06 Şubat 2012

EVRENİN GİZEMLERİ

EVRENİN GİZEMLERİ

*Uzayın karanlıklarını aydınlatan takımyıldızı;Tarık--Ukab--Kartal Takım Yıldızı
 
Hazreti Muhammed Sallallahü Aleyhi  Vesellem..
 
*Venüs-Akşam-Sabah yıldızı-Çoban yıldızı*
 
VENÜS=Güneş düzeneği içinde Merkür ile Dünya arasında yer alan gezegen.
Güneş düzeneği dışındaki.
SİRUS'tan 12 kez daha parlaktır..
Güneş batmadan ve doğmadan önce parlamaya başlar ve çobanlara yol gösterir. 
Çoban ve Sabah Yıldızı  da denilir.
Diğer gezegenlerin tersine olarak döner.
 
İmanuel Velikovski'ye göre
Ters dönen Venüs Güneş düzeneğine sonradan girmiş
 
ve Hz.Musa  İsrailoğulları ile Kızıldeniz'i geçerken Dünya'ya yakın geçerken sular çekilmiş ve İsrailoğulları karşıya geçmişler,
Firavun ve ordusu ise boğulmuştur.
 
Venüs'e Tarık Suresi'nde geçen Tarık Yıldızı denildiği görülmektedir.
oysa ki esas
Tarık Yıldızı,Güneş-Ay-Venüs-Sirus'tan sonra en parlak yıldız topluluğu olan.
Ukab veya Kartal takım yıldızıdır.
 
Tarih boyunca bir çok devletin bayrağında"
 
"Kartal veya Çift Başlı Kartal"simgesi işlenmiştir
 
Bu simge ya Kartal Takımyıldız'ının simgesi veya oradan gelip giden ve Kartal süretinde görünen.....
 
1..Gök Katı Bekçisi Meleğin  veya  onun meleklerinin kılavuzluğunda göklere çıkıp inerek insanlara yol gösteren elçilerin anlattıklarının simgesi olarak işlenmiş olsa gerektir....
 
Allah'ın Resulü ise Evren Uzayının karanlığını bayrağın rengi,üstte kelimesi Tevhid  ve Evren ve Yıldızları olarak Hilal Ay'ı  simge olarak seçmiş,
Böylece kendisinin de yeryüzündeki  karanlıkların Tarık Yıldızı olduğu anlayanlara sezdirmek istemiştir....
 
Bir topluluğun en önemli sembollerinden biri bayrak ve sancaktır..
 
sancaklar arasında bir sancak vardır ki taşıdığı anlam ve önem ile diğer sancaklardan ayrılır.
 
1400 yıldır islam'ın sembolü olan bu sancak Peygamber'imiz Hz.Muhammed(s.a.v.)'ın 
UKAB isimli emaneti olan Sancak-ı Şerifi'dir.
 
Hz.Peygamber s.a.v. 
Her katıldığı Savaşa
""UKAB""ile girmiştir...
 
Arap kabileleri arasında sancağın yere düşmesi yenilmek anlamına geliyordu.
Böyle bir şey olduğunda askerler mağlubiyeti kabul ederek dağılırlardı.
Bu yüzden sancağı taşıyan kişi yaralandığında veya öldüğünde onu taşıyacak sonraki kişi belliydi ve hemen sancağı devralırdı...
 
Resulullah sallallahü aleyhi vessellem.Kullanılacak Sancakların Hep beyaz olmasını emretmişti.ancak
"UKAB"siyah renkli idi.
Bu sancak'ın diğerlerinden başka bir fakıda yünlü bir kumaştan yapılmış olmasydı
 
İslam öncesi Kureyş kabilelerinde kullanılan bu sancak tüm Arapları birleştirici bir öneme sahipti, o dönemdeki tüm kabilelerde İslamiyet'in yayılması safhasında bu sancak altında birleşiyorlardı..
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'ın bu sancak dışında ordusuna ait bir çok sancak daha vardı ama başkomutanlığa özel olan sancak "UKAB"dı islamiyetin yayılmasında ve Hz.Peygamber (s.a.v.)'ın vefatından sonra dört halife bu şerefli emaneti almışlardı.
 
Resmi kayıtlara göre daha sonra Emevi ve Abbasi halifelerine intikal eden sancak, Moğollar'ın Bağdat'ı işgal etmesiyle Abbasi halifesi tarafından Mısır'a götürüldü.""UKAB""Yavuz Sultan Selim Han tarafından Mısır'ın fethiyle Sancağı oradan alarak.İstanbul'a ve o tarihten itibaren Peygamber'imiz (s.a.v)'in emaneti olan ""UKAB""İstanbul'da topkapı sarayı müzesinde bulunmaktadır.
 
sancak-ı şerif osmanlı'y Geçtikten sonra savaşlarda kullanılması adet olmuştu ordunun savaş alanına çıkmasından bir süre sancak-ı şerif  bulunduğu yerden çıkarılır ve hazırlık yapılırdı.bu sancak savaş alanlarına muhafazası ile birlikte götürülür ve sancaktarlar tarafından korunurdu.sancak-ı şerif''in ordu ile beraber olması çok büyük bir şevk bir şevk unsuru olarak kabul edilirdi.
 
yüzyıllarca islam ahlakının bayraktarlığını yapan osmanlı imparatorluğu sancak-ı şerif'in istanbul'a gelmesi ile büyük bir onura erişmiştir.Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e ait """UKAB""""isimli sancak,bu özelliğinin yanı sıra çok önemli bi konunun daha alameti ve müjdecisidir...
 
Hz.peygamber (s.a.v.) bu sancak'ın açılacağı zaman""KUR'AN""ahlakının yaşanacağı bir dönem olan ahir zamanın müjdesi olacağını bildirmiştir....
HADİSLERDE ŞU ŞEKİLDE BİLDİRİLMİŞTİR..
 
""Alemetlere gelince, Beraberinde Allah Resulü'nün (s.a.v.) Gömleği--Kılıcı-Sancağı bulunacaktır.O sancak ki Peygamber (s.a.v) vefatından bu güne kadar hiç açılmamıştır.Mehdi'nin zuhuruna kadar da açılmayacaktır.(KIYAMET ALEMETLERİ, S--164)
 
""HZ.Mehdi Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in bayrağıyla çıkacaktır.O bayrak dikilmemiştir."SİYAH VE DÖRT
KÖŞELİDİR" Peygamberimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra hiç açılmamış olup ancak Hz.Mehdi tarafından açılacaktır....(EL-KAVLU'L MUHTASAR  Fİ ALAMET-İ MEHDİ'Y-İL MUNTAZAR=S.41,42,52,54)'
 
Bu sancak'ın önemli özelliği de Peygamber (s.a.v)'in"""""VEFATINDAN BU GÜNE KADAR HİÇ AÇILMAMIŞ""""Olmasıdır. Tarihi kaynaklara göre Günümüze kadar Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere hiç bir devlet tarafından Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in zatına hürmeten açılmayan sancak,götürüldüğü savaşlarda ve törenler de kılıfından dahi çıkarılmamıştır.
1400 yıldır bu şekilde muhafaza edilen sancak Hz.Mehdi'nin gelişi ile islam ahlakının hakim olacağı dönem olan ahir bir zamanda açılmayı beklemektedir.""doğrusunu ALLAH bilir"""
 
""KARTAL TAKIM  YILDIZI==UKAB (OKAB)..
 
Ukab(okab) arapçada toz-duman  ve" Kartal Takım Yıldızı" anlamına gelir.kartal takım yıldızının diğer bir ismi de"""DENEB  EL OKAB""dır bu manada Resulullah Efendimizin (s.a.v) sancağı UKAB (OKAB) Kainatın içindeki risaletini ve Allah'ın (c.c) Hallifesi olduğunun delilidir.1400 yıl önce Peygamber Efendimiz henüz gökler keşfedilmemişken kendisi kainattaki bütün galaksilerin ve yıldızların ilmine sahip olduğunun delili olarak kainatın genel rengindeki siyah zemin üzerine yine bir gök cismi olan HİLAL'İ koyarak zamanımıza ilmi bir mucize bırakmıştır....
 
Unutmayın ki kainattaki bütün gezegenlerin bağlı olduğu bir GÜNEŞ vardır.Bu güneş'in etrafında dönen her gezegen belli dönemlerde hilal şeklini alırlar.
Bu sebebten RESULULLAH EFENDİMİZ'in sancağının ""SİYAH RENGİ KAİNATI,HİLALİ'DE BÜTÜN KAİNAT İÇERİSİNDEKİ GEZEGENLERİ ""uzay ve  evren""i temsil eder.
 
""UKAB""'ın bir manasıda ""DUMAN""dır..Kainat ilk yaratıldığında henüz gezegenler
oluşmadan önce duman halinde idi..............................
 
"""Sonra duman halinde olan göğe yöneldi.Göklere ve yerlere isteyerek veya istemeyerek gelin dedi.Yerler ve gökler isteyerek geldik dediler"""FUSSİLET SÜRESİ--11"""
 
Yine Resulullah Efendimiz bu gün kainat içerisinde "KARTAL BULUTSUSU""nda UKAB'da yerleri ve gökleri temsil eden sancağının AHİR zamandaki mucizesini ispat etmektedir.
 
Ayrıca.
UKAB DÜNYAMIZ İÇİN ÖNEMLİ OLAN ÜÇ AYRI TAKIM YILDIZININ
 
(""KUĞU=CYGNUS"")-
(""VEGA =LYRAE"")
(""KARTAL=OKAB"")
 
Yaz aylarında biraraya gelerek
 ""YAZ ÜÇGENİNİ  OLUŞTURURLAR"""
 
Bu  yıldız takımlarının lideri.
"""KARTAL=UKAB"""takım yıldızıdır..
 
KUĞU TAKIM YILDIZI
MUSEVİLİK DİNİNİ TEMSİL EDER.
.
VEGA TAKIM YILDIZI
HİRİSTİYANLIK DİNİNİ TEMSİL EDER.
.
KARTAL(ukab)TAKIM YILDIZI
İSLAM DİNİNİ TEMSİL EDER.
 
 İşte uzun süren kış ve karanlık dönemden sonra RESULULLAH Efendimizin müjdesi ve mucisesi olarak bu uyanma baharının ardından o mübarek PEYGAMBER'in sancağı tüm insanlarla beraber diğer dinleri  de""UKAB""ın altında birleştirmek üzere tüm insanlığı bu baharda gönderilmiştir.........
 
DENEB EL UKAB SAMANYOLUNDAKİ EN PARLAK YILDIZDIR.
Güneşimiz'den kat kat büyüktür.
KUR'AN'I KERİM'de Resullullah Efendimiz'in sancağı olan
""UKAB""dan şöyle bahseder.....
 
 
TARIK SURESİ:
BİR
 
GÖKLERE YEMİN EDERİM Kİ,TARIK'A YEMİN EDERİM Kİ,

İKİ
 
TARIK NEDİR BİLİRMİSİN ?
 
ÜÇ
 
O PARLAYAN BİR YILDIZ'DIR.
 
Bu üç ayette bahsedilen
 
TARIK
ALLAH'a giden yolu gösteren Resulullah Efendimiz'in mübarek sancağında temsil edilmiştir.
 
ve ahir zaman'da hak ile batılı ayıracak yerlerin ve göklerin sembolü olacaktır.
 
Bu mübarek sancağın temsil ettiği Hz.Peygamber Efendimiz İslam dini ve Kur'an'ı  Kerim işte bu dönemde gerçek mana da Hakk ile Batılı ayıracaktır.
 
Kur'an (Hakk ile Batılı) ayıran sözdür.
(Tarık suresi=13)
 
Onlar bir tuzak kurarlar,
Bende bir tuzak kurarım
(Tarık suresi=15-16)
 
Resulullah Efendimizin sancağı mübarek"UKAB"" AHİR Zamanda cehalet ve inkar karanlığını delen yıldız olarak Kur'an'ı Kerim'de anlatılmıştır.
 
TÜRK BAYRAĞINDA Kİ 
 
AY
Evren(ars ve arş)
 
YILDIZ
Kürsi'nin(ve Tek Tan-Rı'nın) SİMGESİ
 
Türk Bayrağını Yıldız yukarı gelecek biçimde astığımızda Yıldızın kürsi-nin ve TEK ve TAN-RI.nın simgesi
HİLAL AY,ında  EVREN KÜRE,nin (ars ve arş,ın) simgesi olarak düşünüldüğü açıkça belli olmaktadır.
 
GÖK BAYRAK"TAN-RI,nın göğünün rengini""".
 
AL BAYRAK
İse dökülen kanları simgelemektedir.
 
ADEM VE İDRİS(a.s)'lardan beride gökleri gözlemleyen
GÖKÇE BİLGELER
ve yolcularıda aynı şekilde düşünüp resmetmişlerdir.
 
Ama ne yazık ki
NEFİS ve ŞEYTANLARINA
"Tapınanlar 
RA/RABB'ın  simgesi olan
"GÜNEŞ--AY--GÜL--LALE"
 
Gibi simgelerin kendilerine.
"AMON RA/GÜNEŞ,TAN-RI ve ŞEYTAN/SATAN dıyla PUT
edinip tapınmakta ve sapmakta ecikmemişlerdir.
 
Bundan dolayı 
 
ALLAH 
Tarafından insanlara doğru yolun gösterilip ve uyulması gerektiğini ve emirlerini analatacak veliler-nebiler-resüller ve PEYGAMBERLER görevlendirilmiştir.

05 Şubat 2012

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ ŞİİRLERİ


TOPRAK - MAZİ
















Gel arkadaş, gel seninle az dertleşelim:

Okuyarak hayat denen koca kitabı

Gönüldeki yaraları biraz deşelim.


Gömdüm kara topraklara melekten iyi,

Perilerden nazlı, güzel bir sevgiliyi.

Derin derin sızlıyor gönlümde yaram,
Bana artık her saadet olmuştur haram.

Beni sardı kefen gibi mazinin tülü,
Yere batsın bu toprakla bu korkunç mazi!
Orda çünkü sevgilimle sevgim gömülü…
Hey arkadaş sözünü bil, hem kendine gel,
Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel.
Bir sevgili kızı senden aldıysa toprak
Bun a katlan, toprak için çünkü bu bir hak!

Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi,
Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi;
Fışkırttığı serin sular bize can verir;
Ormanları gönlümüze heyecan verir.

Hey arkadaş sende insaf duygusu yok mu?
Sana her şey veren, seni büyüten toprak
Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu?

Doğup ölmek… Millet için bunlar bir hızdır,
Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır.
Toprak bizim anamızdır… İnsan yasına
Kapılarak nasıl söver öz anasına?

Hakikat ne şu göklerin derinliğinde,
Ne suların şairane serinliğinde…
Aristo'nun mantığında zerresi yoktur,
Fisagorda, Eflâtunda nebzesi yoktur.
Mefkûreler âleminde olunca kıtlık
Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık:
Bir budala "zulüm yeter!" diye haykırır,
Bir it çıkar "proleter" diye haykırır!

Bir hayvanda hâkim olur cinsî heyecan,
Froyt denen yahudiye gider verir can…
Kimi kördür… Kendisine büyük gelir pek
Lenin denen o maskara vatansız köpek…

O ne felsefe ne de "din"in "hiç"inde,
O, toprağın asırlardan beri içinde…
Hakikati bulmak için onu eşmeli,
Yükselmekten bir şey çıkmaz, derinleşmeli…
Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur,
Derinleşen hakikati toprakta bulur.
Şu ne başı, ne de sonu olmayan toprak
Gömdüğümüz vücutlardan gıda alarak
Bize hayat verir, bize tarih, mazi yaratır.
Mazi köhne kitap değil, şanlı bir satır…

Mazi ırkın yarattığı çoksun bir seldir,
Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir,
Geçmişlerin gecesinden ışık alırız…

Bir düşünsen mazideki olan işleri
Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır.
İstersen gel yad edelim o geçmişleri…

Kaynar elbet damarında halis Türk kanın,
Damarında çünkü kanı var "Atilâ"nın,
Avrupa'nın her ırkından toplanan ordu
Onu Galya ovasında zorla durdurdu.

İradesi yenilmeden sinirle ete
Vatan için karısını bırakan "Mete"
Yasa için kardeşini öldüren "Çingiz"

Yeryüzünde bırakmadan küçücük bir iz
Geçip giden milyonlarca adsız kahraman,
Ki her biri bugün bize vermektedir şan,
Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı,
Hangisini hangisinden üstün tutmalı?
Her birisi bu toprağın, bu ırkın malı…
"Tonyukuk"un gizlenmiştir dehâ kanında,
Bismark onun at uşağı olmaz yanında…

"Alp Arslan"la "Kılıç Arslan" şanlı bir fasıl
Avrupa'yı rezil eden "Yıldırım"… Nasıl?

Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir
Ankara'da Yıldırımı eriten "Demir"…

Bu kadar mı? Bu saydığım ancak bir kaçı!
"Katerin"le neler yaptı acaba "Baltacı"?
Anafarta cephesinde kim durdu en son?
İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon?

Sevdiğin kız şu toprağa eğer girdiyse,
Sen toprağı eskisinden fazla benimse.
Bil ki toprak ebediyen senin olmuştur.

Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz
Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz
Bir gayedir… Fakat bunun hududu dardır…
Sevgiliden sevgili bir mefkûre vardır.
Biz kız solar, yahut senin tükenir aşkın,
İnsan kalmaz uzun zaman neşeli, taşkın…
Ya mefkûre? Ebediyet onunla birdir,
Kişioğlu müebbeden ona esirdir.

En mukaddes iki "Var"a böyle söversen,
Toprak ejder, mazi kanlı bir gece dersen,
İleriye bakamazsın, gözün kamaşır.
İstikbali kucağında bu mazi taşır…
Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi

Bu milletten çıkar mıydı bir büyük "GAZİ"?
Kara toprak yine bizden gıda almasa
Kalır mıydı aramızda türe yasa?
Mazi bizim atamızdır, toprak anamız,
Biri bizi yetiştirir, biri verir hız.
Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü
Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü.

Yabancılar bir gün yine akın ederse,
Ve zaferi kendisine yakın ederse,
Sevgilimi aldı diye bu kara toprak
Tarihin ün meydanında uzun kalarak
O toprağın uğruna sen can vermez misin?

Bu maziyle bu toprağa küfürden sakın,
Kendine gel, iradeni üstüne takıl!
Savaşları, türeleri, yasalarıyla
Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla
Mazi ırkın yarattığı bir şaheserdir…

Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir;
Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın…
Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın!

Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır…
Ve bunları inkar eden, bil ki alçaktır…

YOLLARIN SONU








Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden

Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.


Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların...

Ordularla yenilmez bir gayiz var kanımda.
Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.


Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;

Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na

Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Degişilir topu da bir sokak kaltağına.


İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...

Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışşın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.


Ey doğunun alnımı serinleten rüzgarı!

Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları,
Düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray.


O sarayda bulunca Tanrı'laşan erleri

Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini:
"Hoş geldin oğlu ATSIZ, kutlu olsun" diyecek.

YARININ TÜRKÜSÜ












Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!

Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek

Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek

Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!


Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;

Keder, elem her ne varsa geride kalsın!

Tehlikeler duman gibi tüterken yerde

Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.


Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,

Bir sevgili gibi onu basar bağrına!

Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,

Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...


Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!

Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.

Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,

Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.


Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?

Çanakkale şehitleri dirildiler mi?

Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?

Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?


Saflarımız seyrelse de yine ileri!..

Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!

Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;

Kanımızla burda yarın güller açacak.

TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ












Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,

Türk'e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa;

Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa

Onu kanla söndürüp parçalarız, yeneriz.


Biz Tufanı yarattık uyku uyurken batı,

Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.

Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı:

Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz.


Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan,

Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.

Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan,

Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz....

YAKARIŞ

YAKARIŞ

Anlamayız hayatı felsefeyle,ilimle;
Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı.
Rahat yatakta ölmek acep olmazmı çile?
Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı.
 
Aşık nasıl bulursa iç açan bir serin su
Sevdiği bir güzelin som yalaz dudağında,
Sönecektir bizimde gönlümüzün tamusu
Tanrıların gezdiği yüce Tanrı dağında.
 
Tanrı dağı Tanrılar,Tanrılaşanlar dağı!
Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var.
 Savaş türküleriyle aylı kızıl bayrağı,
Kefensiz ölülerin ruhunu özleyen var.
 
Ulu tanrı kür şad'ın yenilmeyen ruhunu
Yüce Tanrı dağında biraz daha barındır!
Geleceğiz yakında!yarın bütün oralar
Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır.
 
Tasamıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi?
Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız?
Bu kurşunlar,süngüler öldüremezler bizi
Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız.
 
Gözümüzde bir hasret parlayarak düşünce
Toprak ana elbette bize açar kolunnu.
Onun kadar düşünmez bizi hiçbir düşünce
Kendi koynunda saklar can veren her oğlunu
 
Yurt ve şeref uğrunda sen seril de toprağa
Varsın hiçbir dudakta anılmasın er adın!
Kan sızarak göğsünden huzuruna varınca
Iztırabı dinecek belki o gün kür şad'ın.
 
Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa?
Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı,
Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
Savaş ve er meydanı  bize mezar olmalı.


Bir gün olur,elbette eski beğler dirilir
Yine kılç kuşanır tarihteki paşalar
Yine şanlar alınıp nice canlar verilir,
Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar.
 
"TÜRK TARİHİ" denen kahramanlık şiirini
Yeniden yazmak için harcayacağın kandır.
Mısraların içinde en güzel ve derini,
Batıda "Niğbolu",doğuda "Çaldıran"dır.
 
Yine batılaların üçüncü Kosova'da
Topraklar sereriz,bir değil,bir kaçını
Çekilince kılıçlar yeniden Haçova'da
Param parça ederiz germenliğin haçını
 
Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız,
Bir TÜRK gölü yaparlar Akdeniz'in içini
Acı acı gülerek bu gün susanlarımız
Yarın rezil ederler Romalı'nın piçini.
 
Genç Fatih'in ordusu yine tekbir alınca
Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu.
Haritadan sileriz Tuna'ya at salınca
Ulah'ını,Sırb'ını,Bulgar'ını,Rum'unu
 
Gövdesini elbette döndürürüz kalbura
Bir geçerse Moskof'un elimize yakası.
Çanakkale önünde yine kopar bir bora,
Süngümüzle bozulur İngiliz'in cakası.....
 
Yiğit Harbiyeliler ! öğrenin dersinizi
Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır.
Vazifeniz Kanije,Silistire,Pilevne,
Niğbolu,Kosova,Malazgirt,Çaldıran'dır...
 
Yarın Yavuz dirilip bize buyruk verince
Kızgın kum çöllerini yeni baştan aşarız.
Kanlarımız sebildir;akıtarak hepsini
Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız.

H.N.A.

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...