17 Nisan 2012

TÜRK SULTANLARI SULTAN BEŞİNCİ MURAD HAN


SULTAN BEŞİNCİ MURAD HAN

BABASI..SULTAN ABDÜLMECİD HAN
ANNESİ..ŞEVKEFZA KADIN EFENDİ
DOĞUM TARİHİ..21 EYLÜL 1840
VEFAT TARİHİ..28 AĞUSTOS 1905
SALTANATI..30 MAYIS-31 AĞUSTOS 1876

Osmanlı sultanlarının otuz üçüncüsü ve İslam halifelerinin doksan sekizinci. Küçük yaştan itibaren özel bir eğitim ve öğretimle yetiştirildi. İnce ruhşlu olup, güzrel san'atlara karşı büyük ilgisi vardı. Türkçe yazı ve inşanın yanında Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi öğrendi. Babasının 25 Haziran 1861'de vefatından sonra Abdülaziz Han Padişah olunca, veliahd oldu. nezaketi, kibarlığı, çağına göre bilgisi ve yumuşak huyluluğu ile sevildi. Amcası Abdülaziz Hanın 1863 Mısır ve 1867 Avrupa seyahatlerine katıldı. Bu gezilerde davranışları ile osmanlı hanedanın asaletini temsil ederek takdir topladı. Yurda döndükten sonra ikamet ettiği Kurbagalıdere köşkünde dış dünya ile temaslarını devam ettirdi. 30 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirilmesiyle Osmanlı sultanı ilan edildi.

   Ancak Devlet işlerindeki bütün yetkiler Hüseyin Avni, Kayserili ahmed, Midhat ve Reşid paşaların elindeydi. Abdülaziz Han'a aşırı derecede kin besleyen bu paşaların, amcasına karşı yaptıkları edepsizlikler Murad Han'ı çok üzdü. Saltanatının beşinci gününde, yine bu paşaların tertibiyle, Abdülazizhan'ın feci şekilde şehid edildiğini ve annesi Pertevniyal Sultan'a haraketler yapıldığını öğrenince iyice sarsıldı ve bu felaket yolunun sonunu düşünmekden akli dengesi bozuldu. Bilhassa hadiseler karşısında çaresizliği devletin sultanı olduğu halde amcası ve annesine yardım elini uzatamaması Murad Han'ı perişan ediyordu. Zaman zaman derin bir süküta dalar kimse ile konuşmazdı. ayrıca Doktorların Yanlış teşhis ve tedavisi de hastalığının artmasına sebep oldu.

   Diğer taraftan ihtilali gerçekleştiren paşalar, 15 haziran 1876'daMithat Paşa'nın evinde toplantı halinde iken, odaya giren erkan-ı harp kolağası Çerkes Hasan beğ Hüseyin Avni Paşa ile Hariciye nazırı reşid Paşa'yı öldürdü. Yaralı olarak yak- alanan Hasan Beğ ertesi gün Beyazıd meydanında asılarak şehid edildi.

   Padişahın devlet işleriyle meşğul olacak şuura malik olamamsı iktidarı ele geçiren devlet adamlarının işine geliyordu. sadrazam mütrcim Rüşdi Paşa kimseye hesap vermeden devleti yönetiyordu. Kanun-i esasi'nin ilanını iateyen Midhat Paşa ise anayasa taslağı ile uğraşıyordu. bu surada başlayan Sırp-karadağ muhaberesi ve mali zorluklar, başsız kalan devletin büsbütün perişan olmasına ; Anarşi veisyanların artmasına sebep oldu. ulema arasında ise şuuru yerinde olmayan bir padişahın ülkenin başında duramayacağı ile ilgili sözler dolaşmaya başladı. Şehzade Abdülhamid ise Sultan Murad'ın hastalığının tedavi edilemez olduğunun tıbben belirtmesi durumunda hükümdarlığı kabul edebileceğini bildirdi.

   Nihayet 31 Ağustos'ta toplanan kabine, Sultan Murad'ın tahttan indirilmesine karar verdi. Şey'hülislam, Padişahı'ın şuurunun yerinde olmadığından hal için buna cevaz (izin) veren bir fetva hazırladı. Doktorlar Sultan'ın iyileşmesinin imkansız olduğuna dair rapor verdiler. ertesi gün devlet ileri gelenleri Topkapı Sarayı Divan-ı humayun salonunda toplanarak Sultan Murad'ı tahttan indidiler (31 Agustos 1876). Aynı gün Osmanlı tahtına geçen Sultan İkinci Abdülhamid Han'a herkes biat etti.

   Murad Han, saltanattan hal'inden sonra ailesiyleberaber kendisine ayrılan Çırağan Sarayı'na yerleşti.Abdülhamid Han'ın bizzat ilgilenip, zamanın meşhur doktorlarını göndererek tedavi ettirmesiüzerine bir müddet sonra tamamen iyileşti. Vefat edinceye kadar yirmi sekiz yıl ikamet ettiği Çırağan Sarayı'nda vaktini okumak ve torunlarını okutmakla geçiren Murad Han, Abdülhamid Han'ın nazikane hatır sormasını, daima teşekkürle cevaplandırdı. 1905'de şiddetini arttıran şeker hastalığı bildirilince, Abdülhamid Han doktor Ali Rıza Paşa ile Etfal hastahanesi başhekimi İbrahim Paşa'yı tedavisi için görevlendirdi. Fakat bütün uğraşmalara rağmen kurtarılamadı ve 28 Ağustos 1905 Pazartesi gecesi vefat etti. Cenazesi Hanedana mahsus merasimle kaldırılıp Hidayet Camii'nde namazı kılınarak Yeni Camii türbesinde, annesi Şevkefza Kadın Efendinin yanına defnedildi.

TÜRK SULTANLARI SULTAN ABDÜLAZİZ HAN


 SULTAN ABDÜLAZİZ HAN

BABASI...SULTAN İKİNCİ MAHMUD HAN
ANNESİ...PERTEVNİYAL SULTAN
DOĞUM TARİHİ...8 ŞUBAT 1830
VEFAT TARİHİ...4 HAZİRAN 1876
SALTANATI...1861-1876

Osmanlı padişahlarının otuzikincisi ve islam halifelerinin doksan yedincisi. Küçük yaşta din ve fen ilimlerini tahsile başladı. Kısa zamanda Arapça, Farsça ve dini bilgileri çok iyi bir şekilde öğrendi. Ayrıca boş zamanlarını değerlendirerek ata binmek, kılıç kullanmak, güreş tutmak, cirit atmak gibi zamanın bütün spor dallarında pek mahir oldu. Ağabeyi Abdülmecid zamanında veliahd ilan edilen Abdülaziz bundan sonra devlet idaresi ve Avrupa'nın siyasetini iyi bir şekilde takibe çalıştı. Abdülmecid Han'ın 25 Haziran 1861'de ölümü üzerine tahta çıktı.

   Bu sırada devlet'in durumu son derece karışıktı. Mali sıkıntı son haddinde idi. Karadağ, Hersek ve Girit'te büyük karışıklık hüküm sürüyordu. Avrupa devletlerinin müdahalede bulunacaklarını anlayan Abdülaziz Han yayınladığı bir fermanla onların Tanzimat konusundaki endişelerini, nisbeten ortadan kaldırdıi. Mali konulardaki sıkıntının önüne geçebilmek için israf ve gereksiz harcamaların önlenmesine çalıştı. Rüşvet ve irtikab işine karışanları şiddetle cezalandırdı.

  1862'de Karadağ bölgesinde çıkan isyanı serdar-ı ekrem Ömer Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu ile anında bastırdı. Mısır'da son yıllarda Osmanlı Devleti'ne karşı bağlılığın azaldığının farkında olan Abdülaziz Han, bu bölgeye bir seyahat düzenledi. Mısır valisi İsmail Paşa'ya Hidiv ünvanını verdi. Gittiği her yerde muhteşem merasimler ve halkın sevgi gösterileri ile karşılanan Sultan, Mısır'ın payitahta olan bağlılığını güçlendirdi. Osmanlı Devleti'ndeki müsbet gelişmelerin önüne geçmek isteyen batılı devletler Girid'de büyük bir isyan çıkardılar ve adanın beynelmilel bir komisyon tarafından idaresini istediler. Bunu şiddetle reddeden Abdülaziz Han, bazı imtiyazlarla meseleyi bir müddet için halletti.

   Abdülaziz Han, 21 Haziran 1867'de Fransa, İngiltere, Belçika, Prusya ve Avusturya'yı içine alan bir geziye çıktı. Sultan'ın bu gezisi genel barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Avrupa devletleri ile olan münasebetler iyileşti. Abdülaziz Han, devlet ve milletin bekası ve huzuru için gece gündüz çalışırken içte batı hayranı ve mason devlet adamları her türlü siyasi desiselerle nizam ve intizamın bozulmasına gayret sarfediyorlardı. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Süavi gibi yazarlar halkı Padişah'a karşı düşmanlığa teşvik ederken, mütercim Rüşdü, Hüseyin avni ve Mithat Paşalar da padişah'ı devirmenin hesapları içerisindeydiler. Nitekim gözlerini iktidar hırsı bürümüş bu devlet adamları, 1875'de patlak veren Bosna-Hersek isyanı ile, ardından çıkan Rus harbini fırsat bildiler. Abdülaziz Han, ssıkıntılar içinde olmasına rağmen Sırbistan'ı kısa sürede mağlup etti. Bulgaristan'daki karışıklıkları mahalli kuvvetlerle bastırdı. Ancak Hüseyin Avni, Mithat, Redif ve Süleyman Paşalar 30 Mayıs 1876 günü Dolmabahçe Sarayı'nı kuşatarak Sultan'ı tahttan indirdiler.

   Abdülaziz Han efradıyla birlikte çeşitli hakaret ve işkencelere maruz bırakıldıktan sonra 1 Haziran 1876'da Fer'iye Sarayı'na nakledildi. Avni Paşa üç gün sonra, güvenlik gerekçesiyle saray bahçesine yerleştirdiği adamlarına verdiği emirle, Kur'an-ı Kerim okumakta olan Sultan'ın bileklerini kestirerek şehid ettirdi. Hadiseye intihar süsü verilmeye çalışıldı. Ancak pehlivan yapılı Abdülaziz Han'ın zorbalarla boğuşması sırasında vücudunda meydana gelen çürükler ile iki dişinin kırık olduğunu görgü şahitleri ifa'de etmişlerdir. Zaten tıp ilmi, intihar edecek bir şahsın iki bileğinin damarlarını kesemeyeceğini belirtmektedir. Şehid Sultan'ın cenazesi 5 Haziran 1876 günü pederi Sultan İkinci Mahmud Han'ın Çemnerlitaş'taki türbesine defn edildi.

   Abdülaziz Han iyi niyetli, dindar, her sabah Kur'an-ı Kerim okuyan, son derece vakar sahibi bir kimse idi. Devrin alimlerini sayarak toplar münazaralar yaptırır, kendisi de bazen bu münazaralara iştirak ederdi. Devlet işlerini bilfiil kendisi idare etmeğe çalışırdı. Onun en büyük gayesi Devlet-i Aliyyenin istiklalinin devam etmesi ve halkının refah içinde yaşaması idi. Bu sebeple ilim ve teknikte ilerlemeeye ve imar faaliyetlerine büyük önem verdi. 1863'de sahillere deniz fener leri yapıldı ve devlet şurası kuruldu. 1867'de Sultan'i mektebleri(Liseler), 1868'de sanayi mektebleri, 1869'da Süveyş kanalı açıldı. 1870'de şark rüşdiyye mektebleri açıldı. Donanmaya büyük önem verdi. Hind Okyanusu'na kadar donanmamızı göndererek, Osmanlı deniz gücünü İngilizlere kabul ettirdi. Osmanlı donanmasının birinci Dünya ve Kurtuluş harpleri sırasındaki muvaffakiyeti, Sultan Abdülaziz'in donanmaya kazandırdığı bu kudretle mümkün olmuştur.

TÜRK SULTANLARI SULTAN ABDÜLMECİD HAN


SULTAN ABDÜLMECİD HAN

BABASI...İKİNCİ MAHMUD HAN
ANNESİ...BEZM-İ ALEM SULTAN
DOĞUM TARİHİ...25 NİSAN 1823
VEFAT TARİHİ...25 HAZİRAN 1861
SALTANATI...1839-1861

Osmanlı Sultanlarının otuzbirincisi ve İslam halifelerinin doksanaltıncısı. Küçük yaştan itibaren mükemmel bir tahsil gördü ve iyi derecede fransızca öğrendi. Avrupa neşriyatını yakından takib eder, onların ilmi çalışmalarını ve siyasi fikirlerini öğrenmeye çalışırdı. Babası İkinci Mahmud Han'ın 1 Temmuz 1839'da vefatı üzerine henüz 16 yaşında iken Osmanlı tahtına çıktı.

   Abdülmecid Han, tahta çıktığında Osmanlı Devleti iç ve dış buhranlarla karşı karşıya idi. Osmanlı ordusu Nizip'te Mehmed Ali Paşa kuvvetlerine mağlup olmuştu. İki gün sonra da Kaptan-ı Derya Hain Fevzi Ahmed Paşa Osmanlı Donanmasını Mısır'a götürüp teslim etti. İngilizler bu sırada Osmanlı tahtında devlet idaresinde tecrübesiz bir padişah bulunmasını fır- sat bilerek harekete geçtiler. Osmanlı Devletine tam destek olmak va'diyle Mustafa Reşid Paşa'yı sadrazamlığa getirttiler. Paris ve Londra'da sefirlik yapan Reşid Paşa, bu müddet içerisinde aldatılarak mason yapılmıştı. Nitekim iktidara gelir gelmez ilk işi Tanzimat Fermanı'nı ilan etmek oldu. (3 Kasım 1839). Osmanlı Devletinin yıkılmna ve yok olma devrine açılmış bir gedik olan Tanzimat Fermanı devlete ve millete çok pahalıya mal oldu.

   Sultan Mahmud Hanı'n açtığı ileri medeniyet yolu üzerine engel olarak oturan tanzimat adamları. Avrupa ilmini ve tekniğini almak yerine sathi taklitler üzerinde durdular.Böylece ilim ve teknikte ilerleme durdu. Avrupanın yaşayışına hayran olarak yetişen yeni nesiller taklit modasına kurban gittiler. Memleket şartlarını ve ihtiyaçlarını anlamadan rejim davasına kapılan tanzimat devri adamları, daha sonra ihtilalci olarak gayr-i müslimlerle birleşmişler ve buhranları arttırarak, devleti sarsmaktan başka bir işe yaramamışlardır.

   Mustafa Reşid Paşa ve yetiştirmelerinin Osmanlı Devleti içinde kendilerinin yıllardır yapamadığı tahribatı kısa zamanda gerçekleştirdiğini gören İngilizler, Mısır mes'elesinin hallinden sonra Osmanlı Devleti'nin başına yeni gaileler açtırmakta gecikmediler. Mustafa Reşid Paşa, İngiliz ve Fransız desteğini alarak 4 Ekim 1853'de Rusya'ya harb ilan etti. Ancak Osmanlı Devleti, Rusya ile savaş yaparken, İngilizler, dünyadaki ikinci büyük islam devleti olan Gürganiye Devleti'ni yıktılar. Hindista, İngilizlerin sömürgesi durumuna geldi. Abdülmecid Han, batılıların yaldızlı reklamlar ve sahte dostluk- larla örtbas etmeye çalıştıkları islamiyet'i imha hareketini çok geç anladı. Reşid Paşa'yı görevinden aldı. 1853-55 Rusya ile olan Kırım harbi başarı ile neticelenmesine rağmen, savaş harcamaları dış borçlanma yolunu açtı. Osmanlı Devletinin savaşı kazanmasında rol oynayan İngiltere ve Fransa, devlet içinde yeni ıslahatlar istediler. Reşid Paşa'nın yetiştirmesi Ali Paşa'nın İngiliz ve Fransız elçileri ile ortaklaşa hazırladıkları Islahat Fermanı 1856'da ilan edildi. Bu ferman da Osmanlıların hıristiyanlara verdiği büyük bir tavizdi. Nitekim fermanın uygulaması pek çok yerde büyük tepki gördü.1858'de Cidde'de ayaklanma başgösterdi. Eflak, Boğdan ve Karadağ' da bağımsızlık hareketleri başladı. Devletin içine düştüğü feci durum sebebiyle, üzüntüsünden tüberküloza yakalanan Sultan Abdülmecid Han, 25 Haziran 1861'de vefat etti. Yavuz Sultan Selim Han'ın türbesinin yanına defnedildi. "Atam Yavuz Sultan Selim Han'a hürmeten türbemi onunkinden daha aşağı yapın" şeklindeki vasiyeti üzerine türbesi Sultan Selim'inkinden daha alçak ve kısa olarak yapıldı.

   Abdülmcid Han devri, Sultan İkinci Mahmud Han'ın açtığı yenileşme yolunun, Mason Reşid Paşa ve yetiştirmeleri eliy- le bozulduğu ve Avrupa'nın her bakımdan taklide başlandığı bir devir olarak göze çarpmaktadır. Abdülmecid Han hatasını anla- dıktan sonra memleketi, milleti kemiren iç ve dış düşmanlara karşı tedbirler arar ve bu iş için gece gündüz Allahü Tealaya yalvarırdı. Ancak Osmanlı Devleti'nin içte isyanlar ve dışta Rusya ile harblerini fırsat bilen İngilizler, yetiştirdikleri ve iş başına getirmeye muvaffak oldukları devlet adamları sayesinde ona bu fırsatı tanımadılar. Abdülmecid Han, bu karışık devrede memleket içinde çok başarılı işler de yaptı. 1844'de bugünkü Galata Köprüsü olarak bilinen Mecidiye Köprüsünü, 1848' de Küçük ve Büyük Mecidiye (Ortaköy) camilerini yaptırdı. 1853'de İstanbul-Varna-Kırım arasında ilk telgraf hattı döşendi. Bu harekete hız verilerek, 1870'de 36.000 km'lik telgraf hattı ile Osmanlı Devleti dünya devletleri arasında en ön sıralarda yer aldı. 1860'da İzmir-Turgutlu arasında demiryolu yapıldı. Ayrıca İstanbul'un her yerinde pek çok cami, mescid, mekteb, hastane ve çeşmeler de yapılmıştır

TÜRK SULTANLARI SULTAN İKİNCİ MAHMUD HAN


SULTAN İKİNCİ MAHMUD HAN

BABASI...SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİT HAN
ANNESİ...NAKŞ-İ DİL SULTAN
DOĞUM TARİHİ...20 TEMMUZ 1776
VEFAT TARİHİ...1 TEMMUZ 1839
SALTANATI..1808-1839

Osmanlı sultanlarının otuzuncusu ve islam halifelerinin doksan beşincisi. 20 Temmuz 1786'da İstanbul'da doğdu. Küçük yaştan itibaren yüksek din ve fen ilimlerini, devrin kıymetli alimlerinden öğrendi. Amcası Üçüncü Selim Han onun yetişmesine çok itina göstererek, modern askeri ve teknik bilgilerle devlet idaresini iyi bir şekilde öğrnmesini sağladı. Tahttan indirildikten sonra da yeğeni Mahmud'la sık sık görüşerek , ona tavsiyelerde bulundu. 28 Temmuz 1808'de Alemdar Mustafa Paşa vak'ası Üzerine Osmanlı tahtına çıktı.

   Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getiren Mahmud Han, öncelikle asileri ortadan kaldırdı. Sekban-ı cedid adıyla yeni ve modern bir ordu kurdu. Yeniçerileri itaat ve disiplin altına almak için kanunlar koydu. Ancak bu gelişmelere karşı çıkan yeniçeriler, 15 Kasım 1808'de büyük bir isyan çıkararak Alemdar'ı öldürdüler. Makmud Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı.

   Sultan Mahmud iç işlerle uğraşırken, Eflak ve Boğdan'a sahip olmak isteyen Ruslar, Osmanlı Devleti' ne savaş açarak Eflak, Boğdan, Besarabya ve Dobruca'yı kısa sürede işgal ettiler. Balkanlarda Sırp ve Hicaz'da Vehhabi isyanları çıkarak süratle genişledi. Bu isyanlar üzerine Mahmud Han 1812'de Ruslarla Bükreş antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Serasker Hurşid Paşa, kısa sürede Sırp isyanını bastırdı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa da Vehhabi ayaklanmasını önlemek üzere görevlendirildi. Hicaz'ı istila eden Vehhabiler, Ehl-i sünnet müslümanlara akılnalmaz işkence ve zulümler yaptıkları gibi, dine hakaretleri de dayanılamayacak mertebeye gelmişti. Mehmet Ali paşa, yaptığı silahlı mücadelelerden sonra, mübarek beldeleri Vehnabilerden temizledi. Zafer haberine çok sevinen Mahmud Han, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'ya ihsanlarda bulundu. Mahmud Han 1821'de ortaya çıkan Mora isyanını kısa sürede bastırırken, ayaklanmanın ele başısı olarak gördüğü Patrik Gregorios'u patrikhanenin ortakapısında astırdı.Sultan Mahmud bu olaylar sırasında yeniçeri ve sipahilerin tecavüz ve zorbalıklarının önüne geçilemeyecek bir hal aldığını gördü. Aynı zamanda yeni talim ve eğitim kurallarını da reddeden bu fesat ocağının ortadan kaldırılması emrini verdi. Sancak-ı şerif çıkarılıp dinine ve padişaha bağlı olanların onun altında top- lanarak mücadeleye girişmesi istendi. Böylece Türk Tarihinde eşine ilk defa rastlanan bir olayla Padişah'a bağlı birlikler halkla bütünleşerek, fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırdı- lar.Yeniçeri ocağının kaldırılması hayırlı bir olay kabul edilerek, tarihe "Vak'a-i Hayriye" adıyla geçti.

   Mahmud Han büyük bir gayret ve çalışmayla kısa sürede Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni ve Avrupai tarzda sistemli bir orduya sahip oldu. Topçu, lagımcı ve hurmbaracı ocaklarını ıslah etti. Mekteb-i Bahriyeyi kurdu. Eğitim ve öğretim en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar getirtti. Ancak osmanlı Devleti'ndeki bu sür'atli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini hoşnud etmedi. ingiliz ve Fransızlar Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşid Paşa gibi adamların yardım vadiyyle aldatarak, Rusya ile harbe sebebiyet verdikleri gibi, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'yı da devletine karşı kışkırttılar. Sultan mahmud Han bu durumda; Bir yandan devlete yeni nizan verirken, bir yandan da buhran çıkaran iç ve dış düşmanlarala uğraşarak isyanları bastırmaya ve imparatorluğu kurtarmaya çalışıyordu. Bunlar arasında en kötüsü Mısır valisi Memet Ali Paşa'nın çıkardığı isyan olup, hadise milletler arası ağır bir mes'ele halini aldı. Nitekim bütün buhranlar karşısında, irdesi, sabrı ve cesareti kırılmayan Hakan, bu hadisenin ıstırabı içinde 1 Temmuz 1839'da hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Çemberlitaş'taki türbesine defn edildi.

   İkinci Mahmud Han, askeri, idari ve san'at sahalarında kendini çok iyi yetiştirmiş, dindar,akıllı,zeki,çalışkan ve azim sahib bir padişahtı. İlim ve san'at adamlarına ve eserlerine ziyadesiyle alaka gösterir, kıymet verip himaye ederdi. Osmanlı Devleti'nin ilerlemesini, teknik ve sanayide devrin seviyesine ulaşılmasında görüyordu. gayret ve sebat sahibi bişr padişahtı. Devrindeki bütün hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Düşmanlara ve asilere karşı aciz, fakat devlet nizamına ve yeniliklere engel olan yeniçeri ocağını ve başına buyruk kimseleri ortadan kaldırmakla en büyük inkilabı gerçekleştirdi. Lakin iş başında iktidar sahibi ve dinine bağlı devlet adamlarının bulunamayışıonunyalnız kalmasına sebep olduğu gibi yeniliklerle kesin bir neticeye varmasınıda önledi.

   Ayrıca şair olan ve şiirlerinde Adli mahlasını kullanan Mahmud Han, bu buhran devresinde, yaptırdığı ilim, san'at eserleri, hayır kurumları ve sosyal müesseseleri ile ülkeyi imar etti.

TÜRK SULTANLARI SULTAN DÖRDÜNCÜ MUSTAFA HAN


SULTAN DÖRDÜNCÜ MUSTAFA HAN

BABASI... SULTAN BİRİNCİ ABDÜL HAMİT HAN
ANNESİ...AİŞE SİNEPERVER VALİDE SULTAN
DOĞUM TARİHİ...8 EYLÜL 1779
VEFAT TARİHİ...15/16 KASIM 1808
SALTANATI..1807-1808

Osmanlı sultanlarının yirmi dokuzuncusu ve İslam Halifelerinin doksandördüncüsü. 8 Eylül 1779 tarihinde Aişe Sineperver Valide Sultan'dan doğdu. Şehzadeliğinde yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek yetiştirildi. Amcası Sultan Selim Han'ın ıslahat fikirlerine karşı çıkan bazı devlet adamları yeniçerileri tahrik ettiler. Neticede Kabakçı Mustafa'nın sevk ve idaresinde ayaklanan yamaklar, Selim Han'ı tahttan indirerek şehzade Mustafa'yı sultan ilan ettiler.(29 Mayıs 1807)

   Devlet idaresini ele geçiren asiler, Nizam-ı cedid kuvvetlerini dağıttılar. İsyanın teşvikçisi köse Musa Paşa Sultan Selim taraftarlarını birer birer ortadan kaldırdı. İstanbul'daki isyan, Rus cephesindeki ordunun disiplinini de bozdu. Orduda bulunan Selim Han taraftarlar, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşanın yanına sığındılar. Bu hadiseler üzerine Mustafa Han sadrazam Hilmi Paşa'yı azlederek yerine Çelebi Mustafa Paşa'yı sadarete getirdi. Osmanlı Ordusundaki bu karışıklıktan faydalanan Ruslar, Eflak ve Boğdan'da bazı kaleleri ele geçirdiler. Ancak bu sırada Ruslar'ın Fransa imparatoru Napoleon karşısında zor durumda kalmaları, barış istemelerine sebep oldu. 20 Ağustos 1807'de yapılan mütarekeye göre Ruslar, Eflak,Boğdan ve diğer zaptettiği yerleri tahliye ederek çekilecekti.

   Dördüncü Mustafa Han, Rusya ile yapılan mütarekeden sonra, İstanbul'da asayişi sağlayabilmek için harekete geçti. Bu sırada asiler işi çığırından çıkararak halkın mallarınıyağmalamaya, yeniçeriler de her işe karışmaya başlamışlardı. Mustafa Han öncelikle asilerin bir kısmını çeşitli bahane ve vazifelerle saraydan uzaklaştırdı. Ancak zorbaları tamamen sindirebilmek için büyük bir güce ihtiyaç vardı. Bunun için Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'a gelmesi istendi. Kendisine sadık 16 bin kişilik kuvvetle harekete geçen Alemdar, öncelikle boğaz nazırlığı yapmakta olan Kabakçı Mustafa'yı öldürterek kafasını sadrazaama yolladı. Kabakçı'nın öldürülmesi, saray erkanı ve yeniçeriler arasında büyük telaşa sebep oldu. Daha sonra İstanbul'a giren Alemdar, zorbaları ortadan kaldırmaya ve fesatçıları sürmeye başladı. Bu sırada Alemdar'ın tarafdarları Sultan Selim Han'ı tekrar tahta çıkarmaları için tahrike başladılar. Bunu sezen sadrazam Çelebi Mustafa Paşa, kendisinden İstanbul'u terketmesini istedi. Buna karşılık Alemdar Mustafa Paşa 28 Temmuz günü onbeş binden fazla askeri ile Bab-ı Ali'yi bastı. Sadrazamdan mührünü aldı. Ancak Selim'in yeniden tahta çıkması halinde kendilerini öldürteceğinden korkan asiler ve bazı devlet adamları, padişahtan Üçüncü Selim ve Şehzade Mahmud'un öldürülmeleri için ferman çıkarttırdılar. Nitekim zorla saraya giren Alemdar, Selim Han'ın hançer darbeleriyle şehid edilmiş cesedi ile karşılaştı. Hizmetkarlarının yardımı sayesinde kurtulan şehzade Mahmud' Padişah ilan etti. (28 Temmuz 1808). Mustafa Han ise, Topkapı sarayına yerleştirildi.

   Mustafa Han, zeki ve tedbirli olmasına rağmen, Üçüncü Selim Han'ın tahttan indirilmesi ve başlatmış olduğu ısla- hatların feci akıbeti neticesinde tahta çıkarıldığından, isyancıların etkisinde kaldı. Yeniçerilerin tamamen zorba bir gü- ruh olmaları sebebiyle isyancıları cezalandıracak bir kuvveti yanında bulamadı. Bu sebepşe onların isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Daha sonra asileri sindirmek üzere çağırdığı Alemdar Mustafa Paşanın, Selim Han'ı tekrar tahta çıkarma teşebbüsü, Mustafa Han'ın aleyhte hareketine sebep olsu. İkinci Mahmud Han'ın saltanatı döneminden ve ıslahatlarından memnun olmayan bazı devlet adamları, yeniçerileri tahrik ettiler. Ayrıca kendilerine yakın gördükleri Dördüncü Mustafa'yı tahta geçirmek için harekete geçtiler. Bu durum şeyhülislam'ın verdiği fetva üzerine Mustafa Han'ın öldürülmesine yol açtı. Mustafa Han'ın cenazesi merasim ile kaldırılarak, Bahçe kapısında babası Birinci Abdülhamid'in türbesine defnedildi. Saltanat müddeti bir sene iki ay olup, ölümünde yaşı otuz idi

TÜRK SULTANLARI SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM HAN


SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM HAN

BABASI...SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA HAN
ANNESİ..MİHRİŞAH SULTAN
DOĞUM TARİHİ..24 ARALIK 1761
VEFAT TARİHİ...28 TEMMUZ 1808
SALTANATI...1789-1807

Osmanlı sultanlarının yirmi sekizincisi ve İslam halifelerinin doksan üçüncüsü. 24 Aralık 1761' de Topkapı Sarayı'n da doğdu. Şehzadeliğin de, en değerli hocalar elinde mükemmel bir eğitim ve öğretim görerek yetiştirildi. Yüksek din ve fen ilimleri, Arapça ve Farsçayı öğrendi. Amcası Birinci Abdülhamid devrinde hükümdarlık sırasının kendisine de geleceğini düşünerek, Avrupa devletlerinin siyasetini, idari ve askeri eşkilatlarını öğrenmeye çalıştı. Amcasının vefatı üzerine 28 Mart 1789' da tahta çıktı.

   Üçüncü Selim Han' ın hükümdar olduğu sırada Osmanlı-Rus ve Avusturya harpleri devam etmekteydi. Bilhassa Kırım' ın Moskof işgaline düşmesi dolayısıyla Selim Han çok üzülüyordu. Hazmedemediği bu durumu bir an önce düzeltmek istiyordu. Nitekim onun şiirlerinde:

Yüzüm tuttum cenab-ı Kibriya' ya
Resul' ün zikrin aldım ibtidaya
Gidelüm ceyş-i küffara gazaya

Bizim bu memleket kalsun mu böyle!
Olaydım ölmeden bir kez seferber,
Hüda emriyle olursak muzaffer,
İnayet etmez mi Halik-i ruz-i mahşer,
Kalalım mı kılıç altında böyle!

şeklindeki feryatları vatanın kaybı üzerinde ne derece hassas düşündüğünü göstermektedir. O düşmana haddini bildirmeden ve ecdadının ahını yerde bırakmadan Allah' ın canını almasını ve devletin kuvvet bulmasını niyaz eder.

   Cephedeki serdarlara fermanlar göndererek düşmana karşı cansiperane mücadele edilmesini ve Kırım' dan çıkarılmasını istedi. Buna karşılık Osmanlı ordusunun Rusya ve Avusturya cephelerinde bozgun durumda bulunması sebebiyle sadrazam Padişah' a "Askerde cenk edecek hal yoktur" diye cevap verdi. Bu haber üzerine daha da kederlenen Sultan; "Ban kan ağlıyorum" dedikten sonra, gece gündüz uğraşarak gönderdiği bunca askerin ne olduğunu sorar. Lakin bu ordu ile zafer kazanılmasının mümkün olmadığını anlayan Selim Han, Avusturya ile 1791' de Ziştov, Rusya ile de 1972' de Yaş muahedelerini imzaladı.

   Bu sırada Avrupa' nın ve hususiyle komşularının Fransa ihtilali ile meşgul olmalarını fırsat bilen Selim Han, derhal ıslahat teşebbüslerine girişti. Devlet adamlarının ıslahat hakkındaki fikirlerini raporlar halinde aldı. Bir komisyon kurarak ıslahat programını hazırlattı. Bu programda askeri ıslahatın yanısıra, mülki, idari, ticari, ictimai ve siyasi ıslahatlar da yer alıyordu. Bu programa bağlı olarak 24 Temmuz 1793' de Bostancı ocağına bağlı, modern tarzda Nizam-ı cedid adıyla yeni bir ordu kurdu. Irdunun teknik sınıfları takviye edilerek , humbaracı, topçu ocakları için yeni kanunlar yapıldı. Avusturya, Fransa, Prusya ve İngiltere merkezlerine gönderilen elçiler, bulundukları memleketlerin her türlü ilerlemeleri ve gelişmeleri hakkında bilgiler toplayarak İstanbul' a rapor edeceklerdi.

   Selim Han geceli gündüzlü çalışma ile kısa bir sürede gerçekleştirdiği ıslahatların neticelerini görmeye başladı. Mısır' ı işgal eden Napolyon' un 17 Mart 1799' da Akka kuşatması nizam-ı cedid ordusu tarafından kırıldı. Akka önünde ağır bir bozguna uğrayan Napolyon, 22 Ağustos 1799' da Mısır'ı da terketmek zorunda kaldı. 1803' de Arabistan' da ortaya çıkan vehhabi isyanı bastırıldı. 1805' de Fransız ihtilalinin etkisiyle Rumeli' de başgösteren isyan hareketleri Abdurrahman Paşa komutasındaki Nizam-ı cedid askeri tarafından kısa bir sürede bastırıldı. Bu olayları fırsat bilen Rusya, Osmanlı Devleti' nin içişlerine karşmaya başladı. Osmanlı topraklarına girerek Hotin, Bender, Kili ve Akkerman' ı ele geçirdi. İngilizler Mısır' a saldırdı. Fakat disiplinli ve kudretli yeni Osmanlı orduları, İngiliz ve Ruslara her cephede üstünlük kurdular.

   Osmanlı ordusu cephede başarılar elde ederken, İstanbul' da Nizam-ı Cedid düşmanları harekete geçti. Fransa ve İngiltere' nin de etkisi ile Osmanlı devlet adamlarının bazısı da olayları kışkırttı. Aleyhte büyük bir isyanın başlaması üzerine üçüncü Selim Han Nizam-ı Cedid ıslahatlarını kaldırdığını açıkladı. Ancak bununla yetinmeyen isyancılar Nizam-ı Cedid taraftarı devlet adamlarını şehid ettikleri gibi, Selim Han' ı da tahttan indirdiler (29 Temmuz 1808). Ruscuk yaranı Alemdar Mustafa Paşa kuvvetleriyle gelerek Selim Han' ı tekrar tahta çıkarmak için harekete geçti ise de, daha önce davranan asiler, Sultan' ı şehid ettiler (28 Temmuz 1808). Laleli Camii yanında babası üçüncü Mustafa Han' ın türbesine defne edildi.

   Selim Han saltanatı müddetince içte ve dışta düşmanlarıyla mücadele etmesine rağmen , ülke imar edilip fazla toprak kaybı olmadı. Başlattığı ıslahat hareketlerinin tam meyvelerini toplayacağı sırada şehid edildi. Üsküder' da Selimiye ve Çiçekçi Camii, Selimiye Kışlası ve Heybeliada' da Bahriye mektebini yaptırdı. Şair ve hattat olup, şiirlerinde İlhami mahlası kullanırdı.

TÜRK SULTANLARI SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD HAN


SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD HAN

 BABASI...SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED HAN
ANNESİ...RABİA ŞERMİ SULTAN
DOĞUM TARİHİ...20 MART 1725
VEFAT TARİHİ...28 MART 1789
SALTANATI...1774-1789

Osmanlı Padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. 20 Mart 1725 yılı Topkapı Sarayında dünyay geldi. Küçük yaştan itibaren zamanın büyük alimleri tarafında ilim öğretildi. Akıllı,zeki,ileri görüşlü, kültürlü,gayretli bir şehzade olan Abdülhamid, agabeyi Sultan üçüncü Mustafa Han'ın 21 Ocak 1774'de vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına oturdu.

   Osmanlı devleti en buhranlı devresinde tahta çıkan Abdülhamid Han, Rus harbini kardeşi üçüncü Mustafa gibi en az zararla kapatmayı düşünüyordu. Gerçektende altı yıl boyunca devam etmekte olan Rus savaşı Osmanlı devleti'nin aleyhine olarak gelişiyordu. Neticede Sultan Abdülhamid Han, Küçük Kaynarca Andlaşması ile Kırım'ın Osmanlı Devleti'nden ayrılması,Rusların Karadeniz'de donanma bulundurmaları ve ortodoks koruyuculuğunu yapmaları şartlarını kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Bu muâhedenin en agır maddelerinde biri Kırım'ın Rusya'nın müdâhelesine açık bırkılması idi. Bu sebeple Ruaya ile her an sulh döneminin bozulabileceğini hesaplayan Sultan Abdülhamid Han, bilhassa kapı kulu ocaklarının ıslâhı için harekete geçti. Fransa'dan mühendisler getirtti. Mühendishâne-i bahr-i hümâyunu (Devlet Deniz Mühendishanesi'ni) kurdurdu. Sürat topçuları ocağı geliştirildi.

   Bu arada Rus muhâberesindeki karşılıklardan isfade ile Anadolu, Mısır, Hicaz ve Şam'da çıkan isyanları bastırdı. İran kuvvetlerini hudud tecavüzleri üzerine başlayan savaşlar Osmanlıları'ın zaferiyle sonuçlandı. Basra ele geçirildi. Rus tehlikesine karşı Soğucak ve Anapa kaleleri tahkîm edildi. Öte yandan 1784'de Rusya Kırım'daki hanlık Çekişmlerini fırsat bilerek bu ülkeye girdi ve binlerce müslüman ve Türk'ü katlettikten sonra ilhak ettiğini bidirdi. Her Osmanlı gazasına koşan ve;

Râyete meylederiz kamet-i dilcû yerine,
Tûğa dil bağlamışız kâkül-i hoş-bû yerine,
Olmuşuz cân ile billah Gazâyi teşne,
Kanını düşmen-i dinin dökeriz su yerine.

diyen kırımlıların asil ve kahraman sesleri kısılmış, Rusların hanlığı ilhak etmeleri Türkler için unutulmaz bir ıstırap kaynağı olmuştu. Bütün nüfusu Türk olan hanlığın kaybı Macaristan ve Orta Avrupa'nın gidişine benzemiyordu. Nitekim bu oldu bittiye tahammül edemeyen Abdülhamid Han, 1787'de Rusya'ya harb ilan etti. Ancak Ruslar'ın Avusturya'yı da savaşa ikna etmesi, Osmanlı Devleti'ni iki cephede savaşmaya mecbur bıraktı. Serdar Koca Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, sebeş'de Avusturya kuvvetlerini bozguna uğrattı. Buna karşılık Rus cephesinde komutanlar arasındaki rekabetler, bozguna zemin hazırladı. Ruslar Yaş ve Hotin kalelerinden sonra Özi'ye de girdiler ve burada tarihte eşine az rastlanan bir katliam yaptılar.

   Nitekim Sultan Birinci Abdülhamid Han kendisine sadrazam tarafından gönderilen Özi Kalesi ile ilgili raporun okunması sırasında yapılan mezalimi dinlerken " Potemkin nam moskof prensi, kalede mevcud yirmibeş bin müslümanı bila istisna katleylemiş, çocuk, yaşlı, hamile, emzikli demeden cümlesini şehid eylemiştir." cümlesine gelince, üzüntüsünden felç geçirerek vefat etti (28 Mart 1789). Eminönü Bahçekapısındaki türbesine defn edildi.

   Sultan Birinci Abdülhamid Han, yaptığı her işte Allah rızasını arar, kalbi islam için çarpardı. Devlet idaresinden boş kalan zamanlarını namaz kılarak cenâb-ı Hakk'ı zikr ile geçirir, elinden Kur'an-ı Kerîm'i düşürmezdi. Peygamber efendimiz ve Ehl-i Beyt'ini çok severdi. Bunun için Mekke ve Medine'ye hizmete, özel bir itinâ gösterirdi. Diğer Osmanlı Sultanları gibi tebeasına karşı kalbi şefkatle ve merhametle dolu idi. Pek çok imar faaliyetlerinde bulundu. Annesi Rabia Sultan'ın ruhu için 1778'de Beylerbeyi'nde bir cami, muvakkıthane, hamam ve sıbyan mektebi, Medine-i Münevvere'de medrese, Emirgan'da cami, Eminönün'de büyük bir imaret, çeşme, sebil, sıbyan mektebi, medrese, türbe ve bir kütübhane inşâ ettirdi. Türbesinde sandukanın kuzey tarafında bulunan duvar içinde bir mermer üzerinde Peygamber efendimizin kadem-i şerifleri ( Mübarek ayak izleri) bulunmaktadır.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...