16 Ekim 2019

SABİT YILDIZLAR ve KARAKTERLERİ

SABİT YILDIZLAR ve KARAKTERLERİ

SABİT YILDIZLAR 
 Sabit yıldız bir gezegen ile birleşirse ve doğum haritasında ise, gezegenin üzerinde yaşam boyu sürecek karmaşık etkileri olacaktır. Benzer etkiler, Horary haritada  konumlanan gezegenlerin üzerinde de görülecektir. Sabit yıldızların etkilerini birinci veya ikinci sınıftan yıldız olmalarına göre analiz ederiz. Bu sınıflama yöntemi yıldızın kadir'ine bağlıdır. Sabit yıldızlar için yaklaşım etkisi yine yıldızın sınıfına bağlı olarak uygulanır. Örneğin, sıfır kadirden yıldızlar için 1.5 derece olan yaklaşım açısı, 6.cı kadirden bir yıldız için 5 dereceye çıkabilir. Gökyüzünün en parlak yıldızlarından bir tanesi olan Sirius için yaklaşım açısı 2 derece kadardır.. Sabit yıldız için yaklaşım meyli (declination) ise yaklaşık 15-5 dakika arasında olabilir.
Ptolemy'den günümüze gelen açıklamalara göre bazı yıldızların özel anlamları vardır. Eğer sabit yıldız kendi karakterine yakın özellikteki bir gezegen ile kavuşum yaparsa, gezegenin karakterini ön plana çıkartacaktır. Bir insan sadece bir sabit yıldızın olumsuz etkisi ile katil, hırsız veya sahtekar olamaz ancak, haritasının diğer elemanları da bu oluşumu desteklemelidir.
 Y ı l d ı z l a r  ve  K a r a k t e r l e r i

 ALGENİP : Konumu "9º Koç " ; Şifresi :Hırs, amaç, kibir, sezgi, şevk ve heves, kötü yargı,Karakteri : Mars/Merkür ; Etkisi : talihsizlik. (Aşağıdakileri de aynı açıklama sırasında okuyunuz.)
ALPHERATZ
: (14º Koç) Zerafet, incelik, tanınmışlık, özgürlük, onur ; Venüs ; talih ve kısmet.
CAPUT ALGOL
: (29° Boğa) ; Boyuna ve boğaza gelecek tehlike, şiddet ve zorbalık, şeytanilik, kazalar ve körlük. ; Satürn ve Jüpiter ; Talihsizlik.
ALCYONE
: (0° İkizler) ; Hırs, ün ve şeref, karşıt cins ile sorunlar, ; Ay-Jüpiter ; Yansız.
HYADES
: (5° İkizler) ; Skandal, intikam, gözden düşmek, tutuklanma ; Satürn-Merkür ; Talihsizlik.
RİGEL
: (16° İkizler) ; Mucitlik, pratik yetenekler ve sanat kabiliyeti ; iyi tabiat, zenginlik,mutluluk ; Jüpiter-Mars ; Talih
BELLATRİX
: (21° İkizler) ; Kazalar, ani gözden düşme, konuşkanlık, sol omuz ; Mars-Merkür ; Talihsizlik.
ALNİLAM
: (23° İkizler) ; Kısa süren şöhret, çabuk sinirlenmek, skandal ; Jüpiter-Satürn ; Talih.
AL HECKA
: (24° İkizler) ; Ün ve şeref, Varlık ve servet, gurur, saldırganlık ; Mars ; Talih.
BETELGEUSE
: (28° İkizler) ; Sağ omuz, tehlikeler, kin ve intikam ; Mars-Merkür ; Talihsizlik.
SİRİUS
: (14° Yengeç) ; Hırs, kibir, duygusallık, varlık ve şöhret ; Jüpiter-Mars ; Talih.
CANOPUS
: (14° yengeç) ; Yolculuklar, dindarlık, skandal, şiddet ; Satürn-Jüpiter ; Talihsizlik.
CASTOR
: (20° Yengeç) ; Ani şöhret veya kaybetmek, seçkinlik, keskin zihin,şiddet ; Mars-Venüs ; Talihsizlik.
POLLUX
: (23° Yengeç) ; Spekülasyon, dalgınlık, cüret, astroloji, ölüm, afet ; Mars-Ay-Uranüs ; Talihsizlik.
PROCYON
: (25° Yengeç) ; Ani başarı, batıl inanışlar, politika, israf ve sefahat ; Mars-Merkür ; Talihsizlik.
PRAESAEPE
: ( 7° Aslan) ; İçe yönelim, münzevilik, körlük, cinayet,trajedi, yangın ; Mars-Ay ; Talihsizlik.
KUZEY ASELLUS
: (7° Aslan) ; askeri tercih , göz sorunları, deniz kazası ; Güneş-Mars ; yansız.
ALPHARD
: (27° Aslan) ; Boğulma veya zehirlenme ile ölüm, Kanuni sorunlar, aşk maceraları, uyuşturucular ; Satürn-Venüs ; Talihsizlik.
REGULUS
: (29° Aslan) ; Asillik ve seçkinlik, hırs ve istek, büyük güç ve kuderet, statü ve liderlik ; kazalar ve şiddet ; Mars-Jüpiter ; Talih.
DENEBOLA
: (21° Başak) ; Eleştiricilik, sebat ve azim, hayal darlığı, şeref, istenmeyen arkadaşlıklar, zihin hastalıkları, hastalıklar ;Satürn-Venüs ; Yansız.
SEGİNUS
: (17° Terazi) ; İş ve ticaret, astroloji, hukuk, arkadaşlar yüzünden kayıplar, utanmazlık, sahtekarlık ; Merkür-Satürn-Venüs ; Talih.
SPİCA
: (23° Terazi) ; Varlık ve servet, ün, şeref ve onur, çekicilik ; Venüs-Mars ; Talih.
ARCTURUS
: (24° Terazi) ; Sezgi, şöhret, onur, yolculuklardan sağlanan kazanç, iş hayatında başarı ; Jüpiter-Mars ; Büyük talih.
ALPHECCA
: (12° Akrep) ; şeref ve ün, seçkinlik, edebiyat, parlaklık, şairlik, skandalar, aşkta hıyanet, çocuklardan duyulan mutsuzluk ; Venüs-Merkür ; Talih.
UNUKALHAİ
: (22° Akrep) ; Düşüşten sonra gelen başarı, intihar, cinnet, kazalar, savaşta başarı, politika, yazım sanatı, aşk sorunları ; Satürn-Mars ; Talihsizlik.
ANTARES
: (9° Yay) ; Serüven ruhu, inatçılık, Göze gelen arazlar, ün ve ani kayıplar, şüphecilik, zorbalık, evlilikler ; Mars-Jüpiter-Merkür ; Talih.*
RASTABAN
: (11° Yay) ; Acelecilik, şeref, astroloji kabiliyeti, yöneticilik, yazım kabiliyeti, spor, sanatkarlık, kazalar, yaralanmalar, körlük, suç meyli ; Satürn-Mars-Jüpiter ; Talihsizlik.
VEGA
: (15° Oğlak) ; Politikada başarı, sanatkarlık, çabuk geçen şöhret, iki iş sahipliği, kibarlık ve naziklik, pratiklik ; Venüs-Merkür ; talih.
DENEB
: (19° Oğlak) ; Savaş sanatı , yöneticilik kabiliyeti, özgürlük, yardımseverlik ; Çok büyük talih.
ALTAİR
: (11° Kova) ; Ani gelen fakat geçici şöhret, acelecilik, cesaret, kazalar, astroloji, yazım sanatı, zeka, iş yeteneği, eleştiricilik, askerlik ; Satürn-Venüs ; Talih.
SADALSUUD
: (23° Kova) ; Astroloji, okültizm, yöneticilik, iş yetenekleri, psişik ve durugörü yetenekleri ; Satürn-Merkür ; Talih.
FOMALHAUT
: (3° Balık) ; Sihir, şöhret, okült, başarı, bağımlılık, istenmeyen arkadaşlıklar ; Venüs-Merkür-Neptün ; Yansız.
MARKAB
: (23° Balık) ; Zulüm ve şiddet, şeref ve zenginlik, Üzüntülerin yıldızı, edebiyat yeteneği, kanuni prpblemler, kazalar ; Mars-Merkür ; Talihsizlik.
SCHEAT
: (29° Balık) ; Tutsaklık, cinayet, intihar, boğulmak, aşırı talihsizlikler; Mars-Merkür ; Talihsizlik....
YÜCEL SÜGEN  den ALINTIDIR

UZAYLILAR





UZAYLILAR ile ilgili görsel sonucu

UZAYLILAR


Son yıllarda ortaya çıkan “Uçan Daireler” halk arasında ve bilhassa entellektüel çevrelerde sık sık konuşulur ve üzerinde merakla durulur bir konu olmuştur...
Özellikle Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli yörelerinde görülen bu uçan dairelerin başka dünyalarda yaşayan yaratıkları taşıdığı, onların Dünya’yı bu şekilde ziyaret ettiği, insanlarla iletişime geçmek istedikleri, çeşitli çevrelerce iddia edilmektedir...
Batı dünyasında “Unidentified Flying Object” sözcüğünden kısaltılarak “UFO” şeklinde kullanılmaya başlanan “bilinmeyen uçan objeler”e ait çok çeşitli görüşler mevcuttur...

Amerika’da ve Avrupa’da en ciddi bilinen dergi veya gazetelerde dahi bu konuda haberlere, röportajlara rastlanmakta; çeşitli kişilerin gördükleri uçan dairelere ve içinden çıkanlara dair anılarına önemli derecede yer verilmektedir...

Bu konuda çıkan haberlerin, anlatılanların yüzde 95’inin aldanma olduğu, gördüklerinin yıldız kaymaları veya bulut birikintileri veya hava balonları, veya bu çeşit diğer birtakım görüntüler olduğunu kabul etsek dahi; gene de yüzde 5’lik bir açık kalmaktadır, ki gerek gören şahısların durumları ve gerekse görülen nesnelerin görüntü şekilleri kabul etmemizi icap ettirecek kadar bir yer tutmaktadır...
Özellikle Amerika Savunma Bakanlığında bir “UFO” yani uçan daireler özel dairesinin bulunması ve bunlara ait inkâr edilemeyecek görüntü tespitlerinin mevcut olması, işin bir nebze olsun ciddiyet taşıdığına işaret etmektedir...
Nitekim Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir röportajda, bir öğretmenin sınıfta bulunurken, böyle bir uçan dairenin orada bulunanların göremediği şekilde gelmesinden ve içinden birtakım insanların çıkmasından bahsedilmektedir... Şimdi okurlarımıza bu röportajdan bazı pasajlar nakledelim... 
Röportör Turhan ILGAZ şöyle naklediyor:
“Bundan iki yıl kadar önce, ... Pangaltı Ermeni Lisesinde sınav yapmaktadır. Öğrencilere soruları vermiş ve kürsüye geçerek oturmuştur ki... 
Birden sınıfın yan duvarlarında bir sahne belirir... 
(Sinema gibi) diye anlatıyor... Bir uçan daire vardı karşımda... 
Sonra içinden bir adam çıktı tıpkı bizlere benzeyen...” 
Gören hanım bir medyum... Ve gelenlerle “fikir yoluyla” konuşuyor... Gelen şahıs onunla bu görüşmeden sonra daha birçok kereler de görüşüyor...
İşte bu uçan dairelerle ilgili bizde rastlanan bir şekil...
Peki, bu işin içyüzü nedir?.. 
Uçan daireler var mıdır?.. 
Başka gezegenlerde insan türü yaratıklar var mıdır?.. 
İnsanlarla temas kuran veya kurmak isteyen kişiler, yabancı gezegenlerde yaşayan birtakım insanlar var mıdır?.. Yoksa başka yaratıklar mı bunlar?.. 
Evet, son günlerin en ilginç konularından biri de bu!..
Ve bu konuda yapılan en büyük yanlış ise, işi “BİLİM ADAMLARINA SORMAK”!..
Uzaylılar konusu asla bilim adamlarına sorulmaz!..
Uzaylılar konusuna cevap verebilecek bilim adamı ne TÜRKİYE’de ne de DÜNYA’da mevcut değildir!.. Kim bu konuda bilim adamlarına danışırsa, kesinlikle yanılmış olur!..
NİÇİN?..
Önce bilelim ki, “bilim” eldeki belirli objelere ve verilere göre bir sistem içinde oluşur. Elbette, o verileri ve objeleri inceleyecek kişiler vardır... Ve nihayet, bu kişilerin, o veriler, objeler üzerinde belirli araştırmalar yaptıktan sonra, varacakları bir kesin sonuç ve oluşturdukları sistem, “o bilim dalını” oluşturur...
O bilim dalını oluşturan kişilere de “o konunun bilim adamı” denir...
Bir örnek ile açıklayalım...
İnsan bedeni mevcuttur; bu beden üzerinde araştırma yaparak çalışma sistemini tespit eden ve bunu bir bilim dalı hâline getiren insanlar vardır... Öyle ise, veriler mevcuttur, araştırma sonucu oluşan sistem ortadadır!.. Demek ki insan bedeninin çalışmasını konu alan bir bilim adamı mevcuttur!.. Yani tıp bilimi, bu bilim dalının araştırıcıları, uzmanları doktorlar!.. Ve veriler, objeler, insanlar!..
“Uzaylılar” adı verilenlere ait veriler, objeler elimizde midir?.. Elimizdeki bu objeler, veriler üzerine sistematik bir araştırma yapılmış mıdır?.. Bu sistemli araştırmaları yapmış, bu yapıların hangi sistemle çalıştığını tespit etmiş kimseler var mıdır?..
Elbette, bütün suallerin cevabı HAYIR’dır!..
Öyle ise, Uzaylılar üzerine ne bir bilim dalı vardır, ne de bir BİLİM ADAMI!..
Bu noktayı siz isterseniz bir doktora sorabilirsiniz, isterseniz bir hukuk profesörüne... Ya da bir ASTRONOMİ profesörüne!..
Hepsi de bu konu hakkında, aynı düzeyde bir vatandaştır; kendi dallarında birer profesör olmalarına rağmen!..
Biri profesördür, kanunlar konusunda; diğeri profesördür insan bedeni hakkında; biri profesördür, toprağın yapısı hakkında; bir diğeri de profesördür, yıldızlar, konumları ve yapısal özellikleri hakkında!..
Ama asla, “Uzaylılar” konusunda değil!..
Bu Türkiye’de de böyledir. Dünya’da da!..
Olmayan objenin bilim adamı da olmaz... Ve hiçbir zaman Astronomi uzmanları, profesörleri, Uzaylılar konusunda bilim adamı gibi gösterilmez ve kabul edilmez!..
Bunu böylece kesinlikle vurguladıktan sonra şu noktaya dikkat çekelim...
Bu konuyla ilgili muhtelif olaylar vardır... Bunlardan biri, TASS ajansının Rusya’da bir kentte, parkta bulunan çocukların uzaylılarla teması yolunda bir yayını!..
Bir diğeri de, İngiltere’de tarlalarda meydana gelen büyük boy çizimler... Şimdi bu konu hakkındaki bir yazıyı nakledelim size...
5 Ekim 1991 tarihli Cumhuriyet gazetesinin “BİLİM VE TEKNİK” dergisinden alınmıştır. 
UFO’CULAR YAKALANDI 
İngiltere’de buğday tarlalarında bulunan “göksel” çizgileri ve şekilleri yapanlar ortaya çıktılar. Bilim adamlarını uğraştıran ve UFO’cuların sahip çıktığı olayın öyküsü... 
“Şu anda, araştırmalarım sırasındaki en mükemmel anlardan birini yaşıyorum.” Ünlü UFO araştırmacısı Pat Delgado İngiltere’de Sevenoaks’daki buğday tarlasını gördükten sonra duygularını bu şekilde ifade ediyordu: “Hiçbir insan bunu yapmış olamaz.” 
Delgado bu sözleri, mükemmel bir şekilde yaratılmış başaklara bakarak söylüyordu. Başaklar, saat yönünde hemen hemen mükemmel bir daire biçiminde yere yatırılmıştı. Bu dairenin uzantısı olarak başka şekiller de görülüyordu: Antenler, bir yarım daire ve bir şerit şeklindeki uzun bir hat. 
Sevenoaks’ta görülen daireler, son on üç yıldır Güney İngiltere’de görülen yüzlerce şekilden sonuncusuydu. Konuyu araştıran ve yazılar yazan Delgado için bu daireler üst bir zekânın var olduğuna dair mükemmel bir kanıt sunuyordu. 
Ancak, Delgado’nun sevinci fazla uzun sürmedi. Today gazetesinden muhabir Graham Brough, iki yer ressamının bu şekilleri oluşturmasını izlemişti. 62 yaşındaki Davit Chorley ve 67 yaşındaki Douglas Bower, Sevenoaks’taki şekli Brough başlarında dururken oluşturmuştu. Bu ikili, Güney İngiltere’de son on üç yıldır her hasat zamanı yaklaşık 25 - 30 şekil yapıyordu. 
İkilinin açıklamaları, son yıllarda İngiltere’nin ve tüm dünyanın ilgisini çeken gizeme bir açıklama getiriyordu. Bu dairelerin nasıl oluştuğu konusunda çok ilginç fikirler ortaya atılmıştı: Uçan daireler, elektromanyetik alan, atmosferdeki dalgalar bunlardan birkaçıydı. 
Oysa, şakacı ikilinin kullandığı yöntemin hiçbir olağanüstü ya da olağandışı güçle ilgisi yoktu. 1,2 m boyunda bir tahta çubuk ve bir top ip kullanıyorlardı. Bower, seçtikleri alanın merkezinde duruyor ve çubuğu dik bir biçimde tutuyordu. İp çubuğa diz yüksekliğinde bağlıydı. Chorley, ipi gergin tutarak Bower’in çevresinde döndüğü zaman, başaklar yan yatıyordu. 
Chorley ve Bower ilk şekillerini 1978’de yapmıştı. Amaçları buğday başaklarını yatırarak bir UFO’nun tarlaya indiği izlemini vermekti. Ancak, yaptıkları çalışmalar üç yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmedi. İlk kez 1981 yılında bu şekiller basında yer aldı. İkilinin yaptıkları itirafın nedeniyse, daireleri araştıranların hükümetten maddi yardım istemeleriydi.(m.a)

Bu görüntüleri görenleri “ruhî bozukluk” ya da “psikolojik yapısı hassas kişiler” diye mi nitelendireceğiz?..
Elbette, hayır!..
Öyle ise... Bu konuyu sadece akşam gün batışında iki saat süreyle görülen VENÜS olayına bağlamak, bize göre son derece havada kalan bir iddiadır...

Kesin olan husus şudur ki, ne isim verilirse verilsin, aramızda ya da atmosferde veya Güneş sistemi içinde yaşayan birtakım canlılar vardır ki bunlar zaman zaman bize belirli görüntüler ulaştırmaktadır...

Bizim bu konudaki en büyük hatamız ise, bu varlıkların varlığını, ille de beş duyumuza ulaşacak biçimde kabul etmekle başlamaktadır...
Asırlar, bize, beş duyu ile tespit edemediğimiz pek çok şeyin mevcudiyetini açıkladığı hâlde; geliştirdiğimiz teknolojilerle, dün “yok” dediğimiz sayısız nesneye bugün “var” demek mecburiyetinde kaldığımız hâlde; bunlardan hiç ders almayarak; hâlâ beş duyu ve elimizdeki teknoloji ile tespit edemediğimiz şeyleri, inkâr ve tevil yollarına sapıyoruz ki, bu gerçekten büyük bir ayıp olmaktadır.
“Uzaylılar” dediğimiz bu varlıklar nelerdir?..
Bugüne kadar elimize geçmiş ve üzerinde gerekli ve yeterli inceleme yapılmış biri olmadığına göre, kimse ispatlı bir şekilde uzaylılar şöyledir diyemez... Ve başta da bahsettiğimiz gibi bu varlıkların uzmanı da olamaz...
Ancak, bu varlıkların elli yıl öncesine kadar kesinlikle yok olup da bu süre zarfında mucizevî bir şekilde aniden ortaya çıktıklarına inanamıyoruz.
Öte yandan, asırlar ve asırlardır insanlar yanı sıra Dünya üzerinde varlığından söz edilen birtakım varlıklar mevcuttur ki, kimi toplum, bunlara “hayalet”, kimi toplum “ruh”, kimi toplumda “peri, cin, dev” gibi isimler vermiştir.
Çeşitli özellikleriyle kendini belli eden, bazen insanlara yardım ediyormuş görünen, bazen de insanların iradelerini zorlayıcı davranışlar ortaya koyan bu varlıklara, Kur’ân nâzil olduğu devrede de “Cin” adı verilmiştir...
Hangi eğitim ve kültür seviyesinde olursanız olun, hangi şartlanma ile kendinizi bloke etmiş olursanız olun; inkâr edilemeyen bir gerçek vardır ki, o da halkın büyük çoğunluğunun kabul ettiği ve değişik isimler ile andığı, insan yanı sıra mevcut olup, her an algılanamayan birtakım varlıklar mevcuttur!..
Ne kişinin inkârı ile onlar yok olurlar, ne de kabulü ile bir şey kazanırlar!.. Hatta insanların onları inkârları, bilakis çok daha geniş bir alan açar onlara!.. Çünkü, görmekteyiz ki, çoğunlukla insanlarla eğlenen, alay eden, aldatan olmadık hayaller peşinde koşturan bu varlıklar, ne isimle anarsak analım, genelde hep insanlara hükmetmekten zevk alan bir türdür!..
Esasen, maddi bir bedenle kayıtlı olan insanlara karşı, beden sınırlamalarından uzak bu varlıkların, başka türlü olmaları da beklenemez!.. Ellerinin altında istedikleri gibi hükmedebilecekleri, istedikleri gibi kandırıp eğlenebilecekleri sayısız insan mevcutken, onların böyle bir fırsatı değerlendirmemeleri elbette mümkün değildir...
Nitekim, bu gerçeğe Kur’ân-ı Kerîm, En’am Sûresi’nde şöyle işaret ediyor:
“... ‘Ey cin topluluğu, gerçekten insanların çoğunluğunu hükmünüz altına aldınız (hakikatten uzaklaştırdınız)!’...” (6.En’am: 128)
Evet, ister “Uzaylı” deyiniz; ister eskilerin ve dinî terminolojinin kullandığı ismiyle yani “Cin” adıyla anınız; bu varlıkların en büyüközellikleri, insanları hükümleri altına alarak, onları gerçeğe ters düşen fikirler ve davranışlar içine sürüklemeleridir...
“Cin” denen göze görünmeyen, elle tutulamayan varlıklar; çeşitli toplumlara, toplumsal şartlanmalara uygun fikirler ve değerlerle yaklaşarak, onları hükümleri altına alırlar. Kimin, hangi hususta eğilimi var ise, o yolda fikirler ve görüntüler ile kendilerine bağlamaya çalışırlar.
Genelde, çok büyük bir çoğunluğa hâkimiyetleri, kendilerini bildirmeden ve fark ettirmeden olmaktadır.
Hükmettikleri kişiler genelde ya İslâm inancını kabul ettiğini söyleyen kişilerdir, ya da İslâm inancını kabul etmeyenlerdir...
İslâm inancını kabul etmeyenleri kandırma şekilleri, öldükten sonra tekrar dünyaya gelineceği esasına dayanan inanç türleridir...
Kendilerini uzaydan, başka galaksi veya sistemlerden gelmiş varlıklar olarak tanıtmaları, son devrin en büyük zevk konusudur.
Gerçekte bu varlıklar, Dünya atmosferi içinde veya Dünya üzerinde yaşamaktadırlar. Son derece zeki ve hareket kabiliyetine sahip oldukları için, insanları bu yönleri dolayısıyla çok rahat kandırabilmektedirler.
İnsanları kandırma metodları hep insan beynine yolladıkları dalga impulslar şeklinde olmaktadır. Kişiler bu impulsları frekansına göre, görüyorum veya işitiyorum diye değerlendirmektedirler...
Oysa çok büyük bir çoğunlukla ne görmek mevcuttur, ne de işitme!.. Bu yüzden de büyük bir çoğunluk, böyle bir etki altındaki kişinin algıladıklarını algılayamamakta ve onun hâlini inkâr etmektedirler!.. Bunu bir misal ile açıklamak gerekirse, uyanık rüya görmek diye ifade edebiliriz...
İslâm dışı inanışlara sahip olanları kandırmak için en çok, ruhlarla görüşme ve uzaylılarla görüşme tarzını kullanmaktadırlar...
Genellikle saf yaradılışlı bu kişiler, belirli bir kültürden mahrum oldukları için, gerçekte uzayda başka galaksilerden gelenler varmış sanmakta ya da ölmüş yakınlarıyla görüştüklerini zannetmektedirler... Bu hususu ilerideki ilgili bölümde daha da tafsilâtlı olarak ve delilleriyle anlatmaktayız.
Kendilerini uzaylı varlıklar olarak tanıtmakta olan cinlerin yalanlarını açık seçik şöylece ortaya çıkartabilirsiniz:
Size, somut bir araç - gereç - cihaz vermelerini isteyin!.. Bunu asla gerçekleştiremeyeceklerdir!..
Çünkü, kendilerini “uzaylı” tanıtan “cin” diye bilinen bu varlıkların, insanların hayal gücü üzerinde tasarruf etmekten öteye yolları geçmez!.. 
Daima beyin yapıları hassas kişileri bulup, onların hayallerini etkileyerek çeşitli imajlar oluştururlar; ve icap ederse de onların vehmini tahrik ederek, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek suretiyle korkutarak, tasarruf altına alıp, hükmederler!..
“Uzaylı” olarak kendini tanıtan bu “Cin” isimli dalga yapılı varlıklar, sürekli vaatlerde ve geleceğe dönük sayısız iddialarda bulunurlar; kişilere kendilerinin “Mehdi” veya “Mesih” veya insanlığın beklenen önderi olduklarını telkin ederler; “Altın Çağ” vaat ve hayalleri sunarlar; hatta bazen belirli tarihler verirler... Sonra o tarih gelip, dedikleri çıkmadığı zaman da, “şartlar oluşmadı, vazifenizi tam yapamadınız, onun için de ileriye atıldı” diyerek yalanlarını örtüp; yeni hayal balonları şişirirler...
Çeşitli “uçan daire, balon, insanımsı” görüntüler veren ve kendilerini hep “uzaydan gelen varlıklar” olarak tanımlayan bu varlıklara kanmak, sadece bu konuda bilgisizliğin ve ilmî verilerden haberdar olmamanın sonucudur.
Yalan yanlış bilgiler vermek ve aslı olmayan hayallerle insanları kandırıp peşlerinden sürüklemekten başka yetileri olmayan bu UZAYLI (!) varlıkların, o kadar çok insanları kandırma yolları vardır ki, bunları tek tek sıralamak hayli güçtür...
Bu sebeple, diyeceğiz ki...
İster karşınıza, “Uzaylılarız” diye gelsinler; isterse de geçmişte yaşamış “evliya veya azizleriz” diye gelsinler, biliniz ki bunlar kesinlikle, eskiden haber verilmiş olan şeytaniyet vasıflı CİNLERDİR!.. 
Daima, insanların vehmini tahrik ederek, var olmayan şeyleri varmış gibi göstererek, sürekli vesveselerini, kuruntularını tahrik ederek, onları ellerinde kukla durumuna düşürmek isterler...
Bu varlıklardan korunmak istiyorsak, önce onların foyalarını ortaya çıkarmak zorundayız!.. Ki, böylece gerçeği görelim; bu da konuştuklarının ve vaatlerinin yalan olduğunun ortaya çıkması suretiyle olur...

Eğer bir süre içinde sizi kandıramadıklarını görürlerse, zaten kendilerini açık edecekler ve böylece ne oldukları da ortaya çıkacaktır.
Ayrıca bu gibi durumlarda, önceki bölümlerde bahsettiğimiz duayı çokça okumak suretiyle çevrenizde bir dalga koruyucu kalkan da oluşturabilirsiniz ki, tecrübelerimize göre bunun, cinlerin foyasının ortaya çıkmasında çok büyük yararı vardır...

İnanmayanlar tarafından alay konusu olacağını bilmemize rağmen, kesin olarak ifade edelim ki bütün bu uçan daireler veya bu uçan dairelerle gelen kişiler görüntüsünü verenler, hakikatte “Cinler”den başka bir yaratık türü asla değildir!..

Eski devirlerde, Anadolu’nun veya Batı’nın köy yollarında veya mezarlıklarında perili evler(!)de ve tenha yerlerde insanlara çeşitli görüntülerle insan ya da hayvan şekillerinde görünen Cinler; günümüzde de, eskiye inanmayan ve eskiyi hor gören insanları aldatıp kendilerine tâbi kılmak ya da onların bu şekildeki eğilimleriyle eğlenmek amacıyla, uçan daireler şekillerinde gözükerek yeni bir usül tatbik etmektedirler...
Ve Cinler, bu yeni usüllerle insanları kandırırken, âdeta kendilerine inanmayan, kendileriyle alay eden, veya kendilerini yok sayan insanlarla da alay etmekte ve onlardan bir çeşit intikam almaktadırlar...
Bu uçan daireler görüntüsü ile köy yolunda gece yarısı yürürken aniden acayip bir şeyle karşılaşan insanın gördüğü arasında hiçbir fark yoktur... İkisi de, normal diye kabul edilmiş bulunan insanın göremediği, iki ayrı tipte görüntüdür... 
Materyalist bir tıp adamı, her ikisini de halüsinasyon diye kabul eder... Madde ötesine inanan bir kimse için ise, gerçekte ikisi de birdir... 
Kurân’da “Cin” diye belirtilen veya başka bir yerde başka bir tâbirle anılabilen; maddi yapısı olmayan, fakat zaman zaman madde görünütüsü verebilen birtakım yaratıkların kâh köy yollarında hayvan veya insan şeklinde görüntü vermesi, kâh uzayda veya duvar üzerinde bir uçan daire ve bu uçan daireden inen insan tarzında görünmesi... İkisi de her hâlükârda aynı neticeye çıkmaktadır... 
Daha önce de açıklamaya çalıştığımız gibi, Cinler, istedikleri anda ve yerde, arzu ettikleri bir şekilde insanlara madde ötesi olan yapılarını maddi görüntü şeklinde gösterebilirler...
Tıpkı televizyonda ekran üzerinde seyrettiğimiz elektromanyetik dalgaların, henüz ekrana dönüştürülmesinden önce, havada görünebilmesi hâli gibi... Düşünün ki, televizyonda seyrettiklerinizi, aynen televizyon ekranında değil de, boşlukta seyrediyorsunuz...
Yani birtakım elektromanyetik dalgaların sahip olduğu görüntüyü ekranda değil de boşlukta seyrediyorsunuz...
Burada ister istemez aklıma, bir süre önce okumuş olduğum bir Allâh Rasûlü buyruğu geldi ki, hatırımda kaldığına göre, anlam olarak şöyle idi... Ki bu açıklama ehlince bilinir...
“Dünya’nın son devirleri yaklaştığında, Cinler yeryüzünde görünmeye ve insanlarla çeşitli şekillerle temas kurmaya başlayacaklardır...” 
Evet, bu konu bize ister istemez bu açıklamayı hatırlattı... Siz ister, bu olaylar ile bu açıklama arasında bir ilişki kurunuz, isterseniz kurmayınız!..
Gerek dinî kaynakların bildirdiklerine, gerek tasavvuf ehlinin açıklamalarına ve gerekse tefekkür sistemimizin oluşturduğu sonuca göre; “İnsan”  adıyla bilinen ve tanınan yaratık sadece Dünya üzerinde yaşamaktadır...
İnsan tipinde “şuur” sahibi olarak ve insana benzer bir yaşantı da sadece cinlerde mevcuttur...
Bunların haricinde diğer gezegenlerde dahi, insan ve cine benzer fizik - madde bedenli yaratıklar mevcut değildir... Ve bu sebeple de insanlık âlemi, ilmini ne derece geliştirirse geliştirsin, müspet ilme dayalı olarak bu dünyalardan hiçbirinde insan tipi madde bedenli varlık bulamayacaktır!.. 
Bunların ötesinde insan tipi görüntü veren ya da başka şekillerde görünen bütün yaratıklar ise tamamen cinlerden ibaret olacaktır. 
Diğer gezegenlerde de hayatiyet ve canlılık vardır, ancak bu canlılık ve hayatiyetin ortaya çıkışı, bazılarında beş duyuyla idrak edebileceğimizin ötesinde ve bazısında da mikroskobik görüntülerdir... 
Bu tipten bir canlılığın Güneş’te dahi mevcut olduğu misal olarak verilebilir...
Uçan dairelere dair maddesel yapı ve çeşitli madeni parçalar bulunduğuna dair iddialar ise, ki bu parçalar son derece ufak olduğuna göre ışınsal yapıya sahip olan bu yaratıkların elektrik gücüyle bazı madenleri değişik bir hâle sokması şeklinde açıklanabilir... 
Mesela kömürün yüksek basınçla elmas olması gibi...
Bu konuda son ve kesin sözümüz, uçan daire veya bu çeşitten bütün görüntüler tamamıyla Cinlere aittir, şeklindedir... Medyumluk hâdisesinin bir başka görüntüsünden öte bir şey asla değildir..

15 Ekim 2019

GÖZ RENGİ VE YAPISINA GÖRE KARAKTER ANALİZİ.

Göz Şekline göre analiz:
Göz insanın en açık bölgesidir. Tüm duyguları, sıkılganlığı, sevgiyi, nefreti gözlerde görebilirsiniz. Bazı gözler soğuk bakar, bazısının gözlerinin içi güler. Nasıl bir göze bakıyor olursanız olun birinci kural siz asla gözlerinizi kaçırmayın, hem güven verirsiniz hem de korkmadığınızı gösterirsiniz. Konuşurken de karşınızdaki insanın gözlerinin içine sabit bakın.

Son yapılan araştırmalar gösterdi ki, göz renginiz bile nasıl biri olduğunuzu karşınızdaki kişiye karakteriniz hakkında bilgiler veriyor.Dr. Anthony Fallone, Edinburgh Üniversitesinde yaptığı çalışmalar ışığında şunları söylüyor; “Göz nörolojik açıdan direkt beyinle bağlantılı bir organ. Hatta beynimizin bir parçası. Beyin organına fiziksel olarak baktığımızda da bunu görebiliyoruz aslında. Beyin aktivitelerimiz doğal olarak gözlerimize yansıyor.”

GÖZLER KARAKTERİN AYNASIDIR

Araştırmalar gösteriyor ki göz rengimiz, beynimizdeki frontal lob ile aynı genden etkilenerek oluşuyor. Yani bizi biz yapan en temel parçacıklar, göz rengimizi belirliyor. Peki hangi göz rengi hangi karakter tipinin bir yansıması? İşte 428 denekle yapılan ve elde edilen sonuçlar :

– Koyu Kahverengi ve Siyaha yakın gözler :
Doğuştan liderlik özelliklerine sahip ve çok keskin kararlar verebilen karakterler genelde bu göz rengine sahip oluyor. Göz bebeğindeki siyahın çok baskın olduğu bu gözlere sahip insanlar diğer kişiler tarafından daha makbul bulunuyor. Bu da lider olmalarını sağlıyor, yani herkesin üstünde uzlaşmaya varabileceği kişiler koyu kahverengi rengi taşıyorlar. Aynı zamanda bu göz rengini taşıyan insanlar odaklanma konusunda çok başarılı olduklarından genelde sporda başarılı oluyorlar. Herhangi bir müsabakada baştan sona disiplini elden bırakmayan bu insanların derinlerinde taşıdıkları dirayet onları özel yapıyor.

– Mavi gözler :
Melek ya da şeytan… Hangisi olacağınıza, yapacağınız seçimler karar veriyor. Mavi göz rengine sahip insanların büyük bir manevi gücü bulunuyor bunu hangi yönde kullandıklarına göre karakterleri oluşuyor. Mavi göz rengine sahip insanlar asla arada derede kalan insanlar olmuyor. Egoist olmak Mavi göz rengine sahip kişilerde baskın olarak görülebiliyor. Mavi gözlü insanlar gelişime daha açık, daha modern ve kolay adapte olabilen insanlar olarak genelde diğer insanlardan ayrışıyorlar. Mavi gözlü insanların çoğunlukta olduğu toplumlar daha özgür topluluklar oluşturuyorlar. Pitssburgh Sağlık Okulu’nun yaptığı saptamalar Mavi göz rengine sahip kişilerin acıya çok dayanıklı olduklarını gösteriyor. Doğum sancısı ve hamilelik stresini mavi gözlü kadınların çok daha rahat aştığı deneklerde net bir şekilde ortaya çıkmış. Karşısındaki kişide etkileme gücünü elinde bulunduran Mavi renkli gözlere sahip insanlar kötülüğü seçtiklerinde çok tehlikeli insanlar olabiliyorlar.

– Ela gözler :
Ülkemizdeki en yaygın göz renklerinden biri olan Ela gözler çok özel bir karakterin aynası aslında. Üstünüzdeki renge ve ışığa göre yeşilden kahverengiye doğru büyük bir renk cümbüşü sunan ela gözlere sahip insanlar, kendine has özelliklere shaip oluyorlar. Genel olarak, spontane yaşayan ve özgürlükçü insanlar olan ela gözlüler dengeli olsalarda gizemli yönleriyle de dikkat çekiyorlar. Günet Avustralya Üniversite’sinden Dr. Matthew Leach ise yaptığı bir araştırmada ela gözlü insanların sindirim sistemi sorunlarını daha çok yaşadığını tespit etmiş. Göz renklerine göre yapılan kan testlerinde ela gözlü insanların karaciğerlerindeki ortak değerlerin böyle bir sonuç ortaya çıkarttığı anlaşılmış.

– Açık Kahverengi gözler :
Ülkemizdeki en yaygın göz renklerden bir diğeri olan açık kahverengi ise, arkadaş canlısı ve sıcakkanlı insanlarda ortaya çıkıyor. Prag’daki Charles Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar bu göz rengine sahip insanların kibar, saygıdeğer ve ağırbaşlı olduklarını göstermiş. Bu göz rengine sahip insanların diğer insanlardan daha az uyudukları tespit edilen bir başka veri. Bu sebeple uyku bu insanlar için genelde bir sorun olabiliyor. Zamanında yatmak, zamanında kalkmak konusunda açık kahverengi gözlere sahip insanlar sıklıkla sıkıntı çekiyorlar.

– Yeşil gözler :
Çekicilik bu gözlere sahip insanların ortak özelliği olarak ortaya çıkıyor. Seksi olarak tanımlanan bu göz rengine sahip kişiler etrafındaki kişileri en hızlı etki altında bırakanlar olarak tespit edilmiş. Etrafındakileri yönetme konusunda liderlik vasfı olmamasına rağmen, insanları perde arkasından yönlendirmede tam bir usta olan yeşil gözlü kişiler dikkat edilmesi gereken karakterler. İpleri bir şekilde elinde tutmayı başaran yeşil gözlü insanlar, Dr. Hamadi Kallel’in tespitlerine göre gizemli ve özgüveni yerinde insanlar. Yaratıcı olan ve sinirlerini kolay kontrol edebilen yeşil gözlüler, kriz yönetimleri için biçilmiş kaftan.

 Çakır gözlü insanlar   
 Çakır gözlü insanlar kişiler kıskanç ve bencildirler.  Bu kişilerde bazen çekememezlik olabilir. Halk arasındaki bir söylentiye göre bu kişilerin nazar etme olasılıkları oldukça yüksektir.

Kahverengi gözlü insanlar  
Kahverengi gözlü bireyler sevecen ve sıcak kanlıdırlar. Kahverengi gözlü insanlar insanlara çabuk güvenir ve sırlarını paylaşırlar. Çok fazla konuşan kahverengi gözlü insanlar zaman zaman çevrelerindeki insanları bunaltırlar.

Kısık gözlü insanlar      
Genelde kısık gözlü insanların içlerine kapanık olduğu söylenir. Dürüst yapılı olan bu kişiler arkadaşlarına akıl verirler. Yılar geçmesine rağmen dinmek bilmeyen kinleri vardır.

Büyük gözlü insanlar
Büyük gözlü insanların genelde sohbet etmeyi sevdikleri söylenir. Arkadaşlarıyla sohbet ortamlarında bulunmaktan derin haz duyar.

 Küçük kısık gözler: Gizemli, sır tutmasını bilen, ulaşılması zor insanlardır. İletişim kurmak için uzun süre çabalamak gerekebilir.

 Büyük göz bebekleri: Beyazı az olan iri gözler kendi dünyalarında yaşarlar. Kendileri hakkında konuşmazlar ve hiç tahmin edemeyeceğiniz sırları olabilir. Başarılıdırlar. Yüksek idealleri vardır.

 Küçük göz bebekleri: Sinirlidirler, yerlerinde durmazlar. Kolayca içe dönebilirler. Cesarete ihtiyaçları olabilir.

Ülkemiz daha çok açık kahverengi ve ela gözlerin etkin olduğu alanlara sahip. Koyu kahverengi de güneydoğu ve kuzeybatımızda görülüyor. Koyu kahvrengi rengin hakim olduğu baskın liderlik özelliklerinin genelde diktatörler çıkartan coğrafyalarda etkin olduğunu görebiliyoruz. Misal İtalya’da da yine koyu kahverengi gözler hakim Sezar gibi sert diktatörlerin doğduğu bir coğrafya. Melek mi Şeytan mı olacağı belirsiz olan mavi renkli gözlerin Almanya, Fransa ve kuzey ülkelerinde görüldüğü açıkça belli ki Hitler, Napolyon gibi kimilerine göre şeytan sayılabilecek karakterlere ev sahipliği yapmış bir coğrafya. Bu durum mavi gözlü insanların daha özgür toplumlar oluşturduğu yönündeki tezi de destekliyor ki Kuzey Avrupa ülkeleri bu konudaki farklarını net bir şekilde hissettiriyor.

BURÇ İLMİNİN ANA HATLARI...


BURÇ İLMİNİN ANA HATLARI

Burç İlmi semanın katlarını şöyle ifade eder.
1.ci kat semada Ay: Duygular ve tabiat
2.ci kat semada Merkür: Fikir ve zeka

3.cü kat semada Venüs: Hayal ve fikirleri Şekillendirme
4.cü kat semada Güneş: idrak, benlik
5.ci kat semada Mars: vehim
6.cı kat semada Jüpiter: Himmet, Rizik
7.ci kat semada Satürn: Akıl (Maddeye dönük bir akıl)
7.ci kat semada Siron: İman nuru ve Himmet
7.ci kat semada Uranüs: Yüksek akıl (Madde ötesine)
7.ci kat semada Neptün: Yüksek hayal ve sezgi
7.ci kat semada Pluton: İlahi var etme ve yok etme
Gezegenleri iki grupta inceleyebiliriz.
Birinci grup:
Güneşe yakın mesafede olanlar. Bunlar iç gezegenlerdir. Boyutları küçük ama yoğunlukları fazladır.
AY – MERKÜR – VENÜS – MARS
ikinci grup:
Güneşten uzak dış gezegenlerdir. Bunlar, boyutları itibariyle büyük fakat yoğunlukları düşüktür.
JUPİTER – SATÜRN – NEPTÜN – URANUS
Jüpiter en dev olanıdır. Büyüklük sıralamasında ikinci Satürn dür. Bunların etraflarında halkaları da vardır.
PLUTON ise hem en ufak ama yoğunluğu çok yüksek, hem de güneşten en uzak olanıdır. 6 milyar kilometreye yakın bir mesafede ….
Şiron ise dev bir kuyrukluyıldızdır …
Burçların yaymış olduğu ışın türleri esas olarak 4’e ayrılır.
ATEŞ
HAVA
SU
TOPRAK
KOÇ
İKİZLER
YENGEÇ
BOĞA
ASLAN
TERAZİ
AKREP
BAŞAK
YAY
KOVA
BALIK
OĞLAK



Şimdi önce bu dört Gruptan söz edelim;
“ATEŞ” gurubunun en bâriz özelliği, bu guruptan olan kişilerin kendini beğenmiş, gururlu, dediğim dedik, bir yapıda olmalarıdır. Daima çevrelerine hükmetmek isterler. Hep zirveye tâliptirler.
“HAVA” gurubunun özelliği ise havai bir tip olmalarıdır. Sebatkâr olmazlar. Her konuya dönüktürler. Fakat bir süre sonra o konudan bıkıp başka bir konuya merak sararlar. Fedakar ve Çevreyi düşünen tiplerdir.
“SU” gurubunun ortak özelliği ise son derece duygusal bir kafa yapısına sahip olmalarıdır.
“TOPRAK” gurubu insanların ortak özelliği ise sabit fikirli ve genelde maddeye dönük, paraya bağlı olmalarıdır.
 
Dikkate alınması gerekli en önemli husus, esas itibariyle herkesin iki ana burcu vardır;
A-“Ana” ya da “İç” burcu.
B-“Yükselen” ya da “Dış” burcu.
Biz daima karşımızdaki kişide, onun “dış burcundan” yani “yükselen” burcundan gelen özellikleri görürüz. Ve kişi daha büyük çoğunlukla dış burcunun getirdiği özellikler istikametinde yaşar. İnsanların çok büyük çoğunluğunda “İç” burcu ile “dış” burcu farklıdır. Bundan dolayı da siz kendinizin veya karşınızdaki kişinin sadece “İç” burç özelliklerine vakıf olursanız, çoğunlukla o kişide bunları göremezsiniz!. Zira önce de yazdığımız gibi, kişinin davranışları, mizâcı tamamıyla “dış” burcunun yani “yükselen” burcunun etkisi altındadır. Günümüzde insanların burçlar konusunda şöyle uzaktan bir bakıp sonra da inanmadan geçmelerinin ana sebebi bu “dış burç” ya da “Yükselen” burç konusunda bilgilerinin olmayışında yatar.
Burç ilmine göre, kişi 35-40 yaşlarından sonra iyice “yükselen” burcun kapsamına girmekte ve bu kişinin kişiliği yüzde 70-75’e varan nispetlerde “dış” burcuna dönüşmektedir.Bu sebeple karşımızdaki kişiyi doğduğu tarih itibariyle edindiği iç burç yönünden ziyade, doğduğu saat itibariyle edindiği dış burç yönünden tanımak zorunluluğu söz konusudur.
Bir kişinin iç ve dış burçları şöyle çaprazlaşabilir;
İÇ BURCU
DIŞ BURCU
ATEŞ
ATEŞ
ATEŞ
HAVA
ATEŞ
SU
ATEŞ
TOPRAK



Ateş grubundan birincisinde olan kişi son derece Bencil, yaşamdan önce kendisini düşünen, dünyanın kendi da sadece kendi menfaatinin gerektirdiği biçimde bir yaşamı tercih çevresinde dönmesini isteyen, istekleri olmayınca eden kişi olacaktır.
İç ateşe dış hava gelir ise, bu defa yukarıdakine benzer düşüncelere sahip olmasına rağmen, bu kişi yaşamında havai meşrebi olacak, kolay kolay âdetlere bağlı kalmayacak; çevresine yararlı faaliyetlerde, kendini fazla düşünmeden, bir takım davranışları ortaya koyabilecektir.
Ateş iç’e Su dış Burçlara gelince. Yani Koç veya Aslan Yahut da Yay gibi bir iç Burca sahip olmasına rağmen, dışarıya bir Yengeç ya da Akrep veya Balık düşmesi hali. Hayatı sıkıntı ve huzursuzluğa namzet bir kişi geliyor demektir. Zira içteki ateş kaynaklı yapı dıştaki su nitelikli kapayıcı yapı yüzünden sürekli bastırılır. Bu da kişide büyük oranda bir takım iç sıkıntıları meydana getirir. Bu tesirler bazen çok artar, bazen de nispeten geriler.
Ateş içe rast gelen toprak dış da gene nispeten yukarıda saydığımız gibidir; ancak üsttekinde görülen şiddetli sıkıntılar ve bunalımlar bunlarda daha azdır. Kafada cömert olan bu kişi fiiliyatta kolaylıkla para harcayamaz. Çevrenizde gördüğünüz bildiğiniz zenginlerin yüzde doksana yakınının dış burcu toprak gurubundan olan boğa veya oğlaktır. Ya da haritasında toprak gurubu, bu burçlarında birkaç güçlü planet mevcuttur. Veya 2. Evinde bıraktı getiren güçler mevcuttur.
Esasen burada konuya sadece bazı örnekler vermek istediğimiz için detaylara fazla girmeyeceğiz.
Gelelim Hava içe düşen dışlara…
İÇ BURCU
DIŞ BURCU
HAVA
ATEŞ
HAVA
HAVA
HAVA
SU
HAVA
TOPRAK



 
Hava gurubundan olan bir beyinin en bâriz özelliği insanlığa yardımı, yararlı olmayı düşünen bir kafa sahibi olmasıdır. Yaşamı oldukça objektif olarak seyredip Değerlendirmeye çalışır, hoşgörülüdür. Ancak bütün bunlara rağmen dışa gelen ateş bu durumdaki havayı son derece gururlu kendini beğenmiş bir görüntüye sokar.
İç kova ise son derece akıllı ve kendini beğenmiş bir tip; iç ikizler ise zeki ve gururlu bir ucu oluşur. Terazi’deyse doğru bildiğini dom dom söyleyen kimseden çekintisi olmayan bir tip ortaya çıkar. İç havaların genel bir diğer karakteristiği, zaman zaman kendilerini sanki bu dünyanın değil de başka bir dünyanın insanı imiş gibi hissetmeleridir.
Şayet iç havaya karşılık dışa bir su gelirse görüntü hayli farklı olur. Zira, kafadaki özgür düşünce, dıştaki duygusal ve bağımlı bir karakter ile kayıtlanmış olur. Özgür kafa, dış yengeç ise evine, ailesine bağımlı onlar için kendini harcayan bir tip oluşturur.
Dış Akrep olursa bu defa duygusal davranışlardan kurtulamayan fakat oldukça özgür davranışlar ortaya koyabilen, iradeli ve tahakkümcü bir tip düşer. Bunu ancak kararsız eden içe düşecek bir ikizlerdir. Dışa düşen bir balık ise özgürce yaşamın zevklerine yönelebilen bir ipucu oluşturur.
Hava gurubu burçlar içinde akıllı olan Kova, zeki olan İkizler, sevgi dolu olan da Terazidir.
Esasen burçlar içinde en güçlü akıl, kova insanında mevcuttur.
Dışa düşen toprağa gelince … Şayet boğa düşerse, yeme – içme ve sohbet zevklerine Düşkün, kazanca yönelik hırsı fazla bir ipucu çıkar. Başak düşerse hırslı, hareketli, düzenli kazanca dönük araştırmalar içinde bir kişi olur. Ama ne yapsa bir boğa gibi para yönünden şanslı olamaz; zaman zaman eline para geçer fakat arkasından büyük miktarlarda kaybeder. Oğlak da ise kararlı, olgun, hoşgörülü, yardımsever fakat parasına da çok bağlı bir tip oluşur. Eğer Oğlak’ın içine Kova düşmezse, Oğlak karakteristiği hemen bütün Burçlara hâkim duruma geçer.
İÇ BURCU
DIŞ BURCU
SU
ATEŞ
SU
HAVA
SU
SU
SU
TOPRAK



Su gurubunun genel karakteristiği son derece duygusallıktır. Bu Duygusallık dışa rastlayan bir ateşle birlikte genellikle kontrol edilemeyen Taşkın davranışlara kadar uzanır. “Meczup yapılı” denen kişilerin yüzde 90’ı iç burcu su, dış burcu ateş gurubu olanlardan çıkar.
Bu kişiler hayatta en çok pişmanlık duyan kişilerdir. Çok defa duygusallıkları yüzünden ve kendilerini kontrol edememeleri yüzünden istemedikleri davranışları ortaya koyup, sonra da bundan büyük pişmanlık duyarlar. Tam anlamıyla Taşkın tiplerdir. Esasen iç dünyalarında son derece merhametli, Müşfik kimselerdir.
İç suya isabet eden bir dış hava ise en büyük hayırseverlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Zira hava gurubu eli açıklığı verir buna bir de son derece merhametli düşünce gelirse eşittir hayırseverliliktir. Toprak dışa gelince ise. Duygusal ama kendi menfaatine dönük; son derece mütevazi, fakat menfaatine halel gelme ihtimali karşısında da kaplan kesilen bir tip ortaya çıkar.
İÇ BURCU
DIŞ BURCU
TOPRAK
ATEŞ
TOPRAK
HAVA
TOPRAK
SU
TOPRAK
TOPRAK



Toprak gurubuna bir dış ateşin gelmesi genellikle gen Taşkın bir Tipin ortaya çıkmasına yol açar. Ancak bu tip su gurubundaki kadar kontrolsüz değildir. Ayrıca su gurubundaki taşkınlıkların kökeninde Duygusallık olmasına karşılık; toprak gurubunun kökeninde ise menfaatler yatar genellikle.
Havanın dışa gelmesi halinde ise, kafadaki maddecilik ele kadar uzanmaz ve “sanki eli açık” bir görüntü ortaya çıkar. Oysa Esasen bu kişi kafaca hayli maddecidir.Dış suda ise merhametli, acıyan ama yardımları küçük miktarları geçmeyen tipler görülür. Toprağa rastgelen dış toprağa gelince. Son derece mütevazi ama adeta “varyemez” tipleri görürsünüz. Genellikle de zenginlerdir.
Şimdi görüldü ki dört içe düşen dört ayrı dış yapı itibariyle toplam 16 grup insan çıktı. Bunu biraz daha detaylandırmak gerektiğinde, ikinci basamakta 144 ana grup ile karşılaşırız. Ki her insan bu 144 Gruptan birindedir.
Mesela iç Koç’tur, dış Aslan’dır, yani ateşe ateş; veya iç Kova’dır, dış Yay, yani havaya ateş; yahut Yengeç’tir iç, dış Oğlak, yani suya toprak vesaire gibi.Demek ki herkesin “İki ana burç gurubu” vardır.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...