15 Mayıs 2019

Türk Medeni Kanunu

Türk Medeni Kanunu

BEŞİNCİ AYIRIM
SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ

            A. Soyadı
            Madde 321.- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekarlık soyadını taşır.

            B. Karşılıklı yükümlülükler
            Madde 322.- Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.

            C. Çocuk ile kişisel ilişki
            I. Ana ve baba ile
            1. Kural
            Madde 323.- Ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

            2. Sınırları
            Madde 324.- Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
            Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.

            II. Üçüncü kişiler ile
            Madde 325.- Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.
            Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.

            III. Yetki
            Madde 326.- Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
            Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.
            Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz.

            D. Çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama
            I. Kapsamı
            Madde 327.- Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.
            Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı halinde, hakimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.

            II. Süresi
            Madde 328.- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
            Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

            III. Dava hakkı
            Madde 329.- Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
            Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hallerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.
            Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.

            IV. Nafaka miktarının takdiri
            Madde 330.- Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
            Nafaka her ay peşin olarak ödenir.
            Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

            V. Durumun değişmesi
            Madde 331.- Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.

            VI. Geçici önlemler
            1. Genel olarak
            Madde 332.- Nafaka davası açılınca hakim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır.
            Soybağı tespit edilirse, davalının, uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.

            2. Babalığın tespitinden önce
            Madde 333.- Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hakim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir.

            VII. Güvence verilmesi
            Madde 334.- Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hakim, gelecekteki nafaka yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.

ALTINCI AYIRIM
VELAYET

            A. Genel olarak
            I. Koşullar
            Madde 335.- Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
            Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar.

            II. Ana ve baba evli ise
            Madde 336.- Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.
            Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse hakim, velayeti eşlerden birine verebilir.
            Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.

            III. Ana ve baba evli değilse
            Madde 337.- Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.
            Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.

            IV. Üvey çocuklar
            Madde 338.- Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.
            Kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.

            B. Velayetin kapsamı
            I. Genel olarak
            Madde 339.-  Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
            Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
            Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
            Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
            Çocuğun adını ana ve babası koyar.

            II. Eğitim
            Madde 340.- Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
            Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve mesleki bir eğitim sağlarlar.

            III. Dini eğitim
            Madde 341.- Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
            Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
            Ergin, dinini seçmekte özgürdür.

            IV. Çocuğun temsil edilmesi
            Madde 342.- Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler.
            İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler.
            Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velayetteki temsilde de uygulanır.

            V. Çocuğun fiil ehliyeti
            Madde 343.- Velayet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir.
            Çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur.

            VI. Çocuğun aileyi temsil etmesi
            Madde 344.- Velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer.

            VII. Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukuki işlemler
            Madde 345.- Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır.

            C. Çocuğun korunması
            I. Koruma önlemleri
            Madde 346.- Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.

            II. Çocukların yerleştirilmesi
            Madde 347.- Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir.
            Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri alabilir.
            Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır.
            Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.

            III. Velayetin kaldırılması
            1. Genel olarak
            Madde 348.- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hakim aşağıdaki hallerde velayetin kaldırılmasına karar verir:
            1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

            2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.
            Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.
            Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.

            2. Ana veya babanın yeniden evlenmesi halinde
            Madde 349.- Velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.

            3. Velayetin kaldırılması halinde ana ve babanın yükümlülükleri
            Madde 350.- Velayetin kaldırılması halinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.
            Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.
            Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.

            IV. Durumun değişmesi
            Madde 351.- Durumun değişmesi halinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir.
            Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hakim, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri verir.

YEDİNCİ AYIRIM
ÇOCUK MALLARI

            A. Yönetim
            I. Genel olarak
            Madde 352.- Ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler.
            Ana ve babanın yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hakim müdahale eder.

            II. Evlilik sona erince
            Madde 353.- Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eş, hakime çocuğun malvarlığının dökümünü gösteren bir defter vermek ve bu malvarlığında veya yapılan yatırımlarda gerçekleşen önemli değişiklikleri bildirmek zorundadır.

            B. Kullanma hakkı
            Madde 354.- Ana ve baba, kusurları sebebiyle velayetleri kaldırılmadıkça, çocuğun mallarını kullanabilirler.

            C. Gelirlerin sarfı
            Madde 355.- Ana ve baba, çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere sarfedebilirler.
            Gelir fazlası, çocuk mallarına katılır.

            D. Çocuk mallarının kısmen sarfı
            Madde 356.- Olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde sermaye biçiminde ödemeler, tazminatlar ve benzeri edimler çocuğun bakımı için kısmen kullanılabilir.
            Çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hakim, ana ve babaya belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisini tanıyabilir.

            E. Çocuğun serbest malları
            I. Kazandırmalar
            Madde 357.- Ana ve baba, faiz getiren yatırım veya tasarruf hesabı açılmak üzere ya da açıkça ana ve babanın kullanmaması koşuluyla çocuğa yapılan kazandırmaların gelirlerini kendi menfaatlerine sarfedemezler.
            Kazandırmada bulunan kişi, kazandırma sırasında açıkça aksini öngörmedikçe, ana ve baba bunlar üzerinde yönetim hakkına sahiptir.

            II. Saklı pay
            Madde 358.- Ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabilir.
            Mirasbırakan yönetimi bir üçüncü kişiye bırakmışsa, tasarrufunda bu kişinin belirli zamanlarda sulh hakimine hesap vermesini öngörebilir.

            III. Meslek veya sanat için verilen mal ve kişisel kazanç
            Madde 359.- Ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa kendi malından verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetimi ve bunlardan yararlanma hakkı çocuğa aittir.
            Çocuğun evde ana ve babasıyla birlikte yaşaması halinde, ana ve baba ondan kendisinin bakımı için uygun bir katkıda bulunmasını isteyebilirler.

            F. Çocuk mallarının korunması
            I. Önlemler
            Madde 360.- Ana ve baba, çocuğun mallarını yönetmekte her ne sebeple olursa olsun yeterince özen göstermezlerse hakim, malların korunması için uygun önlemleri alır.
            Hakim, özellikle malların yönetimi konusunda talimat verebilir; belirli zamanlarda verilen bilgi ve hesabı yeterli görmezse, malların tevdi edilmesine veya güvence gösterilmesine karar verebilir.

            II. Yönetimin ana ve babadan alınması
            Madde 361.- Çocuğun mallarının tehlikeye düşmesi başka bir şekilde önlenemiyorsa hakim, yönetimin bir kayyıma devredilmesine karar verebilir.
            Çocuğun, yönetimi ana ve babaya ait olmayan malları tehlikeye düştüğünde hakim, aynı önlemlerin alınmasını kararlaştırabilir.
            Çocuk mallarının gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belirli miktarların kanuna uygun şekilde sarfedileceğinden kuşku duyulursa hakim, bunların da yönetimini bir kayyıma bırakabilir.

            G. Yönetimin sona ermesi
            I. Malların devri
            Madde 362.- Ana ve baba, velayetleri veya yönetim hakları sona erince, çocuğun mallarını, hesabıyla birlikte ergin çocuğa, vasisine veya kayyıma devrederler.

            II. Ana ve babanın sorumluluğu
            Madde 363.- Ana ve baba, çocuk mallarının geri verilmesinde vekil gibi sorumludurlar.
            Dürüstlük kuralına uygun olarak başkasına devrettikleri malların yerine sadece aldıkları karşılığı geri vermekle yükümlüdürler.

            Kanuna uygun olarak çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan dolayı tazminatla yükümlü tutulmazlar.

İKİNCİ BÖLÜM
AİLE

BİRİNCİ AYIRIM
NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

            A. Nafaka yükümlüleri
            Madde 364.- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
            Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
            Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

            B. Dava hakkı
            Madde 365.- Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.
            Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.
            Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hakim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.
            Dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmi veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilir.
            Hakim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
            Yetkili mahkeme, taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

            C. Korunmaya muhtaç kişiler
            Madde 366.- Korunmaya muhtaç kişilerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır. Bu kurumlar, yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilirler.

İKİNCİ AYIRIM
EV DÜZENİ

            A. Koşulları
            Madde 367.- Aile halinde yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna, sözleşmeye veya örfe göre belirlenen bir ev başkanı varsa, evi yönetme yetkisi ona ait olur.
            Evi yönetme yetkisi, kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya benzeri sebeplerle ya da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir arada yaşayanların hepsini kapsar.

            B. Hükümleri
            I. Ev düzeni ve gözetim
            Madde 368.- Birlikte yaşayan kimseler evin düzenine tabidir. Bu düzenin kuruluşunda ev halkından her birinin yararı adil biçimde gözetilir.
            Ev halkının her biri, özellikle öğrenimi, eğitimi, dini inançları, meslek ve sanatı için gerekli özgürlükten yararlanır.
            Ev başkanı, birlikte yaşayanların evdeki eşyasını özenle korumak ve güvenlik altında bulundurmakla yükümlüdür.

            II. Sorumluluk
            Madde 369.- Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
            Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
            Zorunluluk halinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.

            III. Altsoyun denkleştirme alacağı
            1. Koşulları
            Madde 370.- Ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel isteyebilirler.
            Uyuşmazlık halinde hakim, bedelin miktarı, güvence altına alınması ve ödeme şekli hakkında karar verir.

            2. İstenmesi
            Madde 371.- Altsoy, bu bedeli borçlunun ölümü halinde isteyebilir.
            Alacaklı, bu alacağını borçlunun sağlığında, birlikte yaşamanın sona ermesi veya işletmenin el değiştirmesi, borçluya karşı icra takibi yapılması veya onun iflası hallerinde de isteyebilir.
            Bu alacak zamanaşımına uğramaz. Fakat en geç borçlunun terekesinin taksimi anına kadar istenebilir.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
AİLE MALLARI

            A. Aile vakfı
            Madde 372.- Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler hukuku ve miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir.
            Bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.

            B. Aile malları ortaklığı
            I. Oluşumu
            1. Koşulları
            Madde 373.- Hısımlar, kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir bölümüyle ya da ortaya başka mallar koymak suretiyle aralarında bir aile malları ortaklığı kurabilirler.

            2. Şekil
            Madde 374.- Aile malları ortaklığı sözleşmesinin resmi şekilde yapılması ve bütün ortakların veya temsilcilerinin imzalarını taşıması gerekir.

            II. Süre
            Madde 375.- Aile malları ortaklığı, belirli veya belirsiz süre için kurulabilir. Süre belirlenmediği takdirde ortaklardan her biri, altı ay önceden bildirmek koşuluyla ortaklıktan çıkabilir.
            Bu bildirim, tarımsal işletme ile ilgili bir ortaklıkta, ancak ürünlerin yetiştiği yere göre olağan hasat mevsiminin sonu için geçerlidir.

            III. Hükmü
            1. Elbirliği ile işletme
            Madde 376.- Aile malları ortaklığı, ortakları elbirliği ile iktisadi faaliyette bulunmak üzere birleştirir.
            Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklardan her biri eşit hakka sahiptir.
            Ortaklar, ortaklık devam ettiği sürece paylarını isteyemeyecekleri gibi, bu payları üzerinde tasarruf işlemleri de yapamazlar.

            2. Yönetim ve temsil
            a. Genel olarak
            Madde 377.- Aile malları ortaklığı, tüm ortakların elbirliği ile yönetilir.
            Ortaklardan her biri, olağan yönetim işlerini diğer ortakların katılmasına gerek olmaksızın yapabilir.

            b. Yöneticinin yetkisi
            Madde 378.- Ortaklar, içlerinden birini ortaklığa yönetici olarak atayabilirler.
            Yönetici, ortaklığı yönetir ve ortaklıkla ilgili işlemlerde onu temsil eder.
            Ortaklığı kimin temsil edeceği ticaret siciline kaydedilmiş olmadıkça diğer ortakların temsil yetkisi bulunmadığı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

            3. Ortak mallar ve kişisel mallar
            Madde 379.- Ortaklar, ortaklığa giren malların elbirliği halinde malikidirler.
            Ortaklar, ortaklığın borçlarından müteselsil olarak sorumludurlar.
            Ortakların, ortaklık dışında bıraktıkları mallar ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklığın devamı sırasında miras yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla edindikleri mallar, onların kişisel mallarıdır.

            IV. Ortaklığın sona ermesi
            1. Sebepleri
            Madde 380.- Aşağıdaki hallerde ortaklık sona erer:
            1. Bütün ortakların anlaşması veya feshin bildirilmesiyle,
            2. Ortaklık süresi açıkça veya örtülü olarak uzatılmadığı takdirde sürenin bitmesiyle,
            3. Ortaklardan birinin payının haczedilmesi ve satışının istenmesiyle,
            4. Ortaklardan birinin iflasıyla,
            5. Ortaklardan birinin haklı sebebe dayanan istemiyle.

            2. Fesih bildirimi, ödemeden aciz, evlenme
            Madde 381.- Ortaklardan biri feshi bildirir veya iflas ederse ya da bir ortağın haczedilmiş payının satışı istenirse, öteki ortaklar, ayrılan ortağın veya alacaklılarının haklarını ödeyerek ortaklığı kendi aralarında sürdürebilirler.
            Evlenen ortak, fesih bildirimine gerek olmaksızın ortaklıktaki hakkının kendisine ödenmesini isteyebilir.

            3. Ölüm
            Madde 382.- Ortaklardan birinin ölümü halinde onun ortaklığa dahil olmayan mirasçıları, ancak ölen ortağa düşen payın karşılığının kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
            Ölen ortak mirasçı olarak altsoyunu bırakmışsa, bunlar öbür ortakların rızası ile onun yerine ortaklığa girebilirler.

            4. Paylaşma kuralları
            Madde 383.- Ortaklık mallarının paylaşılması veya ayrılan ortağın payının hesaplanması, ortaklık mallarının paylaşma veya ayrılma zamanındaki değerine ve durumuna göre yapılır.
            Paylaşma ve hesaplaşma uygun olmayan bir zamanda istenemez.

            V. Kazanç paylı aile malları ortaklığı
            1. Konusu
            Madde 384.- Ortaklar, aralarında yapacakları sözleşmeyle, yıllık kazançtan kendilerine belli bir pay verilmesi kaydıyla ortaklığın temsilini ve ortaklığın mallarının işletilmesini içlerinden birine bırakabilirler.
            Bu pay, anlaşmayla belirlenmemişse, ortaklık mallarının uygun derecede uzun bir dönemdeki kazancın ortalama miktarı ile işleten ortağın çalışması ve yaptığı harcama göz önünde tutularak adil bir biçimde belirlenir.

            2. Özel sona erdirme sebepleri
            Madde 385.- İşletme ve temsili üzerine alan ortak, malları gereği gibi işletmediği veya yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ortakların ortaklığın feshini isteme hakları vardır.
            Ortaklardan birinin, haklı sebeplere dayanarak istemde bulunması üzerine hakim, mirastaki paylaşma kurallarını göz önünde bulundurarak, bu ortağın işletme ve temsili üzerine alan ortakla birlikte yönetime ve ortaklık mallarından yararlanmaya katılmasına karar verebilir.
            Ortakların elbirliği ile işlettikleri ortaklığa ilişkin kurallar, kazanç paylı aile malları ortaklığında da uygulanır.

            C. Aile yurdu
            I. Genel olarak
            Madde 386.- Konutlar, tarıma ve sanayiye elverişli taşınmazlar, eklentileriyle birlikte aile yurdu haline getirilebilir.

            II. Kurulması
            1. Koşulları
            Madde 387.- Aile yurdu haline getirilecek taşınmazların büyüklüğü, üzerindeki rehin haklarına ve malikin diğer mallarına bakılmaksızın, bir ailenin normal geçimine ve barınmasına yetecek ölçüden fazla olamaz.
            Mahkemece haklı sebeplere dayanılarak geçici bir istisna kabul edilmiş olmadıkça malikin, taşınmazı veya üzerindeki tesisi kendisinin işletmesi ya da konutta oturması zorunludur.

            2. Usul ve şekil
            a. İlan
            Madde 388.- Alacaklılar ve aile yurdu kurulması yüzünden haklarının zedelenmesi ihtimali bulunan kişiler, kuruluştan önce mahkemece yapılan ilanla itirazlarını iki ay içinde bildirmeye çağrılırlar.
            Durum, alacakları taşınmaz rehniyle güvenceye bağlanmış olanlara ve hacizli alacaklılara ayrıca bildirilir.

            b. Üçüncü kişilerin haklarının korunması
            Madde 389.- Aile yurdu haline getirilecek taşınmazda yurt olabilmesi için gerekli koşullar bulunur ve yurdun kurulmasına üçüncü kişiler itiraz etmez veya itirazın haksız olduğu anlaşılırsa, mahkeme kuruluşa izin verir.
            Süresi içinde itiraz eden alacaklıların ilgilerinin kesildiği ispat edilmedikçe veya taşınmaz üzerinde bulunan rehin ve hacizler kaldırılmadıkça, aile yurdu kurulmasına izin verilemez. Borç, itiraz eden veya rehinli alacaklı lehine vadeye bağlı olsa bile, aile yurdu kurmak isteyen borçlu hemen ödemede bulunabilir.

            c. Tapu kütüğüne şerh verilmesi
            Madde 390.- Bir taşınmazın aile yurdu haline getirilmesi, ancak izne ilişkin mahkeme kararının o taşınmazın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle mümkün olur; bu husus mahkemece ilan edilir.

            III. Sonuçları
            1. Tasarruf hakkının sınırlanması
            Madde 391.- Aile yurdu haline getirilen taşınmazlar devrolunamaz, rehnedilemez ve kiraya verilemez.
            Aile yurdu ve eklentileri hakkında, mahkeme eliyle yönetim hali saklı kalmak kaydıyla, cebri icra yoluna başvurulamaz.

            2. Kan hısımlarının aile yurduna alınması
            Madde 392.- Malikin, yoksulluğu sebebiyle aile yurduna alınmaya muhtaç bulunan ve kabullerine engel olacak durumları olmayan üstsoyunu, altsoyunu ve kardeşlerini yurda kabul etmesine mahkemece karar verilebilir.

            3. Malikin ödemede acze düşmesi
            Madde 393.- Malik borçlarını ödemede acze düşerse, aile yurdunu yönetmek üzere mahkemece bir yönetici atanır.
            Yönetici, yurdu amacına ve alacaklıların menfaatlerine uygun biçimde yönetir.
            Alacaklılar, haklarını aciz belgelerindeki tarih ve iflastaki sıraya göre alırlar.

            IV. Sona ermesi
            1. Malikin ölümü halinde
            Madde 394.- Malikin ölümünden sonra aile yurdunun devam edebilmesi, taşınmazın mirasçılara yurt olarak geçmesine ilişkin bir ölüme bağlı tasarrufun yapılmış olmasına bağlıdır.
            Böyle bir tasarruf yoksa, malik ölünce tapu kütüğündeki yurda ilişkin şerh silinir.

            2. Malikin sağlığında
            Madde 395.- Malik sağlığında yurda son verebilir.
            Bunun için malik, tapu kütüğündeki kaydı sildirmek üzere bir dilekçeyle mahkemeye başvurur; bu istem mahkemece ilan olunur.
            İlan tarihinden başlayarak iki ay içinde bir itiraz yapılmaz veya yapılan itirazın haksızlığı anlaşılırsa, mahkeme kütükteki kaydın silinmesine izin verir.

ÜÇÜNCÜ KISIM
VESAYET

BİRİNCİ BÖLÜM
VESAYET DÜZENİ

BİRİNCİ AYIRIM
VESAYET ORGANLARI

            A. Genel olarak
            Madde 396.- Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.

            B. Vesayet daireleri
            I. Kamu vesayeti
            Madde 397.- Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.
            Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.

            II. Özel vesayet
            1. Koşulları
            Madde 398.- Vesayet altındaki kişinin menfaatinin haklı gösterdiği, özellikle bir işletmenin, bir ortaklığın veya benzeri işlerin sürdürülmesi gerektiği takdirde vesayet istisnai olarak bir aileye verilebilir.
            Bu durumda vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile meclisine geçer.

            2. Kurulması
            Madde 399.- Özel vesayet, vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının veya bir hısımı ile eşinin istemi üzerine denetim makamı tarafından kurulur.

            3. Aile meclisi
            Madde 400.- Aile meclisi, vesayet altındaki kişinin vasi olmaya ehil, denetim makamınca dört yıl için atanacak en az üç hısımından oluşur.     Vesayet altına alınanın eşi de aile meclisine üye olabilir.

            4. Güvence
            Madde 401.- Aile meclisi üyeleri, görevlerini gereği gibi yerine getireceklerine dair güvence vermek zorundadırlar.     Güvence sağlanmadan özel vesayet kurulamaz.

            5. Sona ermesi
            Madde 402.- Aile meclisi görevini yapmadığı veya vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirdiği takdirde, denetim makamı her zaman aile meclisini değiştirebileceği gibi özel vesayeti de sona erdirebilir.

            C. Vasi ve kayyım
            Madde 403.- Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

            Kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.     Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır.

İKİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN HALLER

            A. Küçüklük
            Madde 404.- Velayet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.     Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir halin varlığını öğrenen nüfus memurları, idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

            B. Kısıtlama
            I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
            Madde 405.- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
            Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

            II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
            Madde 406.- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.

            III. Özgürlüğü bağlayıcı ceza
            Madde 407.- Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır.
            Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.

            IV. İstek üzerine
            Madde 408.- Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.

            C. Usul
            I. İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu
            Madde 409.- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.
            Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hakim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

            II. İlan
            Madde 410.- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur.
            Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez.
            Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
YETKİ

            A. Vesayet işlerinde yetki
            Madde 411.- Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.

            B. Yerleşim yerinin değişmesi
            Madde 412.- Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini değiştiremez.
            Yerleşim yerinin değişmesi halinde yetki, yeni vesayet dairelerine geçer. Bu takdirde kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilan olunur.

DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VASİNİN ATANMASI

            A. Koşulları
            I. Genel olarak
            Madde 413.- Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.
            Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.
            Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.

            II. Eşin ve hısımların önceliği
            Madde 414.- Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.

            III. İlgililerin isteği
            Madde 415.- Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.

            IV. Vasiliği kabul yükümlülüğü
            Madde 416.- Vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe atananlar, bu görevi kabul etmekle yükümlüdürler.
            Aile meclisince atanma halinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.

            V. Vasilikten kaçınma sebepleri
            Madde 417.- Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:
            1. Altmış yaşını doldurmuş olanlar,
            2. Bedensel özürleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,
            3. Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,
            4. Üzerinde vasilik görevi olanlar,
            5. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri, hakimlik ve savcılık mesleği mensupları.

            VI. Vasiliğe engel olan sebepler
            Madde 418.- Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:
            1. Kısıtlılar,
            2. Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,
            3. Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,
            4. İlgili vesayet daireleri hakimleri.

            B. Atama usulü
            I. Vasinin atanması
            Madde 419.- Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür.
            Gerek duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir; ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur.
            Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılır.

            II. Geçici önlemler
            Madde 420.- Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re'sen gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir.
            Vesayet makamının kararı ilan olunur.

            III. Tebliğ ve ilan
            Madde 421.- Atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur.
            Kısıtlamaya ve vasi atanmasına veya kısıtlanan velayet altında bırakılmışsa buna ilişkin karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur.

            IV. Kaçınma ve itiraz
            1. Usul
            Madde 422.- Vasiliğe atanan kişi, bu durumun kendisine tebliğinden başlayarak on gün içinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.
            İlgili olan herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.
            Vesayet makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.

            2. Geçici görev
            Madde 423.- Vasiliğe atanan kimse, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş olsa bile, yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.

            3. Karar
            Madde 424.- Denetim makamı, vereceği kararı vasiliğe atanmış olan kimseye ve vesayet makamına bildirir.
            Vasiliğe atananın görevden alınması halinde vesayet makamı, hemen yeni bir vasi atar.

            V. Görevin verilmesi
            Madde 425.- Atama kararı kesinleşince vesayet makamı vasinin göreve başlaması için gerekli işlemleri yapar.

BEŞİNCİ AYIRIM
KAYYIMLIK VE YASAL DANIŞMANLIK

            A. Kayyımlığı gerektiren haller
            I. Temsil
            Madde 426.- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar:
            1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,
            2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
            3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.

            II. Yönetim
            1. Kanun gereği
            Madde 427.- Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hallerde bir yönetim kayyımı atar:
            1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,
            2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa,
            3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa,
            4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa,
            5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.

            2. İstek üzerine
            Madde 428.- İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği üzerine bir kayyım atanabilir.

            B. Yasal danışmanlık
            Madde 429.- Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır:
            1. Dava açma ve sulh olma,
            2. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir ayni hak kurulması,
            3. Kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi,
            4. Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri,
            5. Ödünç verme ve alma,
            6. Ana parayı alma,
            7. Bağışlama,
            8. Kambiyo taahhüdü altına girme,
            9. Kefil olma.
            Aynı koşullar altında bir kimsenin malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde dilediği gibi tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.

            C. Yetki
            Madde 430.- Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı tarafından atanır.
            Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.

            D. Usul
            Madde 431.- Vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım ve yasal danışmanın atanmasında da uygulanır.
            Kayyım veya yasal danışman atanmasına ilişkin karar, ancak vesayet makamının gerekli görmesi halinde ilan olunur.

ALTINCI AYIRIM
KORUMA AMACIYLA ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI

            A. Koşulları
            Madde 432.- Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
            Bu konuda kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.
            İlgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.

            B. Yetki
            Madde 433.- Yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisi, ilgilinin yerleşim yeri veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bulunduğu yer vesayet makamına aittir.
            Yerleştirme veya alıkoymaya karar veren vesayet makamı, kurumdan çıkarmaya da yetkilidir.

            C. Bildirim yükümlülüğü
            Madde 434.- Kısıtlı bir kişi bir kuruma yerleştirildiği veya alıkonulduğu ya da ergin bir kişi hakkında vesayete ilişkin diğer önlemlerin alınmasına gerek görüldüğü takdirde, kişinin bulunduğu yer vesayet makamı veya özel kanunlarda öngörülen ilgililer, durumu yerleşim yeri vesayet makamına bildirmekle yükümlüdürler.

            D. İtiraz
            Madde 435.- Kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen karara karşı kendilerine bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler.
            Bu hak, kurumdan çıkarılma isteminin reddi halinde de kullanılabilir.

            E. Usul
            I. Genel olarak
            Madde 436.- Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir:
            1. Karar verilirken ilgilinin bunun sebepleri hakkında bilgilendirilmesi ve karara karşı denetim makamına itiraz edebileceğine yazılı olarak dikkatinin çekilmesi zorunludur.
            2. Bir kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına veya kurumdan çıkarılma isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceği derhal yazılı olarak bildirilir.
            3. Mahkeme kararını gerektiren her istem, gecikmeksizin yetkili hakime ulaştırılır.
            4. Yerleştirme kararı veren vesayet makamı veya hakim durumun özelliklerine göre bu istemin görüşülmesini erteleyebilir.
            5. Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalığı olanlar hakkında, ancak resmi sağlık kurulu raporu alındıktan sonra karar verilebilir. Vesayet makamının daha önceden bilirkişiye başvurmuş olması halinde denetim makamı bundan vazgeçebilir.

            II. Yargılama usulü
            Madde 437.- Hakim, basit yargılama usulüne göre karar verir.
            Gerektiğinde ilgili kişiye adli yardım sağlanır.
            Hakim, karar verirken ilgili kişiyi dinler.

İKİNCİ BÖLÜM
VESAYETİN YÜRÜTÜLMESİ

BİRİNCİ AYIRIM
VASİNİN GÖREVLERİ

            A. Göreve başlama
            I. Defter tutma
            Madde 438.- Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile vesayet makamının görevlendireceği bir kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek malvarlığının defteri tutulur.
            Vesayet altındaki kişi ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu takdirde defter tutulurken hazır bulundurulur.
            Koşullar gerektirdiği takdirde denetim makamı, vasi ve vesayet makamının isteği üzerine vesayet altındaki kişinin malvarlığının resmi defterinin tutulmasına karar verebilir. Bu defter, mirastaki resmi defterin alacaklılara karşı doğurduğu sonuçları doğurur ve oradaki usul uyarınca tutulur.

            II. Değerli şeylerin saklanması
            Madde 439.- Kıymetli evrak, değerli eşya, önemli belge ve benzerleri, malvarlığının yönetimi bakımından bir sakınca yoksa, vesayet makamının gözetimi altında güvenli bir yere konulur.

            III. Taşınırların satılması
            Madde 440.- Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, açık artırma ile satılır. Hakim, özel durumları, taşınırın niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.
            Vesayet altındaki kişinin kendisi veya ailesi için özel bir değer taşıyan şeyler, zorunluluk olmadıkça satılamaz.

            IV. Paraların yatırılması
            1. Yatırma zorunluluğu
            Madde 441.- Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen milli bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere çevrilir.
            Paranın yatırılmasını bir aydan fazla geciktiren vasi, faiz kaybını ödemekle yükümlüdür.

            2. Yatırımların dönüştürülmesi
            Madde 442.- Yeteri kadar güven verici olmayan yatırımlar, güvenli yatırımlara dönüştürülür.
            Dönüştürme işleminin uygun zamanda ve vesayet altındaki kişinin menfaati gözetilerek yapılması gerekir.

            V. Ticari ve sınai işletmeler
            Madde 443.- Vesayet altındaki kişinin malvarlığı içinde ticari, sınai veya benzeri bir işletme varsa; vesayet makamı, bunların işletilmesinin devamı veya tasfiyesi için gerekli talimatı verir.

            VI. Taşınmazların satılması
            Madde 444.- Taşınmazların satışı, vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet altındaki kişinin menfaati gerekli kıldığı hallerde mümkündür.
            Satış, vesayet makamının bu iş için görevlendireceği bir kişi tarafından vasi de hazır olduğu halde açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.
            Ancak denetim makamı, istisnai olarak özel durumları, taşınmazın niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.

            B. Özen ve temsil
            I. Kişiye özen
            1. Küçüklerde
            a. Genel olarak
            Madde 445.- Vesayet altındaki kişi küçük ise, vasi onun bakımı ve eğitimi için gereken önlemleri almakla yükümlüdür.
            Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, vasi bu konuda ana ve babanın yetkilerine sahiptir.

            b. Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması
            Madde 446.- Küçüklerin koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesine vasinin başvurusu üzerine vesayet makamı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bizzat vasi karar verir ve durumu derhal vesayet makamına bildirir.
            Bunun dışında usul ve yetkiyle ilgili konularda kısıtlı olsun veya olmasın erginlerin korunması amacıyla özgürlüklerinin kısıtlanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
            Onaltı yaşını doldurmamış çocuk bu konuda mahkemeye bizzat başvuramaz.

            2. Kısıtlılarda
            Madde 447.- Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür.
            Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya orada alıkoyabilir ve durumu derhal vesayet makamına bildirir.

            II. Temsil
            1. Genel olarak
            Madde 448.- Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil eder.

            2. Yasak işlemler
            Madde 449.- Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır.

            3. Vesayet altındaki kişinin görüşünün alınması
            Madde 450.- Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse, vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde, onun görüşünü almakla yükümlüdür.
            Vesayet altındaki kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan kurtarmaz.

            4. Vesayet altındaki kişinin yapabileceği işler
            a. Vasinin rızası
            Madde 451.- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan vazgeçebilir.
            Yapılan işlem diğer tarafın belirlediği veya başvurusu üzerine hakimin belirleyeceği uygun bir süre içinde onanmazsa, diğer taraf bununla bağlı olmaktan kurtulur.

            b. Onamamanın sonucu
            Madde 452.- Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.
            Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.

            5. Meslek veya sanat
            Madde 453.- Vesayet altındaki kişiye vesayet makamı tarafından bir meslek veya sanatın yürütülmesi için izin verilmiş ise, o kişi bununla ilgili her türlü olağan işlemleri yapmaya yetkilidir ve bu tür işlemlerden dolayı bütün malvarlığı ile sorumludur.

            C. Malvarlığının yönetilmesi
            I. Yönetim ve hesap tutma yükümlülüğü
            Madde 454.- Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır.
            Vasi, yönetimle ilgili hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde ve her halde yılda bir defa hesabı onun incelemesine sunmakla yükümlüdür.
            Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahip ise, hesabın hakim tarafından incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde hazır bulundurulur.

            II. Serbest mallar
            Madde 455.- Vesayet altındaki kişi, kendi tasarrufuna bırakılmış olan mallar ile vasinin izniyle çalışarak kazandığı malları serbestçe yönetir ve kullanır.

            D. Görevin süresi
            Madde 456.- Vasi, kural olarak iki yıl için atanır.
            Vesayet makamı, bu süreyi her defasında ikişer yıl uzatabilir.
            Dört yıl dolunca vasi, vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.

            E. Vasinin ücreti
            Madde 457.- Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığından, olanak bulunmadığı takdirde Hazineden karşılanmak üzere kendisine bir ücret verilmesini isteyebilir. Ödenecek ücret, yönetimin gerektirdiği emek ve yönetilen malvarlığının geliri göz önünde tutulmak suretiyle her hesap dönemi için vesayet makamı tarafından belirlenir.

İKİNCİ AYIRIM
KAYYIMIN GÖREVLERİ

            A. Kayyımın konumu
            Madde 458.- Bir kimseye kayyım atanması onun fiil ehliyetini etkilemez. Yasal danışmanlığa ilişkin hükümler saklıdır.
            Kayyımın görev süresi ve ücreti vesayet makamı tarafından belirlenir.

            B. Kayyımlığın kapsamı
            I. Belli bir iş
            Madde 459.- Belli bir iş için görevlendirilmiş olan kayyım, vesayet makamının talimatına aynen uymak zorundadır.

            II. Malvarlığının yönetimi
            Madde 460.- Kayyım bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir.
            Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine bağlıdır.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
VESAYET DAİRELERİNİN GÖREVLERİ

            A. Şikayet ve itiraz
            Madde 461.- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikayette bulunabilir.
            Vesayet makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edilebilir.

            B. İzin
            I. Vesayet makamından
            Madde 462.- Aşağıdaki hallerde vesayet makamının izni gereklidir:
            1. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir ayni hak kurulması,
            2. Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi,
            3. Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,
            4. Ödünç verme ve alma,
            5. Kambiyo taahhüdü altına girme,
            6. Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,
            7. Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,
            8. Acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,
            9. Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması,
            10. Borç ödemeden aciz beyanı,
            11. Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması,
            12. Çıraklık sözleşmesi yapılması,
            13. Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi,
            14. Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.

            II. Denetim makamından
            Madde 463.- Aşağıdaki hallerde vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni gereklidir:
            1. Vesayet altındaki kişinin evlat edinmesi veya evlat edinilmesi,
            2. Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,
            3. Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,
            4. Ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,
            5. Mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması,
            6. Küçüğün ergin kılınması,
            7. Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.

            C. Rapor ve hesapların incelenmesi
            Madde 464.- Vesayet makamı, vasinin belli dönemlerde vereceği rapor ve hesapları inceler; gerekli gördüğü hallerde bunların tamamlanması veya düzeltilmesini ister.
            Vesayet makamı, rapor ve hesapları kabul veya reddeder; gerektiğinde vesayet altındaki kişinin menfaatini korumak için uygun önlemleri alır.

            D. İznin bulunmaması
            Madde 465.- Kanunen gerektiği halde vasinin yetkili vesayet dairelerinin iznini almadan yapmış olduğu işlemler, vesayet altındaki kişinin vasinin izni olmaksızın yaptığı işlem hükmündedir.

DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VESAYET ORGANLARININ SORUMLULUĞU

            A. Özen yükümü
            Madde 466.- Vesayet organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler.

            B. Vasinin sorumluluğu
            Madde 467.- Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur.
            Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.

            C. Devletin sorumluluğu
            Madde 468.- Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.
            Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.
            Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludurlar.

            D. Görev ve yetki
            Madde 469.- Devletin vesayet dairelerinde görevli kişilere karşı rücu davasına bakmaya, vesayet dairelerinin bulunduğu yere en yakın asliye mahkemesi yetkilidir.

            Vesayetle ilgili tazminat ve diğer rücu davaları vesayet dairelerinin bulunduğu yer asliye mahkemesinde görülür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VESAYETİN SONA ERMESİ

BİRİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN HALLERİN SONA ERMESİ

            A. Küçüklerde
            Madde 470.- Küçük üzerindeki vesayet, onun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer.
            Erginliğe mahkemece karar verilmiş ise, mahkeme aynı zamanda küçüğün hangi tarihte ergin olacağını tespit ve ilan eder.

            B. Hükümlülerde
            Madde 471.- Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.

            C. Diğer kısıtlılarda
            I. Kaldırılması
            Madde 472.- Diğer kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona erer.
            Vesayeti gerektiren sebebin ortadan kalkması üzerine vesayet makamı vesayetin sona ermesine karar verir.
            Kısıtlı ve ilgililerden her biri, vesayetin kaldırılması isteminde bulunabilir.

            II. Usulü
            1. İlan
            Madde 473.- Kısıtlama ilan edilmişse, kaldırılması da ilan olunur.
            Fiil ehliyetinin yeniden kazanılması, ilanın yapılmasına bağlı değildir.

            2. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında
            Madde 474.- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi halinde karar verilebilir.

            3. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,  kötü yaşama tarzı, kötü yönetimde
            Madde 475.- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin kaldırılmasını isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren sebeple ilgili olarak bir şikayete meydan vermemiş olmasına bağlıdır.

            4. İstek üzerine kısıtlamada
            Madde 476.- Kendi isteğiyle kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.

            D. Kayyımlıkta ve yasal danışmanlıkta
            I. Genel olarak
            Madde 477.- Temsil kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle sona erer.
            Yönetim kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona erer.
            Yasal danışmanlık, vesayetin kaldırılmasına ilişkin hükümler uyarınca vesayet makamının kararıyla sona erer.

            II. İlan
            Madde 478.- Atamanın ilan edilmiş olması veya vesayet makamının gerekli görmesi hallerinde, kayyımlığın sona erdiği de ilan olunur.

İKİNCİ AYIRIM
VASİLİK GÖREVİNİN SONA ERMESİ

            A. Fiil ehliyetinin yitirilmesi ve ölü
            Madde 479.- Vasilik görevi, vasinin fiil ehliyetini yitirmesi veya ölümüyle sona erer.

            B. Sürenin sona ermesi ve uzatılmaması
            I. Sürenin dolması
            Madde 480.- Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.

            II. Engelin veya kaçınma sebebinin ortaya çıkması
            Madde 481.- Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması halinde görevinden çekilmek zorundadır.
            Vasi, bir kaçınma sebebi ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden önce görevinden alınmasını isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı halinde görevine devam etmek zorundadır.

            III. Göreve devam zorunluluğu
            Madde 482.- Görevi sona eren vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri yapmakla yükümlüdür.

            C. Görevden alınma
            I. Sebepleri
            Madde 483.- Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır.
            Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.

            II. Usulü
            1. İstek üzerine veya re'sen
            Madde 484.- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir.
            Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re'sen görevden almakla yükümlüdür.

            2. Araştırma ve uyarı
            Madde 485.- Vesayet makamı, ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten sonra onu görevden alabilir.
            Vesayet makamı, ağır olmayan hallerde vasiye görevden alınacağı konusunda uyarıda bulunur.

            3. Geçici önlemler
            Madde 486.- Gecikmesinde tehlike bulunan hallerde vesayet makamı, vasiye geçici olarak işten el çektirip bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel zararı göz önünde bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve tutuklanmasını da isteyebilir.

            4. Diğer önlemler
            Madde 487.- Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.

            5. İtiraz
            Madde 488.- İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
VESAYETİN SONA ERMESİNİN SONUÇLARI

            A. Kesin hesap ve malvarlığının teslimi
            Madde 489.- Görevi sona eren vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına vermekle yükümlü olduğu gibi; malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır.

            B. Rapor ve hesabın incelenmesi
            Madde 490.- Son rapor ve kesin hesap belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi vesayet makamı tarafından incelenir ve onaylanır.

            C. Vasinin görevine son verilmesi
            Madde 491.- Son rapor ve kesin hesap onaylandıktan ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edildikten sonra, vesayet makamı vasinin görevinin sona erdiğine karar verir.
            Vesayet makamı, son rapor ve kesin hesabın onaylanması veya reddi konusundaki kararı ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye, tazminat davası açma hakları bulunduğunu da belirtmek suretiyle tebliğ eder. Bu tebliğde vasinin görevine son verildiği de belirtilir.

            D. Sorumluluk davasında zamanaşımı
            I. Olağan zamanaşımı
            Madde 492.- Sorumlu vasi ve kayyıma karşı açılacak tazminat davası kesin hesabın tebliğ edildiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
            Tazmin ettirilemeyen zararlar için Devlete karşı açılacak tazminat davasının zamanaşımı süresi, zararın vasi, kayyım ve yasal danışmana tanzim ettirilemeyeceğinin anlaşılmasından başlayarak bir yıldır.
            Vesayet dairelerinde görevli olanların sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı Devlete karşı açılacak davaların zamanaşımı genel hükümlere tabidir.
            Devletin rücu davası, rücu hakkının doğumunun üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

            II. Olağanüstü zamanaşımı
            Madde 493.- Olağan zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi veya anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir sorumluluk sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir.
            Vesayetten doğan tazminat davaları, her halde kesin hesabın tebliğinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

            E. Vesayet altındaki kişinin alacağı
            Madde 494.- Vesayet altındaki kişinin vasi veya Devlete karşı alacakları imtiyazlı alacaktır.

YILDIZNAME

YILDIZNAME
Yıldızname Hz. Muhammed (sav) efendimizin torunlarından imam Cafer hazretlerinin nutuk ilmiyle hayat bulan, cifir ilmiyle tekâmülü tamamlanmış, son derece karışık bir ilmin meyvesi, Allahın biz kullarına bahşettiği bir başka nimettir. 
Temel amacı baktıran kişiyle alakalı olumlu olumsuz bilgileri tespit edip bu bilgiler ışığında çözümler üretmektir. 
Enerjetik, psikolojik ya da paranormal problemlerin çözümlerinde kullanılan bir bilim olarak yıldızname diğer ilim ve yöntemlere yardımcı olmakla beraber, baslı basına bir çözüm aracı değildir. Fakat bütün bakım ve kontrol teknikleri içinde en güvenilir ve en kesin tespitleri ortaya çıkarabildiği de aşikârdır. 
Yıldızname Nasıl Bakılır konusunu mantık çerçevesinde değerlendirelim. Eski tarihlerde doğum anları günümüzde olduğu kadar düzenli olarak kayıt edilmiyordu. Yeni doğan çocukların doğum günleri, o dönemdeki önemli olaylara göre hatırlanırdı. 
Mesela, hasat zamanında, yaz ya da güz mevsiminde, zemheride gibi. Hal böyle olunca da, istisnalar haricinde kimse doğum gününü bilmezdi. Oysa yıldızname bakımı için doğum tarihinin tam olarak bilinmesi şarttır. İnsan beyni evrensel kozmik enerjilerin etkisi ile programlanır. Böylece kişilerin değer yargıları oluşur ki; kişinin neredeyse tüm yaşamı bundan mutlak şekilde etkilenir. 
Yıldızname bakımı bu mantık üzerine kurulu olup, kişinin doğduğu anda etkin olan kozmik enerjinin hayatını ne şekilde etkileyebileceğini tespit etmeğe çalışır. 
Bugün internette yıldızname konu baslığı altında havalarda uçuşan kimi garip ve cahilce yazılara bakınca bu ilimle ilgisi olmayan adı medyum kimi cahillerin yalnızca ebced hesabıyla yıldızname baktıklarını görüyor hayret ile ihanetlerine tanık oluyoruz. 
Muhyiddin ibn Arabî imam gazali ve hatta saidi nursi hazretlerinin mektubat ve lem-a’ larında bu gibi birçok Bâtıni ve gizil bilginin bizleri sunulduğunu söylemek yıldızname. nin yalnızca ebced ile varılan bir sonuç olmayacağını kanıtlamaya yetecektir. 
Temel kıstas dua, sure ve esmalardır. Bakıma dua ile başlanır onunla sürer ve dua ile bitmelidir. Bu arada ilmin yol ve yöntemleri kuskusuz ki uygulanacak, ebced ve cifr bir araç olarak kullanılacaktır. 
 Böylece kişinin burcu tespit edilip yıldızların o burcu ve kişiği nasıl etkilediği ve bu etkiyle bireyin nasıl bir yöne gittiği tespit edilebilmektedir. Unutulmamalıdır ki yıldızname fal değil fala cahillerce benzetilen nurani bir ilimdir.


Pdf .
Bilgi Değeri Açısından Cefr ve Ebced - Harfler ve Rakamlar Metafiziği
EBCED, İLM-İ CİFR VE REMİL - Gizli ilimler Sitesi

* Video *
Ebced Cifir ilmi Nedir
Celcelûtiye Kasîdesi
Cibir ve Ebcet İlmi Nedir
Havas Celcelutiye Kasidesi



[ Video listesi için resimde görünen yeri tıklayarak istediğiniz videoyu seçin ve izleyin... ]

 
GİZLİ  KİTAPLARDAKİ    GİZLİ İLİMLER
Yazı Dizisi I 
Havas İlmi  - Havas kitabı
Cifr
Ebced
Buni risalesi
Uzun Firdevsi   Davetname.
Cinler  - İfritler – Melekler -  Kutup  denen  idareciler
Derleyen:  Burhan Sanus
Dünyanın muhtelif memleketlerinde bazı kütüphanelerde  el yazması gizli kitaplar  halkın okumasına açık olmayıp Gizli kasalarda saklanmakta ve sadece araştırma yapmak isteyen veya( initié ) bilgisi yeterli olanlara özel izinle Okumaya verilmektedir.

Yukarıda yazdığımız bu gizli kitaplardaki mevzularla ilgili olarak  sırası ile sizlere bilgi vermeğe çalışacağız.
Havvas İlmi :

HAVVASIN ÖZÜ:Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir.
Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.


           Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.

Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği  kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur.
Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur
            Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunları da şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir. ,

            Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
            Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunların şekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür. Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
            Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağım şeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruh’u Sultan’da son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.

Cifr:

GAYB. EBCED HESABI –CİFR HESABI
Şifreler Gelecekten  Haberler

         Dinlerde  Kutsal Kitaplarda Şifre kullanmak Yahudilik ve Hıristiyanlık Dinlerinde uygulanan bir usuldür..
          İslam’da Kur’an da şifre veya gizli herhangi bir Kehanet diyebileceğimiz saklanmış bilgi yoktur. Kur’an-ı Kerim insanları
Bilgiye sevk etmek için gönderilmiş bir kitaptır.Onda şifre ,rumûz gibi gizli şeyler aramak gelecekten haberler çıkarmak Kuranın ana
Gayesine ters düşmektedir.  Son zamanlarda bir moda haline Gelen Kuranın şifresini çözmek ve ileriden (gayb) uydurma haberler vermek sadece Para ve Şöhret sahibi olabilmek için bazı yazar geçinenlerin uydurmalarıdır.
        Yahudilik ve Hıristiyanlık ta kullanılan ve Kabalistik hareketin öncülüğünde Tevrat’ın batıl bir yorumu olan Zohar’da
Harflerin sırlarına dayanan bir ilimden söz edilmekte ve bu Kabalistlerin en önemli kitaplarından biri olan Sepher Yetzirad’da izah edilmiştir. ( bir sonraki bölümde anlatacağız)
         Musa ‘nın yakınlarına öğrettiği “ilmi esrar” ve Hıristiyan Din Kültüründe Augustinius gibi dini önderlerin yazılarında “Cifr” ilmi
ne dair bir çok örnek gösterilmiştir.
         İslam da bu tür iddialar ilk defa Şii çevrelerde ortaya atılmışVe Hz. Ali nin Kuranın batınî manalarını Hz. Muhammetden öğrenmiş  ve insanların ihtiyacı  olan bütün bilgileri kuzu veya oğlak derisine yazarak  el- Cefr ve el-Câmia adlı iki eser ortaya çıkarmıştır. Ve yine iddialara göre bu kitaplarda yazılı bilgilerle Bütün eski peygamberlere verilen gizli bilgiler ile kıyamete kadar
Olan sürede meydana gelecek hadiseler burada belirtilmekte ve Bunlara karşı alınacak çözümlerde yazılmıştır. Ancak bu bilgileri
Ehli- beyt dediğimiz alim ve ileri  gelen imamlar çözebilecek Rumûz ve şifrelerle doludur. Oysa Hz Ali  “ Kim bizim okuduğu-
Muz Kitab’ın ve şu sahifenin dışında bir şey olduğunu iddia ederse Yalan söylemiştir.” Mevzubahis sahifede de zekat ve diyet hükümleri nin yazılı olduğu söylenir.

Diğer bazı Şii kaynaklara göre yukarıda belirtilen kitapları yazarak Cifr ilmini kuran Cafer-i Sadık dır. Cafer’in talebesi olan sonradan İslam adet ve kurallarının dışına çıkıp  kendini Tanrılaştıran ve Şianın İsmailiyye kolunu kuran Ebu’l-Hattâb el –Esedi  bu kitabı
Temel olarak kabul etmiştir.

CİFR İLMİ ve EBCED İLMİ

        Cifr ilmi ile Ebced ilmi arasındaki en büyük fark Ebced gerçekleşmiş  olanın Cifr ise gerçekleşmesi muhtemel olanın ilmidir.
       Cifr ilmine göre  varlıklarla harfler arasında gizli bir ilişki vardır. Arap alfabesini meydana getiren 28 harf    şemsi  ve kameri 
Olmak üzere ikiye ;  Ebced’eki sıraya göre ilk yedisi ateş, ikinci Yedisi hava . üçüncü yedisi su ve dördüncü yedisi ise toprak olmak
üzere dörde ayrılır. Harflerin kullanışı onlara verilen bu manalara göre değerlendirilir. Yine ebced sıralamasına göre bu harflere sayısal  değerler verilir. Ve bu sayılara verilen rumûzlar la olan ilişkilerini manalandırırlar. Daha sonra Muhyiddin ibn Arabi harflerle varlıklar arasında  sıkı bir ilişki olduğunu söylemiş ve harflerin sırlarına Vakıf olan kimsenin istikbalde vuku bulacak bütün olayları keşfedebileceğini  belirterek  El Futuhatu ‘l Mekkiye adlı eserinde harflerin değerlerine geniş yer ayırmıştır.
      Önce şunu belirtelim ki sayılara ve harflere belli birtakım manalar yükleyerek bunlarla olaylar arasında irtibat kurmayı amaçlayan Cifr ilmiyle ülkemizde ileri sürülen “kuranın şifresi”nin hiçbir alakası yoktur. Cifr ilminde beli prensiplere riayet edilip beli
Kurallara uyularak hareket edilirken Kuranın Şifresi komedisi bir Şarlatanlık tan başka bir şey değildir. Zira ne bir kural nede bir prensip vardır. Ve amaca erişmek için her türlü sahtecilik yapılmaktadır.
       Neticede Kur’an insanları bilgiye vakıf etmek için gönderilmiş Bir kitaptır onun içine gizli manada bazı sırlar saklamanın manası ne olabilir ki; ayrıca Peygamberimiz hakkında Kur’anda “ o gayba ait haberlerde cimrillik etmez “ ( intifar 24 ) denmiştir. Yani
Peygemberimiz ( gayb) gelecek veya gizli olan kayıp olan manasında ne biliyorsa cimrilik ( saklamak) etmeden onu halkına haber
Vermiş olması gerekirdi zira onun vazifesi Kur’anı ümmete açıklayıp izah  etmektir “


Tür: Harfin Türkçe telafuzu ve yazılışı
Arap: Harfin arapça yazılışı ve okunuşu
Değer:  Harfin EBCED’e göre değeri
Bu Hesap yöntemi çok eski tarihlere kadar uzanan ve daha henüz Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şekli
dir. Arap tarihinde geçen bütün hadiseler harflere rakam değeri verilerek yazılırdı ve böylece olayın geçtiği tarih te kayda alınırdı.Bu tarihler her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.
Ebced Hesabı diye adlandırılan bu ilme göre “ ebced, hevvez, hutti, kelemen “ kelimelerinde ilk harfin değeri  bir , ikinci harfin değeri
İki  şeklinde onuncuya kadar harflerin değeri birer birer artırılır.Onuncu harften itibaren sırasıyla harfler onar onar artırılır, Yüz değerini taşıyan harften itibaren de her harfin değeri Yüzer yüzer artırılır, Böylece son harf bin değerindedir.
Zamanla ayrı ayrı harfler rumûz gibi kullanılırak bunlardan mana çıkarma alışkanlığı doğdu ve bu suretle “ İlmu’Cefr “ tabiri “ İlmu’l – Huruf “ manasında kullanılmağa başlandı.
Allah hiçbir kimseye gaybden haber verme hususunda ilmi bir yetenek vermemiştir.Peygamberimizin dediği gibi “ Gaybın anahtarı  beştir. 
Onları ancak Allah bilir”
(lokman 34) “ Kıyametin ilmi Allah katındadır.Yağmuru o indirir.Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez.
Hiç kimse nerede öleceğini bilmez.” Bu 5 husus  mutlak Gayb’dır
Ve bunu Allah haricinde kimse bilemez.
Allah tarafından gayb’ı bilme kudreti Peygamberlere ve bazı din Alimlerine verilmiş bir  özeliktir.
Hz. İsa “ Ben size Rabbinizden bir mucize getirdim . Çamurdan kuş  şeklinde bir şey yaparım , ona üflerim , Allah ın izniyle hemen kuş oluverir” Kurandan “ Hz. Yusuf dedi ki ‘ Size rızk olarak verilen yemek size gelmeden önce onu size haber veririm. Bu Rabbin bana Öğrettiği şeylerdendir’”. Hz Musa ve Hızır da gaybi bilgiye muttali olanlardandı ( Kuran Kehf 65-82)
Cifr’i ve Gaybı bilmeye dair hiçbir emin dayanak yoktur. Eğer böyle bir şey olsaydı bu elbette gelişir ve herkes bunu öğrenirdi.
Allah hiç kimseye gaybdan haber verme husussunda bir ilim ve yetenek vermemiştir. Yalnız bazı Peygamberlere bazı özelikler tanımıştır.
Araştırmacı ve din alimleri  “ Cümmel esabî “ diye adlandırılan Cifr hesabına karşı çıkmışlardır.
EBCED HESABI :
"Ebced" kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced, ilk kelimenin adı olduğu gibi, aynı zamanda diğer kelimelerin tümünün de adıdır.

Yani ebced, eski alfabeye verilen addır. "Abcad, ebicad, ebiced ve abucad" da denmesine rağmen tutunmuş şekli ebcedir. 
8 anlamsız kelime soldan sağa doğru şöyle sıralanır: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa'fas, Karaşet, Sehaz ve Zazağ. Son kelime "Zazığlen" veya "Zazağlen" şeklinde de okunmuştur. Ebcedin menşei hakkında çok şeyler söylenmiştir. Bunların pek çoğu rivayetlerden oluşmaktadır. Alfabeyi oluşturan 8 kelimenin ilk 6'sının Medyen ülkesinin krallarının adları olduğu; 6 şeytanın adı olduğu; haftanın günlerinin her birinin
adı olduğu; ilâhî isimlerin baş harfleri olduğu; Hz. Adem 'in cennetten kovuluşunun evreleri olduğu; İlâhî emirleri ve yasakları verdiği; Pers hükümdarı Sâbûr'un çocuklarının adları olduğu vs. gibi birbirinden farklı rivayet ve yorumlara konuyla ilgili kaynaklarda sıkça rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra ebcedi dinî motiflerle açıklayan kaynaklar da vardır.

Ebced Hesabı
Ebcedin en büyük özelliği "Ebced hesabı" adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı
değeri vardır ve bu değerlerden istifadeyle bir çok konuda pek çok işlemler yapılmıştır. İşte bunların her birine bu hesabın adı verilir. Ebced
alfabe düzeninin harfleri 1'den 9'a, 10'dan 90'a, 100'den 1000'e doğru numaralandırılır.
Ayrıca bu alfabede gözükmeyen "pe" harfi "be " gibi, "çe" harfi de "cim" gibi kabul edilerek onların sayı değerlerini alır.Eskilerin "hisâb el-cümel" dedikleri, ebced hesabının 4 çeşidi vardır: "Büyük", "en büyük", "küçük" ve "en küçük" ebced hesabı. Yukarıdaki tablo, eskiden büyük ebced (cümel-i kebîr) olarak ele alınmış, ama bugün küçük ebced (cümelsağir) olarak değerlendirilmektedir.Kullanıldığı Yerler Ebced alfabe düzeninde her bir harfin bir rakama tekâbül etmesi keyfiyeti, Türk-İslâm kültüründe, hemen hemen her sahaya
yayılan bir kullanımı ortaya koymuştur. Rakamla ifâde edilecek şeyler yazıyla, yazıyla ifâde edilecek şeyler de rakamla sembolize edilir
olmuştur.
Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir:
Günlük ihtiyaçlarda:
Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kağıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.
İsim sembolü olarak:
İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul
edilerek halk arasında kullanıla gelmiştir. Meselâ: "Muhammed" kelimesi 92'dir. "Aman' kelimesi de 92'dir. "Mevlevî" kelimesi de 92' ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur.
En meşhurlarından biri şudur:
Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah .Keza bu konuda ilim = amel = say kelimelerinin sayı değeri 140'dır. Hem sayı değeri itibariyle hem de anlamca aralarında bir irtibat vardır. Hilâl, lâle ve Allah lafzı da sayı değeri bakımından 66 etmektedir. Bu husustan dolayı kültürümüzde hilâl ve lâleye daha özel bir yer verilmiştir
Çocuğa isim verilirken:
Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311'de doğan çocuğa "Mahmud Bahtiyar", "Süleyman Hurşid", "Yusuf Mazhari', "Ömer Rıza" ve "Recep Servet" gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.
Kitap ve Makalelerde:
Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesine göre numaralandırılmıştır.
Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir.
Resmi devlet kayıtlarında:
Devlet arşivlerinde yer alan birçok resmî belgeler, tutanaklar, fezleke ve mazbatalar, tarihler başta olmak üzere vak'anüvis kayıtları, vakıf kayıtları ile sayım ve envanter hesapları hep bu hesaba göre tanzim edilmiştir.
İlimlerde:
Fizik, matematik, geometri ve astronomide sıkça kullanılmıştır. "Sa'fas" kelimesinin harfleri kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar
"ğayn" harfinin birkaç tekrarı ile de sağlanabilmiştir. Ebced hesabı, musikide de kullanılmıştır.
Buna göre sesler ve perdeleri ebced alfabe düzeninden istifade edilerek oluşturulan bir "ebced notası" ile belirlenmiştir. Bu hesabın en çok
kullanıldığı yerlerden biri hiç şüphesiz mimarlık tır. Özellikle Mimar Sinan, eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Temeli İslâmi kavramlardan oluşan bu hususa birkaç misal verelim: Süleymaniye’de zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Ebced'e göre "Âdem' 45, "Allah" lafzı da 66 etmektedir. Yine Selimiye'de de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye'nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da "Muhammed" kelimesinin karşılığıdır.
Cifr ve Vefk ilimlerinde :
Ebced hesabı ayrıca cifr, vefk gibi ilimlerde, astrolojide, define aramada da kullanılmıştır.
Tasavvuf ve Din ilimlerinde :
Ebced hesabının tasavvuf ve din ilimlerinde kullanıldığına şahit olmaktayız. Özellikle "Kelime-i Tevhid" veya "Esmâ-i Hüsn"a"dan bir ismin kaç aded zikr edileceği ebced tablosuna göre tayin edilir. Kur'an tefsirlerinde ve hatta Kadir gecesinin tayininde de ebcedin kullanıldığını bilmekteyiz.

Tarih düşürmede :
Ebced hesabının en fazla en fazla kullanıldığı yer hiç şüphesiz tarih düşürmedir. Bunun için o olayın tarihini verecek ustalıklı bir kelime veya mısra söylenir ki, hesaplandığında o olayın tarihi ortaya çıkar. İşte "tarih düşürme sanatı" adı verilen bu sanat divan edebiyatı boyunca kullanılmış ve bütün kültür varlıklarımızın kitabelerinde yer almıştır.
Eski ve gelecek olayların tarihlerini bulmada:
Özellikle Kuran-ı Kerim ve hadislerden yapılan çalışmalarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbulun Fethinin "beldetun tayyibetun..."cümlesinden çıkartılması gibi. Bediüzzaman said-i Nursi'nin Sikke-i Tasdik-i Ğaybi adlı eserinde bununla ilgili çok sayıda örnek bulunmaktadır.
Burada size  Gizli kitaplarda bulunan  bilgilerden bazılarından açıklamalar ve örnekler verdik  bir dahaki  sayımızda
   Burini risalesi
   Uzun Firdevsi nin Davetnamesi
   Cinler – İfritler – Melekler –Kutup denen İdareciler   vs.... ile ilgili bilgiler vereceğiz.
Bu yazımızla aktarılan bilgiler bir çok gizli kitap ve kaynaktan derlenmiş olup sadece okurlarımızı bilgilendirmek için  yazılmıştır.
Editör

GİZLİ KİTAPLAR GİZLİ BİLGİLER

dizisinin ikinci bölümünde Cinler  İfritler ve Meleklerle   ilgili bilgiler veriyoruz. Bu bilgiler eski  ve halen yaşamakta olan  İslam Dini Ulemalarının yazıları  ve kitaplarından derlenmiştir.
Bu yazıdaki bilgilerden Dergimiz hiçbir  şekilde mesul değildir, sadece Sayın ilgilenen Okurlarımıza bilgi aktarmak için yayınlanmaktadır

CİNLER  -İFRİTLER ve MELEKLER :
İslam inancına göre, göze görünen ve maddi bir yapıya sahip olan insanlar balçıktan yaratılmıştır ve insanın yaratıldığı sırada dünyadaki ortam balçık şeklindedir. Buna karşılık, göze görünmeyen bir yapıya sahip olan cinler ise yaratıldıkları sırada Dünyadaki ortamın kızgın alev ve dumanlar saçan bir ortam olduğu Kuranın  ifadelerinden anlaşılmaktadır. Cinlerden bir tek ferdine CİNNİ denir. CANN ve CİN kelimeleri çoğunluğu ifade etmektedir aynı manadadır."Cin" ve "Can" kelimelerinin anlattığı gözle görülemeyen varlıklar, Kuran'da "İNS" kelimesinin karşılığı olarak ta kullanılmaktadır. Bu anlamda "İNS" gözle görülen akıllı ve mükellef varlıkları, "CİN" ise gözle görülemeyen akıllı ve mükellef varlıkları temsil eden kelimeler olarak ele alınmaktadır. "İNS" ve "CİN"in her ikisini birden ifade etmek için kullanılan kelime ise "SAKALEYN"dir.
Kur'an-ı Kerim'de otuzdan fazla ayette cinden bahsedilmekte hatta müstakil bir sure olarak 72. Sure'nin adı da "Cin Suresi" olmaktadır. Bu bakımdan mutlak bir varlık olarak cinlerin inkarı İslam inancına göre mümkün değildir.
Cinler dünyadaki insan sayısının beş katıdır. Ömürleri 800 ile 1000 yıldır. Onlar da ölürler. Eşleri, dostları var;insanlar gibi hayat şartları var. Birbirleriyle evlenebilir, hatta çoluk çocuk sahibi olabilirler. İnsanlar cinlerle, cinler insanlarla evlenebilirler. Fakat yaradılış farklılıkları nedeniyle bu tür evliliğin insanlar için uygun olmadığı da bir gerçektir.
Cin’in lugattaki manası gizliliktir, görünmeyen gizli varlıklar demektir. Cinlerin asıl suretini gören olmamıştır. Cinlerin hakikatini göremeyiz. Çünkü cinler görülmeyecek kadar küçük varlıklardır. Eğer insan veya hayvan şekline girerlerse görebiliriz. Asıl sureti kesinlikle görülmez.
İnsanları, dağları, taşları, ağaçları, yerleri, gökleri, denizleri ve nehirleri yaratan Allah, tıpkı onlar gibi birer yaratık olan cinleri de yaratmıştır. Cinler de Allah  tarafından yaratılmış olan tüm varlıkların gözle görülmeyen birer fertlerdir. Kuranın ifadesine göre asıl maddeleri ateştir. Son derece latif ve ince cisimli oldukları için, gözle görülmezler. Tıpkı nurani olan melekler gibi. Onların gözle görünmemesi yokluklarını gerektirmez. Vardırlar ama görünmezler. Varlıkları Kuran ve hadislerle sabittir. İnkarı mümkün değildir.
 
Hicr Suresi    Ayetler: 26 ve 27    Sayfa: 264:   Ant olsun ki insanı balçık haline gelmiş, kuru bir çamurdan yarattık.” “Cinleri de sizden önce, dumansız, azgın ve şiddetli ateşten yarattık.”
Rahman Suresi    Ayetler: 14 ve 15    Sayfa: 532": İnsanı kurumuş, kerpiç haline gelmiş kuru bir çamurdan yarattık. " " Cinleri de dumansız bir alevden yarattık. "
1. İnsanların arasında bulunan, yerleşen ve göç eden cinlere, AMMAR denir. 

2. Çirkinleşip şirret haline gelen cinlere ŞEYTAN denir. 
3. Çocuklara musallat olan cinlere ERVAH denir. 
4. Yaramaz ve güçlü cinlere de İFRİT adı verilir. 
a. Kanatları vardır kuş gibi uçarlar. 
b. Yılan, kedi, köpek, manda, keçi ve haşere hayvanlar şeklindedir. 
c. Diğer bir sınıftır ki onlara hesap ve ceza vardır. 

CİNLERİN   ÖZELLİKLERİ

1...Cinlerin kılıktan kılığa, şekilden şekle girme özellikleri vardır.
Cinler bir çok kılığa girdikleri gibi, daha çok insan kılığına da girmeleri mümkündür. Enfal Suresi    Ayet: 30    Sayfa: 181 ayetindeki ifade aynen şöyledir; Bir gün Kureyş kafirlerinin ileri gelenleri bir araya gelip,  'Muhammedi  hapsedelim mi? Öldürelim mi? Veya Mekke'den sürelim mi? '  diye birbirleriyle istişare ederken, cinlerin ilk yaratılanı şeytan, namı diğer iblis, üstü başı pis, kötü bir insan kılığında bunlara yanaşıp, öldürmeleri için vesvese ile telkin etmiştir.
. Cinlerde insanlar gibi canlı, şuurlu, akıllı varlıklardır. Yalnız akıl ve muhakeme konusunda insan daha üstündür. Cinlerin sürat ve görüntü verme, geçmişe gidip gelme gibi bizden üstün tarafları da vardır. Bununla beraber bizim gibi onların da ruhları vardır. Ruh sayesinde canlı kalmaktadırlar. Aramızdaki fark bizim ruhumuz molekül yığını, maddi, cismani bir cesedin içindedir. Cinlerin ruhu ise bir enerji, bir akımın içindedir.
2...Hızlılık özellikleri vardır.
Cinler sesten hızlıdırlar. Titreşim hızlılıkları saniyede 300.000 km den fazladır. Bir saniyede Dünyanın bir yerinden diğer yerine ulaşacak hızlılıktadırlar.Neml Suresi    Ayetler : 38 ve 39    Sayfa : 381 “Süleyman cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil adamlarına dönerek, -Ey ileri gelenler, Yemen Sultanı olan Belkıs, Müslüman olarak gelmeden önce, tahtını, yetkisini bana hanginiz getirecek dedi.” “Cinlerden bir ifrit, -ben o tahtı sana yerinizden kalkmadan getiririm. Benim buna gücüm yeter, ona hiç bir zarar vermeyecek kadar, güvenilir ve eminim- dedi”
Cinler de inanlar gibi Allah'a ibadet ve itaat etmekten mesuldürler. Bunlara akıl verildiği için yaptıkları işlerden sorumlu olurlar. Bu itibarla akıl sadece insanlarda, cinlerde ve meleklerde vardır. Hayvanlarda akıl yoktur. Zeka, his, içgüdü ve ilham vardır. İpek böceğinin ipek, arının bal yapması zekası, içgüdüsü ve ilhamı sayesinde olur.Şuara Suresi    Ayet: 212    Sayfa: 377:" Şüphe yok ki cinler semaya çıkıp oradakihaberleri öğrenmelerinden, meleklerin sözünü işitmelerinden, gayb haberlerini öğrenmelerinden azledilmişlerdir. "
    MELEKLER:
1. Allah melekleri nurdan, cinleri ise ateşten yarattı.
Sad Suresi    Ayet: 76    Sayfa: 458
“ İblis,  ‘ Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. O’nu ise topraktan yarattın. ‘  dedi. “ Bu ayetin ifadesine göre, cinlerin mutlak suretle ateşten yaratıldığının kanıtıdır. " Melekler nurdan, şeytan ateşten, insanlar topraktan yaratıldı. "
2. MELEKLER Allah'a isyan etmezler. ŞEYTAN Allah’a isyan etti.
Kehf suresi    Ayet : 50    Sayfa : 300
“ Biz meleklere Adem’e secde edin dediğimizde İBLİS hariç hepsi secde etti. İBLİS cinlerdendi ve Allah’ın emrinden harice çıktı.  ‘ Ey insanlar, beni bırakıp a iblis ve onun zürriyetini dostlar mı ediniyorsunuz ?  Halbuki onlar size düşmandırlar. Zalimler için ne fena bedel. ‘  Bu ayetten anlıyoruz ki, şeytanlar cinlerin isyan eden ve Allah’ın emirlerine karşı çıkan gurubudur.
Tahrim suresi    Ayet : 6    sayfa : 561
"O melekler Allah'ın emrettiği hususlarda asi gelmezler, isyan etmezler, emir olunduklarını yaparlar. Allah'a baş kaldırmazlar. "
3. MELEKLER, yemezler, içmezler, üreyip, çoğalmazlar. CİNLER ise, yerler, içerler, üreyip, çoğalırlar. Sayıları insanlardan daha çoktur. Cinlerin latif ve ince varlık olmaları, üreyip çoğalmalarına engel değildir. Kendilerine iyiliği dokunan insanları ödüllendirirler, saygısızlık yapanları da cezalandırırlar. Bazı insanları etki altına alıp kendi isteklerine alet ederler veya kötü işler yaptırırlar. Hatta bazen insanlara aşık olan cinler bile vardır, bu durumda sevgililerini kaçırarak onlara sahip olurlar. İslamiyet açısından, iyi huylu "Müslüman cinler" ve kötü huylu “kafir cinler“ de vardır. Bu tür cinler daha çok büyücülükle uğraşanların ilgisini çekmektedir. "Hud dam" (hizmetçiler) adı altında bulunan bu cinler sayesinde hastalıkların iyileştirildiği, kötülüklerin defedildiği ve bir takım doğaüstü olayların meydana getirildiği varsayılmıştır.

CİNLER   NEREDE   YAŞARLAR

BİLAL BİN EL-HARİS ‘ den rivayettir :"Bir yolculuk sırasında Resulullah'la birlikte bir yerde konakladık, defi hacet için dışarıya çıktılar. Bende peşinden ibrik götürdüm. Yanına yaklaştığımda bazı insanların birbirleriyle kavga eder gibi, ağız dalaşı yaptıklarını gösteren sesler işittim. Hiç böyle ses işitmemiştim, sonra Resulullah geri döndüler, kendisine YA Resullullah ; senin yanında bazı erkeklerin kavga seslerini duydum. Ama ağzından konuşan kimseyi görmedim, dedim. Rasulullah (SAV) Müslüman cinler ile müşrik cinler birbirleriyle kavga edip, çekiştiler, beni aralarına hakem tayin ettiler. Kendilerini bir yerlere yerleştirmemi istediler. Ben de Müslüman olan cinleri köy ve dağlara, müşrik olan cinleri de, dağlarla denizler arasına yerleştirdim buyurdular. “ Ayrıca cinler hamamlarda, mezarlıklarda, pis yerlerde, ahırlarda, çöplüklerde, ıssız yerlerde, duvar deliklerinde ve ağaç kovuklarında yaşarlar.
Peygamber Efendimiz(SAV); " Bana Nusaybinli cinlerden bir grup geldi, iyi cinlerdi. Benden yiyecek istediler, bende Allah'a dua ettim. Rastladıkları kemik ve tezekler onların yiyecekleri  olsun.  Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır.” buyurdular. Cinler insan artıklarını yerler. Cinlerin yemekleri besmele çekilmeden yenen yemeklerdir. Ayrıca tezek ve kemikler de onların yiyecekleridir. Cinlerin insanlar gibi sosyal hayatları vardır. Onların da düğünleri, şenlikleri, toplantıları, seminerleri, konferansları vardır. Üreyip çoğalırlar. Yerler, içerler. Fakat onların yiyip içmeleri, koku duyusuyladır. Nefsani olarak doyarlar. Ayrıca cinlerin para kuru soğan ve sarımsak kabuğudur. Bunlar kesinlikle yakılmayacaktır. Aksi halde cinlerin hışmına uğrarsınız, yani zarar görürsünüz.

İNSANLAR   CİNLERLE   İRTİBAT KURABİLİR

İnsanlar cinlerle irtibat ve iletişim kurabilirler. Bu mümkündür. Ancak cinlere hükmedemezler. Cinleri tahakküm altına alamazlar. Bu yetki ve bu ruhsat, Kuran'ın ifadesine göre Hz. Süleyman (A.S.)'a verilen bir yetkidir. Cinler metafizik aleminin sakinleri olması itibariyle, enerji ve ışından ibarettir. Hızlılık özellikleri vardır. Sesten hızlıdırlar. Bir saniyede Dünyanın bir yerinden diğer yerine ulaşacak hızlılıktadırlar.

Bazı özellik sahibi insanlar  cinlerle konuşması mümkündür. Fakat bu konuşma, bu görüşme, bu irtibat ve iletişim fizik aleminin sakinlerinden olan insanlarla konuşur gibi değildir, çünkü insanlar metafizik değil fizikseldir ve molekül yığınından ibarettir. Beynimize gelen manyetik akımı sese dönüştürürüz. Bir çok insanların da beynine manyetik akım gelir. Ancak sese dönüştürmek, iletişim ve irtibat kurmak ayrı bir sanat, ayrı bir hüner, ayrı bir beceri ve ayrı bir özelliktir.  Aynı zamanda bazı insanların fizik aleminden metafizik alemine geçişleri mümkündür. İmam-ı Rabbani, İmam-ı Azam, Abdulkadir Geylani, Muhiddin Arabi, Mevlana Halid-i Bağdadi bu aleme gidip gelenlerdendi

Sad Suresi    Ayetler : 35, 36 ve 37     Sayfa : 456
“Ey Rabbim, bana öyle bir mülk, yetki ve ruhsat ver ki. Benden sonra hiç kimse de olmasın, muhakkak sen bütün dilekleri verensin, VAHHAB’ sın.” “Biz rüzgarı onun emrine bağlı kıldık, emri ile istediği yere rahatça akar giderdi.” “Cinleri de onun emrine bağlı kıldık. O cinlerin kimisi bina ustası, kimide dalgıçtı.”
Enbiya suresi    Ayetler: 81 ve 82    Sayfa : 329 ve 330
“ Süleyman’ ın  emrine esen rüzgarı verdik ki, bu rüzgar O’ nun  emri ile içine bereketler verdiğimiz yere (Şam’a ) esiyordu. Biz her şeyi biliyorduk. " “ Cinlerden O’ nun için dalgıçlık edenleri ve daha başka işte çalışanları emrine verdik. Ve hep onları zapteden bizdik. “ 
Bu ayetlerin ifadelerinden anlıyoruz ki, Hz. Süleyman bina ve duvar ustalarına hanlar hamamlar, çeşmeler ve mescitler yaptırıyordu. Hatta Kudüsdeki Mescid-i Aksa’yı  cinlere yaptırdığı söylenir Cinlerin dalgıçlarına da Kızıldeniz’ den  inci ve mercan çıkarttırıyordu.

CİNLER İNSANLARI ÇARPARLAR MI ?

 
Bakara Suresi    Ayet : 275     Sayfa : 48
“Faiz yiyenler, mahşer günü kabirlerinden, cinlerin çarptığı kişiler gibi kalkarlar”
Cinler bir nevi yelden ibarettir. İnsan ise sürekli nefes alır verir, bu yüzden cinler herhangi bir yerinden insan bedenine girerler. Bu şekilde vücudun herhangi bir organına rahatça tesir eder. Cinler ateşin duman tarafından yaratılmıştır. Duman ise insan vücuduna rahatlıkla girebilir. Sigara dumanının girmesi gibi. Ekseriyetle beyine yerleşirler. Çünkü oradan diğer uzuvlara kolay etki edebilirler. Hastanın dilinden konuşan bazı cinler de beyinde olduklarını haber verirler. Cinler beyine girip orada yerleştikleri gibi Vücudun herhangi bir yerine de yerleşebilirler. Ağrı ve sancıya sebep olurlar. Cinler, bazı insanların beynine manyetik akım verirler. O manyetik akım insanın enerji ve elektrik üreten sistemini bozar. Artık o insanın rolantı bozulmuş demektir. Vücudun bazı organlarına elektrik gitmez. İnsanın sinirlerine, beyin sistemine tesir eder. Bu sefer vücudun ürettiği enerji ve elektrik akımı düzensiz hale gelir. En gelişmiş rontgen makinelerinin çekemediği, tesbit edemediği manyetik yaralar ve ağrılar ortaya çıkar. Manyetik akım zamanla hücre düzenine tesir eder. Biyolojik bazı rahatsızlıklara yol açar. Kişi artık psikolojik bir hasta durumundadır. 
Bu gibi durumlarda kabiliyetli olup, elinde gözlerinde manyetik yoğunluğu olan kişiler, insanların hangi bölgelerinin hassas olduğunu, menfez ve kanalların nerede bulunduğunu, hangi yerden akım aldığını tespit ederler.
 B : Cin carpan insanda uyurken olan rahatsızlıklar şunladır:
1. Uzun süre sağ sola döner uyuyamaz ancak, iyice dinlendikten sonra uyuyabilir.
2. Çok korkunç rüyalar görür. Rüyasında muhtelif hayvanlar görür. 

Uykuda çok ağlar, çok güler veya çığlık atar. Uyurken ah vah eder. 
3. Yüksek bir yerden düşüyormuş gibi olur. 

Rüyasında kendisini mezarlıkta pis yerlerde ve korkunç yerlerde görür.
CİNLERİN   VARLIĞINI   İSPAT   EDEN   AYETLERDEN   BAZILARI:
Netice itibariyle cinlerin varlığını ispat eden 28 ayetten müteşekkil cin suresi vardır. Ayrıca 14 surede 50'dan fazla ayet cinlerden bahseder

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...