından
Artık rahatlamıştır, kar beyazı vicdânı,
Zaten temiz kalplidir, konjonktür müslümanı...

İNSAN OLMAK BU KADAR MI ZORLAŞTI



İNSAN OLMAK BU KADAR MI ZORLAŞTI

Varmaz oldu, vermeye hiç elimiz,
Dönmez oldu, bir özüre dilimiz,
Teşekküre çoktan bitti pilimiz;
En küçük damlada, sabrımız taştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Bilgisizlik, ne vehimler üretti;
Önyargılar, vicdanları kör etti.
Dürüst olmak.. Affedilmez cür'etti,
Öfkemizden, yüreğimiz korlaştı,

İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Çağdaşlığı, maske yaptık yüzlere;
Bu çifte yüz, yakışmadı bizlere,
Merhametten, haktan yana sözlere,
Hoşgörümüz, neden böyle darlaştı?
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Bir tarafta, ilme şaşı bakanlar,
Bir tarafta at gözlüğü takanlar,
İrfan desen, bu lisandan kim anlar?
Gerçek âlim, gözümüzde horlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Helâl kazanç, nefsimize az geldi,
Bankerlere tavuk verdik, kaz geldi,
O gözyaşı sağnakları, vız geldi;
Saçlarımız, değirmende kırlaştı,
İnsan olmak bu kadar mı zorlaştı?..


Yedik içtik, haram helâl bir tuttuk,
Dişe göre ne bulursak hep yuttuk,
Mahşer, Mîzan, Kur'ân, vicdan unuttuk;
Yollarımız, hep zulümde birleşti,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?


Paspas oldu; sevgi, saygı, paraya,
Ahlâk döndü, kanayan bir yaraya,
Ailede, şeytan girdi araya;
Karı, koca, kardeş, bacı hırlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Evde pişen, bizi tatmin etmedi,
Beş yıldızlı sofra kurduk yetmedi,
Şişelerle yarışımız bitmedi;
Kalp gözümüz, şehvetlerle körleşti;
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Kendimizi, masaya hiç sermedik,
Başkasına hiç söz hakkı vermedik,
Sövdük, dövdük..Bunda vahşet görmedik
Mazlum yüzler, yumruklarla morlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Bayramlarda, beş dakika mezarlık,
Bir senede, iki namaz... Nazarlık,
Ettik hâşâ Allah ile pazarlık;
Bir gaflet ki; içimize yerleşti,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Oysa bizler, ihsan için varolduk;
Meleklerin secdettiği bir kulduk.
Bu şerefi taşımaktan yorulduk.
Edep, hayâ, akıl, fikir yozlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


Dîn.. İslâm dinidir, Allah indinde,
İlim, irfan, sevgi, barış bu dinde,
İnsanlık, ne buldu, nefrette kinde ?
Sağduyumuz, hedefinden çok şaştı;

İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Ey Mübarek akl-ı selîm , nerdesin?
Sen, ateşle aramızda perdesin,
Hasreti var, gör ki sana herkesin;
Cür'etimiz, haddimizi çok aştı;
İnsan olmak, ne kadar da zorlaştı...
-

ŞU İNSAN DENİLEN İKİ CİNSİYET DESİNLER DİYE


DESİNLER DİYE

Şu insan denilen, iki cinsiyet;
Bazen, şeytan ile kurar ünsiyet.
Namus, şeref, hayâ, edep, haysiyet,
Ne bulursa harcar..
Desinler diye...

Kimi var, öyle bir süsler ki sözü;
''Allah'' derken bile, reklamda gözü.
Kırk yılda bir kollar, iki öksüzü,
Ne cömert bir insan.. Desinler diye...

Kimi, iffetini koyar masaya;
Sattıkça doldurur, çelik kasaya,
Bir maymuncuk bulur, her tür yasaya,
Ne akıllı insan.. Desinler diye...

Kimi, şuuraltı, cinsel özürlü;
Dürüst evliliğe, kalbi mühürlü..
Kolyesi boynundan, çıkmaz bir türlü;
Ne çapkın bir erkek.. Desinler diye...

Kimi var, modanın dümen suyunda,
Teşhir hastalığı vardır huyunda.
Kimlik arar durur, etek boyunda;
Ne modern bir kadın.. Desinler diye...

Kimi, kırkbeşini devirmiş çoktan;
Bütçe delik deşik, anlamaz yoktan...
Kaşları kemandır, kirpikler oktan;
Aman ne hoş kadın.. Desinler diye...

Kimi, yaşlandıkça isyankâr olur,
Yılda bir çâreyi neşterde bulur.
Altmışlık cildini, gerdirir durur;
Hâlâ güzel kadın.. Desinler diye...

Kimi, beş yıldızlı salon züppesi;
Eğildikçe, yer süpürür cübbesi.
Kopacak gibidir, o kalın sesi;
Ne nâzik bir insan.. Desinler diye...

Kimi, gönül vermiş, güyâ bilime;
Beyni muhâliftir, aklı selime.
Ezberlemiş, birkaç yaban kelime;
Ne kültürlü insan.. Desinler diye...

Kimi, şöhret yapar, ilim vesîle,
Allah rızâsını, düşünmez bile..
Tepeden bakar ki, cümle câhile;
Ne âlim bir insan.. Desinler diye...

Kimi, iflâs etmiş, ahlâktan yana,
Politik virüsler, karışmış kana.
İhânet vız gelir, hatta vatana;
Siyaset cambazı.. Desinler diye...

Kimi, kıyâmeti, almaz nazara;
Râzı olmaz taştan, normal mezara.
Mermer ısmarlatır, türlü pazara;
Ne büyük adammış.. Desinler diye...

Daha kimler var ki; saymakla bitmez
Hiçbirine, doğru kelâm, kâr etmez.
Gaflet kapısından, ölse de gitmez;
Son nefeste bile, Desinler diye...

Tıkla Süprizi Yakala
http://link.tr.tc/hh3  

BEN CAHİLİM BE ABİ






BEN CAHİLİM BE ABİ

Ben cahilim be abi, anlamam ki edepten,
Bir kusurum olursa, anla ki bu sebepten.
Okullarda vermedi, bana kimse dans dersi,
Lisan desen; aklımda kaldı bir 'boku mersi'...

Anlamam felsefeden, sosyoloji, mantıktan,
Adaletten, hukuktan, iradeden, sandıktan.
Bana öğret be abi ! Kadeh nasıl tutulur?
Hangi renkli şarapla, hangi etler yutulur?..

Korkuyorum be abi, bende yürek ne arar,
İçki haram diyorlar, veremedim bir karar.
Gör ki dilim dönmüyor, bir viskinin adına;
Nerde kaldı varayım, onun damak tadına...

Yalvarırım be abi ! Deme bana mürtecî,
İnan ki; bu iftirâ, küfürden daha fecî.
Razıyım.. Yeter ki sen, arada bir tokat at,
Korkma, bende beyin yok, benimkisi sakatat...

Bana öğret be abi ! Çağdaş insan nasıldır?
Şu çapkınlık dersinin, kitabı kaç fasıldır?
Bu konuda tecrüben, denizler kadar engin...
Görüyorum ki sende, koleksiyon çok zengin...

Hepsi aynı potada; esmer, kumral, sarışın,
Sırrı nedir be abi , bu toplumsal barışın?
Ben de olmak isterdim (!), senin gibi zampara;
Ama, gel gör ki ben de, ne yetenek ne para...

Ben cahilim be abi , ne anlarım paradan,
Doğuştan fakir kılmış bendenizi Yaradan.
Bir hocaya danıştım; faizin câizini,
Dedi ki; zor bulursun, sistemin vâizini.

Geçenlerde aradım, bir tefeci dostumu,
Birkaç yara bereyle, zor kurtardım postumu.
En sonunda kavuştum, bir kredi kartına,
Ocağımı söndürdü, faiz denen fırtına...

Biliyorum be abi, benim kalbim bulaşık,
Oysa seninki temiz, sütten çıkmış bir kaşık...
Ben gariban bir zenci, siyaha çalmış tenim,
Yani sözün kısası.. Kurtuluşum yok benim....

--------------------
 
Cengiz NUMANOĞLU

1941 yılında Antalya'nın Serik ilçesinde doğdu.
İlk ve ortaokulu Akseki, liseyi Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nde tamamladı. 1962 yılında Kara Harp Okulu'nu bitirerek ordu saflarına katıldı. 1982 yılında, kendi isteğiyle Kıdemli Binbaşı rütbesinden emekliye ayrıldı.
BENİM OLSA BU DÜNYA,
KURTULUŞA ÇÖZÜM YOK.
BİR DUA BEKLİYORUM,
BAŞKA ŞEYDE GÖZÜM YOK.

C.N.

YA NEBİ, ŞU HALİME BAK...MEHMET AKİF ERSOY


Yâ Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
“Tahammül et!" dediler...
Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
Yıkıldı hepsi...
Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...


Mehmet Akif ERSOY

İNTERNET PAYLAŞIM SİTELERİ SÜPRİZLERLE DOLU




İNTERNET PAYLAŞIM SİTELERİ SÜPRİZLERLE DOLU
ZAMAN GELİP GEÇİYOR BU FIRSATI SİZDE YAKALAYIN

AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLADIM VE BU SÜPRİZİ YAKALADIM
SİZDE YAKALAYABİLİRSİNİZ
İNTERNET PAYLAŞIM SİTELERİ SÜPRİZLERLE DOLU,
BU SÜPRİZLERİN NELER OLDUĞUNU GÖRMEK İSTERSENİZ
AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYIP VE ZAMANINIZIN KISA BİR BÖLÜMÜNÜ
BU LİNKİN İÇERİĞİNE AYIRIP YAŞAMINIZI DEĞİŞTİRECEK ÇOK ÖNEMLİ
SÜPRİZE SİZDE SAHİP OLUN
HEMDE HİÇ BİR ÜCRET ÖDEMEDEN

Tıkla Süprizi Yakala
http://link.tr.tc/hh3  

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...