28 Eylül 2012

DÜNYADA TÜRKLER


 
Cumhurbaşkanlığı forsu ve 16 yıldız 
 
ESKİ TÜRK DEVLETLERİ
BUYUK HUN
İMPARATORLUĞU
 
BATI HUN
İMPARATORLUĞU
AVRUPA HUN
İMPARATORLUĞU
AK HUN
İMPARATORLUĞU
GÖKTÜRK
İMPARATORLUĞU
 
AVAR
İMPARATORLUĞU
HAZAR
İMPARATORLUĞU
UYGUR
DEVLETİ
 
KARAHANLILAR  GAZNELİLER BÜYÜK SELÇUKLU
İMPARATORLUĞU
HARZEMŞAHLAR
ALTINORDU
DEVLETİ
 
BÜYÜT TİMUR
İMPARATORLUĞU
BABÜR
İMPARATORLUĞU
OSMANLI
İMPARATORLUĞU
 

YENİ TÜRK DEVLETLERİ ve MUHTAR CUMHURİYETLERİ

29 Mayıs 1936 tarihinde kabul edilen Türk Bayrağı Kanunu ve 1937 yılında yürürlüğe giren Bayrak Kararnamesi ile Türk Bayrağı en son ve en güzel seklini almiıştır.  
 TÜRKİYE CUMHURİYETİ        
AZERBAYCAN  KAZAKİSTAN  TÜRKMENİSTAN  KIRGIZİSTAN ÖZBEKİSTAN 
K.K.T.C. BAŞKURDİSTAN ÇEÇENİSTAN ÇUVAŞİSTAN  HAKAS CUMHURİYETİ
KIRIM YAKUTİSTAN TATARİSTAN TUVA ABHAZYA
ADIGE CUMHURİYETİ KUZEY OSETYA BATI TRAKYA
TÜRKLERİ
DAĞISTAN DAĞLIK ALTAY
DOĞU TÜRKİSTAN GAGAUZ KARAKALPAKİSTAN IRAK TÜRKMENLERİ İNGUŞYA CUMH. 
KABARTAY-BALKAR KALMUK CUMH. KARAÇAY-ÇERKES MOĞOLİSTAN TACİKİSTAN

27 Eylül 2012

DÜNYA'YI ETKİLEYEN GÜNEŞ OLAYLARI

DÜNYA'YI ETKİLEYEN GÜNEŞ OLAYLARI
Hesaplara göre Güneş'imiz, normal bir Ana Kol Yıldızı olarak, bir 5 milyar yıl daha dayanacak kadar hidrojene sahiptir. Ama bu dönemin sonunda mutlaka bir nükleer kabuk kaynağı oluşturacak ve Kırmızı Dev Yıldız olmak için değişmeye başlayacaktır. Astronomi açısından çok kısa bir zaman içerisinde, Güneş'in kızgın diski, gökyüzünün büyük bir bölümünü kaplayacaktır. Okyanuslar kaynamaya başlayacak ve yeryüzünde hiçbir hayat kalmayacaktır.
Dünya, kendi ekseni etrafında yekpare bir şekilde döndüğü halde, Güneş, bu dönüşü, parça parça gerçekleştiriyor. Güneş, ekvator bölgesi dönüşünü 26 günde tamamlarken; kutuplar için bu süre 30 gün. Merkez ve ışınım bölgesi ise, dönüşlerini, tek vücut halinde 28 günde tamamlıyorlar. Gökbilimciler, dönüş süresi bakımından, iç ve dış tabakalar arasında oluşan bu farkın, Güneş'in manyetik alanını oluşturduğu görüşündeler. Elektrik akımlarının, iletken durumdaki sıcak gazlar arasından geçerken, oluşturdukları manyetik alan çizgileri de, iç bölgeleri aşıp, ışıkküreyi de delip geçer. Güneş'i, güney ve kuzey kutupları olan; Dünya'nınkinden 100 kat daha güçlü bir mıknatıs haline getirirler. Güneş etkinliklerinin birçoğu, bu manyetik alanın etkisiyle ortaya çıkar. Bu etkinliklerinin önemli bir bölümü, kendilerini taç kısmında belli eder.
Güneş rüzgarı
GÜNEŞ RÜZGARLARI
Taç kısmındaki parçacıkların, Güneş'in yıldızlararası boşluğa uzanan manyetik alan çizgileri boyunca akması sonucu, Güneş rüzgarları oluşuyor. 400 km/s hızla ilerleyen elektronlar ve protonlar, Güneş rüzgarının Dünya atmosferine yaklaştığı zamanlarda, gezegenimizin manyetik alanı tarafından hapsedilir ve atmosfere doğru çekilirler.
Atmosferdeki atomlar, bu yüksek enerjili parçacıklarla etkileşime girerek, enerjilerini soğururlar. Sonra da, renkli ışık geri salarak, kimi zaman muhteşem bir renk ve ışık dansı olarak bizlere yansıtırlar. Kuzey yarımkürede gerçekleştiğinde, Aurora borealis adını alan bu Dünya - Güneş ortak yapımı gösteri, gökyüzüne bakıp tanık olunabilecek büyüleyici bir olay.
GÜNEŞ LEKELERİ
5000 km genişliğinde bir Güneş lekesi
Güneş lekeleri, manyetik alanın gözle görülür etkilerinin, en uzun zamandır (2000 yıl öncesinden beri) bilinen örneklerinden biridir. Büyükleri değişken olmakla birlikte, en büyüklerinin çapı, yaklaşık 50.000 km kadardır. Ortalama olarak birer Dünya boyutundaki bu lekelerin bir kısmını çıplak gözle görmek mümkün. Işıkküre üzerinde küçük, karanlık alanlar olmalarının nedeni, gerçekten koyu olmaları değildir. Ancak, üzerinde yer aldıkları ışıkküreden, daha düşük sıcaklığa sahip olmalarıdır. Bunun da nedeni, yine kuvvetli manyetik alanlardır.

Lekeler, güçlü manyetik alan bölgelerinde ortaya çıkıyor. Bu bölgelerin nispeten soğuk olmasının nedeni, manyetik kuvvetlerin, alt tabakadaki konveksiyon bölgesinde bulunan sıcak gazların yukarıya çıkmasını engellemesidir. Genellikle, gruplar halinde ortaya çıkan lekelerin ömrü, birkaç saatten birkaç aya kadar değişiyor.
Güneş lekelerinin belirli bölgelerde ve belirli aralıklarla artıp azalan sayıları, Güneş'in etkin bir dönemde olup olmadığının, en büyük ipucunu sağlar. Manyetik etkinliğin çok olduğu dönemler, doğal olarak lekelerin de sayılarının artığı dönemlere karşılık geliyor.
Güneş lekeleriyle ilgili kaynakların geçmişi, (İÖ 1. yy)da Çin'e uzanıyor. 17. yy başlarında teleskopla görülmüş olmalarına rağmen Alman gökbilimci Samuel Schwabe, 1826'da kayıt tutmaya başlayıncaya dek, kimse sistematik bir sayım yapmadı. 1843'e gelindiğinde Schwabe, yaklaşık on yıllık bir dönemde, lekelerin sayısının, minimumdan maksimuma çıkıp, yeniden minimuma indiğini açıklayacak kadar kendine güveniyordu.
1915'e gelindiğinde ise, Amerikalı gökbilimci George E. Hale ve Kaliforniya'daki Mount Wilson Gözlemevindeki meslektaşları, lekelerin genellikle çiftler halinde görüldüğünü, Güneş'in ekvatoruna aşağı yukarı paralel dizildiklerini ve her çiftin iki yarısında da, zıt manyetik kutupluluk olduğunu gösterdi. Ayrıca, Güneş'in kuzey yarıküresindeki tüm leke çiftlerinin aynı yönelimde, güney yarımküredeki tüm çiftlerin de buna zıt yönelimde olduğunu saptadılar. Açıkça görüldüğü üzere, lekelerin düzeni, Güneş'in kuzey-güney ana manyetik alanının iç tarafından doğrudan etkileniyor.
Ortalama olarak 11 yılda bir, Güneş'in genel manyetik kutupluluğu tamamen tersine çevriliyor. Kuzey manyetik kutbu, güney kutbu olurken, güney kutbu da, kuzey kutbuna dönüyor. Dolayısıyla Güneş'in başlangıçtaki yönelimine döndüğü tam bir manyetik Güneş çevrimi, ortalama 22 yıl alıyor. Sürecin tümünü hiç kimse tam olarak anlamıyor. Güneş lekesi döngüsünün insan yaşamı üzerinde doğrudan etkileri olduğuna ilişkin kanıtlar olması nedeniyle, bu belirsizlik talihsiz bir durum. Maunder minimumu dönemini, göz önüne alın. Kayıtlar 1645-1715 arasındaki ürkütücü dönemde, Güneş yüzeyinde hiç leke olmadığını gösteriyor.
O dönemdeki pek çok Güneş bilimcisi gibi Eddy de, Güneş leke sayılarındaki değişimlerin Yer iklimiyle ilişkili olduğu konusunda ikna olmamıştı. 70 yıl süren minimum döneminde, ağaçların büyüme halkaları üzerindeki veriler inceledi. Bu ağaçlar, söz konusu dönemden önceki ve sonraki dönemlere ait ağaçlardan dikkat çekici ölçüde daha fazla karbon 14 içeriyordu. Bu da, o dönemde Dünya'ya daha yüksek miktarlarda kozmik ışınım ulaştığı anlamına geliyordu. Manyetik açıdan etkin Güneş, aldığımız kozmik ışını azaltıyor. Dolayısıyla Eddy, arada bir bağlantı olduğusonucuna vardı. Eddy'nin araştırması, 1460-1550arasında bir diğer Güneş lekesi kıtlığına dikkat çekti. Bu olayı, Maunder'in tarihleriyle yan yana getiren uzmanlar, bu uzun süren minimum dönemlerinin, Avrupa'da ve diğer yerlerde Küçük Buzul Çağı (1400-1850) olarak bilinen, çok soğuk dönemle çakıştığını fark ettiler. Güneş lekelerinin sayısındaki değişiklik, insanların yaşamı için önemli olan çeşitli olgulara da yansır. Güneş lekelerinin en büyük değerlerini aldığı yıllarda ağaçların daha hızlı büyüdüğü bilinmektedir. Güneş lekelerinin sayısı ile buğday fiyatları arasında da, benzer korelasyon var gibidir. Güneş lekeleri ne denli küçükse, buğdayın fiyatı o denli yüksek olmaktadır. Bu durum, zayıf Güneş lekeleri yıllarında daha az buğday yetiştiği için fiyatın yükseldiği iddia edilerek açıklanabilir.
GÜNEŞTEKİ PATLAMALAR
1991 ile 1995 arasında Güneş patlamalarındaki değişiklikler(en sağdaki 1995, en soldaki 1991)
Güneş yüzeyinde gerçekleşen en şiddetli olaylar, ani patlamalarla ortaya çıkan Güneş parlamalarıdır. En büyük patlamalar, tümü 10 ila 1000 saniyelik bir zaman diliminde patlayan milyarlarca megatonluk TNT'ye, ya da milyonlarca hidrojen bombasının enerjisine eşdeğerdir.
Güneş etkinliğinin, üst düzeyde olduğu dönemlerde, sayı ve şiddetleri artan parlamalar ortaya çıkar. Bu durumda, sıcaklığı 10 milyon ºC yi bulabilen madde, görünür ışığın yanı sıra, büyük miktarda morötesi ışık ve X- ışını da yayar.
Tahminen Taçtaki bir ya da birden çok manyetik alan halkası, kırılma noktasına kadar gerilip, yeni bir biçim alırken; dışarıya bir anda elektrik akımları salındığında, Güneş patlamaları oluşuyor. Işınım ışık hızıyla yol alarak, Dünya'ya 8 dakikada ulaşıyor. Telsiz haberleşme sistemleri ile deniz ve hava seyir sistemlerini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Patlamaların küçük bir yüzdesi de, uydularda arızaya neden olabilen yüksek enerjili ve çok hızlı hareket eden protonlar fırlatıyor.
Uzmanlar ancak birkaç on yıldır, Güneş patlamaları üzerinde ölçüm yapıyorlar. Buna göre şimdiye dek gözlenmiş en güçlü X- ışını patlaması, Kasım-2003'te kaydedildi.
TAÇ(KORONAL) KÜTLE ATIMI(TKA)
Güneş'in halesinden, yani Güneş tacından, saatte milyonlarca km. hızla, milyarlarca ton elektrik yüklü parçacık kaçıyor. Bu devasa bulutlar, Dünya'nın koruyucu manyetosferine çarptığında, manyetik alan çizgilerini sıkıştırıp, Dünya atmosferinin üst katmanlarına, trilyonlarca vat güç yüklüyorlar. Bu da, büyük kesintilere yol açacak şekilde, elektrik hatlarına aşırı yük bindirebiliyor. Ve Dünya çevresindeki yörüngelerde bulunan araçlara, zarar verebiliyor. Güneş patlamaları ve TKA, genellikle bir arada gerçekleşiyor. 2003 Ekim ayında, ard arda meydana gelen TKA, aygıtların erken uyarısı ile gezegenimizde çok az hasarla atlatıldı. Atmosfer o denli elektrik yüklüydü ki, kuzey ışıkları, ta güneyde, Akdeniz'de bile görünüyordu. 1989'da şiddetli bir TKA Dünya'yı vurduğunda, Quebec'te yüksek gerilim ağını çökerterek, yaklaşık 7 milyon kişiyi elektriksiz bırakmıştı.
Normal koşullarda TKA'nın Dünya'ya ulaşması, 1 ila 3 gün sürüyor. Tetikleyen mekanizmanın bilinmemesi nedeniyle, TKA'nın ne zaman meydana geleceği ya da oluşup oluşmayacağını öngörmek mümkün değil. Uzay meteorologları, en azından TKA'nın hızı ve manyetik yönelimleri ile ilgili olarak da önceden uyarı alıyor. Bir TKA'nın manyetik kutupluluğu, yolculuğu sırasında değişebiliyor. Kutupluluğu Dünya'nınkinin zıddıysa, çarpışma da en büyük elektrik yükü üretiyor. Uzmanlar TKA, ACE adlı bir uydunun yanından geçtiğinde ve çarpışmaya ancak bir saat ya da daha az bir süre kala bu verileri alıyor.
Tüm bu gelişmelere bağlı olarak ABD Uzay Çevre Merkezi, hem yeryüzündeki hem de yörünge üzerindeki Güneş teleskoplarından aldığı verileri topluyor. Güneş'in Dünya yönüne attığı her plazma topunu, Güneş Hava Tahminleri raporuyla web de duyuruyor.
Nahide İç
Kaynaklar:
1) George Gamow, Güneş Diye Bir Yıldız, çev. Gülen Aktaş, Reşit Canbeyli, İstanbul, 1982.
2) National Geographic, Temmuz 2004.
3) Bilim ve Teknik, Aralık 2003.

ASTROFİZİĞİN ROSETTA TAŞI (*): "GÜNEŞ"


ASTROFİZİĞİN ROSETTA TAŞI (*): "GÜNEŞ"
 
Çap: 1.400.000km(yaklaşık 110 Dünya çapı)
Hacim:1.300.000 Dünya hacmi
Kütle: 1,99× 10³³g
Merkezde yoğunluk: 150 g/cm³
En dış tabaka yoğunluğu: 1×1015 g/cm³
Kendi çevresinde dönme süresi: 25 gün (ekvator bölgesinde)
Dünya'ya uzaklığı
: 150.000.000 km
Merkez sıcaklığı: 15.000.000 °C
Yüzey sıcaklığı: 6000 °C
Güneş, gece gökyüzünde çıplak gözle görülebilen 6000 yıldızdan, bize en yakın olan ve geceleyin göremediğimiz bir yıldız. İçine bir milyon Dünya'nın rahat rahat sığacağı kadar büyük. Ayrıca o kadar yoğun ki, tek bir foton (temel ışık enerji birimi), bir atom parçacığına çarpmadan, 1 mm'nin küçücük bir bölümü kadar bile ilerleyemiyor. Bugün gördüğümüz Güneş ışınları, Güneş'in merkezinden çıktıkları yolculuklarına son Buzul Çağı'ndan önce başladılar. Işık Küre'nin içinden kendilerine yol açmaları, yüz binlerce yıl sürdü. Ve ancak bundan sonra, uzayda 8 dakika süren 150 milyon kilometrelik yolculuklarını tamamlayıp gözlerimize ulaşırlar.
Güneş, genel yıldız sınıflamasında, G türü denilen sarı cüceler arasında o denli yaygın bir tür ki; sadece Samanyolu'nda, bu güneşlerden 100 milyar tane var. Güneş, yaşamımızın sürmesini sağlayan tüm enerjilerin kaynağı; havanın, iklimlerin belirleyicisi ve evrene enerji veren süreçleri işleten güç.
Tahminen 4,6 milyar yaşındaki termonükleer reaktörü(Güneşi), bilim adamları ancak son 20 yıldır gerçekten anlamaya başladılar. La Palma'da, 1 metre çapındaki İsveç Güneş Teleskopu'yla yaptığı gözlemlerle yüksek çözünürlük konusunda rekor kıran Scharmer:
"Güneş, astrofiziğin Rosetta Taşı. Ancak şifresini tam olarak çözebilmiş değiliz" diyor. (*)
GÜNEŞ'İN YAPISI VE İŞLEVİ
Kütlece %74 kadarı hidrojen, %25 kadarı helyum, kalanı da daha ağır elementlerden oluşan Güneş, tümüyle ne katı, ne sıvı, ne de gaz. Gaz atomlarının, yeterince yüksek sıcaklıklarda iyonlaşmalarıyla oluşan ve maddenin dördüncü hali olarak tanımlanan "plazma" yapısında. Maddenin plazma halinde atomlar, serbest elektronlar ve iyonlara ayrışır. Maddeyi bu hale getiren yüksek sıcaklık, yüksek voltaj ya da yüksek basınçtır. Milyonlarca derecedeki bir sıcaklık, çekirdek çevresinde dolanan elektronları hızlandırır. Elektronlar öyle hızlanır ki, protonların çekim etkisinden kurtulurlar. Güneş' te plazma, yüzeye yakın bölgelerde seyrek ve gazsı özellikteyken, merkeze yakınlaştıkça yoğunlaşıyor.
Güneş'in yüzeyi yoktur. Atmosferi incelerek Dünya'ya ve daha ötelere uzanıyor. Elektromanyetik etkinlik açısından Güneş, tam bir karmaşa. Dünya'da elektrik ileten madde sayısı çok az. Güneş'te ise nötr atomlarının uyarılması nedeniyle hemen her şey çok iletken. Çok güçlü ısı ve ışınım enerjileri, elektronları atomlarından kaçabilecekleri noktaya kadar uyarıp, pozitif(+) yüklü çekirdekler ile serbest negatif elektronlardan oluşan, foku fokur kaynayan bir çorba meydana getiriyor. Yani, elektrik akımını, bakır tel kadar kolay iletebilen ve gazsı bir karışım olan plazma.
Elektrik yüklü her nesne gibi, plazma da, hareket ettiğinde, manyetik alanlar üretiyor. Bu alanlar yön değiştirdikçe, daha fazla akım oluşuyor. Sonuçta bu da, daha fazla manyetik alan meydana getiriyor.
GÜNEŞ'İN ÇEKİRDEĞİ(MERKEZİ)
Merkez (çekirdek) bölümü, Güneş'in yakıt kazanı; tüm enerjisinin üretildiği yer. Yarıçapı, Güneş'in yarıçapının ¼ 'ü kadar. Sıcaklığı, yaklaşık 15 milyon °C. İçerdiği malzeme de, çok sıkı paketlenmiş; yani çok yoğun durumda. Böylesine yüksek sıcaklık ve yoğunluksa, nükleer tepkimelerin gerçekleşmesi için ideal koşulları sağlıyor. Yüksek ısıya maruz atomlar, yapılarını koruyamayıp bileşenlerine; proton, nötron ve elektronlarına parçalanıyorlar. Nötronlar, yüksüz olmaları nedeniyle, çevre atomlarla fazla etkileşime girmeden, merkezden hızlı bir biçimde 'sıvışırken', (+) yüklü protonlarla (-) yüklü elektronlar merkezde kalıp, Güneş'e enerji üretecek tepkimeleri(reaksiyonları) gerçekleştiriyorlar. Yüksek sıcaklıkla, fitilleri ateşlenmiş, yani gerekli ısı enerjisiyle donanmış bu kazan dairesi işçileri, sağa sola koşturup, birbirleriyle çarpışmaya başlıyorlar. Tabii yüksek yoğunluk ortamı, bu işi kolaylaştırıyor. Farklı parçacıkların, farklı kombinasyonlarla çarpışıp birleşmeleriyle gerçekleşen nükleer "füzyon tepkimelerinin" sonucunda enerji oluşuyor.
GÜNEŞ'TE ÇEKİRDEK KAYNAŞMASI(FÜZYON)
Tüm yıldızlar gibi Güneş'te, kütle çekiminin etkisiyle sürüklenen gaz ve tozların girdap halinde dönerek bir küre oluşturmasıyla meydana geldi. Kütle gittikçe büyürken, merkezdeki hidrojençok büyük bir basınçla sıkışır. Sonunda, hidrojen çekirdeklerinin bir araya gelerek, çok aşamalı bir tepkimede helyuma dönüşeceği bir füzyon tepkimesini tetikler. Ortaya çıkan çekirdekler, onları oluşturan birleşimdeki hidrojen çekirdeklerinden daha az kütleye sahiptir. Bu kütle farkı, Einstein'ın ünlü; E = mc2 formülüne göre enerjiye dönüşüyor.
Bu enerjinin büyük bölümü, gamma ışınları biçiminde ışık olarak taşınıyor. Ki bu, elektromanyetik ışınımın en şiddetli dalga boyudur. Ancak, Güneş'in çekirdeğinin yoğun olması nedeniyle fotonlar, atomlara çarparak saçılıyor ya da soğuruluyor ve yeniden yayılıyor. Foton, Güneş yüzeyine ulaşana dek geçmesi gereken 700.000 kilometrelik yolda ilerlerken o kadar çok enerji harcıyor ki; büyük bölümü görünür ışık olarak adlandırdığımız oldukça önemsiz bir ışınım olarak açığa çıkıyor. Nitekim merkezin hemen üzerindeki bölgede; (Güneş yarıçapının içten dışa doğru % 25'lik kısmından başlayıp, % 85'lik kısmına kadarki bölge), ışınım bölgesi(radiation zone) olarak adlandırılıyor. Bu bölgenin sıcaklığı, merkeze göre daha düşük; ortalama 5 milyon °C kadar.
1950'li yıllarda füzyon modeli doğrulanmıştır. Ancak füzyon sürecinde üretilen ve nötrino denilen, atomdan daha küçük hayaletimsi parçacıklar daha sonra fark edilmiştir. Araştırmacıların onlarca yıl süren araştırmalarına göre, her gün Dünya 'ya çarpması gerektiği öngörülen nötrino miktarının, yalnızca üçte birini saptayabiliyorlardı. Sonunda üç yıl önce, Japonya ve Kanada'daki tesisleri de içeren uluslararası düzeyde dikkate değer bir çaba gösterildi. Ve kayıp nötrinoların, mutasyon geçirip farklı türlere dönüştüğü kanıtlanarak problem çözüldü.
GÜNEŞ'İN YÜZEYİ YOK
Işınım bölgesinin üzerindeki konveksiyon bölgesi de, Güneş yarıçapının % 85'ine karşılık gelen bölgeden başlayarak yüzeye kadar uzanıyor. Bu nedenle ışınımla iletim hızı ciddi biçimde düşüyor. Bu yeni iletim biçimindeyse, ışınım bölgesi bitimi ve konveksiyon bölgesi, başlangıçtaki görece sıcak maddenin yükselerek, daha soğuk malzemenin tabana çökmesi söz konusu. Bölge bitimine ulaşan sıcak madde, yeniden serinleyerek aşağı çöküyor. Çökünce yeniden ısınıyor, ısınınca yeniden yükseliyor vs. Bu döngünün oluşturduğu dikey enerji iletimi, ışınımla iletime kıyasla çok daha dolaysız ve hızlı. Enerjinin bu yolla bölgenin sonuna ulaştırılması, bir haftadan biraz uzun.
IŞIKKÜRE
Buradan, Güneş yüzeyi olarak betimlenen bölgeye; ışıkküre'ye(fotosfere) geliyoruz. Ancak Güneş'e baktığımızda, gazların birden yoğunlaşarak, saydamlığını neredeyse tümüyle yitirdiği, yaklaşık 500 km kalınlıkta bir sınır bölgesi var. Bir yüzey olarak algıladığımız bu bölge, aynı zamanda Güneş'e bir filtreyle baktığımızda gördüğümüz disk : bir tür hayali yüzey. İçerdiği gazın yoğunluğu da, öyle düşük ki; Dünya'nın deniz düzeyindeki atmosfer basıncının 10 binde 1'ine karşılık geliyor. Enerji, ışıkküre içinde de, ışınım yoluyla iletiliyor; çünkü burada bulunan gazın yoğunluğu, atomların enerji soğurup, sonra da salmalarına elverecek ölçüde incedir.
RENKKÜRE
Güneş atmosferinin, 'tabanı' sayılan ışıkkürenin hemen üzerindeki bölgeyse renkküre (kromosfer). Yaklaşık 2000 kilometre kalınlığındaki bu tabakada, enerji yine ışınımla iletiliyor. Hidrojen atomları, ışıkküredeki enerjiyi soğurarak, çoğunu hidrojen - alfa ışığı olarak bilinen, kırmızı ışık halinde yayıyorlar. Bu durumda, renkküreyi görmenin en iyi yolu, Güneş'in diğer bütün dalga boylarındaki ışığını devre dışı bırakan, filtrelerden yararlanan teleskoplar kullanmaktır. Tam Güneş tutulması da, bu ince kırmızımsı tabakanın görülmesine olanak sağlıyor. Renkkürenin bir özelliği de, sürekli biçim değiştiren, tırtıklı yapıdaki dış yüzüdür.
GÜNEŞ TACI(KORONA)
Sıranın sonunda, Güneş atmosferi olarak betimlenecek taç (korona) kısmı var. Parıltısı, ışıkküreninkine kıyasla çok daha düşük olan bu bölgeyi çıplak gözle ancak Güneş tutulması sırasında görebiliyoruz. Taç'ı görmenin bir yolu da, Güneş diskini perdeleyen özel bir aygıt olan koronagraftan yararlanmak.
Taç kısmı, birçok ilginç özellik gösteriyor. Bunlardan biri, normalde Güneş'in iç kısımlarından dışarıya doğru düşme eğilimi gösteren sıcaklığın, burada birden 2 milyon°C'ye kadar fırlaması. Bu ani sıcaklık artışının kanıtlarından biri, salınan elektromanyetik ışınım ve yüksek derecede iyonlaşmış atomların varlığı. Bu tür atomların oluşmasıysa, sıcaklığın milyon derece düzeylerine bağlı. Bu yüksek sıcaklığın bir nedeninin, Güneş'in manyetik alanıyla ilgili olabileceği düşünülüyor. Ancak nedenler hala tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değil.
Bu bölümden salınan enerji, çok farklı dalga boylarındadır: Uzun dalga boylu radyo dalgalarından, kısa dalga boylu X-ışınlarına kadar değişir. Burası, Güneş'in X-ışını yayını yapabilmesine izin verecek sıcaklıktaki tek bölge. Dünya atmosferine giremeyen bu ışınları görüntülemekse ancak uzay teleskoplarıyla mümkün.
Taç kısmının önemli özelliği de, Güneş'in manyetik alanının etkisiyle yer yer farklı şekillere girebilmesi. Bunlar, Güneş'in etkinliğiyle ilgili olarak bize önemli bilgiler sağlayan ipuçlarıdır.
(*)Rosetta Taşı, üstündeki yazılarla, Mısır hiyeroglif yazısının çözülmesini sağlayan taş.
Nahide İç
Kaynaklar:
1) George Gamow, Güneş Diye Bir Yıldız, çev. Gülen Aktaş, Reşit Canbeyli, İstanbul, 1982.
2) National Geographic, Temmuz, 2004.
3) Bilim ve Teknik
, Aralık 2003.  

EVRENİN İLK HALİ:"MÜKEMMEL SIVI"



EVRENİN İLK HALİ: "MÜKEMMEL SIVI"

Amerika'nın Enerji Bakanlığı'na bağlı, Brookhaven Ulusal Laboratuarı'nda, Relativistic Ağır İyon Çarpıştırıcısı'nda (RHIC), araştırma yapan 4 bilim grubu, şu açıklamayı yaptılar:
"Atom çekirdeğinin temel parçacıkları olan kuarklar ve gluonlardan, maddenin daha sıcak ve daha yoğun bir halini elde ettik. Ancak bu, sanılandan biraz farklı ve dikkate değer bir durum ortaya çıkardı. RHIC'in, ağır iyon çarpıştırıcısında, ortaya çıkan bu madde, beklenenin aksine, serbest kuark ve gluonların, 'gaz halinde' değil, daha çok 'sıvıya benziyor'." Dr. Orbach:
"Asıl şok edici olan ise, RHIC'de, altın iyonlarının çarpışmasından meydana gelen ve gazdan çok sıvıya benzeyen maddenin, bu yeni halinin, bize 'evrenin ilk mikrosaniyelerindeki derin içyapısını' gösteriyor olmasıydı. RHIC'deki işlemlere, büyük ilgi duyulmasının bir sebebi de; çarpıştırıcının sonuçları ile sicim teorisi metotlarını kullanan hesaplamalar arasında, bir bağlantı ortaya çıkması oldu. Sicim teorisi, Evren'in temel özelliklerini; 3 uzay+1 zaman boyutuna ilave olarak 10 boyut kullanarak açıklamaya çalışan bir yaklaşım teorisi." Dr. Orbach, sözlerine devam ediyor:
"RHIC çarpışmaları ve sicim teorisi, arasındaki ilişki, beklenmeyen ve coşku verici bir gelişmedir. Sicim teorisi, 21.yy fiziğinin, iki büyük entelektüel başarısını birleştirmeye çalışıyor: genel relativite (kütlesel çekim kuvveti) ve kuantum mekaniği. RHIC'deki bazı gözlemler, kuark-gluon plazması(QGP) ile ilgili teorik öngörülere, uygunluk göstermiştir. Kuark-gluon plazması (QGP), Big bang'den hemen birkaç mikrosaniye sonra, var olduğu farzedilen maddenin, bir çeşididir. Aslında birçok teorisyen, RHIC'nin, kuark- gluon plazma oluşumunu kanıtladığı, sonucuna varmışlardır. Her ne kadar bu konuda çalışanlar, kuark-gluon plazma oluşumunun basit modellerine dayanan eski teorik öngörülerle, deneysel veriler arasında çelişkiler olduğunu vurgulasalar da."
Brookhaven'a bağlı Yüksek Enerji ve Nükleer Fizik Laboratuarı yöneticisi Sam Aranson, şöyle diyor:
"Bizler, bu şekilde öngörülen bir plazma için, gereken ısıya; yani Güneş'in merkezinden 150.000 kez daha fazla sıcaklığa ve enerji yoğunluğuna ulaştığımızı biliyoruz. Haziran 2000'den 2003'e kadar süren fizik çalışmalarından elde edilen, RHIC verilerinin, analizine dayanan genel görüş, RHIC'deki altın iyonlarının çarpışmasından ortaya çıkacak maddenin, gazdan çok sıvıya benzeyeceği yönündeydi.
"Kanıt, ayrı ayrı çarpışmalardan üretilen binlerce parçacıktan alınan rastgele örneklerin ölçümlenmesiyle ortaya çıktı. Bu ölçümler gösterdi ki; parçalanan çekirdeğin oluşturduğu hacme göre değişen basınca, bir tepki olarak çarpışmada üretilen ve başlangıçta mevcut olan parçacıklar, kolektif hareket etmeye meyilliydiler. Elde edilen oluşum(sonuç), sıvı hareketinin özellikleri ile benzer olduğundan, bilim adamları, bu 'sonuç madde'nin, 'akışkan' olduğuna işaret ettiler. Her molekülü, rasgele hareket eden sıradan sıvıların aksine; RHIC'de oluşan sıcak madde; parçacıkları arasında yüksek derecede koordinasyon olan ve değişen çevreye doğru hareket eden, tek bir varlık gibi davranıyordu. Bir bakıma 'balık sürüsü' gibi bir model içinde hareket ediyordu." Sam Aranson diyor ki:
"Bu sıvı hareketi, neredeyse mükemmeldir. Ve hidrodinamiğin denklemleriyle açıklanabilir. Bu denklemler, teorik olarak mükemmel sayılan sıvıları tanımlamak için geliştirilmişlerdir. Mükemmel sıvılar, son derece düşük viskoziteye (yapışkanlığa) sahiptirler. Ve parçacıkları arasındaki, yüksek derecedeki etkileşime bağlı olarak, hızla termal dengeye ulaşırlar. RHIC bilim adamları, bu örneğin viskozitesini, tam olarak ölçmeyi başaramamışlardır. Ancak akan maddeyi nitelik olarak değerlendirdiklerinde, akışkanlığının çok yüksek, hatta ' kuantum mekanik limiti'ne yaklaştığı, sonucunu çıkarmışlardır.

"Tüm bu gerçekler, bizi şu şekilde ifadeye zorluyor: Kolektif etkileşimin derecesi, hızlı ısınma ve aşırı düşük viskozite, RHIC'de 'oluşturulan madde'yi, neredeyse 'mükemmel bir sıvı' yapıyor. Maddenin bu yeni halindeki enerji yoğunluğu, olağanüstü yüksektir. Hatta orta yoğunluktaki sıradan bir nükleer maddeden, çok daha yüksektir.Son gelişmeler, maddenin bu yeni halinin, 'kuark-gluon plazması'nın bir formu olma olasılığını değiştirmemiştir. Sadece bu form, daha önce düşünüldüğünden biraz daha farklıdır. RHIC'de gözlemlenen, kuark ve gluonlar arasındaki güçlü bağlantıdan sonra, standart hesaplamalarında, bu ilişkiyi göremeyen teorik fizikçiler, eski modellerini ve öngörülerini, yeniden gözden geçirmeye başladılar." Brookhaven Laboratuar Müdürü Praveen Chaudhari diyor ki:
"Evren'in, doğumundan sonraki, ilk birkaç mikro saniyede var olduğuna inanılan 'mükemmel sıvı'yı, Evren'in ilk koşullarını oluşturmaya çalışarak, laboratuar ortamında elde edebilmek, gerçekten çok hayret verici oldu. 4 RHIC çalışma grubu, araştırmanın, 4. ve 5. yıllarına ait verilerini toplayıp analiz ediyorlar. Ben yakın gelecekte, çok daha dikkat çekici açıklamalar yapılacağını umuyorum."

"KUARK- GLUON PLAZMASI"(KGP) NEDİR?

Bugüne kadar, RHIC(RELATİVİSTİK AĞIR İYON ÇARPIŞTIRICISI) deneylerinde çok ilginç sonuçlar üretilmişti.
Ancak çok azında, bu kadar özel bir sonuç ortaya çıktı: "maddenin yeni formu"
Gerçekte bu evren için yeni bir şey değildir. Ancak insanoğlu için yeni bir sonuçtur. "Kuark-gluon plazması(KGP)"nın, Bigbang'ten sonraki ilk saniyenin 1/10.000.000 anında; yani evrenin doğumu anında ortaya çıktığı düşünülüyor. Ayrıca, büyük ihtimalle, nötron yıldızları denen çok yoğun yıldızların çekirdeklerinde de "kuark-gluon plazması"(KGP) bulunuyor.
Maddenin bu yeni haline, "kuark-gluon plazması"(KGP)deniyor. İsminden de anlaşılacağı gibi KGP, kuark ve gluonlardan oluşan bir "çorba"; yani "plazma formu"dur.
Fizikçiler, RHIC çarpışmalarının, altın çekirdeğini çok fazla"ısıtıp-sıkıştırarak"; altın proton ve nötronlarını üst üste getirdiklerini ve kısa bir zaman içinde, "aşırı derecede bir enerji alanı" yaratılarak; bu alanda çok büyük sayıda kuarkların ve gluonların ortaya çıktığını ifade ediyorlar. İşte buna "kuark-gluon plazması" diyorlar.
Yandaki şemada bir faz geçişi görüyorsunuz. Kırmızı, mavi ve yeşil küreler kuarkları göstermektedir. Kuarklar ise, birbirine siyah çizgi ile gösterilen gluonlarla bağıldırlar. Başlangıçta kuark üçlüleri ve gluonlar, proton ve nötronların içinde paketlenmiş haldedir. Proton ve nötronlar bilindiği gibi, atomun çekirdiğinde bulunmaktadırlar.
Basınç ve ısı arttığında, piyon denen yeni parçacıklar artar. Bu parçacıkların, kuark ve antikuarklardan oluştuğu bilinmektedir. Sonunda şartlar faz değişimi için hazır hale gelir ve "kuark-gluon plazması" ortaya çıkar.
Önemli olan bir noktada şudur: kuarklar, gluonlar ve antikuarklar, normal zamanda sahip oldukları bağlardan serbest kalmışlardır ve biri diğeriyle serbestçe bağlanabilmektedirler.
Bir RHIC çarpışmasında KGP elde edilse de, bu plazma çok çabuk bir şekilde soğur, genişler ve hadronlarını oluşturmak için birleşir. Fizikçiler, KGP'nin ortaya çıkışını, doğrudan gözlemleyerek tespit edemezler. Çünkü KGP'nin yaşamı oldukça kısadır. Ancak çarpışmayla ortaya çıkan "parçacık yağmuru"na bakarak, KGP'yi saptayabilirler.
KGP üreten bir çarpışma, KGP üretmeyen bir çarpışmaya göre, çeşitli ve farklı oranlarda parçacıklar gönderir.
Bigbang sonrasında, evrenin soğuma aşamalarıyla ilgili bir zaman doğrusu, yukarıdaki grafikte gösterilmiştir. Grafiğin üstündeki mor alan, KGP'nin ortaya çıktığı bölümdür ve sıcaklık, 1.000.000.000.000 °C'nin üstündedir. Alt soldan başlayarak, evrenin gelişimini, 0,000000001. saniyeden bugüne dek inceleyebilirsiniz. Evren yaşlandıkça ve soğudukça; plazma, proton ve nötronları oluşturacak şekilde birleşir ki bu, "hadranizasyon aşaması"dır. Daha sonra çekirdek ve atomlar oluşur ki bu aşama, "nükleosentez aşaması"dır. Son olarak da, yaşamın ortaya çıkmasına imkan verecek olan, "atomlar ve moleküller" oluşur.
Kaynak: Brookhaven Ulusal Laboratuvarı internet sitesi, çev. Gökben Coşkun.

KUR'AN-I KERİM'DE ALEMLERİN YARATILIŞI



KUR'AN'DA 'ALEMLERİN(EVRENLERİN) YARATILIŞI'

O(Allah) ki, Arz'da ne varsa, tamamını sizin için yarattı. Sonra, Göğe yöneldi; 'yedi Gök'(Sema-evren) olarak onları düzenledi. Ve O, her şeyin Âlimidir.
[BAKARA (2)/29]
O(Allah), gökleri ve Arz'ı 'örneksiz yaratan'dır. O, bir işe karar verirse, ona sadece 'Ol' der, o da hemen oluverir.
[BAKARA(2)/117]
O(Allah) ki, gökleri ve Arz'ı hak olarak yarattı. O(Allah), o gün 'Ol' der, o da oluverir. O'nun sözü Hak'tır. Sur'a üfürüldüğü günde, mülk O'nundur. O(Allah), gaybın(gizli olanın) ve müşahede edilenin (gözlenenin) Âlimidir. O(Allah), hüküm-hikmet sahibi ve haberdar olandır.
[EN'AM(6)/73]
Muhakkak Allah, habbeyi(taneyi) ve çekirdeği patlatandır. O, diriyi ölüden, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah, böyledir. (Öyleyse) nasıl çevriliyorsunuz?

(Allah), aydınlığı infilak ettirip(patlatıp)- çıkarandır. Ve geceyi, sakin(dinlenme) kıldı. Güneş ve Ay'ın (hareketleri) 'hesap' iledir. Bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim(bilen) Allah'ın takdiridir.
 [EN'AM(6)/95–96]
O(Allah), gökleri ve Arz'ı 'örneksiz yaratan'dır. O'nun, nasıl oğlu olur? O'nun, bir eşi(arkadaşı) yoktur. O, her şeyi yarattı ve her şeyin Âlimidir.
[EN'AM(6)/101]
Muhakkak sizin Rabb'iniz, O Allah'tır ki, altı 'gün'de(devirde), gökleri ve Arz'ı yarattı. Sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). Geceyi, kendisini sürekli takip eden gündüzle örttü. Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları, emrine boyun eğdirdi. 'Yaratma' da, 'emir' de, (Allah'ın) değil midir? Alemlerin Rabb'i olan Allah ne kutsaldır.
[ARAF(7)/54]
Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı 'her şeyin melekûtu'na(en temel yapıtaşı-özü-ruhu) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? (En temel yapıtaşı-özü-ruhu olan 'melekût'a ulaştıklarında), onların ecellerinin yaklaştığı umulur. Ondan(melekûttan) sonra hangi söze inanacaklar?
 [ARAF(7)/185]
Sana 'Saat'in (Kıyamet'in) ne zaman demir atacağını (geleceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini Allah'tan başkası ifşa etmez. 'Gökler-Arz'(evrenler), ağırlaştı(kritik kütleye yaklaştı). Saat(Kıyamet), size ansızın gelir." Sanki sen, (Kıyamet'in vaktinden) haberdarmışsın gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler."
[ARAF(7)/187]
Muhakkak sizin Rabb'iniz olan Allah, gökleri ve Arz'ı 'altı gün'(altı devir)de yarattı. Sonra, Arş'a yöneldi. İşleri, O yönetir. O'nun izni olmadan şefaatçi yoktur. İşte Rabb'iniz olan Allah, böyledir. O'na köle olun! Düşünmüyor musunuz?
[YUNUS(10)/ 3]
O'nun Arş'ı su üzerinde iken, amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için 'Gökler'i ve 'Arz'ı 'altı gün'(altı devir)de yaratan O'dur. Şayet sen onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, elbette Hakk'ı örtenler: "Bu, apaçık bir büyüden başkası değildir" derler.
[HUD(11)/ 7]
O Allah ki, gökleri ve Arz'ı yarattı ve Gök'ten su indirdi, arkasından onunla, sizin için rızk olarak, ürünler çıkardı. Ve O, emriyle denizde yüzen gemileri, sizin yönetiminize verdi. Ve ırmakları da sizin kullanımınıza sundu.
[İBRAHİM(14)/32]
'Gökler-Arz'(evrenler), başka bir 'Göklere-Arz'a (Cennet ve Cehenneme), dönüştürüldüğü gün(kıyamet günü) onlar, Tek ve Kahhar olan Allah için ortaya çıkacaklardır.
[İBRAHİM(14)/48]
Biz, gökleri, Arz'ı ve her ikisinin arasındakileri ancak hak olarak yarattık. Muhakkak o 'Saat'(Kıyamet) gelmektedir. (Öyleyse onlardan) güzel bir ayrılışla ayrıl.
[HİCR(15)/85]
Gökleri ve Arz'ı hak olarak yarattı. O, şirk koştukları şeylerden Yüce'dir.
[NAHL(16)/3]
Bir şeyi yaratmak istediğimiz zaman, o şey için sözümüz; 'Ol' demekten ibarettir. O da hemen oluverir.
[NAHL(16)/40]
'Göklerin ve Arz'ın bilinmeyeni-gizlisi Allah'a aittir. 'Saat'in(kıyametin) emri, ancak göz açıp kapama gibidir veya daha kısadır. Muhakkak Allah, her şeyi takdir edendir.
[NAHL(16)/77]
Hakk'ı örtenler görmediler mi muhakkak Gökler ve Arz 'bitişik'(aynı) idi, o ikisini 'ayırdık'. Ve her canlı şeyi, sudan kıldık(yarattık), iman etmiyorlar mı?
[ENBİYA(21)/30]
Ve O(Allah) ki, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yarattı. Her biri, bir yörüngede yüzerler.
[ENBİYA(21)/33]
O (Kıyamet) günü, Biz, 'Göğü'(Evren'i), kitabın sahifelerini dürüp-büker gibi bükeriz. (Büyük Patlama'yla) ilk önce yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (hiper karadelik tekilliğinde) iade ederiz. Bu, Bizim üzerimize bir vaattir. Elbette Biz, bunu yapacak olanlarız.
[ENBİYA(21)/104]
Onlar senden, azabın gelmesini acele istiyorlar. Elbette Allah, vaadine muhalefet etmez. Muhakkak, senin Rabb'inin katındaki 'bir gün', sizin saydığınız(yıllardan) 'bin yıl' gibidir.
[HAC(22)/47]
Allah, 'Göklerin-Arz'ın (evrenlerin) 'Nuru'dur. 'Allah'ın Nuru'nun misali, 'Oyuk' içinde bulunan bir 'Lamba' gibidir. Lamba, bir 'sırça' içerisindedir ve sırça, sanki  'incimsi bir yıldız'dır(nötron yıldızı). O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan 'mübarek bir zeytin ağacı'ndan yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da onun 'yağı', 'ışık verir'. (Bu), 'Nur üzeri Nur'dur. Allah, kimi dilerse onu, Kendi Nuru'na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimidir.
[NUR(24)/35]
O (Allah) ki, göklerin ve Arz'ın mülkü O'nundur. O, çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur. Her şeyi yaratmış, sonra da belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
[FURKAN(25)/ 2]
O (Allah) ki, gökleri ve Arz'ı ve ikisinin arasındakileri, 'altı gün'(altı devir)de yarattı ve sonra da Arş'a istiva etti(yöneldi). O Rahman ki, O'nu, (bundan) haberi olana sor!
[FURKAN(25)/59]
O kimseler düşünmüyorlar mı; Allah, gökleri, Arz'ı ve bu ikisi arasında olanları, ancak hak ile yaratmıştır. Ve (yarattıklarına) belirlenmiş bir süre (kılmıştır). Muhakkak insanlardan çoğu, Rablerine kavuşmayı örtüyorlar.
[RUM(30)/ 8]
Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder, sonra da siz, O'na döndürülürsünüz.
[RUM(30)/11]
O (Allah) ki yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder. Bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve Arz'da en 'yüce örnek' O'nundur. O, Aziz(üstün-şerefli) ve Hâkim'dir.
[RUM(30)/ 27]
(Allah), Gökleri(evrenleri) dayanak olmaksızın yarattı, siz onu görüyorsunuz. Sizi sarsmasın diye, Arz'a dağlar bıraktı ve orada her canlıdan yaydı. Biz Gök'ten su indirdik, böylece orada her kerim(güzel) çiftten bitki bitirdik.
[LOKMAN(31)/10]
O Allah ki, Gökleri, Arz'ı ve ikisinin arasındakileri, 'altı gün'(altı devir)de yarattı ve sonra da Arş'a istiva etti(yöneldi). Sizin O'ndan başka bir veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüp-anlamıyor musunuz?

Gök'ten, Arz'a doğru işleri O yönetir. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz 'bin yıl' miktarı(karşılığı) olan 'bir gün'de O'na yükselir.
[SECDE(32)/4-5]
Hamd, 'gökleri ve Arz'ı yaratan; ikişer, üçer ve dörder kanatlı(boyutlu) melekleri elçiler kılan Allah'a aittir. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi takdir edendir.
[FATIR (35)/1]
Güneş de, kendisi için (takdir edilmiş) olan, 'karar yeri'ne doğru akıp gitmektedir. Bu, Aziz ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.
[YASİN(36)/38]
Her şeyin 'melekût'u(en temel yapıtaşı-özü-ruhu) elinde bulunan (Allah), ne Yüce'dir! Sizin dönüşünüz O'nadır.
[YASİN (36)/83]
Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü, yıldızlarla donattık.
[SAFFAT (37)/6]
(Allah), gökleri ve Arz'ı hak olarak yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne; gündüzü de, gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O (Allah), Aziz(üstün-şerefli) ve Gafur(bağışlayan)'dır.
[ZÜMER(39)/5]
Göklerin ve Arz'ın anahtarları(şifreleri), O'nundur. Allah'ın ayetlerini örtenler; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.
[ZÜMER(39)/63]
Onlar, Allah'ın Hak Kadrini takdir edemediler. Oysa Kıyamet Günü Arz, tamamen O'nun kabzasındadır(elindedir). Gökler(evrenler) de, O'nun sağ eliyle, 'dürülüp-bükülmüş'tür. (Allah), onların koştukları şirkten, münezzeh ve Yüce'dir.
[ZÜMER(39)/67]
Elbette göklerin ve Arz'ın yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu anlamazlar.
[MÜ'MİN(40)/57]
Allah, Arz'ı sizin için bir karar yeri, Göğü bina yaptı. Size şekil verdi, şeklinizi de en güzel bir biçimde kıldı ve sizi güzel-temiz şeylerle rızıklandırdı. İşte Rabb'iniz olan Allah budur. Alemlerin Rabb'i olan Allah ne Mübarek'tir!
[MÜ'MİN(40)/64]
Sonra (Allah) oraya Göğe yöneldi, o duhan(gaz bulutu) halinde idi. Böylece (Gök) ve Arz'a dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" İkisi de: "İsteyerek(itaat ederek) geldik" dediler.

Böylece onları, 'iki gün'(iki devir)de, 'yedi Gök' olarak tamamladı ve her bir Göğe emrini vahyetti. Biz, 'Dünya Göğü'nü de lambalarla(yıldızlarla) süsleyip-donattık ve muhafaza ettik. İşte bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.
[FUSSİLET(41)/11-12]
Göklerin ve Arz'ın anahtarları(şifreleri) O'nundur. O, dilediğine rızkı yayar ve dilediğine de daraltır. Muhakkak O, her şeyin Alimi'dir.
[ŞURA(42)/12]
Göklerin, Arz'ın yaratılması ve onlarda her canlıyı türetip-yayması, O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya Kadir'dir.
[ŞURA(42)/29]
O(Allah) ki, her çifti yarattı. Sizin için gemilerden ve hayvanlardan biniyor olduğunuz şeyleri var etti.
[ZUHRUF(43)/12]
Göklerin, Arz'ın ve Arş'ın Rabb'i (olan Allah), onların nitelendirmelerinden uzak ve Yüce'dir.
[ZUHRUF(43)/82]
Biz, gökleri, Arz'ı ve ikisi arasında bulunanları, bir 'oyun ve eğlence' olsun diye yaratmadık.
[DUHAN(44)/38]
Allah, gökleri ve Arz'ı hak olarak yarattı. Öyle ki her nefis kazandıklarının karşılığını görsün. Onlara zulmedilmez de.
[CASİYE(45)/22]
Hamd, göklerin Rabb'i, Arz'ın Rabb'i ve Alemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir.
[CASİYE(45)/36]
Biz gökleri, Arz'ı ve ikisi arasında bulunanları, ancak hak olarak yarattık. Ve onlara, belirli bir ecel(süre) (kıldık). Hakk'ı örtenler, o korkutulup-uyarıldıkları şeyden yüz çevirenlerdir.
[AHKAF(46)/3]
Üzerlerindeki Göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve süsledik? Onda hiçbir 'çatlak-aykırılık' da yoktur.
[KAF(50)/6]
Andolsun Biz, gökleri, Arz'ı ve ikisi arasında bulunanları 'altı gün'(altı devir)de yarattık. Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
[KAF(50)/ 38]
'Sarmal yollar ve yörüngeler' sahibi Göğe andolsun!
[ZARİYAT(51)/7]
Biz Göğü kudretle bina ettik ve muhakkak onu 'genişletmekteyiz'.
[ZARİYAT(51)/47]
Ve Biz, her şeyden 'iki eş'(çift) yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
[ZARİYAT(51)/49]
Ey cin ve insan toplulukları, eğer göklerin ve Arz'ın sınırlarından nüfuz etmeye(aşıp-geçmeye) güç yetirebilirseniz, yapın! Nüfuz edemezsiniz, ancak bir "sultan"(üstün bir güç) müstesna.
[RAHMAN(55)/33]
O zaman ki Gök yarılır, 'yağ gibi kızarmış' olur.
[RAHMAN(55)/37]
O(Allah) ki, 'Gökleri-Arz'ı(evrenleri) 'altı gün'(altı devir)de yarattı ve sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). (Allah), Arz'a gireni, ondan çıkanı; Gök'ten ineni ve ona yükseleni bilir. Her nerede iseniz, Allah sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
[HADİD(57)/4]
Gökleri ve Arz'ı hak olarak yarattı. Size en güzel biçimde şekil verdi. Dönüş O'nadır.
[TEĞABÜN(64)/3]
O Allah ki, 'yedi göğü' ve 'Arz'dan da, onların mislini yarattı. Emir(hüküm), bunların arasında çokça iner. Bilmelisiniz ki, muhakkak Allah, her şeye Kadir'dir. Ve yine bilmelisiniz ki, muhakkak Allah, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
[TALAK(65)/12]
O (Allah) ki, Göğü 'yedi tabaka' yarattı. Rahman'ın yaratmasında, bir 'kontrolsüzlük-düzensizlik' göremezsin. İşte gözünü çevirip-bak! Yaratılışında aykırılıklar görüyor musun?
[MÜLK(67)/ 3]
Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü lambalarla (yıldızlarla) süsleyip-donattık. Bunları 'şeytanlar' için bir taşlama kıldık. Onlar için çılgın ateş azabı hazırladık.
[MÜLK(67)/5] 
Gök yarılıp-açılmıştır. Artık o gün o 'gevşeyip-zayıflamıştır'.
[HAKKA(69)/16]
Melekler ve Ruh(Cebrail), O'na(Allah'a), miktarı 'elli bin yıl' olan 'bir gün'de yükselir.
[MEARİC(70)/4]
O gün Gök, 'kızgın zeytinyağı' gibi.

Dağlar da, 'atılmış yün' gibi olur.
[MEARİC(70)/ 8–9]
Allah'ın, Göğü 'yedi tabaka' halinde nasıl yarattığını görmüyor musunuz?
[NUH(71)/15]
Yıldızlar 'söndürüldüğü' zaman!

Gök "çatlayıp- yarıldığı' zaman!

Dağlar 'kökünden sökülüp-patlatıldığı' zaman!
[MÜRSELAT(77)/8-10]
Sizi 'çift' yarattık.
[NEBE(78)/8]
Sizin üstünüzde '7 şiddetli(sağlam) Gök' bina ettik.

Parlayan-aydınlatan
bir kandil(Güneş) kıldık.
[NEBE(78)/12-13]
(O sırada) 'Gök açılmış ve kapı kapı olmuştur'.
[NEBE(78)/19]
Yaratılış bakımından 'siz' mi daha şiddetlisiniz, yoksa bina ettiği 'Gök' mü?
Onu yükseltti ve düzenledi.
[NAZİ'AT(79)/27-28]
Denizler 'tutuşturulduğu' zaman!

Nefisler 'birleştiği'(eşleştiği) zaman!
[TEKVİR(81)/6-7]
Gök 'soyulup-söküldüğü' zaman!
[TEKVİR(81)/11]
Hayır! Yemin ederim 'Hunnas'a (Karadeliğe)!
'Künnas'ın civarı'
na (kozmik süpürgeye-olay ufkuna)!
[TEKVİR(81)/15-16]
Gök 'çatlayıp-yarıldığı' zaman!
Yıldızlar 'dağılıp-saçıldığı'
zaman!

Denizler 'fışkırtıldığı' zaman!
[İNFİTAR(82)/1–3]
Göğe ve 'Tarık'a (burgulu yola) andolsun!

Nedir 'Tarık' bilir misin?

'Delik yıldız'dır(karadelik)!
[TARIK(86)/1–3]
'Dönüşümlü' olan Göğe andolsun!
[TARIK(86)/11]
'Çift'e(yarattıklarına) ve 'Tek'e(Allah'a) andolsun!
[FECR(89)/ 3]
De ki: "İnfilak'ın(patlamanın) Rabb'ine sığınırım!"

"(Bu patlamayla ortaya çıkan) yarattıklarının, şerrinden!"

"Ve çöktüğü zaman, karanlığın şerrinden!"
[FELAK(113)/1-3]

Silinmesin *T6952550267*DOSYA GÖNDERME FORMU(HUKUK)YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA ANKARADOSYAYA İLİŞKİN BİLGİLERMAHKEMESİKARAR TAR...