EĞİTİMCİLER, ÖĞRETMENLER KENDİLERİNİ POLİS İLE KIYASLAMAYI ARTIK TERK ETSİNLER.
Polis teşkilatı, hemşirelik, psikiyatristlik, şefkat kurumu değildir. Polis teşkilatı, devletin yasalarını, sosyal ve bireysel güvenliğini yasalar çerçevesinde korumak, güvenlikten trafiğe, kaçakçılığa ve bir çok konuda devleti, halkın kazancını evine götürebileceği güvenlik ortamını sağlamak için, siyasal iktidarın emrinde, çalışan silahlı bir kurumdur.
Ayrıca yabancılarında güvenliklerini sağlayan, onlardan suç işleyebilecekleri de takip eden, tercüman temin eden bazı sosyal hizmet kurumları da vardır.
Her türlü emirleri siyasi iktidar verir ve günümüzde ordu dahil bütün kurumlar siyasal iktidara tümüyle bağlanmış, polisin "bu yasaya aykırı görevdir" diyebilecek hali kalmamıştır.
Polisin yakın tarihine kısaca bakarsak,1980 askeri darbesine kadar ilk okul mezunları ağırlıklı polisler vardı. Çünkü Orta,Lise mezunları bile rahat iş bulabildikleri gibi, 1970 ve 80 arası yıllarda yaşanan anarşi ortamında orta öğretim mezunlarının asla tercih etmediği bir meslekti.
Gazete ilanıyla polis alınırdı.
Köy, kasaba öğretmenlerine bir çuval Antep fıstığı götüren, okuryazar bile olmayanlara ilk, orta ve torpili varsa lise diploması bile verilir, bunlar da polis olurlardı.
Tarih boyunca devlet içine sokulmamış Türk ve doğulu aşiret kullarından oluşan köylüler "Köyden polis çıktı, devlete adam verdik" sevinciyle davullu,zurnalı, içkili eğlence yaparlardı.
Bunlara "davullu zurnalı polisler" derdik.
1980 darbesinin yaptığı en iyi işlerden birisi, polislik için en az Orta okul diploması şartı getirmesi oldu ve 1985'lerden sonra bu Lise Mezunu olma şartına yükseltildi.
1980 cuntasının yaptığı diğer önemli iş ise, polislere ilk kez "yargılanma hakkı" getirdi.
Daha önceki yıllarda, bir esnafın şikayeti, amirin olumsuz görüşü polisin işten atılması için yeterliydi.
1984'de açılan Açık Öğretim Fakültesi derece yükseltme, meslekte yükselme isteyen polislere ve diğer devlet memurlarına büyük bir olanak sağladı ve ben "4" yıllık AÖF mezunu ilk "50" polisten birisi oldum.
Kendi kendime de İngilizce öğrenip 1987'den emekliliğime kadar polis teşkilatı içinde, asliye, ağır ceza mahkemelerinde ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde tercümanlık ve mihmandarlık yaptım.
Sayısını bilmediğim kadar çok polis arkadaşım AÖF mezunu oldu, eğitim seviyesi yükseldi.
AKP döneminde "2"yıllık Yüksek Polis Okulları" açıldı, iş bulamayan çok sayıda "4" yıllık Üniversite mezunu polis memuru olarak göreve başladı.
Poliste eğitim seviyesi artık öğretmenleri solladı. Hele hele, 1980 öncesi 15 gün Eğitim Enstitüsüne gidip öğretmen olan ve hala emekli olmayan binlerce öğretmenin yanında polisler filozoflar haline geldi.
Çünkü polisler her sabah işlerine "aileleriyle vedalaşarak" giderler. Çünkü tek parça halinde veya mesai saati bitiminde dönemeyebilecekleri,2,3,4,5 günü aşan eve dönmeden çalışma gerektiren bir iştir polislik. Bizim zamanımızda bunca mesaiye ödenen aylık fazla mesai ve yemek ücreti sadece bir paket Marlboro sigara parasıydı.
Ama bir öğretmen, kaloriferli sıcacık sınıfında, kendisinden bir şeyler öğrenmek için gelen meraklı öğrencilerle sıcacık ortamlarda çalışmakta, ikili eğitim sistemi sayesinde günü yarısı boş kaldığından, ya özel dershanelerde, ya özel ders vermekte veya emlak, arsa, otomobil komisyonculuğu yaparak ek gelir temin edebilmektedirler.
Bu şartlarda biraz insaf diyelim, polisin üç kuruşuna göz dikmeyelim.
Çünkü 1970 ile 2010 arası yıllarda terör örgütlerinden kaynaklı sayısız eylemler oluyordu ve hala dağlarda, şehir merkezlerinde çatışmalar da sürmektedir.
Artık,eğitimcilerin diplomalarını göstererek polisle kendilerini kıyaslama şansları kalmamıştır. Eğitimde polis öğretmenleri bile geçmiştir. Hepsi olmasa da öğretmenleri bırakın akademisyenleri aratmayacak polis memur ve amirleri çoğalmıştır.
Facebook gibi sosyal medya ortamlarında hala, polis ne ki benim öğretmen diplomam var diyen ahmak öğretmenlere rastladığım için bu yazıyı gerekli gördüm.
Polis ile aynı maaşı almak isteyen öğretmen, eğitimci aynı işi yapmadıkça yaptığı bu tür aşağılayıcı paylaşımlar, ifadeler terbiyesizlik, emeğe saygısızlıktır.
Bazı arkadaşlar da şunu diyorlar;
Alaeddin bey, biz, polis teşkilatı gerici ağırlıklı olduğu için, cazip meslek olmasın herkes polis olmasın diye yapıyoruz.
Onları da yetiştiren siz öğretmenler değil misiniz?
Bir çuval antep fıstığına, bir siyasinin telefonuna bir diploma veren de sizsiniz.
Öğretmenlerin %90'ı dindar veya yobaz.
Yobaz polisleri de siz yetiştirdiniz.
Atatürk, demokrasi, adalet, diyen öğretmenler bu gün işten atılmaktadır. Bu ortamı siz öğretmenler hazırlamadınız mı?
Bunlardan sonra bu tür paylaşımlar 10 yıl içinde azalmıştı.
Şimdi bir paylaşım gördüm, "Öğretmen bilimi, polis copu temsile eder. Bir polisin aldığı maaşı, öğretmen alamıyor. İşte devletin bilime verdiği önem" ifadelerini içeriyordu.
Milli Eğitim Kurumlarında ne zaman bilim öğretildi ki? Badanacıya hakkı olan paradan fazla ödememek için evinin metrekaresini hesaplayamayan Üniversite nesli yetişti.
Bilim hangi okulda kaldı?
Kaç okulda temel matematik, geometri, Cebir dersi kaldı?
Abuk sabuk, öğretmenlerin bile anlamadığı zırvalıklar mıdır bilim?
Öğretmenlerin sorunları varsa, kendilerine özeleştiriler yapmalı, değişikliklere gitmeli, sosyal hakları konusunda üst makamlara, sendikalarına durumlarını bildirip çareler aramalıdırlar.
Eğitimciler, polisin maaşı ile kendilerininkini kıyaslayacaklarına, en azından vatan,insan, hayvan, tabiat sevgisi ile hakka, hukuka, adalete, doğru konuşmaya, yardım severliğe, topluma saygı gösterme gibi temel ahlaki eğitimleri verebilseydiler, şimdiki sıkıntılarına neden olan toplum düzeni oluşmayacaktı, herkes rahat edecekti.
Polislik polisin kendi can güvenliğinin bile olmadığı zor meslek olduğundan şehit olmadıysa, meslekten atılmadıysa emekliliğini doldurur doldurmaz emekliye ayrılır, bazıları bunu 30 veya 35 yıla uzatabilirlerse de enderdir. Bu nedenlerle poliste kadro boşluğu çok çabu ortaya çıkar ve polis alımlarının çokluğunun nedenlerinden birisi bu diğeri de nüfusun artmasıyla yeni yerleşim yerleri kurulması, ekonomik gelir dağılımı bozukluğu yüzünden suçların artmasıdır.
Oysa bir öğretmen veya akademisyen okuldan tabutla çıkar bu yüzden yeni yetişen öğretmen eğitimci adayları çalışacak boş kadro bulamazlar ve "atanamayan öğretmen intihar etti" haberleri artar.
Öğretmenlerin tabutla çıktığı ülkede her mezun olan öğretmene okul açan bir dünya devleti yeryüzünde yoktur.
Eğitimciler de yeni yetişen gençlere ekmek yeme hakkı adına süreleri dolunca emekli olmalıdırlar. Polisin maaşına göz dikmek alçaklık, haddini bilmezliktir.
İşte facebook ortamında yaptığım bazı dokundurucu, uyarma amaçlı paylaşımlar;
Ulan sizin bu tutumlarınız yüzünde meslek hayatım boyunca defalarca alacağımız zamlara engel oldunuz,on binlerce polisin adam gibi maaş alıp çocuklarına yedirecekleri lokmalara, giydirecekleri elbiselere, yetiştirecekleri çocuklara, emekli ikramiyelerine ket vurdunuz yazıklar olsun.
Şunlara bir bakın, yıllarca yobazlığı önlemek için ekmeğimize taş koyan öğretmenler, bunları polis mi yetiştirdi?
Bunda ısrar ederseniz İngiliz öğretmenlerden beter olun. İngiltere de en az maaş alan öğretmenlerdir. Çünkü çocukları biz yetiştirip yoluyoruz diyorlar.
Bizim öğretmenler ne diyor?
Ben müfredatı uygularım, çocuğunu sen yetiştir, paraya gelince, aidat ödemeyen veliyi, çocuğunu sınıfta bırakmakla tehdit etmekten kaçınmazsınız.
Siyasi ve ekonomik durumlarına göre öğrenciye ayrım yaparsınız.
Türkiye de öğretmene verilen para haramdır.
Hak eden bazıları hariç bu zamanda onlardan kaldığını düşünmüyorum.
Bu gün facebook paylaşımlarında genç tarihçi arkadaşımız Sinan Meydanın bu konuda bir tespitinin paylaşımına tanık oldum ve altına yaptığım yorumu da biraz açarak yazıya dönüştürdüm.
Sinan Meydan kardeşim, bende öyle bir güven oluşturdu ki, hiç okumadan yazdığına imza atacak kadar güveniyorum.
Din ve Din savaşlarından oluşan tarihi bilmezsen seni
de kim olduklarını bilmezsin, dinini de nasıl değiştirdiklerini bilemezsin
Çünkü
başından beri benim tarzım tarihi inceleme mantığına sahiptir.
Herhangi bir yazımı okuyup etkilendikten sonra mı böyle oldu yoksa kendi zekasının inceliğiyle mi bu karakteri kazandı bilmiyorum ama ne olduysa iyi olmuş, ülkemiz bir vatansever tarihçi kazandı ve öyle böyle de olmayan bir tarihçi oldu.
Bu arada hala kapalı olan "Keykubat.blogcu.com" bloğumda 2004'lerde "haber-yorum" yazıları yayınlamaya başladığımı, 2006'lardan itibaren de dini ve tarihi makaleler, tarihi araştırma, çeviri yazılar yayınlamaya başladığımı bilmeyenlere belirteyim.
Tarihin silah olarak kullanıldığını ilk kez Turizm polisinde yabancı misafirleri gezdirirken fark ettim. Sürekli bizi aşağılayan olayları işliyorlardı. Tarihi bizi aşağılamak, kabuğumuza çekilmemizi ve mümkünse yeryüzünden silinmemizi istercesine aşağılıyorlardı.
Cevaplarını veriyordum ama daha donanımlı olmak gerekiyordu. Bu da beni araştırmaya itti. Araştırdım. Sonra ben onları ezmeye başladım. Başlangıçta heyette bulunan bazen vali bazen emniyet müdürlerimiz bana konuşmama talimatı vermişlerdi. Sultanahmet Turizm Polisi Müdürlüğü
Sonra baktılar ki iyi gidiyor sonra heyetlere beni istemeye başlamışlardı. Zamanı geldi, Sultanahmet camiinde misyonerlik yapan papazlara karşı duruşum ve tartışmayı kaybettiklerinde 40 papaza Kuran aldırmaya uzanan olayları yaşadım.
Bu sevenlerimi arttırdığı gibi, meslektaşlarım arasında sinsi Kürtçülük yapan kripto Ermenileri de rahatsız etti. Onların oyunlarıyla defalarca karakollara sürüldüm. Bunda benim suçum yoktu, sadece devletin Turizm polisine sicili bozuk, mesleki ahlakı düzgün olmayan, küçük çıkarları kovalayan amirleri tayin etmeleri, onların istekleriyle benimkilerin uyuşmaması neden olmuştu.
İnsanın da üstüne gidildiğinde hata yapmayan olmaz. Ben de üstüme gelinince savunma duygusuyla yerli yersi hatalar yapmış olabilirim.
Ama sonunda yaptığım görevlerde mesleğimi milletimi her türlü kuru yaş iftiraya karşı savundum ve yabancıların da takdirini aldım.
Çocukluktan beri ilgi alanım olan dinler ve tarih bana tarihin din savaşları üzerine kurulu olduğunu, dinlerin de ilahi değil siyasi olduğunu, milletlerin siyasetlerini din üzerine kurduklarını, başka milletlerin dinlerini kabul edenlerin de eriyerek asimile olduklarını öğretti.
Ben hala buradayım ve bu görüşü savunuyorum. Son yaptığım çalışmalarımda da bunun delillerini verdim. Aklı olanlar bunu kavramakta sıkıntı çekmeyeceklerdir. Sadece, atalarının cahil olabileceklerini ya da düşmandan aldıkları yenilgiler sonucu başına dayanan kılıçla, sevdiklerinin boyunlarına dayanan kılıç, darağacı, ırza geçme tehditleriyle dinlere girdiklerini de düşünmeleri yeterli olacaktır.
Dinlerin hiç birisi ilahi değildir. Hepsi siyasidir. Her millete adını veren bir dini vardır. Başkalarının dinlerine girenler tarihten silinmişlerdir ve kıl payı kimliklerini koruyabilenler de silineceklerdir.
Sadece tarih değil din de onun en önemli parçası, bedeni olarak silah olarak düşünülmüş bir kurgudur. Hristiyanlığı Roma’nın resmi dini ilan eden Büyük Kontantin’in biyograficisi H.Doerries'in dediği gibi, "Devlet dini yapar, din de devletin siyasetini belirler."
Halkın, ölüm sonrası ebedi yaşam umuduyla sarılıp toz kondurmadığı dini ise, devlet ve ortağı din otoritelerince sürekli kendi çıkarlarını koruyacak şekilde değiştirilmektedir.
Bağımsızlığını kaybetmiş milletlerde ise dinde gizlice yapılan değişikliklerle halkın da devletin de emperyal/sömürgeci güçleri ilahi takdir olarak kabul etmeleri sağlanır. Örneğin 1948 sosyalist Çin devrimin yapan MAO ZEDUNG, 150 yıl İngiliz sömürgeliği döneminde "Biz Çinliler, İngiliz efendilerimizi taşımak için kullanılan çekçek dedikleri iki tekerli yolcu arabalarını çekmek için doğmuşuz" inancını kırmakla uğraşmıştır.
Din ve tarih nelere sebep olabiliyor görüyor musunuz?
Bu yüzden bilinen 8000 yıllık medeniyetler hep din toplumları kurmuş, dünya tarihi din savaşlarıyla yazılmıştır.
Tarihi bir silah olarak kullanan ilk yazılar da ülkemizde benim bloglarımda işlenmiştir.
Memuriyetim zamanında Kadıköy Hasanpaşa Karakolunda çalıştığım yıllarda tanıştığım bir akademisyen arkadaşım, o zamanlarda Balkanlarda Türk izlerini araştıran program yapıyordu. Onunla konuştuğumuzda bana bu özelliğimi söylemişti.
Alaattin, biz tarihi, geçmiş olayların kayıtları ve sadece devletin ibret alması konusunda yararlı görüyorduk. Ama sen tarihi siyaset ve silah haline getiriyorsun” demişti.
Sonra o da bana benzedi. Hala Atatürkçü mücadeleyi veren, ve mücadeleye en başlarda katılan bir arkadaşımızdır.
Ben, İslam’ın ilk gerileme tarihi olan M.S. 740’lardan itibaren hem İslam dininde hem de dini kaynaklarında Roma ve İslam öncesi Arap dinlerinden devşirilenlerin etkisiyle dinin de değişime uğratıldığını düşünüyorum. Bunda yalnız da değilim.
En önemli İslami siyer, hadis, icma, kıyas, Kuran dahil belgelerin batılı kütüphanelerde olması, Mu Kıtası, Mu'nun Çocukları gibi kitaplarla Türklerin tarih öncesi kimliklerinin İngiliz Mason yazar James Churchward tarafından yazılması, Güneş Dil Teorisinin bile bunlardan çıkartılması, Tengrizm dini hakkında verilerin Ruslarca keşfedilip bize verilmesi, Çin'in hala Türk medeniyeti ürünü olan büyük Beyaz piramit ve diğerleri hakkındaki bilgileri gizli tutması, İran'ı işgal eden Emevi İslam ordularının Türk-İran tarihi, dini kayıtlarını yakarak yok etmesinin bizi kökenlerimizi bilme hakkından mahrum etmesi bile bunun için yeterli bir delildir.
Delilleri çeşitlendirmek mümkündür. Çünkü din ve tarih dünya siyasetinin en güçlü ve tehlikeli silahıdır iddiasındayım.
Bunu bir daha kanıtlayalım.
Geçenlerde facebook sayfamda yayınladığım bir çalışmamı da buna eklersem uygun olacaktır.
Çağımızın Roma'sı Amerika, dünyaya vermek istediği yeni düzen, "daha küçük devletler ve daha köleci dini rejimlerdir."
İster kabul edin ister etmeyiniz..
İslam, Hristiyanlığı Hicaz Araplarına dayatan Roma tarafından Hicaz Araplarının ağırlıklı dinleri olan
Yıldız Dinlerine uygun bir Hristiyanlık dini olarak yapıldı.
İbni İshak'ın Siretül Resulullah adlı kitabında verdiği bir örneğe göre, Varak Bin Nefvel ve üç arkadaşı bir hac sonrası halklarına yeni bir din aramak için Mekke'yi terk etme kararı alırlar. Sonunda Varaka (Muhammet'in amca oğullarından) Mekke'ye dönerek Nasturi Hristiyan kilisesinin baş keşişi olur. Muhammet'in hayatında önemli yeri vardır.
Buhari hadislerinde Varaka'nın ölümünden sonra üç yıl vahiylerin kesildiği kaydı geçer. Muhammet'in Suriye Büşra şehri Nasturi Episkoposu rahip Bahira, Arabistan kiliselerinden sorumlu Episkopostur. Muhammet'in dokuz yaşında onunla yaptığı görüşmede Muhammet'in sırtında peygamberlik mührünü gören bu adamdır. İbni İshak'ın kayıtlarında Muhammet ona "Mecusileri sevemediğini söyler." Hristiyanlara sempati duyar. Bu da, altı yaşında süt annesi Halime'nin dedesi Abdülmutallip'e onu getirdiğinde Mekke pazar yerinde kaybolduktan sonra onu bulan, dedesine teslim eden ve Muhammet'in peygamberliğini bile onaylayan Varaka'nın marifeti olsa gerekir.
Muhammet, peygamberliği süresince etrafında daima Hristiyan kökenli kişilikleri barındırmıştır. İslam Nasturi Hristiyanlığının Hicaz Arapları için yorumlanmış halidir. Nasturiler de beş vakit namaz kılarlar.
Muhammet'in halkı Hristiyanlaştıran dinine karşı çıkan amcaları Ebu Cehil, Ebu Süfyan bin Harb, oğlu Muaviye ve torunu Yezid'tir.
Bu gün Kürt Yezidiliğinin din kitabı "Mushafı Reş'i okuduğumuzda, Ebu Süfyan, Muaviye "Tanrımız şeytan Azazel/Tavus" dedikleri Halife Yezid'in baba ve dedeleri olması dolayısıyla kutsal kişiler olarak anılır. Ebubekir de tanrıları arasındadır.
İlginç değil mi?
İşte size Emevi İslamı=Mecusilik=Şeytan ibadeti.
Ebu Süfyan'ı 627'deki İran'ı kesin yenilgiye uğratmasından sonra Şam'da gören Roma imparatoru Herakles Ebu Süfyan'ı "Muhammet'in üzerinden hazırlanmış Hicaz Hristiyanlığına ikna etmiş ve üç yıl sonra 630'da Mekke Muhammet'e teslim edilmiş, Roma'nın destekleriyle Arap yarımadası tam bir Kureyş imparatorluğu olmuştur.
Muhammet sonrası üç yıl içinde (635) İran'dan Mısır'a kadar büyük topraklara egemen olan Araplar güçlenince kibir sahibi oldular Roma'ya sadık değil düşman oldular ve onları da yönetmek istediler. Düşmanlık buradan geliyor. Şimdi Roma o hatasını telafi edecek.
Bu cesareti onlara Araplar verdiler. I. Haçlı seferlerinde, batılılarca Hristiyan bilinen Derezi,Hristiyan oldular. 1740’larda hilafeti Türklerden alma bahanesiyle İngiliz İslam’ı Vehhabiliğe geçtiler. Bunu aşağıda resimleri olan Mason İslam tarikatlarını kurarak ve onlara “karşı gelinirse tümden Müslüman dünyasını yok edecekleri korkusunu vermeleriyle” daha da cesaretlendiler. Bu imamlar sayesinde I. Dünya savaşından sonra Osmanlıdan çıkan toprakları “direnişsiz” teslim aldılar.
Afgani, B.İskender'den sonra kurulan Afgan Baktriya krallığına soyunu dayandırır, Nursi, Bitlis-Tiflis'i inşa ettiren B.İskender'e soyunu dayandırır. Bunların hepsi Rum'dur. Oğuzlar da Rum Bktriya krallığı döneminde Öküz Başlı tanrılara tapınmayı öğrenmiş Türklerdir. O yüzden Osmanlı da Rum sayar kendini. Türkleri devlet içinden temizlemesi sebebi kendini soy olarak Rumlara dayandırmasındandır. Bu yüzden Osmanlı'ya Doğu Roma topraklarını bekleme görevi verilmiştir. Ama Rumlar ne Osmanlıyı ne de bunları Rum saymazlar ve "Onlar kölelerimizin soylarıdır" derler.
İslam'ın başına 1919'dan önce getirmeye başladığı sayısız kripto din adamlarıyla dini "asla direnmeyi akıl etmeyecek" inananlar yaratacak, koyun, köle toplum" edecek şekilde düzenlemeyi hedeflediler ve bunu da yaptılar.
Ilımlı İslam budur. AKP ile getirilmek istenilen "dini rejim" Müslümanları ve Türkleri köleleştirecek bir rejimdir.
Hristiyanlar da “köleliği sevdiren Amerikan Protestan mezhebi ağırlıklı, şatanist dinleri içeren bir dine devşirileceklerdir. Süryani kilisesinin Türkçe yayın yapan kanalı Hayat Tv. bazen buna “Ey Amerika Protestan diyorsun da neyi protesto ediyorsun, biz halimizden memnunuz” dese de mecburen, ABD’nin din pompalayan kanallarında çok etkileyici bulduğu, süslü içi geçmiş ama çok bilen bir kart karının İncil övgülerinden oluşan programı Türkçe yayınlamadan edememektedir.
Aslen devşire Yozgat Gregoryen Ermenilerinden olan eski Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu da TRT Belgesel kanalında yayınlanan bir Osmanlı içerikli belgeselde “Amerika’nın Protestan mezhebini dayattığını” bir cümle ile de olsa söyledi. Tesadüf ben de ona denk geldim.
Roma'dan bu güne, Yemen, Bahreyn, Irak, Suriye coğrafyasında çıkartılan Şii isyanların sebebi, geçmişte Pers imparatorluğu zamanında bu coğrafyalara yerleştirilmiş, Zerdüşt, Mihri (Mitracı), Zervani, Mani, Şii İslam inançlarına sahip İran/Pers ve Türk kökenli veya her ikisinin de melezi halkların yerleştirilmeleriyle sağlanmıştır. Bu halklar İran zayıfladığında Hristiyan veya çıkarlarına uyan milletlerle, İran güçlendiğinde de İran çıkarına isyan ederek coğrafyada İran'ın etkisinin güçlenmesi için çalışırlar.
Ülkemizdeki Pkk Yezidi Kürt, Gregoryen Ermeni, Nasturi, Derezi, Alevi isyanlarının da kökenleri İran'a dayanır ve bunlar bazen Hristiyan haçlılar tarafından da kullanılırlar. Bu gün iki tarafça da kullanılmaktadırlar.
Peki ya Osmanlı ve günümüz Türkiye'si?
İnanın Osmanlı Vatikan destekli büyüdü ve kendisine verilen doğu Roma sınırlarında hükümran edildi. Sonra gerek kalmayınca da bitirildi.
Bu günkü Türkiye de, Muhammet'e "şeytan Bizbat, Marsın kılıcı kan dökücü Ahmet" dedikleri için soykırıma tabi tutulan, önceden de Roma tarafından İsa'ya şeytan dedikleri için Roma tarafından kıyılan devşirme Süryani, Nasturi, Keldani, Ortodoks Rumlar ile Gregoryen Ermeni dönmelerinin idaresinde tam bir Vatikan kumandalıdır.
Bizim Atlantik okyanusunda kıyımız olmamasına rağmen Kuzey Atlantik Ülkeleri Ticaret Örgütü olan NATO üyesiyizdir, bu örgüte girmek için yok yere Kore'ye asker göndermişizdir, Amerikan üslerini korumak için Kıbrıs'a girmişizdir ama burası bize asla verilmemiş, bir de sırtımıza kambur edilmiştir. Kıbrıslılar da bunun ağır mağduru olmuşlardır. Ama bu Amerikan siyasetidir, bizim yapacağımız şey sadece verdikleri emirleri yerine getirmektir. Çünkü başımızdaki kripto devşirmeler iktidarlarını bu güçler sayesinde sürdürmektedirler.
Siyasi iktidarlarımız, bu gün de "Ilımlı İslam" adlı siyaset ile, işte bu yeni Roma’nın yeni dini” üzerine kurulacak rejimin icracılarıdır.
Din ve tarihin, Emperyal güçlerin egemenliklerini sürdürmelerinde ne kadar etkili bir silah olduğunu umarım anlatabilmişimdir.
Tarihlerine, kültürlerine sahip çıkmayan, eğitimden, okuryazarlıktan uzak kalan, halkını eğitmekten iktidarlarını koruma uğruna kaçınan devlet adamları, siyasetçiler ve bunlar başına iktidar eden milletler, tarihe ve dinlere hükmeden milletlerin kölesi olurlar.
Diğer blog başlıklarında kullandığım, bana ait olan ve artık ülke genelinde kabul görmüş olan bir sözüm ile bitireyim.
"Kendileri için plan yapmayan milletler, başkalarının kendileri için yaptıkları planlara razı olurlar".
Bu gün yaşadığımız Türkiye maalesef, başkalarının bizim için yaptıkları planlara razı olmuş ve bunu zorla halkına kabul ettiren bir ülkedir.
Ama taç giyen baş akıllanır demiş atalarımız, bir yerde bu sapıklıktan dönülebileceği ümidimi hiç kaybetmedim.
Dinlere dayalı siyasetler terk edilmeli, bütün kavimlerin yaşadıkları ülkenin toprağının ve halkın özgürlüğünün savunulmasında ortak hareket etmeleri aşamasına geçilmelidir.
Bu coğrafyada, yukarıdaki tespitler ışığında dün üzerinde birlik sağlanması mümkün olamayacağı için, her dinin ve milletin inançlarında serbest bırakılıp, bastığı toprağa sahip çıkmasını sağlayacak özgürlük anlayışında birleşmeleri acilen menfaatleri icabıdır.
Takdir sizindir.
Alaeddin Yavuz
keykubat
6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu (ETTK) meriyeti zamanında, Limited Şirketlere ait hükümlere dayanılarak, iki kişilik bir Limited Şirketin ortaklardan birinin haklı sebebe dayanarak diğer ortağın şirketten çıkarılmasına yönelik açmış olduğu davalara, Yargıtay tarafından ETTK 504/2. fıkrası gereği şirketin feshi davası olarak devam edileceği, içtihatlarla ortaya koyulmuştu.
Buna göre, iki kişilik limited şirkette ortaklardan birinin, diğer ortak aleyhine haklı nedene dayanarak mahkemeden ortağın çıkarılmasını talep etmesi durumunda, Yargıtay tek kişilik limited şirket olamayacağını gerekçe göstererek bu davaların aslında bir fesih davası olduğuna hükmetmekteydi.
Yargıtay’ın bu tutumu doktrinde eleştiri konusu olmuştur nitekim Pekdinçer, Yargıtay’ın, “süresi sona eren anonim şirketlerde, şirketin faaliyetlerine devam etmesi halinde, şirket sürenin uzadığına ilişkin kararına” hakim olan “kurulu düzeni bozmama” görüşü burada da uygulanmalı ve şirketin devamı teşvik edilmelidir demiştir.
Ayrıca Helvacı ve Pekdinçer ; iki ortaklı limited şirketlerde ortağa, çıkma ve çıkarılma hakkının tanınması ve bu yönde talep bulunması durumunda, mahkemenin sebebin haklılığını inceleyerek, kalan ortağa şirkete yeni bir ortak bulması amacıyla uygun bir süre vermesi gerektiği kanaatindedir.
Fakat Yargıtay, ETTK 504/2. fıkrasında belirtilen “ortakların sayısı sonradan bire iner veya şirketin zaruri organlarından biri mevcut olmazsa, münasip bir müddet içinde bu eksiklikler tamamlanmadığı takdirde, ortaklardan birinin veya şirket alacaklısının talebi üzerine mahkeme şirketin feshine karar verir…” şeklindeki düzenlemede belirtilen bu münasip müddetin “
…ortaklardan birinin ölümü, medeni hakları kullanma ehliyetinin kaybetmesi gibi hallerde, diğer bir deyişle o ortağın kendi iradesi dışında oluşan sebeplere hasredilerek ”yorumlanması gerektiği kanaatindeydi
(Yargıtay 11.HD 1991/3056 E. 1991/6358 K).
6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu (YTTK) Limited Şirketlerin tek kişi ile kurulmasına engel bir hüküm içermemektedir.
Bu nedenle, yeni kanunun uygulamaya girmesinden sonra, iki ortaklı bir Limited Şirketin ortaklarından birinin ötekisi aleyhine haklı nedene dayanarak mahkemeden o ortağın şirketten çıkarılmasını talep etmesi yahut kendisinin şirketten çıkarılmasını talep etmesi veyahut şirket sözleşmesinde belirtilen nedenlerle ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılması durumunda (YTTK. 640), ETTK dönemindeki gibi şirketin feshi gerekmeyecektir.
Fakat bazı özel durumlarda ETTK dönemindeki gibi şirketin feshi söz konusu olabilir mi ? Mesela %50-%50 ortaklık yapısı bulunan bir limited şirkette ortaklardan birinin diğerini şirket sözleşmesinde yer alan sebeplere dayanarak ortaklıktan çıkarabilir mi ?
Bilindiği üzere yeni kanun’un Limited Şirketlere ait hükümlerinde, hangi genel kurul kararlarının önemli karar olduğu 621. maddede tek tek belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının h. Bendine göre “bir ortağın haklı sebepler dolayısı ile şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması önemli kararlardandır”ve bu nedenle ortağın şirket sözleşmesinde belirtilen nedenlere dayanarak şirketten çıkarılmasına dair genel kurul kararı, genel kurulda temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabilir (621/1).YTTK’da Anonim Şirketlere ait hangi hükümlerin Limited Şirketlere de uygulanacağı 644. Maddede ayrıca belirtilmiştir.
Buna göre Anonim Şirketlere ait olan “müzakereye katılma yasağı” başlıklı 393. Madde, 644. maddede belirtilmediğinden Limited Şirketler hakkında uygulanmayacaktır. Keza Limited Şirketlere ait “oy hakkından yoksunluk” başlıklı 619. maddede de, çıkarılan ortağın, o genel kurul kararına katılmaması gerektiği hususu düzenlenmemiştir.
Dolayısı ortağın haklı nedene dayanarak şirketten çıkarılmasını talep etmesine yönelik açabileceği davanın ön şartı olan genel kurul kararı alınamayacaktır. Keza, bir ortağın şirket sözleşmesinde belirtilen nedenlere dayanarak şirketten çıkarılmasına dair genel kurul kararı da alınamayacaktır.
Bunun somut olayda tezahürü ise şu şekilde olacaktır, yüzde 50’şer paya sahip İki ortaklı bir Limited Şirkette, ortaklardan biri diğer ortağının şirkete zarar verdiğinden bahisle, onu şirket sözleşmesinde bulunan sebeplere dayanarak genel kurul kararı ile şirketten çıkarmak istemektedir fakat diğer ortak yapılan genel kurulda aleyhine oy kullanmamaktadır veya oylamaya katılmamaktadır. Bu durum mahkemelere intikal ettiğinde çözüm nasıl olmalıdır ?
Kanaatimce, Yargıtay bu spesifik durumda da ETTK dönemindeki içtihatlarına çok önemli bir değişiklik yaparak devam edecektir.
Yargıtay’ın önüne böyle bir somut vaka geldiğinde, bunun bir haklı nedene dayanarak ortaklıktan çıkarma davası olmadığına ve bu talebin aslında YTTK 636. maddesine göre haklı nedenle fesih talebi olduğuna kâni olacaktır çünkü ortada her ne yapılırsa yapılsın, alınamayan bir genel kurul kararı vardır.
Fakat yeni kanun maddesi çok önemli değişiklikler içermektedir.
Buna göre, Yargıtay ve Mahkemeler bu spesifik durumla karşılaştıklarında bunu 636/3. fıkrası içine dahil edip geniş takdir yetkilerini kullanarak sorunu çözmelidir.
Bu maddeye göre mahkeme“…istem yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir”.
Şüphesiz ki, mahkemeler bu hükmü uygularken çok seçici davranması gerekecektir.
İsviçre öğretisinde mahkemenin, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözüm olarak, şirketin kâr dağıtma zorunluluğunu karara bağlayabileceği; yeni bir pay sahibinin şirkete alınmasını uygun bulabileceği; hatta şirketi sağlığa kavuşturabilecek kısmî tasfiyeye de hükmedebileceği belirtilmekte, ancak yargıcın davacıya iptal veya yöneticiler hakkında sorumluluk davası açması önerisinden bahsedilmemektedir (Pulaşlı, Şirketler Hukuku Genel Esaslar,güncellenmiş 2.bası sf.744 ve 636. maddenin 3.fıkrasına ait gerekçe).
Bu durumda; YTTK döneminde de, %50-%50 ortaklı limited şirketlerde haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmayı mahkemeden talep etme veya ortaklıktan çıkarma davaları Yargıtay tarafından yine bir fesih davası olarak addedilecektir ve 636. maddenin 3. fıkrası uygulanacaktır.
Bu maddenin uygulanmasının pratik hayatta da menfaati çoktur.
Şöyle ki, mahkeme kanaat getirmesi durumunda şirketin devamına ve davacı ya da davalı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilecektir.
Bu durumda Pekdinçer’in bahsettiği Anonim Şirketlere ait “kurulu düzeni bozmama” görüşü Limited Şirketler bakımından da uygulama alanı bulacaktır.
ETTK dönemi uygulamasında, şirketin feshedilmesi durumunda, feshi talep etmeyen diğer ortağın şirketin feshi dolayısı ile zarar görmesi muhtemeldi.
Fakat yeni Türk Ticaret Kanunumuzun bu maddesi sayesinde işini doğru yapan ortak, şirketinden olmamış olacak ve ticari hayatına devam edebilecektir.
Hukukumuzda bulunan pozitif düzenlemeler arasında buna benzer bir kurum aslında vardır. Boşanma davalarında, kusursuz ya da kusuru daha hafif olan taraf, kusuru daha ağır olan taraftan tazminat talep edebilmektedir. Hakim bu tür davalarda eşlerin karşılıklı fiillerini, sözlerini, hareketlerini vs. kıstas alıp, bu fiiller arasında eşlerden birinin yaptıklarına ağırlık verip tazminata hükmetmektedir.
Ticaret Mahkemesi Hakimleri de bu tür davalarda, ortakların şirketi temsil ederken yaptıklarını göz önüne alabilmelidir. Bu sayede, hangi ortağın şirkete faydasının dokunduğunu, hangi ortağın ise şirketi zarara uğrattığını görebilecektir.
Tüm bunlar göz önüne alındığında Hakim, şirketin feshi yerine, istemde bulunan davacıyı şirketten çıkarabileceği gibi davalı ortağı da şirketten çıkarabilir. Burada Hakim, somut olaydaki verilere göre şirketin devam edip etmeyeceğine karar verecektir, daha sonra da şirketin hangi ortakla birlikte faaliyetlerine devam edeceğine dair hükmünü açıklayacaktır.
Mahkemenin, yukarıda açıklananların yanı sıra YTTK’nun 636. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen tedbir mahiyetinde hükmü de göz ardı etmemesi gerekir. Zira, bir ortağın şirkete zarar verdiği somut delillerle gözler önüne serilmişse, Hakim, o ortağın yönetici sıfatını ve yetkilerini kullanmasını tedbiren durdurmalıdır. 08.07.2013
BU YAZIYA BU BAŞLIĞI ATMAMIN ASIL SEBEBİNİ SEVİNÇTEN UNUTMUŞUM VE YAZMAMIŞIM.
TERCÜMANLIK VE MİHMANDARLIK YAPTIĞIM YILLARDA, ÜLKEMİZE GELEN YABANCI DEVLET MİSAFİRLERİNİN ALENEN, İSLAMİ VE TÜRK DEĞERLERİNİ AŞAĞILAMALARINDAN GINA GELMİŞTİ.
DÜNYANIN EN BÜYÜK DEVLETLERİNİN BAŞKANLARINDAN, BAŞBAKANLARINDAN BAKANLARINA, BÜROKRATLARINA KADAR ÇEKİNMEDEN YAPILAN BİR AŞAĞILAMA VARDI.
TOPKAPI SARAYINA SOKARIZ "PADİŞAHINI HOMOSEKSÜEL, SULTANAHMET CAMİYE SOKARIZ, PEYGAMBERİNİZ PEDOFİLİ VE HEPİNİZ SECDE EDEN HOMOSEKSÜELLERSİNİZ" DİYE SUÇLANIRDIK.
BU ARADA YAPTIĞIM ARAŞTIRMALARDA, 1096'DA BAŞLAYAN HAÇLI SEFERLERİNİ TAKİP EDEN BÜTÜN HAÇLI SEFERLERİNDEN ÖNCE "MÜSLÜMANLARIN VE MÜSLÜMAN TÜRKLERİN HOMOSEKSÜEL SODOM VE GOMORA HALKLARI OLDUKLARINDAN YAKILMALARI, YOK EDİLMELERİ" YÖNÜNDE KİLİSELERCE KAMPANYA YÜRÜTTÜKLERİNE TANIK OLMUŞTUM.
BU YÜZDEN DE LUT KAVMİ GELENEKLERİNİN HALA TEVRAT VE İNCİL'DE OLDUĞUNU AYETLERİYLE YAZDIM.
BU YAZIDAN ÖNCE VATİKAN VE TAYLAND KİLİSELERİNDEN 20'ŞERDEN 40 BİLGİSAYARCA BLOG YAZILARIM 20 GÜN BOYUNCA İNCELENDİKTEN SONRA RESİMDEKİ PAPA RATZİNGER ŞÖYLE BİR AÇIKLAMA YAPMIŞTI;
"EŞCİNSELLİK VE PEDOFİLİ HRİSTİYANLIKTA VARDIR. AMA İSLAM DA GÖZDEN DÜŞMÜŞTÜR."
BU OLAYDAN KISA SÜRE SONRA DA BU PEDOFİLİ ONAYI GELİNCE ARTIK MÜSLÜMANLARIN VE TÜRKLERİN BU İĞRENÇLİKLE SUÇLANMALARINI KALDIRMAKTA YAZILARIMIN ETKİSİ NEDENİYLE KENDİ KENDİME ÇOK MUTLU OLMUŞTUM.
BU ÇOŞKU İLE BAŞLIĞI ATMIŞIM. ANCAK PİŞMAN DA DEĞİLİM VE DİNLERİN HANGİSİ OLURSA OLSUN, HER MİLLETE VE DEVLETE GÖRE FARKLI UYGULAMALARI İÇERİSİNDE SAYISIZ CİNSEL VE GELENEKSEL SAPKINLIKLAR BARINDIRDIĞI KESİNDİR. ANCAK BU YAZI ONLARI TANITMAK İÇİN DEĞİL, SEVİNCİN BAŞLIĞINI TAŞIDIĞINDAN DİNDARLARI KIZDIRMIŞ OLABİLİRİM.
FAKAT, MÜSLÜMAN DİNDARLAR, DİNLERİNİ İYİ BİLMEDİKLERİNDEN, 1739'DA ÇIKARTILAN İLK İNGİLİZ İSLAM'I VEHHABİLİĞİ, HİNDİSTAN'DA AHMEDİ KADIYANİLİĞİ, İRAN'DA BAHAİLİĞİ VE ARDILI HUMEYNİ REJİMİNİ, MISIR'DA MUHAMMET EFGANİLİĞİN DÜRZİ-YEZİDİ, NASRANİ HARMANI NURCULUĞUN AYNI DİN OLDUĞUNU, İSLAM OLMADIĞINI AYIRT ETMEKTEN ACİZDİRLER.
PEYGAMBERİN ÖLÜMÜNDEN SONRA HAKİM OLAN ADALETİ VE EŞİTLİĞİ İLKE EDİNEN VE MÜSLÜMAN TÜRKLERE ÖZGÜRLÜK KAZANDIRAN "MÜRCİE" MEZHEBİNDEN HABERLERİ YOKTUR.
EMEVİ VE ABBASİ DÖNEMLERİNDE BAŞLAYAN HARİCİLİK ANLAYIŞININ YERİNİ KÖLECİ, IRKÇI VE İSLAM İMPARATORLUĞUNUN ÇÖKMESİNE NEDEN OLAN HANBELİ MEZHEBİNİ AYNI GÖRÜŞTEN OLAN ŞAFİİ, Şİİ MEZHEPLERİYLE YOK EDİLDİĞİNİ KİMSE BİLMEMEKTE BU ADALETTEN UZAK BOZUK MEZHEPLER İLE ONLARIN SON HALKASI OLAN IŞİD TARZI YAHUDİ HRİSTİYAN NASRANİ ESASLI SAPKIN İSLAMA DALIP GİTMEYİ MÜSLÜMANLIK SAYACAK KADAR İSLAMDAN UZAKLAŞMIŞLARDIR. BÖYLECE HEPSİ İNGİLİZ, AMERİKAN, İSRAİL KOALİSYONUNUN KÖLELERİ OLMUŞLARDIR.
MÜSLÜMAN VE İSLAM TÜRK TOPLUMLARI BÖYLE AŞAĞILANACAKLARINA, ONLARI BU DİNLERDEN UZAK TUTACAK BİR ŞEYLER YAPMAK BENCE TEK ÇIKAR YOLDU.
BU YAZI VE DİĞER YAZILARIMIN AMACI, DOĞUŞTAN KAZANDIKLARI DİNİ KİMLİKLERİYLE AŞAĞILANMAKTAN KURTARMAKTIR.
BU GÜN, DEVLETİ İDARE EDEN BU BOZUK TARİKAT MENSUPLARI EFENDİLERİNİ ÜLKEMİZİ VE TÜM MÜSLÜMAN MİLLETLERİ PEŞKEŞ ÇEKMİŞLERDİR.
MÜSLÜMANLAR VE TÜRKLER "ALLAH, ALLAH" DİYEREK BİRBİRLERİNİ KESERKEN, HRİSTİYAN BATILILAR İLE YAHUDİ SERMAYESİ 100 YILLIĞINA SİYASİ, EKONOMİK ÇIKARLARINI 11 EYLÜL 2001'DE BAŞLATTIKLARI HAÇLI SEFERLERİNDEN BU GÜNE KADAR GÜVENCE ALTINA ALMIŞLARDIR.
MÜSLÜMANLAR DA PEYGAMBER MUHAMMET VE İSLAMIN DÜŞMANI NASRANİ YAHUDİ KABİLELERİNİN DİNLERİNİ ESAS ALAN NURCULUK, VEHHABİLİK, HUMEYNİ İRAN İSLAMLARI İLE ÇOK SAYIDA KRİPTO AZINLIKLARIN KURDUKLARI TARİKATLAR İÇİNDE BÖLÜNMÜŞ, ÖTEKİ TARİKATIN CAMİSİNE GİRMEYECEK HALDE BİRBİRİNE DÜŞMAN OLMUŞ, ŞAŞKIN, ÇARESİZ, YALNIZLAŞMIŞTIR.
SONUÇ OLARAK GEÇEN ON DÖRT YÜZ YILDA İSLAM ÖZÜNÜ KAYBETMİŞTİR. PEYGAMBERİN MİRACTA GÖRDÜĞÜ VE CEBRAİLİN AÇIKLADIĞI "BU GÖRDÜĞÜN KALABALIK SENİN GELECEKTEKİ MÜMİNLERİNDİR ANCAK HİÇ BİRİ SENİN DİNİNDE DEĞİLDİR" AÇIKLAMASI ÜZERİNE;
"KIYAMETE YAKIN ÇOĞALACAK MÜSLÜMANLAR HRİSTİYANLARIN ARDINA DÜŞECEK VE ONLAR KERTENKELE ÇUKURUNA GİRSE, ARKALARINDAN TAKİP EDECEKLERİDİR" HADİSİ DOĞRUYSA, BU GÜNKÜ İSLAM ODUR.
BU DURUMDA EN İYİSİ BİR YARADANA BAĞLANIP, MEZHEP VE TARİKAT SAPKINLIĞINDAN UZAKLAŞMAKTIR VEYA DİNLERİ RET ETMEKTİR.
HRİSTİYANLIK DA 300'ÜN ÜZERİNDE MEZHEP KİLİSESİ VE 34000 KADAR TARİKAT VARDIR. BUNLARIN HANGİSİNİN DOĞRU OLDUĞUNU ARAŞTIRMAYA İNSANIN ÖMRÜ YETMEZ. KELİN BERBERE DEDİĞİ GİBİ "BIRAK DAĞINIK KALSIN".
"İNSANLAR DİNSİZ YAŞAYABİLİRLER AMA ADALETSİZ ASLA" İmam Gazali"
TACI HAİNE GİYDİREN MİLLETİN KANI DİNMEZ.
AKP trolu, İran Azeri Türk'ü maskeli bir Humeyni ajanı, kendisini Facebook da deşifre ettiğimden dolayı "Alaeddin Yavuz, mahkemeye gidince ne yapacaksın?" diye defalarca beni tehdit etmiştir. Ardından da face'de engellemiştir. 20 kadar İranlı arkadaşıyla hakkımda karalama yapmıştır. Nedeni de Humeyni'nin Tahrir El Vesile kitabında evlilik, cinsel ilişkileri düzenleyen maddelerdeki sapıklıkları paylaşmamdır.
Neymiş? İran hakkında karalama kampanyası yürütüyormuşum.
Be adam o sapıklıklardan daha büyük karalama kampanyası olamaz ki? Aşağıda okuyacaksınız. İşte bu algı operasyoncusu beni AKP'nin ispiyon kurumuna şikayet etmiştir. Konu hakkında savcılığın davetine icabet edip gittim, ifademi verdim ve yargılandım. Demogoji ve iftiralar ile yapılan şikayet asılsız çıkmış, yargıç, ifademi yeterli bulup davayı beraatla sonuçlandırmıştır.
Böyle bir zamanda bu kararı veren cesur "adilyargic" Türk hakimine, ifademi alan ve iddianame hazırlayıp dava açan savcılarıma da teşekkürü borç bilirim. Türkiye'de adaletin iftiralara, demogojilere yer vermediğini kanıtladılar. Biz de "Berlinde savcılar, yargıçlar var" diyen Almanlar gibi "Ankara'da, İstanbul'da savcılar, yargıçlar var" diyebileceğiz.
Kendinden olmayanı "kafir, müşrik, zındık" ilan eden, kellelerinin vurulmasını emreden, hatta Barnaba İncilinde "Yahudi olmayan boktur" diyen bir Allah/İsa'ya, "Yahudi olmayanlar konuşanlar topluluklarıdır" diyen Tevrat'a, "3" yaş ve altında çocuklarla cinsel ilişkiyi emreden, "3" yaşında bir kız cinsel ilişki için olgunlaşmıştır" diyen, çocukları "3" yaşına geldiğinde bu sevinçle bayram veren İbrahin peygamberleri yazan Tevrat ve Talmudlara, "6" yaşında çocukla evlenilip gerdeğe girilebilir diyen AKP imamlarına, "Ölmüş karınızla bir hafta sevişebilirsiniz" diyen Selefi imamlarına cevap verenler "halkın bir kesiminin inançalarına hakaret, saygısızlık etmekle" suçlanmayacaklardır.
Çünkü dinlerin kendinden olmayanlara yaptıkları suçlamalar vahşicedir ve insanlık dışıdır.
Umarım ülkemiz bu karanlık günleri geride bırakmakta tereddüt etmeyecektir, Dini değerleri vicdana bırakıp, Atatürk cumhuriyetinin kazandırdığı demokratik kazanımlara, özgürlüğüne, bastığı vatan toprağına sahip, sömürgeci küresel güçlere ve işbirlikçilerine karşı çıkacaktır. Türk milleti bunu yapacak bilgi ve iradeye sahiptir, tarih böyle göstermiştir ve bir daha tarihe milletimiz her din ve etnik unsurdan oluşan TÜRK MİLLETİ olarak cumhuriyetini koruyacaktır ve daha geniş özgürlükler için umutlara yelken açacaktır.
Şimdi yazıma geçebilirsiniz. Saygılar sunarım.
Alaeddin Yavuz.
Amacımıza uygun olarak gelişmeleri değerlendirmek gerekir.
Papa ve çocuk (28.02.2012'den geçerli istifa etti!)
Hıristiyanlarca yasak olan ve 2011'de Papalığın pedofili ve çocuk pornosunun (Papa 16.Benedictus) dinen caiz olduğunu açıklamasından bir yıl sonra AKP'nin "4+4+4 adlı üç parçalı eğitim sitemini getirerek Sabi, Süryani ve Yezidiler arasında yaygın olan "pedofili" ve çocuklarla evlilik geleneğine yasal izin vermiş oluyordu. Bunu takiben getirilen Kürtaj Yasağı ise Papalık genelgelerine açıkça uyum sağlamaktan başka şey değildi.
Günümüz Müslüman din adamları Müslüman, Türk devlet adamları Türk değildir. İki yüzlü dönme, işbirlikçilerdir. Amacım halkı her türlü kültürel saldırılara uyarmaktır.Bu saldırılara kapılarak yeni dini ve ırki etnik azınlıklar yaratmak isteyen sömürgeci büyük devletlerin amaçlarını engelleyebilmek için halkımın bu çarpıtılmış dinlere girmektense dinsiz olmasını ama en azından vatanına sahip birey olarak kalmasını tercih ederim!
Sömürgeci karşıtı bütün halklar için de aynı dileğimi paylaşırım.
Cinsel SapıklığınTemeli Dinlerdir;
Bu yazıda geçen "Taş Devri(Tıkla)" terimi için çağları bilim insanlarının nasıl tasnif ettiklerine bakalım;
A-Eski Taş Çağı, kendi içinde iki bölüme ayrılır.
1-Yontma Taş Devri
2- Paleolitik çağı.
Bu çağlar 2,5milyon yıl geriden gelerek M.Ö.12.000 yılına kadar dayanmaktadır.
B-Orta TaşÇağı da kendi içinde ikiye ayrılır;
1-Avrupa'da Mezolitik Çağ
2-Ön Asya'da protoneolitik çağ
Bu iki çağ da M.Ö.12.000 yılından M.Ö. 9.000 arasındadır ve "3.000" yıllık bir süreç olarak belirlenmiştir.
C-Cilalı Taş Devri, Bu devir de kendi içinde ikiye ayrılmıştır;
1-Yeni Taş Çağı
2-Neolitik Kültür Evresi şeklindedir.
Bu çağlar da M.Ö. 9.000 yılı ile M.Ö. 5.000 yılları arasında geçen "4.000"yıllık bir zamanı içerir.
Taş Devrinin son aşaması, Sümer,, Mısır, Arami/Sebe/Sabi, Hint, İran dinlerinin ortaya çıktığı çağlardır.
Sümer, Hint, Mısır, Babil, Keldani, Fars kavimlerinin ve dinlerinin kökenlerini oluşturur. Tevrat'ın da temelini Sabilerin Ginza d Rabba (Cinze di Rabba=Hazine=Öğretmen Ze Cini) kitabı oluşturmaktadır. Tevrat İncil'in, ikisi de Kur'an'ın temelini oluşturur.
Bunu nasıl söyleyebiliyoruz?
Çünkü, Adem, Hava, Habil, Kabil, Enok/Anuş adlı ilk insanın adlarından, insanlığın ikinci babası kabul edilen Nuh,Sam, Ham, Yafes,Kenan'dan üreyen Ortadoğu insanlık tarihinin ardılı olan Yahudi kavminin babası İbrahim, Sara, İshak; Hacer, İsmail adlarına bu din kitabında rastlanmaktadır.
Diğer Ortadoğu dinlerinde bu adlara ne yazık ki rastlanılmamaktadır.
Sebe kavminin kökleri 5,500 yıla kadar uzanmaktadır. Taş devrinin son aşamasından 2000 yıl sonrası olduğu için ben Taş Devri terimini kullanmakta pek sakınca görmedim. Zira günümüzde bile Taş Devri yaşam tarzını sürdüren kabilelere, Afrika, Amazon, Okyanusya bölgelerinde rastlamak hala olasıdır.
Son zamanlarda çıkan bazı batılı yayın organlarında, geçmişte Avrasya kıtasını kapsayan bir Sebe İmparatorluğundan bahsedilmektedir. Bunun tarihi de M.Ö. 5.000'lere yani 7.000 yıl geriye uzanmaktadır. Günümüz çağdaş dinlerinin kökenleri de bu tarihlerde atılmış olmaktadır.
Ürdün (Jordan)/Şeria Nehri
Halkımızın büyük çoğunluğunun sahip olduğu İslam dini inancının temeli olan, tevrat ve İncil kitaplarının kökeni olan Sabilik dinin temel ilkeleri, yaklaşık 5000 yıl önce Taş Devrinde Ürdün nehri kenarında oluşturulmuştur.
Mısırlı tarihçi Manetho (M.Ö.4.YY)'nun yazdığına göre, Yahudiler, Allah'ın seçtiği kavimler değillerdi.
Manetho, II.Ramses döneminde, Firavun olmaya aday, sultan Osarsif adlı bir Heliopolis tahibinin de cüzzam hastalığına yakalandığını, ülkedeki cüzzamlıların, kurşun tabutlarla Nilve Akdeniz'e atıldıklarını, yaşama şansı olanların da Nil nehri kıyısında bulunan Avrais vadisi taş ocaklarına götürülerek çalıştırıldıklarını, Osarsif'in çalışanları isyana ikna ederek, isyan çıkarttığı ve 15 yıl Mısır'da saltanaı ele geçirdikleri, isyanın bastırılmasıyla Sina yarımadasına sürüldüklerini, Kızıldeniz'i geçen Osarsif'in de "Sudan geçen-Suyla gelen" anlamında Muşi (Musa" adını aldığınıu yazar.
Sina çölünde "40" kırk yıl dolaşarak Yahudilerin bekletildikten sonra Filistin-Ürdün bölgesine geçtiklerini Tevrat'ta yazmaktadır. Bu durumda, cüzzamlılardan doğan sağlıklı nesiller Sina yarımadasından çıkma izni alarak diğer kavimlere karışmış demektir.
Sabilerinde dinlerinde Ürdün (Nehir demektir) nehrini kutsal yaşam kaynağı almalarıyla, Mısırlılarn Nil'i almaları, ve Sabilerin Ptahil adlı tanrılarının Mısır'ın Ptah'ı ve Ay Tanrısı Lah karakteriyle eşleştirmeleri de bu kavmin Mısır kökenlerini göstermektedir. Zaten Sebe kavminin de ana vatanı Habeşistan (Etiyopya ve Sudan) olduğuna göre, geçmişte Nubiya Krallığı adıyla da bilinen Habeşi Sebe krallığının sık sık Mısır'ı yönettikleri tarihi bir gerçektir.
Sabi ve Yahudi dininde de Adem, Hava ve diğer Tevrat karakterlerinin bulunması, bunu İncil ve Kur'an'a geçmesi de bize Sabiler ile Yahudilerin akrabalıklarını, Sabilerin YAHUDİLERDEN EN AZ 1500 yıl kadar önce benzer sürgüne maruz kaldıklarını düşündürmektedir.
Mısırdan sürülmüş Cüzzamlı (Alaten- kapanmayan yara hastalığı), bel soğukluğu (akıntılı olma hali), uyuz, cilt kuruluğu ve benzeri çok sayıda iyileşmeyen hastalıklıların oluşturduğu bir topluluk Mısır Firavununun emriyle toplanarak önce Nil kıyısındaki Piramitler için gerekli taşların çıkartıldığı Avaris taş ocaklarına sürülmüşler ardından çıkardıkları isyanlar nedeniyle de Ürdün Nehri bölgesine sürülmüşlerdi.
Bunların aralarında Mısır'ın baş rahipleri, yardımcıları, yüksek rütbeli subayları da vardı.
Aralarından bir rahibin, kendisiyle birlikte sürülmüş öteki hastalıklı sürgün yoldaşlarının kabuk tutup aşırı acı veren cüzzam (Alaten=Kapanmayan yara) yaralarını yumuşatmak için nehre batırarak ıslatıp temizlemek ve kıyıda zeytin yağı ile ovarak yumuşaklık kazandırarak acıyı hafifletme amaçlı başlattığı tedavi şekli dinin temeli olan Vaftiz ibadetini şekillendirmişti.
Vaftiz ibadeti böyle başlamış, diğer kavimlerin aralarına hastalıkları yüzünden kabul edilmeyip ölüme terk edildiklerinden kaderin sillesini yemiş bu insanlara acılarını hafifletecek, kovulmuşluklarını unutturacak bir ideoloji, din gerekiyordu.Çünkü o zamanın geleneklerine göre her türlü hastalığa tutulan birisi veya doğuracak bir kadın en yakın tapınağın bahçesine bırakılırdı. Tapınağın rahip ve rahibeleri onlara okur, üfler, bildikleri tedavileri uygularlar ve bahçeye bırakırlardı.
İyileşenler "tanrının sevgili kulları" olup kutlu sayılıyor, iyileşmeyenler ise "tanrının sevgisinden mahrum olmuş, lanetli insanlar" kabul ediliyorlardı.
İyileşmeleri mümkün olmayan ve tapınağa gelen diğer insanlara da bulaşıcı hastalıklarını yayan bu insanlar da toplumdaki yerlerine bakılmaksızın ya sürülmeli ya da yakılarak öldürülmeliydiler.
Bunların yaşaması mümkün olmayanları kurşun tabutlar içinde denize, nehir yataklarına attıkları (Tevrat Mısırdan Çıkış 4:6 ve Krallar 5:!-5:7) gibi çok yerde geçer) Mısır'lı tarihçi Maneto'nun (M.Ö.IV.yy.TIKLA) Musa'nın peygamber değil cüzzamlı Heliopolis rahibi Osarsif olduğunu yazdığı el yazması metinlerinde geçmektedir.
Toplumdan atılan cüzamlı
İşte Taş devrinin cüzzamlı piramit rahiplerinin oluşturduğu arınma ve ibadete dayalı Sabilik (her dine dönen, kaypak, ya da Mandacı Manda kılığında da görünen Ay tanrısına tapınanlar) dini ortaya çıktı.
Haliyle bireyin aile içindeki cinsel yaşamından toplumsal yaşamına, zamanla devlet yaşamına kadar ilkeleri de bu dince belirlenmişti.
Savaşlarda alınan esirleri köle olarak kullanmaya alışık olduklarından, kölelerinin eşleri ve çocukları da onların köleleri oluyordu ve bedenleri üzerinde tasarruf hakları yoktu.
Araplar öyle de Hintli farklı mı? "6" yaşında bir gelin!
Hindistan Can (Jain) tapınak duvarında tanrıların eşcinsellikleri
Kölelerini karın tokluğuna kadar çalıştırmaları, savaşlara sürmeleri dışında her türlü cinsi ihtiyaçlarını gidermekte de kullandıklarından aralarında pedofili, bilinen adlarıyla kulamparalık, oğlancılık, sübyancılık, eşcinsellik (kadın ve erkekler arasında) yaygındı.
Taş devri (beş-altı bin yıl önce) şartlarındaki alışık oldukları geleneklerine göre düzenledikleri dini ilkeler yukarıdakilerin dışında hayvanlarla cinsel ilişkileri dahi düzenliyordu.
Ana-oğul;baba-kız,abi-abla-kardeş arasında da cinsellik olağan işlerdi. Bunlar da dinin ilkeleriydi.Bütün Mısır, İran, Hint, Grek kralları hep kız kardeşleriyle, analarıyla evliydiler.
Asırlar sonra Sabilere gönderilen Ur'lu İbrahim peygamberin karısı bile kız kardeşi Sara'ydı.
İbrahim'in eşi Sara adını, Hint bilgelik tanrıçası Saray Svati'den alır.
Çağlar geçtikte, bu din önce Mısırdan bir sonraki cüzzamlı sürgünün önderi olan Heliopolis şehrinin piramit rahibi Osarsif=Musa peygamber, aynı dini oluşturduğu Yahudi kavmi üstünde yeniden putperestlik ve cinsel sapıklıkları çağının şartlarına göre "en aza indiren" biçimde düzenlemişti.
Yahudilere de kendilerinden önce gene Ürdün nehri kıyısına sürülmüş Sabilerin topraklarını (Kenan/Levant bölgesi) da vaat etmişti (Arz- Mevut).
Ancak Yahudiler Sabilerin etkisine girerek çok defa döndüler ve dinlerini bozdular.
Bu bozuklular Süryanilik, Gregoryenlik gibi Hıristiyanlık'ın bütün mezheplerine ve VII. yüzyılda ortaya çıkan İslâmiyet'e de geçmiş oldu.
Bu sapıklıkları "en aza indirmede" peygamber Muhammed büyük başarı göstermiş ve Sabilik'in taş devri özelliğini örtüp daha çağdaş bir din yaratmıştır. Ama çocuk evliliğini ancak "Dokuz yaş olsa da Araplar Altı yaşı kabul ederler. Osmanlı Sekiz yaşa bağlamıştır. (Türkler arasında 14-16 yaşlarıdır.)
Ölümünden sonra düşmanı olan Ebu Süfyan soyu Muaviye, oğlu Yezid dönemlerinde İslam da Sabileşmiş geriye dönüşe geçmiş, Muhammet'in öğretileri büyük ölçüde terk edilmiştir.
Ancak eçcinsellik cennette Araplara vaat edilmiş ilahi bir ödüldür! Hatta Araplara göre bu dünyada da öyledir ve peygamber Muhammet'in sekiz kadar erkek kölesi vardı. Bunların içinde ilk ezanı okuyan Bilal-i Habeşi de vardır. Altısı peygamberce özgürlüğü verilmiş ve ayrılmışsa da ikisi azad kabul etmeyip ölünceye kadar kölelik etmişlerdir. Bunlarla peygamberin eş cinselliği olduğundan Araplar da bunu hak bellemişlerdi.
Ahzab Suresi 33;36'da Zeyd bin Harise olayını Elmalılı Hamdi Yazır çok güzel açıklamıştır. Okuyalım;
33;36- "Hiçbir mümin erkek ve kadın için, Allah ve Resulü bir ise hüküm verince seçme hakkı yoktur." Resulullah (s.a.v.) halası "Ümeyye binti Abdulmuttalib"in kızı Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd b. Hârise'ye birbirleriyle evlenmek üzere aday olarak belirlediği zaman, Zeynep ve kardeşi bunu kabul etmemişler, bu âyet bu yüzden nazil olmuş deniliyor ki, yukarıda geçen
"Peygamber müminlere canlarından ileridir." (33/6) ayetinin uygulamalarından birisi demektir. Âyetin burada gelişi Peygamberin hanımlarına yapılan muhayyer bırakma âyeti açısından bir tamamlama, yani Peygamberi bakış açısını gözetmek gerekliliğine bir işaret olduğu gibi, bundan sonraki âyete göre de bir ön giriş mahiyetindedir.
37- Hatırla o zamanı ki, diyordun ona, o kendisine Allah'ı nimet verdiği, Allah ona zeka ve kabiliyet vermiş, senin nezdine sevketmiş, İslam nimeti ile nimetlendirmişti. Senin de nimet verdiğin kimseye -Allah'ın yardımı ile kendisine türlü bağışlarda bulunduğun, kısaca azad edip hürriyet nimetine erdirdiğin kimseye- ki şimdi ismi gelecek olan Zeyd'dir. Yani Zeyd b. Hârise b. Şurahbîl, annesi Su'da binti Sa'lebe b. Abdi Âmirî, Benî Ma'n b. Tay'dendir.
"El-İsabe fî Marifeti's-Sahabe" isimli eserde hayat hikayesi şöyle yazılıdır: Zeyd b. Harise'nin annesi Su'dâ kendi kavmini ziyarete gitmişti. Zeyd de beraberinde idi. Cahiliye devrinde Benî Kayn b. Cisir süvarileri, Benî Ma'n evlerine baskın yaptılar. Zeydi kapıp aldılar, anlayışlı bir çocuk idi, Ukaz panayırına getirdiler, satılığa çıkardılar. Hakîm b. Huzam, halası Hatice hesabına dört yüz dirheme onu satın aldı.
Hz. Hatice de Resulullah kendisi ile evlendiği zaman, onu Resulullah'a hibe etti, onu kaybetmiş olan babası Harise: "Zeyd'e ağladım, bilmem ne yaptı. Sağ mı, ümid olunur mu? Yoksa ecel önüne mi geçti?" diye başlayan acıklı beytler söylemiş, sonra Harise'nin kabilesi olan Kelb(Köpek) kabilesinden birtakım kimseler hacca gelmişler Zeyd'i görmüşler. Zeyd onlara kendisini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve şu beyti aileme götürün demiş:
"Kavmime özlemlerimi bildiririm. Gerçi uzağım, çünkü Meşair'in yanında beytin civarında kalanlardanım."
Gitmişler babasına bildirmişler ve yerini tarif etmişler. Bunun üzerine Harise ve kardeşi Ka'b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar. Mekke'ye geldiler. Peygamber (s.a.v.)'i sordular, Mescid'de olduğu söylendi. Yanına gittiler "Ey Muttalib'in oğlu, ey kavminin efendisinin oğlu! Siz Allah'ın şerefli Harem'inin civarında kalan kimselersiniz. Siz sıkıntı içinde olanları kurtarır, esirleri doyurursunuz. Biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik. Bize lutfet ve ihsan et. Takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle. Serbest kalmasına yardım buyur" dediler. Resulullah "O kim" buyurdu. "Zeyd. b. Harise" dediler, bunun üzerine (yahut da başkası), "Haydin çağırın onu da muhayyer bırakın, eğer sizi tercih ederse, fidyesiz sizin olsun; yok eğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene karşı fidyeyi tercih etmem" buyurdu.
Bunun üzerine Zeyd b. Harise'yi çağırdılar. Resulullah (s.a.v.) "Bunları tanıyor musun?" buyurdu. Zeyd: "Evet şu babam, şu amcam" dedi. Resulullah: "Ben de bildiğinim, sana olan davranışımı ve arkadaşlığımı gördün. Şimdi ya beni tercih et, ya onları." O zaman Zeyd dedi ki: "Ben sana karşı kimseyi tercih edemem. Sen benim hem babam, hem amcam yerinesin." Buna karşı babası ve amcası: "Yazık sana ey Zeyd, köleliği hürriyete, babana, amcana ve ehli beytine tercih mi ediyorsun?"dediler. Zeyd de: "Ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki, ona karşı hiçbir kimseyi tercih edemem."diye cevap verdi. Resulullah bunu görünce, onu Hıcr'e çıkardı. Ve buyurdu ki: "Şahid olun Zeyd benim oğlumdur, bana varis olacak, ben de ona varis olacağım." Bunu görünce babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu, memnun olarak dönüp gittiler."
Bundan böyle ta İslam'a gelene kadar "Zeyd b. Muhammed" diye çağırılırdı. Resulullah onu böyle oğul edindiği zaman halası Ümeyme binti Abdulmuttalib'in kızı Zeyneb binti Cahş'ı de daha sonra ona nikah etmişti. Ondan önce de azadlı cariyesi Ümmü Eymen'i onunla evlendirmiş, ondan oğlu Üsame doğmuştu. Sonra Zeyneb'i boşadığı zaman, onu, Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi ki, bu da anası tarafından Abdulmuttalib'in torunundan, yani Peygamberin hala çocuklarındandı. Bundan da Zeyd b. Zeyd ve Rukuyye doğmuştu, sonra Ümmü Gülsüm'ü de boşadı. Ebu Leheb'in kızı Dürey ile evlendi. Sonra onu da boşadı. Hz. Zübeyr'in kızkardeşi Hind binti Avvam ile evlendi. Buharî'de yer aldığı üzere İbn Ömer (r.anhüma) "Onları öz babalarına nisbet ederek çağırın" (Ahzab, 33/5) âyeti ininceye kadar Zeyd b. Harise'ye "Zeyd b. Muhammed" derdik diye haber vermiştir.
Bera b. Azib'den rivayet olunduğuna göre, Zeyd b. Harise: "Ya Resulullah Hamza ile aramızda kadeşlik sözleşmesi yaptık." demiştir. Hz. Aişe'den rivayet olunur ki "Resulullah (s. a.v.) Zeyd b. Harise'yi herhangi bir seriyyede (düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezesi) gönderdiği zaman mutlaka onu kumandan yapardı. Ve eğer sağ kalmış olsaydı, onu halife bırakırdı." Buharî'de rivayet olunduğu üzere Seleme b. Ekvâ (r.a.) demiştir ki: "Peygamberle birlikte yedi gazâ ettim. Resulullah, onu bize kumandan yapardı."
Zeyd'in katıldığı seriyyeler: Önce Karede, sonra Hamum, sonra, Iys, sonra Mutrıf, daha sonra sırasıyla, Hısma, Kurza seriyyeleri olmuş, daha sonra Mute savaşında kumandan olmuş ve bu savaşta ellibeş yaşında iken şehid olmuştur. Kur'ân'da ondan başka hiçbir sahabi ismiyle söylenmemiştir. Yine Buharî'de İbn Ömer (r.anhüma)dan rivayet olunduğu üzere, Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: "O, yani Zeyd, gerçekten kumandanlığa layıktır. Ve gerçekten en çok sevdiklerimdendir."
Tirmizî ve başka muhaddislerin rivayeti ile Hz. Aişe demiştir ki: "Bir sefer Zeyb b. Harise Medine'ye geldi, Resulullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, ona sarıldı ve öptü."
Zeyd’in babası ve kardeşlerinin kendisini almak için geldiklerinde Zeyd gitme taraftarıdır. Ama şu sözler adeta bir tehdit gibidir;
"Haydin çağırın onu da muhayyer bırakın, eğer sizi tercih ederse, fidyesiz sizin olsun; yokeğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene karşı fidyeyi tercih etmem" buyurdu.
Bunun üzerine Zeyd b. Harise'yi çağırdılar. Resulullah (s.a.v.) "Bunları tanıyor musun?" buyurdu. Zeyd: "Evet şu babam, şu amcam" dedi. Resulullah: "Ben de bildiğinim, sana olan davranışımı ve arkadaşlığımı gördün. Şimdi ya beni tercih et, ya onları..."
“Şimdi ya beni tercih et ya onları” ifadesini bir de “…Resulullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, ona sarıldı ve öptü.”
Elmalı'lı Hamdi Yazır'ın ne kadar tarafsız bir kişi olduğunu bir daha takdir etmemek imkansız.
Hazreti Muhammet gibi bir peygambere eşcinsel diyeni öldürüyorlar bu dünyada. Ama, en genç ve en can yoldaşı Ebubekir'in kızı Ayşe ile yatak odasına kölesini alıyor ve kalkıp öpüyor. Olağan bir öpme olayı olsa Ayşe bunu neden dile getirsin. Bu konu başka siyer kitaplarında da geçmektedir.
Şimdi bunları dikkatle okuyunuz;
“Hârice bin Zeyd, âlim olduğu kadar da âbid (çok ibâdet eden) bir zât idi. Uzleti (yalnızlığı) tercih ederdi. Onun sözlerinden fazla bir şey yayılmamıştır. Zeyd bin Sâid, “Onun iki gözü arasında, hafif secde izi vardı” demektedir.
Zeyd bin Sabit buyurdu ki: “Ben, bir gün Resûlullah’ın ( aleyhisselâm ) yanında oturuyordum. Bu sırada vahiy geldi. Kendilerini derin bir sekînet (vakar) hâli kapladı. Mübârekuylukları, uyluklarım üzerine gelmişti. Resûlullah’ın ( aleyhisselâm ) uylukları o kadar ağırlaşmıştı ki, daha önce böyle bir ağırlığa rastlamamıştım.”
İyi düşünün şimdi, yanında oturduğunuz birisinin uyluk kemikleri nasıl olur da sizin uyluk kemikleriniz üzerine gelir? Nasıl olur da yanında oturduğunuz bir insanın ağırlığı sizin uyluk kemiklerinize baskı yapabilir?
Uyluk kemiği denilen organ, KALÇADAN DİZ KAPAĞINA KADAR OLAN bacağınızın en kalın kısmıdır. Vahiyin ne şekilde indiğini siz takdir edin.
Siz hiç “falancanın uyluk kemiği benim uyluk kemiğim üstündeyken” şeklinde bir ifade duydunuz mu?
13 yaşımdan beri İslam ve diğer din kitapları hakkında binlerce kitap kaynak okudum bunun ikincisi bir ifade okumadım. Ne Türkçe ne de İngilizce dilinde böyle bir ifadeye hiç tanık olmadım.
Ya siz?
Birisi sizin uyluk kemiğiniz üzerindeyse tek açıklaması vardır. Bu hadisin başka uyarlaması da olayın deve üstünde geçtiğini anlatır.
Buraya kadar okuduğunuz Tevrat, İncil ayetlerinde “kadın kirli” sayıldığından “erkekle cinselliğin tercih edildiğine” tanık olduk. Muhammet de bu toplumun bir parçasıydı. İşte bu yüzden Ahzab 50.ayet iner, peygamberlik ederken geçmişin alışkanlıklarını terk ederek kendini sıkıntıya sokmaması içindir. Bu gün de o zaman da başka toplumlarca sapkınlık kabul edilen eşcinsellik, “40” yaşından sonra yeni bir din değiştiren birine çok zorluk çıkaracaktır. Yaşam biçimi kolay değişmez.
İşte indiyse Kur’an bu yüzden bu sapıklıkları kaldırmak için indi.
Ama peygamber Nisa 15. ve 16 ayetlerdeki eşcinsellik ve birinci derecede akrabası zaten olmadığından ikinci yasaklarından muaftı. Güçlük olmasın diye bu Ahzab 33;50.ayette açıklanmıştır.
Ayet Tefsiri;
Bu sapkınlık olaylarını da hilafet Vakıa ve Tur surelerindeki ayetlere dayandırmaktadırlar. Yoksa İran da Osmanlı da Suudi Arabistan da Şeriat devleti değil miydi?
Ahzab 33;50- 3- Kendisi ile birlikte hicret eden akrabaları da hicret etmeyenlerinden daha şereflidir. Bununla birlikte bazılarının dediği gibi, mehrin önce verilmesi peygamberin özelliklerinden olması da ihtimal dahilindedir. Nitekim amca ve hala, dayı ve teyze kızlarının helal olmasında seninle birlikte hicret edenler, diye kayıtlanmasında Peygamberin özelliğinin olması ağır basmaktadır.
Bunu şu rivayet de destekler: Ebu Talib'in kızı Ümmühanî şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.) önceleri, benimle evlenmek istemişti, ben özür diledim; o da özürümü kabul etti. Sonra da Allah Teâlâ bu âyeti indirdi; ben ona helal olmadım. Çünkü ben onunla hicret etmemiştim. Ben Tuleka'dan, yani serbest bırakılanlardandım." Bunun gibi Ve kendisini Peygambere hibe eden mümin bir kadın, yani kendisinin mehirsiz olarak Peygambere nikahlanmasına razı olan kadın, fakat bu mutlak değil, Peygamber O'nu nikah etmek istediği takdirde, böyle mehirsiz olarak nikah da Peygamberin özelliklerindendir. Bazıları Meymune binti Haris, Zeyneb binti Huzeymetel-Ensariye, Ümmü Şerike binti Câbir ve Havle binti Hakîm, bu şekilde kendilerini bağışlamışlardı demiş ise de, İbn ü Abbas bunun gerçekten meydana gelmediğini, yani Peygamberin bu şekilde hiçbir kadın ile evlenmediğini söylemiştir. Bütün bunlar sırf sana mahsus olmak üzere helal kılındı müminlere değil, çünkü zikrolunan kayıtlarla hepsinin helal olması diğer müminler hakkında gerçekleşmiş değildir..."
Bu ayetin sadece peygambere has olduğu belirtilmesine rağmen, Emevi, Abbasi, Endülüs, İran, Selçuklu, Osmanlı padişahları ve diğer Müslüman ülkeler ayeti yanlış yorumlayarak kendilerini peygamber yerine koymuşlardır.
Hatta Evliya Çelebi Bitlis anılarını anlattığı SEYAHATNAME kitabında, Bitlis Hanı Abdal Han'a karşı savaştan önce Melek Ahmet paşanın şu duasını kaydetmiştir. Melek Ahmet paşa Allah'tan değil, PADİŞAHTAN ilahi yardım dilemektedir.Buyurunuz;
Savaşa başlamadan önce iki rekât namaz kılan Melek Ahmet paşanın, gözlerinden akan yaşlarla ettiği zafer duasında da Bitlislilerin Yezidi oldukları ve padişahın Allah gibi yardım edeceği vurgulanır;
“-İlahi! Kuvvet ve kudret, yardım ve fesat senindir. Verme, koruma ve doğruluk, iyilik ve büyüklük yine senindir. Dini Mübin gayretine bir fırka Muhammed ümmetini başıma topladım. Elimi yüzüme alıp, kapına dilenmeye geldim. Onu hiç boş döndürmedin. Yine eşsiz padişahımdan dilerim ki, Ahmed’in bu ricasını da kabul edip bu kadar insanı acındırma.
İşte devlet adamlarının kendilerini, "yeryüzünde dinin temsilcisi" olarak görmeleri, peygambere tanınan ayrıcalığın kendileri içinde geçerli olduğuna kendilerini inandırmaları etkisini Humeyni Şeriatında da kendisini gösterir;
Aynı bölüm sayfa 56
Çocukla evlilik pedofilide travma geçiren çocuğa tazminat yok;
If a man who has married a girl who has not reached puberty possesses her sexually before her ninth birthday, inflicting traumatisms upon her, he has no right to repeat such an act with her.
TÜRKÇESİ
Eğer, bir adam, cinsel yeteneklerini kazanmamış, reşit olmamış dokuzuncu yaş gününden öncebir kız ile evlenirse, bu onda travma yaratırsa evliliği tekrarlamaya hakkı yoktur.
Aile içi ensest homoseksüellik serbest.; Baba, oğul, kayın peder, dede, torun, valla yok bir sorun!
Girsin çıksın kalbini bozma...
Türkçesi;
II:19
Evlilik Üzerine, Zina ve Karıkocalık ilişkileri
Sayfa 56
If a man sodomizes the son, brother, or father of his wife after their marriage, the marriage remains valid.”
Eğer, bir adam, oğlu, erkek kardeşi veya evlendikten sonra eşinin babası ile homoseksüel ilişkiye girerse evlilik geçerlidir.” Yani boşanma nedeni sayılmaz. Nerde kaldı Nisa 15, 16. ayetler? Tevrat Levililerdeki yasaklar?
Sayfa 58
Gayrimüslüm kadın ve çocukları koruma yok. Aynı maddenin devamı;
“To look upon the faces ad hands of Jewish or Christian women, if this is not done with intention of enjoyment thereof, and if one does not fear temptation, is tolerated.”
Türkçesi;
“Yahudi veya Hristiyan kadınların ellerine ve yüzlerine hoşlanma kastı olmaksızın veya tahrik nedeniyle bakmak hoşgörülebilir.”
İslam adaleti bu mudur?
Sayfa 58
Erkek çocuklardan da kadınlar gizlenmelidir. Yukarıdaki ayetin devamı
“A woman must hide her body and her hair from the eyes of men. It is highly recommended that she also hide them from those of prepubescent boys, if she suspects that they may look upon her with lust.”
“Bir kadın,vücudunu ve saçlarını erkeklerin bakışlarından gizlemelidir. Cinsel hazla bakmasından şüphelenerek, reşit olmamış erkek çocukların bakışlarından bile gizlenmesi önemle tavsiye edilir.”
Ulen hem saklıyorsunuz hem de her şeyi yapıyorsunuz. Bu nasıl din anlayışıdır?
Sexual intercourse is a breaking of the fast, even if the penis enters
the vagina only as far as the circumcision ring, and even if no
ejaculation results.
"
"Cinsel birleşmede penis vajinaya sünnet halkasına kadar girse, boşalma olmasa da oruç bozulur. "
Burası doğrudur da bunlar ne?
If the penis enters less deeply into the vagina and there is no
ejaculation, the fast has not been broken.
"Penis, derince olarak vajinaya girse ve boşalma olmasa ORUÇ BOZULMAZ."
If the man cannot determine with certainty what length of his penis entered into the vagina, and if he has gone in beyond the circumcision ring, his fast has not been broken."
"Eğer adam penisinin vajinaya ne kadar girdiğini belirleyemiyorsa ve sünnet halkasından ötesi de girmişse ORUÇ BOZULMAMIŞTIR.".
Bu orucu hiç bir şey bozamıyor vallahi. Gerisi boş.
İSLAMIN TEMSİLCİSİ (!) AYETULLAH (ALLAH'IN KELAMI) HUMEYNİ BU MUDUR?
Ayetullah Humeyni, "babasının rızasıyla "4" Dört yaşında kıza tecavüz etmiş.Çocuk sabaha kadar ağlamış çığlık atmış. Metnin İngilizcesi ve linki aşağıdadır.
"When it was time to sleep, the guests had all left, except for the inhabitants of the house. Al-Khomeini laid his eyes on a young girl who, despite being only four or five years of age, was very beautiful."
Türkçesi;
"Uyku vakti geldiğinde, evin sahipleri hariç misafirler ayrıldılar.El Humeyni, gözünü dört beş yaşlarında olmasına rağmen çok güzel olan kız çocuğuna dikti."
So, the Imam requested from her father, Sayyid Sahib, that he spend the night with her in order to enjoy her. Her father happily agreed, and Imam al-Khomeini spent the night with the girl in his arms, and we could hear her crying and screaming [through the night].’”
Tefsiri; 56;17. Daima vildan şeklinde taze kalan genç hizmetçiler, garsonlar, yahut hıle de denilen bir nevi küpeli uşaklar” (E.H.Yazır tefsiri)
Tur Suresi-24;”Kendilerine ait sedefte saklı inci gibi civanlar dolaşır çevrelerinde”
Tur Suresi 24;"Ve yetufu aleyhim ğılmanil lehum keennehum lu'luum meknun"
Ayetin Tefsiri 52;24- “Ve onların etrafında dönerler. Vâkıa Sûresi'nde de geleceği gibi, kadehler sürahilerle emre hazır bir vaziyette etraflarında pırıl pırıl dönüp dolaşırlar, sahibi bulundukları uşaklar, cennet sakîsi genç hizmetçiler sanki saklı iri inciler, yani sadeflerinde gizli hiç kirlenmemiş, el değmemiş, beyaz, saf, temiz ve pırıl pırıl inciler gibidirler.
Lev.20: 13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.
Hatta Allah'ın Yahudilerden önceki kavimleri terk etme nedeni de eşcinsellik,aile içi,kızı,oğlu,gelini, damadı ve yeğenler ve hatta kan bağı olmayan 2.nci ve daha sonraki evlilikle gelen kadınların getirdikleri çocuklarla,kadın ve erkeklerin hayvanlarla olan cinsel ilişkileridir.Tanrı,Tevrat'ta bunların tümünü yasaklar.;
Unutmayalım ki dinleri düzenleyen Tanrının,paygamberlerin veya tanrı ile korkutarak insanların yaşam düzeyini yükseltmeyi hadaefleyen filozofların, bir amacı da insanları daha asil,akli bir yaşam düzeyine yükseltmektir.
Asırlar önce insanlara,sağlıklı toplum oluşumuna engel olan,toplum sağlığına zarar veren adetler tespit edilmiş,tanrı korkusu ve devlet+toplum baskısı ile kabul ettirilmiştir.Bunları yeniden keşfe gerek yoktur.
İnsanlar aşağıdaki yasaklara uysalar sapıklık diye bir şey kalmaz inancındayım.
TEVRAT'TA ÖLÜM CEZALARI GEREKTİREN GÜNAHLAR
Tevrat-Levililer Bölüm 20;
Lev.20: 9 "'Annesine ya da babasına lanet eden herkes kesinlikle öldürülecektir. Annesine ya da babasına lanet ettiği için ölümü hak etmiştir.
Lev.20: 10 "'Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.
Lev.20: 11 Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir.
Lev.20: 12 Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Rezillik etmişler, ölümü hak etmişlerdir.
EŞCİNSELLİK SUÇU
Lev.20: 13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.
Lev.20: 14 Bir adam hem bir kızla, hem de kızın annesiyle evlenirse, alçaklık etmiş olur. Aranızda böyle alçaklıklar olmasın diye üçü de yakılacaktır.
Hayvanla İlişki
Lev.20: 15 Bir hayvanla cinsel ilişki kuran adam kesinlikle öldürülecek, hayvansa kesilecektir.
Lev.20: 16 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir.
TOPLUMDAN ATILMAYI GEREKTİREN GÜNAHLAR
Lev.20: 17 "'Bir adam anne ya da baba tarafından üvey olan kızkardeşiyle evlenir, cinsel ilişki kurarsa, utançtır. Açıkça aşağılanıp halkın arasından atılacaklardır. Adam kız kardeşiyle ilişki kurduğu için suçunun cezasını çekecektir.
Lev.20: 18 Âdet gören bir kadınla yatıp cinsel ilişki kuran adam kadının akıntılı yerini açığa çıkarmış, kadın da buna katılmış olur. İkisi de halkın arasından atılacaktır.
Lev.20: 19 "'Teyzenle ya da halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü yakın akrabanın namusudur. İkiniz de suçunuzun cezasını çekeceksiniz.
Lev.20: 20 "'Amcasının karısıyla cinsel ilişki kuran adam, amcasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de günahlarının cezasını çekecek ve çocuk sahibi olmadan öleceklerdir.
Lev.20: 21 Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur. Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olmayacaklardır. "
Bu yasalar tam Kur'an Nisa suresi 23. ayete uygunlar. Ama kim dinliyor ki? Okuyunuz;
Saraya Gılman alınan Davut, başı ağrıyan
kral Saul a lir çalışıyor
Zebur’un verildiği Davut peygamber tam bir pasif eşcinseldir;
Tevrat 2Saul’un Ölümü 18:1
1:Saul’la Davut’un konuşması sona erdiğinde, Saul oğlu Yonatan’ın yüreği Davut’a bağlandı. Yonatan onu canı gibi sevdi.
2O günden sonra Saul Davut’u yanında tuttu ve babasının evine dönmesine izin vermedi.
3Yonatan, Davut’a beslediği derin sevgiden ötürü, onunla bir dostluk antlaşması yaptı.
Kral Saul’un oğlu çocuk Davut peygamberle olur ama baba kral rahatsızdır;
1SAMUEL 20:30
30Saul Yonatan’a öfkelenerek, “Seni sapık ve dikbaşlı kadının oğlu!” diye bağırdı, “İşay’ın oğlunu desteklediğini bilmiyor muyum? Bu kendin için de, seni doğuran annen için de utanç verici.
1SAMUEL 20:33Ancak Davut ant içerek, “Senin beni sevdiğini baban çok iyi biliyor” diye yanıtladı,…”
1Samuel 20:41
20:4141Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut daha çok ağladı.
Davut Savaşta Öldürülen Erkek Aşığı Yonatan’a Şiir Yazıyor;
Tevrat 2Saulun Ölümü 1:26;
Senin için üzgünüm, kardeşim Yonatan.
Benim için çok değerliydin.
Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü.
DAVUT VE HALKI ÇIPLAK DANS EDİYOR;
20Davut ailesini kutsamak için eve döndüğünde, Saul’un kızı Mikal onu karşılamaya çıktı. Davut’a şöyle dedi: “İsrail Kralı bugün ne güzel bir ün kazandırdı kendine!Değersiz biri gibi, kullarının cariyeleri önünde soyundun.”
21Davut, “Baban ve bütün soyu yerine beni seçen ve halkı İsrail’e önder atayanRAB’bin önünde oynadım!” diye karşılık verdi,“Evet, RAB’bin önünde oynayacağım.
DAVUT PEYGAMBERİN OĞLU, KIZ KARDEŞİNE TECAVÜZ EDİYOR...
Amnon'la Tamar
BÖLÜM 13
2.Sa.13: 1 Davut'un oğlu Avşalom'un Tamar adında güzel bir kızkardeşivardı. Davut'un başka bir oğlu, Amnon Tamar'a gönül verdi.
2.Sa.13: 11 Yesin diye yemeği ona yaklaştırınca, Amnon Tamar'ıyakalayarak, "Gel, benimle yat, kızkardeşim" dedi.
2.Sa.13: 12 Ama Tamar, "Hayır, kardeşim, beni zorlama!" dedi,"İsrail'de böyle şey yapılmamalıdır! Bu iğrençliği yapma!
2.Sa.13: 13 Sonra ben utancımı nasıl üstümden atarım? Sense İsrail'dealçak biri durumuna düşersin. Ne olur krala söyle; o beni senden esirgemez."
2.Sa.13: 14 Ne var ki, Amnon Tamar'ı dinlemek istemedi. Daha güçlü olduğu için onunla zorla yattı..
DAVUT PEYGAMBERİN OĞLU SÜLEYMAN DA İBRAHİM PEYGAMBER VE KARDEŞİ AMNON GİBİ KIZ KARDEŞİNE AŞIKTIR.
SÜLEYMAN PEYGAMBERİN EZGİLERİ
Ezg.1: 7 Ey sevgilim, söyle bana, sürünü nerede otlatıyorsun, Öğleyin nerede yatırıyorsun? Neden arkadaşlarının sürüleri yanında Yüzünü örten bir kadın durumuna düşeyim*fa*?D Not 1:7 Eski çağlarda kadının örtünmesi fahişe olduğunugösterirdi.
Ezg.1: 12 Kral divandayken*fb*, Hintsümbülümün güzel kokusu yayıldı. D Not 1:12 "Divandayken" ya da "Sofradayken".
Ezg.1: 13 Memelerim arasında yatan Mür* dolu bir kesedir benim için sevgilim;
Ezg.4: 5 Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin Zambaklar arasında otlayan İkiz ceylan yavrusu.
ENSEST
Ezg.4: 9 Çaldın gönlümü kızkardeşim, yavuklum, Bir bakışınla, Gerdanlığının tek zinciriyle çaldın gönlümü!
Ezg.4: 10 Aşkın ne güzel, kızkardeşim, yavuklum, Şaraptan çok daha tatlı; Esansının kokusu her türlü baharattan güzel!
Ezg.4: 11 Ey yavuklum, bal damlar dudaklarından, Bal ve süt var dilinin altında, Lübnan'ın kokusu geliyor giysilerinden!
Ezg.4: 12 Kapalı bahçesin sen, kızkardeşim, yavuklum, Kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınar.
Bu daha uzayıp gidiyor da kısa kestim.
Süleyman Tanrı'dan Uzaklaşıyor
BÖLÜM 11
1.Kr.11: 1 Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli* birçok yabancı kadın sevdi.
1.Kr.11: 2 Bu kadınlar RAB'bin İsrail halkına, "Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır" dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı.
1.Kr.11: 3 Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar.
1.Kr.11: 4 Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB'be adayan babası Davut gibi yaşamadı.
1.Kr.11: 6 Böylece RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB'bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB'bi izlemedi.
1.Kr.11: 7 Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı.
1.Kr.11: 8 İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı.
1.Kr.11: 9-10 İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, "Başka ilahlara tapma!" demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı ve O'nun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleyman'a öfkelenerek,
1.Kr.11: 11 "Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim" dedi,
1.Kr.11: 12 "Ancak baban Davut'un hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım. "
Her türlü bilgiye sırra, zenginliğe erişen, dünyanın hayranlığını kazanan Süleyman'ın tanrısının yolundan ayrılması putperest Sabi, Asur dinlerine girmesi, Allah için yaptırdığı sarayı putlarla doldurması, yasak olan kız kardeş cinselliğini sürdürmesi umarım biraz kafa yormanıza neden olur.
Şimdi de pedofilik evlilikler öğütleyen bir tanrı okuyacağız.
Tevrat’ı Yahudiler vahiy kitabı değil tarih kitabı görürler bu yüzden gizli kitapları denilen Talmud’da göre ibadetlerini düzenlerler. O da dört kitaptır.
Sanhedrin 55b R.Joseph said: “Gel ve işit,üç yaşında bir bakire, istenildiğinde bir günlüğüne cinsel ilişki gerektiren bir evliliği yapacak, ve kocası ölmüş ise ölenin erkek kardeşi onunla karı koca olacak ve kız onun olacak.”
Yebamut 57b:Üç yaşında bir kız bir günlüğüne cinsel ilişkiyle nişanlanacak….,
("Bir günlüğüne" diyor. Bu MUTA NİKAHI"dır. Lanet olsun böyle dine)
Yebamut 69a,69b ve 60’da tartışıldı;Üç yaşında bir bakire, cinsel ilişkili bir evlilik yapacak ve kocası ölmüşse erkek kardeşi onunla karıkoca olacak ve kız onun olacak.
Üç yaşında veya daha erken sütten kesilmiş bir çocuğa uçkur çözmeyi emredecek kadar tıynetsiz bir dini hangi vicdan kabul edebilir? Yetmiyor. Kocası ölünce kardeşi ile kardeşi yoksa yeni bir erkek doğurup ona verecekler. Yahudiye gelin giden mezarda kurtulur.
İslam ve Hristiyanlığın Katoliklik mezhebi dışındaki mezhepleri ile Ortodoks Yahudilik tümüyle bu sapıklıkları içerir, tüm ekvator kuşağı eski dinlerde vardır
Tevrat Sütten Kesilince Tapınağa adanma;
Tevrat 1 Samuel 1:21
Hanna Samuel’i Tanrı’ya Adıyor
21Elkana RAB’be yıllık kurbanını ve adağını sunmak üzere ev halkıyla birlikte Şilo’ya gitti.
22Ama Hanna gitmedi. Kocasına,“Çocuk sütten kesildikten sonraonu RAB’bin hizmetinde bulunmak üzere götüreceğim. Yaşamı boyunca orada kalacak” dedi.
23Kocası Elkana, “Nasıl istersen öyle yap” diye karşılık verdi, “Çocuk sütten kesilinceyedek burada kal. RAB sözünü yerine getirsin.” Böylece Hannaoğlu sütten kesilinceyedek evde kalıp onu emzirdi.
24Küçük çocuk sütten kesildikten sonra Hanna üç yaşında bir boğa, bir efa un ve bir tulum şarap alarak onu kendisiyle birlikte RAB’bin Şilo’daki tapınağına götürdü. “”
Yebamut 60b; yasal İsrail toprağında sakinleriyle görüşülen bir kasaba vardı ve Rabbi, R.Romanos’u araştırma için gönderdi vebir dönmenin (Yahudiliğe girenin) üç yaşın altında kızını buldu ve onun bir günlüğüne rahiple birlikte kalmasının uygun olacağını ilan etti.”
Üç yaşında kız bebekle cinselliğin nedeni "aybaşı olmamasıdır" "9" yaşında kız adet görmeye başlar. Yukarıda Davut peygamber olayını tekrar okuyalım;
1Samuel 21:3,4,5,6.
3Şu an elinde ne var? Bana beş somun ekmek ya da başka ne varsa ver.”
4Kâhin, “Taze ekmeğim yok” diye karşılık verdi, “Ama adamların kadından uzak kaldılarsa kutsanmış ekmek var.”
5Davut, “Yola çıktığımızdan her zaman olduğu gibi,kadından uzak kaldık” dedi, “Sıradan bir yolculuğa çıktığımızda bileadamlarım kendilerini temiz tutarlar; özelliklebugün daha çok temiz olacaklar.”
6Bunun üzerine kâhin ona kutsanmış ekmek verdi; çünkü orada huzura konan ekmekten başka ekmek yoktu. Bu ekmek RAB’bin huzurundan alındığı gün yerine sıcak ekmek konurdu.
İncil'de İsa GÜVEY 12 havarisi ve diğer insanlar da GELİN'dir.
İSA/ALLAH GÜVEY, İNANANLAR GELİN
Oruçla ilgili soru (Mat.9:14-17; Luk.5:33-39)
Mar 2:18 Yahya'nın öğrencileriyle Ferisiler oruç tutarken, bazı kişiler İsa'ya gelip, «Yahya'nın ve Ferisilerin öğrencileri oruç tutuyor da, senin öğrencilerin niçin tutmuyor?» diye sordular.
Mar 2:19 İsa şöyle karşılık verdi: «Güvey aralarında olduğu sürece davetliler oruç tutar mı hiç? Güvey aralarında oldukça oruç tutamazlar!
Mar 2:20 Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o gün oruç tutacaklar."
Bu da Nasturilerin İncil'i Thomas İncil'inden. İsa İncil'de ALLAH'tır.Bu incil Mısır Nag Hammadi Kütüphanesinden kopyalanmıştır. Allah'ı görmenin yolunu okuyunuz;
(37)
(1) His disciples said: "When will you appear to us, and when will we see you?"
(2) Jesus said: "When you undress without being ashamed and take your clothes (and) put them under your feet like little children (and) trample on them,
(3) then [you] will see the son of the Living One, and you will not be afraid."
1-Öğrencileri ona dediler ki; Bize tekrar ne zaman görüneceksin ve ne zaman seni göreceğiz?
2-İsa dedi; Utanmaksızın soyunup, çamaşırlarının ayaklarının altına alıp, çocuklar gibi üstünde tepindiğinizde,
3-Sonra, Yaşayan Bir’in oğlunu görecek ve korkmayacaksınız.
(Yaşayan Bir Sabi kitabı Cinze'de "Hayya/Hay/Hayat adlı Melki d Nura, Tevrat'ın Işık Kralı'dır. Nurdan olduğundan heykeli hiç bir zaman yapılmamıştır. Bakara 155 Ayet el Kürsi'de Ali İmran 2. ayette "Hayyül kayyüm ve O Haydır, Kayyümdur o" şeklinde geçer. Arapça HAYAT kelimesi onun adından gelmektedir. A.Yavuz)
Ve, HAYAT/HAY kadın sevmiyormuş. MERYEM ANA bile "ERKEK YAPILARAK "cennete girecekmiş;
Thomas İncili son bap. (İlginçtir Kur'an da 114 sure bu da);
(114)
(1) Simon Peter said to them: "Let Mary go away from us, for women are not worthy of life."
(2) Jesus said: "Look, I will draw her in so as to make her male,
so that she too may become a living male spirit, similar to you."
(3) (But I say to you): "Every woman who makes herself male will enter the kingdom of heaven.”
1-Simon Peter onlara dedi ki; Meryem’i bizden uzaklaştıralım, kadınlar *HAYAT’ın değersizleridir.
2-İsa dedi; Bak, onu yeniden böyle erkek yapacağım, böylece, senin benzerliğinde yaşayan bir erkek ruh olacak.
3-(Ama sana diyorum ki); KENDİNİ ERKEK YAPAN HER KADIN cennetin krallığına girecektir.
Kur'an da durum benzerliği vardır ancak yorum farklıdır.
Vakıa Suresi 56;35’de kadınların cennetlikleri “Huri yapılacak” der.
56;35. Şüphesiz biz onları (hûrileri) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır. İbnü Cerir, Tirmizi ve daha başkalarının Enes (r.a.)'den rivayetlerinde, Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: "Bu yeniden yaratılan kadınlar, dünyada kocamış ve buruşmuş kadınlardır."
Taberânî, İbnü Ebî Hâtim ve daha bazı âlimlerin rivayetlerine göre Selemetü'bnü Mirsed-i Cu'fi (r.a.) demiştir ki: "Resulullah'ı âyeti ile il g ili olarak işittim, şöyle diyordu: "Bunlar, ister dul, ister bekâr olsun dünyadaki kızlar ve kadınlardır."
Tirmizî'nin "Şemâil"de rivayet ettiği üzere Resulullah (s.a.v)'a bir kocakarı geldi ve ona: "Ya Resulullah Allah'a dua et beni cennete koysun." dedi. Resulullah: "Ey falancanın annesi, cennete asla kocakarı girmez." buyurdu. Bunun üzerine kadın ağlayarak döndü.
Resulullah buyurdu ki: "Ona haber verin kocakarı olarak girmez, çünkü Allah Teâlâ buyurmuştur ki: "Şüphesiz biz onları yeni bir yaratılışla yaratmışızdır." (Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri)
Sonunda "kadın mı erkek mi" sorusu bu tefsirde de muallakta kaldı.
Önce kadın ve erkek eşcinselliğini yasaklayan bir tanrı, sonracennete sadece “eşcinsellerin” alınacağını,kadını kirli, cennet krallığına girmeye layık varlık olmadığını,Meryem’i bile erkek yapacağını söyleyen,Kur'anda da "HURİ" yapacağım diyen bir tanrı okuduk. Sonuç olarak kadının cennet konusunda işi zor. Mutlaka evrim geçirtecekler.
Çünkü adet gördüğü için kirlidir bu Araplara göre. Çünkü bunlar bebekleri bile cinsel isteklerine alet ederler. Çünkü adet görmezler. Sorun bu zihniyettedir.
Muhammet'in Ayşe ile "9" yaşında gerdeğe girmesinin ne büyük bir devrim olduğunu anlayın.
Çünkü tüm Arap yarımadası bu Sabi geleneklerine bağlı Nasrani görünen Süryaniler, Nasrani Hristiyanlar ve Yahudiler ile Mecusilerden ibaretti.
Roma idaresindeki Avrupa bunları 324'de Hristiyanlığın kabulü ile ve M.Ö. 225'den M.S. 545'lere kadar süren "Lex Scatinia eşcinsellik" yasası ile kaldırmıştı. Hicaz Arapları ise dinlerini değiştirmeiyor Hristiyanlığa da girmiyorlardı. Bunları İslam kurtardı.
Misnah Babil Talmudu Soncine 1961 basımı s 309
Niddah 44b :ÜÇ YAŞINDA BİR KIZ,BİR GÜNLÜĞÜNE, CİNSEL İLİŞKİ İÇİN NİŞANLANABİLİR. BİRİ CİNSEL İLİŞKİ YAŞINDAN KÜÇÜK İSE KIZIN GÖZÜNE PARMAĞI BATMIŞ GİBİDİR. Babil Talmudu Ketubi 11b
GEMARA Babil Talmudu Soncine 1961 basımı s.20,21
…Rabbi Hişda itiraz eder; Henüzaybaşı kanı görme çağına gelmemiş bir kız evlendirilebilir. Beth Shamnai der ki; Onadört geceverilir. Hillel in bir öğrencisi der ki; Yarası iyileşinceye kadar (cinsel organın).Aybaşı kanı gören evlendirilir.Beth Shemnai der ki; Ona bir gece verilir. Beth Hillel der der ki; Gece takip eden Şabbat/Cumartesi gününe kadar dört gecedir.”
Talmud’da göre,dokuz yaşın altında bir oğlan, erkek, üç yaşın altında bir kız, kızdeğildir.
Buraya kadar sütten kesilmiş “3” üç yaşında bir kızla cinsel ilişkinin dinen uygun olduğunu yazan vicdansız, insanlıktan, tanrılıktan çıkmış, merhametsiz bir tanrının ayetlerini okuduk.
Şimdi de “”3” üç yaşında ve “3” üç yaşın altında bir erkek çocukla kulamparalık etmeyi uygun gören sapık bir tanrı ile karşılaşıyoruz.
Kulamparalık, Oğlancılık Etmek;
Rabbilerimiz öğrettiler ki;
Rabbi dedi ki;Dokuz yaşın altında bir çocukla yapılan oğlancılık, oğlancılık olarak görülmez.
Suudi Evlendirme bakanı Ahmet el Mubi; "Muhammet ,Ayşe "6" yaşındayken evlendi, "9" yaşında onunla gerdeğe girdi. Babası razı olursa "1" YAŞINDA KIZ EVLENDİRİLEBİLİR"
Bu Afganlı çocuk, pedofilinin sembolü oldu yavrucak.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Samuel dedi ki;Üç yaşın altında bir çocukla oğlancılık etmek, yukarıda anlatılan çocuğa yapılan muamele değildir.
Kendi oğluyla “kulamparalık-oğlancılık etmek” İbrahim peygamberde de vardır;
Tevrat Yaratılış 21:8,9 Hacer ve İsmail Uzaklaştırılıyor;
21:8 Ve çocuk büyüdü, İshak’ın sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir yemek verdi.
21:9 Ve Sara, İbrahim’in üstüne aldığı Mısırlı Hacer’in oğlunu gördü,eğleniyordu.”
Bir baba, oğlu sütten kesildi diye niye ziyafet verir? Kimin aklına gelebilir böyle bir şey?
13 yaşlarında İsmail, durduk yerde bir bebekle niye alay etsin?
Sadece güldü diye, “90” yaşında Sara ana neden kovulmasını istesin?
Bu durumda “cinsel” konu ağır basıyor. Çünkü Sabilerin ve Ortodoks Yahudilerin hala bu gelenekleri sürdürdükleri biliniyor.
İbrahim’in ziyafet vermesi de Sabi geleneklerine göre karı olarak kullanmasıyla alakalı olduğu kesindir. Bu geleneği İran Humeyni İslamında da Sabilik ve Zerdüştlük kalıntısı olarak görmekteyiz. Sara’nın olayı takiben karalı, tavizsiz olarak, al bu kadınla oğlunu götür buradan demesiyle İsmail ile anası Haceri Mekke’ye götürmesi gerçekleşir.
Gen 21:9 “Perhaps Ishmael sodomized Isaac as a insult. What ever he did to ‘mock’ him, it was so bad that Sarah saw it and demanded for Abraham to expel him and Hagar from the house.”
Yaratılış 21:9 Belki İsmail, İshak’ı becerdi, İshak incinmişti, Eğlenmek(mock) için her ne yaptıysa Sara’nın gördüğü çok kötüydü ve İbrahim’den onu ve Hacer’i evden kovmasını istedi..”
İslam’ın Putperest Sabilik Kökenleri;
Kur'an Tevrat, İncil okuyanlara "Ehli Kitap" der. Halkından okuryazarlığı kaldıran ilk kitap Tevrat'tır. Gerisi tüm dinlerde halka okuryazarlık yasaktır.Din kitaplarını Yahudiler ve Hristiyanlar okuyabildikleri için bu adla anılırlar.
Maide Suresi 5;19. Ey Ehli kitap! Resullerin arası kesildiği bir sırada resulümüz size geldi; ayan-beyan açıklamalarda bulunuyor. "Bize ne müjdeci geldi ne uyarıcı" demeyesiniz. İşte müjdeci de geldi size, uyarıcı da. Allah her şeye Kadîr'dir."
Bu ayetle Muhammet'in Kitap Ehline hitap edecek son peygamber olduğu, uyarılarına uyulması emrediliyor.
Maide 5:68. De ki: "Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık."
Bu ayetle de Yahudi ve Hristiyanların Tevrat ve İncil ile Kur'anı da okuyarak iman ve ibadetleri isteniliyor. Bu Kur'an ile şereflenen Müslümanları da kapsamaktadır inancındayım. Özellikle tanrı ve evrenin nasıl var olduğunun anlatıldığı yaratılış bölümleri önemlidir.
Yine Maide Suresi 5;69. Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar."
Maide Suresi Tefsiri;5;69"SABİ NEDİR?...Şimdi bu tartışmaya sebep olan "sâbiîn" kelimesine gelelim:
"es- SÂBİÎN" : Kırâetlerin çoğunda "hemze" ile (yukarda yazıldığı gibi), Nâfi ve Ebu Ca'fer kırâetlerinde de "hemze"siz "es-sâbîn", "es-sâbûn" okunur ki bunda ya "hemze"nin "yâ"ye kalbi (dönüştürülmesi) ile veya aslında "hemze"siz olarak "sâbî"nin çoğulu olmak üzere iki vecih (şekil) düşünülmüştür.
Arapça hemze ile vezninde meşhur bir dinden diğer bir dine çıkana denilir. "Kâmus"ta der ki, "dininden başka bir dine çıktı" "yıldızlar doğuş yerinden çıktı"demektir. İbnü Esir de "Minhâc"ında der ki: Bir kimse dininden başka bir dine çıktığı zaman denilir. Kureyş, İslâm dinine girenlere yerinde "masbû", müslümanlara "subat" derlerdi ki "kâdî, kudât" gibi "sâbi "nin çoğuludur.
"Sâbi'" ise gençlik, cahillik sevdasıyla bir şeye meyletmek ve sevmek mânâsına "sabv = " ve "sabve= "den ism-i fâildir ki "hevâî" ve "aşüfte" demek gibidir. Bundan başka "sâbiîn" in muhaffefi de olur. Fahruddin er-Râzî demiştir ki, "Hemze ile kırâet (okumak), mânâyı açıklamaya daha yakındır. Çünkü ilim ehli
Hint güneş tanrısı Suryo. Sabilerin Hristiyanları olan Süryaniler adlarını "Suryoyo" dan geldiğini söylerler. Dört kitabın temeli Cinze halkı Sabiler adını bu tanrıdan almış görünmektedriler. Suryo "Güneş" demektir. Sabiler de namazlarını, oruçlarını, sair ibadetlerini güneşin doğması için, yani Güneş tyanrıçaları için yaparlar.
'O, dinden, diğer dine çıkandır' demişlerdir". Ebu Hayyân'ın ifadesine göre de "o, meşhur bir dinden, diğer dine çıkandır". İşte bu mânâ, kelimenin tam Arapça olan mânâsıdır. Tam Arapça olan bu mânâya göre "sâbiîn" ve "sâbiûn", "İslâm, Yahudi ve Hıristiyan dinlerinden hariç olanlar" mânâsına bir genellemeyi ifade etmiş olur ki, "müminler, yahudiler, hıristiyanlar ve diğerleri" demek gibidir...Aynı şekilde Rumlar, Şamlılar ve Cezire'liler Sâbiî idiler. Konstantin Hıristiyan olunca bunları kılıç ile Hıristiyanlığa sevketti. Ve o zamandan itibaren puta tapma battı ve bunlar görünürde Hıristiyanların içine karıştılar, fakat çoğu puta tapıcılığını gizleyerek eski mezheplerinde kaldılar. İslâm dini ortaya çıkınca da hıristiyan cümlesinden olarak İslâm zamanına dahil oldular. Müslümanlar bunlarla hıristiyanlar arasını ayırmadılar. Çünkü bunlar putlara taptıklarını gizliyorlar ve asıl inançlarını açıklamıyorlardı.
Gerçekte bunlar inançlarını gizlemekte en mahir kimselerdir. Çocuklarının akıllarının esmeye başladığından itibaren dinlerini gizlemeleri hususunda da birçok işleri ve hileleri vardır. İsmâîliyye, mezhep gizlemeyi bunlardan almıştır..."
Kısaca Sabi, masum günahsız çocukları ifade ettiği gibi "takiyeci, kendini gizleyen/kripto yaşayan, gerçek kimliği ile dolaşmayandır. Bunu sadece Sabiler yapmıyor. Ermeniler, Yahudiler de yapıyorlar ve böyle yaşıyorlar. "Gizli yaşayan kripto kavimlerin en eskisi Sabilermiş onu da öğrendik.
Tefsir devam ediyor;_ "...Sonra, sâbie, sâbiîn, sâbiûn veya sâbîn ve sâbûn, eski bir din veya özel mezhebe mensup olan bir gruba, bir millete isim olarak söylenir ki, bu mânâca kelimenin aslı Arapça olup olmadığı hakkında ihtilaf edilmiştir. Arapça olduğuna göre zikredilen "sâbî" mânâlarının birinden alınmıştır. Arapça olmayıp Süryâni gibi diğer bir dilden alınmış olduğuna göre ise aslı sâbidir. Şit Aleyhisselâm'ın ikinci oğlu veya İdris Aleyhisselâm'ın oğlu olduğu iddia edilmiştir. Bu ihtilafın özetine göre anlaşılıyor ki bunlar kendilerine sâbiy demişlerdir. Arap da gerek bunlara ve gerek benzerlerine sapık veya "yıldıza tapan" mânâsına sâbiî veya sâbî demişlerdir...
Kumbh Mela dedikleri Çıplak hac eden bir Hintli 630'da Kabenin fethiyle çıplak haccı Muhammet yasakladı. Oysa Sabiler, Yahudiler, Kureyşliler içinde böyle hac edenler de vardı.
Dünya nimetlerinden olan erkekliğinden de vazgerçerek kendini kısırlaştıran bir Hindu hacı. Hz. Osman da eşi Rukiye ölünce böyle, kendini eneyip mallarını dağıtıp çilekeş olmak istemiş ama peygamber kızı Ümmü Gülsümü vererek bunu yasaklamıştır. Fethullah Gülen, Devlet Bahçeli gibi devşirme meşhurlar yanında çok sayıda tarikat şeyhi, imamı böyle çılekeş yaşarlar. Bu sadece İslam dininde yasaklanmıştır. Bu haclar esnasında her türlü cinsellik, bereketin temsili olarak yapılmaktaydı. Hindistan bunları yasalarla engellemiştir.
Hac Suresi 22;17. İman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecusîler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her şey üzerine Şehîd'dir, tanıktır."
Bu üç sureden üç ayette, Kitap Ehli olanlar dışında Sabiler, Mecusiler yani İran Zerdüştleri ile başka dinlerden doğru kimseler de sayılmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinden;
Hac 22;17- Şüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir.
Tefsiri;22;17- Şüphesiz o iman edenler, Allah'ın indirdiği apaçık âyetlerine, ve bunlara iman etmenin bir gereği olarak, Allah'ın birliği ve Hz. Muhammed'in peygamberliği gibi iman edilmesi gereken temel esaslara inananlar yahudi olanlar sabiîler (yıldıza tapanlar), (Maide, 5/69. âyetin tefsirine bkz. Ancak burada "Sabiîn" sözcüğünün, "Ba k ara sûresinde olduğu gibi, "yahudiler" ile "hıristiyanlar" sözcükleri arasında mansub olarak zikredilmiş olması, bir de mecusi ve müşriklere karşılık ayrıca kullanılması, ona burada özel bir anlam kazandırır. Bunu da gözden kaçırmamak gerekir). ve ateşe tapanlar (Allah'a) eş koşanlar, birden çok ilâh edinenler...
Bunlar kimlerdir? Ve bu nasıl bir mezhep veya dindir? "Kâmus"ta: "Sâbiûn Nûh Aleyhisselâm'ın dini üzere bulunduklarını zannederler ve kıbleleri gündüzün yarısı sırasında kuzey rüzgarının estiği yerdir" diyor. "Tehzib" de ise: "Sâbiûn bir kavimdir ki, dinleri Hıristiyan dinine benzer. Ancak kıbleleri güney rüzgarının estiği yerdir. Ve Nûh Aleyhisselâm'ın dininde olduklarını söylerler". deniliyor....
...Dinlerinin aslının, İdris veya Nuh Peygamberlerin dini olduğu da söylenmiş; esasında meleklere veya yıldızlara taptıkları ve puta tapıcılar oldukları da söylenmiştir. Anlaşılıyor ki sâbiîlik esas itibariyle Allah'dan gönderilmiş olması düşünülen ve fakat zamanın geçmesiyle felsefî ve siyasî etkiler altında birçok sapmalar ve değişmelere maruz olarak bir gizlilik veya batınîlik kazanmış eski bir mezhebdir. Ve en az bunları ilk sâbiîler ve son sâbiîler olmak üzere düşünerek, yerine göre aralarındaki müşterek ve farklı yönleri bulunabilecektir. Tarihî bakış açısından ilk sâbiîler; Hind'de ve eski Mısırlılarda, Süryânîler ve Gıldânîlerde az çok bir fark ile devam etmiş bir mezhebtir. Ve bununla beraber bu mezhebi en çok temsil edenler Süryânî ve
Gıldânîlerdir.
Eski Yunan ve Rum dinleri de bunların bir yansımasıdır. Son sâbiîler de İsrailoğulları, İran, Yunan, Roma ve diğerleri gibi çeşitli kültür ve medeniyetler altında kalmış olan Süryânî ve Gıldânî kalıntılarıdır ki, bunlardan geri kalanları el-Cezire ve Musul taraflarındaki Nabatîler olmuştur. Abbasiler devrinide Yunan eserlerini Arapça'ya terceme eden Sâbit b. Kurre gibi filozof ve mütercimler bunlardan idi. da: "Eb u'l- Hasen Sâbit b. Kurre el- Harrânî, Harran'da oturan sâbi'eden idi. Mezhebiyle ilgili vergiler, farzlar ve sünnetlere dair; ölülerin kefenlenmesi ve defnedilmesine, inançlarına, temizlik ve pisliğe dair risaleleri vardır. Oğlu Sinan b. Sâbit, Hürmüs'ün "Nevâmis"ini Arapçaya çevirmiştir. Ve deniliyor ki, "sâbiûn"un nisbeti (sâb) adır. Bu da İdris aleyhisselâmın oğlu (Tât) dır diye zikredilmiştir.
Şihâbuddin Ahmed b. Fazlullah el-Ömerî "Mesâlikü'l- Ebsâr" ında ve Ebu'l-Fidâ Tarihi'nde, Ebu'l-İsâ el-Mağribi'nin kitabında nakledildiğine göre, "Süryân ümmeti, ümmetlerin ilkidir. Ve bunların milletleri sâbiîn milletidir. Bunlar dinlerini Şit ve İdris Peygamberlerden aldıklarını söylerler. Şit'e yakıştırdıkları bir kitapları vardır, buna "Suhuf-i Şit" ( Şit'in sayfaları) derler....
Müslüman gibi namaz ve Oruç ibadetleri vardır. 30 gün oruç ile yedi vakit namazları vardır;
...Sâbiîlerin bir takım ibadetleri de vardır. Bu cümleden olarak yedi vakit namazları vardır ki beş vakti müslümanlarınkine uyar. Altıncısı kuşluk, yedincisi de gecenin tam altıncı saatindedir. Namazları niyet ve bir de başka bir şey karıştırılmamak itibariyle Müslüman namazına benzer. Rükûsuz ve secdesiz cenaze namazları da vardır. Otuz veya yirmidokuz gün oruç da tutarlar. Oruç ve fıtırlarında hilale riayet ederlerdi.
O şekilde ki fıtırlarında güneş, hamel (kuzu) burcuna girmiş bulunurdu ve gecenin son dörtte birinden güneşin kursu (yüzü) batıncaya kadar oruç tutarlardı vehamse-i mütehayyire (beş şaşkın) denilen yıldızların şerefli evlerine inişlerinde bir takım bayramları vardır. Ve hamse-i mütehayyire (beş şaşkın), Zühal (Satürn), Müşte-ri (Jupiter), Mirrih (Merih), Zühre (Venüs), Utarit (Merkür) tir.
Mekke'nin Beyti (Kâ'be)ne de hürmet ederler. Fakat Harran üzerinde bir yerleri vardır ki oraya haccederler ve Mısır ehramlarına da hürmet ederler. Ve bunların biri Şit b. Âdem'in kabri, diğer biri Uhnuh'un (İdris'in) kabri, biri de nisbet olundukları Sabi b. İdris'in kabri olduğu kanaatindedirler. Ve güneşin şeref burcuna giriş gününe hürmet ederler. İbnü Hazm demiştir ki, sâbîlerin mensub oldukları din, dinlerin en eskisi ve bir zamana kadar dünyada galip olanıdır. Nihayet birtakım dinde olmayan yeni icatlar ortaya çıkardılar ve bunun üzerine Cenâb-ı Allah bunlara Hz. İbrahim'i gönderdi". ..""
Sabilerin Sünni Müslümanlar gibi sadece rükusuz namaz kıldıklarını, hac ettiklerini Elmalılı Hamdi yazır belirtmiş. Süryani episkoposluğunun internet sitesinde de kendileri bunu çok güzel açıklamışlardır.Umre de aynı İslami şeklinde ben,zer olarak vardır.
Ve İbrahim peygamber Sabilerin peygamberidir HANİF DİN'in kurandır. Aynı metinden devam;
"İbrahim Aleyhisselâm her iki fırkayı, sözlü ve fiilî olarak kırmak suretiyle kolaylık ve müsamaha ile bir büyük millet ve büyük şeriat olan ve kıymetli din ve doğru yol bulunan "hanif"liği yerleştirdi ve yaydı. "İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi, dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi" (Âl-i İmran, 3/67); ...Fakat Peygamberimiz'in (s.a.v) şeriatini kabul etmezler, bunlar Yahudi ve Hıristiyandırlar...Ebu'l-Hasen el- Kerhî demiştir ki: İmam-ı Âzam katında kitap ehli olan Sâbiîler Mesih dinine geçmiş olan bir kavimdir ki İncil okurlar. Fakat yıldızlara tapan Sâbiîler yani Harran bölgesindekiler ne İmam-ı Âzam, ne İmameyn hiçbirinin katında kitap ehli değildirler. Ebu Bekir er-Râzi "Ahkâm-ı Kur'ân"ında bunu naklettikten sonra der ki: Şu zamanda Sâbiîler ismiyle bilinenlerde kitap ehli yoktur... "
Sina Yarımadasının Adının Etimolojisi;
SİNA YARIMADASI, SİNA DAĞI, SİNA ÇÖLÜ
Gürcü dini metinlerinde Sina Dağı
Tevrat, Sina yarımadasında, Sina Çölünde, Sina dağında indi.
Peki Sina adı nerden geliyor? İncil araştırmacıların yazdıkları kaynaklara Sina (İng-Sinai) Yahveci rahiplerin kaynaklarında Tevrat içinde kullanılmıştır. Musa’ya inen ilk beş kitapta (Deuteronomi) Horeb Dağı olarak geçmektedir.Harris, J. Rendel (1902). "Sinai, Mount". In James Hastings. A Dictionary of the Bible.
Joseph Jacobs ile M. Seligson’un birlikte yazdıkları Jewish Encyclopedia (Yahudi Ansiklopedisinde yazdıklarına göre Horeb, “kızgın/sıcak” anlamına gelir ve güneşe atıf yapar. Sina adı da Sümer’in ay tanrısı Sin’in adından üretilmiştir. Böylece Sişna ve Horeb tercihen Ay’ın ve Güneşin dağları olmuştur. Joseph Jacobs; M. Seligsohn; Wilhelm Bacher."Mount Horeb". Jewish Encyclopedia.--
;; D. M. G. Stalker (1963). "Exodus". In Matthew Black and H. H. Rowley. Peake's Commentary on the Bible (second ed.). Thomas Nelson. pp. section 178c.
Amerikalı arkeolog, dil bilimci, Tevrat uzmanı, Tevrat tercümanı, Ohio Üniversitesi akademisyenlerinden William Foxwell Albright (1891-1971) 1957 yılında yazdığı “Taş Devrinden Hristiyanlığa/ From th Stoneage to Christianity” adlı kitabında şöyle der;
…Onun Ay Tanrısı olarak şekillendirildiğini bize açıklamak için hiçbir şey gerekmiyor. Filistin’in Sami göçerleri veya Kenanilerin Sin adını tanrılarında kullandıklarına dair işaretler olmasa bile, Sina adının Sümerin Zen (eskisi Su-en), Akadça da Sinden alındığı tartışılamayacak kadar açıktır, (Nannar şeklinde) Ur’da, Harran’da ay-tanrısı olarak ibadet edilmiştir.
Sina adının Sin adı ile ilgili Sina çöl düzlüğü olan bir yer adı olmasının yanında Suriye’de Kenanlıların bir şehri ile Mısır’ın kuzey doğu deltasında benzer “Seneh” (Aramice Sanya) adıyla alakalı bölgenin adıdır. Burası da Musa’ya tanrısı Yaweh’in”yanan çalı” şeklinde göründüğü yerdir.
Yahudi dini metinlerinden Sina adı İbranice Sin-ah (düşmanlık, kin, nefret) adından üretilmedir. Yahudilerin tanrıdan sözler alanlar olmaları yüzünden öteki milletlerin onlardan kıskanmaksızın nefret etmeleri anlamına gelmektedir. (Breslov- Judaism with Heart,)http://www.breslov.org/land/land_49.html
Sin,Nanna (Sümer Şeş-ki, Nannar)-Suin;Mezopotamya mitolojisinde Ay tanrısıdır.
Sümer tanrısı Enlil ile Ninlil’in oğlu olan Nanna Semitik Araplarda Sin olarak anılmıştır. Kuzeyde Harran’da, Mezopotamya’nın güneyinde Ur’da İ.Ö.2100’lere ait bir silindir mühürde Nanna-Sin’e oturarak ibadet(Namaz) eden iki başkan yüksek rahip resmedilmiştir.
Nanna’nın gerçek anlamı henüz çözülememiştir. Ur ve Uruk’ta bulunan bir heceleme metninde LAK-NA ifadesine rastlanılmış, “NA”nın sesi tamamlamak için kullanılan bir ek olduğu sanılmıştır. “LAK- UNUG- URİM- Kİ” ulamalarından LAK (Nanna), UNUG(İkamet), Lak (erkek kardeş anlamında düşen tonda söylenir.) SES sesli okunuşta NA-AN-NA olarak söylenir. Teknik terimde “hilal ay” demektir ve tanrı Dü Şakar’ı işaret eder. Ondan sonraki heceleme NANNA şeklindedir.
Bu çözümlemeden yola çıkarak “LAK-UNUG-URİM-Kİ” kelime dizisini “Erkek kardeş Nanna’nın Evi” olarak çevirebiliriz.
Semitiklerin tanrısı Su’en/Sin Sümer’in NANNA’sından farklı olsa da Akad imparatorluğu döneminde ortaya çıkan ayırımcılık dönemlerinde bu şekilde tanımlanmıştır. Asur dilindeki “NANNA-ar Suen” kelimelerinin Akadça okunuşu “na-an-na-ru” dur ve ay tanrısının lakabı olan “ilahi ışıkla aydınlatan-nur ve lamba” ile eş anlamlıdır. Asur’un ay tanrısının adı çoğunlukla EN-ZU (Anzu/Anka/Tavus-Şeytan)olarak okunur ve numarası da “30”otuz’dur.
En-zu veya An-zu Everenin yaratılışında var olan ve bütün mitolojilerde bulunan Türklerde de “Zümrüt-ü Anka kuşu” olarak bilinen kuşun da adıdır. Sümer tanrılarının bu kuşlar savaşları da kil tabletlerde
resmedilmiştir.
En-zu,”Aklın Tanrısı” demektir. İ.Ö.2600-2400’lerde Fırat vadisinin geniş alanlarında Sin tanrılar panteonunun en başında yer almıştır.
Bu panteonda Sin “tanrıların babası”, ”tanrıların başı”, ”bütün şeylerin yaratıcısı” adlarıyla anılmıştır. Akıl, yıldız biliminden yıldız falcılığına kadar her şeyde ay tanrısı ile kişileştirilmiş, ayın evrelerinin gözlenmesinde de kullanılmıştır.
Sin’in eşi, Utu/Samaş’ı (Güneş) ve İnanna /İştar’ı (Venüs) doğuran Ningal (Büyük hanım)’dı. “Teslis (üçleme” meyli yüzünden evrenin kurulması Sin/Nanna ve çocuklarından ibaretti.
Sin’in lapis lazuliden sakalı vardı ve kanatlı bir boğaya biniyordu. Üç ayaklı lamba kaidesinde hilal ay boyunca uzanan boğa, babası Enlil’inde (cennetin boğası) olduğu gibi remzlerinden birisiydi.
Önemli bir Sümer metninde (Enlil ve Ninlil) çocuklarına Enlil ve Ninlil’in düşüşlerini anlatırken Ninlil’in yeraltında Nanna/Suen’e hamile kaldığını anlatırlar. Orada Nanna/Suen’e üç şart koşulur. Aynen İnanna’nın düşüşünde olduğu gibi.
Nanna’nın en büyük tapınağı Ur’dadır ve adı da “E-giş-şir-gal”dir ve “Büyük ışığın evi” demektir. Sin’in Harran’da da bir tapınağı vardır ve adı da “E-kul-kul-Zevklerin evi’dir”. Ay tanrısı kültü buralardan Babil’in, Asur’un geniş şehirlerine yayıldığına dair tapınaklar bulunmuştur.
Kur’an’ın 52’nci suresi “Tur” Suresidir ve “Dağ” demektir. Sina yarımadasındaki Tur-u Sina (Sin’in Dağı) demektir. Musa’nın kavminin kırk yıl dolaştırıldığı çöl de “Sin’in Çölü” demektir. Kur’an 52. Tur Suresine, Tevrat’ta geçen peygamber Musa’ya gösterilen mucizeleri de kasten bu dağa yeminle başlar. İşte ilk ayeti;
52:1. “Yemin olsun Tûra,”(Dağa)
Yine Kur’an’ın 95’nci suresi olan Tin Suresi (İncir Metni) ikinci ayeti de “Tur’a yemin eder;
95 – Tin (İncir)
1. Yemin olsun incire, zeytine,
2. Tûr-i Sîna'ya,” (Sin’in Dağına)
Bakara Suresi 2;63- Hani bir zamanlar sizden mîsak (sağlam bir söz) almıştık, Tur'u üstünüze kaldırıp demiştik ki; size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayın, gerek ki, korunursunuz."
Tefsir 2;63-Burada İsrailoğulları'nın Hz. Musa devrinde millî varlıklarının ilk teşekkülüne ve dinî geleneklerinin tarihî akışına ait bazı ihtarlar vardır.
Tûr: Arapça'da genel olarak "dağ" mânâsına gelir. Süryanî dilinde dahi böyle olduğu zikrolunuyor. Bazıları da bitki örtüsüyle kaplı olan dağ demek olduğunu söylemişler. Tûr-i Sîna da Hz. Musa'nın vahye mazhar olduğu dağın özel ismidir. Buradaki Tûr her üç mânâ ile tefsir edilmiş ise de burada açık olan ahit ve misaktır ki, o da Tûr-i Sina'dır. İsrailoğulları'ndan söz konusu mîsak alındığı zaman, onların, o dağın dibinde bulundukları söyleniyor. Bununla ilgili olarak başka rivayetlere de yer veriliyor. Bununla beraber bu mîsak ile ta başlangıçta Mısır'da İsrailoğulları'nın Hz. Musa'ya biatlarını anlamak da mümkündür."
Kısaca, Sina yarımadasında, Sina çölünde Sina dağında Musa'ya ilk On Emir verilmiştir. İslami yorumunu okuduk.
Kur’an’ın 56’ncı Suresi “Ya Sin”, “Ey Sin, Selam Sin” demektir. Elmalılı Hamdi Yazır "Ya=Ey" Arapçadan dilimize geçmiş haliyle "Elam" olarak açıklamaktadır ve de kolay anlaşılmakta olan bu ifadeyi “Selam Sin” diye açıkladıktan sonra, “İnsan” anlamına geldiğine dair İslâm tefsircilerinden alıntı da yapmıştır.
36 - Yasin
1. “Yâ, Sîn.” (Ey Sin)
Kuran Tur Suresi
52-TUR:
Andolsun o Tûr'a. Yani Hz. Musa'nın, Allah'ın sözünü işittiği Tûr-ı Sînâ dağına. Müfessir Beydâvî diyor ki: "Tûr, Süryânice'de dağ mânâsınadır. Ayrıca madde âleminden mânâ âlemine veya gayb âleminden müşâhede (görünenler) âlemine uçan şey anlamını da ifade etmektedir."
Kur'an "TUR=DAĞ" adını bile Süryanilerin Arami dilinden almıştır. Burasının "Sin Dağı" olduğuna dair Tevrat kayıtlarına da bakalım;
Tevrat'ta da Sina dağına varışı anlatan ayet vardır;
MISIRDAN ÇIKIŞ BÖLÜM 16
Çık.16: 1 Bütün İsrail topluluğu Elim'den ayrıldı. Mısır'dan çıktıktan sonra ikinci ayın* on beşinci günü Elim ile Sina arasındaki Sin Çölü'ne vardılar.Aynı ayetin İngilizcesinde de "Sin Çölü" ifadesini okuyoruz;
Exodus 16;1 The whole Israelite community set out from Elim and came to the Desert of Sin, which is between Elim and Sinai, on the fifteenth day of the second month after they had come out of Egypt."
Ginza d Rabba kitabının 494,140,142. bölümünde GÜNEŞ VE AY'a verilen görevler anlatılır. Bu dinlerde bütün gök cisimleri hem oldukları gibidir hem de insan şeklinde yaşar ve ölürler. Bu şekilde algılamak gerekir. Kur'an Necm suresi 19,20,21,22.ayetlerde geçen El Lat da Hicaz Araplarının güneş tanrıçasıydı.
Sin Sabilerin SİN MEZHEBİNİN tanrısıdır ve şeytan ibadetidir.
Sin, ay kayığındayken Karanlığın da Kralıdır. O (Melka d Uşuka) olduğunda insanları ve dünyevi varlıkları kötüye, karanlığa doğru çeker. O,geceyi gündüzü, karanlığı, aydınlığı tanrılara hizmet etmeleri için yaratmasına rağmen bunu yapar çünkü yapmalıdır. Ona, görünen ve görünemeyen çok sayıda adları olan bütün yaşayan varlıkların yaşadıkları dünyaların yaratıcısı Büyüklüğün Tanrısı tarafından bu emredildi.
Aydaki Işığın Melki’si (Melik-Bey-Tanrı) Sin’i ve Karanlığın Kralını engelleyerek insanların çocuklarını sersemletir. Bu iki etki altında olduklarında insanlar bir iş yapmak istemezler, dirençleri kaybolur. Ama düzgün bir imana sahip olan Melka d Uşuka kendisini iyi yönetir ve insanlara zarar vermez. Bir insan imanının doğruluğundan Melki ve Şems ile görüşebileceğinden şüphe etmemelidir. Asla “Onların olduklarına inanmıyorum ve korkuyorum!” dememelidir. “Onlar vardır!” demelidir.
Bir insan “Tanrı ve ruhlar yoktur!” derse, başlangıçta Karanlığın Kralı ve ona zararlı olanlarla oturur."
Sabilerin din kitabından bu kadar tanım yeterlidir. Kısaca Sin, "emir alan orta dereceli" bir tanrıdır. Sabilerde.
Güneşe de düşen görev ilginçtir;
Cinze Rabba 494;
Şems’e (Güneş tanrısı) de bütün dünyaları ahmaklığa düşürüp aldatma görevi verildi. Ay Tanrısı Sin’e, üretilen bütün kusurlardan “kusur bulaştırma” görevi verildi.
GRRp. 140)
Manda d- Hay’a güneşi cezalandırıyor;
“Şemsi, cinsel organlarından tuttum ve onu kadın gibi yaptım”
GRR 142
Sin yaratılıyor;Ahzi mezhebi yaratıldığında bütün dünya onu, her yerde çirkin bir görünümde olduğundan Sin diye çağırdı.
1071; Agzi-İl Sin’in adıdır (Ay Tanrısı (MD p. 5)
Sin mezhebi yaratıldı, bütün acılar, hastalıklar ondan yayıldı.
GRR Sayfa. 143
Bunlar büyü ve büyücülükle uğraştılar, kalpleri büktüler, dünyaya tökezletecek engeller koydular.Bunların konuşmalarını kim dinlerse dünyanın sonuna düşecektir."
( Açıklama-Büyü ile uğraşan sadece Sabiler değildir. Yahudiler "KABALA" denilen alfabe harflerine sayısal, insan,hayvan şekilleri vererek bunları büyüde, muskada daha bir çok işte kullanırlar. Bunu yapan Müslümanlar da vardır bu işte kullandıkları alfabeye de aynı olmasına rağmen "EBCED ALFABESİ" derler.Tevrat ve Kuranda tamamen yasak olmasına rağmen yapılmaktadır. Fal ve muska düşkünlüğü olmayan benim gibi kaç kişi var bilmiyorum.
Her farklı alfabe kullanan milletin dininde vardır.Yahudilerin Mısır’dan Sina yarımadasına sürülmeleri, Tevrat’ın Sina yarımadasında Tur-u Sina’da (Tur Dağında-Siyon’da) indirilmesi Sabilerin iddialarını doğrulamaktadır. Tevrat’ın tanrısı Yahweh’in Filistin-Ürdün bölgesi Sabilerinin cüce şeytan tanrısı olması, Kur’anda İbrahim’in babasının adının Azer olması, Azer’in de beş İran cüce şeytanından biri olması ile Tevrat’taki Yerah olan adının da gene Filistin bölgesinde cüce tanrıya karşılık gelmesi tesadüf değildir. Bu konuda bu blogda “İslam Öncesi Arap Tanrıları” adlı yazımda bu konuda geniş bilgi bulabilirsiniz. İran konusu kısmen verilmiştir. A.Yavuz)
Buraya kadar Sina yarımadasında, Sina çölünde Sina dağında Tevrat'ın, İncil'in Kur’an’ın tanrısı Allah’ın İslam öncesi aynı zamanda “Sin” olduğuna şüphe kalmadığını belirtelim. Ama bazı Müslüman kardeşlerim buna fena halde içerlediklerinden İslamiyetten yüzyıllar önce yazılmış, Kumran papirüslerinde bulunmuş en eski Sabi Kıpti Hristiyanlarının, Ay Tanrısı Sin'in "cennetten kovduğu düşmüş şeytan Er Ruha'nın "Sin'e ALLAH'IM, BABAM" diyerek yakarısını okuyalım.
AY TANRISINA TAPINAN SABİ DİNİNE İNANAN FİLİSTİN KIPTİLERİNDE İNANNA AŞAĞILANMIŞ DİŞİ ŞEYTANDI VE ALLAH’IN KIZIYDI.
“Universite des ciences Humaines de Strasbourg” Strasbourg Üniversitesi İnsan Bilimleri, Din ve Tarih Araştırmaları bölümünden Fransız yazar Jacques E. Menard’ın internette yayınlanan “Les Textes de Nag Hammadi” Nag Hammadi Metinleri adlı kitabının 102. sayfasında Sabilerin ve Sabilikten etkilenen Kenan/Filistin, Lübnan bölgesi ve İsa’nın memleketi Nasıra Yahudilerinin dini inançlarında “Tapınak Fahişeliği kültü” hakkında şu tespitlerini Türkçemize çevirdim;
Mandeanların (Harran Irak Sabileri) Kutsal Dua Kitaplarında yaşamın açıklanmasına Ruha’ nın, kendisini cennetten kovan babası Allah’a tepkisini okuyoruz;
Bereket tanrıçası İştar- Aşera veya Ruha
Allah’ım, beni uzaklara neden sürdün
Beni mahrum ettin ve yeryüzünün derinliklerine bıraktın
Ve karanlığın en alt karanlığına
Oraya çıkmaya gücüm olmasın diye?
Fransız yazar Jacques E. Menard, bu dua metninin İsa’nın doğduğu ve yaşadığı yıllarda yani Miladi “sıfır” yıllarında Filistin Kıptilerince yazıldığını tespit ettiklerini ancak dua metninin kökeninin birkaç bin yıl öncesine ait olabileceğini belirtmektedir. Irak, Filistin ve Harran Sabilerinin İbrahim peygamberden önce yani M.Ö. 2.000’lerden önce “La ilahe illallah (Allah’tan başka tanrı yoktur.)” dedikleri tespit edilmiştir. Zerdüştlerinde İsa peygamberden en az 600 yıl İran’lı tarihçilere bakılırsa 16.000 yıl önce “Ahura Mazda’dan başka tanrı yoktur” dedikleri yazılmaktadır.
Yukarıdaki dua metnine bakıldığında “Kutsal Ruh/Şeytan”, Baba “Allah” adlarına bakıldığında; “Kutsal Ruh, Baba ve İsa/kuzu” üçlemesi ile İsa’nın teslisinin de kaynağı açıkça görünmektedir.
*Not=Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde ve diğer Osmanlı kaynaklarında Urfa adı geçmez. Urfa yerine Ruha veya Roha Sancağı adı geçmektedir. Ahmet Nezihi Turan tarafından Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkan “XVI.Yüzyılda RUHA (Urfa) Sancağı” adlı kitaba baktığınızda Urfa’nın Sabilerin merkezlerinden birisi olduğunu ve okuduğunuz kaynağın boş olmadığını göreceksiniz! Bu delil sayesinde Sabilerin şeytanının babasının da “Allah (El Lah) olduğunu öğrenmiş oldunuz! http://e-magaza.ttk.org.tr/switch.php?file=ProductInfo&cat_id=82&product_id=3329
14 Nisan İran Mitra'sının da doğum günüdür. Seks bayramı olarak kutlanır. Tablonun sol üste At'la ilişkiye bak.
Er Ruha Kur’an’da 97’nci Sure olan Kadir suresinde, Kadir Gecesinin faziletleri anlatılırken şöyle geçer. Bu ayette geçen “Ruh/Er Ruh” bağımsız olarak geçtiğinden bunun Ruh/Ruha olduğuna şüphe yoktur.
97 – Kadir Suresi;
97:4. “Melekler ve Rûh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner!” (Bu yazıdaki ayetlerin Türkçeleri, Yaşar Nuri Öztürk- Kur’an Meali’nden alınmıştır.)
Görüldüğü gibi ifade tartışılmayacak kadar açıktır. Ruh’un da öteki meleklerle birlikte “Rablerinin izniyle” indikleri ifadesi de Sabilerin kitabına uygundur.
Çünkü “Er Ruha” ya da “Ruh” en üstün tanrı değildir ve ondan büyük babası Sin/Allah vardır.
Sin’in sembol hayvanı söylenildiği gibi “Öküz” yani ineğin boğası değil, karanlığı andıran siyah derisi ve kıllarıyla ineğin vahşi türü olan Manda’dır. Bütün Arami ve Sabi araştırmacıları bu hayvanın Manda olduğundan şüpheleri yoktur.
M.Ö. 3.000 Ur ve Filistin'de bulunan bronz Manda/Sin heykeli
Bu yüzden Harran ve Irak Sabileri için kullanılan “Mandeizm” kelimesini aynen Türkçeye daha uygun haliyle “Mandacılık” olarak çevirmekte bir sakınca yoktur.
Kitabın adının ilk kısmı “Gin” Türkçe “Cin” okunur ve Cin demektir”. İkinci eki olan “ZA” ise, Sümer’de Sin’in adının ilk hali olan “Suen” in “Zuen” şeklinde telaffuzunun kısaltılmışı olan “Zu” dur ve Sin olduğundan şüphe olmayan “Enzu” şeytan kuşunun adıdır.
Enzu ya da Suen veya Sin gök tanrısı Enlil’in oğludur. Onun Eridu’daki sarayındaki odasına teklifsiz girer. Babasının yıkanmak için havuza girdiğinde onun kader tabletlerini çalar ve çok yüksek dağlara kaçar. Sonunda tanrılardan Ninurta onun gemisini vurur ve kader tabletlerini alıp Enlil’e teslim eder. Sin de yeraltına gönderilir. (Tevrat’ın gökten düşmüş, kovulmuş şeytan miti)
Sabiler işte bu Sin’in, ya da Enzu-Şeytan Kuşu babasının kader tabletlerini çalıp okuduğu için bilgedir. Bu yüzden ona “Bilge Tanrı” derler.
Kızı İnanna’da babasının yolundadır. O da amcası Enki’nin hatta babası Sin’in de tabletlerini çalar. O da kovulur. Onun da Nag Hammadi metinlerinde babası Allah’a af edilmesi için yakarışlarını okuduk.
Ba'alallah'ın kızı karısı güneş tanrıçası Aşera
Onun kızı olan İnanna, Babil’de İştar, Filistin’de Astarte, Greklerde Afrodit, İran’da Anahita/Anita, Mısır’da İsis’e Urfa-Mardin’deki ve Irak’taki Sabiler “Er Ruha/Er Roha”, Yemen’de Er Ruda, Kâbe’de El Uzza adıyla tapınırlar.
Âdem’i ve Hava’yı yaratanın bu olduğunu iddia ederler, onu yüceltirler.
Irak ve İran Sabileri olan Şubba’ların kutsal kitabının son kelimesi “Rba/Rabba” ise “Öğretmen/Sahip” demektir. Grek İncil’inin Allah’ı İsa’nın genel adı İncil’de “Rab/Öğretmen Tanrı” olarak çevrilir.
Kur’an’ın Allah’ı da “Rabbülalemin” değil midir? Yani “Âlemlerin Rabbi”, “Dünyaların Öğretmeni/Sahibi” değil midir?
Kur’an’ın ilk inen Suresi olan ama günümüze ulaşan düzenlenmiş haliyle 96’ncı Suresi, “İkra/ Oku” ile başladığından “ İkra Suresi” adıyla da bilinen Alak Suresidir. Bu sure de şöyle başlar;
Böylece Sabilerin Sin’i, Yahudilerin Yahve’si, İncil’in Rab Tanrı’sı ile Kur’an’ın Allah’ı aynı “öğretmen/sahip” tanrıdır (İsa konusu farklı).
Böylece kutsal kitap Ginza d Rba adını “Öğretmen Za Cini” ya da “Her Şeyin Sahibi Za Cin’i” olarak çevirmek mümkündür. Örnek olarak Sabilik dininin farklı bir mezhebinden olan Macarların güzellik kraliçesi ve sonradan Amerika’nın ünlü sinema yıldızı olan ülkemizde de bilinen Zaza Gabor’un adı “Zaza” bu cini tanımlamaktadır.
Peki, ülkemizde doğu Anadolu dağlarının göçer kavimleri olan Zaza’lara ne demeli?
Sabilerde okuryazarlık dinden çıkmak demektir. Bir Sabi, ancak tapınağa doğduğu tarihten itibaren “ailesinin ilk doğan çocuğu olmak şartıyla” adanmış olması ve tapınakta yetiştirilmesi, eğitilmesi, okuryazarlığı yapılan ayinlerle çağrılan tanrıçaları Ruha’dan, öğrenmesi gerekir.
Okumayı öğrenerek 12 yaşında “Soferim/Okuyucu” olurlar. Peygamber Muhammet’in “Ümmi/Cahil/ Okuryazar olmamasının nedeni de Sabi oluşudur.
İlk doğanlardan tapınağa bağışlanmış çocuklardan birçok aday bu aşamayı geçemez. Ruh’tan yazı yazmayı öğrenenler ise yükselerek rahip olurlar ve “Yazata/Yazıcı” adını alırlar. Beyaz elbiseler giyerler.
Güneydoğu Anadolu bölgesindeki okul yakma ve öğretmen öldürme olaylarının arkasında halkın bu inancı yatmaktadır.
Sabilerin Sarık/Hale ve Cübbe Suresi;
Şimdi Sabilerin “Beyaz cübbe” ve “Sarık” giymelerinin gerekçesi olan, Hıristiyanlığa, İsa, Meryem ve havarilerin başındaki çember ışık olarak gösterilen “Hale” geleneğinin gerekçesi olan ayeti okuyalım;
Bu kitaba Sabiler dahi yaklaşamazlar. Sadece Okuyucular ve rahipler boy aptesi aldıktan sonra yaklaşabilirler. Piyasada bulmak zordur. Çünkü basımı dağıtımı yoktur. İngiliz araştırmacı Leydi E.Stefania Drower, on beş yıl yaşadığı Irak ve Harran Sabileri arasında yaptığı çalışmalarda Sabiler hakkında kitap yazmıştır. Ülkesine döndükten sonra yani, Birinci Dünya Savaşından iki yıl sonra Irak’lı Sabi bir gümüşçüden (gümüş ustası) bu kitaba ait 200 sayfalık bir el yazmasını elde etmiş ve bunu İngilizce diline çevirerek Hollanda’nın Leiden şehrinde bastırmıştır. Kitabın orijinal adı “Canonical Prayerbook of the Mandaeans, Leiden: 1959.” şeklindedir. Ben de İnternet’te bularak Türkçeye çevirdim.
Tevrat'ın Hezekyel peygamberi, Allah, meleği ve çarkı felek haleler içinde.
“Ginza d Rba
Konu 1
Yaşam Bilgisinin adıyla ve Yaşamın adıyla (Manda d Hayya) ve ışından, ışıktan ve nurdan ve sulardan önce var olanın, sesiyle sözleri söyleyen, bağıran varlığın adıyla!
Sesinin varlığıyla sözleri üzüm bağlarını yaratan ve büyüten, yükseklerde İlk Yaşamı kurandır.
Ve O konuştu ve dedi, “ İlk Yaşam İkinci Yaşamdan altı bin çoklu yıl öncedir ve İkinci Yaşam Üçüncü Yaşamdan altı bin çoklu yıl öncedir ve Üçüncü Yaşam her Üstra’dan birçok altı bin yıldan daha eskidir. Her Üstra, bütün yeryüzünden ve Yedi Tanrının Evinden yedi yüz yetmiş bin çoklu yıldan daha yaşlıdır. O sonsuzluğu olandır.
(Evren Yaratılış Efsanesi)
O zamanlarda katı toprak yeryüzü, karanlık sularda yaşayanlar yoktu. Ondan, şu karanlık sulardan kötü şekillendi ve ortaya çıktı, Bir olandan binlerce bilinmeyen, kendi bilinmezliklerinden çok çok gezegenler oldu.
Yediler (İlk yedi gök cismi) bana kızgındılar, hakaret ettiler ve dediler; “İnsan yola çıktı ve bize doğru geliyor ve başının üstün de bir hale (ışık çemberi) yok. Sonra yüzümü beni yaratan Büyüklüğün göksel tanrısı olan yaratıcıma döndüm ve ona dedim; “Selam, beni yaratan yaratıcım, (Ey) Büyüklüğün Yüce Tanrısı! Ben yolumda giderken Yediler bana kızdılar ve dediler. Giden adam, başında hale olmaksızın bize doğru geliyor!”
İsa'nın 12 Havarisi-Öğrencisi Haleleriyle
Sonra Yüce Yaratılışın Tanrısı nurdan bir hale çıkardı, ışığı ve nuru başıma koydu. Doğruluğunun ve ululuğunun eli olan sağ elini üzerime koydu ve bana dedi; “ Sam Güfa ve Sam Güfa’dan Sam Pira- Hiwara’nın benzerliğinde üzerinde kalacak olan şey, inanan ve kutsal varlıklar için sonsuz ikamette ve Işığın evinde ışık yayacak parlayacaktır.
Ve Manda d Hayya, yiğit Utra düşündü, açıkladı ve dedi, “ İnanan ve haklı olan her Nasıralı uykudan kalkışında, galibiyetin, şöhretin, büyük nurun parlamasını temsil eden beyaz bir sarık giyecek ve ezberinden bu duayı okuyacaktır.
Ve sonra başının etrafında onu bükerek duayı gizlice okudu. Onun duası Göksel Babasın evinde olacaktır. Ona ait olan bütün insanlar varlığına boyun eğecekler (İslam), her çile çeken veya tahrik edilip kızmış olanlar korkularından titreyecekler ve dizleri birbirine vuracaktır. Benim için, Mahnus’un oğlu Âdem Yuhanna sadakatle bu duayı okudu, ”Bütün sözlerimde arınmış olacağım ve günahlar bağışlanıcı olacaktır.” Ve Yaşam (Hay/Allah) galiptir!””
(Bu sarık duasıdır.)
Kutsal kitabın ayetlerinin başlangıcından bitişine kullanılan ifadeler Kur’an ayetlerine ne kadar benzemektedir değil mi?
M.Ö.4000. Mısır Bereket tanrısı Min
Hindistan Kujarat'da Cn dini (Jain) tapınak duvarında eşcinsel ilişkiye giren tanrılar ile bizden olan insanlar (ayaklarının dibine bak) Tapınak Fahişe Kültü/Bereket sembolü.
Hindu dininde cinsel organ biçimle cennet ağacı ve çift cinsiyetli tanrılar, insanlar vampir Tanrı Şiva'nın önünde. Bedava beslemiyor. İşi biteni tanrı ve melekler yiyorlar. Bu yüzden yaşlı yok :)
Roma Mitracılığı Tapınak Fahişeliği dini bereket ayininde Keçi Tanrı Pan'ın Keçi ile cinsel ilişkisi-Napoli-İtalya
Yukarıdaki resimde gördüğünüz Grek Yunan Teke Tanrısı Pan, Tevrat ayetinde Danyal peygamberin rüyasında Büyük İskenderin temsili olarak karşımıza çıkıyor. Aynı çağlarda Mısır ve Arap yarımadasında TEKE TANRI İBADETİnin yaygın olduğunu Yunanlı tarihçi Herodot yazmaktadır.
Şimdi,adı Kuranda da geçen Danyal Peygamberin gördüğü rüyayı okuyalım ve bu Pan şeytanının ne olduğunu kavrayalım;
Koç ve Tekeyle İlgili Görüm
BÖLÜM 8
Dan.8: 1 Kral Belşassar'ın krallığının üçüncü yılında, ben Danieldaha önce gördüğüm görümden başka bir görüm gördüm.
Dan.8: 2 Görümde kendimi Elam İli'ndeki Sus Kalesi'nde, UlayKanalı'nın yanında gördüm.
Dan.8: 3 Gözlerimi kaldırıp bakınca kanal kıyısında duran bir koçgördüm; iki uzun boynuzu vardı. Boynuzlardan daha geç çıkanıöbüründen daha uzundu.
Dan.8: 4 Koçun batıya, kuzeye, güneye doğru boynuz attığını gördüm.Hiçbir hayvan ona karşı koyamıyor, kimse onun elindenkurtaramıyordu. Koç dilediği gibi davrandı ve gitgide güçlendi.
Dan.8: 5 Ben bu olayı düşünürken, batıdan ansızın gözleri arasındaçarpıcı bir boynuzu olan bir teke geldi. Yere basmadan bütün dünyayı aştı.
Dan.8: 6 Güç ve öfkeyle, kanalın yanında durduğunu gördüğüm ikiboynuzlu koça doğru koştu.
Dan.8: 7 Öfkeyle saldırdığını, koça vurup boynuzlarını kırdığınıgördüm. Koçun tekeye karşı duracak gücü yoktu; teke koçu yerevurup çiğnedi. Koçu onun elinden kurtaracak kimse yoktu.
Dan.8: 8 Teke çok güçlendi, ama en güçlü olduğu sırada büyük boynuzu kırıldı. Kırılan boynuzun yerine, göğün dört rüzgarına doğru çarpıcı dört boynuz çıktı.
Dan.8: 9 Bu boynuzların birinden başka bir küçük boynuz çıktı;güneye, doğuya ve Güzel Ülke'ye*fı* doğru yayılarak çok güçlendi.D Not 8:9 "Güzel Ülke": "İsrail ülkesi".
Dan.8: 10 Göklerin ordusuna erişinceye dek büyüdü. Gökteki ordudanve yıldızlardan bazılarını yeryüzüne düşürdü, ayakları altına alıp çiğnedi.
Dan.8: 11 Kendisini Gök Ordusu'nun Önderi'ne*fi* kadar yükseltti.Tanrı'ya sunulan günlük sunu kaldırıldı, tapınak terk edildi.D Not 8:11 "Gök Ordusu'nun Önderi": "Tanrı".
Dan.8: 12 Başkaldırı yüzünden günlük sunuya karşı çıkıldı. Gerçekayak altında çiğnendi. Küçük boynuz yaptığı her şeyde başarılı oldu.
Tevratta geçen TEKE ŞEYTAN EZAZİL. YEZİDİ KÜRT DİN KİTABI MUSHAFI REŞTE ALLAH DERLER.
Şimdi AZAZEL veya Yezidi kitabındaki EZAZİL ayetlewrini iki kitaptan okuyalım;
Ezidiler ve diğer Çöl Araplarının “Azazel” adlı “Teke/Keçi” tanrılara tapındığını, M.Ö.VI.yy.da yani günümüzden “2.600” yıl, Hz. Muhammet’ten”1100” yıl kadar önce, Üzeyir peygamber, (Katip Ezra) tarafından yazılmış Tevrat’ın Levililer kitabında görüyoruz;
Lev.16: 10 Azazel'e düşen tekeyi ise halkın günahlarını bağışlatmak için canlı olarak RAB'be sunacak. Onu çöle salıp Azazel'e gönderecek.
Lev.17: 7 İsrail halkı taptığı teke ilahlara artık kurban kesmeyecek. Bu yasa kuşaklar boyunca geçerli olacak.
D Not 17:7 "Teke ilahlar" ya da "Teke görünümlü cinler."
Okuduğunuz ayetlerin kitabı Tevrat’ta “Teke Tanrı” ya tapınma kesindir.
Hica Mecusiliği/Yezidiliğinden, Emevi Halifelerinden Mervan’ın soyundan Şeyh Adi tarafından üretilen Kürt Yezidilik dininde de tanrı bu “TEKE TANRI AZAZEL” dir ve adı “Azazil ve Tavus” olarak geçmektedir;
“İlk gün, yani pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan Ta'us Melek (Tavuskuşu Melek) 'tir.” Kitapları Mushafı Reş’in ayeti böyle demektedir. Aşağıda da okuyacağız.
İslam öncesi Kâbe’nin Hubel putu yani Allah da “Kadın memeleri olan keçi başlı bir tanrıydı.” Anadolu Rumları buna “Bafomet” adıyla tapınıyorlardı. Paflagonya, Bafra, Bafa Gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alırlar. Bunlar, namaz, oruç, kurban her şeyi günümüz Müslümanları gibi yapıyorlardı.
Bazılar iki, üç, bazıları beş vakit namaz kılıyorlardı.Günümüz Yezidi Kürtleri işte bu tanrıya yani Keçi Şeytan Azazel’e tapındıklarını kitaplarıyla ifade ediyorlar. Hem de , Yahudiler, Hristiyanlar ile Müslümanların tanrılarına “küfür ettiklerini” de belirtiyorlar. Burada biraz düşmanlık yok mu sizce?
Yezidi (Şeytani) Kürtlerin Kutsal Kitabı;
MUSHAF-I REŞ (KARA KİTAP)
Başlangıçta Tanrı, kendi yüce özünden Beyaz İnci'yi yarattı ve bir kuş yarattı ki adı Angar’dı. Ve İnci'yi onun sırtına koydu, ve orada kırk bin yıl oturdu.
İlk gün, yani pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan Ta'us Melek (Tavuskuşu Melek) 'tir.
Melek Taus veya Bafomet veya Azazel
Pazartesi günü Tanrı, Darda'il adlı meleği yarattı, ki o, Şeyh Hasan'dır.
Salı günü, İsrafil'i yarattı ki, Şeyh Şems'tir (Şemseddin) .
Çarşamba günü, Cebrail adlı meleği yarattı; o da Abu Bekr'dir.
Perşembe günü, Azra’ili yarattı ki, Secaeddin'dir.
Cuma günü, Şemna’il adlı meleği yarattı; o da Nasir'ed-Dindir.
Cumartesi günü, Nura’il adlı meleği yarattı, ki o [.Yedin-Fahr-ed-din’dir.] .
Ve, Melek Ta'us (Melek Tavus)'u onların başkanı yaptı.
Ondan sonra Tanrı, yedi göğü, yeryüzünü, ve güneşi ve ayı yarattı Fakat,Fahreddin İnsanı, kuşları ve canavarları ve tüm hayvanları yarattı.
Ve onları kumaştan elbisesinin cebine yerleştirdi, ve meleklerin eşlik ettiği İnci'nin üzerinden çıktı.Sonra yüksek sesle İnci'ye doğru haykırdı, bunun üzerine o da düşüp dört parçaya ayrıldı, içinden su fışkırdı ve okyanus oldu. Dünya yuvarlaktı ve bölünmemişti. Sonra Tanrı, bir kuş biçiminde Cebrail'i yarattı, ve evrenin dört bucağının yönetimini ona emanet etti.
Sonra bir tekne yarattı ve onun içinde otuz bin yıl kaldı, ondan sonra Laleş'e geldi ve orada oturdu. Dünyanın içinde haykırdı, ve deniz katılaştı ve kara ortaya çıktı ama sallanmaya başladı.
Bu esnada Cebrail'e, Beyaz İnci'nin iki parçasını getirmesini buyurdu, parçalardan birini yeryüzünün altına yerleştirdi, öbürünü de Göklere kapı olarak kaldı. Sonra onların içine güneşi ve ayı yerleştirdi, onların kırpıntılarından da yıldızları yarattı, ve onları göğe süs olarak, astı. Ayrıca yeryüzünü süslemek üzere meyveleri olan ağaçları, bitkileri ve dağları yarattı. Halı'nın üzerine Taht'ı yarattı.
Sonra, büyük tanrı dedi ki Ulu Tanrı: «Ey Melekler, Adem'le Havva'yı yaratacağım, onları insan yapacağım, ve ikisinden, Adem'in özünden Şehar bin Cebr olacak; ve ondan tek bir halk türeyecek yeryüzünde; Azazil'in, yani Ta'us Melek’in Yezidi soyu olacak.
Sonra,Laleş dağında oturmak için gelmiş olan Şeyh Hadi Bin Musafir’i gönderdi.
Sonra Tanrı, Kara Dağ’a indi ve 30 bin melek yarattı.Onları üç sınıfa ayırdı.Melek Tavus’a teslim edilip ,onlarla göğe yükselinceye kadar kırk bin yıl ona ibadet ettiler.
Bu sırada tanrı kutsal şehir Kudüs’e indi ve Cebrail'e, dünyanın dört bucağından toprak,yani dört temel element olan toprak, hava, ateş ve su getirmesini buyurdu:. Onu yarattı ve kendinden içine bir ruh koydu. Sonra Cebrail'e, Adem' Cennet'e kadar eşlik etmesini,orada meyveyle bütün yeşil bitkileri yiyebilmesini,ancak buğday yememesini söylemesini emretti.Adem burada yüzyıl kaldı.
Mushafı Reş'in İngilizce baskısından bir
sayfa resmi
Bunun üzerine Tavus Melek, Tanrıya “-Adem’e tahıl yemesi yasaklanırsa nasıl üreyip çoğalacak ve nesilleri olacak diye sordu? Tanrı ona “-Bütün meseleyi senin ellerine bırakıyorum” dedi. O zaman Melek Tavus, gidip Adem'e sordu: “-Hiç buğday yedin mi?
O da yanıtladı: “-Hayır; Tanrı bana yasakladı!” dedi.
Melek Tavus onu cevapladı.”-Buğdaydan yersen her şey senin için çok daha iyi gidecek.!”
Adem yedi ancak karnı yedikten hemen sonra şişti, ve Ta'us Melek onu Cennet'ten çıkarıp, bıraktı, ve göğe çıktı. Adem, vücudunda çıkış yeri olmadığından karnının şişkinliğinden rahatsız oldu ve acı çekti.Bu yüzden Tanrı bir kuş gönderdi, anüsünü gagalayarak bir çıkış deliği açtı, böylece Adem içindekini salıverdi.
Böylelikle Cebrail yüz yıl uzak kaldı,ve Adem üzüldü,ağlıyordu. O zaman Tanrı; Cebrail'e Adem'in sol koltuk altından Havva'yı yaratmasını emretti.
Havva ve bütün hayvanların yaratılışından sonra Adem ile Havva,insan neslinin hangisinden geldiği konusunda anlaşamayıp tartıştılar durdular.Her birisi insanların kendinden ürediğine inanmak istiyordu.Bu tartışma hayvanların çiftleşerek saygın soylarını üretmelerine tanık olmalarından kaynaklanmıyordu.Bu tartışmaların sonunda Adem ve Havva tohumlarını bir kavanozun içine boşaltmaya,üstünü kendi mühürleriyle kapatıp, ve dokuz ay beklemeye karar verdiler.Sürenin tamamlanmasından sonra kavanozu açtıklarında biri erkek biri kız iki çocuk buldular.
Bu iki kişiden Yezidiler türemişlerdir.
Havva’nın memelerinde çürümüş pis koku yayan kurtlardan başka hiçbir şey yoktu.Ve tanrı çocukların uzanarak emebilmeleri için Adem’de büyüyen meme uçları bitirdi.Erkekte meme ucu olmasının sebebi budur.
Bundan sonra Adem Havva’yı bildi (Cinsel İlişkiye girdi) ve biri erkek diğeri kız iki çocukları oldu.
Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar ve diğer milletler bu ikisinden oldu.
Adem’den olan ilk babalarımız,Set (ŞİT), Nuh ve Enoş’tu (Adil olan).
Aynı baskıdan bir başka sayfa
Kadının kocasının-erkeğin bir parçası olmasının inkâr edilmesi üzerine tekrar bir tartışma çıktı.Erkek kadının karısı olduğunda ısrar ediyordu.Her nasılsa tartışma yatıştı ve soyumuzun “Adil Bir’i” yasal olarak yapılan her evliliğe şahitlik için boru ve davul çalınmasını ferman buyurdu.
Sonunda melek Tavus,yarattığı soyumuz (Yezidiler ) için yeryüzüne indi ve birilerini bizler için kral ilan etti.
Bu krallar eski Asur Kralı Nisruç (ki o Nasır-ed-din’dir) ve Kamuş (o da, Sultan Fahr-ed-Din'dir) ve Artemus (ki, Sultan Şems-üd- Din'dir) adını taşıyorlardı. Bundan sonra iki kral tarafından yönetildik; birinci (224-272) ve ikinci Şapur (309-379) adlı. bu kralların yönetimi yüz elli yıl sürdü ve onların soyundan gelen Amir'lerimiz bizi bugüne dek yönetmişlerdir. Ama biz dört tanesinden nefret ettik.
İsa yeryüzüne indiğinde dinimiz “paganizm’di” (Çoktanrıcılığa dayalı putperest inanışlar).
Kral Ahab aramızdaydı. Ahab’ın tanrısı Baalzebub adıyla anılıyordu.Günümüzde biz onu “Pir Bap” olarak anıyoruz.Babil’de Bahtunasar adında bir kralımız vardı,diğeri olan Ahşuraş da İran’daydı bir diğeri de İstanbul^’da Agrikalus adındaydı.
Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar bize karşı savaştılar ve tanrının izniyle de boyun eğdiremediler ve onlara galip geldik.O bize ilk ilmi öğretti.Bu öğretinin ilki;
Yeryüzü ve cennet yokken resmen size yazdığımız gibi tanrı denizin üstündeydi.Kendisine bir tekne yaptı ve onun içinde Kunsiniyatta (Sır söz, muhtemelen sulardan olan evren),kendi kendisinden hoşlanarak seyahat etti.
Sonra bir Beyaz İnci yarattı ve onun üzerinde “kırk yıl” hükümranlık etti.Zamanla inciye kızdı ve onu tekmeledi ve onun çığlığından dağlar şekillendi,tepeler onun harikalarından, gökler ise dumanındandır.Tanrı göklere indi ve onu sağlamlaştırdı,sütunsuz inşa etti.Sonra yere tükürdü,eline bir kalem aldı ve bütün yaratılışı yazmaya başladı.
Başlangıçta,kendisinden ve kendi ışığından altı tanrı yarattı,yaratılışları bir ışıktan bir ışığın doğması gibiydi.Ve tanrı dedi ki;-“Ben,şimdi gökleri yarattım ve sizler de kalkın içinde bir şeyler yaratın!”
SÜRYANİ, YEZİDİ KARDEŞLİĞİ
Bunun üzerine ikinci tanrı,indi ve güneşi,üçüncü ayı,dördüncü, göklerin kubbesini,beşincisi farg’ı (Venüs,sabah yıldızı),altıncı, cenneti, yedinci de cehennemi yarattı.Daha evvel söylediğimiz gibi bundan sonra da Adem ile Havva’yı yarattılar.
Ve bildiklerimizin ötesinde Nuh tufanından önce dünyada bir başka tufan daha vardı.Şimdiki soyumuz barışın kralı,onurlu bir kişi olan Naumi’den gelir.Onu Melek Miran diye çağırırız.Diğer bir soyumuz,babası tarafından horlanan Ham’dan gelir.
Gemi Musul’a beş fersah (30 km) mesafedeki Ayn Sifni köyünde durdu.İlk tufan Adem,Havva ve diğerlerinin soyundan olan Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından alaya alındı.
Diğer yandan önceden de söylendiği gibi biz de yalnız Adem soyundandık.İkinci tufan soyumuz olan Yezidilerin üzerine gelmiştir.Sular kabarıp gemi yüzdüğünde,karaya doğru gitti ve bir kaya tarafından delindiği Sincar dağı üzerine geldi.Yılan,bir kek gibi şekil alarak deliği kapattı.Sonra gemi hareket ederek Cudi dağı üzerinde durdu.
Derhal yılan türleri arttı,insan ve hayvanları sokmaya başladılar.Sonunda yakalandı ve yakıldı. Küllerinden pireler oluştular.Tufandan bu güne kadar yedi bin yıl geçmiştir. Her bin yılda bir tanrının oturduğu yerden yedi tanrıdan biri dünyaya inerek devletler,yasalar ve kurallar koydular,sahip olduğumuz her kutsal yerde bizimle kısa süreli olarak kaldılar.
Son kez olacak bu gelişinde,önceki gelen tanrıların kaldığından çok daha uzun süre tanrı bizimle kalacak.Azizleri takdis edecek ve Kürt diliyle konuşacak.
Hatta O,Muaviye adlı hizmetçisi olan İsmail oğullarının peygamberi Muhammed’i,aydınlattı, O geldiğinde Muhammed doğru biri değildi ve ona baş ağrısı ile eziyet etti.Sonra peygamber, tıraş etmesini iyi bilen kölesi Muaviye’den başını tıraş etmesini istedi.O da aceleyle zorlanarak onu tıraş etti.Sonuç olarak tıraş ederken başını kesti ve kanattı,yere düşeceğinden korkan Muaviye,kanı diliyle yaladı.
-“-Günah işledin Muaviye,senden sonra benim soyuma karşı çıkacak bir millete sahip olacaksın.”
Muaviye cevapladı;
“-Öyleyse dünya evine girmeyeceğim ve evlenmeyeceğim!”
Bir süre sonra tanrı Muaviye’ye bir akrep gönderdi ve onu ısırttı,yüzü yerinden çıkacak gibi şişti ve doktorlar ona “ölmesin” diye evlenmesini söylediler.Bunu işitince rıza gösterdi.
Ona çocuğu olmasın diye seksen yaşında bir kadın getirdiler. Muaviye karısını bildi ve sabahleyin bu kadın tanrının gücüyle yirmi beş yaşında bir kadın olarak ortaya çıktı.Sonra hamile kaldı ve tanrımız Yezid doğdu. ( İslam halifesi I.Yezid)
Fakat yabancı soylar,bu gerçekten habersiz olup,tanrımızın büyük tanrı tarafından horlanıp sürüldüğüne ve cennetten geldiğine inanırlar. Ona bu nedenle küfretmektedirler. (Küfür dediği, Müslümanların Euzubesmelesidir)
Evren doğumu ile
ilgili bir sayfa
Bunda hatalıdırlar. Ama biz Yezidi soyu,yukarıdaki yedi tanrıdan biri olduğunu bildiğimiz için öyle olmadığına inanıyoruz.Bu kişinin görüntüsünde ve biçiminde olduğunu biliyoruz.O sahip olduğumuz bir horoz şeklindedir.
Hiç birimizin onun adını,adını andıran Şeytan, Kaytan, Şer (kötü), Seth*ve benzeri sözleri ağzımıza almaya izni yoktur.
* (Şit peygamberin adı/nehir)
Ne de küfür anlamında Melun,Lanet,Nal (at nalı) ve benzeri sesleri veren kelimeleri,sözleri telaffuz etmemiz, tanrıya olan saygımız yüzünden yasaklanmıştır.
Bize hass (marul) haram kılınmıştır, çünkü kadın peygamberimiz olan Hasiye’nin adını anımsatmaktadır; kuru fasulye de haramdır, koyu mavi boya kullanmamız yasaktır;
Yunus peygambere saygısızlık etmiş olmamak için, balık yememiz haramdır; Ceylanları da yemeyiz, çünkü onlar peygamberlerimizden birinin sürüsü olmuşlardır. Ayrıca, Şeyh ve müritleri, tavus kuşuna saygısızlık etmemek için, horoz da yemeyiz; çünkü tavus kuşu daha önce sözü edilen yedi tanrıdan biridir ve biçimi horozu andırır.
Yine, Şeyh ve müritleri, helvacıkabağı yemekten sakınırız. Bundan başka, ayakta işemek, ya da oturmuş haldeyken giyinmek, ya da Müslümanların yaptığı gibi helada taharetlenmek, ya da onların hamamlarında gusül etmek, bize yasaklanmıştır.
Her kim bu yasaklara uymazsa kafir ilan edilir.
Ba'elzebub.(Nahl) Yezidi
Şeytanı
Diğer soylardan gelenler Tavus Melek’i sevmedikleri için bunları bilmezler.Bu nedenle O onları ne eğitir ne de ziyaret eder.
Fakat O aramızda oturur,(Şeyh kılığında) öğretilerini,kurallarını ve babadan oğula sürüp giden gelenekleri bize
Teslim etti.Sonra Melek Tavus göklere döndü.
Yedi tanrıdan birisi bilge Süleyman’a bir sancak yaptı.Ölümünden sonra krallarımız onu teslim aldılar.
Tanrımız barbar Yezid (Emevi Halifesi Yezid) doğduğunda bu sancağı büyük bir saygı ile aldı ve soyumuza bağışladı.
Bundan başka çok eski ve kabul edilebilir olan sancaktan önceki bir dilde söylenilen Kürt dilinde iki şarkı besteledi.
Bu şarkının anlamı;
“Elhamdülillah kıskanç tanrı” dır. (Tevrat tanrısı YAHWEHin adıdır. Ben kıskanç tanrıyım der.)
Onu söylerken yürümeden önce zilli tef eşliğinde zurna çalınır.Sancak Yezid’in tahtında oturan emirimizde kalır.Uzağa gönderildiklerinde Kavvallar,eski Asur tanrısı Nisruç-Şeyh Nasıreddin’i temsilen şey,büyük general ve emirin yanında kalır.
Sancakları kendi yöresinden olan Kavval eşliğinde biri Halataneye,biri Halep’e,biri Rusya’ya ve birisi de Sincar’a gönderilir.
Said-i Kürdi Ermeni'si de aslında
Yezitti ve Şafilik adına dediği her
şey bu kitapta karşılık bulmaktadır.
Bu sancaklar,kavvallara antlaşma yapılarak teslim edilir.Sancaklar gönderilmeden önce Şeyh Hadi’nin türbesine,ilahiler ve danslar eşliğinde vaftiz edilmek üzere gönderilirler.Sancağı teslim alan herkes Şeyh Hadi’nin türbesinden bir miktar toz alır.
Onu nohut büyüklüğünde yuvarlak parçalar haline getirerek yolculuk esnasında karşılaştığı insanları kutsamak için onlara verir.
Bir kasabaya yaklaşıldığında kavval ve sancağı karşılayarak onurlandırmak için önden bir çığırtkan gönderir, iyi elbiseler içinde buhurlar taşıyarak hepsi etrafında dönerler.Kadınlar hep birlikte hoşa giden şarkılar söylerler.Kavval onu durduran kimseler tarafından eğlendirilir. Geri kalanları durumlarına göre gümüş hediyeler verirler.
Bu dört sancağın dışında tümünü yediye tamamlayan diğer üç sancak daha vardır.Bunlar kutsal yerde iyileştirmek amacıyla tutulurlar.Bunlardan ikisi Şeyh Hadi ve üçüncüsü de Musul’dan dört saat kadar uzakta olan Bahazeni köyünde kalır.Her dört ayda bir bu kavvallar seyahate çıkarlar.Birisi emirin nezaretinde seyahat eder.Her yıl birbirine benzemeyen bir düzen içinde seyahat ederler.
Her dışarı çıktıklarında gezginler kendilerini sumakla ekşitilmiş bir su ile yıkayıp yağ ile vücutlarını yağlarlar. Kendisine ait bir odası bulunan her put için bir lamba yakılır.Bu sancağa yakışan bir yasadır.
Yeni yılımızın ilk günü olan Sersalie yılın başlangıcıdır.Nisan ayının ilk haftasının ilk Çarşambasına denk gelir.O gün her evde et bulunmalıdır.Zengin olanlar öküz veya kuzu keserken fakir olanlar bir piliç veya benzerini kesebilirler.Bu etler yeni yılın ilk günü olan Çarşamba gününün akşamı pişirilmelidir.Gün bozulursa yiyecek kutsanmalıdır.
Yılın ilk günü ölmüşlerin ruhuna mezarları başında sadakalar verilir.
Bu günlerde küçük ve yetişkin kızlar toplanarak kırlardan kırmızı renk içeren çiçekler toplarlar.Üç gün boyunca evdeki insanların kutsandıklarını göstermek amacıyla kapılarına asarlar.Sabahları bütün kapılar kırmızı zambaklarla süslenmiş görünür.Kadınlar kapılarının önlerinden geçen ihtiyaç içindeki insanları mezar başında yapıldığı gibi doyurur. Kavvallar,ellerinde teflerle Kürtçe şarkılar söyleyerek mezarlığa giderler.Böyle yaparak para kazanırlar.
M.S.325 öncesi Araplar, Anadolu, Rusya,
Almanya bu şeytana tapınırdı.
Yukarıda bahsedilen Ser Saile gününde (her yıl emirle ayarlanan),tanrıya komşu olacak kumanda eden bilgelere ilahiler ve şarkılar eşliğinde doğrulacak ondan önce her üzerine kabak fırlatılma bayramından hoşlanacak olan tanrı tahtında oturduğundan müzik aletleri çalınmaz.
Tanrı onları kendi mührüyle mühürler.Ve büyük tanrı,aşağıya inen tanrıya mühürlü kararını verir.Bundan sonra ona takdir ettiği kadarıyla güçlerini bahşeder.Tanrı,ibadet,oruç ve yardımseverlik gibi şeyleri tercih eder.
Seyideddin gibi putlardan birisine ibadet etmek oruçtan daha iyidir.Oruca uygun olmayanlar, kış veya bahar aylarında oruçtan kırk gün sonra bir Köçeğe (*1) ziyafet verirler.Eğer köçek,”bu eğlence,sancağa verilen bir zekattır” derse, ona oruçtan muafiyet verilmez.
Eğer,herhangi bir vergi mükellefi yıllık aşar vergisini zamanında ödemezse, hasta oluncaya veya ölünceye kadar kamçılanır.Halk,köçeğin parasını,Yezidilerin soylarını korumaya yemin etmiş yılın adamının Roma ordusuyla savaşması için ödeyeceklerdir.
Her Cuma günü bir puta sunar gibi hediyelerini getireceklerdir.Bir hizmetçi,köçeğin evinin çatısından “Peygamberin oruca çağrısıdır” diye zamanında bağıracaktır.Herkes çağrıyı işittikleri an saygı ve hürmetle ve saygıyla dinleyecek,oldukları yerdeki toprağı veya taşı öpeceklerdir(Secde).
(Çatıdan yapılan çağrı-Bilal-ı Habeşi’nin çatıdan okuduğu ilk Ezan ve onu hürmetle dinleme ve secde ile toprağı öperek ibadet.Hepsi İslam’ın şartlarıdır.)
Kavvalın yüzünden jilet geçirmemesi için bu bizim yasamızdır.Evlenme çağında olanların, Koçağın (Köçeğin) evinden alınan bir somun ekmeği gelin ve damat arasında tam ortasından kesilerek bölünüp paylaşılmasıyla yapılan evlilik geleneğimizdir.
Polis ve askerlere etekle saldıran PKK Köçekleri(Koçak)
teröristlerin kadın kılığına girdiklerini sanıyorlar.
Çift,evliliklerinin kutsanması için ekmek yerine Şeyh Adi’nin türbesinden bir parça toz yerler. Yılın ilk ayı olan Nisan ayında evlilik yasaklanmıştır.
Bu kural kavvallara uygulanmaz.
Uygun olmayan kişi kavvalın kızıyla evlenemez.(Kast sistemi)
Herkes kendi sınıfından olanla evlenmek zorundadır.
Fakat emirimiz istediği sınıftan sevdiği herhangi birisiyle evlenebilir.
Uygun olmayan kişiler 10 ile 80 yaşları arasında evlenebilirler.Bir yıl bir kadınla evlenen gelen yıl bir başka kadınla evlenebilir.
Damat ve gelin arzularına göre geçtikleri yerlerde kutsal emanetlerin bulunduğu bir yeri,herhangi bir putu,eğer Hıristiyan kilisesinden geçerlerse orayı ziyaret edebilirler.
Damadın evine gelindiğinde,damat hakimiyeti altında olan kadına küçük bir taşla vurmalıdır.
Bundan başka bir somun ekmek gelinin başı üzerinde kırılmalı,yoksulluğu ve düşkünlüğü sevebilmesi için azar azar yemelidir.,
Hiçbir Yezidi Cuma ve Çarşamba akşam ve sabahlarında eşiyle yatamaz.
Bu emre karşı gelen herkim olursa olsun kafirdir.
Bir adam Komşusunun karısını, veya eski kendi karısını veya Kız kardeşini veya Annesini çalarsa ona başlık ödemek zorunda değildir.Çünkü o bir ganimet sayılır.
(Bir adam, annesiyle, yengesiyle kız kardeşiyle evlenebilir ve kendine karı yapabilir. Bu sapıklık değilse nedir? Bu ganimet oluyor. Aşağıdaki Diyanet fetvası şimdi okuduğunuz Mushafı Reşe göre verilmiştir. Sakala jilet gibi şeyler de okuduğunuz gibi bu din kökenlidir. Bu da Zerdüştlük, Sabilik, Tevrat karışımı dindir. Bu fetvayı veren Mehmet Görmez sizce Müslüman mıdır. Yezidilerin kitabının adı da "KURANI KERİMİ MUSHAFI REŞ" tir ve Cizre de Mushafı Reş cami vardır. Bunlar bizde Adeviye tarikatı, Vatiakan a göre de Hristiyandırlar.)
1915'de Ermenilerle bir olup askerlerimizi öldürdükleri için Cizre Mushafı Reş camisinde Askerlerimizin yaktığını iddia ettikleri ceylan derisine yazılmış kutsal kitapları Mushafı Reş kalıntısı parçalar. Burasının imamı diyanete bağlı hocadır. Cizre Adeviye tarikatı camisidir. Bunların öteki mezhepleri de Suriye, Lübnan ve Mısır Derezileridir.
Dengir yani Allah Mehmet Fırat da Yezididir. Saklamaz da .
Kızlar babalarının miraslarından yararlanamazlar.(İslam, Yezidi Emeviler ile 635'de İrana girdiğinden hala İran Sünnileri, Hint Müslümanları, Afgan Müslümanları arasında bu gelenek vardır. Selçuklu, Osmanlı Müslümanları da İslamı Emevilerden İranda aldıklarından bu gelenek nerdeyse tüm mezheplerde vardır.)
Genç bir kadın bir dönüm arazi fiyatına satılabilir. (Kürtlerin başlık parası dedikleri, uğruna töre cinayetleri işledikleri dini emir)
Eğer evliliği ret ederse,kendi emeğiyle kazandığı bir miktar parayı babasına fidye olarak ödemek zorundadır.
Aslında bir çok gizli-açık anlatılan hikayelerle sürüp giden . Kitab-ı Reş’in burada sonu gelmiştir.
Türkçe’ye Çeviren:
Alaeddin Yavuz.
Sacred Books and Traditions of the Yezidiz, by Isya Joseph, [1919], at sacred-texts.com
Ama istatistikleri farklı. Çocuk tecavüzleri %23 erkek öğrencilerin %46sı gay.
Bu yazıda bahsetmediğim "Mufakatat" yani "Bebeğe ırz donu denilen ince don giydirerek uyluk kemikleri arasına masturbasyon yapmak. Peygamber sünneti olduğunu tartışan Araplar.
Humeyni Irz donu giydirin diyor Küçük Yeşil kitabında ama bunlara dikkat ediniz
Yezidi inancı Arapların İslam öncesi inancıydı. Peygamber Muhammet ile Muaviye efsanesini Alevilerden de dinlemiştim. Bunu bilmeyen sadece Sünniler galiba ben bile geç yaşta öğrendim.
Nepal Budist tapınağında Tanrıça Kali, biseksüel tanrı Beyrava'nın cinsel organına oturmuş. Kali ilişki sonrası eşini yer.
Siz hala taş devri kabile büyücülerinin yazdıkları dinlere mi tapınıyorsunuz?
Bunlar da tanrılarını taklit eden öküzbaşlı yılan tarnılara tapınan Mason Vehhabi, Evancelist Hristiyanlar
Hale'li Suudi kralı Abdullah ile ABD başkanı G.W.Bush
Dubai prensi ile Fransız yahudi Sarkozy mi?
Suudi Evlendirme Bakanı Ahmet El Mubi ne diyor?
Muhammet Ayşe ile altı yaşında evlendi. Ebeveyni izin verirse bir günlük çocukla bile evlenilir!
Bu kadar gözü dönmüş olan bir insan mı yoksa din mi?
Bu yazıdan bir gün sonra bu haber basınımızda yer aldı;
Dinler Cinsi Sapıklığın Temelidir!
Dinler cinsel sapıklığın temelidir diye yazıyoruz. Kızmayınız. İşte güncel bir delil. Bursa'da bir tekke şeyhi, dergâhına gelen müritleriyle cinsel ilişkiye girmeme lüksüm olamaz ! Demiş ve yaptığı din istismarcılığından 182 yıl hapis almış.
YETMEDİ, YAZIDAN ÜÇ YIL SONRA DİYANET DE TV.DEN SAPIKLIĞA FETVALI ONAY VERDİ.
3.300 YILLIK TEVRAT'IN, 2000.YILLIK İNCİL'İN, 1400 YILLIK KURAN'IN YASAKLADIĞI "BABA-KIZ" ENSEST EVLİLİĞİ VE CİNSELLİĞİNİ UYDURMA BİR HADİSL İLE ONAYLAYAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZ;
08.0cak. 2016
"Diyanet İşleri Başkanlığı, internet üzerinden yöneltilen, "Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?" sorusuna, "Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur" ve "Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir" ifadelerinin yer aldığı skandal bir yanıt veridi."
Haberin yayınlandığı ilk haberde geçen açıklama metni şöyle;
“ Akıl almaz ifadeler
İşte o, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” sorusuna verilen kapsamlı cevap:
“Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Mücdehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el- Kavaninü’l Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır.”
Öğleden sonradan itibaren paylaşılmaya başlanılan bu haberin doğruluğunu test etmeye karar verdiğimde arkadaşlar aşağıdaki linki paylaştılar.
Bunlar nasıl insanlar artık takdirlerinize bırakıyorum.
Bu adamlara kim nasıl Müslüman diye itimat edip oy verdiyse, demek ki bu sapıklıkları onaylayan sapıktır, sapıklardır.