05 Nisan 2013

Avarlar




Avarlar
Orta Asya'da Juan-juan adıyla bilinen, Avarların kökenleri konusunda kesin bilgilere sahip değiliz.
Ancak son ilmî araştırmalar, Avarların iki kavim unsuruna dayandığını ortaya koymuştur. İşte bugün,
bunlardan en az birinin Türk kökenli olduğunu söyleyebilmekteyiz. Ayrıca Avrupa'da büyük etkiler
bırakan Avar topluluklarının da bu Türk unsurlara dayandığı söylenebilir.
            Avarlar, 552 yılında Göktürk devletinin kurulması üzerine, İç Asya'daki yurtlarını terk ederek batıya
doğru kaçmışlardı. Önce Kafkasya'da görünen Avarları Bizanslılar, Uarhunit (Avar-Hun) diye
adlandırmışlardır. Burada Bizans ile vardıkları bir anlaşma ile 558'de Sabar devletine son verdiler. Bu
sayede Volga (İtil) ırmağından Tuna'ya kadar olan sahada hâkimiyet kurmuşlardır. Ancak
Göktürklerin baskısı ile burada fazla tutunamayarak önlerine çıkan bir kısım Slâv kabilelerini
yenerek, Onogur (Bulgar), Otrigur, Kutrigur gibi Türk asıllı kavimleri de sürükleyerek Karadeniz'in
kuzeyinden Tuna nehri boylarına kadar ilerlediler. Bu sırada Bizans'a elçiler göndererek, Bizans
arazisinde yerleşebilecekleri bir yer istediler. Bizans, Göktürk baskısı yüzünden, Avarların bu
isteklerine çekingen davranmıştır.
            567 yılında Macar ovasına gelen Avarlar, bu bölgede yaşayan güçlü Germen kavimlerinden Gepidleri
dağıtmış, Lombardlar'ı da İtalya'ya göçe mecbur etmişlerdir. Böylece Avarlar, Macar ovasına tek
başlarına hâkim oldular.
            Bu sırada Avarların başında meşhur Bayan Han bulunuyordu. Avarların bu başarısından sonra
Macaristan'ın tamamı, tarihte ilk defa olarak, tek bir siyasî güç etrafında toplanıyordu. Ayrıca,
Avarların hâkimiyeti altında bulunan Slâvlar, tarihlerinde ilk defa, tek bir siyasî idare altında bir araya
gelmiş oluyorlardı.
            Bu tarihten sonra Avarların Bizans'a yöneldiklerini görüyoruz. Trakya ve Makedonya'da büyük
akınlar yapan Avarlar, iki defa Selânik'e kadar ilerlemişler ve şehri kuşatmışlardı. Avar askerî
baskıları sonunda Bizans, ancak onlarla büyük meblağlar tutan yıllık vergiler ödemek suretiyle barışı
sağlayabiliyordu.
            Bir ara Avarlar, İstanbul'u kuşatarak, Bizans'a korkulu anlar yaşatmışlardı (626). Bu tarih Avar
hâkimiyetinin zayıflamaya başladığı zamana rastlar. Zira bu esnada Avarların hâkimiyetinde bulunan
Slâv kabileleri ve Türk asıllı Bulgarlar ayaklanmışlardır. 679 yılında Tuna Bulgar devletinin kurulması
da Avar devletini sarsmıştır. Buna rağmen Avarlar varlıklarını IX. yüzyılın başına kadar
koruyabilmişlerdir.
            776-803 yılları arasında, bir yandan Frank kralı Büyük Şarl, bir yandan da Bulgar hükümdarı Kurum
Han'ın Avarlara karşı giriştikleri saldırılar, Avar devletinin sonu olmuştur.
Avarların Avrupa kavimleri üzerinde, önemli etkileri olmuştur. Avrupa kavimleri, özellikle de Slâvlar,
devlet yönetimi ve askerlik konusunda Avarlardan çok şey öğrenmişlerdir. Üzengiyi ilk defa
Avrupa'ya getirenler de Avarlar olmuşlardır.


Uygur Devleti



 
Uygur Devleti

Uygurlar hakkındaki bilgiler, Çin yıllıkları ile Göktürk ve Uygur kitabelerinde bulunmaktadır.
 Uygurkelimesine çeşitli anlamlar verilmekle birlikte en kabul göreni; akraba, müttefik anlamında
olanıdır.Uygurlar Çin kaynaklarında Hunların soyundan gösterilmekte-dir. V. yüzyılda Orta Asya'nın
büyük bir kısmına yayılmış olan Töleslerin bir boyu olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygurlar bu
dönemde Kao-çı (yüksek tekerlekli arabalılar) adıyla bilinmekteydiler. Orhun Kitabeleri'nde ise Dokuz
Oğuz adı ile anılıyorlardı.

Uygurlar, Orhun ve Selenga vadilerinin yerli kavimleri idiler. Bunlar Göktürk devleti kurulunca, onların
hâkimiyetini tanıdılar. 630 yılında Göktürk devleti Çinliler tarafından yıkıldığında serbest kalmışlar ve
bir siyasî birlik oluşturmuşlardır. Çin ise Göktürklere karşı bu Uygur birliğini destekliyordu. Bu çağda
başlarında Alp İlteber ûnvanını taşıyan, Pusa isimli biri bulunuyordu.

Uygurlar, 681 yılından sonra, İl Teriş Kağan'ın ortaya çıkmasıyla, yine Göktürklere bağlanmak
zorunda kaldılar. Bu süre içinde kendilerini toplamış olan Uygurlar, Göktürk devletinin zayıflaması ile
yeni bir fırsat daha bulmuş oldular. Göktürklerin hâkimiyetinde bulunan Basmıl ve Karluk gibi Türk
toplulukları ile birleşen Uygurlar, 742-43 yıllarında Göktürk Kağanı Ozamış'ı mağlûp ederek
öldürdüler.

Uygur Devletinin Kuruluşu

Göktürk devleti ortadan kalkınca, 743 yılında Basmılların idaresinde yeni bir devlet kuruldu. Uygurlar
bu Basmıl Kağanlığı' nın Sol Yabgusu, yani doğu Yabgusu; Karluklar ise, Sağ Yabgusu, yani batı
Yabgusu oldular. Bu yeni devlet, tam bir federal devlet biçimindeydi.
744 yılında Uygur Yabgusu, Basmıl Kağan'ını mağlûp ederek kendini kağan ilân etti. Kağanlık
ûnvanı olarak da Kutluk Bilge Kül Kağan ûnvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı kurulmuş oldu.
Bu kağanlık ûnvanından da anlaşılacağı üzere, Göktürk devletinin gelenek ve töreleri yeni Uygur
Kağanlığı'nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasında Buda ve Mani dini gibi yabancı inanışlar
yayıldıkça, Kağan unvanlarında da birtakım değişiklikler olmaya başlayacaktır. Uygur devletini
kuranlar Orhun bölgesini yurt tuttukları için, bunlara Orhun Uygurları denilmektedir.

Kutluk Bilge Kül Kağan ölünce yerine oğlu Bayan Çur, kağan oldu. Uygurların en büyük kağanı
olan Bayan Çur Kağan, unvan olarak da "Tengride bolmış, il itmiş Bilge Kağan" ûnvanını aldı. Bu
ûnvanın anlamı ise, Gökte doğmuş, devlet yönetmiş, Bilge Kağan demekti.
Bayan Çur Kağan devri (747-759), Uygurların dört yönde genişledikleri bir devirdir. batıda Kara
Türgeş devleti, Uygur hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. Kırgız, Çik, Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar
gibi Türk boyları itaat altına alınarak, devlet otoritesi güçlendirildi. Öte yandan yine bu devirde,
güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi zengin tarım ve ticaret şehirleri de Uygur etkisi altına
alınmıştır. Turfan bölgesi ile Uygurlar arasındaki ilişkiler de, yine bu devirden itibaren başlamış
oluyordu.

Bayan Çur Kağan'ın önemli işlerinden birisi de, onun zamanında, Uygurlar arasında şehirleşme
eğilimlerinin başlamasıdır. O, Ordu-balıg adında başkentleri olan bir şehir kurdurmuştur (757).
Diğer yandan aynı kağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini sezerek onlara karşı cephe
aldı. İmparatorun isteği üzerine, Çin'de büyük bir tehlike yaratan An-luşan adlı Türk asıllı bir
generalin isyanının bastırılmasına yardım etmiştir. Bu yardım sonunda yapılan anlaşma ile, Uygur
tüccarlarına Çin kapıları da açılmış oldu.

Bayan Çur Kağan'ın Şine-usu gölü yakınında bulunmuş, Göktürk yazısı ile yazılmış olan, Türkçe bir
kitabesi vardır. Bu kitabede kağan olarak yaptığı işler anlatılmaktadır.
Bayan Çur kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan oldu (759) . Bögü Kağan'ın faaliyetleri
siyasî ve manevi olmak üzere başlıca iki alanda olmuştur. Siyasî faaliyetleri daha çok Çin üzerine
olmuştur. Çin'de baş gösteren isyanların bastırılması sebebiyle sık sık Çin'e girilmiştir. Ancak
Uygurların Çin'e girişlerinde Çin'in çeşitli bölgelerine yağma akınları da yapılıyordu. Çin'deki
isyanların en önemlisi yabancı kavimlerin Tibetliler etrafında birleşmeleri sonucunda ortaya çıkan
isyan olmuştur. Bu Tibet isyanı ancak Uygurlar yardımı ile önlenebilmiştir.

Bögü Kağan'ın manevî alandaki en büyük faaliyeti, Maniheizm dinini kabul etmesi olmuştur. Bögü
Kağan, aynı zamanda bu dinin öncülüğünü de üstlenmişti. Bir tüccar ve şehirli dini olan Mani
dininin kabulünün, Uygurların savaşçı ruhlarını gevşetmekle beraber, ilim, sanat ve edebiyatta
ilerlemelerine katkısı olmuştur.

Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasında, çok geniş ve köklü bir kültüre sahip olan Çin'in
zabtedilemeyeceği, bu mümkün olsa bile uzun süre elde tutulamayacağına dair yaygın bir inanış
vardı. Bögü Kağan Çin'in zayıf bir anında Çin'i ele geçirmek istemişti. Ancak veziri Baga Tarkan, adı
geçen inanış sebebiyle Kağan'ın bu girişimine karşı çıktı. Ancak sözünü dinletemeyince Bögü

Kağan'ı öldürüp Alp Kutluk Bilge Kağan ûnvanıyla tahta geçti (779). Bundan sonraki kağanlar onun
soyundan gelmiştir. Bu tarihten sonra Uygur devletini oluşturan kabileler arasında huzursuzluklar da
başlamıştır.
Kültür ve ticaret bakımından gelişen Uygurların savaşçılık tarafları zayıflamıştı. 840 yılında, Uygurların
kuzeybatı kısımlarında yaşayan Kırgızlar, 100 bin kişilik atlı kuvvetleri ile, Uygur başkentine baskın
düzenleyerek kağanlarını öldürüp, halkı kılıçtan geçirdiler. Bu şekilde Bayan Çur ve Kutlug Bilge
Kağan zamanında uğradıkları saldırıların intikamını korkunç bir şekilde almış oldular. Bu baskından
kurtulan Uygurlar, canlarını kurtarmak için çeşitli yönlere dağılmak zorunda kaldılar.

A-TURFAN UYGURLARI

Kırgız baskınından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmı Doğu Türkistan'a göçmüşlerdir. Burada
Turfan ve Karaşar şehirlerinin civarında yerleşen Uygurlar, Türk medeniyet tarihî açısından büyük
değer taşırlar. Daha Orhun Uygurları zamanında, tarım ve ticaret merkezleri olan Türkistan'ın bu
büyük şehirleri, Uygurların etkisi altına girmişlerdi. Bu nedenle Uygur devletinin yıkılmasından sonra,

Turfan dolaylarına kaçan Uygurlar için, bu bölge güvenilir bir yer olmuştur.848 yılından sonra,
kendilerini toparlayıp, varlıklarını komşularına kabul ettiren Uygurlar, 856 yılında ise kağanlıklarını ilân
etmişlerdir. Bu dönemde başlarında Mengli Kağan bulunuyordu. Mengli Kağan, Uluğ Tengride Kut
Bulmış Alp Külük Bilge Kağan, (bugünkü Türkçe ile; Ulu Tanrı da güç ve saadet bulmuş, kahraman,
çalışkan Bilge Kağan) ûnvanını taşıyordu.
Kağanlık merkezî olarak Turfan şehrini seçtikleri için, kendilerine Turfan Uygurları denilmiştir. Ayrıca
yazlık başkentleri olarak Beş-balıg şehrini kullandıkları için, kaynaklarda Beş-balıg Uygurları adı da
kullanılıyordu.

Çin yönetimi, bu Uygur devletini Tibet tehlikesine karşı desteklemiştir. Uygurlar da Doğu
Türkistan'da etkinliklerini artırmış olan Tibetlileri bu bölgeden çıkarmışlardır. Böylece batıdaki
sınırlarını Urumçi şehrine kadar uzatmışlardır.
Turfan Uygurları Mani dinine inanıyorlardı . Bu dini, siyasî amaçları için de kullanan Uygurlar, dinlerini
himaye bahanesiyle Çin üzerinde baskı kurmuşlardır.

Kültür ve medeniyet bakımından büyük gelişmeler gösterecek olan Uygurlar, 1335 yılına kadar
devletlerini yaşatacaklardır. Gerek X. yüzyılda Çin'in kuzeyinde Hıtay devletinin kuruluşunda,
gerekse Cengiz Han devletinin gelişmesinde, bu Uygurların, öncülük, bilgi ve tecrübelerinin çok
büyük payı olmuştur. Uygurlara devlet teşkilâtında çok önemli görevler veren Moğollar, yazı olarak
da Uygur yazısını kullanıyorlardı. Moğollar'ın XVI. yüzyıla gelindiğinde büyük oranda Türkleşmesinde
Uygurlar, önemli rol oynamışlardır.

B-SARI UYGURLAR

840 yılındaki Kırgız baskınından sonra, dört bir yana dağılan Uygurların bir kısmı, güney
kesimlere, yani Çin ile Doğu Türkistan arasındaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret
merkezî olan bu bölge, meşhur İpek yolu üzerinde idi. Bu bölgede yerleşen Uygurlar, büyük bir
şehir olan Kan-Cov'da yeni bir devlet kurmuşlardır. 

Sonradan, Sarı Uygurlar adı ile anılacak olan
bu Uygurlar, bu bölgenin yerli halkı ile karışmadan kalmışlardır. Türk dili ve kültürünü uzun yıllar
yaşatan bu Uygur Türklerinin torunlarına bugün bile rastlamak mümkündür.

Din olarak Budizm'i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret ve medeniyet bakımından çok
gelişmişlerdir. Budislerin en kıymetli eserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların
yaşadığı bölgede idi.
 Daha sonraki yıllarda İslâmiyet'i seçen ve Karahanlılar Çağında Türk-İslâm
medeniyetine önemli katkılar sağlayan Uygur Türkleri, bugün de varlıklarını aynı adla, devam
ettirmektedirler. 
Ancak bugün sayıları 20 milyonu aşan bu Türk toplulukları, Çin Halk
Cumhuriyeti, Sincan Özerk Uygur Bölgesi'nde, ağır insan hakları ihlâlleri altında
yaşamaktadırlar.


TÜRKİYEM CUMA GÜNÜN KUTLU OLSUN








03 Nisan 2013

SEN NERDESİN BEN NERDEYİM


Sen nerdesin ben nerdeyim
Yalnızlığın kucağında ağlayan
Ben değilim yalnızlığım ağlıyor şimdi
Sen değimliydin ayrılalım diyen
Şimdi pişmanmışsın ben hiç yokken
Ben değilim yalnızlığım ağlıyor şimdi 
Bilmezsin ölümün bu kadar soğuk olduğunu
Anlarsın zamanı gelince sende yalnız olduğunu
Ben değilim yalnızlığım ağlıyor şimdi
Bitmez tükenmez acılarla bıraktın günde
Seni gömdüm tarihimin derinliklerine
Ben değilim yalnızlığım ağlıyor şimdi
Ağla yalnızlığım senden başka kimse ağlamıyor

GÜCÜM TÜKENDİ






 
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı...

Beni sevme şeklini öyle özledim ki...
Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.
Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.
Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı...

Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı...

Beni sevme şeklini öyle özledim ki...


Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.


Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.


Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı...


Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli.

Hayalin gözlerimde ismin her an dilimde
Küllenmeyen hasretin kor geliyor birtanem
Ne olurdu kalsaydık ellerin ellerimde
Yokluğun Cehennemle bir geliyor birtanem
Sen giderken damlaydı gözyaşlarım sel artık
O Cennetim bildiğim yüzün bana el artık
Bir mucize olsun da yalvarırım gel artık
Hayalinle yaşamak ar geliyor Birtanem

Şimdi kimi düşünüp hayaller kuracağım
Olmadığın yerlerde ben nasıl duracağım

Bir çılgınlık edecek kendimi vuracağım


Sensiz bu koca dünya dar geliyor birtanem


Gelmezsen aşkımızı şarkılara yazarım


Beyhude geceler de sarhoş olur azarım


Farketmez ki sen yoksan nerde olmuş mezarım


Yoksan kara topraklar yar geliyor birtanem


Bak alıştı gözlerim böyle her gece akar


Bu küllenmez ateşin beni yaktıkça yakar


Razıyım her derdine ölüm olsa ne çıkar


Sensizlik ölümden de zor geliyor Birtanem


Hayalin gözlerimde ismin her an dilimde


Küllenmeyen hasretin kor geliyor birtanem
Ne olurdu kalsaydık ellerin ellerimde
Yokluğun Cehennemle bir geliyor birtanem
Sen giderken damlaydı gözyaşlarım sel artık

O Cennetim bildiğim yüzün bana el artık


Bir mucize olsun da yalvarırım gel artık


Hayalinle yaşamak ar geliyor Birtanem


Şimdi kimi düşünüp hayaller kuracağım


Olmadığın yerlerde ben nasıl duracağım


Bir çılgınlık edecek kendimi vuracağım


Sensiz bu koca dünya dar geliyor birtanem


Gelmezsen aşkımızı şarkılara yazarım


Beyhude geceler de sarhoş olur azarım


Farketmez ki sen yoksan nerde olmuş mezarım

Yoksan kara topraklar yar geliyor birtanem

Bak alıştı gözlerim böyle her gece akar


Bu küllenmez ateşin beni yaktıkça yakar


Razıyım her derdine ölüm olsa ne çıkar


Sensizlik ölümden de zor geliyor Birtanem

YİNE BAŞA DÖNDÜM VE YİNE KENDİMLE BAŞBAŞA KALDIM




Yine başa döndüm ve Yine kendimle baş başbaşa kaldım... . Hayat niye böyle diye kafa yormaktan insanların düşüncelerini bana bakışlarını göremedim.dostum dedim tanımadan sevdim , varlıgıyla gönlümde huzur çiçeklere açtı dedim , ne yazık ki onlarda terkedip gitti.. Peki şimdi ne olacak? Ne yapacağım ? sahte dostlara , sahte bir hayata nasıl güvenecegim ? sonunda kendimle baş başayım hayatımla baş başayım .. insanların neden beni hedef seçtigini , niye yalnız olduğumu bilemeden yaşıyorum!! Ne zaman bitecek bu sahtelikler , bu yalanlar diye düşünüyorum … bazen yağmur yağarken yağmur damlacıklarına bakıyorum onlarla beraber nehir olup akıyorum derin sulara … içimdekileri serbest bırakıyorum.ruhumu serbest bırakıyorum evet yalnızım ama hayatı yaşamak zorundayım yeni doğan bir bebek gibi umutla bakmalıyım dünyaya .. dostmuş arkadaşmış kendiliğinden olurmuş.. olsun bakalım..!!!
Yine kendimle baş başayım..gecelerii hiç zorla uyumak istediniz mi ? ben çok istedim. Gözlerimi kapatıp uyumak hiç yoktan rüyalarımda gerçekten mutlu olmayı istedim…yatağımda kimbilir kaç kez kıvranmışımdır acıdan , yastığıma sarılıp defalarca gözyaşları dökmüşümdür.. peki ya neden? Siz hiç bi topluluk içinde yalnız hissettinizmi kendinizi? Okadar insan varken kendinizle sohbet ettinizmi ? bir kere deneyin!! Ozaman göreceksiniz ki karşınızdakine anlattıklarınızı aslında kendinize anlatıyorsunuz…insanlar ancak kendi sorunlarını önemser ve kendisi için varolur...Evet size önemli olduğunuzu ve yardım etmek istediğini dile getirirler ama sonuç hep aynı.. senin sorunun başkasının bir kulağından girer digerinden çıkar … peki şimdi kime güvenecegim ben ?? ben senin dostunum diyene mi yoksa derdimi dinleyip unutanamı yoksa bişi sölemeden sana çözümler üretenemi kime inanmalıyım?? KİME???
Yine kendimle baş başayım.Yine bu hayatla baş başayım
…kafayı hiç bişeye yormadan yaşamalıyım.. Tek bir sorum var peki siz hiç yalnızlığınıza bir şeyler anlattınız mı ???


ÖLÜM SON DEĞİL


/ext/belgeler_v_e.swf">

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...