M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi
42 (2012/1), 121-140
Tarihi ve Sosyal Bir Realite Olarak
Amerika Birleşik
Devletleri’nde Gelişen
Protestan Fundamentalizmi
H. Şule ALBAYRAK*
Öz
Bu makalede genel olarak modernizme bir tepki olarak gelişen fundamentalizm olgusunun nitelikleri,
ortaya çıkış nedenleri ve tezahür biçimleri üzerinde durulmuş; ardından XIX. yüzyıl sonunda
Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan Evanjelik Protestan Fundamentalizmi tanıtılmaya
çalışılmıştır. Söz konusu grubun benimsediği öğretiler, toplumsal konulara yaklaşım biçimleri
ve faaliyetleri ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Fundamentalizm, Evanjelik, Hristiyan Siyonizmi, Ahlâklı Çoğunluk, Televanjelizm,
Yeniden-Doğuş.
Protestant Fundamentalism as a Historical and a Social Reality in the USA
Abstract
This paper examines the multi-layered features, causes and types of fundamentalism which is, by
its very definition, a modern phenomenon which emerged as a vital response to modernism. My
basic contention in this paper is to explain the Evangelical Protestant Fundamentalism as a major
fundamentalist movement emerged in the USA by the end of the nineteenth century. I further
try to register the social and political perspectives of the aforementioned group through analyzing
their creed and approaches to social issues in a historical context.
Keyword: Fundamentalism, Evangelical, Christian Zionism, Moral Majority, Televangelism,
Born-Again Christians
Türkçe’de “köktencilik” olarak ifade edilen fundamentalizm kavramı, bir dinî
hareket olarak dinin temel tezlerinin mutlak doğruluğuna kutsal metni literal
okumayı temel alarak vurgu yapar.
Kavram ilk olarak hıristiyan inancının akide
ve temel ilkelerine bağlılıklarını ifade eden ABD’deki bir grup hıristiyan tarafından
kullanılmış ve bu ilkeler 1910-1915 yılları arasında yazılan The Fundamentals
adlı on iki serilik kitapçıkla ortaya konulmuştur.
Söz konusu grubun temel
endişesi akılcılık, evrim teorisi, sekülerizm, dinî liberalizm ve Kutsal metinlere
eleştirel yaklaşım gibi dinin tezlerini yanlışlayan ve toplum üzerindeki etkinliğini
azaltan modernist yaklaşımların her geçen gün nüfuzunu artırıyor olmasıdır.
Böylece XIX. yüzyıl Batı modernleşmesi bir taraftan sosyal, siyasal ve bilimsel
sahalarda kendi takipçilerini yaratırken; öte taraftan modernizmin geleneği,
inancı alt üst eden yapısını kendi varlığına tehdit olarak gören insanların ortaya
*
Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bilim Dalı Doktora Öğrencisi.
1 Rod L. Evas, Irwin M. Berent, Fundamentalism: Hazards and Heartbreaks, Illinois 1990, s.1.
122 H. Şule Albayrak
çıkmasını engelleyememiştir. “Fundamentalist hareketler, seküler kirlenmeye
karşılık kendi zeminini koruma, hatta modernleşmenin zaaflarından yararlanarak
yeniden zemin kazanma çabasında olan tehlike altındaki dini hareketlerden
çıkmış tarihi karşı ataklardır.”
Ayrıca, fundamentalist hareketin ortaya koyduğu
irade sadece savunmacı değil; modernleşme sürecinde dışlanmış olan mutlak
değerleri yeniden kurma ve hayatın farklı alanlarına hakim kılma çabası dolayısıyla
etkin ve aktiftir. Ancak fundamentalist bir hareket kimi zaman kendi içine
kapalı şekilde üyeleri üzerinde aktif olmayı ön planda tutup; dünyanın gidişatına
müdahaleyi önemsemezken, kimi zaman da grup dış dünyaya müdahaleyi önemseyebilmektedir.
Bu durum makalenin ilerleyen bölümlerinde ele alınacağı üzere
fundamentalizm kavramsallaştırmasının eleştirisini gerektirmektedir.
Zira söz
konusu kavramla ilgili oluşturulan literatür dikkate alındığında herkesin köktenci
olduğu üzerinde uzlaşacağı oluşumlar dışındaki farklı dini faaliyet ve taleplerin
de fundamentalist olarak tanımlanabileceği ve hatta tanımlandığı gözlenmektedir.
Hemen her dinin müntesipleri içinde görülebilen ancak son yıllarda müslüman
toplumlarla özdeşleştirilen dinî fundamentalizmin ilk ortaya çıktığı grup
olan Amerika Protestan fundamentalizmi bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır.
Bu konuyu incelemekteki gayemiz Amerikan toplumunda etkinliği
yüksek bir grubun sadece kendi hayatlarını şekillendirmekle yetinmeyip siyaseti
ve sivil toplumu da kullanmak suretiyle hem içinde bulundukları toplumu hem
de diğer toplumları yönlendirip şekillendirme yönündeki istek ve iradeyi incelemeye
değer bir olgu olarak görmemizden kaynaklanmaktadır.
Bahsi geçen bu
grup; bir taraftan içeride evrim teorisinin okutulmasına, kürtaja, pornografiye,
eşcinsel evliliklere karşı çıkarken, diğer taraftan dışarıda özellikle Orta Doğu’nun
şekillendirilmesi bağlamında İsrail yanlısı politikalar öngörmektedir. Dolayısıyla
George W. Bush gibi kendilerine destek veren kimi Amerikan Başkanları dönemlerinde
öngörülerini devlet politikası haline getirmeyi başaran fundamentalistlerin
yaklaşım ve faaliyetleri dikkate değer bir görünüm arz etmektedir.
ABD’de Protestan fundamentalizminin ortaya çıkışı Amerikan modernleşme
süreciyle yakından ilişkilidir. Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle beraber sanayileşme
ve kentleşme sonucunda muhafazakar insanların yaşadığı geleneksel hayat
modernleşmeyle bir darbe yemiş; sonuçta modernizm dayatması onunla mücadele
eden bir grubun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Her ne kadar modernizm
karşıtı bir söylemle ortaya çıksa da, aslında modern bir olgu olan ve modern
enstrümanlarla modernizme karşı mücadele eden söz konusu grup, kendine has
inanç ve davranış biçimleriyle Amerikan Protestan fundamentalistlerini oluşturmuştur.
2 Gabriel A. Almond, Emmanuel Sivan ve R. Scott Appleby, “Fundamentalism: Genus and
Species” Fundamentalisms Comprehended, Martin E. Marty ve R. Scott Appleby (ed.), Chicago
1995, s. 403.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 123
Genel olarak dini fundamentalizmi özelde ABD’deki Protestan fundamentalizmini
ele aldığımız bu çalışmada öncelikle fundamentalizm olgusunun ideolojik
ve organizasyonel boyutlarına değinilmiş, fundamentalist hareketlerin dünya ile
ilişki modelleri ve bir fundamentalist hareketi ortaya çıkartan faktörler üzerinde
durulmuştur.
Takip eden bölümde öncelikle hristiyan fundamentalizminin
nitelikleri ortaya konulmuş ve ABD’deki Protestan fundamentalist hareketin
tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler açıklanmıştır. Burada modern hayatın
hissedilir hale geldiği ve fundamentalizmin bir olgu olarak ortaya çıktığı XIX.
yüzyıl başlangıç noktası olarak alınmıştır. Hareketin liderlerinin faaliyetlerine ve
mücadele alanlarına dikkat çekilen bölümü müteakip, fundamentalistlerin, diğer
dinler ve din mensuplarıyla ilgili kanaatleri değerlendirilmiştir. Son olarak söz
konusu hareketin siyaset ve dış politikayla ilgili kimi yaklaşımları ele alınmış ve
genel bir değerlendirmeyle çalışmamız sonlandırılmıştır.
Modern Bir Olgu Olarak Fundamentalizm
XIX. yüzyılın getirdiği değişimler ve yenilikler artık hiçbir şeyin eskisi gibi
olamayacağını göstermiş; inananlar inançlarını savunmak ve bunlar için mücadele
etmek zorunda kalmışlardır. Bu nokta, fundamentalistleri gelenekselcilerden,
ortodoksiden ve ihya hareketlerinden ayırmaktadır.
Zira diğerleri süre giden
durağan sistemlerde görülürken fundamentalizm değişimin ortasında var olur.
Yaşam tarzı üzerinde uzlaşının olduğu toplumlarda inançlar hayatın önemli bir
parçasını oluşturur. Kültürün parçası olmak ve söz konusu inançları onaylamak
ayrımlanamaz unsurlardır.
Bu durumda kişi, mutlak gerçeklikle ilgili inançlar
tarafından tutulmuştur. Fakat kültür bir kere değişim, dış baskı veya hareketlilikle
karşılaştı mı inançlar bilinçli bir şekilde korunmak zorunda kalırlar.3
Fundamentalizm çoğu kere modern-karşıtı bir fenomen olarak görülmüş; modernizm
ve modern rejimler tarafından bastırılmış köklü geleneksel güçlerin bir
çeşit patlaması olarak yorumlanmıştır.
Halbuki, söz konusu hareketlerin iletişim
teknolojisi ve modern organizasyon algısıyla sıkı ilişkisi göz önüne alındığında ve
daha da önemlisi ince işlenmiş ideolojik ve politik yapıyla karakterize edildiği
düşünüldüğünde her ne kadar temel ideolojik sembolleri anti-modern olsa da bu
hareketlerin modern birer fenomen olduklarını söylemek gerekir.
Ayrıca, fundamentalist
hareketlerin bir taraftan modernizme karşı çıkarken diğer taraftan
modernleşmenin sağladığı nimetlerden faydalanıyor olması bir paradoks olarak
algılanmıştır. “Fundamentalizmin temel ideolojisi anti-moderndir:
Modernitenin
kimi temel ilkelerini –bireyin özerkliği, aklın hükümranlığı, ilerleme ideolojisi
vb.- ve moderniteyi bir medeniyet olarak görmeyi reddeder; fakat onun teknolo-
3 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”
Fundamentalisms
Observed, Martin E. Marty ve R. Scott Appleby (ed.), Chicago 1991, s. 15.
4 S. N. Eisenstadt, “Fundamentalism, Phenomenology and Comparative Dimensions” Fundamentalisms
Comprehended, Martin E. Marty ve R. Scott Appleby (ed.), Chicago 1995, s. 259.
124 H. Şule Albayrak
jik ve organizasyonel yönlerini kabul eder.”
Nitekim modern bilim ve teknolojiye
kayıtsız kalamayan söz konusu hareketler, bu ikisinin köklerinin kendi altın
çağlarında var olduğunu savunarak; sekülerleşmeden önce zaten kendilerine ait
olan bilim ve teknolojiden faydalanmayı meşru bir zemine oturturlar.6
Öte yandan, her ne kadar geleneksel gibi görünse de bu hareketler bazı paradoksal
yollardan gelenek karşıtıdırlar.
“Bunlar yaşayan geleneği kendi karmaşıklığı
ve heterojenliğiyle reddederler; yerine bilişsel ve sosyal organizasyonu yönlendirmek
üzere geleneğin büyük oranda ideolojik bir anlayışını benimserler. Dolayısıyla
fundamentalist gelenekçilik, verili bir geleneğin ‘doğal’ veya ‘sade’ bir
muhafazasıyla karıştırılmamalıdır.
Aksine, yeni gelişmelere karşı oluşturulmuş
ideolojik bir tarz ve duruş olarak algılanmalıdır. Zira geleneksel düzenin yegane
meşru sembolleri olarak geleneğin belirli konuları alınır ve var olan duruma karşı
bu konular desteklenir.”
Diğer yandan fundamentalistler var olan geleneğe
hiçbir yenilik getirmeme konusunda titizlenirken benimsedikleri, yorumu reddeden
tavrın kendisinin de bir çeşit yorum olduğunun farkında değildirler.
Fundamentalizmin toplumsal gruplar içinde yükselişe geçtiği dönemler çoğunlukla
hızlı sosyal ve kültürel değişimin yaşandığı, farklılaşmanın arttığı ve
farklı hayat tarzlarının çoğaldığı zamanlardır.
Farklılaşma arttıkça geleneğin
etkisi zayıflar ve heterojen yapıdaki yeni hayat tipleri çoğalır. Diğer yandan,
özellikle teknoloji ve medeniyet alanında dış güçlerin müdahalesi, kimi grupların
pek çok gelişmeyi zararlı ve tehdit olarak algılamasına neden olur. Bu tehdidin
odağında sadece dinden uzaklaşma değil, dinden üstün görülen akla yapılan
vurgunun dinin temel öncülleri için büyük bir tehlike oluşturduğu endişesi
vardır.
Böylece aklı dinî ilkeler için tehdit algılayan gruplar, bir savunma refleksi
olarak fundamentalist hareketlere eğilim gösterebilirler.
Öyleyse, fundamentalist gruplara üye olan kişilerin genel özellikleri nelerdir?
Bu soruya cevap aradığımızda içinde geliştikleri toplumlara göre farklılıklar arz
etse de genel olarak fundamentalist hareketlere katılanların hem ekonomik hem
de sosyo-politik merkezden uzak oldukları söylenebilir.
“Fundamentalist vizyon
taşıyıcıları en çok yoksun bırakılan veya böyle hisseden ya da merkeze ulaşımları
engellenen eski veya yeni entelektüel gruplardan çıkma eğilimindedir.”10 Charles
B. Strozier, New Yorklu Protestan fundamentalistler üzerine yaptığı araştırmada,
A.g.m. s. 264. Ayrıca fundamentalizmin modernizm karşıtı modern bir fenomen olduğuyla ilgili
bkz. Bruce B. Lawrence, Defenders of God, South Carolina 1995.
6 Everett Mendelsohn, “Religious Fundamentalism and the Sciences” Fundamenatlisms and
Society, Martin E. Marty ve R. Scott Appleby (ed.), Chicago 1993, s. 24.
7 S. N. Eisenstadt, “Fundamentalism, Phenomenology and Comparative Dimensions”, s. 266.
8 Robert Wuthnow ve Matthew P. Lawson, “Sources of Christian Fundamentalism in the United
States” Accounting for Fundamentalism, Martin E. Marty, R. Scott Appleby (ed.), Chicago 1994,
s. 42.
9 S. N. Eisenstadt, “Fundamentalism, Phenomenology and Comparative Dimensions”, s. 272.
10 a.g.m., s. 273.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 125
konuştuğu kişilerin tümünün hayatlarının belli bir döneminde kırılma yaşadıklarını
ve bir iç ayrışmaya gittiklerini tespit etmiştir:
“İsa’da yeniden doğmadan
(reborn) önceki hayatlarını tatminsiz, mutsuz ve genellikle şeytani olarak nitelendirirler.
Hayatları travmalarla doludur; iman bunları iyileştirmiştir. Tanrıyla
bireysel ilişkiyi buldukları an, hayatlarındaki büyük değişimi ifade eder.”11 Görünen
o ki, fundamentalist tanımlamasına dahil edilen kimseler çoğunlukla hayatlarındaki
gerçek veya sembolik travmaları benimsedikleri fundamentalist doktrin
içinde eriterek teselli bulmaktadırlar. Ancak unutmamak gerekir ki, modern
fundamentalist hareketlerde merkezi yer, merkezden yoksun olduğunu düşünen
üniversite eğitiminden geçmiş, meslek sahibi insanlar da olabilir. Dolayısıyla
yüksek eğitimin, kişinin fundamentalist hedefini zayıflatacağı öngörüsü tartışmalıdır.
Zira eğitimle beraber modern enstrümanları elde eden fundamentalist
hareketler, eğitimli liderler öncülüğünde modern tekniklerden faydalanır. Böylece
az ya da çok rasyonelleşme gerçekleşmiş olur.
Fundamentalizmin Özellikleri
Taşıdığı nitelikler göz önüne alındığında fundamentalizmi bir ideoloji olarak
değerlendirmek yanlış olmaz. Bilindiği gibi ideoloji, inançlar, değerler, davranışlar
ve toplumsal ilişkileri düzenleyen diğer sembollerin analitik bir yorumudur. Bu
anlamda fundamentalizm yalnızca bir öğreti değil, aynı zamanda takipçilerinin
nasıl yaşayacağını belirleyen bir rehberdir.
Fundamentalizmin ideolojik boyutu dikkate alındığında dinin değersizleşmesine
reaksiyon; modern ve geleneksel öğeler arasındaki seçici tavır; dünyayı iyikötü,
aydınlık-karanlık olarak sınıflandıran ahlâkî maniheizm; inanılan metnin
ve dini öğretinin yanılmazlığı; binyılcılık ve Mesihçilik ilk planda dikkati çeken
niteliklerdir.
Fundamentalizm daha evvel ifade ettiğimiz gibi sekülerizm, modernizm
ve rölativizmin dini tahrip eden doğasına karşı reaksiyonerdir. Buna göre
gerçek bir fundamentalizmden bahsedebilmek için öncelikle dinin ve dinin
toplumdaki yerinin erozyona uğramasının dert edinilmesi gerekmektedir. Öte
yandan fundamentalizm, geleneğin sade bir savunusunu yapmak yerine geleneğin
belirli yönlerini, özellikle de onu ana görüşten ayıran yönlerini seçer ve yeniden
şekillendirir.
Örneğin, bu amaçla Birleşik Devletler’deki Protestan Fundamenta-
11 Charles B. Strozier, Apocalypse, Boston 1994, s. 43.
12 Robert Wuthnow ve Matthew P. Lawson, “Sources of Christian Fundamentalism in the United
States”, s. 23.
13 Maniheizm; başta yaratılış olmak üzere hemen her şeyi aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü gibi
dualist bir anlayışla açıklayan inanç sistemidir. Binyılcılık (millenarianism), İsa Mesih’in ikinci
kez yeryüzüne gelişiyle kıyametten önce bin yıllık barış, saadet ve mutluluk devresinin gerçekleşeceğine
olan Hristiyan inancıdır.
Mesihçilik (messianism), dünyanın sonunda kurtarıcı bir mesihin
kral olacağı ve kötülükleri yok ederek mevcut düzen yerine yeni bir Tanrısal egemenlik
düzeni tesis edeceğine dair binyılcı bir inançtır. bk. Mehmet Ali Kirman, Din Sosyolojisi Terimleri
Sözlüğü , İstanbul 2004.
126 H. Şule Albayrak
listler, Daniel ve Vahiy kitaplarındaki apokaliptik inançları seçmişler; İtalyan
Katolik hareketi Comunione Liberazione Barthian teolojisini seçmiştir.
Bunun
yanı sıra, fundamentalistler modernitenin sağladığı modern bilimin ve tekniğin
çoğunu kabul eder; televizyon, radyo, bilgisayar gibi teknolojileri etkin biçimde
kullanırlar. Fundamentalizmin seçiciliğinin diğer boyutu ise odak karşıtlıklar
belirlerken ortaya çıkar. Birleşik Devletler’de kürtaja karşı takınılan tutumda
görüldüğü dibi kimi konular hedef alınır ve bunlara özel önem atfedilir. Fundamentalizmin
dualist ve maniheist dünya görüşü ele alındığında karşımıza dış
dünyanın kirlenmişliğine karşın iç dünyanın saflığı inancı dikkat çeker. Söz
konusu hareketler, üyelerine mükemmel saflığı garanti edemeseler de en azından
bu dünyanın kirlerinden uzak kalmayı vâd ederler. Kirlenme derecesine göre
günahkar dünya derecelenmiş olabilir.
Örneğin, Protestan Hristiyan bağımsız
Baptistlerine göre şeytani dünya öncelikle seküler dünya ile uzlaşmış olan mezhep
içi unsurlardır, seküler dünya ise bundan sonra gelir.
Fundamentalizmin bir diğer ideolojik özelliği olan “yanılmazlık” ilkesi, kutsal
bir yasanın, kanunlar dizisinin veya bir metnin var olduğu dini geleneklerde söz
konusudur.
Fundamentalistler, hermönetik yöntemlere karşı çıkarlar, daha çok
kendi yorumlama yöntemlerini esas alırlar. Bu yöntem, metin veya geleneğin
mutlakçı karakterini korumak suretiyle geleneksel yaklaşımların pekiştirilmesini
ve güncelleştirilmesini sağlar. Son bir özellik olarak binyılcılık ve Mesihçiliğe göre
ise, nihai planda iyi kötüyü, sevap günahı mağlup edecek ve sonsuz adalet tarihi
değiştirecektir. Son günler kurtarıcı Mesih önderliğinde gerçekleşecektir.
Fundamentalizmin organizasyonel özellikleri söz konusu edildiğinde ise öncelikle
seçilmiş üyelikten bahsetmek gerekir ki bu kişiler mü’min, “Tanrı’yla birlikte
yürüyen” veya “sözünde duran” şeklinde de adlandırılabilir. İkinci olarak keskin
sınırlar; yani günahkar ile korunmuş arasındaki ayrıma yapılan vurgu günlük
hayatı da belirler. Üçüncü olarak, bu tür hareketlerde otoriter bir teşkilat yapısı
söz konusudur.
Üyeler karizmatik otorite sahibi önder kabul ettikleri kişiye
birtakım doğaüstü yetenekler atfederken, metinlerin ancak bu kişiler tarafından
doğru anlaşıldığına inanırlar. Ayrıca, fundamentalist hareketlerde bürokrasi
kendine yer bulamaz, zira bürokrasinin olduğu yerde militanlık ve mobilizasyon
azalır. Bir diğer özellik, fundamentalist hareketlerin üyelerinden bekledikleri
davranış şekillerinde kendini gösterir.
Üyenin, faaliyetleri bireysel tercihlere
bırakılmaz, gruba uyum beklenir.
Yukarıda sıralanan özellikler, birbirleriyle sıkı bir etkileşim içindedirler. Tüm
bunların içinde en belirleyici özellik reaksiyonerliktir ki; temel de üç konuda
reaksiyon söz konusudur.
Öncelikle, uzlaşma yolunu seçen dini kurumlar gerçek
14 Robert Wuthnow ve Matthew P. Lawson, “Sources of Christian Fundamentalism in the United
States”, s. 41.
15 Gabriel A. Almond, Emmanuel Sivan ve R. Scott Appleby, “Fundamentalism: Genus and
Species” Fundamentalisms Comprehended, s. 407.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 127
dinin varlığı için tehdit kabul edilirler. İkinci olarak, hayatın her alanında dini
etkisiz hale getiren devlete karşı reaksiyon gösterilir. Üçüncü olarak da seküler
hayatı destekleyen sivil topluma reaksiyon gösterilir.
Fundamentalist Hareketlerin Dünya İle İlişki Modelleri
Söz konusu hareketlerin tümü aynı şiddetle dış dünyaya reaksiyon göstermemekte;
yer, zaman ve şartlar bağlamında farklı var oluşlar ortaya çıkmaktadır. Bu
bağlamda Dünya Fatihi modeli barındırdığı dualist ve reaksiyoner tutumuyla,
teolojik anlamda kurtuluşun sadece eskatolojik zamanda değil tarihsel zaman
içinde de gerçekleşeceğine inanır. Buna göre yeryüzünün Mesih’in gelişine
hazırlanması ve kirlenmiş dünyanın doğru inanç sahipleri tarafından yönetilmesi
gerekir.
Söz konusu yaklaşıma örnek olarak Birleşik Devletler’deki Protestan
fundamentalistlerin 1970 sonrası faaliyetleri gösterilebilir. Pre-milenyalist görüşün
Hristiyanları seküler dünya karşısında tepkisiz bıraktığını fark eden Protestan
fundamentalistler, daha işlevsel olan post-milenyalist görüşü benimsemeye
başlamışlardır. Buna göre İsa’nın gelişi pasif bir şekilde beklenmemeli, yeryüzü
İsa’nın gelişine hazırlanmalıdır.
Fundamentalizmin tezahür biçimi olan ikinci model Dünya Dönüştürücü
modeldir ki bu tip hareketler dünyanın dönüşümünün zaman içinde vuku bulacağını
ve mevcut sistemle uzlaşmayı öngörür. Stratejik olarak bazı gri alanlar
benimseyen bu yaklaşımda sivil toplum savaştan ziyade düşmanla etkileşim
içinde olunan bir arena olarak görülür. Liderlik bölünmüştür ve etkin bir iletişim
ağı söz konusudur.
Birleşik Devletler Protestan fundamentalizminin ortaya çıktığı
1875-1925 yılları arasında Dünya Dönüştürücü model esas alınmıştır.
Üçüncü model dini geleneği korumak amacıyla kirlenmiş dış dünyadan uzak
durmayı esas alan aktif olmayan ve çoğu zaman savunmacı kalan Dünya Yaratıcı
Model’dir. Bu hareketler kimi zaman yaşamlarını devam ettirebilmek ve imtiyazlarını
korumak için siyasi ve yasal kabul görme yoluna gidebilirler
Dışarıdakilere
karışmaktan ileri gelebilecek kirlenmeden uzak durma ihtiyacına vurgu yapar ve
dış dünyaya alternatif olarak ortaya çıkıp üye sayısını artırmak ister. Ancak, bu
tip bir fundamentalizm çeşidi bir gün kendini dünya fatihi veya dünya dönüştürücü
olacak güçte bulabilir fakat dünya yaratıcı özelliğini hiç kaybetmez. Zira,
tüm fundametalizmler dünya yaratıcı özelliklere sahiptirler.
Bu tür fundamenta-
16 a.g.m., s. 411.
17 Gabriel A. Almond, Emmanuel Sivan ve R. Scott Appleby, “Examining the Cases”, Fundamentalisms
Comprehended, Martin Marty and R. Scott Appleby (ed.), Chicago 1995, s. 448.
18 a.g.m., s. 451. İsa Mesih’in yer yüzünde hakim kılacağı bin yıllık süreci ifade eden millennialist
düşünceyle ilgili olarak, pre-millennialistlere göre dünya her geçen gün daha kötüye gittiği ve
katlanılmaz duruma gelindiğinde İsa Mesih yeryüzüne gelecek iken, post-millennialistlere göre
inananların yeryüzünü İsa Mesih’in gelişine hazırlamaları gerekir.
a.g.m., s. 461.
128 H. Şule Albayrak
lizme örnek olarak Yahudi hareketi olan Habad (Lubavitcher Hasidim) ve Güney
Hindistan Hristiyanları gösterilebilir.
Son olarak, bir fundamentalizm türü olarak Dünyayı Terk Modeli gösterilmektedir.
Ani bir modernleşmeyle karşılaşılan köklü geleneklerde ortaya çıktığı
söylenen bu tip fundamentalizmde karizmatik ve otoriter bir liderlik söz konusudur.
Asimilasyona karşı çıkılır, ancak dünyayı dönüştürme veya fethetme kaygısı
yoktur. Kurtuluşun dünyadan ele etek çekerek elde edileceğine inanılır. Böylece
kişi kendi kutsallığını korumuş ve geliştirmiş olur. Dolayısıyla kurtuluş ancak
kendini insani işlerden soyutlamış kimselerin cemiyetinde bulunur.
Gabriel A. Almond, Emmanuel Sivan ve R. Scott Appleby’den ödünç aldığımız
bu sınıflama bir taraftan fundamentalist hareketlerin çeşitliliği ve değişkenliğine
dikkat çekerken; diğer taraftan modern dünyada ortaya çıkabilecek her tür
dini uyanışı, aktivite ve yaklaşımı söz konusu kavram içine hapsetme tehlikesini
de beraberinde getirmektedir.
Bu tür bir yaklaşım ABD’de yüzlerce kişinin
ölümüne neden olan Jim Jones’un kurduğu Peoples Temple veya David Koresh’in
kurduğu Branch Davidien tarikatlerinden, İncil seminerlerinde sosyalleşen New
Yorklu orta sınıf bir Baptist’e veya hayatın tüm alanlarını İncil’e göre yaşayan ve
modern hayattan el etek çeken Amish’lere; benzer şekilde ülkesinde yüzlerce
yıldır bulunan ve o güne dek tehdit olarak görülmemiş Buda heykellerini yıkan
Taliban’dan; çağdaş demokratik değerlerle dini inançları harmanlayarak modern
hayata dini önceliklerini koruyarak katılan muhafazakar demokrat siyasetçilere
kadar genişletilebilir.
O halde burada önerilmesi gereken şey öncelikle sosyal
bilimcilerin ve topluma yön veren aydınların neye fundamentalist deyip neye
demeyeceklerine karar vermeleri gerektiğidir. Kavram köken itibariyle her ne
kadar ABD’de modernizm karşıtı birtakım inançlar etrafında toplanan grup için
kullanılmış olsa da zamanla anlam kaymasına uğramış ve günümüzde çoğunlukla
dini amaçlar etrafında ve şiddet dilini benimseyerek var olan dünyanın her
yerindeki gruplar için kullanılır hale gelmiştir. Burada belki de anahtar kavram
şiddettir.
Şiddeti dini referanslar eşliğinde hedefe ulaşmada önemli bir araç
olarak benimseyen bir grupla; modern hayatın yozlaştırıcı, insan ruhunu parçalayıcı
etkisinden dine sığınarak korunmaya çalışan bir grup insanı aynı kavram
içine hapsetmek kanaatimizce mevcut olguyu doğru değerlendirememek anlamına
gelir. O halde yeni bir tanımlamaya ihtiyaç olduğunu söylemek doğru olacaktır.
ABD’de Protestan Fundamentalizminin Tarihsel Kökenleri
Amerikan toplumunun ataları olan Püritenler Avrupa’da siyasi baskıya uğrayan
ve dinlerini özgürce yaşamak için toprakları geniş ve verimli yeni kıtaya göç
eden insanlardır. Örneğin Pennsylvania’daki Quaker’lar ve Marylan’deki Kato-
20 Bryan Wilson, Dini Mezhepler (çev. Ali İhsan Yiğit ve A. Bülent Ünal), İstanbul 2004, s. 53.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 129
likler, İngiliz Anglikan kurumu tarafından baskıya uğrayan ve dini inançları
temelinde yaşam sürme umuduyla göç eden insanlardır.
Bu kimseler yeni kıtada
yerleştikleri bölgelerde kendi kiliselerini kurmuşlar, koloni mensuplarından vergi
almış ve belirledikleri kişilerce yönetilmişlerdir.
Başlangıçta mevcut 13 koloninin
birlik olup İngiliz Krallığından 1776 yılında bağımsızlık ilan etmelerinin
ardından kiliseler teker teker kaldırılmaya başlanmış; resmi kilisesini kaldıran son
koloni 1833 yılında Massachusetts olmuştur.
Modern Amerika’nın kuruluşunda din önemli bir işlev görmüş, pek çok kilise
özgürlük mücadelesini dinsel bir tonda seslendirerek destek sağlamıştır.
Ancak
anayasa yapım sürecinde dinden bağımsız bir yol takip edilmiş, din özgürlüğüne
vurgu yapılmayışının doğurduğu rahatsızlık 1791’de kabul edilen Birinci Ek
Madde (First Amendment) ile giderilmiştir: “Kongre bir dinin kurumsallaşmasına
neden olan veya dini özgürlüğü kısıtlayan yasa yapamaz.” Nitekim Philadelphia
Kongresinde hazırlanan anayasa din ve devlet arasına ayrım getirirken federal
hükümetin bu çok mezhepli yapıdan birini seçerek devletin resmi kilisesi haline
getirmesi halinde anayasanın kabul görmeyeceği biliniyordu.
Örneğin Kongregasyonalist
Massachusetts, Anglikan kilisesini benimseyen bir anayasaya asla onay
vermezdi.22 Böylece din ve siyasetin ayrılması inançlı Hıristiyanların siyaset
alanından kısmen çekilip daha çok sivil toplum içinde teşkilatlanmalarına yol
açtı.
XIX. yüzyıl Amerikan toplumunda öne çıkan birkaç olgu konu edindiğimiz
fundamentalist hareketlerin ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır.
Birincisi, bilim ve
felsefedeki gelişmelerdir ki özellikle Darwin teorisi ve Kant felsefesinin dini
inancı temelden sarsan bir etkisi olmuş; bunun dışında Kutsal Kitap’ın otoritesini
sarsan ve doğruluğunu tartışılır hale getiren eleştirel yöntem kutsal metni tıpkı
diğer metinler gibi bilimsel yöntemlerle değerlendirmeye tabi tutarak gerçekliğine
zarar vermiştir. Bilimsel metodolojinin uygulanması sonucu Kutsal Metin’de
Musa’ya dayandırılan bölümlerin aslında farklı kişilerce çok sonra yazıldığı;
Mezmurlar’ı Kral Davud’un yazmadığı; Kutsal Kitap’ta anlatılanların çoğunun
tarihi gerçek olmadığı gibi sonuçlar tepkiyle karşılanmıştır. Konunun diğer bir
boyutunda ise yeni kıtaya gelenlerin gösterdiği farklılaşma vardır.
Yüzyıl dönümünde
ilk kez yoğun şekilde farklı inançlardan insanlarla yüz yüze gelen toplum
bu yeni durum karşısında nasıl bir dönüşüm gerçekleştireceğini düşünmek zorunda
kalmıştır. Tüm bunlar muhafazakar Protestanları endişelendirmiş ve kutsal
metne yönelik kendi literal okuyuş tarzlarını geliştirmelerine, geleceğe dair
millennialist yorumlar benimsemelerine ve Francis Bacon’ın bilimsel yaklaşımını
temel alarak Tanrı’nın tabii olaylarda devre dışı bırakılmasına engel olmaya
21 Robert Booth Fowler, Allan D. Hertzke, Laura R. Olson, Religion and Politics in America,
Colorado 1999, s. 9.
22 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 85.
23 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 11-12.
130 H. Şule Albayrak
çalışmışlardır.
Public Religions in the Modern World adlı kitabın yazarı Jose Casanova, Birleşik
Devletlerde Protestan Fundamentalizminin ortaya çıkışını Amerikan sekülerleşme
serüveninde yaşanan üç kopma sürecine bağlar.
Bunlardan ilki anayasal
kopma sürecidir. Protestan kiliselerle Amerikan Devleti arasında ayrım duvarı
(wall of separation) kurulmak suretiyle bir yandan devlet kutsal kurumlardan
diğer yandan siyasi toplum dini kurumlardan kopartılmıştır.
kinci kopma süreci
Amerikan eğitim sisteminin sekülerleşmesi ve Protestan kültürel hegemonyanın
kamu hayatından el çektirilmesiyle yaşanmıştır. Söz konusu süreçte iç savaşın da
önemli rolü olmuştur. Zira iç savaş ve yeniden yapılanma Amerikan toplumunu
geri dönülmez şekilde değiştirmiş; şehirleşme ve kapitalist endüstrileşmenin
yapısal şartlarını yaratmıştır. Böylece yeni ortaya çıkan toplumun eğitim sisteminde
dini dogmalara ters düşen Darwinizm gibi teoriler etkin olmaya başlamıştır.
Üçüncü kopma süreci ise Protestan etiğinin dışlanması ve Amerikan sivil
toplumuna çoğulculuk anlayışının yerleşmesiyle gerçekleşmiştir. Geleneksel
yaşam tarzlarının ellerinden alındığını ve şehirli liberal Protestanlar tarafından
kuşatıldıklarını düşünen fundamentalistler, buna karşılık kendi enstitülerini,
İncil okullarını, basım-yayım kuruluşlarını kurmak suretiyle kültürel bir yaşam
alanı oluşturmuşlar, teknolojiyi de rahat şekilde kullanarak kısa sürede kendilerine
yeten ve üreten bir hale gelmişlerdir.
Amerika Birleşik Devletler’inde Hristiyan Fundamentalizmi
XIX. yüzyıl sonlarına doğru bir grup Protestan, modernist öğretilerle dini öncülleri
uzlaştırmaya çalışan Protestanlara karşı geleneksel düşüncenin yeterliliği
ve geçerliliği üzerinde ısrar eden bir hareket başlattılar. Hareketin teorik temelini
oluşturan kişiler, 1910-1915 yılları arasında yazıp “The Fundamentals”(Temel
İlkeler) adıyla dağıttıkları kitapçıklardaki makalelerle dikkatleri üzerlerine çektiler.
Kiliselerde, okullarda ve imkan buldukları her ortamda evrime ve modernizme
karşı duran ve geliştirdikleri projeler için toplumsal destek arayan grup
çoğunlukla beyaz AngloSakson Protestanlardan (WASPs) oluşmaktaydı. Bunun
çeşitli nedenleri olmakla birlikte en önemlisi, Kuzeydeki Presbiteryen ve Baptistlerin
çoğunluğunu beyaz Amerikalı AngloSaksonların oluşturmasıdır.
R. Laurence Moore’a göre “fundamentalist” kavramını kullanmaksızın günümüz
Amerikan Hristiyanlığı konusunda tartışmak mümkün değildir.26 Çünkü
Amerikan toplumunun göz ardı edilemeyecek bir bölümü, yaklaşık dörtte biri
fundamentalist öncülleri benimsemektedir. Anket sonuçları Amerikan toplumu-
24 Jose Casanova, Public Religions in the Modern World, Chicago 1994, s. 135.
25 Martin Riesébrodt, Pious Passion (çev. Don Reneau), California 1993, s.85.
26 Wuthnow ve Matthew P. Lawson, “Sources of Christian Fundamentalism in the United States”,
s. 20.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 131
nun %40’ının Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın gerçek sözü olduğuna ve kelime kelime
literal olarak değerlendirmek gerektiğine ve ahir zamanda inanalar için Yükselişin
(Rapture) gerçekleşeceğine inanır.
Ancak belirtmek gerekir ki muhafazakarların
tümü fundamentalist değildir. Fundamentalistler çoğunlukla kendilerini
evanjelik olarak niteleyen muhafazakar Protestanlar arasından çıkar. Fundamentalistler
büyük oranda evanjelik ve muhafazakar olsalar da her evanjelik muhafazakar
ve fundamentalist değildir.28 Evanjelizm bir şemsiye kavram olarak içinde
tümü fundamentalist olmayan inançları, kiliseleri ve organizasyonları barındırır.
Avrupa’nın çoğunda ve Orta Doğu’da “evanjelik” kavramı reformasyonun tarihi
kiliselerine, yani ana akım Protestanlığa işaret eder. ABD’de ise evanjelik kavramının
oldukça farklı anlamları vardır ve kavram yeniden doğuşla, Kutsal Kitabın
literal okunuşuyla, ahir zaman ve öte dünyaya dair kabullerle alakalıdır.
Evanjelikler,
sadece kendileri için değil başka inanç sahibi olan ya da inançsızlar için de
endişe duyarlar ve İsa için ruhları kazanma çabası içine girerler. Sık sık “yeniden
doğuş” tecrübesinden bahsederler. Bu, İsa ile şahsi bütünleşme tecrübesidir ve
hayatlarını inançlı bir tarzda şekillendirmelerini sağlar.
ABD’deki Protestan fundamentalizminin nitelikleri içinde Yanılmazlık doktrini
önemli bir yer tutar. Kutsal Kitap’ın yanılmazlığına vurgu yaparlar ve kelime
kelime Tanrı buyruğu olduğuna inanırlar. Metnin bilimle çelişen bölümleri
karşısında ise dengeleme yoluna giderler. Örneğin, “Güneş sistemiyle ilgili modern
görüşe işaret ettiği düşünülen bölümlerin altı çizilirken; eski bir görüşü
temsil eden bölümler poetik ve bilimsel olma iddiasında olmayan ifadeler olarak
değerlendirilir.”
Söz konusu doktrin, XIX. yüzyıl boyunca Princeton Theological
Seminary’de geliştirilmiştir. Doktrini ilk olarak XIX. yüzyılın başında Archild
Alexander çalışmış, ardından öğrencisi Charles Hodge’ın “Systematic Theology”
adlı üç ciltlik çalışmasıyla 1870’lerin başında yanılmazlık doktrinine somut şekil
verilmiştir. Hodge’un ardından oğlu Archibald Alexander Hodge, yardımcısı
Benjamin B. Warfield ile çalışmalara devam etmiş ve devam eden süreçte bu
konuda J. Gresham Machen’in kurduğu Westminster Theological Seminary dikkati
çekmiştir.
Söz konusu grubun öne çıkan bir diğer özelliği Pre-millennialism (premillenarianism)
yaklaşımı benimsemiş olmalarıdır. Fundamentalistler, kitab-ı
mukaddese bir yandan hakikatle ilgili bilgi edinmek için başvururken; diğer
27 Charles Strozier, Apocalypse, s.5.
28 David O. Beale, In Pursuit of Purity, South Carolina 1986, s. 9. Ayrıca fundamentalist evanjelikler
ile fundamentalist olmayan evanjelikler arasındaki fark için bkz. Corwin Smidt, “Evangelicals
within Contemporary American Politics: Differentiating between Fundamentalist and
Nonfundamentalist Evangelicals”, The Western Political Quarterly, Vol. 41, No. 3: 601-620, September
1988.
29 Charles Strozier, Apocalypse, s. 6.
30 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 43.
31 a.g.m., s. 5.
132 H. Şule Albayrak
taraftan dünyanın geleceği ve ahir zamanda neler olacağını öğrenmek için de
başvururlar.
Bu grubun çoğunluğu “kargaşa öncesi dispensasyonal premillennialist”
(pre-tribulation dispensational pre-millennialist)’tir. Buna göre
kıyametin yaklaştığı ahir zamanda inanmayanlara acı verecek bir dönem yaşanacak,
inanç sahipleri göğe yükselmek suretiyle bu acıdan uzak tutulacak, yeryüzünde
şeytani güçlerin yenilgiye uğradığı bir savaş yaşanacak ve İsa’nın başında
bulunduğu ordunun zaferiyle yeryüzünde bin yıllık barış krallığı tesis edilecektir.
Buradan yola çıkarak fundamentalistler İsa’nın bin yıllık hükümranlıktan önce
geleceğine inandıkları için pre-millennialist, inananların göğe yükselişinin karışıklıktan
önce vuku bulacağına inandıkları için pre-tribülasyonisttirler. Öte
yandan kutsal kitapta ön görüldüğünü iddia ederek tarihi net şekilde dönemlere
ayırmaları nedeniyle de dispensasyonalist niteliğe sahiplerdir.
Bu anlamda
1909’da yayınlanan ve kutsal metni pre-millennialist tarzda okuyan Scofield
Referans İncili söz konusu toplumsal grubun temel başvuru kaynakları arasındadır.
Ahir zaman olayları üzerinde önemle duran söz konusu metin, yayınlandıktan
itibaren Baptist, Pentekostal, muhafazakar Presbiteryen ya da tüm Hıristiyan
fundamentalist yorumlar için İncil yanılmazlığının merkezi otoritesini tesis eden
bir kaynak olmuştur.
Doktrinin tarihi dönemlere ayıran dispensasyonalizm boyutunda insanlık tarihi
yedi döneme ayrılmış ve tarihsel değişim kutsal müdahaleye bağlı olarak yorumlanmıştır.
Her bir dönem, Tanrı’nın insanoğluyla ilgili yöntemindeki bazı değişiklikleri
ifade eder. Tanrı, her bir dönemi yargılayıp kapattıktan sonra yeni bir
dönemi başlatır.33 Her bir dönem bir felaketle sonuçlanmış ve yeni bir döneme
geçilmiştir: Masumiyet, Düşüş’le sonuçlanmış; Bilinç, Tufan’la; İnsanlık Yönetimi,
Babil’le; Ahid dönemi Mısır’da esaretle; Yasa, İsa’nın reddedilişiyle sonlanmıştır.
Hâlâ içinde bulunulan Lütuf dönemi ise Karışıklık’la sonlanacak ve
ardından bin yıllık barış dönemi gelecektir.34
Söz konusu öğreti John Nelson Darby (1800-1882) tarafından anlatılmış ve
Darby gibi konunun diğer yorumcuları da farklı dönemlendirmelere gitmişlerdir.
Ancak genel kabul dünyanın her geçen gün kötüye gittiğini, Tanrı müdahalesinin
kaçınılmaz olduğunu; Mesih’in dönüşüyle başlayacak yeni dönemde Kudüs
yakınlarındaki Armageddon’da şeytan ordusunun mağlup edileceği bir savaş
yaşanacağını ve savaş sonrasında 7. Dönemin başlayacağını benimser.
Tüm bu
süreçten etkilenmeyecek olanlar ise yeniden doğmuş olarak tanımlanan ve
karışıklıktan önce göğe yükselecek Hıristiyanlardır. Burada dikkat çeken nokta
doktrinde göğe yükselişin literal olarak ele alınması, böylece vakit geldiğinde
günlük işleriyle meşgul gerçek Hıristiyanların işlerini bırakıp evlerinden, arabala-
32 Steve Brouwer, Paul Gifford ve Susan D. Rose, Exporting The American Gospel, New York 1996,
s. 34.
33 George M. Marsden, Fundamentalism and American Culture, Oxford 1980, s. 63.
34 a.g.e., s. 65-66.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 133
rından ve bulundukları ortamlardan çıkarak göğe yükseleceklerine olan inançtır.
ABD’de İç Savaş (1861-1865) öncesi ve sonrası dönemde millennializm anlayışında
değişiklik görülmüştür. Savaştan önce Amerikalıların çoğunluğu postmillennialist
olarak bilinen daha iyimser bir yaklaşımı benimsemişti ve buna göre
Amerika Mesih’in dönüşüyle vuku bulacak bin yıllık huzur döneminin zirvesinde
bulunuyordu.36 Ancak İç Savaş sürecindeki olumsuz havanın etkisiyle takip eden
dönemde pre-millennializm gibi daha kötümser bir yaklaşım benimsendi. Artık
dünya her gün daha kötüye giden ve ilahi müdahaleye muhtaç olarak tasavvur
ediliyor ve inananların ruhlarını kazanma çabasından bahsediliyordu.
Amerikan Protestan fundamentalizminin bir diğer özelliği evangelizm olarak
ifade edilen İncil’i yayma yani misyonerlik çabasıdır. Bu uğurda modern teknoloji
oldukça etkin şekilde kullanılır. Bugün ABD’de amacı İncil’i geniş toplum kesimlerine
yaymak olan sayıları yüzlerle ifade edilen TV ve Radyo istasyonu vardır.
Konuyla ilgili değinilmesi gereken diğer bir husus da Protestan fundamentalizminin
dini mahiyetle yoğurduğu milliyetçiliktir.
Bu düşünce, ABD’nin ve
Amerikalıların diğer ülke ve insanlardan üstün olduğu, dünyanın geri kalan
kısmının Amerika’nın önderliğine ve aydınlatmasına ihtiyacı bulunduğu, bu
doğrultuda milyarlarca insanın İncil’in doğruluğu ve ABD’nin öncülüğünde
kurtarılması gerektiği temelleri üzerine kuruludur. Steve Brouwer ve arkadaşlarının
yazdığı Exporting The American Gospel adlı kitapta söz konusu milliyetçilik
“Fundamentalist Americanism” olarak tanımlanır.
Ulusalcı söylemin dinsel
söylemle iç içeliği Amerikan tarihi kadar eskidir; fakat özellikle 1940 ve 1950’li
yıllarda fundamentalistler Amerikanizm’in ateşli savunucuları haline gelmişlerdir.
Billy Graham’ın fundamentalist bir lider olarak boy gösterdiği bu dönemde
Amerikan milliyetçiliğindeki artışı fark eden Graham, iyilik timsali olarak antikomünist
Amerika’yı; Şeytani olarak ise Komünizmi işaret etmiştir. Komünizm
sonrası döneme bakıldığında ise yine “iyi” Amerika’ya karşılık bu kez terörle
özdeşleştirilen Müslüman dünyası konumlandırılır.
ABD’de Dinî Uyanış ve Fundamentalist Hareket’e Etkileri
XVIII. yüzyılda Kalvinist rahip Jonathan Edwards ve Metodist vaiz George
Whitefield gibi isimlerin şekillendirdiği dini uyanışı, XIX. yüzyılda II. Büyük
Uyanış takip etmiştir. Aydınlanmacı rasyonalizme karşı çıkan hareket şehirlere
yayılıp ihya hareketlerine dönüşünce öne çıkan isim Charles G. Finney olmuştu.
Ona göre ihya ruhları kazanmak anlamına geliyordu. Finney’i Dwight Moody ve
35 Karen Armstrong, The Battle For God, New York 2001, s. 139.
36 Steve Brouwer, Paul Gifford ve Susan D. Rose, Exporting the American Gospel, s. 36.
37 a.g.e., s. 13.
134 H. Şule Albayrak
Billy Sunday gibi isimler takip etti.38 Bu kişiler pek çok şehir gezerek harekete
farklı mezheplerden destek sağladılar.
İhyacılar sıradan insanların dinle ilgilenmesini
sağlayarak XIX. yüzyıl Protestanlığına nüfuz eden bir dindarlık yarattılar.
Her ne kadar XIX. yüzyıl Amerika’sında kurumsal düzeyde kilise devlet ayrımı
benimsenmiş olsa da Hıristiyanlık Amerikan toplumunda kök salmıştı ve hem
yerel hem de federal yöneticiler bu duruma çoğunlukla karşı çıkmıyorlardı.
Böylece toplumsal hayata Protestan bir tarz yerleşmişti. Kamu okulları mezhepsel
olmayan bir Protestanlıkla eğitim yapıyor; federal hükümet özellikle yerlilerin ve
güneyli kölelerin dönüştürülmesinde Protestan misyonerleri destekliyordu.
Sekülerizm devletin Protestan mezhepler arasında nötr olması olarak anlaşılıyordu
yoksa tüm dinlere karşı nötr olması değil.40
XIX. yüzyıl Amerikan toplumunda savaşlar apokaliptik vizyonla açıklanmaya
başlanmış, Armageddon savaşının yakın olduğu tartışılmaya başlanmıştı. Muhafazakarlar
kendi içlerinde örgütlenmeye ve İncil’deki hakikatleri ortaya çıkarmak
için konferanslar ve toplantılar düzenlenmeye, din adamı olmayanları eğitecek
İncil Enstitüleri oluşturmaya koyulmuşlardı. Bu konferansların en ünlüsü 1875’de
başlayan ve Niagara Bible Conference adını alan toplantıdır. Bu konudaki öncü
hareketlerden birini Dwight L. Moody 1880’de Massachusette’de başlatmıştı. Söz
konusu toplantılarda modernizm karşıtlığı ortaya konmuş, muhafazakarlar birbirlerine
güç vermiştir.
En önemli konular ise dünyanın aldığı kötü gidişatı, ahir
zaman olayları, İsa’nın dönüşünden önce ve sonraki olaylarla ilgili mülahazalar
olmuştur.41
XX. yüzyılın ilk çeyreği fundamentalist örgütlenme çabalarının yoğun olduğu
bir dönemdir. Sosyal plandaki liberal yaklaşımlar (meselâ inanç ve dogmanın
ikincil olduğunu ve önemli olanın pratik olduğunu savunan Social Gospel Hareketi),
entelektüel kesimin dine ve dindarlara yönelik eleştirileri muhafazakarları
öfkelendirmiştir. İnanç ve davranışın birbirinden ayrılamayacağını savunan
muhafazakarlar içinde 1910’da Kutsal metnin yanılmazlığı doktrinini formüle
eden Princeton Presbiteryenleri, 5 dogma ortaya koydular.
1. Kutsal Kitabın
yanılmazlığı,
2. İsa’nın bakire Meryem’den doğmuş olması,
3. İsa’nın diğerlerinin
günahlarına kefaret olarak çarmıha gerilmesi,
4. İsa’nın bedenen dirilişi,
5.
Mucizelerinin objektif gerçekliği. Bu son doktrin daha sonra pre-millennializm’le
değiştirilmiştir.
Takip eden süreçte yayınlanan bu ilkelerin anlatıldığı “The
Fundamentals”, Scofield Reference Bible’dan sonra Protestan fundamentalizminin
ikinci önemli belgesi olmuştur. Böylece hem mezheplerin içinde ve hem de sosyal
38 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 19.
39 Denominasyon, Birleşik Devletler’deki “kilise” ve “sect” arasındaki bir dinî organizasyon tipini
ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Türkçe’de tam karşılığı bulunmadığı için olduğu gibi
almayı tercih ettik.
Ahmet Kuru, Secularism and State Policies Toward Religion, New York 2009, s.84.
41 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 21.
42 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 171.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 135
planda liberal Protestanlar ile fundamentalistlerin mücadelesi belirginlik kazanmıştır.
Güney eyaleti Tennessee’de yaşanan bir mahkeme süreciyle iki taraf arasındaki
mücadele iyice açığa çıktı. Scope’s Trial olarak bilinen davada John Scope’s
adlı bir öğretmen eyalet yasasını ihlal edip derslerde evrim teorisini anlatmakla
suçlandı.
Mahkeme sonucunda öğretmen 100 dolarlık bir cezaya çarptırıldı.
Fakat üst mahkeme davayı teknik bir sorundan ötürü bozdu ve dava Birleşik
Devletler’in en yüksek yargı merci olan Amerikan Yüksek Mahkemesine gitmeye
gerek kalmadan kapandı. Fakat davanın kültürel, dini ve eğitim alanındaki
etkileri sona ermedi. Her ne kadar Scopes suçlu bulunmuş olsa da mahkeme
sürecinde Scopes’u suçlayan tarafta bulunan William Jenning Bryan’ın kusurlu
argümanlarına karşılık Scopes’u savunan Clarence Darrow’un güçlü savunusu
önemli bir toplumsal etki yarattı.
Mahkeme sonrasında dini fundamentalizm
yarım asır kadar ulusal plandan çekildi ve kiliseler ve evanjelistler arasında
yayılmayı tercih etti. Fakat okulların müfredat politikasına bakıldığındaysa
fundamentalistlerin daha ileride olduğu görülmekteydi. Zira mahkeme sonrasında
ulusal yayıncılar, evrim teorisi ve Darwin’le ilgili yayınlardan kaçındılar. Evrim
teorisi ancak 1950’lerin sonları ve 1960’larda Sovyetler Birliği karşısında bilimi
geliştirmek çabası içindeyken federal kaynağın artırılmasıyla müfredata geri
döndü.
Mezheplerden dışlanan fundamentlistler çoğunlukla kendi oluşumlarını kurmak
için bir araya geldiler.
Fundamentalist kilise gruplarının oluşturduğu yeni
mezhepler çoğunlukla Baptist ve Presbiteryendi. Bu dönemde misyonerlik faaliyetlerine
önem verildi. Bob Jones ve John R. Rice gibi vaizler ruhları kazanmak
için çabalarken; Billy Graham dönemin en önemli ismi haline geldi. Gençlere
yönelik faaliyetler de dikkat çekti. Özellikle 1951’de Bill Bright’ın kurduğu
Campus Crusade for Christ hareketi 10 yıl içinde 15 ülkede 40 kampüste etkili
hale geldi.
Öte yandan fundamentalistler kendi nesillerini yetiştirecek okullarını
kurma yoluna gitti ve pek çok İncil koleji kurdu. Buralarda tarihten matematiğe
tüm bilimler Kutsal Kitap rehberliğinde öğretiliyordu. Söz konusu kuruluşlar
için finansal destek bağımsız kiliseler, kuruluşlar ve fundamentalist iletişim
ağlarıyla sağlandı. 1927’de kurulan Bob Jones University fundamentalist kaygılarla,
gençleri ateizmin ve sekülerizmin etkilerinden korumak amacıyla kuruldu.
Eğitim kurumlarının yanı sıra basım evleri radyo ve televizyon istasyonları kurmaya
da önem veren grup, teknolojinin yarattığı yeni fırsat alanlarını ustalıkla
kullanarak topluma nüfuz etmenin yollarını aradı. Bu süreçte Billy Graham,
Jimmy Swaggert, Jerry Falwell ve Pat Robertson gibi televangelistler
45 kendilerin-
43 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 29.
44 a.g.m., s. 32.
45 Medyada yer alan vaizler için kullanılan bir terim.
136 H. Şule Albayrak
den önceki ihyacıların rolünü üstlendi.
46
XX. yüzyıl’ın ortalarına yaklaşıldığında siyasi yaklaşımlarıyla da dikkat çeken
fundamentalistler, dünya siyasetini pre-millennialist yaklaşımla değerlendiriyorlardı.
Onlar için Birleşmiş Milletler aynı Milletler Cemiyeti gibi olumsuz bir
gelişmeye işaret ediyordu. Aslında dünya barışı Kutsal kitaba göre mümkün
değildi ve XX. yüzyıldaki felaketler İsa’nın dönüşünün habercileriydi.
47 Öte
yandan 1950’lerde bir grup fundamentalist lider, milliyetçi söylemle yoğrulmuş
radikal antikomünizmin bayraktarlığını yaptı. Carl MacIntire, din adamları
arasından komünizmi desteklediğini iddia ettiği kişilerin listesini çıkardı ve
senatör Joseph McCarty’nin yardımcıları arasına katıldı.
48
Protestan Fundamentalizminin Görünürlük Kazanması
Fundamentalistlerin sosyal bir güç olduklarının farkına vardıkları ve yeniden
görünürlük kazanmaya çalıştıkları dönem 1970’lerin sonlarıdır.491960’lar boyunca
hızlı sanayileşme ve modernleşmeye maruz kalan Güney Devletleri, Kuzeyden
büyük göç almış, böylece liberal, modern düşüncelere kapı aralanmıştı.
Şehirleşmenin
hızla arttığı bu dönemde kırsaldan kente gelen ve çocuklarını buradaki
okullara gönderen aileler, eğitim sisteminin inançsızlığı aşıladığı düşüncesine
sahip oldular. Öte yandan Yüksek Mahkemenin okullarda İncil okunmasını
yasaklayan 1963 kararı, zencilere verilen haklar, eşcinsel hakları meselesi ve
kürtaj konusundaki yaklaşımlar gibi Kutsal öğretiyi dikkate almayan gelişmeler
toplumsal bir direnç yarattı.
Böylece fundamentalist kiliselere yönelim arttı ve
yeni televangelistler oldukça popüler oldu. Jerry Falwell televizyon vaizliğine
başladı; Pat Robertson Virginia sahilinde Christian Broadcasting Network’ı ve 700
Club’ı kurdu. Kuzey Carolina’da ise Jim ve Tammy Faye Baker’ın faaliyetleri ön
plana çıktı.
50 Öte yandan 1965-1983 arasında evanjelik okullarına kayıt altı kat
arttı ve okulların sayısı on bine yükseldi. Yüz bin kadar çocuk ise evde eğitim
gördü. Bu dönemde üniversiteler, hastaneler ve hatta eğlence merkezleri kuruldu.
Bunlar arasında CBN Üniversitesi, Liberty Üniversitesi, City of Faith Hospital ve
bir eğlence merkezi olan Heritage USA bulunuyordu.
Jerry Falwell ve Ahlâklı Çoğunluk Hareketi
Uzun zamandır beklenen hareket 1979’da fundamentalistlerin sembol ismi
46 Jeffrey K. Hadden, Anson Shupe, “Televangelism in America”, Social Compass, XXXIV / 1
(1987), s. 61.
47 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 217.
48 James D. Hunter, American Evangelicalism, New Jersey 1984, s.43.
49 Phillip E. Hammond, “The Curious Path of Conservative Protestantism”, Annals of the American
Academy of Political and Social Science, Vol. 480, Religion in America Today: 53-62, july
1985.
50 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 267-268.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 137
Jerry Falwell önderliğinde Moral Majority (Ahlâklı Çoğunluk) isimli dini-siyasi
lobi hareketiyle ortaya çıktı.51 Liberty Baptist College‘ı kuran, alkolikler için klinik
açan, programları 392 TV ve 600 radyo istasyonundan yayınlanan ve toplumda
büyük ilgi gören Falwell; Charles Stanley, Tim LaHaye gibi isimlerle ilerleyen
dönemde oldukça başarılı olacak olan Moral Majority hareketini kurdu.
Bu
hareket evanjelik destek üzerine inşa edilmişti ve liderlerinin neredeyse tümü
bağımsız Baptist din adamlarından oluşuyordu. Benzerleriyle kıyas edilemeyecek
derecede başarı gösteren Moral Majority yerel düzeyde din adamlarının yüksek
organizasyonel yeteneklerinden faydalanarak mevcut iletişim ağlarını etkin
şekilde kullandı.52
Hareketin mesajı, ahlâkî değerlerin ayaklar altına alındığı Amerika’yı İncil
çizgisine getirmekti. Kendisini fundamentalist olarak tanımlamaktan çekinmeyen
ve günahkâr dünyadan uzak durmak isteyen bir ayrılıkçı olduğunu söyleyen
Falwell’e göre ülkeyi “ahlâklı olmayan bir azınlık” yani seküler elit yönetmekteydi.
Muhafazakârlar ise ahlâklı çoğunluğu ifade etmekteydi.
53 Bu doğrultuda
1980’lerin ortalarında siyasette aktif olarak var olan fundamentalistler muhafazakarları
siyasete ısındırmaya çalıştılar; oy kullanmayı, kongreye mektup yazma
ve lobi faaliyetlerine katılmayı teşvik ettiler. Nitekim 1988’de ünlü fundamentalist
lider Pat Robertson, başkan olmak için bir girişimde bile bulundu. Aynı yıl
seçimlerde George Bush, beyaz evanjelik ve fundamentalist oyların %81’ini
aldı.
54
Hareketin temel meseleleri uyuşturucudan pornografiye, evrimden okullarda
dua meselesine, eşcinsellikten İsrail’in Orta Doğu’da varlığına kadar pek çok
konuyu kapsıyordu. Geleneksel aile hayatından yana tavır alan fundamentalistler
kürtaja karşı kesin bir tavır içindeydiler. Bu dönemde kürtaj fundamentalist
aktivizmin sınırlarını test eden önemli bir konu oldu. 1988’de Operation Rescue
adlı bir grup, kürtaj kliniklerinin önünde eylem yaparak kadınların buraya girişini
engelledi ve bu eylemler karşısında Jerry Falwell, kendini grubun amigosu ilan
etti.
55 Kimi zaman ise kürtaj karşıtı eylemler kürtajı uygulayan doktorun öldürülmesiyle
sonuçlandı.
Ahlâklı Çoğunluk hareketine dikkatle bakıldığında hareketin başarısı net şekilde
gözlenebilir. Hareket, öncelikle Hıristiyanlara Hıristiyan olarak kamusal
51 Mark A. Shibley, “Contemporary Evangelicals: Born-Again and World Affirming”, Annals of the
American Academy of Political and Social Science, Vol. 558, Americans and Religions in the
Twenty-First Century (july 1998), s. 78.
52 Robert Wuthnow, “Religious Movements and Counter-Movements in North America”, New
Religious Movements and Rapid Social Change, James A. Beckford (ed.), California 1986, s. 18.
53 Karen Armstrong, The Battle for God, s.310-311.
54 Ronald E. Hopson, Donald R. Smith, “Changing Fortunes: An Analysis of Christian Right
Ascendene within American Political Discourse”, Journal for The Scientific Study of Religion, Vol.
38, No.1 (March 1999), s.5.
55 Nancy T. Ammerman, “North American Protestant Fundamentalism”, s. 45
138 H. Şule Albayrak
alanda var olabilecekleri özgüvenini kazandırmıştır.
İkinci olarak, muhafazakar
Hıristiyanların artık marjinal olmadıklarını ve siyaseti etkileme gücüne sahip
olduklarına da işaret etmiştir. Nitekim Ronald Reagan gibi muhafazakar siyasetçiler,
muhazafakar hristiyan liderleri dinlemiş ve görüş almışlardır.56
Ahlâklı Çoğunluk Hareketinin Düşüşü
1984 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasında toplumun %41’i kendini
muhafazakar olarak tanımlamış; kurtuluşun sadece İsa Mesih’le mümkün olduğunu
söyleyenlerin oranı %44, kendini “yeniden doğmuş Hristiyan” (Born-Again
Christian) olarak niteleyenlerin oranı %30 çıkmıştır. Aynı araştırma Amerikan
toplumunun sadece %9’unun kendini fundamentalist olarak nitelediğini ortaya
koysa da yukarıdaki verilerden fundamentalist inanç esaslarının daha geniş bir
kesim tarafından benimsendiği anlaşılmaktadır
57.
Jerry Falwell 1986 yılında The Liberty Federation’ı kurmuş fakat yaşanan skandallar
Falwell’in ve diğer televanjelistlerin kariyerine zarar vermiştir. Örneğin
hareketin önemli isimlerinde Jim ve Tammy Faye Bakker’in şatafatlı hayatları ve
Jim Bakker’a yönelik tecavüzcü suçlamaları ayrıca televanjelistlerin birbirlerini
yıpratma çabaları toplum tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Tüm bu olanlar
sonucunda Jerry Falwell, Moral Majority’den geri çekilerek özel İncil derslerine
geri dönmüştür.58
Öte yandan, Hıristiyan Sağ’ı (Christian Right) ayrılıkçı olmayan bir yapıya
dönüştüren ve fundamentalistlerin önemli liderlerinden olan Pat Robertson,
1981’de Freedom Counsel’ı kurduğunda amacının “insanların hakları için savaşmak
ve özellikle evanjelik hristiyanlara ve ayrıca Ortodoks Yahudilere ve Roman
Katoliklere siyasi süreçte nasıl başarılı olunacağını öğretmek” olduğunu söylemiştir.
59 Robertson, fundamentalist organizasyonu yöneten kişi olarak oldukça
başarılıdır. Christian Broadcasting Network’u, Regent University’yi kurmuş ve
evanjeliklerle global ölçekte iletişime geçmiştir.
1989’da Christian Coalition’ı
kurarak idareyi Ralph Reed’e bırakmış ve bu süreçte fundamentalistlerin Cumhuriyetçi
Partiye yönelimi daha da netleşmiştir ki, özellikle 1988 seçimlerini bunu
açıkça göstermiştir.
Fundamentalistlerin Diğer Dinlere Yaklaşımları
Fundamentalistlerin diğer dinlere yaklaşımları zaman içinde değişkenlik göstermiştir.
İlk dönemlerde daha ayrılıkçı bir tutum içindeyken zamanla farklı
dinlerle çeşitli sosyal ve siyasal konularda işbirliğine gitme politikası benimsemiş-
56 Mark A. Shibley, “Contemporary Evangelicals: Born-Again and World Affirming”, s. 79.
57 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 354-355.
58 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 360.
59 Mark A. Shibley, “Contemporary Evangelicals: Born-Again and World Affirming”, s. 80.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Gelişen Protestan Fundamentalizmi 139
lerdir. Ortaya çıktıkları dönemde Katoliklere yönelik nefret söylemleri yoğunluktayken,
soğuk savaş döneminde komünistler ve Sovyet Rusya temel tehdit olarak
algılanmıştır.
Sovyetlerin yıkılmasından sonra bu kez şeytani güç olarak tanımlanan
unsur müslümanlar olmuştur. Nitekim 1991’deki Körfez savaşı sırasında
Birleşik Devletler ordusunda bulunan evanjelik papazlar, askerleri “Şeytan”
Saddam Hüseyin’e ve O’nun benimsediği “şeytani” inanca karşı daha yürekli
savaşmaya çağırmışlardır.
Fundamentalistlerin yahudilere yaklaşımları da oldukça dikkat çekicidir. Zira
fundamentalist eskatoloji büyük oranda Yahudilere ve İsrail devletine bağlıdır.
1948’de İsrail devleti kurulduğunda Jerry Falwell, yeni kurulan devletin İsa’nın
dönüşünün yakın olduğuna işaret ettiğini söylemiştir. Fundamentalistlere göre
İsrail’e destek vermek zorunludur, zira yahudiler vaat edilen topraklarda yaşamadıkları
sürece İsa geri dönmeyecek ve ahir zamanda beklenen gelişmeler yaşanmayacaktır.
Charles Strozier’in New York’lu fundamentalistlerle yaptığı mülakatlar
durumu net şekilde ortaya koyar: “Deborah’nın dediği gibi: “İncil bize kesin
olarak Kudüs’ün ve Yahudilerin huzuru için dua etmemizi söylüyor.”
Bu bağlamda
oluşturulan kuruluşlar İsrail’in Ortadoğu politikalarını destekleyen bir
tavır benimsemişlerdir. Aktif siyasetin dışında, Pat Robertson’un ulusu ve dünyayı
evanjelize etmek için oluşturduğu 700 Club gibi medya oluşumları da İsrail’e
finansal destekte ve bu bağlamda siyasi talepte bulunmuşlardır.
Öte yandan
Jerry Falwell İsrail başbakanı Menachem Begin’le ve Likud partisiyle oldukça
yakın ilişkiler tesis etmiş, oluşturduğu lobi Begin’in politikalarının Birleşik Devletler’deki
savunucusu olmuştur.
Ancak söz konusu İsrail desteği çoğu kez şiddetle iç içe geçmektedir. Nitekim,
Filistinlilerin tüm Batı Şeria’dan sürülmesi gerektiğini savunan Falwell, Robertson,
Delay gibi isimlerin yanı sıra Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine
Yahudi tapınağı inşa edilmesini ve İsrail sınırının Irak’a kadar genişletilmesini
isteyenler de mevcuttur.
Öte yandan 1999 yılında birbirlerinden bağımsız
olarak Mescid-i Aksa’ya saldırı planlayan üç Hıristiyan ve iki Yahudi yakalanmıştır;
içlerinden ikisinin amacının Armageddon savaşını başlatmak olduğu tespit
edilmiştir.
Ayrıca Hıristiyan Sağ içinde İsrail’le sıkı ilişkiler öngören ve Hıristiyan Siyonistler
olarak tanımlanan fundamentalist bir grup İsa’nın dönüşü için İsrail devle-
60 Steve Brouwer, Paul Gifford ve Susan D. Rose, Exporting the American Gospel, s. 212.
61 Charles Strozier, Apocalypse, s. 197.
62 Eric Gormly, “Evangelical Solidarity with the Jews: A Veiled Agenda? A Qualitative Content
Analysis of Pat Robertson’s 700 Club Program”, Review of Religious Research, Vol. 46, No. 3
(2005), s. 268.
63 Donald Wagner, “Christian Zionism in US Middle-East Policy”, With God on Our Side, Aftab
Ahmed Malik (ed.), Bristol 2005, s. 232.
64 a.g.m., s. 267.
65 David S. New, Holy War, North Carolina 2002, s. 9.
140 H. Şule Albayrak
tinin kurulmasını gerekli görmüş ve Ortadoğu’daki gelişmeleri dini bir ahir
zamanlar öğretisinin parçası olarak değerlendirmiştir.
Hristiyan Sağın önemli
kısmınca 1980 seçimlerinde desteklenen Ronald Reagan pre-millennialist teolojinin
ve Hıristiyan Siyonizminin destekçisi olmuştur.66 Reagan, en azından
George W. Bush’a kadar İsrail’in en önemli dostu olmuş; takip eden dönemde
George W. Bush’a kadar İsrail desteği daha dengeli bir zemine oturtulmuş olsa da
Bush döneminde oluşturulan hıristiyan fundamentalist ve hıristiyan Siyonist
dünya görüşüyle harmanlanan neo-muhafazakar kadrolar Amerika Birleşik
Devletleri’nin Ortadoğu politikalarını şekillendirmiştir.
Özellikle 11 Eylül
sonrası süreç Birleşik Devletler’de İslam karşıtı hristiyan fundamentalist ve
hristiyan Siyonistlerin siyasete en fazla müdahil olabildikleri dönemdir.
Barack
Obama’nın başkanlığı süreci ise Ortadoğu politikalarında görece yumuşamanın
yaşandığı; hıristiyan Siyonist ve fundamentalistlerin gücünün dengelenmeye
çalışıldığı bir dönem olarak değerlendirilebilir.
Sonuç
Fundamentalizm, kısaca geleneksel dinsel değerlerde değişim olacağı endişesine
binaen geliştirilen reaksiyoner tavır alışlar olarak açıklanabilir.
Birleşik
Devletler’deki fundamentalizmi ele aldığımız çalışmamızda görüldüğü üzere
kavramın içeriği bugünkü kullanım dikkate alındığında oldukça farklılaşmıştır.
Günümüzde çoğu kere pejoratif bir yaklaşımla ve büyük oranda Müslümanları
hedef alarak kullanılan kavram, çıkışı itibariyle Amerika Birleşik Devletleri
menşelidir.
Öte yandan fundamentalizmler, içinde geliştikleri toplumların sosyal,
külürel, siyasi ve ekonomik koşullarına bağlı olarak farklılaşırlar. Bu şartlar,
fundamentalizmlerin dünya ile ilişki şekillerini değiştirir. Ancak yukarıdaki ilgili
bölümde belirttiğimiz üzere herhangi bir dini hareketi fundamentalizm olarak
nitelendirmek için daha net ölçülere ihtiyaç vardır.
Aksi halde tüm dini tezahürleri
bu kavramla açıklamaya çalışma yanlışına düşülebilir.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki fundamentalist hareket güçlü bir toplumsal
zemine sahiptir ve siyasete müdahil bir yapı arz etmektedir. Onlarca milyonu
bulan söz konusu toplumsal grup sivil toplumda ve siyasette aktif olarak yer
almaktadır.
Özellikle Başkan Bush döneminde yürütülen dış politika fundamentalist
bakış açısının açık bir tezahürüdür. Başkanın ve kadrolarının fundamentalist
liderlerle zaman zaman bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunduğu bilinen
bir gerçektir. Yeni başkan Barack Obama’nın görece daha dengeli bir Ortadoğu
politikası izleme gayretleri zaman zaman dikkat çekiyor olsa da; İsrail ile
Amerikan sisteminin çıkar birlikteliği devam ettiği sürece mevcut düzenin (ya da
düzensizliğin) devam edeceği ön görülebilir.
66 Donald Wagner, “Christian Zionism in US Middle-East Policy”, s. 232.
67 a.g.m., s. 237.