05 Nisan 2013

KIPÇAKLAR (KUMANLAR)





KIPÇAKLAR (KUMANLAR)

Doğuda Kıpçak, batıda Kuman adıyla tanınan bu Türk kavmi,
 aslında iki Türk kavmininbirleşmesinden meydana gelmiştir. 
Batı Göktürk topluluklarından Kimeklerin bir kolu olan Kıpçaklar,
önceleri Balkaş gölünden İrtiş ırmağına kadar olan bölgede oturuyorlardı. Güneyden Kumanların
kendilerine katılmalarıyla güçlerini daha da artırmışlar ve çeşitli sebeplerle İtil ırmağını geçerek batıya
yönelmişlerdir. Batıda daha çok dış görünüşleri ile alâkalı olarak, sarışın manasına gelen çeşitli adlar
verilen Kıpçaklar, kaynaklarda beyaz tenli, sarı saçlı, güzel görünüşlü insanlar olarak tasvir
edilmektedirler.

Uzun süren mücadelelerden sonra Uzları batıya sürerek, XI. yüzyılın ikinci yarısında Karadeniz'in
kuzeyindeki geniş bozkırlara gelip yerleştiler. Bu Uz (Oğuz)-Kıpçak mücadeleleri ünlü Dede Korkut
destanlarının esas konusunu oluşturur. Kıpçaklar Karadeniz'in kuzeyindeki yeni yurtlarında, 150 yılı
aşan bir süre hâkimiyet kurmuşlar, Rus ve Balkan tarihinde derin izler bırakmışlardır. Yaşadıkları
bölge, o zamandan başlayarak, İslâm kaynaklarında Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) adını alacaktır.
Kıpçaklar bir çok kere Tuna'yı geçerek Balkanlar'a ve Macaristan'a akınlar yaptılar. Bizans ile
zaman zaman savaşmakla birlikte genellikle iyi ilişkiler kurmuşlardır. Nitekim 1091 yılında Çakan

Bey ile ittifak yapan Peçenekler'i ağır bir yenilgiye uğratarak, Bizans'ı kurtarmışlardır. Kıpçak ülkesi,
1238-39 yılarında Altınorda Hanı Batu han tarafından tamamen işgal edilmiştir. Kıpçakların bir
kısmı Macaristan'a çekilmişler, bir kısmı da İtil Bulgarları ile karışarak Kazan Türklerinin
oluşmasında önemli rol oynadılar. Karadeniz'in kuzeyinde kalan Kıpçaklardan pek çoğu daha
sonraki yıllarda Mısır'a götürülmüş, bir kısmı yüksek mevkilere kadar yükselmiştir. Hatta aralarında
sultanlık mertebesine erişenler dahi olmuştur.


PEÇENEKLER




PEÇENEKLER



Peçenekler, Uz (Oğuz), Kuman gibi Türk boyları ile birlikte 
Orta Asya'dan doğu Avrupa'ya akanbüyük bir göç dalgası içerisinde yer almışlardır.
 Oymaklar birliği biçiminde hareket eden Peçenekler,
siyasî hayatları boyunca bir devlet düzenine geçememişlerdir. Peçenekler, Batı Göktürklerini
oluşturan Onoklardan gelmektedirler. 

Önceleri Isık -Balkaş gölleri dolaylarında oturuyorlardı. Batı
Göktürk Kağanlığı'nın dağılmasından sonra, Karluk ve Oğuz baskısı ile VIII. yüzyılın ikinci yarısından
itibaren Batı Sibirya'ya çekilmişlerdir. Hazar-Oğuz ittifakının zorlaması ile İtil ırmağını geçerek Don
ve Dinyeper nehirleri arasında yaşayan Macarları yurtlarından etmişlerdir. Böylece Peçenekler, Azak
denizi ile Karadeniz arasında kalan sahaya hâkim olurlar. 

Bu geniş sahada 130 yıl kadar hâkim
olan Peçenekler, bu süre içerisinde Ruslar'a ağır darbeler indirmişler ve onların Karadeniz'e
inmelerine engel olmuşlardır. Ayrıca Bizans ile de iyi ilişkiler kurmuşlardır. Ancak doğuda artan Uz
(Oğuz) baskısı karşısında Peçenekler yerlerini terk edeceklerdir. 1036 yılından sonra aşağı Tuna
boylarında gördüğümüz Peçenekler, Uz ilerleyişinin durmaması üzerine Balkanlara inmeye
başladılar. 

Peçeneklerin bir kısmı Bizans hizmetine girerek Bizans topraklarında yerleştirilmişlerdir.
Hatta bunların bir kısmı 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde, Alp Arslan'ın tarafına geçmek
suretiyle Bizans'ın yenilgisinde rol oynamışlardır. 

Selçuklu Türklerinin Anadolu'yu yurt edindikleri
tarihlerde, Peçenekler de Balkanlar da Bizans ile şiddetli mücadelelere girmişlerdi. Bu sırada İzmir'i
alarak Batı Anadolu 'da güçlü bir beylik kuran Çakan Bey,
 İstanbul'u zapt etmek istiyordu.
 Buamaçla Çakan Bey, soydaşları Peçenekler'le ittifak kurdu. 
Çok zor durumda kalan Bizans'ın yardımına yine bir başka Türk boyu Kumanlar yetişmiştir.

 Peçenekler, Bizans'ın kışkırtması ile 40
bin Kuman atlısının baskınına uğrayarak ezildiler (1091). Bu olaydan sonra artık Peçenekler siyasî
bir varlık olmaktan çıkmışlardır. Dağınık gruplar hâlinde Hristiyanlaştırılarak yerli halk arasında eridiler..

HAZARLAR




HAZARLAR

Avrupa'da kurulan ilk Türk devletleri için de en kuvvetli 
ve uzun ömürlü olanı Hazar devletidir.
Karadeniz'in kuzeyine kadar hâkimiyetini genişleten Batı Göktürk Devleti'nin bir devamı olarak ortaya
çıkmıştır. Göktürkler, 

VII. yüzyılın başında, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında dağınık bir hâlde
yaşayan, Sabar, Ogur ve Onogur gibi Türk kavimlerini kuvvetli bir birlik hâlinde teşkilâtlandırırlar. İşte
bu birliğe Hazar adı verilmiştir. Hazarlar için Bizans ve Çin kaynaklarında Türk veya Türk-Hazar adı
da kullanılmıştır. 

Hazar Devleti'nin kurucuları, Göktürk hükümdar ailesinin mensup olduğu Aşına
soyundandırlar. Hükümdarlarına da Göktürkler gibi, kağan diyorlardı.
Hazarlar, Göktürk Devleti'nin yıkılışı ile tamamen bağımsız bir devlet haline gelmişlerdir (6
30).Hazarlar, Bizans, İran, Arap devletleri ile yoğun ilişkiler kurmuşlar, çeşitli Slâv kavimlerini ve İtil
Bulgar Devleti'ni hâkimiyetlerine almışlardı. 

Bizans-Sasani savaşlarında Bizans ile ittifak yapmışlar
ve Bizans'ın üstün gelmesinde önemli rol oynamışlardır (628). Hazar-Arap ilişkileri daha çok savaş
şeklinde olmuştur. Güney Azerbaycan yönündeki Arap ilerleyişini durdurarak, Bizans'ı Doğu Avrupa
yoluyla güvenceye almışlardır. Ancak Arap orduları, VIII. yüzyıldan itibaren Hazarlara üstünlük
sağlamışlardır. 

Bir defasında bir Arap seferi karşısında Hazar kağanı barış istemek zorunda kalmıştır
(737). Bu tarihten sonra Hazarlar arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştır. Hazarların yaşadıkları
bölge canlı bir ticaret merkezî konumundaydı. Hükümdarlık ailesi yanında bir kısım halk da
Yahudiliği seçmişti. 

Bugün Karaim adıyla bilinen Türk kökenli Yahudiler, Hazarların torunudurlar.
Ülkelerinde Hristiyan, Müslüman vb. değişik dinlerden halk barış içinde yaşayabiliyorlardı. IX.
yüzyılın ortalarında, Peçenekler'in İtil-Harezm ticaret yolunu ele geçirmeleri üzerine Hazarlar,
başlıca gelir kaynakları ticaretin aksaması ile zayıfladılar. Daha sonra Peçenek ve kendilerine bağlı
Slâv (Rus) prensliklerinin saldırılarıyla X. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla çöktüler . Dağılan

Hazar toplulukları ise doğudan gelen Türk toplulukları arasında erimişlerdir.
Hazarların devlet teşkilâtı ve askerlik alanında Slâv (Rus) kavimleri üzerinde büyük etkileri olmuştur.
Bugünkü Hazar Denizi, adını Hazar Türklerinden almıştır.

BULGARLAR



BULGARLAR

453 yılında Attila'nın ölümünden kısa bir zaman sonra, 
Büyük Hun Devleti'ni oluşturan değişik veçok sayıdaki kavim dağılmıştı . 
Bunlar arasında bulunan Türk asıllı kavimlerin, yeniden Güney Rusya
ovalarına döndüğünü biliyoruz. Bu kavimler, tam bu sıralarda doğudan aynı sahaya gelerek yerleşen
Onogur Türkleri ile karışarak Bulgar adı verilen yeni bir Türk kavmini meydana getirmiştir. Zaten
Bulgar ismi de Türkçe, karışık manasına gelen bulgamak fiilinden gelmektedir.
*Büyük Bulgar Devleti
Bulgarlar, 558 yılından sonra, bir süre Avarların hâkimiyetinde yaşadılar. Avarların 567 yılında
Göktürk baskısı ile, güney Rusya'dan Orta Avrupa'ya doğru kaçmaları esnasında, çok sayıda Bulgar
topluluğunu da beraberlerinde sürüklerler. Geride kalanlar ise Göktürk hâkimiyetine girerler. Bu
Bulgar toplulukları, Bizans'ın da yardımı ile, VII. yüzyılın başlarında Göktürk hâkimiyetinden
kurtulurlar. Böylece, Karadeniz kuzeyinde yaşayan Bulgar toplulukları reisleri olan Kobrat
idaresinde, bir devlet kurabilmişlerdir. Onun zamanında devletin sınırları Kuban ırmağından Tuna'ya
kadar uzanıyordu. Ancak Bulgarların büyük çoğunluğunu bir arada toplayan, bu Bulgar devleti uzun
ömürlü olmaz. Hükümdarları Kobrat'ın ölümünden hemen sonra, Hazar devletinin baskısı ile
parçalanır (643). Kobrat'ın büyük oğlu Bayan Han idaresinde, Kuban ırmağı boylarındaki yurtlarında
kalan bir kısım Bulgarlar, Hazarların hâkimiyetine girmek zorunda kalmışlardır.
Tuna Bulgar Devleti
Hazarlara bağlanmak istemeyen Bulgarların bir kısmı kuzeye, bir kısmı da batıya gelerek,
Balkanlarda Tuna Bulgar Devleti'ni kurdular (679). Batıya gelenlerin başında, Kobrat'ın küçük oğlu
Asparuh bulunuyordu .
Tuna Bulgarları, bir yandan Avarlar ile bir yandan da Bizans ile mücadele etmişlerdir. Tuna
Bulgarları'nın en büyük hükümdarı Kurum Han (803-814) idi. Onun zamanında büyük bir Bizans
ordusu yenilmiş, imparatorları da bu savaşta ölmüştü. Bulgarlar, yine onun zamanında İstanbul'u
kuşatacak kadar güçlenmişlerdi. Kurum Han giriştiği saldırılarla Avarlara da büyük darbeler
vurmuştur.
Tuna Bulgarları'nın hâkim olduğu sahada, yoğun Slâv nüfusu yaşamaktaydı. İki yüz yıla yakın
Türklüklerini muhafaza eden Bulgarlar, Boris Han zamanında Hristiyanlığı resmen kabul etmeleriyle
(864) bu Slâv nüfus arasında eriyip gitmişlerdir. Bu bölgede XIV. yüzyıldan sonra, beş yüz yıl
Osmanlı Türkleri egemen olacaklardır.
*İtil Bulgar Devleti
Hazar hâkimiyetine girmek istemeyerek, kuzeye yönelen bir kısım Bulgarlar, İtil (Volga) boylarında
yerleşmişler ve burada Moğol istilasına kadar devam edecek bir devlet kurmuşlardır.
İtil Bulgarlarının yerleştiği bölge, İslâm ülkeleri ile Hazarlar ve İskandinav kavimleri arasında ticaret
yolları üzerinde idi. Ticaret ve tarım ile uğraştıklarını bildiğimiz Bulgarlar, uzun bir süre Hazarlara
bağlı kalmışlardır. Bulgar Şehri diye bilinen başkentleri, zamanının önemli ticaret merkezlerinden idi.
Müslüman tüccarların tesiriyle X. yüzyılın başlarında İslâmiyet ile tanışan Bulgarlar, Abbasiler ile
diplomatik ilişki kurmuşlardır. Bulgar hanı Almış, Abbasi halifesine başvurarak, İslâmiyet'i
öğretecek din âlimleri istemiştir. Abbasi halifesi bu isteği kabul ederek, kalabalık bir heyeti 622
yılında Bulgarlara göndermiştir. Bu heyet içerisinde bulunan İbn Fadlan, başından geçenleri anlattığı
seyahatnamesinde, Bulgarlar ve diğer Türk boyları hakkında önemli bilgiler vermektedir. İtil Bulgar
Devleti'ne 1237 yılında, Altınorda Hanı Batu tarafından son verilmiştir.
İlk Müslüman Türk topluluklarından olan İtil Bulgarları, bugünkü Kazan Türklerinin atalarıdır. Diğer
Bulgar toplulukları eriyip gittikleri hâlde, İtil Bulgarları Müslüman olmaları sayesinde kimliklerini
koruyabilmişlerdir.

Avarlar




Avarlar
Orta Asya'da Juan-juan adıyla bilinen, Avarların kökenleri konusunda kesin bilgilere sahip değiliz.
Ancak son ilmî araştırmalar, Avarların iki kavim unsuruna dayandığını ortaya koymuştur. İşte bugün,
bunlardan en az birinin Türk kökenli olduğunu söyleyebilmekteyiz. Ayrıca Avrupa'da büyük etkiler
bırakan Avar topluluklarının da bu Türk unsurlara dayandığı söylenebilir.
            Avarlar, 552 yılında Göktürk devletinin kurulması üzerine, İç Asya'daki yurtlarını terk ederek batıya
doğru kaçmışlardı. Önce Kafkasya'da görünen Avarları Bizanslılar, Uarhunit (Avar-Hun) diye
adlandırmışlardır. Burada Bizans ile vardıkları bir anlaşma ile 558'de Sabar devletine son verdiler. Bu
sayede Volga (İtil) ırmağından Tuna'ya kadar olan sahada hâkimiyet kurmuşlardır. Ancak
Göktürklerin baskısı ile burada fazla tutunamayarak önlerine çıkan bir kısım Slâv kabilelerini
yenerek, Onogur (Bulgar), Otrigur, Kutrigur gibi Türk asıllı kavimleri de sürükleyerek Karadeniz'in
kuzeyinden Tuna nehri boylarına kadar ilerlediler. Bu sırada Bizans'a elçiler göndererek, Bizans
arazisinde yerleşebilecekleri bir yer istediler. Bizans, Göktürk baskısı yüzünden, Avarların bu
isteklerine çekingen davranmıştır.
            567 yılında Macar ovasına gelen Avarlar, bu bölgede yaşayan güçlü Germen kavimlerinden Gepidleri
dağıtmış, Lombardlar'ı da İtalya'ya göçe mecbur etmişlerdir. Böylece Avarlar, Macar ovasına tek
başlarına hâkim oldular.
            Bu sırada Avarların başında meşhur Bayan Han bulunuyordu. Avarların bu başarısından sonra
Macaristan'ın tamamı, tarihte ilk defa olarak, tek bir siyasî güç etrafında toplanıyordu. Ayrıca,
Avarların hâkimiyeti altında bulunan Slâvlar, tarihlerinde ilk defa, tek bir siyasî idare altında bir araya
gelmiş oluyorlardı.
            Bu tarihten sonra Avarların Bizans'a yöneldiklerini görüyoruz. Trakya ve Makedonya'da büyük
akınlar yapan Avarlar, iki defa Selânik'e kadar ilerlemişler ve şehri kuşatmışlardı. Avar askerî
baskıları sonunda Bizans, ancak onlarla büyük meblağlar tutan yıllık vergiler ödemek suretiyle barışı
sağlayabiliyordu.
            Bir ara Avarlar, İstanbul'u kuşatarak, Bizans'a korkulu anlar yaşatmışlardı (626). Bu tarih Avar
hâkimiyetinin zayıflamaya başladığı zamana rastlar. Zira bu esnada Avarların hâkimiyetinde bulunan
Slâv kabileleri ve Türk asıllı Bulgarlar ayaklanmışlardır. 679 yılında Tuna Bulgar devletinin kurulması
da Avar devletini sarsmıştır. Buna rağmen Avarlar varlıklarını IX. yüzyılın başına kadar
koruyabilmişlerdir.
            776-803 yılları arasında, bir yandan Frank kralı Büyük Şarl, bir yandan da Bulgar hükümdarı Kurum
Han'ın Avarlara karşı giriştikleri saldırılar, Avar devletinin sonu olmuştur.
Avarların Avrupa kavimleri üzerinde, önemli etkileri olmuştur. Avrupa kavimleri, özellikle de Slâvlar,
devlet yönetimi ve askerlik konusunda Avarlardan çok şey öğrenmişlerdir. Üzengiyi ilk defa
Avrupa'ya getirenler de Avarlar olmuşlardır.


Uygur Devleti



 
Uygur Devleti

Uygurlar hakkındaki bilgiler, Çin yıllıkları ile Göktürk ve Uygur kitabelerinde bulunmaktadır.
 Uygurkelimesine çeşitli anlamlar verilmekle birlikte en kabul göreni; akraba, müttefik anlamında
olanıdır.Uygurlar Çin kaynaklarında Hunların soyundan gösterilmekte-dir. V. yüzyılda Orta Asya'nın
büyük bir kısmına yayılmış olan Töleslerin bir boyu olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygurlar bu
dönemde Kao-çı (yüksek tekerlekli arabalılar) adıyla bilinmekteydiler. Orhun Kitabeleri'nde ise Dokuz
Oğuz adı ile anılıyorlardı.

Uygurlar, Orhun ve Selenga vadilerinin yerli kavimleri idiler. Bunlar Göktürk devleti kurulunca, onların
hâkimiyetini tanıdılar. 630 yılında Göktürk devleti Çinliler tarafından yıkıldığında serbest kalmışlar ve
bir siyasî birlik oluşturmuşlardır. Çin ise Göktürklere karşı bu Uygur birliğini destekliyordu. Bu çağda
başlarında Alp İlteber ûnvanını taşıyan, Pusa isimli biri bulunuyordu.

Uygurlar, 681 yılından sonra, İl Teriş Kağan'ın ortaya çıkmasıyla, yine Göktürklere bağlanmak
zorunda kaldılar. Bu süre içinde kendilerini toplamış olan Uygurlar, Göktürk devletinin zayıflaması ile
yeni bir fırsat daha bulmuş oldular. Göktürklerin hâkimiyetinde bulunan Basmıl ve Karluk gibi Türk
toplulukları ile birleşen Uygurlar, 742-43 yıllarında Göktürk Kağanı Ozamış'ı mağlûp ederek
öldürdüler.

Uygur Devletinin Kuruluşu

Göktürk devleti ortadan kalkınca, 743 yılında Basmılların idaresinde yeni bir devlet kuruldu. Uygurlar
bu Basmıl Kağanlığı' nın Sol Yabgusu, yani doğu Yabgusu; Karluklar ise, Sağ Yabgusu, yani batı
Yabgusu oldular. Bu yeni devlet, tam bir federal devlet biçimindeydi.
744 yılında Uygur Yabgusu, Basmıl Kağan'ını mağlûp ederek kendini kağan ilân etti. Kağanlık
ûnvanı olarak da Kutluk Bilge Kül Kağan ûnvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı kurulmuş oldu.
Bu kağanlık ûnvanından da anlaşılacağı üzere, Göktürk devletinin gelenek ve töreleri yeni Uygur
Kağanlığı'nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasında Buda ve Mani dini gibi yabancı inanışlar
yayıldıkça, Kağan unvanlarında da birtakım değişiklikler olmaya başlayacaktır. Uygur devletini
kuranlar Orhun bölgesini yurt tuttukları için, bunlara Orhun Uygurları denilmektedir.

Kutluk Bilge Kül Kağan ölünce yerine oğlu Bayan Çur, kağan oldu. Uygurların en büyük kağanı
olan Bayan Çur Kağan, unvan olarak da "Tengride bolmış, il itmiş Bilge Kağan" ûnvanını aldı. Bu
ûnvanın anlamı ise, Gökte doğmuş, devlet yönetmiş, Bilge Kağan demekti.
Bayan Çur Kağan devri (747-759), Uygurların dört yönde genişledikleri bir devirdir. batıda Kara
Türgeş devleti, Uygur hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. Kırgız, Çik, Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar
gibi Türk boyları itaat altına alınarak, devlet otoritesi güçlendirildi. Öte yandan yine bu devirde,
güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi zengin tarım ve ticaret şehirleri de Uygur etkisi altına
alınmıştır. Turfan bölgesi ile Uygurlar arasındaki ilişkiler de, yine bu devirden itibaren başlamış
oluyordu.

Bayan Çur Kağan'ın önemli işlerinden birisi de, onun zamanında, Uygurlar arasında şehirleşme
eğilimlerinin başlamasıdır. O, Ordu-balıg adında başkentleri olan bir şehir kurdurmuştur (757).
Diğer yandan aynı kağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini sezerek onlara karşı cephe
aldı. İmparatorun isteği üzerine, Çin'de büyük bir tehlike yaratan An-luşan adlı Türk asıllı bir
generalin isyanının bastırılmasına yardım etmiştir. Bu yardım sonunda yapılan anlaşma ile, Uygur
tüccarlarına Çin kapıları da açılmış oldu.

Bayan Çur Kağan'ın Şine-usu gölü yakınında bulunmuş, Göktürk yazısı ile yazılmış olan, Türkçe bir
kitabesi vardır. Bu kitabede kağan olarak yaptığı işler anlatılmaktadır.
Bayan Çur kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan oldu (759) . Bögü Kağan'ın faaliyetleri
siyasî ve manevi olmak üzere başlıca iki alanda olmuştur. Siyasî faaliyetleri daha çok Çin üzerine
olmuştur. Çin'de baş gösteren isyanların bastırılması sebebiyle sık sık Çin'e girilmiştir. Ancak
Uygurların Çin'e girişlerinde Çin'in çeşitli bölgelerine yağma akınları da yapılıyordu. Çin'deki
isyanların en önemlisi yabancı kavimlerin Tibetliler etrafında birleşmeleri sonucunda ortaya çıkan
isyan olmuştur. Bu Tibet isyanı ancak Uygurlar yardımı ile önlenebilmiştir.

Bögü Kağan'ın manevî alandaki en büyük faaliyeti, Maniheizm dinini kabul etmesi olmuştur. Bögü
Kağan, aynı zamanda bu dinin öncülüğünü de üstlenmişti. Bir tüccar ve şehirli dini olan Mani
dininin kabulünün, Uygurların savaşçı ruhlarını gevşetmekle beraber, ilim, sanat ve edebiyatta
ilerlemelerine katkısı olmuştur.

Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasında, çok geniş ve köklü bir kültüre sahip olan Çin'in
zabtedilemeyeceği, bu mümkün olsa bile uzun süre elde tutulamayacağına dair yaygın bir inanış
vardı. Bögü Kağan Çin'in zayıf bir anında Çin'i ele geçirmek istemişti. Ancak veziri Baga Tarkan, adı
geçen inanış sebebiyle Kağan'ın bu girişimine karşı çıktı. Ancak sözünü dinletemeyince Bögü

Kağan'ı öldürüp Alp Kutluk Bilge Kağan ûnvanıyla tahta geçti (779). Bundan sonraki kağanlar onun
soyundan gelmiştir. Bu tarihten sonra Uygur devletini oluşturan kabileler arasında huzursuzluklar da
başlamıştır.
Kültür ve ticaret bakımından gelişen Uygurların savaşçılık tarafları zayıflamıştı. 840 yılında, Uygurların
kuzeybatı kısımlarında yaşayan Kırgızlar, 100 bin kişilik atlı kuvvetleri ile, Uygur başkentine baskın
düzenleyerek kağanlarını öldürüp, halkı kılıçtan geçirdiler. Bu şekilde Bayan Çur ve Kutlug Bilge
Kağan zamanında uğradıkları saldırıların intikamını korkunç bir şekilde almış oldular. Bu baskından
kurtulan Uygurlar, canlarını kurtarmak için çeşitli yönlere dağılmak zorunda kaldılar.

A-TURFAN UYGURLARI

Kırgız baskınından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmı Doğu Türkistan'a göçmüşlerdir. Burada
Turfan ve Karaşar şehirlerinin civarında yerleşen Uygurlar, Türk medeniyet tarihî açısından büyük
değer taşırlar. Daha Orhun Uygurları zamanında, tarım ve ticaret merkezleri olan Türkistan'ın bu
büyük şehirleri, Uygurların etkisi altına girmişlerdi. Bu nedenle Uygur devletinin yıkılmasından sonra,

Turfan dolaylarına kaçan Uygurlar için, bu bölge güvenilir bir yer olmuştur.848 yılından sonra,
kendilerini toparlayıp, varlıklarını komşularına kabul ettiren Uygurlar, 856 yılında ise kağanlıklarını ilân
etmişlerdir. Bu dönemde başlarında Mengli Kağan bulunuyordu. Mengli Kağan, Uluğ Tengride Kut
Bulmış Alp Külük Bilge Kağan, (bugünkü Türkçe ile; Ulu Tanrı da güç ve saadet bulmuş, kahraman,
çalışkan Bilge Kağan) ûnvanını taşıyordu.
Kağanlık merkezî olarak Turfan şehrini seçtikleri için, kendilerine Turfan Uygurları denilmiştir. Ayrıca
yazlık başkentleri olarak Beş-balıg şehrini kullandıkları için, kaynaklarda Beş-balıg Uygurları adı da
kullanılıyordu.

Çin yönetimi, bu Uygur devletini Tibet tehlikesine karşı desteklemiştir. Uygurlar da Doğu
Türkistan'da etkinliklerini artırmış olan Tibetlileri bu bölgeden çıkarmışlardır. Böylece batıdaki
sınırlarını Urumçi şehrine kadar uzatmışlardır.
Turfan Uygurları Mani dinine inanıyorlardı . Bu dini, siyasî amaçları için de kullanan Uygurlar, dinlerini
himaye bahanesiyle Çin üzerinde baskı kurmuşlardır.

Kültür ve medeniyet bakımından büyük gelişmeler gösterecek olan Uygurlar, 1335 yılına kadar
devletlerini yaşatacaklardır. Gerek X. yüzyılda Çin'in kuzeyinde Hıtay devletinin kuruluşunda,
gerekse Cengiz Han devletinin gelişmesinde, bu Uygurların, öncülük, bilgi ve tecrübelerinin çok
büyük payı olmuştur. Uygurlara devlet teşkilâtında çok önemli görevler veren Moğollar, yazı olarak
da Uygur yazısını kullanıyorlardı. Moğollar'ın XVI. yüzyıla gelindiğinde büyük oranda Türkleşmesinde
Uygurlar, önemli rol oynamışlardır.

B-SARI UYGURLAR

840 yılındaki Kırgız baskınından sonra, dört bir yana dağılan Uygurların bir kısmı, güney
kesimlere, yani Çin ile Doğu Türkistan arasındaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret
merkezî olan bu bölge, meşhur İpek yolu üzerinde idi. Bu bölgede yerleşen Uygurlar, büyük bir
şehir olan Kan-Cov'da yeni bir devlet kurmuşlardır. 

Sonradan, Sarı Uygurlar adı ile anılacak olan
bu Uygurlar, bu bölgenin yerli halkı ile karışmadan kalmışlardır. Türk dili ve kültürünü uzun yıllar
yaşatan bu Uygur Türklerinin torunlarına bugün bile rastlamak mümkündür.

Din olarak Budizm'i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret ve medeniyet bakımından çok
gelişmişlerdir. Budislerin en kıymetli eserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların
yaşadığı bölgede idi.
 Daha sonraki yıllarda İslâmiyet'i seçen ve Karahanlılar Çağında Türk-İslâm
medeniyetine önemli katkılar sağlayan Uygur Türkleri, bugün de varlıklarını aynı adla, devam
ettirmektedirler. 
Ancak bugün sayıları 20 milyonu aşan bu Türk toplulukları, Çin Halk
Cumhuriyeti, Sincan Özerk Uygur Bölgesi'nde, ağır insan hakları ihlâlleri altında
yaşamaktadırlar.


TÜRKİYEM CUMA GÜNÜN KUTLU OLSUN








Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...