06 Mayıs 2013




İKLİM..
aşk iklimdir tarikat cihazlarıyla yaratır dünyasını
inanmayanlar için Allah imkanıdır aynıdır cenneti cehennemi ahreti uyandırır
kendi ahlakını ister ikliminden nafile kalplerin kaçınılmaz kaderi
tabiatının koşulları ya da iklim tuzağı kendi derinliği kadar sever herkes
uçurum başlar bir yerinden aşk rehin alır dünyayı 
soğuğun uykusu başka sıcağın uykusu bazı uykusuzluklar rüyadır iklimle beslenir aşk
gök haritası ile kalbin kapısı eştir aşk merhamet ister sahibinden
leyla ile mecnun çölde geçer sanrı, humma, aşk
aynı çölün çocuklarıdır akraba karanlığında çoğalır
bire kadar inen tanrılar yol kaderle kısalır
Kum Saati'nde akan eski soru: neden çöle indi dört kitap
aynıdır çöl ile kalbin kapısı geçilmez tutulmadan
aşkın doğusu ve batısı çünk aşkın doğusu ve batısı vardır
kuzeyden güneye iner mazinin kavimleriyle kapısı bulunmayan şehirlere
kapısı bulunanlar aşkı surların dışında bırakır
kaleler düşer şehirler yakılır kıyamet yeryüzü provası
sükunet cinnetiyle geçer tufandan korkanların hayatı
onlara okudukları kitaplar kalır mazi hiçbir aşkla tamamlanmaz
çünkü mazi kalplerde yaradır zamanların birbirini tutmamasıdır aşk
birbirine erken ya da geç kalmış kapılardır
ölümlü insan ile görece zaman var oluş bir alaydır
bilgeliğin ardından koşan yalın gerçeklerle yaşlanır
aşkın çetin definesi Babil kulesi kadar dağılmıştır
yeryüzüne binlerce tarifle, aşk hala gizdir
kayıp kule diller kadar şifrelenmiştir tene ve tarihe
ışık hızında yeniden dirilinceye kadar kule, kalp, dil
bilmece sahibinin körüdür aşk başka alemlerin gözleri ödünçtür
aşk üzerine söylenmiş bütün sözler unutulmadan
hatırlanmaz bir daha bunu yapan aşktır aşk insanın içindeki gençtir
kendi içindeki yol ortasında kalan yarım hayatların kayıp sahipleri için
aşk uzaktır aşk uzak olduğunda kullanılmaz yakınlıklarla
aşk kişiye kendini tanıtır unutturmak için daha önce de söylendi:
her öğrenilen bir sonrakine saklanır zaman aşktan böyle intikam alır
kimse koşamaz zamanın önünden hiçbir sönmüş gerçek onaramaz kor kayıpları
aşk kusurdur hatadır günahtır yasaktır imkansızdır
bu yüzden insanlık için hala bir imkandır bir başlangıçtır aşk
insanın kendine başlangıcı çok az kişi ilk kez aşık oluyormuş gibi
tekrarlayabilir aşkı başlangıçları unutanlar için
artık imkansız olanı bu, hayatı tekrarlamaktır
diyalektik bile bu yüzden aşktır aşk hakkında söylenmiş bütün sözler
yaşanmadan yalandır aşk bir haktır sonuna kadar kullanır
kullanılmaz olanı iyi aşk şiiri yoktur, hiç olmadı,
bu da olmadı her aşk şiiri yalnızca tekrarlar
tekrarlanmaz olanı her biri yalnızca bir sonrakinin ilhamı
belki bu kadar söz bağışlatır bana bu aşkı
2001 yazıydı çok istedim çok istedi çok istedik ama olmadı

O
Dondurucu sogukta bir an önce evime varabilmek için hizla yürürken, ayagimin ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldim. Sahibini gösteren bir kimlik vardir diye acele acele açtim.. Içinde üç dolar ve sararip kat yerleri yipranmis eski bir zarftan baska birsey yoktu...
Sol üst kösede yalnizca gönderenin adresi, alici adresi yerinde bir posta kutusu numarasi vardi. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakimi giderebilmek için zarfi açtim ve içindeki mektubu okumaya basladim. Mektup, sol yani çiçek resmiyle süslenmis bir kagida, özenli bir el yazisiyla yazilmisti ve "Sevgili Michael" diye baslýyordu.. Ve "Annesi yasakladigi için onu bir daha göremeyecegini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakin unutma, seni daima sevecegim" diye bitiyor.. Imza.. Hannah!..
Elimde yalnizca, mektubu yazan kisiyle, mektubun yazildigi kisinin birinci adlari vardi. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradim. Görevli kisi, kendisine bildirdigim adreste yasayanlarin telefon numarasini vermesinin yasalara aykiri oldugunu söyledi. Fakat israrim karsisinda: "Belki, size yardimci olabilirim" dedi.
"Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar Kabul ederlerse, sizi görüstürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. Iki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi..
"Bagliyorum efendim." Telefonda, karsidaki hanima "Hannah diye birini taniyip, tanimadigini" sordum.

"Bu evi, 30 yil evvel, Hannah diye kizlari olan bir aileden aldik" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."
"Hannah annesini bir huzurevine yatiracakti. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adini verdi.. Hemen aradim.. Yasli anne yillar önce ölmüs.. Ama kizina ait eski bir telefon numarasi var. Belki ordan bilirlermis.. "Bunlarin hepsi aptalca aslinda" dedim kendi kendime.. Içinde sadece 3 dolar ve 60 yil önce yazilmis bir mektup bulunan cüzdanin sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradim numarayi..

Bir kadin "Simdi Hannah'nin kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayi verdi. Hemen orayi çevirdim.. Ses; "Evet, Hannah burda yasiyor" dedi.. Saat ona geliyordu ama hemen yola çiktim, Hannah'yi görmek için.. Devasa bir binanin üçüncü katinda sirin bir oda.. Gümüs saçli, sicak tebessümlü bir yasli kadin.. Gözlerinin içi isil isil ama.. Anlattim olanlari.. Cüzdani ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontagimdi.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakisikliydi.. Hani su meshur aktör.. Ama ben 16 yasindaydim.. Çok küçügüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha..
"Michael Goldstein harika bir insandi. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düsündüm.. Hep.." Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.."
Iki damla yas damladi elindeki mektuba, islanan gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadim ki.." Hannah'ya tesekkür edip odadan çiktim.

Binadan çikarken danismada beni karsilayan kiz "Hannah Hanim yardimci olabildi mi size" dedi..
"Hiç degilse bunun sahibinin soyadini ögrendim" dedim.. Cüzdani elimde sallayarak.. O sirada yanimda dikilip duran hademe bagirdi.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'in cüzdani.. Üzerindeki bu kirmizi seritten onu nerde görsem tanirim.. Cüzdanini hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda..

Michael sekizinci katta yasiyordu.. Ok gibi firladim tekrar asansöre. Michael yatmamisti. Okuma odasinda kitap okuyordu. Hemsire beni ve elimdeki cüzdani gösterdi. Michael elini arka cebine atti, hizla.. Sonra sevinçle "Evet bu benim cüzdanim" dedi. "Ögleden sonraki yürüyüs sirasinda kaybetmis olmaliyim. Size tesekkür borçluyum."
"Hiçbirþey borçlu degilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim. Ipucu bulmak için açtim ve içindeki mektubu okudum."
"Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadim. Hannah'yi da buldum.." "Buldun mu? Nerde? Iyi mi? Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.."
"Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavasça.. "Bana onun telefon numarasini ver. Yarin onu hemen arayacagim."
Elime simsiki sarildi.. "O benim tek askimdi.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiginde hayatim, anlamsal olarak bitmisti."
"Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.." 

Asansörle üçüncü kata indik.. Odanin kapisi açikti. Hannah sirti kapiya dönük televizyon izliyordu..
Hemsire ona yaklasti, omzuna dokundu.. "Hannah" dedi.. "Bu bay'i taniyor musun?" Gözlüklerini ayarladi bir an bakti, tek kelime etmeden..
"Michael" dedi, Michael, kapida, kisik sesle..
"Hannah.. Ben Michael.. Beni tanidin mi?.."
"Michael" diye yutkundu Hannah. "Inanmiyorum.. Bu sensin. Benim Michael'im." Michael Hannah'ya dogru yürüdü yavasça. Sarildilar. Hemsire yanima geldiginde onun da gözleri yasliydi..
"Gördün mü, bak?" dedim "Yasamda, yasanmasi gereken hersey, er ya da geç, birgün kesinlikle yasanacaktir."

***

Üç hafta sonra beni huzurevinden aradilar.
Pazar günü bir nikah vardi.. Gelebilir miydim?

Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah sahidi yaptilar üstelik. Hannah açik bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takimi içinde hala çok yakisikli..
Bir nikah tanigi olarak söylüyorum bu gözlemlerimi… Asklarini onsekiz yasin heyecani ve duygusuyla yasayan 76 yasindaki gelin ile 79 yasindaki damadin nikahinda keske siz de bulunsaydiniz… Altmis yil önce bittigi sanilan bir ask öyküsünün, altmis yil sonra, kaldigi yerden nasil filizlendigine siz de tanik olacaktiniz.


SİMLİ ÇERÇEVE






.·*·.BeNi BiLDiĞiM KaDaR DeĞiL,BiLMeDiĞiM KaDaR SeV.·*·.
Ey hazanı bol mevsimin bahara bakan yüzü
Ayak uçlarımdan hayat çekilirken canını canından 
çekme zamanı mı şimdi ?
Bırak ellerin değmesin ellerime.
Varlığıma tutun yeter.
Karanlığın içinde bir mum yakıver.
Ellerini gökyüzüne çevir.
Adını bırak dudaklarıma.
Gidebildiğin yerde değil yaşadığın yerde nefes al.
Her gece başını koyduğun yastığı göğsüm bil.
Akıt gözyaşlarını benim için.


Bırak aksın içimdeki kabuk bağlamış yaralar.
Kırıklarımı topla şimdi.
Mevzini değiştirme silahı kırık asker.
Sadece menzilini seni "sende" 
sadece sen diye sevecek bu yüreğe çevir.
Her satırımın bir masal olduğunu bil.
Her nefes alışımı dua.
Bana dönüp nerdesin diye sorma.
Gögüs kafesinin üstüne koy elini ve gözlerini kapa.
Ben nefes aldığın yerde olacağım.


Zaman ne yaşanacak kadar muhteşem
Ne de ölüme koşacak kadar berbat...
Ait olduğun yerde kal..
Sadece bir anahtar deliğindeki ışığa çevir yüzünü..
Gülümse sadece.. Varlığını sun.. Aitliğini değil...
Geçmişini geleceğini bırak orada..
Bir masal ol içimdeki çocuğa


Sakın sakın
Suskunluğuma aldanıp bendeki seni yorma..
Sadece gülüşlerini pencereden bırak..
Kimbilir o gülüşlerin bir gün umut olur bir yüreğe
Masalım Kırık kanatlarını sar şimdi.
Sar ki;
Düşsüzlüğün içinde üşüyen bu yüreğe kanat ger..
Beni "Bildiğim" kadar değil
Bilmediğim kadar sev..


İsmail Sarıgene

XXXXXXXXXXXX












0000 

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. 

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder 
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, 
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı 
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, 
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba 
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, 
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni 
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek 
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. 
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz 
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek 
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık 
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... 
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece 
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
0000000000000



Bir tüccar Mutluluğun Sırrı’nı öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir saraya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.



Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Sırrı’nı açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.






’Ama sizden bir ricada bulunacağım,’ diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. ’Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.’ Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
’Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü?

Bahçıvan Başı’nın yapmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?

Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?

Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

’Öyleyse git, evrenimim harikalarını tanı,’ demiş ona bilge. ’Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.’ İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat eserlerine dikkat ediyormuş.

Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat eserlerinin zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.

’Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?’ diye sormuş bilge.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

’Peki,’ demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, ’sana verebileceğim tek bir öğüt var:

- Mutluluğun Sırrı dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...