02 Ağustos 2014

ALLAH C.C.




ALLAH C.C.

Herşeyin bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Eğer bu başlangıç ve son aynı noktada birleşiyorsa o birleşme noktası esas, gerisi teferruattır. Kâinat da bu kuralın dışında değildir. Onun da bir başlangıcı vardır. İşte “Nokta-yı Kübra” diye kabul edilen o başlangıç noktasına “Allah” denir.

Allah'ın varlığının en kesin delili, kâinatın mevcudiyetidir. Nasıl bir resim ressam olmadan meydana gelemezse, kâinat da bir Yaratan olmasaydı meydana gelemezdi. Burada ressam asıl, resim feridir (gölge, yansıma).
Allah, zatı itibariyle; kendinden başka bir şey olmayan, kendisinde dolduracak boşluk bulunmayan, her ne düşünürse kendinde mevcut ve müstehlik olan, kendinden kendine: “ O gün mülkün sahibi kimdir ” <40-16> diye sorulduğunda, kendinden başkası bulunmadığından yine kendi: 

“ Herşey Allah'ın hükmü altında kahrolmuştur ” <40-16>

 nidasıyla varlığını kendinde toplayan mertebedir. Bu mertebede Allah'ı Allah'tan başka bilen yoktur.
Allah zatî olarak hüsn-ü mutlak, hayr-ı mahz ve bahr-ı amâ diye anılır. Ancak bu yönüyle düşünülemez. Düşünülse bile tam olarak kavranılamaz. Bunları düşünüp anlamaya çalışmak koskoca bir kazanı küçücük bir tencere kapağıyla örtmeye uğraşmaya benzer ki, sonucu baştan bellidir. Bu konuda çok fazla ısrar edildiği takdirde aklî melekeler zarar görebileceği için “Allah'ın halkettiklerini tefekkür edin, Allah'ı tefekkür etmeyin” denmektedir.

Elle tutulup, gözle görülemeyen bir şey, ancak örnekle anlatılabilir. Mesela; elektriği ele alalım. Elektrik elle tutulmaz, gözle görülmez, fotoğrafı çekilmez, ama varlığı da inkâr edilemez. Anlaşılması için eserlerini görmek gerekir. Eserleriyse ampulün yanması, buzdolabının buz yapması, vantilatörün rüzgâr vermesi, sobanın ısıtması, fırının içine konanları pişirmesi, radyo ve televizyonun çalışması ve bunlar gibi daha bir çok şeyin gerçekleşmesi, yani elektriğin bu esmalar altında fonksiyonlarını göstermesidir. Ceryan kesiliverdiği anda bu fonksiyonların kaybolması elektriğin varlığının delilidir.
Allah da böyledir ve en büyük enerji kaynağıdır. Herşey enerjisini O'ndan alır. O, enerjisini çekiverdiği anda da herşey biter. 

Onun için
“ Aliyyülazîm olan Allah'tan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur ” <18-39> 

denmektedir. Burada bizi yanıltan husus; eşyayı görüp, ona varlık veriyor olmamızdır.
Şey; zâtın, ism-i zâhirle zuhurudur. Bunun çoğuluna eşya denir. Buradaki ism-i zâhir de ikiye ayrılır. Birincisi; şey'iyyet-i sübut, yani daha zuhura gelmeden önce ilâhi âlemdeki oluşma, ikincisi ise; şey'iyyet-i vücud, yani görünür âlemde meydana çıkmadır. Eşya, âyât-ı müteşabihattır ve yapılıp, yıkılır. Âyât-ı muhkemat olan “Şey” ise, o eşyanın içindeki görünmeyendir ve O'nda yapılıp, yıkılma olmaz. Şeyin zuhuru kelâmla olmuştur. 

Kelâmsa sıfattır. Oluşma, yahut eserin meydana çıkması; zâtın sıfata inmesi (yani, ileride göreceğimiz Cem'den Hazret-ül Cem'e tenezzül etmesi) ile kemale ermiştir. Bu durum tasavvuf dilinde: “Şey iken, şey'iyyet-i sübut idi, eşya olunca mezahir-ül vücut oldu” denerek ifade edilir. Bunların ne demek olduğunu ilerki bahislerde göreceğiz.
Allah'ın eserlerinin başında kâinat ve onun özeti olan insan gelir. Hiç bir şey yoktan var olamayacağına göre, bunların varlığı, ancak var olan bir yaratıcı olmasıyla mümkündür.
Allah, en muhteşem eserinin insan olduğunu, Kur'an'da insan için:

 “Âdem oğullarına mükerremiyet verdik ” 

< 17-70 >, “ İnsanı güzel surette yarattık ” 
<95-4> , “ 

Her şeyi ona musahhar kıldık” <45-13> 

demek suretiyle belirtmekte ve insanı yüceltmektedir. Ama maalesef, aslanlar bile insan elinde ehlileşirken, insanın kendini kolay kolay yola getiremediğini görmek üzücü olmaktadır.

Kendinden başka bir şey olmayan ve kendisinde dolduracak boşluk bulunmayan” 

dedikten sonra kâinattan ve insandan bahsedilince, akla “Bunlar nereden çıktı ve nerededir” soruları takılacaktır. Bu sorulara özet olarak “Kendindendir ve kendindedir” diye cevap verilebilir.
Bu cevap, çok muğlak ve anlaşılmaz gibi görünebilir. Anlaşılabilmesi için mertebelerin bilinmesine gerek vardır. İlerleyen sayfalarda mertebeler anlatıldığında, muğlak gibi görünen konu kolayca anlaşılır hale gelecektir.
Allah, her olayda Kendi'ni kullarına bildirmektedir. Bazılarımız kaza geçirip ölümden dönmüş, pek çoğumuz hastalanıp yeniden iyileşmiştir. O kişileri kurtarıp, onlara şifa veren kimdir?
Kim olacak, Yunus Emre'nin: “Bir ben vardır bende, benden içeri” diyerek ifade ettiği, her yerde hâzır ve nâzır olan Varlık!..
Eğer o Varlık olmasaydı ne kâinat olabilirdi, ne de onun özeti olan insan... Onun için kâinat ve insan, Allah'ın, varlığını en güzel ispatlayan eserleridir.

“Allah olmasaydı insan bulunmazdı
İnsan olmasaydı Allah bilinmezdi ”
sözü bu gerçeğin ifadesidir.
Allah'ın kâinatı ve insanı yaratmasının nedeni, bilinmek istemesidir. Kâinat, bir sıfattan, yani bir elbiseden ibaret olduğu için, Allah'ı bilemez. Onda dağınık olarak bulunan akıl, zâtî olarak lâtif olan insanda toplanmış ve insan bu akılla hem kâinatı, hem kendini, hem de Allah'ı bilmiştir. 

Kur´an'daki 
“ Biz âyetlerimizi enfüste ve âfakta gösteririz ki, onların Hakk olduğunu açıkça görüp anlayabilesiniz ” <41-53> 

âyeti buna işarettir.
İleride insanın gelişimiyle ilgili bahislerde teferruatiyle incelenecek olmasına rağmen, burada, tenzih kapısına yönelmeden Allah'ı bulmanın mümkün olmadığını belirtmekte fayda vardır. İnsanı bu kapıya yöneltense “ Lâ ” dır.
Allah, sadece kâinatı yaratmakla kalmamıştır. 

Onu yöneten, perde arkasından idare eden de O'dur. Bu olay Karagöz oynatmaya benzer. Biz perde arkasındaki oynatıcıyı göremeyiz, sadece perdedeki gölgeyi görür ve o gölgenin hareketlerini takip ederiz. Halbuki esas iş, o gölgeyi oynatanda ve o gölgenin ağzından söz söyleyendedir. Allah'ın durumu da böyledir. Böyle olduğunu bizlere bizzat yaşatarak öğretmektedir.

İlkokula yeni başladığım yıllar Osmanlı Devleti'nin son devreleriydi. Hemen hemen hiç bir şey bulunmadığı için, aileler çocuklarını okula gönderirken ayaklarına ayakkabı bile alamazlardı. Zaten o devirlerde okullara, şimdiki gibi belirli bir kıyafetle gidilmez, her çocuk Allah ne verdiyse, değişik renklerde elbise, şalvar, püsküllü veya püskülsüz fes, ayakkabı, takunya, “Tulumbacı” adı verilen tabanlı veya tabansız çevirme pabuç, yağmurlu havalarda da “Duvak” denen ve başa geçirilen çuvallarla giderdi. Okulumuza yeni bir öğrenci gelmişti. 

Sırtında setre pantolu; ayağında bağcıklı, güzel bir ayakkabısı; elinde mavi beyaz üç katlı bir sefertası ve çantası ile muhtemelen üst seviyede bir memur çocuğuydu. Onda gördüklerime imrendiğimi hatırlıyorum. O zamanlar biz anne ve babamıza, şimdiki çocuklar gibi: “Bana şunu al, bana bunu al” diyemezdik. 

Ayrıca diyebilsek bile, bunlar Tire'de bulunabilen şeyler değildi. O yıllarda ağabeyim Bayındır'da bir dükkân açmıştı. Onun dükkânının alt tarafında kullanılmış eşya satan dellâl pazarı vardı. Ağabeyim bir gün oradan alışveriş edip, kendine Bayram Hoca'nın terekesinden bir çuval kitap alırken, bana da daha giyilmemiş bir potin ve okula giderken yemeğimi götürmem için bir sefertası almış. Ben akşam üzeri okuldan dönünce ağabeyim, “Lütfi, gel bakayım buraya” diye beni çağırdı. Yanına gittiğimde ne göreyim? Çocuğun elinde gördüğümün aynısı bir sefertası ve bir potin... Birden şaşırdım. Çünkü, içimden geçirdiklerimi kimseye söylememiştim. Ağabeyim, ayakkabıyı giymemi söyledi. Giydim. Tam bana göreydi ve ısmarlama gibi ayağıma uydu.

Ben kimseye özendiğimi söylemediğime göre, ağabeyime bunları aldıran kimdi?
O'nu başından böyle bir olay geçmemiş olanlar nasıl bilecektir? Nefsini bilen Rabbini bilir prensibinden yola çıkıp, “Rabbin kim” sorusuna: “Beni terbiye eden” cevabını vererek... Bu cevabın ne demek olduğu, ileride, insan bahsinde çok geniş bir şekilde açıklanacaktır. Burada sadece bir ön fikir verebilmek için anlatılmıştır. Çünkü, Allah'ı bilmek; O'nun içinde yaşamaktır. Bu da ancak Allah'ın, o kişiye o mertebeyi bahşetmesiyle mümkün olabilir ki, buna tasavvuf dilinde: “Hakikate ermek” denir. Hakikate erip, O'nu bilen de Allah'ı göremez, ama her gördüğü yüzün O'nun yüzü olduğunu idrak edeceği için: “ 

Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır ” <2-115> â

yeti o kişide tahakkuk etmiş olur.
"Allah: hayr-ı mahz; hüsn-ü mutlak; işiten, gören, bilen; doğmayan ve doğurmayan; evveli, sonrası olmayan; öldürüp, dirilten; azameti sonsuz; herşeye kâdir ve âdil; merhametli ve affedici; sevginin kaynağı, çok seven ve çok kıskanan; tüm mertebeleri, sıfât ve esmayı kendinde toplayan; ânda olan; her yerde hazır, nazır ve her şeyden münezzeh; yegâne Ben olan; gerçek mühendis ve en büyük hayrülmâkiriyndir".

Allah'ı, sadece bu vasıflarıyla anmanın yetersizliği ortadadır. Tüm vasıflarını sıralamaya kalkmak ciltler dolusu yazı yazmayı gerektireceği için, burada sadece bir fikir verebilme söz konusudur.
Durumu bu şekilde özetledikten sonra, bu vasıfları teker teker ele alabiliriz.

HAZRETİ ADEM HAZRETİ ŞİT VE HAZRETİ İDRİS A.S GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU





HAZRETİ ADEM HAZRETİ ŞİT VE HAZRETİ İDRİS A.S
 GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU
Hz Âdem (as) Kur’an’da adı 25 defa geçmektedir. İlk insan, ilk peygamber, ilk örtünen, toprağı ilk işleyendir. Allah onu topraktan yaratmıştır. Daha sonra eşi olarak Havva’yı yaratmıştır. Kendisine kitap olarak 10 sayfa verilmiştir. Hz.Şit Şit aleyhısselam Adem aleyhısselam’dan sonra gönderılen – ikinci – peygamberdır. Adem aleyhısselam’ın oglu’dur. Babası vefat edınce kendısıne peygamberlık ve ayrıca 50 suhuf kıtap verıldı. Şit ısmı Ibranıce olup Arapca’da Allah’ın hıbesı (hedıyesı) manasındadır. Şit yerıne Sis de denılmıstır. Hz. İdris Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir. Astronomi ve matematikle ilk uğraşan, ilk defa iğne ile dikiş diken ve elbise yaparak giyen, ölçü ve tartı aletlerini ilk defa kullanan, ilkyazı yazanın olduğu rivayet edilir. Kendisine 30 sayfalık kitap indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de adları geçen Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn isimli üç zat daha vardır ki, bunların peygamber veya veli oldukları ihtilâflıdır. Bunlarında pek büyük kimseler olduklarında şüphe yoktur.

HAZRETİ SALİH VE HAZRETİ HUD A.S GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU



HAZRETİ SALİH VE HAZRETİ HUD A.S 
GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU
Hz. Hud Kur’an’da adı 10 defa geçmektedir. Kur’an’ın 11. suresi onun adını taşımaktadır. Yaşadıkları yer olan İrem şehrinde, yüksek binalar inşa etme yarışına girmiş Âd kavmine gönderilmiştir. Ticaretle uğraşmıştır. Hz. Salih Kur’an’da adı 8 defa geçmektedir. Dağları ve yüksek kayaları oyarak inşa ettikleri görkemli evlerle ünlü Semud kavmine gönderilmiştir.

HAZRETİ YAKUP VE HAZRETİ YUSUF A.S GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU



HAZRETİ YAKUP VE HAZRETİ YUSUF A.S 
GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU
Hz. Yakup 
 Kur’an’da adı 16 defa geçmektedir. Hz. İbrahim’in (as) torunudur. Evlat acısı ile evlat ihaneti ile imtihan edilmiştir. Oğlu Hz. Yusuf’un (as) acısı dolayısıyla gözleri kapanmış, sonra ona kavuşmasıyla yeniden açılmıştır. Mısır’a gitmeden önce Filistin civarında peygamberlik yapmıştır. 
Hz. Yusuf 
 Kur’an’da adı 27 defa geçmektedir. Kur’an’ın 12. suresi onun adını taşımaktadır. Yakub’un 12 oğlundan en çok sevdiği oğludur. Kardeşleri kendisini kıskanmışlar, kuyuya atmışlardır. Kendisine rüyaları yorumlama yeteneği verilmiştir. Bu bilgi ve yeteneği sayesinde Mısır’a yönetici olmuştur. Kur’an’da toplu olarak bir sürede, baştan sona anlatılan tek kıssa onunkidir. Bu kıssa Kur’an’da “kıssaların güzeli” olarak nitelenmiştir.

HAZRETİ DAVUT A.S GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU




HAZRETİ DAVUT A.S
GÖRSEL VE SESLİ 
VİDEOSU
Hz. Davud 
 Kur’an’da adı 16 defa geçmektedir.
 Sesi o kadar güzeldi ki sesine dağlar ve kuşlar eşlik ederdi. 
Önceleri Tâlût’un ordusunda bir asker olarak savaşmış, daha sonra Allah’ın kendisine verdiği peygamberlik ve hükümdarlıkla birlikte İsrailoğullarına kral olmuştur. 
Demirciydi. 
Kendisine Zebur verilmiştir.

HAZRETİ EYÜP-HAZRETİ LOKMAN GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU





HAZRETİ EYÜP-HAZRETİ LOKMAN
 GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU
Hz. Eyyub
 Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. 
Çok ağır bir hastalık geçirmiş, sabrıyla sembol olmuştur. 
Hz.Lokman Bir Peygamber veya velî olduğu ihtilâflıdır.
Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir

HAZRETİ İBRAHİM-HAZRETİ İSMAİL VE NEMRUT GÖRSEL VE SESLİ VİDEOSU





HAZRETİ İBRAHİM-HAZRETİ İSMAİL
VE
NEMRUT GÖRSEL VE SESLİ
VİDEOSU
Hz. İbrahim Kur’an’da adı 69 defa geçmektedir. Kur’an’ın 14. sure onun adını taşımaktadır. Oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte Kâbe’yi inşa etmiştir. Çok misafirperver biriydi. Kurban kesmeyi bize o öğretmiştir. Kendisine 10 sayfalık kitap verilmiştir. Babil hükümdarı Nemrut tarafından ateşe atılmış, ateş kendisini yakmamıştır. Allah’ın dostu olarak anılır. Hz. Lût Kur’an’da adı 27 defa geçmektedir. Hz. İbrahim’e (as) iman eden ilk kişidir, onunla birlikte hicret edenlerdendir. Hz. İbrahim’in kardeşi Hârân’ın oğludur.Lut kavmine peygamber olarak gönderilmiştir

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...