ESMAÜ'L HÜSNA ALLAH'IMIN GÜZEL İSİMLERİ
04 Temmuz 2012
ŞEYTANIN MUSALLAT OLMASI SOHBET
ŞEYTANIN MUSALLAT OLMASI SOHBET
Biz Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz.
İnsana en lazım olan şey imandır.
En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim
meselesi de sekeratta imanla gidebilmesidir.
İnsan imanla gittikten sonra
ahirette işi kolaydır.
Çünkü Cenab-ı Hakk’ın yüz merhameti vardır.
Dünyaya bir
rahmetini, ahirete doksan dokuzunu saklamıştır.
Bu dünyadaki rahmetini tüm
kullarına vermiştir.
Mümin, fasık, kafir hatta onu inkar edene de vermiş ama
doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır.
İnsan mümin olarak imanla göçerse orada işi kolaydır.
Takva imanı korur ameli
salih de onu kuvvetlendirir.
Sekerat zordur.
Ölüm anında tülbent nasıl dikenler üzerinden alınmak
istendiğinde nasıl onu gerer onu parçalarsa aynen öyle de ruh vücuttan çıkarken
insana ızdırap verir acı çeker, sıkıntı duyar.
Bu da yetmiyormuş gibi şeytan son
nefeste o insana musallat olur.
En sevdiğinin kılığında gelir.
Vefat etmiş olan
yakınlarından birinin suretiyle gelerek telkinde bulunur.
Der ki;
-”Bak seni nasıl sevdiğimi biliyorsun .Ben senden önce gittim orada gördüm.
Orada geçerli din yahudilik dinidir.
Gel sen o dine geç perişan olma.” diyerek
onu kandırmaya çalışır.
İkna edemezse hıristiyanlığı teklif eder.
Eğer yinede
kandıramazsa elinde bir bardak su ile sekerattaki o acı çeken insana o suyu
gösterir. O insan şeytandan “bana su ver” diye talep ettiğinde “veririm ama
başınla bana bir secde et” diye onu imansız götürmeye çalışır.
Neuzibillah, bu sıkıntı ve şeytanın musallat olduğu esnada insan kalbinde
iman hakikatleri ile ilgili bir nebze şüpheye düşse ,
tereddüte düşse ,inkara
düşse bu hal üzere ölürse imansız gider.
Bütün hayatı boşa gider.
Bu tasavvuf, bu sadatı kiramın en büyük faydası son nefestedir.
Sadatı
kiramın ervahı Cenab-ı Hak’kın izniyle sekerat halindeki mevtanın başına gelir.
Sadat’ın ervahı gelince şeytan orayı terkeder kaçar ve insan iman üzere ölür.
Cenabı hakkın huzuruna varır.
Kim o sadatın elini tutarsa ,sekiz şartı yaparsa
ilahi noterde bu zatlara vekalet vermiş oluyor. İlahi noterde o sadata
vekaletname veriyor .
Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi,
şeytana
karşı yardım vekaletnamasi,
kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesi,
mahşerde şefaat vekaletnemesi, sırattan geçerken yardım vekaletnamesi…
O vekaletnameyle o zat gelir şeytan kaçar.
Melekler “neden geldin” dediğinde
de Allah(c.c);
-”Onun vekaleti var ,ben kabul ettim ona karışmayın” der.
O şekilde gerek son nefeste,gerek kabirde, gerek mahşerde,
gerek sıratta o
vekaletnameyle gelirler.
Ümmet-i Muhammed’e yardım ederler.
-”Bunlar bir sürüdür. Bu sürünün sahibi Peygamberimiz dir.
Biz de acizane bu
sürünün çobanıyız.
Biz de hiçbirinin zayi olmaması için elimizden geleni
yapıyoruz.
Yorulursak sırtımızda taşırız,
o hasta olursa ilaç verir
iyileştiririz.
İlla ölecekse mundar gitmesin diye keseriz.
Çok şükür bu posta
oturduğumuzdan beri kimseyi kurda kaptırmadık.
İmansız göndermedik.”
SEN YOKTUN SULTANIM SESLİ VİDEO
Sen yoktun sultanım,
Hazreti Adem’deydi nurun,
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin,
Adem nuruna affedildi,
Arafat bu affa şahitti.
***
Sen yoktun,
Nuhun gemisindeydi nurun,
Dalgalar yeryüzünü boğarken,
Taprağın bağrındaki su,
Gökyüzüyle buluşurken,
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple,
Tufan nurunu selamladı edeple.
***
Sen yoktun,
Hazreti İsmail’in alnındaydı nurun,
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden,
“Rabbimiz” dedi,
Onlara kendi içlerinden,
Senin ayetlerini okuyacak,
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin alem,
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak,
Amin dedi İsmail,
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı Uhut olan bir amin yankılandı Sevr dağında.
***
Sen yoktun sultanım,
Hazreti İsa, Ahmed diye muştuladı seni,
Alemlerin efendisi diye sana seslendi,
Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine,
Çünkü bu alemin reisi geliyor,
Bekleyin Ahmed geliyor,
Kainata rahmet geliyor,
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun,
Ama sen yoktun,
***
Sen yoktun,
Hazreti Abdullah’ın alnındaydı nurun,
Başı eğik gezerdi mazlum,
Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada,
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
Ağlayarak süslediler ölüme,
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler,
Sen yokken sultanım,
Canlı, canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi,
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu,
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi,
Melekler süslüyordu Hira’yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke,
Alem efendisine hazırlanıyordu,
Kainatın gözü Hazreti Amine’deydi,
Toprak yalvarıyordu Rabb’ine,
Gel diye ağlıyordu mazlumlar gözleri semada,
Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah !
Bir inişin vardı yer yüzüne !
Önünde cebrail !
Ardında yalın kılıç melekler !
Bir inişin vardı yer yüzüne,
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
Öksüzler annelerine sarıldı doya, doya.
***
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini,
Herşey sus pus olmuştu,
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu,
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden;
Muhammed !
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini,
Muhammed !
Melekler öptü o nurdan ellerini,
Muhammed !
Seni yaratan Allah’a kurbanız ey dürri yekta !
Sana o adı veren Rahman’a kurbanız,
Artık sen vardın,
Susuz topraklara rahmet indi seninle,
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle,
Yağmura mı ihtiyaç var ?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah,
Yeterki sen iste,
Sen iste Ya Rasulallah,
Deki ben kimim ?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulallah desin,
***
Sen vardın,
Bedir kardı,
Uhut dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı,
Ölmek için yarışan yiğitlerin,
Hele bir Enes’in vardı Ya Rasulallah !
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
“Niye burada oturuyorsunuz ?” diye sormuştu,
Onlar da;
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş” deyince,
“Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız ?”
“Kalkın ve onun gibi ölün!” demişti,
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü,
Hem de ne şehit ey nebi !
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu,
Musab Bin Umeyr’in vardı senin,
Uhut’ta sancağını taşıyan,
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki,
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi,
Ebu Hureyren vardı,
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı,
Sen anlardın,
“Ya Ebâhir gel !” derdin,
***
Ve sen gittin,
Bir gidişle gittin,
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu,
Ne zaman teşebbüs etse,
Muhammed Rasulullah demeye,
Dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi,
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu,
Ve asırlar oldu,
Sensizliğe açtık gözlerimizi,
Ama sen bırakmazsın bizi,
Sen varsın ey şehitlerin sultanı,
Sen varsın !
Bir şehit bile ölmezken,
Sana nasıl yok deriz,
Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip,
“Beni burda kime bırakıp gidiyorsun ?” demiştin,
“Ne anam var ne babam ?”
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden,
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah ?
Bırakma bizi ki;
Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor,
Bırakma bizi !
Hayatı seninle öğretti Rahman,
Kulluğu seninle tanıdık,
Duayı senden öğrendik sevgili !
Hazreti Ömer Umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
“Kardeşcik duanda bana da yer ayırır mısın ?”
Bizler Ömer değiliz ama,
Bütün dualarımız senin için,
***
Ey Rabbimiz !
Rasulünü anışımızdan haberdar et !
Ona binler salat, binler selam !
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver,
Ona vesileyi lutfet,
Onu refik-i Ala’ya yükselt,
Bizi de affet,
Onun hatrına affet,
Zatının hatrına affet.
Ne olur affet bizi,
Bizi affet.
Hazreti Adem’deydi nurun,
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin,
Adem nuruna affedildi,
Arafat bu affa şahitti.
***
Sen yoktun,
Nuhun gemisindeydi nurun,
Dalgalar yeryüzünü boğarken,
Taprağın bağrındaki su,
Gökyüzüyle buluşurken,
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple,
Tufan nurunu selamladı edeple.
***
Sen yoktun,
Hazreti İsmail’in alnındaydı nurun,
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden,
“Rabbimiz” dedi,
Onlara kendi içlerinden,
Senin ayetlerini okuyacak,
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin alem,
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak,
Amin dedi İsmail,
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı Uhut olan bir amin yankılandı Sevr dağında.
***
Sen yoktun sultanım,
Hazreti İsa, Ahmed diye muştuladı seni,
Alemlerin efendisi diye sana seslendi,
Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine,
Çünkü bu alemin reisi geliyor,
Bekleyin Ahmed geliyor,
Kainata rahmet geliyor,
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun,
Ama sen yoktun,
***
Sen yoktun,
Hazreti Abdullah’ın alnındaydı nurun,
Başı eğik gezerdi mazlum,
Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada,
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
Ağlayarak süslediler ölüme,
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler,
Sen yokken sultanım,
Canlı, canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi,
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu,
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi,
Melekler süslüyordu Hira’yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke,
Alem efendisine hazırlanıyordu,
Kainatın gözü Hazreti Amine’deydi,
Toprak yalvarıyordu Rabb’ine,
Gel diye ağlıyordu mazlumlar gözleri semada,
Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah !
Bir inişin vardı yer yüzüne !
Önünde cebrail !
Ardında yalın kılıç melekler !
Bir inişin vardı yer yüzüne,
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
Öksüzler annelerine sarıldı doya, doya.
***
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini,
Herşey sus pus olmuştu,
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu,
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden;
Muhammed !
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini,
Muhammed !
Melekler öptü o nurdan ellerini,
Muhammed !
Seni yaratan Allah’a kurbanız ey dürri yekta !
Sana o adı veren Rahman’a kurbanız,
Artık sen vardın,
Susuz topraklara rahmet indi seninle,
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle,
Yağmura mı ihtiyaç var ?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah,
Yeterki sen iste,
Sen iste Ya Rasulallah,
Deki ben kimim ?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulallah desin,
***
Sen vardın,
Bedir kardı,
Uhut dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı,
Ölmek için yarışan yiğitlerin,
Hele bir Enes’in vardı Ya Rasulallah !
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
“Niye burada oturuyorsunuz ?” diye sormuştu,
Onlar da;
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş” deyince,
“Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız ?”
“Kalkın ve onun gibi ölün!” demişti,
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü,
Hem de ne şehit ey nebi !
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu,
Musab Bin Umeyr’in vardı senin,
Uhut’ta sancağını taşıyan,
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki,
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi,
Ebu Hureyren vardı,
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı,
Sen anlardın,
“Ya Ebâhir gel !” derdin,
***
Ve sen gittin,
Bir gidişle gittin,
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu,
Ne zaman teşebbüs etse,
Muhammed Rasulullah demeye,
Dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi,
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu,
Ve asırlar oldu,
Sensizliğe açtık gözlerimizi,
Ama sen bırakmazsın bizi,
Sen varsın ey şehitlerin sultanı,
Sen varsın !
Bir şehit bile ölmezken,
Sana nasıl yok deriz,
Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip,
“Beni burda kime bırakıp gidiyorsun ?” demiştin,
“Ne anam var ne babam ?”
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden,
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah ?
Bırakma bizi ki;
Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor,
Bırakma bizi !
Hayatı seninle öğretti Rahman,
Kulluğu seninle tanıdık,
Duayı senden öğrendik sevgili !
Hazreti Ömer Umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
“Kardeşcik duanda bana da yer ayırır mısın ?”
Bizler Ömer değiliz ama,
Bütün dualarımız senin için,
***
Ey Rabbimiz !
Rasulünü anışımızdan haberdar et !
Ona binler salat, binler selam !
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver,
Ona vesileyi lutfet,
Onu refik-i Ala’ya yükselt,
Bizi de affet,
Onun hatrına affet,
Zatının hatrına affet.
Ne olur affet bizi,
Bizi affet.
30 Haziran 2012
SURİYE UÇAĞIMIZI NEDEN DÜŞÜRSÜN Kİ ..UYANDIRMA SERVİSİ
SURİYE UÇAĞIMIZI NEDEN DÜŞÜRSÜN Kİ ..
UYANDIRMA SERVİSİ
Uçağımız neden düşürülmüş / Uyandırma Servisi
Suriye savaş uçağımızı düşürünce, başta mutasyona uğratılmış medya olmak üzere ilgili çevreler, ‘hesabını soracağız’ moduna girdi.
Asalım, vuralım, Suriye’ye girelim naraları atanlar ve attıranlar yine neler saklıyor diye düşündünüz mü hiç?
Ama ben bir kez daha, “hadi ya, olmaz böyle şey” dedirtecek bilgiler paylaşayım.
Siz de belki yine paylaşım rekorları kıracak şekilde paylaşırsınız.
Düşürülen uçağımızın özelliği nedir?
Türk Hava Kuvvetleri’nin 2 Keşif Filo’sundan birinde ...görevlidir.
Bomba taşımaz. Yani tamamen silahsızdır.
Ne yapar bu keşif uçağı?
Adı üstünde keşif ve buna bağlı fotoğraf çekimi, bilgi toplama vb işlemler.
Şimdi bir bilgiyi daha paylaşalım.
Hatay’ın Samandağ ilçesinin sınıra sıfır noktasında, Suriyeli silahlı muhaliflerin her gün botlara bindirilerek, eylem için Suriye’ye gönderildiğini, ardından yine buradan Türkiye’ye botlarla döndüklerini, ülkemizde kaç kişi biliyor?
İşte bu mevkide olup bitenler, Suriye ve aşağıda adını vereceğim bir güç tarafından uzun süredir izleniyordu.
Olup bitenleri gören bölgedeki Türk köyleri ise feryat ediyordu, ama duyan kim.
Bu bilgiyi CHP Hatay Milletvekili Dr Mehmet Ali Ediboğlu verdiğinde de hiçbir yalanlama gelmedi. Tam bir sus pus vaziyeti oldu.
Düşürülen uçağımız, Suriyelilerin ve bir başka gücün yakın takip altına aldığı işte bu bölgeden geçti, birkaç kilometre içeri girdi ve sonra da olan oldu.
Şimdi sıkı durun.
Uçağın düşürüldüğü bölgenin çok ama çok yakınında ne var?
Suriye’nin Lazkiye Limanı.
Bu limanda ne var?
Rus Donanması’nın en önemli 3 savaş gemisi
Bu gemiler ne zamandan beri burada?
Nisan ayından bu yana.
Amiral Çabanenko savaş gemisi, Smetlivıy savaş gemisi ve Yaroslav Mudri firkateyni.
Bunlardan Amiral Çabanenko savaş gemisinin özelliği ise dünyanın en gelişmiş hava savunma ve radar sistemini taşımasıdır
Sizin anlayacağınız, uçan sineği bile algılar, anında bilgileri verir.
Sonrası da malum.
Şimdi soruyorum size, dün geceden buyana ekranları kaplayan sivil, asker, akademisyen, diplomat, gazeteci uzmanların aklına bu anlattıklarım geldi mi?
Bunları dile getiren bir konuşmacı oldu mu?
Başta Sayın Başbakan olmak üzere yetkililerin suratı niye beş karış?
Rusya gerçeği, düşürülen uçağımızla kabak gibi ortaya çıktı da, ondan mı acaba?
Başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin dolduruşa getirmeye çalıştığı ve maalesef dolduruşa gelen Türkiye, kendisinde olmayan demokrasi ve özgürlüğü Suriye’ye götürme havalarında, Ortadoğu’nun belalı bataklığına itiliyor.
Adım gibi eminim, kimse Rusya gerçeğinden, Rus savaş gemilerinin varlığından, uçağımızın düşürülmesindeki rolünden tek kelime ile bahsetmeyecek.
Yetkililer ise suratları bir karış, konuyu es geçecek.
NATO üyesiyiz falan diye bir şeyler söyleyip yardım umacaklar.
Suriye savaş uçağımızı düşürünce, başta mutasyona uğratılmış medya olmak üzere ilgili çevreler, ‘hesabını soracağız’ moduna girdi.
Asalım, vuralım, Suriye’ye girelim naraları atanlar ve attıranlar yine neler saklıyor diye düşündünüz mü hiç?
Ama ben bir kez daha, “hadi ya, olmaz böyle şey” dedirtecek bilgiler paylaşayım.
Siz de belki yine paylaşım rekorları kıracak şekilde paylaşırsınız.
Düşürülen uçağımızın özelliği nedir?
Türk Hava Kuvvetleri’nin 2 Keşif Filo’sundan birinde ...görevlidir.
Bomba taşımaz. Yani tamamen silahsızdır.
Ne yapar bu keşif uçağı?
Adı üstünde keşif ve buna bağlı fotoğraf çekimi, bilgi toplama vb işlemler.
Şimdi bir bilgiyi daha paylaşalım.
Hatay’ın Samandağ ilçesinin sınıra sıfır noktasında, Suriyeli silahlı muhaliflerin her gün botlara bindirilerek, eylem için Suriye’ye gönderildiğini, ardından yine buradan Türkiye’ye botlarla döndüklerini, ülkemizde kaç kişi biliyor?
İşte bu mevkide olup bitenler, Suriye ve aşağıda adını vereceğim bir güç tarafından uzun süredir izleniyordu.
Olup bitenleri gören bölgedeki Türk köyleri ise feryat ediyordu, ama duyan kim.
Bu bilgiyi CHP Hatay Milletvekili Dr Mehmet Ali Ediboğlu verdiğinde de hiçbir yalanlama gelmedi. Tam bir sus pus vaziyeti oldu.
Düşürülen uçağımız, Suriyelilerin ve bir başka gücün yakın takip altına aldığı işte bu bölgeden geçti, birkaç kilometre içeri girdi ve sonra da olan oldu.
Şimdi sıkı durun.
Uçağın düşürüldüğü bölgenin çok ama çok yakınında ne var?
Suriye’nin Lazkiye Limanı.
Bu limanda ne var?
Rus Donanması’nın en önemli 3 savaş gemisi
Bu gemiler ne zamandan beri burada?
Nisan ayından bu yana.
Amiral Çabanenko savaş gemisi, Smetlivıy savaş gemisi ve Yaroslav Mudri firkateyni.
Bunlardan Amiral Çabanenko savaş gemisinin özelliği ise dünyanın en gelişmiş hava savunma ve radar sistemini taşımasıdır
Sizin anlayacağınız, uçan sineği bile algılar, anında bilgileri verir.
Sonrası da malum.
Şimdi soruyorum size, dün geceden buyana ekranları kaplayan sivil, asker, akademisyen, diplomat, gazeteci uzmanların aklına bu anlattıklarım geldi mi?
Bunları dile getiren bir konuşmacı oldu mu?
Başta Sayın Başbakan olmak üzere yetkililerin suratı niye beş karış?
Rusya gerçeği, düşürülen uçağımızla kabak gibi ortaya çıktı da, ondan mı acaba?
Başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin dolduruşa getirmeye çalıştığı ve maalesef dolduruşa gelen Türkiye, kendisinde olmayan demokrasi ve özgürlüğü Suriye’ye götürme havalarında, Ortadoğu’nun belalı bataklığına itiliyor.
Adım gibi eminim, kimse Rusya gerçeğinden, Rus savaş gemilerinin varlığından, uçağımızın düşürülmesindeki rolünden tek kelime ile bahsetmeyecek.
Yetkililer ise suratları bir karış, konuyu es geçecek.
NATO üyesiyiz falan diye bir şeyler söyleyip yardım umacaklar.
Son söz: Acaba Rusya, dolaylı yoldan, “Yok öyle üç köfte beş kuruşa” mesajı mı verdi?
Gürbüz Evren / Siyaset Bilimci
Not: Bütün televizyon kanalları fellik fellik konuyla ilgili görüş
alacağı, röportaj yapacağı isimleri arıyor. Yurdum insanı da, “laf ola
beri gele” türünden konuşanların ağızlarından çıkanlarla iyice serseme
dönüyor. Bu yazıyı ne kadar çok paylaşırsanız, uyandırma servisi
görevini yerine getirmiş oluruz.
29 Haziran 2012
HELALİME ANILARIMI ANLATMA HALİM
HELALİME ANILARIMI ANLATMA HALİM
Seni gördüğümde sokaklarda oyun oynayan küçük bir çocuktum,
Nereden geldin bilemiyorum karşımda duruyordu endamın,
Dünyanın ne olduğunu bilemeden bir ateş düştü yüreğime,
Dizlerimin bağı çözülmüş, dilim lal olmuş ve içimde bir titreme
Gözlerine baktığımda utangac bir gülümsemeyle hemen kaçtın,
Sana söyleyecek sözlerim vardı seslendim ama duymadın sesimi,
Arkandan koşasım geldi ama ayaklarım sanki yere yapışmıştı
Arkana bakmadan kaçarak gittiğini göre, göre öylece bakakaldım
Masallarda bahsi geçip efsanelerde anlatılan peri kızı gibi gitmiştin
Ayaklarım yerden kesilmiş sana doğru koşmaya başlamıştım
Ama nereye doğru koştuğumu neden koştuğunu bilemiyordum,
Çok üzülmüştüm ve ağlamaklı bir hal sarmıştı yüreğimi,
Artık akşam olmak üzere ve güneşte senin gibi kaçıyordu benden
O gece yatağıma uzanıp tavana baktığımda garip duygulardaydım.
Hiçbir zaman unutamıyacağım kara gözlerin geliyordu gözlerime,
İçimi bir sızı kapladı kalbim gümbür gümbür atmaya başlamıştı,
Öleceğimi sandım,korktum sanki kanatlanmış uçuyor gibiydim,
Bir ara dalmışım rüyamda bana doğru gülümsemeyle geliyordun
Gün ağarıyor heryer ışımaya başlamıştı çok sevinçliydim
Çünkü seni görebilme heyacanı alev alev yakıyordu yüreğimi
Gülümseyerek baktığın gözlerin hep gözlerimde canlanıyordu,
Ama bir daha seni hiç göremiyecekmiş gibi hüzünlendim,
Üzülmem ve hüzünlü halim kaybolmuştu artık mutluydum
Nihayet sen benim helalim ben senin helalin olmuştum
Yazan...Ahmet Şanal
UNUTMA
UNUTMA
Yaşamında hangi güzellikleri yaşarsan yaşa,
mutluluğunun gölgesinde huzur verecek güzel günlerin geleceğini
her zaman mefhumunda hayalini kurarak yaşayacaksın,
Ama hiç bilemediğin yalnızlıklarının karamsarlığını unutamadan
hayatın sonsuzluğa doğru çılgınca akıp gittiğinin farkında bile olamıyacaksın
Aradığın huzuru ve ömrünün güneşini bulmak için kendini parçalasanda
aradığın sevdanın sevgisini hiçbir zaman bulamıyacaksın
Daima huzursuz olacağın ve geleceğinden beklediğin şatafatlı hayatının
bir mutsuz ve umutsuz yarınlarına muhakkak tutulacaksın
Çünkü çekilen cefalarda bilinmeyen kötülüğün çarçur olmuş ezilmişliğini
ve unutulmayan izlerini daima ruhunda yaşayacaksın
Öyle çileli dertlere giriftar olup su burgaçları gibi sürecek ömrünün
hortumlanan benliğinindeki ezikliğini herzaman anacaksın
Çilekeş günlerinde bağrına taşlar basıp gece gündüz ağlayarak
sana çektirilen bu acıların çaresizliğini üzülerek içine sindireceksin
Ve sonsuz karanlığın içerisinde onun buğulu gözlerini hayal edip
karabasanlarla boğuşarak ona ulaşma arzusuyla yanacaksın,
Ama Ne sevdalar çekipte öz benliğinde ki derin yaraların acısını
yudum yudum içmenin bile farkına varamadan yaşayacaksın ,
Parça parça olmuş kalbinin ve yıkılan dünyanın altında kalan ezikliğinin
yok oluşunu kendine acıyarak ve üzülerek seyredeceksin,
Benliğinde alev alev yanan vicdanın sesini duyarak,
şarkı ve türkü sözlerinden bile kıskandığın
o gözlerinin güzelliğini bir daha görmek istemiyeceksin
Bu kainat çok yalanlarla dolu olduğunu ve ondan esirgemediğin sevginin dahi
uğrunda ölmek istediğini istemiyerekde olsa anarak yaşayacaksın ,
Hayal ettiğin dünya ufkunun derinliklerinde çok yobazlar göreceksin,
o yobazında onlardan biri olduğunu hiç ama hiç unutamıyacaksın
Öyle yobazlar ki zehirini insanın iliklerine kadar enjekte ederek
ve asalak parazitlerden farkı olmadığını yaşadığın anılarında hatırlayarak anacaksın,
Mutlu dünyanın yok oluşunu seyrederken kahkahalar atarak gülen sevgilinin
sevgisinde çok çıngıraklı yılanlar olduğunu göreceksin
Mutluluğu bağrına basmak istediğini ama bunu ne kadar zor olduğunu
ruhunun derinliklerinde çaresizlik içinde hep hissedeceksın.
Dalgalı denizlerin kıyıya çarparak aşkını ilan ettiği kıyılarda
hıçkıra hıçkıra ağladığının bile farkına varamayacaksın,
Yanaklarından süzülerek akan gözyaşlarının isyanını
kulağında uğuldayan sesini hiç ama hiç unutamayacaksın
Unutma her yaşamın fani olduğunu düşünerek vücudunu ateşler bastığında
ve sevdanında bir fani olduğunu o zaman göreceksin.
mutluluğunun gölgesinde huzur verecek güzel günlerin geleceğini
her zaman mefhumunda hayalini kurarak yaşayacaksın,
Ama hiç bilemediğin yalnızlıklarının karamsarlığını unutamadan
hayatın sonsuzluğa doğru çılgınca akıp gittiğinin farkında bile olamıyacaksın
Aradığın huzuru ve ömrünün güneşini bulmak için kendini parçalasanda
aradığın sevdanın sevgisini hiçbir zaman bulamıyacaksın
Daima huzursuz olacağın ve geleceğinden beklediğin şatafatlı hayatının
bir mutsuz ve umutsuz yarınlarına muhakkak tutulacaksın
Çünkü çekilen cefalarda bilinmeyen kötülüğün çarçur olmuş ezilmişliğini
ve unutulmayan izlerini daima ruhunda yaşayacaksın
Öyle çileli dertlere giriftar olup su burgaçları gibi sürecek ömrünün
hortumlanan benliğinindeki ezikliğini herzaman anacaksın
Çilekeş günlerinde bağrına taşlar basıp gece gündüz ağlayarak
sana çektirilen bu acıların çaresizliğini üzülerek içine sindireceksin
Ve sonsuz karanlığın içerisinde onun buğulu gözlerini hayal edip
karabasanlarla boğuşarak ona ulaşma arzusuyla yanacaksın,
Ama Ne sevdalar çekipte öz benliğinde ki derin yaraların acısını
yudum yudum içmenin bile farkına varamadan yaşayacaksın ,
Parça parça olmuş kalbinin ve yıkılan dünyanın altında kalan ezikliğinin
yok oluşunu kendine acıyarak ve üzülerek seyredeceksin,
Benliğinde alev alev yanan vicdanın sesini duyarak,
şarkı ve türkü sözlerinden bile kıskandığın
o gözlerinin güzelliğini bir daha görmek istemiyeceksin
Bu kainat çok yalanlarla dolu olduğunu ve ondan esirgemediğin sevginin dahi
uğrunda ölmek istediğini istemiyerekde olsa anarak yaşayacaksın ,
Hayal ettiğin dünya ufkunun derinliklerinde çok yobazlar göreceksin,
o yobazında onlardan biri olduğunu hiç ama hiç unutamıyacaksın
Öyle yobazlar ki zehirini insanın iliklerine kadar enjekte ederek
ve asalak parazitlerden farkı olmadığını yaşadığın anılarında hatırlayarak anacaksın,
Mutlu dünyanın yok oluşunu seyrederken kahkahalar atarak gülen sevgilinin
sevgisinde çok çıngıraklı yılanlar olduğunu göreceksin
Mutluluğu bağrına basmak istediğini ama bunu ne kadar zor olduğunu
ruhunun derinliklerinde çaresizlik içinde hep hissedeceksın.
Dalgalı denizlerin kıyıya çarparak aşkını ilan ettiği kıyılarda
hıçkıra hıçkıra ağladığının bile farkına varamayacaksın,
Yanaklarından süzülerek akan gözyaşlarının isyanını
kulağında uğuldayan sesini hiç ama hiç unutamayacaksın
Unutma her yaşamın fani olduğunu düşünerek vücudunu ateşler bastığında
ve sevdanında bir fani olduğunu o zaman göreceksin.
Yazan : Ahmet Şanal
Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...
-
KAMİL NASİHATLAR نصائح كاملة NESAİHUN KÂMİLE Sevgi Işığınız, Kalbiniz Rehberiniz Olsun. Dünya peşinde koşan, duru bir âdem idi...
-
Online Yıldızname Burcu Hesaplama 1. Yol: Arapça Harflerle Ebced Yöntemi Öncelikle "cinsiyet"inizi seçin ve aşağıdaki ...
-
HAZRETİ YUSUF'UN HAYATI İKİNCİ BÖLÜM Neticede Hz. Yusuf (a.s.), kendisine sahip çıkacak bir yakını olmadığından birkaç yıl dah...