21 Mart 2012

UZAYDAKİ KARA DELİKLER (KURT DELİKLERİ)


Yıldızların kararıp, düştükleri dev kuyular gördüm

HORUS ( Mısır Tanrısı)

Profesör Stephen W.Hawking, The Physics of Star Trek (Uzay Yolculuğunun Fiziği) adlı yeni bir kitaba yazdığı ön sözde zamanda yolculuğun mümkün olabileceğini öne sürdü. Zamanın iki ya da tek yönlü bir yolculuk olup olmadığı konusu, Aziz Augustinin zaman geçici bir şey midir, yoksa her zaman mevcut olmuş mudur? sorusunu ortaya atmasından bu yana 1500 yıldır insanların kafasını kurcalamayı sürdürüyor.

Bundan 100 yıl önce H.G. Wells, The Time Machine (Zaman Makinası) adlı romanında bu konunun fizikçilerce araştırılmasını önermişti.
Mekanda (gerçekte mekan-zaman ya da uzay-zaman) istenen yönde yolculuk yapılabildiğine göre, acaba zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi problemi teorik fizikçilerin zihnini kurcalıyor.
Cambridge Üniversitesindeki Isaac Newton kürsüsü profesörü Stephen Hawking, daha önce , eğer evrenin genişlemesi sona erer ve küçülmeye başlarsa, zamanın geriye doğru işleyebileceği fikrini ortaya atmıştı.

Ama bu nasıl bilinebilirdi?

Çünkü, bu takdirde, düşünce de geriye doğru işleyecekti. Fakat 1980 lerin sonunda, Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı, yalnıza ciltli baskısı 6 milyon satan kitabın ilk yayınlandığı sırada, tartışmalar kızışmaya başladı.

Hawking yalın ve katı kabullerle zamanda yolculuğa izin vermiyordu. Uzayda evrenin çeşitli parçalarını birbirine bağlayan solucan delikleri vardı. Kafaları karıştıran da bu Worm Holelardı zaten. Hawking California Institute of Technologydeki dostu Kip Thorne 1994te yayınlanan

Kara Delikler ve Zaman Boşlukları adlı kitabında, genel relativiteye ilişkin öndeneyimlerin, uzaydaki bir solucan deliğinden zamanda seyahat etmeyi mümkün kıldığını öne sürdü. Ancak bunun için deliklerden birini açık tutmak ve buradan bir insanı geçirmek gerekeceğini yazdı.

Solucan Delikleri, Einsteinın varlığını öngördüğü, varsayımsal uzay boşluklarıdır. Eğer uzayda boşluklar varsa, zamanda da boşluklar olmalıydı. Ne var ki bu boşluklar atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kısa süre ile varoluyor.

Dolayısıyla, bu boşluklardan birini yakalamak, açık tutmak ve insanın geçeceği kadar genişletmek hayli güç olabilir. Başka bir bilim adamı, Princeton Üniversitesinden Richard Gotta göre de, evrenin başlangıcı olan patlamadan, Big Bangden arda kalan, sonsuz uzunlukta ve hayli gizemli şeyler olan kozmik ipliklerden ikisi alınıp aynı hızla birbirlerinin yanından geçmeleri sağlanırsa, teorik bir zaman makinesi yapmak mümkün olabilir.

Kurt delikleri sonsuz ihtimali temsil eder. Bizim bildiğimiz uzayın ötesindedir. Sonsuz tünel burada üst üste labirent yumak gibi dolanır.

Onların içinde zaman yoktur. İmkansız ve zamansız bir bölgedir.

Bu atomaltı tüneller sayısız tanedir.
Boyları uzar, kısalır, birbiri üzerine dolanan solucanlar gibi hep kıpır kıpırdır.

Birbirlerine hiç dolaşmayan 10E-33 cmlik hortumlardır ve her an heryerdedirler.

Salınımlarıyla maddeye can verirler.

Worm Holelarda zaman olmadığı için dün ve yarın, en uzak ve en yakın, en büyük ve en küçük beraberdir.

Zamanın ve mekanın ötesindedirler. Tünellerin kurgusu Geometrik-Dinamik denen iki yasayla yönetilir. Kıpır kıpır kaynayan bu geometrik biçim, dinamiktir.

Tıpkı Windowstaki eğriler ve renkler adlı ekran koruyucu gibi. Döner, sallanır, uzar, kısalır, zamansızdır, dinamiktir. Philedelphia Deneyinde bu bölgeyi görmeleri muhtemel tayfaların gözlerindeki dehşete ve şaşkınlığa şaşırmamak gerekir.

Bu tüneller zaten imkansızı temsil ettikleri için her türlü garabete neden olabilirler. Telepatiden rüyalara, ilhamdan ışınlanmaya kadar çözemediğimiz herşeyin sebebi olabilirler. Kurt delikleri hakkında bu yazılanlardan sonra bir de şunu okuyun; Mısır Piramitlerinde bulunmuş bir yazı:

Ey İnsanoğlu, bu parşomende yazılı olanları iyi oku.

Oku; burada varolmadığın günleri bulacaksın.
 Eğer Tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen Oku çoçuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmiş ve geleceğin sırlarını oku İnsanoğlu ebediyetten bugüne kadar sadece burada yaşamadı. Bir çok kere, zamanda, dünyada yaşadı. Herbirinin arasında karanlık perdesi var.

 Ve şimdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri varolan tüm karanlık tüneller aydınlanıp görünecekler.İnancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; şimdi ebediyeti sonun sonun ve başlangıcın olmadığını anladık.

Bu bir sonsuz daire Çember yasasına göre; eğer bir şey doğruysa herşey doğrudur.
Yaratıcı, çeşitli şekillerde yüzünü gösterdi. Aslında o birdir. İstedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin.

Henüz herşey yanlış. Görünmeyen zamanların kudreti ruhların tümünü bağlayacak dünya öldüğünde; sona geldiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak.

DİLİMİZE SAHİP OLMALIIZ


 

Dilimize sahip olmalıyız!..
Yazdır e-Posta
Konuşabilme kabiliyeti, insanlara verilen en büyük nimetlerden bir tanesidir. Hayvanların dili, bizim dilimizden çok daha büyük olmasına rağmen onlar konuşamıyorlar...
Konuşmakla derdimizi daha rahat anlatabiliyoruz, ilim öğreniyor ve öğretiyoruz. Daha sayılamayacak kadar çok faydaları var. Bunun yanında, dilimizden dolayı büyük sıkıntılar da başımıza gelmiyor değil...
Dilin cirmi (kendisi) küçük ama yaptığı şeyler büyüktür. İnsanı cennete de götürür, cehenneme de. Nice insanlar yaptıkları konuşmalarla öldürülmüş veya yıllarca hapis yatmıştır. Niceleri de, yaptıkları güzel konuşmalarla takdir toplamış, yüksek makamlara çıkmış, büyük nimetlere kavuşmuştur.
İmanlı olabilmek için dahi -kalb ile tasdik ettikten sonra- dil ile de ikrâr etmeden olmaz. Nazarı bile bize haram olan bir hanım, bir sözle (nikâh akdi) helâlimiz oluyor, eşimiz oluyor, beraber yaşıyoruz. Ağzımızdan çıkan ve küfre sebep olan bir sözden dolayı hem imanımızı, hem de nikâhımızı tazelememiz lâzımdır.

PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ!..
Bunun için dilimize sahip olmalıyız. Konuşmaya başlamadan, konuşacaklarımızı kontrol etmeliyiz. Söyleyeceğimiz söz, kendimize veya başkasına bir fayda sağlayacaksa konuşmalıyız. Konuştuklarımız bir işe yaramayacaksa boşu boşuna konuşmuş oluruz.
Akıllı adam, düşünür sonra konuşur. Ahmak ise, konuşur sonra düşünür. Konuştuktan sonra iş işten geçmiştir, ok yaydan çıkmıştır. Pişmanlık fayda vermez artık.
Mümkün olduğu kadar az konuşmalıyız. Çok konuşmak ahmakların alâmetidir. Ahmakların birçok alâmeti vardır: Bir, çok konuşur, iki, sür’atle cevap verir, daha karşıdaki sorusunu bitirmeden o cevaplandırmaya başlar. Üç, çabuk güvenir karşısındakine. Sormadan soruşturmadan bir iki güzel sözüne aldanır ve ona güvenir.
Rabbimiz bize bir dil vermiş, iki de kulak, üstelik dilimizi de iki kilitle kilitlemiş. Dişlerimizle dudaklarımız. Bu, şu demektir; konuştuklarımızdan daha çok dinlemeliyiz...
Âlimin yanında susarsak, ilmimiz artar. Cahilin yanında susarsak sabrımız artar. Çünkü cahil saçma sapan konuşur, onu dinlerken sabretmek zorunda kalırız, bu da bizim olgunlaşmamıza sebep olur.
Çok konuşanı pek sevmezler. İmam Malik hazretlerine birinden bahsederler ve onu överler. İmam da, şöyle cevap verir:
-Doğrudur, değerli bir insandır. Ama bir aylık konuşmayı bir günde yapıyor!..
Lokman Hakîm, bir gün oğluna şöyle nasihatte bulunur:
-Yavrum! İnsanlar, güzel konuşmaları ile iftihar ederken sen de, güzel sükûtunla iftihar et!
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, konuşmalarına dikkat etsin. Ya doğru konuşsun veya sussun. Çünkü ağızdan çıkan bütün sözler melekler tarafından kaydedilir ve hesabı da görülür.)
Gereksiz yere konuşmamalı ve bizi ilgilendirmeyen soruları sormamalıyız. Meselâ; kandil günlerinde kimseye “oruç musun?” diye sormamalıyız. Orucum dese, kibirlenecek, günâha girecek. Değilim dese mahcup olacak.
Buna benzer, yolda karşılaştığımız kişiye nereden geldiğini veya nereye gittiğini de sormamalıyız. “Falanca adam bizi davet etti” veya “falancaya gidiyoruz” dese, bizim de tanıdığımız ise “bizi niçin davet etmedi” diye ona güceniriz...

“NE AMEL İŞLEDİN?..”
Dünyada iken birbirimize çok soru soruyoruz. Mesela; “adın nedir, kaç yaşındasın, ne iş yapıyorsun, tahsilin nedir, yabancı dilin var mı, evli misin, kaç çocuğun var?” gibi birçok soru... Kabre girdikten sonra sorular teke iner: “Amelin nedir?”
Cehenneme girenlerin çoğu dillerinden dolayı girerler. İnsanoğlunun hiçbir organı dili kadar iyi ve dili kadar kötü ve tehlikeli olamaz.
Nasıl ki dünya hırsı ile dolu olan bir kimse, helâl, haram ayırt etmeden ne bulduysa cebine ve midesine indirirse; aynen bunun gibi çok konuşmayı seven kimse de doğru-yanlış demeden aklına gelen her şeyi yerli, yersiz konuşur. Bundan çok pişmanlık ve sıkıntı görür, ama nafile!.. 

TÖVBE OLSUN DAHA ARAMAM SENİ

TÖVBE OLSUN DAHA ARAMAM SENİ

Kırdın hatırımı yedin ömrümü
Tövbe olsun daha aramam senin
Boşuna vermişim sana gönlümü
Tövbe olsun daha aramam seni

Seherde ağlayan bülbüle döndüm
Hasretinle böyle yandım ha yandım
Seni hakikatli birisi sandım
Tövbe olsun daha aramam seni

Bir zamam hayalin bana yeterdi
Görünce gönlümde güller biterdi
Her dediğin birbirini tutardı
Tövbe olsun daha aramam seni

Akarsuyum sensiz duramaz imiş
Bu yarayi kimse saramaz imiş
Sana kurban olan yaramaz imiş
Tövbe olsun daha aramam seni




GERİ DÖNMEK İSTEYENİN
GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE
AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)

20 Mart 2012

BEYTULLAH'TA BEN (ŞİİRİ)-CENGİZ NUMANOĞLU


 -

-----------

 -

----------- 

 -

------------

   

---------------- 

 -

-------------

 -

----------------

 -

------------ 

 -

-----------------

    

----------------

   -------------- -

------------------

   

------------

   

-------------

   

----------------

   

--------------------

   

-----------------------

    

------------------- 

 -

---------------------

   

---------------------

  

AĞLAYAN ANADOLU DESTANI


 
Ağlayan Anadolu Destanı
 *
Devir aldık sözü – çarkı
Döndürerek gidiyoruz
Dillere ölümsüz türkü
Kondurarak  gidiyoruz
*
Dert yükselmiş dağlar gibi
Dere , ova ağlar gibi
Kollarımı  bağlar  gibi
İndirerek gidiyoruz
*
Taşa çaldık  andımızı
Seller aştı bendimizi
Gülmesek de kendimizi
Kandırarak gidiyoruz
*
Sağ el kavgalı sol ile
Göçtü kervan bu hal ile
Sevinç, rakibe gol ile (!)
Sindirerek gidiyoruz
*
Bu toprak bu Güneş şahit
Tarihe gömüldü ahit
Hak helal eder mi şehit?
Yandırarak gidiyoruz
*
Leyla üzgün, Mecnun Kayıp
Ferhat, Şirin Şirin  sayıp
Hicran içimizde deyip
Dondurarak gidiyoruz
*
Bağrında canlar yetişmiş
Her cana onlar yetişmiş
Aşkın aleviyle pişmiş
Söndürerek gidiyoruz
*
Sitemle sevgi karışık
Bazen küs, bazen barışık
Ferman elimde kırışık
Sündürerek gidiyoruz
*
Yapışmazdı bize leke
Azığı  düşürdük teke
Kan gözyaşı döke döke
Bandırarak gidiyoruz
*
Bu destan uzayıp gider
Keder bizi öksüz eder
Çıramız yeniden tüter
Dindirerek gidiyoruz;
*
Ali Rıza MALKOÇ 

HERŞEY BİRDENBİRE OLDU



SANA SİTEM EDEMEM ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM



Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen üşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdimŞiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin..

Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.


Sana sitem edemem. Sana kırılamam. 
Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.

MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. 
AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...