08 Eylül 2014

YUNUS ALEYHİSSELÂM HAYATI





YUNUS ALEYHİSSELÂM HAYATI


    YUNUS ALEYHİSSELÂM   . 2 Yûnus Aleyhisselâmın Soyu, Adı Ve Yurdu: 2 Yûnus Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri: 2 Kurân-I Kerimin Yûnus Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması: 8 Yûnus Aleyhisselamın Kralla Birlikte Ömürlerini Yurt Dışında İbadetle Geçirmeleri: 8 Yûnus Aleyhisselâmın Hacca Gidiş Görüntüsü: 8     Yûnus Aleyhisselâmın Soyu, Adı Ve Yurdu:    Başa Dön   Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla­rı soyundandı.[1] Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi. Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş­ka hiç biri, annesine nisbetle anılmamıştır. [2] Yüce Allah, Kur'an-ı keriminde, onu (Zünûn = Balık sahibi) diyerek anar. [3] Yûnus Aleyhisselâm; Musul'un[4] Ninevâ şehri halkındandı. [5]   Yûnus Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:    Başa Dön   Yûnus Aleyhisselâm; İlâhî Vahy'e mazhar olan[6], âlemlerin üstünde, yüksek me­ziyetler verilen[7] Peygamberlerdendi. [8] Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, İlyas Aleyhisselâmdan sonra, Peygamber olarak göndermişti. [9] O zaman, kendisi, otuz yaşlarında idi. [10] Yûnus Aleyhisselâm in kavmi, putlara taparlardı. Yüce Allah; onları, putlara tapmaktan[11], küfürden[12]' nehy[13] ve bu husustaki küfürlerinden dolayı Allah'a tevbe etmelerini[14] ve Allah'ın Birliğine inanmala­rını, emretmek üzere, göndermişti. [15] Yûnus Aleyhisselâm; otuz üç yıl, kavmini, Allah'a iman ve ibadete davet ettiği halde, kendisine, iki kişiden başka iman eden olmadı. [16] İman edenlerden birisi İlim ve hikmet sahibi Rubil, diğeri de, âbid ve zâhid Tenuh idi. [17] Ninevâ halkı, Yûnus Aleyhisselâmı, yalanladılar, küfürlerinde direndiler. [18] Yûnus Aleyhisselâm: "Ey Rabb'im! Sen, beni, Kitabını inkâr ve Peygamberlerini tekzib eden bir kav­me ne diye gönderdin?" dedi. Yüce Allah: "Ey Yûnus! Sen, benim, tevbe edeceklerin tevbelerini kabul edeceğimi, kıs­kanır gibisin! Yoksa, sen, benim kalbleri doğrultup tevbeleri kabul edeceğimi ve kalbleri sap­tırıp mühürleyeceğimi bilmiyormusun?!" buyurdu. [19] Yûnus Aleyhisselâm; halkın, kâfirce tutum ve davranışlarına daha fazla daya­namayarak, dağa çıkar, gider, orada, kendisini, ibâdete verirdi. [20] Yûnus Aleyhisselâm, kavminin imana gelmesinden ümidini kesince, onlar aley­hinde dua etti. [21] Kendisine: "Kavmin[22], kullarım[23] aleyhinde dua etmekte evme! Onların yanına dön de, kendilerini, kırk[24] gece[25], kırk gün[26], imâna davet et|[27] Eğer, davetini, kabul ederlerse, ne âlâ! Aksi takdirde, üzerlerine azab gönde­receğim!" buyuruldu. Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, geri dönüp[28] onları, otuz yedi[29] gece[30], otuz yedi gün daha[31], Allah'a iman ve ibadete davet etti ise de, kabul et-mediler. [32] Yûnus Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara[33]: "Eğer, iman etmezseniz[34], üç güne kadar, muhakkak, size, azab[35] gelecek-tir. [36]" diyerek ihtar ve inzarda bulundu. [37] "Bunun alâmeti de, renklerinizin değişmesidir!" dedi. Sabaha çıktıkları zaman, benizlerinin rengi değişmişti. [38] Birbirlerine[39]: "Yûnüs'ün haber verdiği şey, başınıza gelip çattı. [40] Zâten, biz, onda, hiç bir yalana rastlamadık ki! Bakınız: eğer, o, geceyi, aranızda geçirirse, azabdan, selâmet ve emniyettesi­niz demektir. (Eğer, içinizden çıkar, gider de) aranızda gecelemezse, iyi biliniz ki: azab, sizi, erkenden yakalayacaktır!" dediler. [41] Kırkıncı gece gelip te[42], halkın, benizlerinin değişmiş olduğunu görünce[43], Yûnus Aleyhisselâm, onlara, azabın gelip çattığına kanâat getirerek içlerinden çıkıp gitti. Ninevâ halkı, sabaha çıktıkları zaman, başlarının üzerinde simsiyah dumanlar çıkaran azab bulutunun kendilerini bürüdüğünü ve bütün şehri kaplayıp evlerin üzerlerini kararttığını gördüler. Helak ve azabla karşılaştıklarını anladılar. [44] Peygamberleri Yûnus Aleyhisselâmı, aradılarsa da, bulamadılar. [45] Yüce Allah, onların kalblerinde, tevbe etme ve Allah'a yönelme arzusu uyandırdı. [46] Cebrail Aleyhisselâm, Yûnus Aleyhisselamın yanına varıp: "Ninevâ halkına, git! [47] Tevbe etmezlerse, [48] kendilerine, azabın hazırlanmış olduğunu ihtar et!" dedi. Yûnus Aleyhisselâm: "Binecek bir hayvan bulayım da, gideyim!" dedi. Cebrail Aleyhisselâm: "Senin gitme işin, o hayvan bulma işinden daha aceledir!" dedi. Yûnus Aleyhisselâm: "Bari, ayağıma giyecek bir ayakkabı bulayım da, gideyim!" dedi. Cebrail Aleyhisseiâm: "Senin gitme işin, ayağına ayakkabı bulma işinden daha aceledir!" dedi. Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, kızdı, başka tarafa çekip gitti. [49] Helak olacaklarını anlayan Ninevâ halkı[50], ilim adamlarının yaşlılarından sağ kalan[51] bir zat'ın yanına vardılar. Ona: "Biz, şu gördüğün azaba uğramış bulunuyoruz. [52] Bundan, kurtulmak için, ne yapalım?" diye sordtular. O zat: "Allah'a iman ve günahlarınızdan dolayı da, tevbe ediniz! [53] ve: "Ey dâima Diri olan! Ey kendi Zâtı ile kaim olan! ve bütün varlıkları, ayakta tutan! [54] Ey hiç bir canlı bulunmadığı zaman, Diri olan! Ey ölüleri dirilten Diri! Ey Senden başka İlâh bulunmayan Diri!" diyerek münâcatta bulununuz!" dedi. [55] Bunun üzerine, kaba elbiseler, giydiler, [56] kadın erkek, çoluk çocuk, bütün şe­hir halkı, hayvanları ile birlikte[57], geniş ve yüksekçe bir yere çıktılar. [58] İnsanlardan, hayvanlardan, her ana ile yavrusunun arasını ayırdılar. [59] Başlarına, toz toprak saçtılar. [60] Niyetlerini, hâlis kıldılar. İmanlarını, açıkladılar. Günahlarından dolayı Allah'a tevbe ettiler. Seslerini, yükselterek Allah'a yalvarmağa başladılar: "Yûnüs'ün getirdiklerine, iman ettik!" dediler. [61] İnsanların ve hayvanların sesleri, iniltileri, birbirine karıştı. [62] Erkek, kadın, oğlan, kız, hepsi ağlaştılar. [63] Kırk gece Allah'a yalvardılar. [64] Aralarındaki her türlü haksızlıklara son verdiler. O derecede ki, onlardan, her hangi biri, başkasına âid bir tası, binasının teme­line koymuşsa, onu, bile, yerinden söküp sahibine iade etti. [65] Nihayet, Yüce Allah, onlara acıyıp dualarını ve tevbelerini kabul etti. [66] Üzer­lerine çöken azabı kaldırdı. [67] Yûnus Aleyhisselâm, kavminin içinden çıkıp gittikten sonra, onların azaba uğ­ramaları, helak olmaları haberini bekleyordu. [68] Karşılaştığı bir adama: "Kariyeliler, ne yapıyor?" diye sordu. [69] Adam: "Peygamberleri, içlerinden çıkıp gittikten sonra, onun, başlarına gelecek azab hakkındaki sözünün doğruluğuna kanâat getirerek kariyelerinden yüksek bir ye­re çıktılar. Her anayı, çocuğundan, ayırdılar. Yüksek sesle Allah'a yalvarıp yakardılar, gü­nahlarından tevbe ettiler. [70] Tevbeleri kabul olunup azabları geri bırakıldı." dedi. [71] Yûnus Aleyhisselâm: "Vallahi, ben, hiç bir zaman, onların yanına, bir yalancı[72] durumuna düşmüş  olarak dönmem! [73] "Ben, kavmime va'd ettiğim şeye muhalefet etmiş bir durumda iken[74], on­lar, beni, bir yalancı olarak bulmuşlarken[75], onların yanına nasıl dönerim? [76] Ben, onlara filan gün, azaba uğrayacaklarını haber vermiştim!?" diyerek kız­gın bir halde yüzünün doğrusuna çekip gitti. [77] Bir gemiye bindi. [78] Kendisinden, ücret almadılar. Yûnus Aleyhisselâm, gemiye binince, gemi, sağa sola yalpa yapıyor[79] Fakat, ne ileriye, ne de geriye gidebiliyordu. [80] Gemi halkı, şiddetli bir fırtınaya tutulmuşlardı. "Bu, sizden birinizin günahı yüzündendir! [81] Her halde, gemide, Efendisinden kaçmış bir köle var! Gemide, kaçak köle olunca, gemi, yürümez!" dediler. [82] Yûnus Aleyhisselâm, anlamıştı ki, günah sahibi, kendisidir! [83] "Geminize, ne oluyor da, yürümüyor?" diye sordu. "Bilmiyoruz!" dediler. Yûnus Aleyhisselâm: "Fakat, ben, biliyorum ki: onun içinde, Rabb'inden kaçan bir kul vardır! Vallahi, siz, onu, denize atmadıkça, gemi, hareket edemez! [84] Bu, benim kusurum yüzündendir. Siz, beni, denize atınız!" dedi. Yûnus Aleyhisselâmı, denize atmaktan kaçındılar, [85] ve: "Vallahi, ey Allah'ın Peygamberi! Biz, Seni, denize atmayız!" dediler. Yûnus Aleyhisselâm: "Öyle ise, kur'a, çekiniz! Kur'ada ismi çıkanı, denize atınız!" dedi. [86] Bunun üzerine, aralarında kur'a çektiler. Kur'a, Yûnus Aleyhiselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm: "Ben, size, bu işin, muhakkak, benim kusurumdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi. Fakat, onu, yine, denize atmaktan kaçındılar. İkinci kez kur'a çektiler. Kur'a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm: "Ben, size, bu işin, muhakkak, benim günahımdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi. Fakat, yine, onu, denize atmaktan kaçınarak üçüncü kez kur'aya başvurdular. Kur'a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm, bunu, görünce, geceleyin, hemen kendisini, denize attı. [87] Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, balığın karnında hapsetmek istediği za-man[88], balığa: Onu, tutup yutmasını, Fakat, onun etini, yaralamamasını, Kemiklerini, kırmamasını, ilham etmişti. [89] Balık, geminin yanına gelip kuyruğunu, sallamaya başladı. [90] Ona: "Ey balık! Biz, sana, Yûnüsü, bir rızık yapmadık! Seni, (senin karnını) ancak, ona, bir koruma ve secde yeri, kıldık!" diye ses­lenildi. [91] Balık; Yûnus Aleyhisselâmı, yutup denizin dibindeki meskenine kadar indirdi. Denizin dibine ulaştığı zaman, Yûnus Aleyhisselâm, bir ses duydu. Kendi kendine: "Nedir bu ses acaba?!" dedi. Yüce Allah, ona: "Bu, deniz hayvanlarının teşbihlerinin sesidir!" diye vahyetti[92] Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm da, balığın karnında; karanlıklar içinde: ".....Senden başka hiç bir İlâh yoktur! Seni, tenzih ederim. Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek teşbih ve niyaza koyul­du.[93] Melekler; Yûnus Aleyhisselâmın teşbihini işittikleri zaman: "Ey Rabbimiz! Biz, uzak bir yerden, zayıf bir ses işitiyoruz!?" dediler. Yüce Allah: "Siz, bu sesin sahibini tanımadınız mı?" diye sordu. Melekler: "Yâ Rab! Kim o?" dediler. Yüce Allah: "Bu, kabul olunan amel ve duaları yükseltilegelen[94] kulum Yûnüs'ün sesidir. Bana, âsi oldu da, kendisini, denizin içinde, balığın karnında hapsettim!" buyurdu. Melekler: "Her gün, her gece, kendisinin, sâlih amelleri sana yükseltilmekte olan sâlih kul ha!?" dediler. [95] Yüce Allah: "Evet!" buyurdu. Bunun üzerine, Melekler, onun için, şefâatta bulundular. [96] Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında kendisinin öldüğünü zannetmişti. Ayaklarını, kımıldattı. Ayakları, kımıldayınca, ölmediğini, anladı ve hemen (imâ ile) secde etti ve: "Yâ Rab! Hic kimsenin secde etmediği yeri, ben, Senin için, Mescid edindim!" dedi. [97] Rivayetlere göre: Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında üç gün veya yedi gün[98], ya da, kırk gün kalmıştır. [99] Balık; Yûnus Aleyhisselâmı, Übülle'ye, Übülle'den sonra, Dicle'ye, Dicleden sonra da, Ninevâ'ya kadar karnında götürüp[100] kendisini, hasta bir halde, deniz sahiline bıraktı. Yûnus Aleyhisselâmın vücudunun etleri ve kemikleri gevşemişti. Kendisi, yeni doğmuş bir çocuk gibi hareketsizdi. Bununla beraber, vücûdunda hiç bir eksiklik yoktu.[101] Yüce Allah; açık bir yerde yatan Yûnus Aleyhisselâmın üzerini, bacağı olma­yan cinsden bir nebat, kabak bitirip onun geniş yaprakları ile gölgeledi ve kendi­sine güç kuvvet gelinceye kadar da, ondan süt damlattı. Yûnus Aleyhisselâm, bir gün, kabak bitkisinin yanına döndüğü zaman, onu, kurumuş bulunca, üzülmüş ve ağlamıştı: "Sen, bir bitki hakkında üzüldün ve ağladın da. Yüz bin ve daha ziyâde olan Ninevâ halkının toptan helaklerini istemiştin ve hiç üzülmemiştin!" denilerek kınandı[102] Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâm için, Yabanî bir dağ keçisi de, hazırlamıştı. Keçi, ot ve yaprak yeyip sabah akşam gelir, bacaklarını, Yûnus Aleyhisselâ­mın üzerine ayırarak memesinden ona, süt içirirdi. Yûnus Aleyhisselâm, iyileşinceye kadar keçi, böyle yapmağa devam etti. [103] Yûnus Aleyhisselâm, gâh kabaktan damlayan sütle, gâh yaban keçisinin sütü ile beslendi. [104] Yüce Allah; bundan sonra, Yûnus Aleyhisselâma, Kavminin yanına gidip tevbelerini, Allah'ın kabul ettiğini, kendilerine haber ver­mesini emretti. [105] Yûnus Aleyhisselâm, oradan ayrılıp kavmiyle buluşmağa gitti. [106] Davar güden bir çobana rastladı. Ona: "Ey delikanlı! Sen, neredensin?" diye sordu. Çoban: "Ben, Yûnus kavminden'im!" dedi.'[107] Yûnus Aleyhisselâm, ondan, Yûnus kavmini ve onların halleri nasıl olduğunu sordu. Çoban, onların, iyi bir halde olduklarını ve Peygamberlerinin, kendilerinin ya­nına dönmesini umduklarını, haber verdi. [108] Yûnus Aleyhisselâm, çobana[109]: "Onların yanına döndüğün zaman[110]: "Ben, Yûnüs'la buluştum! diye haber ver!" dedi. [111] Çoban: "Sen, Yûnus isen, Sen de, bilirsin ki, benim için, delil ve şâhid olmadıkça, ben, öldürülürüm! Bana, kim şâhidlik edecek?! [112] Şâhid olmadıkça, ben, bunu, yapamam!" dedi. Yûnus Aleyhisselâm, çobana, davarları içinden, dişi bir keçinin ismini anarak: "İşte, bu, senin, Yûnüs'la buluşmuş olduğuna şâhidlik eder!" dedi. Çoban: "Ne dedin?" dedi. Yûnus Aleyhiselâm: "Şu içinde bulunduğun yer, sen, Yûnüs'la buluştun diye, sana, şâhidlik eder!' 'dedi. Çoban: "Ne dedin?" dedi. Yûnus Aleyhisselâm: "Şu ağaç ta, sen, Yûnüs'la buluştun! diye, sana şâhidlik eder!" dedi. [113] Çoban: "Öyle ise, bana, şâhidlik yapmaları için, onlara, emir ver!" dedi. Yûnus Aleyhisselâm: "Şu delikanlı, size geldiği zaman, ona, şâhidlik yapınız!" dedi. Hepsi birden: "Olur!" dediler. [114] Bunun üzerine, çoban, kavminin yanına dönüp Yûnus Aleyhisselâmla buluş­tuğunu, haber verince, onlar, çobanı, yalanladılar ve kendisine, kötülük yapma­ğa kalkıştılar[115] Çoban: "Ben, sabaha çıkıncaya kadar, bana, bir şey yapmakta acele etmeyiniz!" dedi. [116] Sonra, kralın yanına vardı: "Ben, Yûnüs'la buluştum. Kendisi, size selam söylüyor!" dedi. Kral, çobana: "Sen, yalan söylüyorsun!" dedi ve onun, öldürülmesini, emretti. Çoban: "Benim için, beyyine, şâhid var! Benimle birisini, gönder de, şahidim, bana, şehâdet etsin!" dedi. [117] Çoban, ertesi günü, sabahleyin, onları, Yûnus Aleyhisselâmla buluşmuş oldu­ğu yere kadar götürüp yer'i, söyletti. Yer, onlara, çobanın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, haber verdi. Çoban, keçiye sordu. O da, Çoban'ın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi. Ağacı da söylettiler. O da, çobanın Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi. [118] Gidenler, korkmuş bir halde, geri döndüler ve kral'a: "Bunun, Yûnüs'la buluştuğuna, yer de, keçi de, ağaç ta, şâhidlik etti!" dediler. Bunun üzerine, kral; "Sen, bu makama, benden, daha lâyıksın!" diyerek elinden tutup çobanı, ya­nına oturttu. Yûnus Aleyhisselâmın kavmi de, Yûnus Aleyhisselâmı, aramağa gittiler. [119] Yûnus Aleyhisselâm, buluşma yerinde gizlenmişti. Onu, orada[120], buldular ve çok sevindiler[121] Ellerini, ayaklarını, öptüler, alıp şehire götürdüler. [122]' Ona, iman ettiler. [123]   Kurân-I Kerimin Yûnus Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:    Başa Dön   "(Ey Resulüm!) O Balık sahibini de, (hatırla!) Hani, o öfkelenmiş olarak gitmişti de, bizim, kendisini, hiç bir zaman sıkıştır­mayacağımızı, sanmıştı. Derken, o, karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka hiç bir İlâh yoktur! Seni, tenzih ederim. Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek (Allah'a) niyaz etmişti. Bunun üzerine, biz de, onu(n duasını) kabul ettik. Kendisini, gamdan, selâmete erdirdik. İşte, biz, iman edenleri, böyle kurtarırız.* [124] Hani, o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Derken, kur'a çekmiş(ler)di de, mağlublardan olmuştu. Kınanmış bir halde iken, kendisini,  hemen, Balık, yutmuştu. Eğer, çok teşbih edenlerden olmasaydı, her halde, (insanların) tekrar dirilecek­leri güne kadar, onun karnında kalıp gitmişti! İşte, biz, onu, hasta olarak, açık bir yere (çıkarıp) bıraktık. Üzerine, bacağı olmayan cinsten (gölgelik) bir nebat bitirdik. Onu, yüz bine, Peygamber gönderdik. Hattâ, daha anıyorlardı da. Nihayet, ona, iman ettiler de, kendilerini, bir zamana kadar geçindirdik. [125] (Ey Resulüm!) Sen, (şimdilik) Rabbinin hükmünü (bekleyerek) sabret! O Balık sahibi gibi olma! Hatırla ki: o, gamla dolu olarak (Rabbine) dua etmişti. Eğer, Rabb'inden, ona, bir nimet erişmiş olmasaydı, mutlaka, (çıkarıldığı) o çırıl­çıplak yere kınanmış bir halde, atılacaktı! (Bunun ardından) Rabb'i, onu, seçti de, kendisini, Sâlihlerden yaptı. [126]   Yûnus Aleyhisselamın Kralla Birlikte Ömürlerini Yurt Dışında İbadetle Geçirmeleri:    Başa Dön   Yûnus Aleyhisselâm; ailesi ve çocuklarının yanında kırk gece kaldıktan sonra, kralla birlikte, seyahate çıktı. [127] Yurd dışında, ömürlerinin sonuna kadar, Yüce Allah'a ibâdetle meşgul oldular. [128]   Yûnus Aleyhisselâmın Hacca Gidiş Görüntüsü:    Başa Dön   Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mekke ile Medine arasında giderken, bir tepeye gelip kavuştukları zaman; "Bu, hangi tepedir?" diye sormuştu. "Herşa veya Left tepesidir!" dediler. "Yuları, hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir Aba bu­lunduğu halde, Yûnüs'ün, buradan: Lebbeyk!  Allâhümme  lebbeyk!  diye Telbiye  ederek geçtiğini,  görür gibiyim!" buyurdu. [129] Herşa: Mekke'ye giderken, Şam yolu ile Medine yolunun kavşağında bir tepedir. [130] Yûnus Aleyhisselâmın Telbiyesi: Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim! Sıkıntıları açan, gideren Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim!" tarzında idi.[131] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![132]     [1] ibn.Sa'd-Tabakat c.1,s.55, İbn.Habib-Kitabulmuhabber s.388, Ebülferec ibn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.327. [2] Sâlebî-Arais s.406, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [3] Enbiyâ: 87. [4] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [5] ibn.Kuteybe-Maarif s.24, Taberî-Tarih c.2,s.4Z, Salebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147. [6] Nisa: 163. [7] En'am: 86. [8] Sâffât: 139. [9] İbn.Kuteybe-Maarif s.24 . [10] Sâlebî-Arais s.408. [11] Taberi-Tarih c.2,s.42, Esîr-Kâmil c.1,s.360. [12] Sâlebî-Arais s.407. [13] Taberî-Tarih C.2.S.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [14] Taberî-Tarih c.2,s.42. [15] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [16] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [17] Sâlebî-Arais s.408. [18] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [19] Deylemî-Firdevs c.1,s.224. [20] Sâlebî-Arais s.407. [21] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [22] Şâlebî-Arais s.408. [23] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [24] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [25] Sâlebî-Arais s.408. [26] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [27] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [28] Sâlebî-Arais s.408. [29] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [30] Sâlebî-Arais s.408. [31] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [32] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [33] Sâlebî-Arais s.408. [34] Sâlebî-Arais s.408. [35] Şâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [36] ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.360. [37] Sâlebî-Arais s.408. [38] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [39] Sâlebî-Arais s.408. [40] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.360. [41] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [42] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [43] Sâlebî-Arais s.408. [44] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1,8.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [45] Sâlebî s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O. [46] Taberî-Tefsir c.11,s.171, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [47] Taberî-tarih c.2,.43, Sâlebî-Arais s.407. [48] Sâlebî-Arais s.407. [49] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.407, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.  [50] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.527. [51] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408. [52] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36l. [53] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [54] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [55] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [56] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [57] Sâlebî-Arais s.408. [58] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [59] Taberî-Tarih c.2,s.43-44, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [60] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327. [61] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.327. [62] Sâlebi-Arais s.408. [63] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [64] Taberî-Tefsir c.11,s.171. [65] Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [66] Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232. [67] Taberî-Tefsir c. 11,s. 171, Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.232. [68] Sâlebî-Arais s.408-409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [69] Taberî-Tarih C.2.S.44, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [70] Taberî-Tarih c.2,s.44. [71] Taberî-tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [72] Ninevâ halkı arasında, yalan söyleyen ve kendisi için bir delil de, bulunmayan kimse, öldürülürdü. (ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408,409). [73] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.361. [74] Sâlebî-Arais s.408. [75] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327. [76] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327. [77] Taberî-Tarih C.2.S.44. [78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.408. [79] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.409. [80] Taberî-Tarih c.2,s.43. [81] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [82] Sâlebî-Arais s.409. [83] Taberî-Tarih c.2,s.44. [84] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.32. [85] Taberî-Tarih c.2,s.44. [86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec-Tabsıra C.1.S.327. [87] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361. [88] Taberî-Tarih c.2,s.45, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234 [89] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.361-362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.234. [90] Taberî-Tarih c.2s.43. [91] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [92] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361-62, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234. [93] Enbiyâ: 87. [94] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.234, A.Aliyyülmüttakî-Kenzül'ummal c.12,s.477. [95] A.Aliyyülmüttaki-Kenzül'ummal c.12,s.477. [96] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s,362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234. [97] Hâkim-Müstedrek c.2,s.585, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 233. [98] Sâlebî-Arais s.410, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.328, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362. [99] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.543Taberî-Tefsirc.17,s.79, Hâkim-Müstedrek c.2,s.584, Sâlebî-Arais s.410, Ebül­ferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.328, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.233. [100] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.409, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [101] Taberî-Tarih c.2,s.45. [102] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s,542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362. [103] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye d,s.235. [104] Sâlebî-arais s.410. [105] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362. [106] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362. [107] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410. [108] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [109] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [110] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410. [111] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44-45, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [112] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410. [113] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.45. [114] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542-543, Sâlebî-Arais s.410. [115] Taberî-Tarih c.2,s.45 [116] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363 [117] Sâlebî-Arais s.410. [118] Taberî-Tarih c.2,s.45. [119] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.543, Sâlebî-Arais s.410. [120] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [121] Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [122] İbn.Esîr-Kâmil c.1,ss.363. [123] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.410. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147-157. * Bir Hadîs-i şerifde: Yûnus Aleyhisselâmın bu duasile düa eden Müslümanın duasının, muhakkak, kabul oluna­cağı bildirilmiştir. (Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.17O, Tirmizî-Sünen c.5,s.529, Hâkim-Müstedrek c.2,s.583, Münzirî-Etergîb vetterhıb c.2,s.488) [124] Enbiyâ: 87-88. [125] Sâffât: 140-148. [126] Kalem: 48-50. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158. [127] Sâlebî-Arais s.411, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363. [128] Sâlebî-Arais s.411. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158-159. [129] İbn.Mâce-Sünen c.2,s.965, Hâkim-Müstedek c.2,s.584. [130] Yâkut-Mucemülbüldan c.5,s.398. [131] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73. [132] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/159.

    İŞMOİL ALEYHİSSELÂM HAYATI





    İŞMOİL ALEYHİSSELÂM HAYATI
    İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hârûn aleyhisselâmın neslinden olup, Mûsâ aleyhisselâmın dinini tebliğ etmiştir. İşmoil aleyhisselâm peygamber olarak gönderilmeden önce, Mısır ve Kudüs arasındaki Bahri Rûm (Rum denizi) sâhillerinde yaşayan Amâlikalılar, İsrâiloğullarına musallat olmuşlardı. Amâlikalılar, İsrâiloğullarına saldırıp pekçok kimseyi öldürdüler, on binlercesini de esir aldılar. Mûsâ aleyhisselâmdan beri içerisinde Tevrât'ın bulunduğu ve İsrâiloğulları için birlik ve berâberliğin sembolü olan Tâbût'u aldılar. Bilhassa Tâbût'un gitmesine çok üzülen İsrâiloğulları dağılıp, perişan bir hâle düştüler. Kendilerine bu durumdan kurtaracak bir peygamber göndermesi için duâ ettiler. Allahü teâlâ İşmoil aleyhisselâmı peygamber gönderdi. İsrâiloğullarına Tevrât'ın emir ve yasaklarını tebliğ etti. İsrâiloğulları önce İşmoil aleyhisselâmı yalanladılar. Sonra itâat ettiler. İşmoil aleyhisselâm, İsrâiloğullarına Allahü teâlâ tarafından Tâlû'un hükümdar tâyin edildiğini bildirdi. İsrâiloğulları Tâlût'un hükümdarlığını kabul etmedi. Nihâyet çeşitli itirâzlardan sonra Tâlût'un hükümdarlığını kabul ettiler. İçerisinde Tevrât'ın bulunduğu Tâbût'u Amâlikalılardan alıp, İsrâiloğullarına getiren Tâlût, İsrâiloğullarından büyük bir ordu kurdu. Amâlikalılara karşı harbe hazırladı. İşmoil aleyhisselâm Amâlikalılara karşı harbe giderken bir nehirden su içip içmemekle imtihân edileceklerini bildirdi. Bahsedilen nehre gelince, Tâlût'un emrini dinlemeyip nehirden su içen İsrâiloğullarından bazıları imtihanı kaybedip perişan ve sefil hâlde geri döndü. Aralarında Dâvûd adlı bir gencin de bulunduğu Tâlût'a itâat eden az sayıda kimse nehri geçip Amâlika kavmine gâlip geldi. Amâlika kavmi hükümdarı Câlût'u, Dâvûd adlı genç öldürdü. Nihâyet İsrâiloğulları düşmanlarına gâlip gelip kuvvetlendiler. İşmoil aleyhisselâm İsrâiloğullarına on bir sene peygamberlik yaptı. Peygamberliğin 11. senesinden sonra Tâlût'u İsrâiloğullarına hükümdar tâyin edip elli iki yaşında vefât etti.

    06 Eylül 2014

    ZULKİFL ALEYHİSSELÂM





    ZULKİFL ALEYHİSSELÂM


       2 Zülkifl Aleyhisselâmın İsmi Ve Soyu: 2 Zülkifl Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri: 2 Zülkifl Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı: 2     Zülkifl Aleyhisselâmın İsmi Ve Soyu:    Başa Dön   Bişr (Zülkifl) b.Eyyûb Aleyhisselâm'dır.[1]   Zülkifl Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:    Başa Dön   Yüce Allah; Eyyûb Aleyhiselam'dan sonra, Bişr b. Eyyûb Aleyhisselâmı, Pey­gamber olarak göndermiş[2] ve ona Zülkifl ismini vermiş, halkı, Tevhîd akîde-sine = Allah'ın Birliğine inanmağa davet etmesini, kendisine emretmiştir. Zülkifl Aleyhisselâm, Şam'da otururdu. [3] Yüce Allah, Enbiyâ sûresinde Eyyûb Aleyhisselâm in kıssasından sonra, Zül-Kifl Aleyhisselâm hakkında şöyle buyurur: ' 'İsmail'i, İdris 'i, Zülkifl'i de (an! Bunların) her biri de, Sabr (ve sebat) edenlerdendi. Onları da, rahmetimizin içine idhal ettik. Onlar, hakîkaten, Sarihlerdendi. [4]" Yine, Yüce Allah, Sâd sûresinde Eyyûb Aleyhisselâmın kıssasından sonra, şöyle Duyurur: "Kuvvetlerin ve basiretlerin sahipleri olan kullarımız İbrahim'i, Ishâk'ı, Yâkub'u da, an! Çünkü, biz, onları, katkısız (şaibesiz) bir hasletle -ki, yurd(lan)nı hatırlamaları jb onun için, çalışmalaradır- Hâlis (insanlar) yaptık. Çünkü, onlar, bizim katımızda, cidden seçkinlerden, hayırlı (Zat)lardandı. [5]  "İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de, an!  (İşte) Bütün bunlar, hayırlı (insan)lardı. [6] Zülkifl Aleyhisselâmın, Kur'ân-ı kerimde, böyle, Kendilerinden, övülerek bah­sedilen büyük Peygamberler arasında zikredilişi, kendisinin de, Peygamber ol­duğunu açıkça gösterir. Meşhur olan da, budur. [7] Zülkifl Aleyhisselâm'a; Rum toprağındaki halk, iman ettiler, tâbi oldular ve ken­disini, doğruladılar. Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara, Allah yolunda cihad etmelerini, emredin­ce, bunu, yerine getirmekten kaçındılar ve zaa'f gösterdiler: "Ey Bişr! Biz, hayatı sever, ölümü, sevmeyiz. Bununla beraber, Yüce Allâha ve Onu Resulüne âsi olmaktan da, hoşlanmayız. Eğer, ömürlerimizi, uzatmasını ve ancak, biz, dilediğimiz zaman, bizi öldürme­sini, Allâh'dan dilersen, Ona, ibadet ve Onun düşmanları ile cihad ederiz!" dediler. Zülkifl Aleyhisselâm, onlara: "Siz, benden, büyük bir şey istediniz. Bana, ağır teklifte bulundunuz." dedi. Sonra, kalkıp namaz kıldı ve: "Ey Allah'ım! Sen, Elçilik vazifelerini tebliğ etmemi, bana, emrettin, tebliğ ettim. Düşmanlarınla, cihad etmemi, emrettin. Sen de, biliyorsun ki, ben, kendimden başkasına güç yetirmeğe mâlik değilim. Kavmimin, bu hususta benden istediklerini, Sen, benden daha iyi biliyorsun. Beni, benden başkasının günahı ile muâhaze etme! Ben, Senin gazabından rızâna, ukubetinden affına sığınırım!" dedi. Yüce Allah, Zülkifl Aleyhisselâma: "Sen kavmine, benim, onlar için seçtiğimin, kendilerinin, kendileri için seçtik­lerinden daha hayırlı olduğunu öğretmedin mi?" diye vahy etti. Bunun üzerine, onlar, ecelleri sonunda ölmeye razı oldular ve ecellerinde öldüler. [8]   Zülkifl Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:    Başa Dön   Zülkifl Aleyhisselâm, Şam'da vefat etti. [9] Vefat ettiği zaman, yetmiş beş yaşında idi. [10] Ona ve bütün peygamberlere selâm olsun![11]       [1] Taberî-Tarih c.1,s.167, Hâkim-Müstedrek c.2,s.582, Sâlebî-Arais s.163, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.136, Ebülfida-Elbidayevennihaye c.1,s.225 . M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/323. [2] Taberî-Tarih c.1,s.167, Hâkim-Müstedrek c.2,s.582, Sâlebî-Arais s.163, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.136, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdarat'ülebrar c.1,s.128, Ebülfida-Elbidaye vennihaye ç.1,s.225. [3] Taberî-Tarih c.1 ,s.167, Hâkim-Müstedrek c.2,s.582, Sâlebî-Arais s.163, İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.136, Ebülfida-Elbidayevennihaye c.1,s.225. [4] Enbiyâ: 85-86. [5] Sâd: 45-47. [6] Sâd: 48.                                                                 [7] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.225. [8] Sâlebi-Arais s. 164. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/323-324. [9] Taberî-Tarih c.1,s.167, Hâkim-Müstedrek C.2.S.582, Sâlebî-Arais s.164, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.136. [10] Taberî-Tarih C.1.S.167, Hâkim-Müstedrek C.2.S.582, İbn.Asakîr-Tarih c.5,s.269, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.136, Muh-yiddin b.Arabî-Muhadaratülebrar c.1,s.128. [11] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/324.

      PEYGAMBERLER TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ 1 nci CİLT VE PEYGAMBERLER TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ 2 nci CİLT


      PEYGAMBERLER TARİHİ  ANSİKLOPEDİSİ 1 nci CİLT  
      VE  
      PEYGAMBERLER TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ 2 nci CİLT


      PEYGAMBERLER TARİHİ  ANSİKLOPEDİSİ
      1 nci CİLT
      PEYGAMBERLER TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ
      2 nci CİLT

      ELYESA ALEYHİSSELÂM




      ELYESA ALEYHİSSELÂM


        Elyesa' Aleyhısselamın Soyu:   Elyesa' b.Ahtub[1], b.Adiy, b.Şütlem, b.Efrâîm, b.Yûsuf, b.Yâkub, b.İshak, b.İb-rahim Aleyhisselâm'dır[2]. Elyesa' Aleyhisselâm'ın, İlyas Aleyhisselâm'ın amcasının oğlu olduğu da söylenir[3].   Elyesa' Aleyhisselâm'ın İlyas Aleyhisselâm'a Halef Ve Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:   İlyas Aleyhisselâm, Bâlebek kralı tarafından arattırıldığı sıralarda, bir gece, İs­rail oğullarından çok yaşlı bir kadının evine sığınmış, saklanmıştı. Kadının, Elyesa' adındaki oğlu, çok hasta idi. İlyas Aleyhisselâm'ın duasıyla iyileşince, Elyesa' İlyas Aleyhisselâm'a iman ve onun Peygamberliğini tasdik etti ve artık, yanından hiç ayrılmadı. İlyas Aleyhisselâm, nereye giderse, Elyesa'a Aleyhisselâm da oraya giderdi. İlyas Aleyhisselâm, yaşlanmış ve yaşı da bir hayli ilerlemişti. Elyesa' Aleyhisselâm ise, yetişmiş bir gençti[4]. İlyas Aleyhisselâm, Bâlebek kralından kurtulmak için Kasiyon dağında gizlen­diği zaman, Elyesa' Aleyhisselâm da kendisininin yanında bulunuyordu. İsrail oğullarının arasından ayrılıp giderken de, onu, yerine bırakmıştı[5]. Yüce Allah: İlyas Aleyhisselâm'dan sonra, Elyesa' Aleyhisselâm'ı İsrail oğul­larına peygamber olarak gönderdi. [6] İlyas Aleyhisselâm gibi, onu da, vahy ile te'yid eyledi[7]. İsrail oğulları, Elyesa' Aleyhisselâm'a iman ettiler, saygı gösterdiler. Emir ve re'yine göre hareket ettiler[8]. Elyesa' Aleyhisselâm; ömrünün sonuna kadar, İsrail oğullarının arasında ka-lıp[9] İlyas Aleyhisselâm'ın yoluna ve şeriatına sarılarak onları, Allah'a davete de­vam etti[10]. Yüce Allah; Kur'ân-ı keriminde, Peygamberlerden:Nûh, İbrahim, Lut, İshak.Yâ-kub, Yûsuf, Eyyûb, Mûsâ, Harun, Dâvud, Süleyman, İlyas, Zekeriyya, yahyâ ve İsâ Aleyhisselâmları överek andıktan sonra[11], "İsmail'i, Elyesa'ı Zülkifl'i de, an! (İşte) bütün bunlar, hayırlıflnsanjlardı'[12]. "İsmail'i, Elyesa'ı, Yûnüsü Lut'u da (hidayete, peygamberliğe kavuşturduk) Her birine, âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik. Onların babalarından, zürriyetlerinden, kardeşlerinden kimini de (yine üstün im­tiyazlara mazhar kıldık). Onları seçtik, onları doğru bir yola götürdük. İşte, o (yol), Allah'ın hidayet yoludur ki, o, bunu kullarından, kime dilerse ona nasîb eder. Eğer, onlar da (Allah'a) şerîk koşsalardı, yapageldikleri her şey, kendi hisapları-na, elbette boşa gitmişti. Onlar, kendilerine Kitab, Hikmet ve Peygamberlik verdiklerimizdir..." buyurur[13]. Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun![14] [1] Taberî-Tarih c.1,s.239, Sâlebî-Arais s.259, ibn.Esîr-Kâmi! 0.1,s.213, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.4. [2] ibn.Asâkirden naklen Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.4. [3] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.4. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/143. [4] Taberî-Tarih c.1,s.239, Sâlebî-Arais s.259, ibn.Asâkir-Tarih c.3,s.99, [5] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.4 [6] ibn.Kuteybe-Maarif s.24, Taberi-Tarih c.1, S.240, Sâlebî Arais s.261. [7] İbn Kuteybe-Maarif s.24, Sâlebî-Arais s.260. [8] Sâlebî-Araîs s.260. [9] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.260, Ebülfidâ-Elbidaye vennihaye c.2,s.4. [10] Ebülfidâ-Elbidaye vennihaye c.2, s.4. [11] En'am: 74-85. [12] Sâd: 48. [13] En'am: 86-89. [14] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/143-144.

        İLYAS ALEYHİSSELÂM




        İLYAS ALEYHİSSELÂM


          İLYAS ALEYHİSSELÂM   İlyas Aleyhisselâmın Soyu:   İlyas b. Yasin, b. Finhas, b. Ayzar, b. Hârûn, b. İmran (A.S)'dır.[1]   İlyas Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:   İlyas Aleyhisselâm: uzun boylu, zayıf bedenli, kıvırcık saçlı,[2]  büyük başlı, çekik ve yapışık karınlı, ince bacaklı idi. Kendisinin başında da, kırmızı bir ben vardı. [3]   İlyas Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:   İlyas Aleyhisselâm; Yüce Allah tarafından gönderilen Peygamberlerdendi. [4] Kendisi, dağlar ve çöller sahibi olup Rabb'ine, tenhâlarda ibâdetle meşgul olurdu. [5] Hızkıl Aleyhisselâmdan sonra, İsrail oğulları içinde bir çok bid'atlar ihdas edil­miş[6] onlar, Yüce Allah'ın, kendilerinden aldığı Ahd ve Mîsâkı, unutmakla kal­mamışlar, putlar dikip onlara tapmağa da, başlamışlardı. Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara, İlyas Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [7] Mûsâ Aleyhisselâmdan sonra İsrail oğullarına gönderilen Peygamberler, an­cak, kendilerinin, Tevrat'tan unuttuklarını, onların hatırlarına getirmekte, yenile­mekte idiler. [8] İsrail oğulları, o zaman, Şam ülkesinde dağınık bir halde ve başlarında da, bir çok krallar bulunuyordu. Çünkü, Yûşa' b. Nün Aleyhisselâm; Şam ülkesini feth ettiği zaman, oraya, İs­rail oğullarını hâkim kılmış ve Şam topraklarını, onlar arasında bölüştürmüştü. İsrail oğullarının on iki Sıbtından biri olan İlyas Aleyhisselâmın Sıbtı da, Bâle-bek ve nahiyelerini almış ve oralara yerleşmiş bulunuyordu. Yüce Allah, onlara, İlyas Aleyhisselâmı Peygamber olarak göndermişti. [9] Şam krallarından her bir kral, hükmü altına aldığı nahiyeyi sömürmekte idi. [10] Şam krallarından Bâlebek kralı, diğer krallar arasında, doğru yolda idi. [11] Bunun için, İlyas Aleyhisselâm, onun yanında bulunur, işlerini, yoluna koyardı. Gerek kral ve gerekse kralın zevcesi, İlyas Aleyhisselâmı dinler ve doğrulardı. Öteki İsrail oğulları ve kralları ise, edinmiş oldukları Ba'l putuna taparlardı. [12] Ba'l: altundan yapılmış bir kadın heykeli olup göz bebekleri Yakuttan yapılmış, başına da, inci ve cevherlerle süslü tac konulmuştu. [13] İlyas Aleyhisselâm, kavmine: "Siz (Allâh'dan) korkmaz mısınız?! O, en güzel Yaratanı, sizin de, önceki atalarınızın da, Rabb'i olan Allah'ı, bıra­kıp ta, Ba'l'e mi tapıyorsunuz?!" dedi. [14] Onları, Yüce Allah'a iman ve ibadete davet etti. [15] Fakat, onlar, İlyas Aleyhisselâmı, yalanladılar. [16] Bâlebek kralından başka hiç birisi, onu, dinlemediler ve söylediklerini, kabul etmediler. [17] Bâlebek kralının sarayının yanında, İsrail oğullarından sâlih bir zatın, güzel bir bahçesi bulunuyor, kendisi, oradan, geçimini sağlıyordu. Kral ve karısı, orada, gezinirler, yerler, içerler, istirahat ederlerdi. Halk, orayı, krala lâyık görürler, sahibinin elinden almadığına şaşarlardı. Kral; bahçe sahibine karşı, komşuluk hakkını, gözetir, çok iyi davranırdı. Kralın karısı ise, bahçeyi, ele geçirmeyi, düşünür, kralı, bu hususta kandı­ramazdı. Kralın, uzun bir sefere çıkışından yararlanarak, bahçe sahibini, krala sövme iddiası ve yalancı şâhidler ikamesiyle öldürtüp bahçesini gasbetti. Kral, seferden dönünce, karısına; "Sen, hükmünde, hiç de, hayra isabet etmemişsin. Ben, bundan sonra, hiç bir zaman, felah bulacağımızı sanmıyorum!.. Senin, ona karşı, bir cür'etin, ancak, cahilliğinden, kötü görüşlülüğünden, so­nucu, nereye varacağını, düşünememenden ileri gelmiştir!" diyerek itabetti, çıkıştı. Kralın karısı: "Ben, ona, ancak, senin için kızdım ve senden dolayı, o hükmü verdim." dedi. Kral: "Bir kraliçe olarak, senin, bir tek adamı ve onun komşuluk hakkını korumak üzere göstereceğin geniş usluluğun, büyük hoşgörülüğün ve affediciliğin nerede kaldı?" dedi. Kraliçe: "Olmayacak şey, oldu!" dedi. Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâma, bu hâdiseyi vahy ile bildirdi. Yaptıkları şeyden dolayı, tevbe etmedikleri ve gasbettikleri bahçeyi, öldürülen zatın varislerine geri vermedikleri takdirde, o bahçe içinde her ikisinin de, öldü­rülüp bırakılacaklarını ve etlerinin, kemiklerinden ayrılacağını, haber verdi. Bunun üzerine, kral, İlyas Aleyhisselâma kızdı. [18] Kralın yanına, putlara tapanlardan bir topluluk gelmişti. Ona: "Sen, dalâlet ve boş şeyden başkasına davet olunmuyorsun! Sen de, kralların taptığı şu putlara tap! Üzerinde bulunduğun dini, bırak!" dediler. [19] Bunun üzerine, kral, bir gün: "Ey İlyas! Vallahi, ben, senin davet ettiğin şeyin, boş olmaktan başka bir şey olmadığını görüyorum!" dedi ve İsrail oğulları krallarından, Allah'ı, bırakıp puta tapanları birer birer sayarak: "Onlar da, bizim gibi yiyor, içiyor ve nimetler içinde hüküm sürüyor! Senin, bâtıl ve boş dediğin din ve inanışları, onların dünyasından hiç bir şey eksiltmiyor. Kendimizde ise, onlara nazaran, bir üstünlük görmüyoruz!" deyince[20] İlyas Aleyhisselâmın, başının saçı ve vücudunun tüyleri ürperdi, dikenleşti. [21] "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn = Bizler, Allah'ın kullarıyız ve Ona, dönücü­leriz!" diyerek kralın yanından ayrıldı. Kral da, putlara tapan öteki arkadaşlarının yaptıklarını, yaptı, Allah'ı, bırakıp putlara taptı. [22] Sonra da, ilyas Aleyhisselâmı öldürmeğe kalkıştı. Bunun üzerine, İlyas Aleyhisselâm, dağlarda ve mağaralarda yedi yıl gizlendi. Yerdeki bitkilerden ve ağaçlardaki meyvalardan yiyerek yaşadı. Kral, onu, yakalatmak için, adamlar saldı ise de, ele geçirmeğe muvaffak olamadı. [23] İlyas Aleyhisselâm, kral tarafından arattırıldığı sıralarda, bir gece, İsrail oğulla­rından bir kadının evine sığınmış, saklanmıştı. Kadının, Elyesa' b. Ahtub adındaki oğlu çok hasta idi. İlyas Aleyhisselâmın du-asıyla iyileşince, Elyesa' Aleyhisselâm, İlyas Aleyhisselâma iman ve onun pey­gamberliğini tasdik edip artık, onun yanından hiç ayrılmadı. İlyas Aleyhisselâm, nereye giderse, o da, oraya giderdi. İlyas Aleyhisselâm, yaşlanmış ve yaşı da, bir hayli ilerlemişti. Elyesa' Aleyhisselâm ise, yetişmiş bir gençti. [24] İlyas Aleyhisselâm, İsrail oğullarının azdıklarını görünce: "Ey Allâhı'm! İsrail oğulları, Seni, tanımamağa, Senden başkasına tapınmağa başladılar. Nimetlerinden, onlara verdiklerini, değiştir! Ey Allah'ım! Onlardan, yağmuru, tut!" diyerek dua etti. Üç yıl, yağmur yağmadı. Büyük küçük baş hayvanlar, böcekler, ağaçlar, kuraklıktan, mahvoldu. İnsanlar, çok şiddetli bir kuraklık ve darlık içine düştüler. [25] İlyas Aleyhisselâm, İsrail oğullarının yanına varıp, onlara: "Siz, kuraklıktan, darlıktan, mahvoldunuz. Ehlî, vahşî hayvanlar, kurtlar, kuşlar, böcekler, ağaçlar da, sizin hatalarınız yü­zünden, mahvoldular. Siz, boş şey üzerinde aldanıp duruyorsunuz. [26] Eğer, bu filinizden dolayı, Allah'ın, size gazap ettiğini; kendisine yalvardığınız ve hak ve hayırlı olduğunu söylediğiniz putların, öyle olup olmadığını, öğrenmek istiyorsanız, onları çıkarınız ve kendilerine yalvarınız. Eğer, onlar, sizin duanızı kabul ederlerse, dediğiniz gibi, onlar, haktır. Şayet, onlar, bunu, yapamazsa, biliniz ki: Siz, boş bir şey üzerindesinizdir. Ondan, hemen ayrılınız. Ben de, üzerinizdeki belânın kaldırılması için, Allah'a dua edeyim."'dedi. "Sen, insaflı davrandın!" dediler. Hemen putlarını çıkarıp onlara yalvardılar. Kendilerinin ne duaları kabul olundu, ne de, üzerlerindeki belâ kaldırıldı. [27] Dalâlette ve boş bir şey üzerinde bulunduklarını, anladılar. [28] "Ey İlyas! Biz, mahvolduk. Allah'a, bizim için, dua et!" dediler. İlyas Aleyhisselâm da, onların üzerlerindeki belânın kaldırılması ve yağmura kavuşmaları için, Allah'a dua etti. Allah'ın izniyle, denizin arkasından kalkan gibi bir bulut çıkarıldı. Ona, bakıp durdukları sırada, buluttan, iri damlalı yağmur atıştırmağa ve son­ra da, çoğalmaya başladı ve en sonunda, Allah, yağdırdığı yağmurla, onları ku­raklıktan kurtardı. Kuraklıktan yanıp kavrulmuş olan yurdları, canlandırıldı, içinde kıvrandıkları belâ, üzerlerinden kaldırıldı. [29] Fakat, onlar, ne putperestlikten ayrıldılar, ne de, hakka döndüler. [30] Üzerinde bulundukları hali, daha kötü olarak devam ettirdiler. İlyas Aleyhisselâm; onların, böyle küfürlerinde direndiklerini gördüğü zaman, artık, ruhunu kabzetmesini, onlardan kurtarıp rahata kavuşturmasını, Rabb'inden, diledi. Kendisine: "Filan günü, bekle! [31] Filan yere, git! Orada, sana gelecek şeyi'[32], ateş gibi renkli hayvanı, gördüğün zaman, ona, bin! [33] Ondan, korkma!" buyruldu. [34] Gidilecek gün, geldiği zaman[35]', İlyas Aleyhisselâm, yanında, Elyesa' Aleyhis­selâm olduğu halde, kendisine anılan ve gitmesi emrolunan yere gitti. [36] At suretinde, ateş renginde[37], ateşten bir at gelip İlyas Aleyhisselâmın önün­de durdu. İlyas Aleyhisselâm, hemen, onun üzerine sıçrayıp bindi ve gitti. Elyesa' Aleyhisselâm, arkasından: "Ey İlyas! Ey İlyas! Bana, ne emrediyorsun?" diyerek seslendi. [38] Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâmı, Şam'a kaldırdı, semâya değil. [39] İlyas Aleyhisselâm, kilimini, gökten, Elyesa' Aleyhisselâma, bıraktı ki, bu, ken­disinin, onu, İsrail oğullarının üzerine Halîfe yaptığına bir alâmetti. [40] Zâten, ay­rılırken, onu, yerine bırakmış bulunuyordu. [41] İlyas Aleyhisselâmın, hâlâ sağ olup her yıl Hac Mevsiminde Hızır Aleyhisse-lâmla buluştukları da, rivayet edilir.[42] İlyas Aleyhisselâm, gittikten sonra, Yüce Allah, Bâlebek kralı, kıraliçesi ve İs­rail oğulları üzerine, düşmanlarını, musallat ve muzaffer kıldı. Akılları, başların­dan, gitti. Nereye, gideceklerini, kaçacaklarını, bilemediler. [43] Kral da, kraliçe de, sahibini öldürüp gasbettikleri bostanda öldürülerek bıra­kıldılar. Etleri, dökülünceye, kemikleri çürüyünceye kadar cesedleri orada ortada kaldı! [44] Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâm hakkında şöyle buyurur: "Biz, ona, sonra gelen (Peygamberler ve ümmet)ler içinde (iyi bir nam) bıraktık. (Bizden) selâm İlyas'al Şüphe yok ki: Biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız. Gerçekten, o, Mü'min kullarımdandı!" [45] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![46]     [1] ibn.İshak'dan naklen Taberî-Tarih c.1,s.239, Sâlebî-Arais s.252, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.212. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/135. [2] Mîr-Hâvend-Ravza-tussafa Terceme s.298. [3] Hâkim-Müstedrek c.2,s.583. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/135. [4] Sâffât: 123. [5] Hâkim-Müstedrek c.2,s.583. [6] Mûsâ Aleyhisselâmın Şeriatı ve Tevrat bozulmuş (Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.294). [7] Taberî-Tarih C.1.S.238-239, Sâlebî-Arais s.252, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.212, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s.132. [8] Taberî-Tarih c.1,s.239, Sâlebî-Arais s.252, İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.98, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.212. [9] Sâlebî-Arais s.252-253. [10] Taberî-Tarih c.1,s.239, İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.212. [11] İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99. [12] Taberî-Tarih c.1,s.239. [13] İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99. [14] Sâffât: 124-126. [15] Taberî-Tarih c.1,s.239. [16] SâHât: 127. [17] Taberi-Tarih c.1,s.239. [18] Şâlebî-Arais s.253-254. [19] İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99. [20] Taberî-Tarih c.1,s.239, Şâlebî-Arais s.254, ibn.Asakir-Tarih c.3,s.99, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.212. [21] Taberî-Tarih c.1,s.239, İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99. [22] Taberî-Tarih c.1,s.239, ibn.Asâkir-Tarih c.3,s.99, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.212. [23] Sâlebî-Arais s.254. [24] Taberî c.1,s.239, Salebî s.259, ibn.Asâkir c.3,s.99. [25] Taberî-Tarih c.1,s.239, Sâlebî-Arais s.258, İbn.Asâkir-Tarih c.3,s.99,100. [26] Taberî-Tarih c.1,s.24O. [27] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259. [28] Taberî-Tarih c.1,s.24O. [29] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259, İbn.Asakir-Tarih c.3,s.100, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.213. [30] Taberî-Tarih c.1,s.24O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.213. [31] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259, İbn.Asakir-Tarih c.3,s.100 [32] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259 [33] İbn.Asakir-Tarih c.3,s.1O0 [34]  Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259. [35] İbn.Asakir-Tarih c.3,s.100 [36] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259 [37] İbn.Asakir-Tarih c.3,s.100 [38] Taberî-Tarih c.1,s.24O, Sâlebî-Arais s.259, İbn.Asakir-Tarih c.3,s.100. [39] Hâkim-Müstedrek c.2,s.583. [40] Sâlebî-Arais s.259, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.214 [41] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.4 [42] Taberî-Tarih c.1,s.188, Sâlebî-Arais s.224, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.16O. [43] Sâlebî-Arais s.259 [44] Sâlebî-Arais s.259-260, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.214. [45] Sâffât: 129-132 [46] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/135-140.

          YUŞA B. NUN ALEYHISSELAM




          YUŞA B. NUN ALEYHISSELAM

          2 Yûşa' B. Nûn Aleyhisselâmın Soyu : 2 Yûşa' b. Nun Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili: 2 Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri: 2     Yûşa' B. Nûn Aleyhisselâmın Soyu :    Başa Dön   Yûşa' b. Nûn, b. Efrâim, b. Yûsuf, b. Yâkub[1], b. İshak, b. İbrahim Aleyhisse-lâm'dir. [2]   Yûşa' b. Nun Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:   
          Yûşa' b. Nun Aleyhisselâm: orta boylu, buğday benizli, yassı yağrınılı, büyük gözlü, mücâhid, gazi ve yiğit bir zât idi. [3]   Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:    
          Mûsâ Aleyhisselâm; vefat edeceği sıralarda, Yüce Allah, Mûsâ Aleyhisselâma, Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm'ın, Kubbetüzzeman'a götürülüp bereketinin ona geç­mesi için, elini, onun üzerine koymasını, kendisinden sonra, İsrail oğullarının ida­resini, üzerine almasını ona vasiyet etmesini emir buyurdu. Mûsâ Aleyhisselâm da, böyle yaptı. İsrail oğullarına: "Bu Yûşa' b. Nûn, benden sonra, içinizde sizi yönetecektir. Onun sözlerini, dinleyiniz! Emirlerine, itaat ediniz! O, aranızda hak ve adalet üzere hükmedecektir. Ona, muhalefet ve isyan eden, mel'undur!" dedi[4] Tîh çölünde kırk yıllık mecburî ikamet sona erdikte[5] ve Mûsâ Aleyhisselâm vefat ettikten sonra, Yüce Allah, Yûşa' b.Nûn Aleyhisselâmı, İsrail oğullarına Pey­gamber olarak gönderdi. [6] Hızır Aleyhisselâmla buluşmağa giderken, Mûsâ Aleyhisselâma yoldaşlık eden genç adam[7], Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâmdı. [8] İsrail oğullarını; Mûsâ Aleyhisselâmın, Erîha'daki zorbalarla savaş emrine itâ-ata davet ve teşvik ettikleri ve Allah'ın nimetine erdikleri bildirilen İki Er'den[9] bi­risinin de, Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm olduğu rivayet edilir.'[10] Erîha'da, Ken'an ilinde yerleşen Âmâlık[11]', zorbaları ile savaşmaktan korkan yaşlı İsrail oğulları, kırk yıl içinde ölüp gitmiş, onların yerlerini, güçlü ve gözüpek nesilleri almış bulunuyordu. [12] Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm; genç İsrail oğullarını çağırıp kendisinin Peygam­ber olduğunu, yüce Allah'ın, Ken'an ilindeki zorbalarla savaşmayı, kendisine em­rettiğini, onlara haber verdi. İsrail oğulları, ona, bey'at ettiler ve kendisini, doğruladılar. [13] Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm, İsrail oğullarını, Tîh çölünden çıkarıp[14] Erîha'yı (Beytülmakdis'i) altı ay kuşatarak fethettikten sonra, Şam ve çevresindeki kral­larla da, çarpışıp onları, yenilgiye uğrattı. Ele geçirdiği Şam ülkesine Valiler tayin etti. [15] Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm; Mûsâ Aleyhisselâmdan sonra, İsrail oğullarını, Tev­rat hükümlerine göre[16]', yirmi dokuz[17] veya yirmi yedi yıl idare etti. [18] Bu yirmi yedi yılın, yirmi yılı Fars kralı Minuşihr (Cihr), yedi yılı da, İfrasyab za­manında idi. [19] Yûşa' b. Nûn Aleyhisselâm, yüz yirmi[20], veya yüz yirmi altı[21] veya yüz yirmi yedi yaşında iken[22] vefat edip Efrâim dağına gömüldü. [23] Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun![24]       [1] İbn.Kuteybe-Maarif s.20, Taberî-Tarih C.1.S.225, Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.51, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.20O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.319. [2] Taberî-Tarih c.1,s.225, Mes'ûdî-Murucuzzeheb C.1.S.51, İbn.Esîr-Kâmilc.1,s.2OO, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.519. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/121. [3] Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.291. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/121. [4] Yâkubî-Tarih C.1.S.45, 46. [5] Taberî-Tarih c.1,s.225. [6] Taberî-Tarih c.1,s.225, Sâlebî-Arais s.248, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.20O. [7] Kehf: 60. [8] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.12O, Buharî-Sahih c.5,s.232, Taberî-Tefsir c.15,s.271. [9] Mâide: 23. [10] Taberî-Tefsir c.6,s.176, Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.52, Sâlebî-Arais s.250. [11] Sâlebî-Arais s.240. [12] Sâlebî-Arais s.243. [13] Taberî-Tarih c.1,s.225, 227, Sâlebî-Arais s.248. [14] Yâkubî-Tarih C.1.S.46 [15] Taberî-Tarih c.1,s.228, Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.50-51, Sâlebî-Arais s.248, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.2O2, Ebülfida-Elbidaye vennihaye d.s.323. [16] Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.325. [17] Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.51. [18] Yâkubî-Tarih c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.234, Sâlebî-Arais s.250, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.2O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.325. [19]  Taberî-Tarih c.1,s.234, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.199, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.89. [20] Mes'ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.52, Sâlebî-Arais s.250. [21] Taberî-Tarih c.1,s.229, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.203. [22] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.325. [23] Taberî-tarih c. 1,8.229, Sâlebî-Arasi s.250. [24] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/121-122.

          Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...